Meleran: Kayıp Krallık ***Rp Ekranı***
- khutai
- Kullanıcı

- Posts: 83
- Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
- Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
- Contact:
Khutai dizinin boşa çıkması ve üzerindeki baskının kalkmasıyla bir an boşlukta bulundu sanki.Bu his fazla sürmemişti ki kıçında bir sıcaklık hissederek içgüdüsel olarak ileri atıldı.Durup durum değerlendirmesi yapılacak zaman değildi ve Khutai derhal kendisini toplayarak üzerine gelen saldırıdan kurtulmak için harekete geçti.Zaten bu dövüşün bu kadar uzaması canına tak etmişti.
Khutai baltasını iki eliyle kavrayarak sol aşağıdan sağ yukarıya kılıcı karşılayacak şekilde hızla salladı.Tek düşündüğü bunun ardından bi kontra atak yapmaktı.
Khutai baltasını iki eliyle kavrayarak sol aşağıdan sağ yukarıya kılıcı karşılayacak şekilde hızla salladı.Tek düşündüğü bunun ardından bi kontra atak yapmaktı.
Horn ölüleri say!!!!!
Ã?rkekçe destek çıkarım belki diye kılıç kullanıcısına yaklaşırken, adamın yana atlayarak akreplerin önünden çekildiğini gördü Ulrak. şu anda koca kıskaçlar ve kocaman kuyruğun ucu onu gösteriyordu. Daha kötüsü nerede olduğunu bilmediği gözlerinin de onu süzdüğüne emindi.
Kocaman bir kuyruğu vardı hem de oldukça uzundu. Vücudunun çok ilerisine gitmeyeceğine emindi. Eğer özel bir mekanizma yoksa, ki bunların anormal bir şekilde büyüdüklerini gördükten sonra böyle bir şeyinde olması kuvvetle ihtimaldi, öncelikle kıskaçlarına dikkat etmesi gerekecekti. Yani kıskaçlarına çok yaklaşmadığı sürece o kuyruğun ona vuramayacağı normal şartlar altında kesindi. Peki ya o yüksekte duran kuyruk ilerliyorsa.
Ulrak bir akrebe birde akrebin kuyruğundan da küçük kılıcına baktı. Kılıçtan iyi anlardı ama kullanmasından anlamazdı. Sadece teori vardı aklının bir tarafında bulunan bilgiler. Herhalde kılıçların neden kestiğini açıklaması bu akrebi durdurmayacaktı yada elindeki kılcın ne tip savaşçılara uygun olduğunu söylemesi. Zaten biliyoruki bu hançerden biraz büyük kısa kılıcı gören her savaşçı onun ne mal olduğunu anlardı. Kısa kılıçlar kendini kesmek istemeyen amatörlerce oldukça rağbette olan bir kılıçtı. (Ve yine anlamsız bilgiler bütünü)
Elinde şeker gibi tuttuğu kılıcının akrebi ne kadar tehdit ettiği umurunda değildi. Onun umurunda olan akrebin kendisini ne kadar tehdit ettiğiydi ve şu anda boynuna kaşıntılar yayan bir tehditin içindeydi. Hızla akrebin yakınından uzaklaşmaya başladı. onunla bu kılıçla yüz-yüze yada yüz-'her ne iseye' savaşamazdı. Aslında elinde kocaman bir mızrak olsa dahi kaçacağı kesin gibiydi. Ancak aklında eğer onunla yüz yüze savaşamıyorsa onun yüzünü kapatmak vardı.
Hızla ozanın atladığı yöne döndü ve koşmaya başladı. İnsan korktuğunda bacakalrını hissetmezdi ve korkmuş bir adam kaçarken kendini bu yüzden uçar gibi hissederdi.
Burası bir pazar alanıydı ve akrebin üstünü örtebileceği kadar geniş bir örtü olmalıydı Hiç olmadı tenteler vardı. Bu şekilde akrebi öldüremese de biraz yavaşlatacağı kesindi. Sonrasında...
Sonrasını daha sonra düşünürdü... şimdi koşmalıydı!
Kocaman bir kuyruğu vardı hem de oldukça uzundu. Vücudunun çok ilerisine gitmeyeceğine emindi. Eğer özel bir mekanizma yoksa, ki bunların anormal bir şekilde büyüdüklerini gördükten sonra böyle bir şeyinde olması kuvvetle ihtimaldi, öncelikle kıskaçlarına dikkat etmesi gerekecekti. Yani kıskaçlarına çok yaklaşmadığı sürece o kuyruğun ona vuramayacağı normal şartlar altında kesindi. Peki ya o yüksekte duran kuyruk ilerliyorsa.
Ulrak bir akrebe birde akrebin kuyruğundan da küçük kılıcına baktı. Kılıçtan iyi anlardı ama kullanmasından anlamazdı. Sadece teori vardı aklının bir tarafında bulunan bilgiler. Herhalde kılıçların neden kestiğini açıklaması bu akrebi durdurmayacaktı yada elindeki kılcın ne tip savaşçılara uygun olduğunu söylemesi. Zaten biliyoruki bu hançerden biraz büyük kısa kılıcı gören her savaşçı onun ne mal olduğunu anlardı. Kısa kılıçlar kendini kesmek istemeyen amatörlerce oldukça rağbette olan bir kılıçtı. (Ve yine anlamsız bilgiler bütünü)
Elinde şeker gibi tuttuğu kılıcının akrebi ne kadar tehdit ettiği umurunda değildi. Onun umurunda olan akrebin kendisini ne kadar tehdit ettiğiydi ve şu anda boynuna kaşıntılar yayan bir tehditin içindeydi. Hızla akrebin yakınından uzaklaşmaya başladı. onunla bu kılıçla yüz-yüze yada yüz-'her ne iseye' savaşamazdı. Aslında elinde kocaman bir mızrak olsa dahi kaçacağı kesin gibiydi. Ancak aklında eğer onunla yüz yüze savaşamıyorsa onun yüzünü kapatmak vardı.
Hızla ozanın atladığı yöne döndü ve koşmaya başladı. İnsan korktuğunda bacakalrını hissetmezdi ve korkmuş bir adam kaçarken kendini bu yüzden uçar gibi hissederdi.
Burası bir pazar alanıydı ve akrebin üstünü örtebileceği kadar geniş bir örtü olmalıydı Hiç olmadı tenteler vardı. Bu şekilde akrebi öldüremese de biraz yavaşlatacağı kesindi. Sonrasında...
Sonrasını daha sonra düşünürdü... şimdi koşmalıydı!
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Huzur..
Huzur dedikleri şey bu muymuş? Tuhaf, daha önce hiç böyle bir şey hissetmemiştim.
Hafiflemiş gibiyim. Sanki göklerin üzerinde uçuyorum. Yüreğimdeki, zihnimdeki tüm yükler alınmış gibi. Kalbim, küçücük bir yavru kuş gibi neşeyle çarpıyor. Bedenimin de bu yavru kuş ile uçmnasını tek engelleyen şey ise ayaklarımın yere olan bağlılığı. Zihnim ise bomboş, berrak bir halde. İlk defa bu kadar net bir şekilde düşünebiliyorum.
Ve o...gitti. Nerede bilmiyorum, ama gitti.
Dünyanın barındırdığı tüm kötülüklerden ve karanlıktan arınmış gibiyim. Sanki ölümlü bir zihnin algılayamayacağı kadar büyük bir iyilik taşıyan ilahi bir güç, beni şefkatle sımsıkı sarmış ve kötülükleri uzaklaştırmış. Karanlık hâlâ orada, ama bana dokunamıyor, bana yaklaşamıyor, hatta bana bakamıyor bile.
Beni hiçbiri incitemez. Ã?ünkü onun gitmesine rağmen, bir başkası burada.
Artık eminim. Akrepleri çağıran adam ve yandaşı bu kavgada haklı değiller. Eğer öyle olsaydı o adam, beni ölümle tehdit etmez ve yalanımı anladığında yoldaşını terk edip kaçmaya yeltenmezdi.
Onları yenemeyebilirim, ama diğerlerini yenmelerine seyirci kalmak zorunda da değilim.
Trias kapattığı gözlerini araladı. Yüzünde tuhaf, huzurlu bir gülümseme vardı ve başı yukarıya doğru dönüktü. Barbarın üzerine düşmesi sebebiyle bazı yerleri ağrıyordu, ama bu umrunda bile değildi. Sakin, ama kendinden emin, berrak gözlerle çevresine bakındı. Ã?nünde iki akreple yaralı adam vardı, ama bu üçüyle mücadele edecek kişiler mevcuttu.
Arkasında ise...
Görünüşe göre öbür barbar, diğer adamla tuhaf bir ateş kubbesinin içinde kalmıştı. Kubbeye baktığı anda Trias'ın gözlerine bir sancı girdi ve refleks olarak gözlerini kıstı. Ya adam aynı zamanda bir büyücüydü, veya çevrede onalra yardım edecek bir büyücü de bulunuyordu.
Trias çevresine bakındı. Silah olarak kullanabileceği herhangi bir şey lazımdı. Tek görebildiği yerdeki taşlar oldu. Ağrıyan sol ayağı yerine sağ ayağına ağırlığını vererek eğildi, ve gözüne çarpan en büyük taşı aldı. Avucunu ancak dolduruyordu taş. Yine de işini görecekti.
Trias duvardan destek alıp topallayarak ateş kubbesine yaklaşırken, gözlerini alevden kaçırdı. Ateşin bu tuhaf etkisini az sonra yeterince çekecekti zaten, şimdi sırası değildi.
Kubbeye yeteri kadar yaklaştığında duvardan ayrılıp sokağın ortasına geldi Trias. Sonra da gözlerini kaldırıp ateş kubbesiyle yüzleşti.
Gözlerine şiddetli bir sancı saplanırken Trias gözlerini kıstı ama kendisini kubbeye bakmaya zorladı. Kubbelerin içindeki şekillerin kimlere ait olduğunu anlamak zorundaydı.
Ateşe baktıkça gözlerindeki acı arttı. Dayanması çok güçtü. Kim kimdi seçemiyordu.
Sonra...
"Anan büyücülerede mi verdi marduk ***i?"
Trias hafifçe gülümsedi.
Ağırlığını ağrıyan sol ayağına verdi. Ayakta durması güçlemişti, ama dayanmalıydı. Elindeki taşı ileri geri götürerek diğer adamı hedefledi. Başaracağından kuşkusu yoktu. Sadece acıya direnmeliydi.
Tam nişanladığına karar verdiğinde ileri atılarak sağ ayağını bir adım öteye koydu ve ağırlığını ona vererek sağ elindeki taşı tüm gücüyle diğer adamın kafasına fırlattı. Sonra da dengesini kaybedip yere düştü.
Gözleri artık felaket yanıyordu. Sancı çok fazlaydı. Ayağının durumu da muhtemelen ağırlığı üzerine verdiğinden kötüleşmişti.
Buna rağmen Trias yattığı yerden başını kaldırarak ve gözlerini son bir kez zorlayarak taşın hedefini bulup bulmadığına baktı.
Huzur dedikleri şey bu muymuş? Tuhaf, daha önce hiç böyle bir şey hissetmemiştim.
Hafiflemiş gibiyim. Sanki göklerin üzerinde uçuyorum. Yüreğimdeki, zihnimdeki tüm yükler alınmış gibi. Kalbim, küçücük bir yavru kuş gibi neşeyle çarpıyor. Bedenimin de bu yavru kuş ile uçmnasını tek engelleyen şey ise ayaklarımın yere olan bağlılığı. Zihnim ise bomboş, berrak bir halde. İlk defa bu kadar net bir şekilde düşünebiliyorum.
Ve o...gitti. Nerede bilmiyorum, ama gitti.
Dünyanın barındırdığı tüm kötülüklerden ve karanlıktan arınmış gibiyim. Sanki ölümlü bir zihnin algılayamayacağı kadar büyük bir iyilik taşıyan ilahi bir güç, beni şefkatle sımsıkı sarmış ve kötülükleri uzaklaştırmış. Karanlık hâlâ orada, ama bana dokunamıyor, bana yaklaşamıyor, hatta bana bakamıyor bile.
Beni hiçbiri incitemez. Ã?ünkü onun gitmesine rağmen, bir başkası burada.
Artık eminim. Akrepleri çağıran adam ve yandaşı bu kavgada haklı değiller. Eğer öyle olsaydı o adam, beni ölümle tehdit etmez ve yalanımı anladığında yoldaşını terk edip kaçmaya yeltenmezdi.
Onları yenemeyebilirim, ama diğerlerini yenmelerine seyirci kalmak zorunda da değilim.
Trias kapattığı gözlerini araladı. Yüzünde tuhaf, huzurlu bir gülümseme vardı ve başı yukarıya doğru dönüktü. Barbarın üzerine düşmesi sebebiyle bazı yerleri ağrıyordu, ama bu umrunda bile değildi. Sakin, ama kendinden emin, berrak gözlerle çevresine bakındı. Ã?nünde iki akreple yaralı adam vardı, ama bu üçüyle mücadele edecek kişiler mevcuttu.
Arkasında ise...
Görünüşe göre öbür barbar, diğer adamla tuhaf bir ateş kubbesinin içinde kalmıştı. Kubbeye baktığı anda Trias'ın gözlerine bir sancı girdi ve refleks olarak gözlerini kıstı. Ya adam aynı zamanda bir büyücüydü, veya çevrede onalra yardım edecek bir büyücü de bulunuyordu.
Trias çevresine bakındı. Silah olarak kullanabileceği herhangi bir şey lazımdı. Tek görebildiği yerdeki taşlar oldu. Ağrıyan sol ayağı yerine sağ ayağına ağırlığını vererek eğildi, ve gözüne çarpan en büyük taşı aldı. Avucunu ancak dolduruyordu taş. Yine de işini görecekti.
Trias duvardan destek alıp topallayarak ateş kubbesine yaklaşırken, gözlerini alevden kaçırdı. Ateşin bu tuhaf etkisini az sonra yeterince çekecekti zaten, şimdi sırası değildi.
Kubbeye yeteri kadar yaklaştığında duvardan ayrılıp sokağın ortasına geldi Trias. Sonra da gözlerini kaldırıp ateş kubbesiyle yüzleşti.
Gözlerine şiddetli bir sancı saplanırken Trias gözlerini kıstı ama kendisini kubbeye bakmaya zorladı. Kubbelerin içindeki şekillerin kimlere ait olduğunu anlamak zorundaydı.
Ateşe baktıkça gözlerindeki acı arttı. Dayanması çok güçtü. Kim kimdi seçemiyordu.
Sonra...
"Anan büyücülerede mi verdi marduk ***i?"
Trias hafifçe gülümsedi.
Ağırlığını ağrıyan sol ayağına verdi. Ayakta durması güçlemişti, ama dayanmalıydı. Elindeki taşı ileri geri götürerek diğer adamı hedefledi. Başaracağından kuşkusu yoktu. Sadece acıya direnmeliydi.
Tam nişanladığına karar verdiğinde ileri atılarak sağ ayağını bir adım öteye koydu ve ağırlığını ona vererek sağ elindeki taşı tüm gücüyle diğer adamın kafasına fırlattı. Sonra da dengesini kaybedip yere düştü.
Gözleri artık felaket yanıyordu. Sancı çok fazlaydı. Ayağının durumu da muhtemelen ağırlığı üzerine verdiğinden kötüleşmişti.
Buna rağmen Trias yattığı yerden başını kaldırarak ve gözlerini son bir kez zorlayarak taşın hedefini bulup bulmadığına baktı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Grog çiftağazlı baltasının dev akrebe zarar vermediğini görünce birden afalladı ve bir lanet savurdu.
"Tüm akrep soyuna lanet olsun!!!"
şimdi akrebin kancası üzerine odaklanmıştı,bu yaratığın zehiri korkunç olmalıydı.Barbar akrebin kancasının her an inebileceğini hesaplayarak bir anda ani bir şekilde sol ayağıyla geriye doğru büyük bir adım attı,akrebin kancasından kurtulmayı amaçlıyordu.
Barbar şimdi geriye doğru sıçradı,bunu yaparken koruması altına almaya çalıştığı adama zarar vermemesi için bir an arkasını kontrol etti.
Her an akreplerin kancalarına karşı baltası hazır olan barbar akrebin kancasının üzerine kelmesi halinde,hala iki eli ile sıkıca kavramakta olduğu çiftağızlı baltasıyla akrebin kancasına vuracaktı.Bu hamleyi kendi solundan akrebin sağtarafına doğru yapacaktı.
Bir anda Grog un aklından barbar dostuna cesaret vermek geçti :
"Cesaret ve güç bizimle Khutai!!!"
"Tüm akrep soyuna lanet olsun!!!"
şimdi akrebin kancası üzerine odaklanmıştı,bu yaratığın zehiri korkunç olmalıydı.Barbar akrebin kancasının her an inebileceğini hesaplayarak bir anda ani bir şekilde sol ayağıyla geriye doğru büyük bir adım attı,akrebin kancasından kurtulmayı amaçlıyordu.
Barbar şimdi geriye doğru sıçradı,bunu yaparken koruması altına almaya çalıştığı adama zarar vermemesi için bir an arkasını kontrol etti.
Her an akreplerin kancalarına karşı baltası hazır olan barbar akrebin kancasının üzerine kelmesi halinde,hala iki eli ile sıkıca kavramakta olduğu çiftağızlı baltasıyla akrebin kancasına vuracaktı.Bu hamleyi kendi solundan akrebin sağtarafına doğru yapacaktı.
Bir anda Grog un aklından barbar dostuna cesaret vermek geçti :
"Cesaret ve güç bizimle Khutai!!!"
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
-
Ozan İnulüen
- Kullanıcı

- Posts: 28
- Joined: Mon Jan 02, 2006 10:00 am
- Contact:
Akrep ozana, ozan akrebe çok kısa bir süre için baktı, bu süre içinde ozan ayağının altına gelen her hangi bir taşa , tepkisini görmek için tekme attı ama görünen onun kılıcını sol elinde geçirip, arbeletini çıkarttığıydı, kılıcını kınına sol eliyle soktu ve arbeletinin yayını gerip okunu koydu, bu sırada her hangi bir darbeden sakınmak için hazırlıklıydı.
Yayı gerip oku koyduğunda ne yapacağı çok açıktı ve henüz kimsenin fark etmediğine çok şaşırıyordu. kendinden bi kaç kar büyük akrepe baktı ve gülümsedi...
Ozan ani bir hareketle sağ omuzu yana doğru yere attı, " AYAKLARA DİKKAYT!" diye haykırdı bu sırada. Kurulmuş arbeletini en büyük şüphe kaynağına doğru doğrudan ateşledi İnulüen...
Okun hedefi yerdeki kutuydu... Akreplerin içinden çıktığı kutu ve aradaki tek engelin akrebin kendisi olduğunu biliyordu ama akreplerin ayaklarının arasından geçemese bile ok, elbet akrebe saplanırdı en aızndan... değil mi??...
Yayı gerip oku koyduğunda ne yapacağı çok açıktı ve henüz kimsenin fark etmediğine çok şaşırıyordu. kendinden bi kaç kar büyük akrepe baktı ve gülümsedi...
Ozan ani bir hareketle sağ omuzu yana doğru yere attı, " AYAKLARA DİKKAYT!" diye haykırdı bu sırada. Kurulmuş arbeletini en büyük şüphe kaynağına doğru doğrudan ateşledi İnulüen...
Okun hedefi yerdeki kutuydu... Akreplerin içinden çıktığı kutu ve aradaki tek engelin akrebin kendisi olduğunu biliyordu ama akreplerin ayaklarının arasından geçemese bile ok, elbet akrebe saplanırdı en aızndan... değil mi??...
ve sancı geç saatlerde...
Ulrak etrafına bakınıyor ve bir tente arıyordu. Ama insan paniklediğinde hani aradığı şeyi bulamazdı ya! İşte şu anda da sanki o olmuştu. Etrafı onlarca pazar tentesi ile doluyken bir an bakar kördü. Ama ardından hepsini gördü. Yerlerde ki iplerle havaya asılmışlardı. Genellikle tezgâhların üzerindeydiler.
İşte o an Ulrak bir şeyi fark etti. Hiçbirisinin akreplerin şaşkınlığı karşısında fark etmediği bir şeyi; Pazar sokağında kimse kalmamıştı... Hepsi kaçmıştı, gitmişti.
Ulrak yeniden tentelere bakınınca onların iplerin ucunda ki kancalarla yere çakılmış olan çengellere tutturulduklarını gördü. Ya ipi kesmeyi deneyecekti, ya da bileğinin kuvveti ile çekiştirerek dört ipin ucunda ki dört kancayı kurtaracaktı. Böylece tente boşta kalacak ve aşağıya inecekti. Ama işin şok eden yanı bu çengellerden birisi han binasının duvarında duran, oldukça yüksek bir kancaya takılmıştı.
Tabiî ki bundan çok daha uzakta tentelerde vardı ama onlara ulaşmayı deneyebileceğini bilmesine rağmen, içinden bir dürtü bunun yanlış olduğuu söylüyordu. Onlar pazarın karşı sırasındaydılar ve oldukça uzaktılar...
Ayrıca;
Ozan kendisini yana doğru yere atarken az önce durduğu yerden zehirli kuyruk geçti ve aynı anda arbalet boşaldı. Arbalet hızla ilerledi ve akrepin bacaklarının arasından geçerek kutunun yemen yanına çarptı ve kutuyu diğer akrep'in bacakları arasına sürükledi.
Aynı anda akrep, Ozan yerden kalkarken ona doğru ilerlemeye başladı ve Ozan gerilerken kendisini korkudan kaçan insanlar sayesinde boşalmış pazar sokağının ortasında buldu. Bir çok tezgâh iki yanında uzanıyor, bir çok pazar tentesi ipi etrafında yukarıya yükseliyordu.
Evet, Ulrak şimdi karşıya, diğer tentelere ulaşmaya çalışırsa geçmesi gereken bir Akrep vardı...
Diğer akrep ise;
Grog geriye zıpladığı anda akrebin kuyruğu az önce durduğu yerden geçti ve ardından üzerine gelen akrebin ayağına karşı baltası ile savunma yapacakken hamleye yetişemedi ve göğsüne çarpıp onu acılar içerisinde bırakan ayakla geriye doğru düştü.
O anda Grog akrep'in ayaklarının altına doğru bir şeyin yuvarlandığını gördü. Bir kutuya benziyordu bu... Heyyy işte bu akreplerin içinden çıktığı kutuydu. Ulaşılması zor bir yerde duruyordu. Tam akrepin ayaklarının arasında, kuyruk mesafesinde duruyordu.
*
Trias yere düşerken elinden fırlayan taş ateşe girdi ve bir anda alevlerle kaplanarak yoluna devam etti.
Khutai baltasını sol aşağıdan sağ yukarıya doğru savururken adamın kılıcı sağ yukarıdan sol aşağıya doğru indi ve çarpışan balta ile kılıç aynı anda ellerden kurtuldu. Havalanıp geriye doğru, ateşe yönelen kılıç ateşe giren taşla çarpıştı ve zaten alevler içerisinde ki taş parçalara ayrılarak yere düşerken kılıç ateş çemberinin içinde yere düştü. Kubbemsi ateş gürledi ve balta yoluna devam ederek çemberden dışarıya fırladı ve orada yere düştü. Balta sıcaktan kızıl bir renkte parlamaya başlamıştı.
Adam şimdi yan gözü ile arkasında ki kılıca bakıyordu. Khutai ise o kılıca adamı ulaştırmamalıydı. Yoksa... Yoksa bu savaşı kaybederdi. Baltayı çemberin dışından almasının bir yolu var mıydı? Ona ulaşmasının bir yolu?
Derken o haykırışı duydu: "Cesaret ve güç bizimle Khutai!!!"
Trias bir an arkasında ki Barbarın haykırışını duydu, ardından baltanın çemberden dışarıya fırladığını gördü. Ã?emberin etrafından dolaşırsa baltaya ulaşabilirdi.
"Gü.l. o.an ka.an.ın!" Ciddiyen dolu çatık kaşlar bir anda Trias'ın gözlerinin önüne geldi ve o âna kadar görmediği birisinin ateşlerin yanında durmuş savaşı izlemekte olduğunu gördü. Üzerinde çeşitli yerlerinden boncuklar sarkan, elinde heykellerle donatılmış bir asa tutan ve bir çok sembolle işlenmiş bir vücuda sahip, tamamen çıplak bir adam orada öylece durmuş ateşi ve içindeki savaşı izliyordu. İşin daha da ilginç yanı ateşe gözlerini hiç kırpmadan bakıyordu. Trias bu devasa adamın bir barbar olduğunu anladı ama... ama onun o zamana kadar gördüğü tüm barbarlardan farklı olduğunu da anladı.
Bakışları adamın boynunda ki en ilgi çekici olan sembole, bir muskaya giderken adam yeniden konuştu.

"Baatanın dı.arı d.smes. oonuun suuc deel. Onu ger.ye berebiiilsiiin!"
Adamın o ciddiyet dolu, ölümcül bakışlarının üzerinde olması Trias'ı tüm o huzura rağmen sarstı. Adamın yarım yamalak ortak lisanı bile buyurgan sesini destekliyordu sanki...
*
"Pıssst..."
Freor tam enerjileri görmeye başlamıştı ki yeniden onları kaybetti. Ama o bir anda etrafında neredeyse her renkten enerji olduğunu fark etmişti. Kendisine en yakın olanlar ise... Ölümün yeşil, kara ve kahverengilere daha yatkınlardı.
"Pıssst..."
Hanın kapısında durmakta olan Balbo Freor'a sesleniyordu. "Pısst... Pıssst..."
Freor o tarafa dönünce Balbo hemen ilerledi ve elindeki paketi onun ellerine tutuşturarak "Bu belki yardımcı olur!" dedi. Sesi titriyordu. Freor pakete baktı ve içinde ki kara biberleri gördü. Acaba? diye sormadan edemedi kendi kendisine. Belki Akrepler de işe yarardı. Derken Balbo hızla hanın kapısına doğru koşarak ortadan kayboldu.
İşte o an Ulrak bir şeyi fark etti. Hiçbirisinin akreplerin şaşkınlığı karşısında fark etmediği bir şeyi; Pazar sokağında kimse kalmamıştı... Hepsi kaçmıştı, gitmişti.
Ulrak yeniden tentelere bakınınca onların iplerin ucunda ki kancalarla yere çakılmış olan çengellere tutturulduklarını gördü. Ya ipi kesmeyi deneyecekti, ya da bileğinin kuvveti ile çekiştirerek dört ipin ucunda ki dört kancayı kurtaracaktı. Böylece tente boşta kalacak ve aşağıya inecekti. Ama işin şok eden yanı bu çengellerden birisi han binasının duvarında duran, oldukça yüksek bir kancaya takılmıştı.
Tabiî ki bundan çok daha uzakta tentelerde vardı ama onlara ulaşmayı deneyebileceğini bilmesine rağmen, içinden bir dürtü bunun yanlış olduğuu söylüyordu. Onlar pazarın karşı sırasındaydılar ve oldukça uzaktılar...
Ayrıca;
Ozan kendisini yana doğru yere atarken az önce durduğu yerden zehirli kuyruk geçti ve aynı anda arbalet boşaldı. Arbalet hızla ilerledi ve akrepin bacaklarının arasından geçerek kutunun yemen yanına çarptı ve kutuyu diğer akrep'in bacakları arasına sürükledi.
Aynı anda akrep, Ozan yerden kalkarken ona doğru ilerlemeye başladı ve Ozan gerilerken kendisini korkudan kaçan insanlar sayesinde boşalmış pazar sokağının ortasında buldu. Bir çok tezgâh iki yanında uzanıyor, bir çok pazar tentesi ipi etrafında yukarıya yükseliyordu.
Evet, Ulrak şimdi karşıya, diğer tentelere ulaşmaya çalışırsa geçmesi gereken bir Akrep vardı...
Diğer akrep ise;
Grog geriye zıpladığı anda akrebin kuyruğu az önce durduğu yerden geçti ve ardından üzerine gelen akrebin ayağına karşı baltası ile savunma yapacakken hamleye yetişemedi ve göğsüne çarpıp onu acılar içerisinde bırakan ayakla geriye doğru düştü.
O anda Grog akrep'in ayaklarının altına doğru bir şeyin yuvarlandığını gördü. Bir kutuya benziyordu bu... Heyyy işte bu akreplerin içinden çıktığı kutuydu. Ulaşılması zor bir yerde duruyordu. Tam akrepin ayaklarının arasında, kuyruk mesafesinde duruyordu.
*
Trias yere düşerken elinden fırlayan taş ateşe girdi ve bir anda alevlerle kaplanarak yoluna devam etti.
Khutai baltasını sol aşağıdan sağ yukarıya doğru savururken adamın kılıcı sağ yukarıdan sol aşağıya doğru indi ve çarpışan balta ile kılıç aynı anda ellerden kurtuldu. Havalanıp geriye doğru, ateşe yönelen kılıç ateşe giren taşla çarpıştı ve zaten alevler içerisinde ki taş parçalara ayrılarak yere düşerken kılıç ateş çemberinin içinde yere düştü. Kubbemsi ateş gürledi ve balta yoluna devam ederek çemberden dışarıya fırladı ve orada yere düştü. Balta sıcaktan kızıl bir renkte parlamaya başlamıştı.
Adam şimdi yan gözü ile arkasında ki kılıca bakıyordu. Khutai ise o kılıca adamı ulaştırmamalıydı. Yoksa... Yoksa bu savaşı kaybederdi. Baltayı çemberin dışından almasının bir yolu var mıydı? Ona ulaşmasının bir yolu?
Derken o haykırışı duydu: "Cesaret ve güç bizimle Khutai!!!"
Trias bir an arkasında ki Barbarın haykırışını duydu, ardından baltanın çemberden dışarıya fırladığını gördü. Ã?emberin etrafından dolaşırsa baltaya ulaşabilirdi.
"Gü.l. o.an ka.an.ın!" Ciddiyen dolu çatık kaşlar bir anda Trias'ın gözlerinin önüne geldi ve o âna kadar görmediği birisinin ateşlerin yanında durmuş savaşı izlemekte olduğunu gördü. Üzerinde çeşitli yerlerinden boncuklar sarkan, elinde heykellerle donatılmış bir asa tutan ve bir çok sembolle işlenmiş bir vücuda sahip, tamamen çıplak bir adam orada öylece durmuş ateşi ve içindeki savaşı izliyordu. İşin daha da ilginç yanı ateşe gözlerini hiç kırpmadan bakıyordu. Trias bu devasa adamın bir barbar olduğunu anladı ama... ama onun o zamana kadar gördüğü tüm barbarlardan farklı olduğunu da anladı.
Bakışları adamın boynunda ki en ilgi çekici olan sembole, bir muskaya giderken adam yeniden konuştu.
"Baatanın dı.arı d.smes. oonuun suuc deel. Onu ger.ye berebiiilsiiin!"
Adamın o ciddiyet dolu, ölümcül bakışlarının üzerinde olması Trias'ı tüm o huzura rağmen sarstı. Adamın yarım yamalak ortak lisanı bile buyurgan sesini destekliyordu sanki...
*
"Pıssst..."
Freor tam enerjileri görmeye başlamıştı ki yeniden onları kaybetti. Ama o bir anda etrafında neredeyse her renkten enerji olduğunu fark etmişti. Kendisine en yakın olanlar ise... Ölümün yeşil, kara ve kahverengilere daha yatkınlardı.
"Pıssst..."
Hanın kapısında durmakta olan Balbo Freor'a sesleniyordu. "Pısst... Pıssst..."
Freor o tarafa dönünce Balbo hemen ilerledi ve elindeki paketi onun ellerine tutuşturarak "Bu belki yardımcı olur!" dedi. Sesi titriyordu. Freor pakete baktı ve içinde ki kara biberleri gördü. Acaba? diye sormadan edemedi kendi kendisine. Belki Akrepler de işe yarardı. Derken Balbo hızla hanın kapısına doğru koşarak ortadan kayboldu.
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Grog olabildiğince hızlı bir şelide ayağa kalktı.Baltasını hala elinde sıkı sıkı tutuyordu,akrebin darbesi çok sertti,fakat bir barbar böyle darbelere aldırış etmeden savaşa devam edebilirdi.Barbar önce tek dizi üzerinde durdu ve sol eliyle ağzını sildi, dev akrebe bir küfür savurdu.
"Seni PİÃ? !!!"
Barbar olabildiğince hızlı bir şekilde kalktı.Artık burdan itibaren taktiksel bir savaş yapılması gerektiği çok açıktı,akrebin altında duran o kutu belkide bir işe yarayabilirdi.
Barbar baltasını yeniden iki eli ile sıkı sıkı kavradı,yarım metrelik alan içerisinde önce sağ tarafına, sonra sol tarafına doğru sıçradı,daha sonra tekrar kendi sağına sıçrayacakmış gibi yapıp,kendi solu akrebin sağtarafına doğru koşmaya başladı,amacı akrebin sağ tarafından olabildiğince hızlı koşarak akrebin arkasına geçmekti.(Akrebin etrafından olaşarak arkasına geçmek).
Kutu kuyruk kısmına daha yakın görünüyordu bu hamle kutuya daha kolay ulaşmayı sağlayabilirdi.Grog Akrebin arkasına ulaşmayı başardığında çiftağazlı baltasını akrebin kıç kısmında aşşağıdan yukarıya doğru yaratığın gövdesine dik bir şekilde vuracaktı.Bu şekilde akrep saldırının etkisiyle ileriye doğru gidebilirdi,böylece kutuya ulaşmak daha kolay olurdu.
"Seni PİÃ? !!!"
Barbar olabildiğince hızlı bir şekilde kalktı.Artık burdan itibaren taktiksel bir savaş yapılması gerektiği çok açıktı,akrebin altında duran o kutu belkide bir işe yarayabilirdi.
Barbar baltasını yeniden iki eli ile sıkı sıkı kavradı,yarım metrelik alan içerisinde önce sağ tarafına, sonra sol tarafına doğru sıçradı,daha sonra tekrar kendi sağına sıçrayacakmış gibi yapıp,kendi solu akrebin sağtarafına doğru koşmaya başladı,amacı akrebin sağ tarafından olabildiğince hızlı koşarak akrebin arkasına geçmekti.(Akrebin etrafından olaşarak arkasına geçmek).
Kutu kuyruk kısmına daha yakın görünüyordu bu hamle kutuya daha kolay ulaşmayı sağlayabilirdi.Grog Akrebin arkasına ulaşmayı başardığında çiftağazlı baltasını akrebin kıç kısmında aşşağıdan yukarıya doğru yaratığın gövdesine dik bir şekilde vuracaktı.Bu şekilde akrep saldırının etkisiyle ileriye doğru gidebilirdi,böylece kutuya ulaşmak daha kolay olurdu.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
-
FrontsideAir
- Gölge Ustası
- Posts: 1245
- Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul (İzmir)
- Contact:
Freor artık konsantrasyona girmişti. Ã?evresinde rengarenk enerjiler dalgalanıyordu. Bir fısıltı duydu ve dikkati dağılarak konsantrasyonunu kaybetti. Hiç kimse konsantre olmuş bir büyücünün rahatsız edilmemesi gerektiğini bilmiyor muydu!?
Freor hışımla arkasına döndü ve bu münasebetsiz kişiye ölümcül bir bakışa atmatı. Hancı Balbo'ydu. Tırsak adam Freor'dan daha iri olmasına rağmen içeri kaçmış ve onları bu musibetle başbaşa bırakmıştı. şimdiyse işlerini bozuyordu. Ne için rahatsız etmişti onu kim bilir? Eh, buna değmezse sonucunu görecek., diye düşündü.
Ateş saçan -ya da saçtığını umduğu- gözlerle hancıya gel anlamında işaret etti. Hancı da gelip bir poşet verdi Freor'un eline. "Bu da..", diyemeden hancı bunun yardımcı olabileceğini söyledi. Neydi ki acaba? Belki de asitti. Tahmin yürütmek için zaman yoktu, hemen pakedi açıp içine baktı. Siyah bir toz? Ne olduğu hakkında tahmin yürütemeden kokusu geldi ve burnunu kırıştırdı. Karabiber.
Acaba? Belki de işe yarardı. Balbo işe yarayacağına emin olmasa vermezdi herhalde. Yine de kafasında şüphe vardı Freor'un. Adam onları bırakıp kaçmıştı, hem de tek söz söylemeden. Ama karabiberi almaya gitmişti. Her neyse, zaman yok, düşün!
Freor akreplerin üzerine karabiber serpebilirdi ama bu tehlikeli bir işti. Eğer işe yaramazsa akrebin merhametine kalmış olacaktı. Bunu kendisi yapamazdı. Ã?evresine baktı. Delikanlı. Bunu o yapabilirdi. Ona seslenecekti ki daha adını bilmediğini fark etti. Neden şimdiye kadar sormadım ki?
"Heey!! Biraz bakar mısın?", dedi boş olan elini sallayarak. Bir yandan da akrebin aniden saldırması ihtimaline karşılık avcuna bir miktar karabiber aldı. Ne olur, ne olmaz...
Freor hışımla arkasına döndü ve bu münasebetsiz kişiye ölümcül bir bakışa atmatı. Hancı Balbo'ydu. Tırsak adam Freor'dan daha iri olmasına rağmen içeri kaçmış ve onları bu musibetle başbaşa bırakmıştı. şimdiyse işlerini bozuyordu. Ne için rahatsız etmişti onu kim bilir? Eh, buna değmezse sonucunu görecek., diye düşündü.
Ateş saçan -ya da saçtığını umduğu- gözlerle hancıya gel anlamında işaret etti. Hancı da gelip bir poşet verdi Freor'un eline. "Bu da..", diyemeden hancı bunun yardımcı olabileceğini söyledi. Neydi ki acaba? Belki de asitti. Tahmin yürütmek için zaman yoktu, hemen pakedi açıp içine baktı. Siyah bir toz? Ne olduğu hakkında tahmin yürütemeden kokusu geldi ve burnunu kırıştırdı. Karabiber.
Acaba? Belki de işe yarardı. Balbo işe yarayacağına emin olmasa vermezdi herhalde. Yine de kafasında şüphe vardı Freor'un. Adam onları bırakıp kaçmıştı, hem de tek söz söylemeden. Ama karabiberi almaya gitmişti. Her neyse, zaman yok, düşün!
Freor akreplerin üzerine karabiber serpebilirdi ama bu tehlikeli bir işti. Eğer işe yaramazsa akrebin merhametine kalmış olacaktı. Bunu kendisi yapamazdı. Ã?evresine baktı. Delikanlı. Bunu o yapabilirdi. Ona seslenecekti ki daha adını bilmediğini fark etti. Neden şimdiye kadar sormadım ki?
"Heey!! Biraz bakar mısın?", dedi boş olan elini sallayarak. Bir yandan da akrebin aniden saldırması ihtimaline karşılık avcuna bir miktar karabiber aldı. Ne olur, ne olmaz...
Code: Select all
Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.
Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Tanrılar aşkına, bu da ne?!
Trias gördüğü barbarın şaşkınlığını yaşıyordu. Söyledikleri o kadar anlaşılmazdı ki ne olduğunu çıkarmak için birkaç saniye düşünmesi gerekmişti.
Ve o madalyon... Neyin nesiydi o madalyon? Neden Trias'ı bu kadar cezbetmişti ki? Gözlerini alamıyordu ondan.
Gözlerini kırpıştıran Trias, duvara kadar süründü sonra da duvardan destek alarak ayağa kalktı. Ayağı kötüleşmişti. Gözleri de hâlâ yanıyordu. Mümkün olduğunda ateş kubbesine bakmamaya çalışıyordu. Dönüp son bir kez tuhaf barbara baktı, sonra da topallayarak baltaya ilerlemeye başladı.
Beş adım.. Üç adım.. Bir adım.. En sonunda zahmetle eğilip baltayı aldığında Bir baltaya baktı bir de barbara. Ateş kubbesine bakamıyordu. Sonra yine aksayan adımlarla barbara doğru ilerlemeye başladı.
Yapmayı düşündüğüne inanamıyordu. Bu tuhaf huzurun ve korunma hissinin verdiği cesaret olmasaydı, bunu asla yapamazdı. Ama Trias, bunu başarırsa çok şeyin değişeceğini biliyordu.
Barbarın önüne geldiğinde Trias boştaki elini cebine daldıracak sprey kutusunu kavradı ve hazırda tuttu. Baltayı önünde kaldırarak garip barbarın gözünün önüne serdi. Konuştuğu zaman ise, bu garip huzurun etkisiyle çok daha kendinden emin ve buyurgan bir şekilde konuştu.
"Kubbeyi kaldır ve adamlarını alıp buradan defol! Bugün daha fazla kan akmayacak!"
Trias gördüğü barbarın şaşkınlığını yaşıyordu. Söyledikleri o kadar anlaşılmazdı ki ne olduğunu çıkarmak için birkaç saniye düşünmesi gerekmişti.
Ve o madalyon... Neyin nesiydi o madalyon? Neden Trias'ı bu kadar cezbetmişti ki? Gözlerini alamıyordu ondan.
Gözlerini kırpıştıran Trias, duvara kadar süründü sonra da duvardan destek alarak ayağa kalktı. Ayağı kötüleşmişti. Gözleri de hâlâ yanıyordu. Mümkün olduğunda ateş kubbesine bakmamaya çalışıyordu. Dönüp son bir kez tuhaf barbara baktı, sonra da topallayarak baltaya ilerlemeye başladı.
Beş adım.. Üç adım.. Bir adım.. En sonunda zahmetle eğilip baltayı aldığında Bir baltaya baktı bir de barbara. Ateş kubbesine bakamıyordu. Sonra yine aksayan adımlarla barbara doğru ilerlemeye başladı.
Yapmayı düşündüğüne inanamıyordu. Bu tuhaf huzurun ve korunma hissinin verdiği cesaret olmasaydı, bunu asla yapamazdı. Ama Trias, bunu başarırsa çok şeyin değişeceğini biliyordu.
Barbarın önüne geldiğinde Trias boştaki elini cebine daldıracak sprey kutusunu kavradı ve hazırda tuttu. Baltayı önünde kaldırarak garip barbarın gözünün önüne serdi. Konuştuğu zaman ise, bu garip huzurun etkisiyle çok daha kendinden emin ve buyurgan bir şekilde konuştu.
"Kubbeyi kaldır ve adamlarını alıp buradan defol! Bugün daha fazla kan akmayacak!"
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
- khutai
- Kullanıcı

- Posts: 83
- Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
- Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
- Contact:
Khutai çarpışmanın etkisiyle parmaklarından fırlayan baltasının ardından bastı küfrü"
"Ben sana ne yaptım Horn bu piç kurusunu kolluyorsun?"
şimdi düşmanıyla karşılıklı bakışıyordu Khutai.Lanet olsun ki adamın kılıcı çemberin içine düşerken kendi baltası çemberin dışına fırlamıştı.Birde Grog"un sözlerini duydu ama cevap verecek zaman değildi.Eğer adam kılıca ulaşırsa biliyordu ki bu savaş daha da uzayacaktı ve Khutai"ın buna sabrı kalmamıştı.
Bacaklarını gerip olduğu yerde hafifçe eğildi ve kollarını iki yana açarak bekledi Khutai.Aklından diğer baltasını kullanmak geçiyordu yada belindeki kasaturasını.sağ elini hafifçe beline doğru yaklaştırdı Khutai.Ama tasarladığı hamle bu değildi.Adam kılıcı almak için yere eğildiğine pozisyonu gereği dengesinin zaten olmadığı anda khutai onu ateşlere itecekti.Yada adamın diz kapağına yandan bir hamle indirip zaten bozuk olan dengesini hepten bozup tekme tokat girişecekti.
Khutai şimdilik sadece adamın hamlesini bekledi. Zaten o dirençli savaşın ardından fırsat varken biraz dinlenmeliydiler.Ayrıca artık ne omzunun acısı ne savaşın yorgunluğu ilgilendirmiyordu Khutai.Aklından düşmanı dışındaki herşeyi söküp attı Khutai. Bu arada her an belindeki kasaturasını çekmeye hazır bekledi"
"Ben sana ne yaptım Horn bu piç kurusunu kolluyorsun?"
şimdi düşmanıyla karşılıklı bakışıyordu Khutai.Lanet olsun ki adamın kılıcı çemberin içine düşerken kendi baltası çemberin dışına fırlamıştı.Birde Grog"un sözlerini duydu ama cevap verecek zaman değildi.Eğer adam kılıca ulaşırsa biliyordu ki bu savaş daha da uzayacaktı ve Khutai"ın buna sabrı kalmamıştı.
Bacaklarını gerip olduğu yerde hafifçe eğildi ve kollarını iki yana açarak bekledi Khutai.Aklından diğer baltasını kullanmak geçiyordu yada belindeki kasaturasını.sağ elini hafifçe beline doğru yaklaştırdı Khutai.Ama tasarladığı hamle bu değildi.Adam kılıcı almak için yere eğildiğine pozisyonu gereği dengesinin zaten olmadığı anda khutai onu ateşlere itecekti.Yada adamın diz kapağına yandan bir hamle indirip zaten bozuk olan dengesini hepten bozup tekme tokat girişecekti.
Khutai şimdilik sadece adamın hamlesini bekledi. Zaten o dirençli savaşın ardından fırsat varken biraz dinlenmeliydiler.Ayrıca artık ne omzunun acısı ne savaşın yorgunluğu ilgilendirmiyordu Khutai.Aklından düşmanı dışındaki herşeyi söküp attı Khutai. Bu arada her an belindeki kasaturasını çekmeye hazır bekledi"
Horn ölüleri say!!!!!
-
Ozan İnulüen
- Kullanıcı

- Posts: 28
- Joined: Mon Jan 02, 2006 10:00 am
- Contact:
Ozan'ın zamanı çok azdı, yapabilecekleri de öyle. Hanın yanındaki tenteyi keserse olacakları hesapladı, tek başına aynı anda yapabileceği bir hareket göremedi...
O bu hareketleri yapmadan akrep onu sokardı ne yapmalıydı? kutu neden kırılmamıştı, bir akrebin zayıf noktası neydi?
Ozan bunları düşnürken, savaş içgüdüleriyle güvenli bir geri mesafeye çekiliyor ve bir yandan da arbeletini dolduruyordu. Arbeletine bir ok daha yerleştirdi ve sol elini de kılıcının kabzasına koydu, eğer arbelet istediğği yere gitmezse, ok doldurmakla uğraşmak istemiyordu çünkü bu şehrin surlarına kadar devam edebilirdi. Ozan herhangi bir saldırıda zıplayacak bir dikkatle duruyordu.
Bir yandan akrebin hareketlerine bakarken ve iki üç sıçramayla gerilerken, etraftaki tezgahlarda yararlı olabilecek bir silah aradı. kullanabileceği ve daha büyük bir silah. belki bir mızrak, yeteri kadar iyi bir noktada duran bir tente bile işe yarayabilirdi...
Artık geride olanlar umurunda değildi, olamazdı da sadece akrep ve o vardı, o geriliyordu...
Ozan İnulüen, geriye kalan son deli cesareti ile arbeletini ateşledi. Okun hedefi akrebin gözleriydi ama Ozan her ihtimale karşılık oku atar atmaz, sol eliyle kılıcını çekti ve yandaki tezgahların arasında daldı, bu sayede tezgahlar ona istediği barikatı sağlarken, o da hanın yanına geri dönebilecekti. Bu sırada artık işine yaramayacak arbeletini geriye, akrebin durduğunu hatırladığı yere, arkaya fırlattı. bu sırada zıplıyor ve herhangi bir kuyruk darbesinden sakınmaya çalışıyorduda...
O bu hareketleri yapmadan akrep onu sokardı ne yapmalıydı? kutu neden kırılmamıştı, bir akrebin zayıf noktası neydi?
Ozan bunları düşnürken, savaş içgüdüleriyle güvenli bir geri mesafeye çekiliyor ve bir yandan da arbeletini dolduruyordu. Arbeletine bir ok daha yerleştirdi ve sol elini de kılıcının kabzasına koydu, eğer arbelet istediğği yere gitmezse, ok doldurmakla uğraşmak istemiyordu çünkü bu şehrin surlarına kadar devam edebilirdi. Ozan herhangi bir saldırıda zıplayacak bir dikkatle duruyordu.
Bir yandan akrebin hareketlerine bakarken ve iki üç sıçramayla gerilerken, etraftaki tezgahlarda yararlı olabilecek bir silah aradı. kullanabileceği ve daha büyük bir silah. belki bir mızrak, yeteri kadar iyi bir noktada duran bir tente bile işe yarayabilirdi...
Artık geride olanlar umurunda değildi, olamazdı da sadece akrep ve o vardı, o geriliyordu...
Ozan İnulüen, geriye kalan son deli cesareti ile arbeletini ateşledi. Okun hedefi akrebin gözleriydi ama Ozan her ihtimale karşılık oku atar atmaz, sol eliyle kılıcını çekti ve yandaki tezgahların arasında daldı, bu sayede tezgahlar ona istediği barikatı sağlarken, o da hanın yanına geri dönebilecekti. Bu sırada artık işine yaramayacak arbeletini geriye, akrebin durduğunu hatırladığı yere, arkaya fırlattı. bu sırada zıplıyor ve herhangi bir kuyruk darbesinden sakınmaya çalışıyorduda...
ve sancı geç saatlerde...
Ulrak öylece duruyordu. O anda yan tarafta ki diğer akrepte bir hareketlenme olduğunu fark etti:
Grog tek dizinin üzerinde duruyordu ki hızla harekete geçti ve sağ tarafa doğru atladığı anda akrebin kuyruğu az önce onun diz çökmüş durduğu yerden geçti. Ardından Grog hızla sol tarafa atladı ve kuyruk sağ tarafta az önce durduğu yere saplandı. Ama akrep biliyordu. Rakibi olan ve efendisinin sorusu doğrultusunda izlediği kişi şimdi sağa atlıyacaktı. Bu sefer akrep şaşırmayacak ve doğru hedefi bulacaktı. Kuyruk hızla sağa doğru yöneldi...
Ama Grog'un şaşırtma hamlesi işe yaradı. Barbar sağa atlıyormuş gibi yaptı ve hızla akrepin sağından dolaşarak arkasına geçti. şimdi baltası havaya kalkıyordu.
Ulrak tüm bunlar olurken akrepin arkasında yerde bir hareketlenme olduğunu gördü. Birazdan barbarın geçeceği yer bu hareketlenme ile akrebin tam arasıydı.
Hareketlenme az önce Ozan denilen adamın rapieri ile deldiği adamdan geliyordu. Adam o ana kadar olanların hepsini ağır yaralı olmasına rağmen izliyordu anlaşılan. Derken, tam barbar akrepin arkasına geçerken konuştu. "Arkana geçtiğini göremiyor musun? Ben onu izliyorum..." Sesi kısık kısık ve hırıltılı geliyordu ama sahibinin sesini anlayan akrep hızla arkasını döndü ve barbarla göz göze geldi.
Derken Ulrak'ın aklında yine o kelimeler uçuştu. *İzle ve Sor*
*İzle ve Sor*
*İzle ve Sor*
Derken Ulrak adamın bakışlarının bu seferde diğer akrepe doğru döndüğünü gördü. Ulrak onun bakışlarını izledi:
Ozan etrafında ki tezgâhlara, sağa sola, oraya buraya bakıyordu.
Patates...
Soğan...
Domates...
Biberler...
Lânet ki ne lânet... Pazarın bu yakası sebze bölümü gibi bir şey olmalıydı. Her türlü sebze vardı etrafta. Ama Ozan düşünmeden edemedi. Acaba Akrep sebze severmiydi. Ã?aresizliğin getirdiği bu düşünceyi aklından uzaklaştırdı ve hemen eyleme koyuldu.
Ozan arbaletini ateşlerken hamlelerini artık tasarlamıştı. Arbalet ateşlenir ateşlenmez tezgâhların arasına dalacaktı falan filan... Ama daha arbaletini ateşlediği anda dudaklarının arasından bir çığlık sesi duyuldu ve arkasında çarptığı yüksekçe bir tezgâhla birlikte geriye devrildi. Bu hamleleri planlarken geri geri gidiyor ve arkasını düşünmüyordu.
Kim pazarın tam ortasına bir tezgâh kurardı ki? Lânet olsun... Etrafına saçılan sarı, yuvarlak şeylere baktı ve bunların kocaman, devasa, taş gibi limonlar olduğunu gördü. Lânet herifin teki pazarın orta yerine bir limon tezgâhı kurmuştu. Gözlerinin önüne pazarda karşılaştıkları o iki çocuktan birisinin şapırdata şupurdata limon yiyişi geldi.
Akrep bedenine saplanan okla birlikte bir an geriledi ve öylece ne yapacağını bilemez şekilde orada kaldı. Üzerinde ki gözlerin artık üzerinde olmadığını hissediyordu. Derken o sözler duyuldu. "Fazla uzaklaşırsan o zihninin karışacağının farkında mısın? Seni görebileceğim bir yerde kalman gerektiğinin farkında mısın? Böylece seni izlemeye devam edebilirim!"
Ulrak konuşan adama çevirdi yeniden bakışlarını ve adam ile akrepin arasında ki mesafenin bir hayli açıldığını fark etti. İşte yine o sözler... *İzle ve Sor*
*İzle ve Sor*
Derken aklına simyacının eline tutuşturduğu o solucan geldi ve simyacının kalabalık arasında kaybolurken söylediği o sözler yine aklına geldi.
*İZLE VE SOR*
Freor seslenmişti Ulrak'a ama Ulrak onu duymadı. O kendi düşünceleri içinde kaybolmuştu ve Freor, Ozanın başının belada olduğunu gördü. Adam yere düşmüştü ve akrep tarafından sokulmak üzereydi. O anda büyücü artık bir şeyler yapması gerektiğini fark etti. Artık geride kalmanın zamanı değildi. Ya bir şeyler yapacak ve onlara yardım edecek ya da hiçbir şey yapmayacak ve sadece orada kalacaktı...
*
"Kubbeyi kaldır ve adamlarını alıp buradan defol! Bugün daha fazla kan akmayacak!"
Barbar sırıtan bir suratla tepesinde ki baltaya baktı ve "Ger.ekte. oun bağa zaar veerrrceeğğğğiğni.. miii sandıığğnn?"
Trias'ın gözleri yine madalyona kaydı...

Bir anda sersemlemiş gibi oldu Trias. (Karşı Tepki: Ã?özülek Kudret Mührü)
Ne yaptığını sanıyorsun Trias?
İşte geriye gelmişti o ses. Sıcak kılıç Trias'ın ellerinin arasında hâla havadaydı. Trias ne yapacaktı. Ya baltasını savaşması için Barbara teslim edecek ya da karşısında ki bu garip adamı öldürecekti...
*
Khutai adamın hamlesini bekliyordu. Adam ise orada öylece durmuş, kımıldamadan düşmanının gözlerine bakıyordu. Hiç kımıldamıyor, vücudunun tek bir bölgesi hareket etmiyordu. O da bekliyordu.
O anda Khutai anladı. Bu bir direnç savaşına dönüşmüştü. İlk hareket eden kaybeden olacaktı. Ã?ünkü diğeri rakibinin hamlesini önceden tahmin edecek ve onun içini bitirecekti.
Khutai karşısında ki adamın gözlerinde düşmanlıkla birlikte bir saygı gördü. Onca ettiği hakarete rağmen adamın direnci kırılmamıştı. Pekiyi şimdi hiç kımıldamadan rakibinin direncini kırabilir miydi? şimdi bu bir zihinsel savaşa dönüşmüştü. Direncin savaşına!
Khutai adamın gözlerinde ateşi gördü, hırsı, kararlılığı...
Sabırı... Khutai'nin hiç kımıldamadan duracak ve rakibinin hamlesini beklyecek kadar sabırı var mıydı? Yoksa sabırsızca davranarak bu savaşı kaybedecek miydi? İlk hamleyi o yaparak tüm kozları rakibinin eline verecek ve hamlesini açığa mı vuracaktı?
Her şey ama her şey dirence bağlıydı...
Grog tek dizinin üzerinde duruyordu ki hızla harekete geçti ve sağ tarafa doğru atladığı anda akrebin kuyruğu az önce onun diz çökmüş durduğu yerden geçti. Ardından Grog hızla sol tarafa atladı ve kuyruk sağ tarafta az önce durduğu yere saplandı. Ama akrep biliyordu. Rakibi olan ve efendisinin sorusu doğrultusunda izlediği kişi şimdi sağa atlıyacaktı. Bu sefer akrep şaşırmayacak ve doğru hedefi bulacaktı. Kuyruk hızla sağa doğru yöneldi...
Ama Grog'un şaşırtma hamlesi işe yaradı. Barbar sağa atlıyormuş gibi yaptı ve hızla akrepin sağından dolaşarak arkasına geçti. şimdi baltası havaya kalkıyordu.
Ulrak tüm bunlar olurken akrepin arkasında yerde bir hareketlenme olduğunu gördü. Birazdan barbarın geçeceği yer bu hareketlenme ile akrebin tam arasıydı.
Hareketlenme az önce Ozan denilen adamın rapieri ile deldiği adamdan geliyordu. Adam o ana kadar olanların hepsini ağır yaralı olmasına rağmen izliyordu anlaşılan. Derken, tam barbar akrepin arkasına geçerken konuştu. "Arkana geçtiğini göremiyor musun? Ben onu izliyorum..." Sesi kısık kısık ve hırıltılı geliyordu ama sahibinin sesini anlayan akrep hızla arkasını döndü ve barbarla göz göze geldi.
Derken Ulrak'ın aklında yine o kelimeler uçuştu. *İzle ve Sor*
*İzle ve Sor*
*İzle ve Sor*
Derken Ulrak adamın bakışlarının bu seferde diğer akrepe doğru döndüğünü gördü. Ulrak onun bakışlarını izledi:
Ozan etrafında ki tezgâhlara, sağa sola, oraya buraya bakıyordu.
Patates...
Soğan...
Domates...
Biberler...
Lânet ki ne lânet... Pazarın bu yakası sebze bölümü gibi bir şey olmalıydı. Her türlü sebze vardı etrafta. Ama Ozan düşünmeden edemedi. Acaba Akrep sebze severmiydi. Ã?aresizliğin getirdiği bu düşünceyi aklından uzaklaştırdı ve hemen eyleme koyuldu.
Ozan arbaletini ateşlerken hamlelerini artık tasarlamıştı. Arbalet ateşlenir ateşlenmez tezgâhların arasına dalacaktı falan filan... Ama daha arbaletini ateşlediği anda dudaklarının arasından bir çığlık sesi duyuldu ve arkasında çarptığı yüksekçe bir tezgâhla birlikte geriye devrildi. Bu hamleleri planlarken geri geri gidiyor ve arkasını düşünmüyordu.
Kim pazarın tam ortasına bir tezgâh kurardı ki? Lânet olsun... Etrafına saçılan sarı, yuvarlak şeylere baktı ve bunların kocaman, devasa, taş gibi limonlar olduğunu gördü. Lânet herifin teki pazarın orta yerine bir limon tezgâhı kurmuştu. Gözlerinin önüne pazarda karşılaştıkları o iki çocuktan birisinin şapırdata şupurdata limon yiyişi geldi.
Akrep bedenine saplanan okla birlikte bir an geriledi ve öylece ne yapacağını bilemez şekilde orada kaldı. Üzerinde ki gözlerin artık üzerinde olmadığını hissediyordu. Derken o sözler duyuldu. "Fazla uzaklaşırsan o zihninin karışacağının farkında mısın? Seni görebileceğim bir yerde kalman gerektiğinin farkında mısın? Böylece seni izlemeye devam edebilirim!"
Ulrak konuşan adama çevirdi yeniden bakışlarını ve adam ile akrepin arasında ki mesafenin bir hayli açıldığını fark etti. İşte yine o sözler... *İzle ve Sor*
*İzle ve Sor*
Derken aklına simyacının eline tutuşturduğu o solucan geldi ve simyacının kalabalık arasında kaybolurken söylediği o sözler yine aklına geldi.
*İZLE VE SOR*
Freor seslenmişti Ulrak'a ama Ulrak onu duymadı. O kendi düşünceleri içinde kaybolmuştu ve Freor, Ozanın başının belada olduğunu gördü. Adam yere düşmüştü ve akrep tarafından sokulmak üzereydi. O anda büyücü artık bir şeyler yapması gerektiğini fark etti. Artık geride kalmanın zamanı değildi. Ya bir şeyler yapacak ve onlara yardım edecek ya da hiçbir şey yapmayacak ve sadece orada kalacaktı...
*
"Kubbeyi kaldır ve adamlarını alıp buradan defol! Bugün daha fazla kan akmayacak!"
Barbar sırıtan bir suratla tepesinde ki baltaya baktı ve "Ger.ekte. oun bağa zaar veerrrceeğğğğiğni.. miii sandıığğnn?"
Trias'ın gözleri yine madalyona kaydı...
Bir anda sersemlemiş gibi oldu Trias. (Karşı Tepki: Ã?özülek Kudret Mührü)
Ne yaptığını sanıyorsun Trias?
İşte geriye gelmişti o ses. Sıcak kılıç Trias'ın ellerinin arasında hâla havadaydı. Trias ne yapacaktı. Ya baltasını savaşması için Barbara teslim edecek ya da karşısında ki bu garip adamı öldürecekti...
*
Khutai adamın hamlesini bekliyordu. Adam ise orada öylece durmuş, kımıldamadan düşmanının gözlerine bakıyordu. Hiç kımıldamıyor, vücudunun tek bir bölgesi hareket etmiyordu. O da bekliyordu.
O anda Khutai anladı. Bu bir direnç savaşına dönüşmüştü. İlk hareket eden kaybeden olacaktı. Ã?ünkü diğeri rakibinin hamlesini önceden tahmin edecek ve onun içini bitirecekti.
Khutai karşısında ki adamın gözlerinde düşmanlıkla birlikte bir saygı gördü. Onca ettiği hakarete rağmen adamın direnci kırılmamıştı. Pekiyi şimdi hiç kımıldamadan rakibinin direncini kırabilir miydi? şimdi bu bir zihinsel savaşa dönüşmüştü. Direncin savaşına!
Khutai adamın gözlerinde ateşi gördü, hırsı, kararlılığı...
Sabırı... Khutai'nin hiç kımıldamadan duracak ve rakibinin hamlesini beklyecek kadar sabırı var mıydı? Yoksa sabırsızca davranarak bu savaşı kaybedecek miydi? İlk hamleyi o yaparak tüm kozları rakibinin eline verecek ve hamlesini açığa mı vuracaktı?
Her şey ama her şey dirence bağlıydı...
Hayatın anlamsız oyunlarında anlamlı bir kapı açmak için sadece gözlerini kapat ve... hisset...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
Hisset yaşamak için olan savaşını, böylece elde edersin o sonsuz anlamı...
- khutai
- Kullanıcı

- Posts: 83
- Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
- Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
- Contact:
Zaman durmuştu sanki Khutai için.Aklında tutuşan öfkesinden eser kalmamış yerine derin bir konsantre bırakmıştı.Alevlerin sıcağı vücudunu kavururken alnından süzülen terleri umursamıyordu artık.Gözleri adamın gözlerine kilitli kasları her an saldırmaya hazır bekledi Khutai.Solukları giderek yavaşlayıp düzene girmişti artık.Bu bakışlarındaki direncin artmasını sağlıyordu şimdi.Adamın gözlerindeki ifadeler oldukça şaşırtıcıda olsa Khutai da ondan farklı düşünmüyordu artık rakibi hakkında.Aksine savaşın bu boyutlarda sürmesi onu daha çok heyecanlandırıyordu.Sanki bir yerlerde tanrısı Horn bu irade savaşını izliyor gibi gelirdi hep ona.Onun önünde en ufak bir zayıflık belirtisi gösteremezdi.
Khutai duruşunu hiç bozmadan gözleri adamın gözlerinde bekledi...
Artık boş ama kendinden emin soğuk bakışlarla izlemeye devam etti adamı Khutai .Sadece bir an belkide şaşırtmak için kaslarını hafifçe seyirtti Khutai.Rakibinden gözlerini ayırmadan bakmaya devam etti Khutai.Her an saldırmaya hazırdı.Biliyordu ki yukarılardan bi yerlerden Horn Onu izliyordu.
Khutai duruşunu hiç bozmadan gözleri adamın gözlerinde bekledi...
Artık boş ama kendinden emin soğuk bakışlarla izlemeye devam etti adamı Khutai .Sadece bir an belkide şaşırtmak için kaslarını hafifçe seyirtti Khutai.Rakibinden gözlerini ayırmadan bakmaya devam etti Khutai.Her an saldırmaya hazırdı.Biliyordu ki yukarılardan bi yerlerden Horn Onu izliyordu.
Horn ölüleri say!!!!!
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Gitmişti. O korunma hissi, o huzur gitmişti. Sanki bedeni tekrar ağırlaşmış ve onu tekrar yere indirmişti. Kendisini saran şefkat dolu koruyucu eller çekilmişti. Trias bir an için içindeki muazzam bir boşlukla kalakaldı, sonra başka bir şey yeniden o boşluğu doldurdu.
Ne yaptığını sanıyorsun Trias?!
B-ben sa-sadece...
Sadece kendini öldürtmeye çalışıyorsun!
Ha-hayır.. b-ben..
Lanet olsun Trias! Başına gelenler yetmedi mi?! Ã?abuk yapabildiğin tüm hızınla uzaklaş buradan!
A-ama..
YAP şUNU!
Trias artık vücudunun tüm acısını hissettiğinden hareket etmekte zorlanıyordu. BUna rağmen zorlukla birkaç adım geri çekildi. Yüreği korkuyla dolmuş, küt küt atıyordu. Gözleri ise dehşetle karşısındaki çıplak adama ve boynundaki kolyeye bakıyordu.
Birkaç adım geriledikten sonra Trias dönüp baltayı rastgele ateş kubbesine fırlattı. Sonra da arkasına bakmadan kaçmaya çalıştı.
Kubbeden birkaç adım uzaklaşmayı başardığında ise ayakları kaldıramadı ve yere sertçe bir daha düştü. Kalmaya çalışmadı. Sadece gözlerini sıkı sıkı yumdu ve ağladı. Tıpkı gerçekten olduğu şey gibi, çaresiz bir bebek gibi ağladı.
Ne yaptığını sanıyorsun Trias?!
B-ben sa-sadece...
Sadece kendini öldürtmeye çalışıyorsun!
Ha-hayır.. b-ben..
Lanet olsun Trias! Başına gelenler yetmedi mi?! Ã?abuk yapabildiğin tüm hızınla uzaklaş buradan!
A-ama..
YAP şUNU!
Trias artık vücudunun tüm acısını hissettiğinden hareket etmekte zorlanıyordu. BUna rağmen zorlukla birkaç adım geri çekildi. Yüreği korkuyla dolmuş, küt küt atıyordu. Gözleri ise dehşetle karşısındaki çıplak adama ve boynundaki kolyeye bakıyordu.
Birkaç adım geriledikten sonra Trias dönüp baltayı rastgele ateş kubbesine fırlattı. Sonra da arkasına bakmadan kaçmaya çalıştı.
Kubbeden birkaç adım uzaklaşmayı başardığında ise ayakları kaldıramadı ve yere sertçe bir daha düştü. Kalmaya çalışmadı. Sadece gözlerini sıkı sıkı yumdu ve ağladı. Tıpkı gerçekten olduğu şey gibi, çaresiz bir bebek gibi ağladı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Grog'un arkasındaki yaralı adamın bir şekilde bu akrebe yardım ettiğini sezinliyordu, belkide bu akrepler bir şekilde bu adamın komutlarına göre hareket ediyorlardı.
şu anda barbarın önünde üç seçenek vardı.Akrebe saldırmak,arkadaki adamı öldürmek veya akrebin altındaki kutuyu almak.Üçünden biri seçilmek zorundaydı.Kutu,kutu en mantıklı şey kutuyu ele geçirmek olurdu, sonuçta bu lanet yaratıklar o kutudan çıkmışlardı."şimdi yeni bir plan uygulamanın tam zamanı" diye düşündü barbar.
Grog olabildiğince yüksek bir sesle,
"ARKAMDAKİ ADAM!!! AKREPLERİ O KONTROL EDİYOR !!! ONU DURDURUN !!!"
Barbar belindeki su matarasını sol eli ile alırken sağ eli ile çiftağazlı baltasını sıkıca tuttu.Sol elindeki su matarasını aniden havaya doğru fırlattı ve aynı anda akrebin ayaklarının dibindeki kutuya doğru atladı(kutuyu alabilecek şekilde atladı).Amacı kutuya ulaşmak ve sürünerek akrebin gövdesinin altına girmekti.Akrebin gövdesinin altına girerek yumuşak karnına ölümcül darbeler indirebilir veya bu kutu eyer bir işe yarıyorsa onunla bu yaratıkları etkisiz hale getirebilirdi.
şu anda barbarın önünde üç seçenek vardı.Akrebe saldırmak,arkadaki adamı öldürmek veya akrebin altındaki kutuyu almak.Üçünden biri seçilmek zorundaydı.Kutu,kutu en mantıklı şey kutuyu ele geçirmek olurdu, sonuçta bu lanet yaratıklar o kutudan çıkmışlardı."şimdi yeni bir plan uygulamanın tam zamanı" diye düşündü barbar.
Grog olabildiğince yüksek bir sesle,
"ARKAMDAKİ ADAM!!! AKREPLERİ O KONTROL EDİYOR !!! ONU DURDURUN !!!"
Barbar belindeki su matarasını sol eli ile alırken sağ eli ile çiftağazlı baltasını sıkıca tuttu.Sol elindeki su matarasını aniden havaya doğru fırlattı ve aynı anda akrebin ayaklarının dibindeki kutuya doğru atladı(kutuyu alabilecek şekilde atladı).Amacı kutuya ulaşmak ve sürünerek akrebin gövdesinin altına girmekti.Akrebin gövdesinin altına girerek yumuşak karnına ölümcül darbeler indirebilir veya bu kutu eyer bir işe yarıyorsa onunla bu yaratıkları etkisiz hale getirebilirdi.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests