ARAYIş (RP EKRANI)

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
_Nightfall_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 297
Joined: Sun Jul 04, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by _Nightfall_ »

Nightfall tapınaktan içeri girdiğinde artık tek amacı başrahibeyi bulmaktı.... Bir asker sayesinde amacına da ulasmıstı... Basrahibe kendisine dogru ilerliyordu... Ama nightfall herkese yaptığı gibi rahibenin gozlerine kilitlenmişti çunku ancak bu sekilde onların niyetlerini anlayabilirdi.... Basrahibenin baktıgı ilk yer cübbesinin omzundan beline kadar inen bir uzantısıydı... Normal biri için bu gümüş bir bez parçasıydı fakat bu tapınakta 2. kademe, yani başrahibenin hemen altındaki rutbe oluyordu....

Nightfall Başrahibenin onune geldiğinde ufak bir reverans yaptı başını goğus hizasına kadar indirip selam verdi... *Ben Nightfall Başrahibem... Kanımın son damlasına kadar emriniizdeyim*

Nightfall magrur bir sekılde tekrar dogruldu.... *Sanırım bir yere gidiyordunuz Başrahibem.... Benim yapmamı istediğiniz birşey varmıydı acaba???*

Belkide Nightfall un hayatındaki en içten sorusuydu.. ve hizmet etmek istiyordu... Cunku *O* nun başrahibesine yapılan hizmet *O* na yapılan bir hizmetti... Ve nightfall da *O*nun için burdaydı.......
Artık insafsız olun... Gazap için... Yıkım için... Kızıl bir şafaga...<br><br>Değişik bişey isteyen <a href="http://s2.gladiatus.com/game/c.php?uid= ... IKLASIN</a>...
Daeya
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2183
Joined: Tue Apr 13, 2004 10:00 am
Location: Karşıyaka
Contact:

Post by Daeya »

Shi'el'Elesia karşısındaki rahibeyi küçük bir süzüşten sonra "Ben kaosun baş rahibesi shi'el'Elesia." dedikten sonra havalı yürüyüşüne küçük adımlarla devam etti ve "içeride eğitmemiz gereken isanlar var onları büyük bir özenle rahibe olarak yetiştireceğiz. Onları eğitmemde yardımcı olabilirsin. Beni takip et de seni onlarla tanıştırayım." dedi ve kütüphaneye doğru ilerlemeye devam etti.
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
_Nightfall_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 297
Joined: Sun Jul 04, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by _Nightfall_ »

Nightfall emri sorgulamadı bile.. Ani bir dönüşle Başrahibenin sağ tarafından ilerlemeye başladı... Yeni rahibeler yetiştirecekti, en azından bu babasının suçu nedenıyle ona bulasan lekeyı ve bu gunahları bıraz hafıfletırdı...Babası en büyük günahı işlemiş ve *o*nun verdıgı gorevı tamamlayamadan düşmüştü... Bunu kafasından uzaklastırmaya calıştı.. Artık işine konsantre olmalıydı...

Ama yeni rahibeler.. Bu kulaga hos geliyordu... *O*nun rahibeleri... Ayrıca emrinde bikaç kişinin olmasındanda onur duyardı...
Artık insafsız olun... Gazap için... Yıkım için... Kızıl bir şafaga...<br><br>Değişik bişey isteyen <a href="http://s2.gladiatus.com/game/c.php?uid= ... IKLASIN</a>...
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Efla geldiğinde herkesin hazrlanmış olduğu gözlerinden kaçmamıştı. Aslında ekstra bir şeye tek ihtiyacı olan da oymuş gibiydi. Apocalypse'in habercisinin onlara verdiği görü gücü sayesinde içinde bulundukları ana holün her bir kısmını rahatlıkla seçebilen inananlar tapınağın sessizliğini fark edebiliyorlardı. Artık harekete geçme vaktiydi.

Brenne grubun zavallılığını gözlüyordu. Kendisi buradayken bu grubun çok daha güçlü olduğu aşikardı. Neler olmuştu da bu kadar zayıf kalmışlardı acaba? Yine de bu, Apocalypse'in kendi boyutuna gönderdiği bir "kurtuluş" grubuydu. Aslında amaçlarını tam olarak o da bilmiyordu ama yıllardır burada edindiği tecrübeye ve sezgilerine güveniyordu. Gidecekleri yer en alt boyuttaki o meşum mağaradan başka neresi olabilirdi ki?
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Shi'el'Elesia arkasında Dorian ve Nightfall'la kütüphaneye doğru ilerliyordu. Askerin gelip de henüz konuşmamış olması garipti. Shi'el'Elesia'da ona herhangi bir şey söylememişti. Garip grup kütüptahaneye giden yol boyunca ilerledi. Altın tapınağın göz kamaştıran şahşası gerçekten üçününde bugüne kadar gördükleri en inanılmaz sahneydi.

Kütüphaneye geldiğinde Shi'el'Elesia seçtiği kızları kendi aralarında fısıldarken buldu. Yüzlerinde gülümsemeleri, sandalyelere oturmuş sohbet ediyorlardı. Başrahibenin odaya girdiğini gördüklerinde susarak ayağa kalktılar ve onu selamladılar. Kızlardan bir kaçı Dorian'ı yan gözle ilginç bir şekilde süzüyordu ve bu ne Shi'el'Elesia'nın ne Nightfall'un ne de Dorian'ın gözlerinden kaçmamıştı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne grubu baştan aşağı süzdü ne kadar zavallı olsalar da hala bir umut taşıdığı belliydi.
şimdi apocalypse in kendisine neden yeni bir şans verdiğini biliyordu.İnananları yine o eski ihtişamına döndürecek olan peygamberden başka kim olablirdi?

Brenne asasını sabırsızca yere vurdu ve derinden gelen bir ses ile seslendi.

-Yola çıkma vaktidir fazla zaman yok efendi böyle bildirdi.

Daha sonra dışarı çıkmak için kapıya doğru yöneldi.Bu zavallıların hangileri yaşayacak acaba diye kendi kendine bahse girmeye başlamıştı bile..
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

Askerler toplanmaya başladığında uzatmadan bir işi halletmesi gerektiğini düşündü. Krayns'ı işaret ederek ufak bir el hareketiyle yanına çağırdı..
"Diz çök." dedi.Yumuşak ama emreden bir sesle.
"Kaos Leyyonu'na sunduğun hizmetlerden dolayı seni ödüllendiriyor ve Kaos şovalyesi rütbesine yükseltiyorum. Buna layık ol asker. *O*na layık ol...""

Gözleri salonda gezdirdi. Herkesle gözgöze gelmişti sanki.
"Başarılı olursanız ödüllendirilirsiniz. Bircoğunuz bu boyutta onun sayesinde hayatta kalacaksınız. Başarısız olursanız da aynı cömertliği göreceksiniz."

"Ayağa kalk Kaos şovalyesi Krayns"

Gösterişin büyük bir silah olduğunu biliyordu. Gösterişli bir tören yapılabilirdi. Vakit olsaydı... Hiçbir zaman yeterince olmamıştı. Uzatmanın da alemi yoktu.

"Efendi öyle bildirdi" diye mırıldandı içinden tekrar. Apocalipse'in olanlardan sonra hala Brenne ile iletişim kurması ve kuruyor olmasını garip karşıladı. Aslında baklırsa Brenne'nin birçok şeyi uyduruyor olduğunu düşünüyordu. En azından kendisi peygamber konumunda olsa...

Kısa süren bir gülümsemenin aardından dışarı doğru yol aldı. Ayak sesleri büyük holde yankılanıyordu. Lejyonun hareket etmesiyle holü düzensiz ve yüksek ayak sesleri doldurdu. Dışarda duyacakları ve yaşayacaklarının minik bir gölgesi adeta.

şimdi gitmek zamanıydı. Onları kimbilir neler bekliyordu. Ã?nceden hayal bile etmeye cesaret etmeyeceği bir gücü vardı burda ve kullanmak için sabırsızlanıyordu.

"Yakın durun ölümlüler... Hayatta kalmak için." Cehennem tabletlerinin ölümlüleri boyutun etkilerinden korumasını bekliyordu. Askerler her zaman lazım olabilirdi. Kimin ne zaman işe yarayacağı belli olmuyordu. Ã?abuk harcanıp gitmemelerini umuyordu.Bu başarı şansını arttırırdı.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Beckett
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 523
Joined: Wed Oct 19, 2005 10:00 am
Location: underworld
Contact:

Post by Beckett »

Efla sözlerini bitirdikten sonra Krayns ayağa kalktı,içinde olan patlamalar kelimeler ile ifade edilemezdi.Artık bir kaos şövalyesiydi.Uzun zamandır *O* na verdiği hizmetin karşılığını almıştı.Onun için önemli olan rütbe değildi aslında.O sadece *O* na hizmet etmeyi seviyordu,başka bir şey için çalışması düşünülemezdi dahi.Efendi Efla'ya döndü;

"Hizmetimde hiçbir düşünme olmayacak efendim,artık daha çok çalışcam ve Efendimize layık olmaya çalışacağım" dedi.

Başıyla selam verdi,askerlere döndü;

"Ã?abuk sıraya geçin,hizayı bozmayın.Efendilerin ve benim arkamdan tek sıra halinde yol alın"dedi ve kendiside grubun önüne geçerek efendilerin arkasından seyirtmeye başladı.

Zamanı gelmişti,görev başlıyordu...
Bu İsaret Kaos Tanrısının
Bu,Kılıcların Tanrısının
Bu,hayatın
Bu da olumun
..... Bilmen gereken bunlar.....
Geliyor zamanı Tanrıların;
Hayatın ve Olumun...
Andero
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 758
Joined: Thu Jun 24, 2004 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Andero »

Bilgilendirme: Pandemonium sonsuz karanlıkla kaplı ve içinde akıl almaz düşmanların bulunduğu apayrı bir diyardır. Kendi diyarınızda size normal gelen şeyleri burada yapamamanız yada anormal gelen şeyleri yapmanız olası olsa da grup olarak şu anda gördüğünüz fiziksel özellikler geldiğiniz boyutla tamamen aynıdır. Boyut her zaman rüzgarlıdır ve bu rüzgarın gücü inanılmaz boyutlardadır. Diyarda herhangi bir ısı kaynağı olmadığından sıcaklık diye bir kavramdan söz edilemez bile. Rüzgar, maceracılardan vücut ısılarını çalar ve onların kısa sürede donarak ölmelerine neden olur. Rüzgarların sürekli taşıdığı anlaşılmaz fısıltılar yolcuların kulaklarını doldurur. Zemin genelde çorak bir toprak görüntüsündedir. Etrafta göreceğiniz temel çevre dağlar ve mağaralar şeklindedir. Diyarda herhangi bir ışık kaynağı olmadığından karanlıkta görme yetisine sahip olmayan gözler Pandemonium"da göremezler. Herhangi bir büyü veya doğuştan gelen bir yetenekle karanlıkta görenlerin görüşleri her darkvision görüntüsü gibi siyah beyazdır.

Bunlarla birlikte DM tarafından diyarda oynamalar ve/veya yenilikler yapılabilir. Bu sebeple bu bilgiyi bilmekle beraber esas olarak sizlere yapılan tasvirlere önem vermenizi öneririm (okuyacağınız üzere grubun rüzgarı fazla hissetmemesi veya kulaklarına fısıltıların ulaşmaması gibi).

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Karanlığı gören gözler Pandemonium"un uçsuz bucaksız uzanan topraklarını tarıyordu. Biliyorlardı ki bu engin alan, kendilerini ilk gördüğünde onlara saldıracak yaratıklarla doluydu. Efla, Brenne ve Morien yaratıkların onlara dokunma ihtimallerinin zayıf olduğunu iyi bilen tek kişilerdi zira onlar daha önce de burada bulunmuştu. Ama bu sefer işler farklıydı. Apocalypse diyarda değildi. Apocalypse"in burada olmadığı zaman dilimde burada bulunan tek kişi Brenne"di. O da kendisine saldıran yaratıkların kendisinden yaklaşık 1,5 m"lik bir mesafede görünmez bir duvara çarptıklarını bir çok kez görmüştü. Aslında şimdiye kadar burada varlığını sürdürebilmesini sağlayan şeylerden belki de en önemlisi de bu idi. İlk başlarda yaratıklar onun için bir korku öğesi idiler ama bu kalkanımsı koruma o kadar çok tekrarlanmıştı ki Brenne artık onları önemsemiyordu. Apocalypse onu korumuştu, her ne kadar Brenne"in kendisine verdiği inanç karşılığı ona verdiği büyüleri ve eşyaları ondan almış olsa da... Rüzgar cübbesinin eteklerini savururken o bastonunu kararlı adımlarla saplıyor ve onları bir alt katmana götürecek bildiği en yakın geçide doğru ilerletiyordu. Biliyordu ki onlar ilerledikçe tehlike daha da artacaktı. Acaba en alt katmanın tam ortasındaki o devasa mağara da ne vardı? Ölümsüz bedeninin bile girmeye tereddüt ettiği ve en sonunda vazgeçtiği o mağarada. Brenne, bir ölü olduğunu bilmese, hissettiğine korku derdi. Denemek için en güzel yerdi orası. Zaten başka nerede olabilirdi ki?

Efla"nın yeşil gözleri karanlığın içinde parlıyordu ki soluk bir maviye dönüşerek saklandılar. Lichin kara cübbesi diyarın inanılmaz rüzgarlarında delice savruluyordu ama bu savrulmaların hissiz bedenini, arada sırada rüzgar yönüne zorlamak dışında, rahatsız ettiği söylenemezdi. Efla biliyordu ki kendisini zorlayan bu rüzgar, tabletler sayesinde zayıflatılıyordu ve soğukluğu normal canlıların sıcaklığıyla dengeleniyordu. Yoksa çoktan hepsi ölüp gitmiş olurdu. Kaosun gözü kıpkırmızı ileriyi süzdü. Yakışıklı yüzü sert bir şekilde çarpılmıştı. Tapınaktan çıktığı ilk andan beri bir şeylerin değişmeye başladığını hissedebiliyordu. Kendisini, nasıl dese, daha özgür hisseder olmuştu.

Morien"in keskin kulakları çevreyi dinliyordu. Normalde biliyordu ki, Pandemonium"da sonsuz fısıltılar birbirini kovalar, hazırlıksız ve zihin gücü zayıf birini sadece bir kaç dakika da deli edebilecek anlaşılmaz sözcükler havada uçuşurdu. Korkunç rüzgar buranın sakinlerinin seslerini taşır, onları uzaklara, çok uzaklara götürür; Pandemonium"u tam bir dehşet havasına sokardı. Ama şu anda kulaklarına grubun ilerledikçe çıkarttığı seslerden başka bir ses gelmiyordu. "Garip..." diye düşündü. Mavi elçi onlara tabletleri yanlarından ayırmamalarını söylemişti. Acaba bu durgunluğun nedeni onlar mıydı? Bir an kendini, bu tabletlerin kendi seslerini de bloklayıp bloklamadığını merak ederken buldu. Yine de düşünce aklından çabuk silindi. O güçlüydü. Ama korkunç gücü içinde hissettiği o zevkli karıncalanmayı bastıramıyordu. Kaynağı neydi bunun? O bir ölüydü. Bunu hissetmemesi gerekmez miydi? Yine de itiraf etmeliydi ki tapınaktan çıktığından beri hissettiği bu şey gerçekten zevkliydi.

Krayns askerlerin önünde yürüyor ve arada sırada düzenlerinde herhangi bir bozulma olup olmadığını kontrol ediyordu. Bu kadar küçük bir grupta bunun bir önemi olmayabilirdi ama rütbesi yeni yükseltilmişti ve bu kadar çabuk hata yapmak istemiyordu. Zira biliyorduki ufak da olsa bu grupta hatalara yer yoktu. Yine de ilerisi için şimdiden kredi kazanmaya başlaması kendisi için son derece hayırlı olabilirdi.

Arkadan düzenli bir sıra halinde Dafnet ve Raziel geliyordu. İki kişi için yürüyüş düzeni aslında saçmaydı ama yeni kaos şövalyesi görevini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyordu. Aslında bu Dafnet ve Raziel için itici bir güç olabilirdi. Kendi diyarlarından apayrı bir grupta üstleri bir drowdu! Onlar neden bu mertebeye ulaşmasındı ki? Sert esen rüzgar zırhlarının üzerinden sekerken akılları bu grupta yükselmekte ve bu en korkunç kabuslara ait yerden hayatta çıkmaktaydı. Tabiiki karşılarına çıkacak şeyler hakkında en ufak bir fikirleri bile yoktu.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kaos grubu, tabletlerin koruması altında, geniş bir kanyona gireli tahminlerince yarım saate yakın bir zaman geçmişti. Tapınak göz eriminden çoktan çıkmıştı. İki kolu ve bacağı olan bir şey için tırmanılması neredeyse imkansız sarp kayaların çevrelediği geniş kanyon, Brenne"in bildiği üzere daha uzun bir süre uzanıyordu ve sonunda bir mağaraya açılıyordu. Brenne bu mağaranın uzantılarıyla beraber şu an bulundukları katman olan Pandesmos"tan Cocytus"a, yani ikinci katmana, uzandığını biliyordu. Dağlardan gitmeme nedeni yolu uzatmış olmasıydı aslında zira biliyordu ki Pandemonium"da tırmanış diye bir problemi yoktu. Pandemonium"un yer çekimi, yakın olduğunuz yere göre konumlanırdı. İstese dağda yan bir şekilde rahatça yürüyebilirdi.

Talon ve Brenne neredeyse aynı anda durdular ve başlarını sağ üst köşeye doğru çevirdiler. Onların bu hareketini gören grup bir kaç adım attıktan sonra duruldu ve onlarda oraya baktılar.

Baktıkları yerde onlara doğru bakan bir iblis ve üzerinde küçük bir şeklin oturduğu kurdumsu bir yaratık vardı. Bir an için göz göz geldiler. Ardından grup kurdun başının geri döndüğünü ve oradan koşarak uzaklaşmaya başladığını gördü. İblis bir süre daha orada kaldı ve ardından, tabletlerin engellemediği devasa bir böğürtü kanyonu doldurdu. İblis, dağ boyunca gruba doğru koşmaya başladı. Grubun gözlerine grimsi bir tonda görünen yaratığın uzun yüzündeki açılmış çenesini rahatlıkla görünen sivri dişler süslüyordu. Kolunun üzerindeki ilginç kavisli yapı hemen dikkati çekiyor ve zaten yeteri kadar korkunç görünen o koca kolların daha da korkunç görünmesini sağlıyordu.

Brenne grubun en önündeydi ve hemen arkasında da Morien ve Efla vardı. Onların yanında ise Krayns, Dafnet ve Raziel... Yaratığın koşuş, eğer bir şey yapılmazsa, 6-7 sn içinde buraya ulaşmasına imkan tanıyabilir gibi görünüyordu.

Image
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Daeya
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2183
Joined: Tue Apr 13, 2004 10:00 am
Location: Karşıyaka
Contact:

Post by Daeya »

Kaos'un baş rahibesi, daha önce görmediği rahibeyle birlikte kütüphaneye girdiklerinde. savaşçının da kendileriyle birlikte geldiklerini gördü. Hatta eğitmek için seçilen rahibe üyelerinin gözleri pür dikkat savaşçıyı kesiyordu. Bu durumu bariz bir şekilde gören Shi'el'Elesia, öğrencilerine dik ve otoriter bir ses tonuyla "Siz! Neye baktığınızı sanıyorsunuz? Hayatınız boyunca hiç mi savaşçı görmediniz? Buraya savaşçıları kesmek için gelmediniz! *O* ya layık birer rahibe olmak için geldiniz. Bunu bir daha hatırlatmayacağım!" dedikten sonra Nightfall'a holde söylediklerini yapmasını emrettikten sonra savaşçıya döndü. Savaşçıyı en son boyuta geldiklerinde görmüştü Shi'el'Elesia. Bir an için adını düşündükten sonra, savaşçının yanına doğru ilerledi ve "Dorian!" dedi karşısında dikilerek. " Seni buraya getiren şey nedir?" dedi yerinde hafifçe sallanarak. Yüzünde şeytani bir sırıtış hakimdi.
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
dreamshadow
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 138
Joined: Sat Jan 15, 2005 10:00 am
Location: karşıyaka
Contact:

Post by dreamshadow »

Dorian kafasındaki sorulara yanıt bulmak amacıyla tapınağa gitmişti. Bu yanıtsızlık canını sıkıyordu Dorian'ın. Savaşçı yaratacaktı ama bu göründüğü kadar kolay değildi. Baş rahibenin yardım edeceğini umuyordu ve onun tapınakta olduğunu biliyordu. Sadece biraz aramak gerekecekti. Dorian tapınağa girdiğinde bir rahibeyle karşılaştı ve baş rahibenin yerini sordu ve kendisini ona götürmeyi büyük bir memnuniyetle kabul etti. Bir zaman sonra karşıda baş rahibe göründü. Fakat kendisiyle konuşamadı çünkü yanındaki rahibe kendisinden önce davranmıştı ve baş rahibe de savaşçıyı yok saymıştı. Tabi yine o süzen bakışlara maruz kalarak. Küçük konuşmaya sessizliği ile katılarak takibe başlayan savaşçı kendisini kütüphane içinde, Bir çok genç kızın içinde bulmuştu. Ve kendisine nasıl bakıldığını görüyordu. Hiçbirşey demeden bekledi. Ve zaten demesine de gerek kalmadı. Baş rahibe olaya anında müdahale etmişti. Otoriter tavrı ve sesindeki kararlılıktan Dorian da etkilenmişti. Yanlış bir şey yapmaya hiç niyeti yoktu. Sonra baş rahibenin yanına gelmesi ve gayet sakin bir tavırla konuşmasını sürdürmesine çok şaşıran Dorian yüzündeki ifadeyi belli etmemek için elinden geleni yaptı. Ne kadarını belli edip etmediğini ise bilmiyordu. Ã?ünkü baş rahibenin yüz ifadesinden bunu kestiremiyordu.

Doriani baş rahibe konuşmasını bitirdikten sonra küçük bir baş hareketiyle reverans yaptıktan sonra "Afedersiniz baş rahibem. Bir konuda yardımınıza, bilgilerinize ihtiyacım var. Biraz vaktiniz varsa konuşabilir miyiz? *O* ya layık savaşçılar yetiştrmeyeçalışıyorum. Ama yardıam ihtiyaç duyduğum bir konu var. Bunu ancak siz yapabilirsiniz" dedi ve başrahibenin alacağı tavrı merak ederek cevabını bekledi.
...........................S.D.W...........................
CHANGES
Başbüyücü
Posts: 754
Joined: Sat Jun 05, 2004 10:00 am
Location: NOWHERE NOW HERE
Contact:

Post by CHANGES »

Brenne yukarıdaki iblisi gördüğüne hiç de şaşırmamıştı.Bu diyar bu iblislerin varlıklarını sürdürdükleri bir yerdi.Diyardaki en ufak değişimi süzebilen kendi yaşam alanlarındaki dalgalanmayı hissedebilen bu iblislerin bu kadar kalabalık bir grubu farketmemesi imkansızdı

Brenne tapınaktan çıkarken kendi kendine girdiği bahsi tekrar gözden geçirdi,yüzündeki çarpık gülümsemeye engel olamadı.Her ne kadar iblislerin kendisine dokunamadığını bilse de içgüdüsel olarak arkaya doğru bir kaç adım attı ve Morian'ın bir adım gerisinde durdu.Ne de olsa harcanabilecek askerler vardı ve kaos askerlerinin varolma nedeni gerektiğinde kendisinden üst rütbeliler için ölmeleriydi.İblis hızla yaklaşırken Brenne büyülerini gözden geçirdi.Ne de olsa bir iblise karşı kullanılabilecek büyüler kısıtlıydı ancak bu iblis sadece grubu sınamak için iyi bir yem olabilirdi.

İblisi gözlemeye koyuldu acaba diğerlerine zarar verebilecek miydi yoksa onlar da apocalypse tarafından korunuyorlar mıydı? Sonuca göre büyülerini kullanacaktı ancak çoktan eli büyü bileşenlerine uzanmıştı ne de olsa görevi grubu oraya götürmekti,gerçi hepsinin sağ kalmasına gerek yoktu ama...
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Raziel_Zauvirr
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 79
Joined: Mon Sep 26, 2005 10:00 am
Contact:

Post by Raziel_Zauvirr »

Üstlerine doğru koşan iblisi görünce elleri kılıçlarına gitti drowun.'' Kibir '' i ve ''Hırs'' ı bir anda çekti ve seçilmişlere baktı.Tabiki de onların hayatı bir askerin hayatına göre çok daha önemliydi onların bu işe pek karışcaklarını sanmıyordu.

Raziel küçük bir an için transa geçti,yeşil gözleri bir farklı parlıyordu bu sırada.(Force Screen) Ve önünde bir disk beliriverdi görünmez bir diskti bu kendisine bile.
Artık çarpışmaya hazırdı kendisine verilecek emri bekledi..
Nindyn vel'uss kyorl nind ratha thalra elyhinn dal lil alust.
Beckett
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 523
Joined: Wed Oct 19, 2005 10:00 am
Location: underworld
Contact:

Post by Beckett »

Krayns iblis üzerlerine geldiği anda ne yapacağını tasarlamıştı.Burası *O* nun eviydi ama efendisi evinde değildi.Yani kendilerini korumaları gerekiyordu.Drow sırtından kılıcını hemen çekti ve emrini verdi;

"Dafnet,Raziel hemen efendilerin önüne geçin ve 2 kişilik yan yana bir set oluşturun,aranızda en fazla 1 adım aralık olsun.Ve gerekirse ölün" dedi.

Ardından kendiside efendilerin önüne geçti.Seçilmişlerin gücü çok muazzamdı ama onlar için ölecek askerler vardı şu anda,askerler ölmedikçe dövüşmelerine gerek yoktu.


Krayns da efendilerin 5 adım önünde,erlerin ise 3 adım gerisindeydi,eğer iblis seti geçerse ki geçeceğe benziyordu,kaosun yeni şövalyesi ile dövüşmek zorundaydı.Onu geçmeden seçilmişlere yönelemezdi.

Pandemonium da ki ilk çarpışmasında başarısız olmamalıydı,yoksa şuanda olduğu yere layık olamazdı.Ã?ift taraflı kılıcını önünde çapraz bir şekilde tuttu ve iblisin kendine gelmesini bekledi.(Dodge)
Bu İsaret Kaos Tanrısının
Bu,Kılıcların Tanrısının
Bu,hayatın
Bu da olumun
..... Bilmen gereken bunlar.....
Geliyor zamanı Tanrıların;
Hayatın ve Olumun...
Daeya
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2183
Joined: Tue Apr 13, 2004 10:00 am
Location: Karşıyaka
Contact:

Post by Daeya »

Rahibe savaşçının sözlerini dinledikten sonra kaşını kaldırıp "söylediklerin ilgimi çekmedi değil savaşçı. Yalnız bir başrahibe savaş taktiklerini çok fazla bilmez. Bana tam olarak ne öğrenmek istediğini söyle. Boşa harcayacak vaktim yok." dedi ve ekledi "şu ileride konuşabiliriz" diyerek kitaplıkların arasına daldı. Ve Dorian'ın sorusunu tam olarak sormasını emretti.
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests