Büyü Konseyi (RPG)

Frpworld forumlarındaki eski FRYO(Forum Rol Yapma Oyunu) başlıklarının tutulduğu arşiv.
Locked
calis
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 738
Joined: Wed Apr 21, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by calis »

Necros_Spellweaver wrote:Büyüsünü bitirmesiyle birlikte Estalus ellerinde bir ısınma hisseti. Isınma hızla arttı ve aniden iki alev sütunu Estalus'un ellerinden fırlayarak zombiye çarptı. Zombinin kurumuş ve kısmen çürümüş vücudu alev aldı. Bir canlıbu durumda acıyla böğürüp, ateşi söndürmek için oradan oraya koşarken, zombinin böyle bir derdi yoktu. Nasıl olsa ölüydü. Acı hissetmiyordu. Yerde sürünerek Estalus'a doğru ilerlemeye devam etti. Estalus'a çok yaklaşmıştı ama elf kaburgalarının acısından hareket edemiyordu. Zombi yanan elini kaldırdı ve Estalus'un bacağını tuttu.

Estalus bacağı alevle dağlanırken acıyla haykırdı. Kaburgalarının tüm acısına rağmen bacağını kurtarmak için debelendi ama zombi sıkıca tutmuştu. Zombiyi serbest ayağıyla tekmeledi ama o ayağında da yanma oldu. Sonra aniden zombinin bedeni gevşedi ve Estalus kendini zombinin elinden kurtardı. Daha ileride duvara dayandı. Kaburgaları felaket ağrıyordu. Tıpkı yanmış bacağı ve ayağı gibi. (Estalus --> -5 HP)

Estalus birkaç dakika soluklandıktan sonra cesedin verdiği ışık ile artık odayı görebildiğini fark etti. Bulunduğu yer bir zindana benziyordu. Taş duvarlar vardı. Zombinin sesini ilk duyduğu yerde ise çelik bir kapı mevcuttu. Kapalı görünüyordu ama kitli olup olmadığını bilemiyordu.
Zombinin yanan kemkli eli estalus un bacağını tutunca acı bütün bacağını sardı vede estalus acıyla böğürdü.Hem sinirden hemde acıdan dolayı ayağını kurtarmak için zombbiye doğru boştaki ayağı ile bir tekme savurdu fakat bu hamlesinde de zararlı olan,yine elf çıktı.Boştaki ayağıda zombiden yayılan ateş sonunda yanmıştı.

Estalus için artık yaşamak bir işkence gibiydi.Ã?ünkü ateş yüzünden dağlanmış iki ayağı ve kırılmış kaburgaları vardı.Estalus zombinin daha fazla direnç göstermeyip artık yenilgiyi kabul etmesi üzerine duvara yaslandı.Zombinin kötü cesedi hem etrafı aydınlatmış hemde ortalığı daha kötü bir koku sarmıştı.

Estalus zombinin üzerinden çıkan ışık sayesinde etrafına bakındı.Daha önce karanlıkta da hissettiği gibi taş duvarlar la kaplı bir oda daydı.Bir zindandayım diye bildi kendi kendine kara elf.Yada başka bir yerde.

Zombinin sesini duyduğu ilk yerde bir kapı mevcuttu.Kapı basit bir kapıydı fakat kilitli olabilirdi.Gerçi kilitli olsa bile estalus un büyü gücü kapıyı eritmeye yeterdi.Kapının kilitli olup olmadığını örenmenin tek yolu vardı.Kapıyı açmak üzere estalus sendeleyerek yürüdü...
No one hears him cry so he turns to evil...
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Estalus duvara dayanarak kapıya doğru ilerledi. Kapıda bir pencere yoktu. Bu yüzden Estalus dışarıda bir tehlike olup olmadığını bilemezdi. Yalnız dışarıda çıt çıkmıyordu. Görünüşe göre kimse yoktu. En azından Estalus kimsenin olmadığını umuyordu.

Estalus kapıya baktığında kapının kolunun olmadığını gördü. Bu yüzden tırnaklarını kapının arasına geçirmeye çalıştı. Kısa süre sonra bunu becerince kapıyı aralamayı başardı. Işığın aniden girmesiyle gözleri karanlığa alışan Estalus"un gözleri kamaştı. Sonra yavaşça kapıyı daha da açıp dışarı çıktı.

Estalus kapıdan çıktığında kendisini iki yana uzanan ve hücresini de oluşturan taşlardan oluşmuş bir koridorda buldu. Yanılmamıştı, bir zindandı burası. Kendisininki gibi pek çok kapı koridor boyunca karşılıklı dizilmişti. Her iki kapının arasında birer meşale bulunuyordu. Diğer tüm kapılar da Estalus"unki gibi penceresizdi ve yere sürtünüyordu. Bu yüzden diğer tüm hücreler de Estalus"unki gibi karanlık olmalıydı.

Koridorun iki ucu da aynı görünüyordu. Hangisinin çıkış olduğunu anlamak imkansız gibi bir şeydi çünkü koridorun iki ucu da karanlıktı. Meşaleler sadece bir yere kadar gidiyordu.

Estalus buranın daha nemli olduğunu fark etti. Ã?ıplaklığı yüzünden elinde olmadan titriyordu. Buradan çıktıktan sonra hastalanabilirdi bile belki. Ayrıca buradan çıkınca yaralarını iyileştirmeye çalışması gerekiyordu ki onu da nasıl yapabileceğine emin değildi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
calis
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 738
Joined: Wed Apr 21, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by calis »

Necros_Spellweaver wrote:Estalus duvara dayanarak kapıya doğru ilerledi. Kapıda bir pencere yoktu. Bu yüzden Estalus dışarıda bir tehlike olup olmadığını bilemezdi. Yalnız dışarıda çıt çıkmıyordu. Görünüşe göre kimse yoktu. En azından Estalus kimsenin olmadığını umuyordu.

Estalus kapıya baktığında kapının kolunun olmadığını gördü. Bu yüzden tırnaklarını kapının arasına geçirmeye çalıştı. Kısa süre sonra bunu becerince kapıyı aralamayı başardı. Işığın aniden girmesiyle gözleri karanlığa alışan Estalus"un gözleri kamaştı. Sonra yavaşça kapıyı daha da açıp dışarı çıktı.

Estalus kapıdan çıktığında kendisini iki yana uzanan ve hücresini de oluşturan taşlardan oluşmuş bir koridorda buldu. Yanılmamıştı, bir zindandı burası. Kendisininki gibi pek çok kapı koridor boyunca karşılıklı dizilmişti. Her iki kapının arasında birer meşale bulunuyordu. Diğer tüm kapılar da Estalus"unki gibi penceresizdi ve yere sürtünüyordu. Bu yüzden diğer tüm hücreler de Estalus"unki gibi karanlık olmalıydı.

Koridorun iki ucu da aynı görünüyordu. Hangisinin çıkış olduğunu anlamak imkansız gibi bir şeydi çünkü koridorun iki ucu da karanlıktı. Meşaleler sadece bir yere kadar gidiyordu.

Estalus buranın daha nemli olduğunu fark etti. Ã?ıplaklığı yüzünden elinde olmadan titriyordu. Buradan çıktıktan sonra hastalanabilirdi bile belki. Ayrıca buradan çıkınca yaralarını iyileştirmeye çalışması gerekiyordu ki onu da nasıl yapabileceğine emin değildi.
Sonunda odadan çıkmıştı.Koridorlar yapının içinde uzanıyordu.Meşaleler az da olsa koridorları aydınlatıyordu.Burdan bir an önce kurtulmak istiyordu.Bu soğuk ve acı estalus u mafediyordu.

Estalus karar vererek sağ tarafındaki koridor da yürümeye başladı.Fakat acı ve soğuk onu yürürken tekrar yakalamıştı.Hiç değilse kendisini iyi hissetmesini sağlıyacak bir büyü biliyordu.Büyüyü yaptıktan sınra yoluna devam edicekti.

Eller tekrar havaya kalktı ve büyülü sözler le birlikte estalusun elleri yavaşça başının üstüne geldi.(heroism).
No one hears him cry so he turns to evil...
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Estalus'un içi cesaretle dolarken, korkuları yok olmaya yüz tuttu. Burada hiçbir şey yoktu, olsa da ona zarar veremezdi. Evet, yaralı, çıplak ve silahsızdı; ama bunlar ona zarar verebilmeleri için yeterli gerekçeler değildi.

Estalus koridorda ilerlerken elf gözleri koridorun sonunda demir parmaklıklı bir kapı gördü. Ve eğer gözleri yanılmıyorsa bu kapının ardında yukarıya çıkan bir merdiven vardı. Burası çıkış olmalıydı.

Estalus yaralı ayağı ve bacağı yüzünden duvara yaslanıp yürürmeye devam etti. Zindanın nemli havası çıplak vücudunu titretiyor, zindanı dolduran çürüme kokusu ise midesini bulandırıyordu.

Estalus ilerlemeye devam etti. Kapı tamamen karanlığın içinde kalıyordu. Elf gözleri olmasa bunu asla fark edemezdi.

Karanlık içinde, Estalus'un hemen yanında bir çift sarı göz açıldı. Estalus daha ne olduğunu anlayamadan bir darbe yedi. Ama...darbe ona hiç zarar vermemişti. Yine de tuhaf bir şekilde daha güçsüz hissediyordu. (Estalus --> Strengh reduced by 1)

Ne olduğunu göremediği yaratığın sarı gözleri kısıldı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
calis
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 738
Joined: Wed Apr 21, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by calis »

Necros_Spellweaver wrote:Estalus'un içi cesaretle dolarken, korkuları yok olmaya yüz tuttu. Burada hiçbir şey yoktu, olsa da ona zarar veremezdi. Evet, yaralı, çıplak ve silahsızdı; ama bunlar ona zarar verebilmeleri için yeterli gerekçeler değildi.

Estalus koridorda ilerlerken elf gözleri koridorun sonunda demir parmaklıklı bir kapı gördü. Ve eğer gözleri yanılmıyorsa bu kapının ardında yukarıya çıkan bir merdiven vardı. Burası çıkış olmalıydı.

Estalus yaralı ayağı ve bacağı yüzünden duvara yaslanıp yürürmeye devam etti. Zindanın nemli havası çıplak vücudunu titretiyor, zindanı dolduran çürüme kokusu ise midesini bulandırıyordu.

Estalus ilerlemeye devam etti. Kapı tamamen karanlığın içinde kalıyordu. Elf gözleri olmasa bunu asla fark edemezdi.

Karanlık içinde, Estalus'un hemen yanında bir çift sarı göz açıldı. Estalus daha ne olduğunu anlayamadan bir darbe yedi. Ama...darbe ona hiç zarar vermemişti. Yine de tuhaf bir şekilde daha güçsüz hissediyordu. (Estalus --> Strengh reduced by 1)

Ne olduğunu göremediği yaratığın sarı gözleri kısıldı.
Kapı için gitmişti fakat bir çift sarı göz vede kendini güçsüz hissetmekten başka bir şey olmamıştı estalus a.Sarı gözler estalus un ilk önce sıçramasına neden olmuştu.Her ne olduysa estalus kendisini biraz daha güç süz hissetmeye başlamıştı.

Estalus bu kısa süreli şok un ardından kendisini toparladı vede sarı gözlerden uzak durmak için geriye adım attı.Bu sıra da da aklından büyü sözlerini hatırlamaya çalışmıştı.Büyülü sözler aklına geldikten hemen sonra içindeki o saf güce dokunda.

Güce dokunması ile bütün acılarını unuttu.Ne kadar güzeldi..evet ne kadar güzeldi.Bu saf güç Estalus un aşık olduğu tek şeydi.Ona dokununca bütün acılarını ,öfkesini,hırsını,yorgunluğunu unutuyordu.Güç estalus u sardı vede estalus onu örmeye başladı.

Estalus mırıldanırken bir yandan da elleri havada dans ediyordu.Büyünün o hoş karıncalanma duygusu ellerini sardı.Estalus ellerini sarı gözlü yabancıya doğru uzattı.Vede büyü sözleri haykırdı.

-"Ush kzak ekroleyamus"(Magic Missile)...
No one hears him cry so he turns to evil...
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Estalus geriye bir adım atıp kendisini büyüye kaptırdığında yaratığın kısılan gözleri tekrar açıldı ve ileri doğru bir hamle yaptı. Darbe Estalus'un karmaşık rünler çizen elinin altından geçti ve kaburgalarının tam altına geldi.

Estalus bir kez daha acı hissetmedi. Sadece tuhaf bir güçsüzlük. Bu seferki öbüründen daha da güçlüydü. (Estalus--> Strenght reduced by 3)

Estalus yine de bundan etkilenmemeyi başardı ve büyüsünü tamamladı. Parmakalrını açarak yaratığa doğrulttu elini. Dört kırmızı ok parmaklarından fırlayıp karşısındaki yaratığa çarptı. Yaratıktan garip bir tıslama çıktı. Ama ses yankılıydı. Sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi. Sarı gözler acıyla kısılırken Estalus gövdesinde hissettiği soğuk temasın çekildiğini hissetti. Ama az sonra gözler açıldı. Yaratık hala oradaydı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
calis
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 738
Joined: Wed Apr 21, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by calis »

Necros_Spellweaver wrote:Estalus geriye bir adım atıp kendisini büyüye kaptırdığında yaratığın kısılan gözleri tekrar açıldı ve ileri doğru bir hamle yaptı. Darbe Estalus'un karmaşık rünler çizen elinin altından geçti ve kaburgalarının tam altına geldi.

Estalus bir kez daha acı hissetmedi. Sadece tuhaf bir güçsüzlük. Bu seferki öbüründen daha da güçlüydü. (Estalus--> Strenght reduced by 3)

Estalus yine de bundan etkilenmemeyi başardı ve büyüsünü tamamladı. Parmakalrını açarak yaratığa doğrulttu elini. Dört kırmızı ok parmaklarından fırlayıp karşısındaki yaratığa çarptı. Yaratıktan garip bir tıslama çıktı. Ama ses yankılıydı. Sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi. Sarı gözler acıyla kısılırken Estalus gövdesinde hissettiği soğuk temasın çekildiğini hissetti. Ama az sonra gözler açıldı. Yaratık hala oradaydı.
Sarı gözler hala karşıısnda duruyordu.Fakat büyü işe yaramalıydı.Yaratıktan çıkan ses te bunu kanıtlıyordu.Büyü işe yaramıştı.Ama nedense hala yaratık karşısında duruyordu.Vede o anlayamadığı saldırısını bir daha yapmadan önce bu mahlukatı yok etmeliydi.

Estalus daha önce yaptığı büyünün işe yaradığını düşünerek tekrar o büyüyü yapmaya karar kıldı.Tekrar içindeki o saf güce dokundu.Onu tekrar işlemeye başladı.Dans eden ellerini tekrar yaratığa doğru çevirdi ve tekrar büyülü sözleri söyledi:

-"Ush kzak ekroleyamus"(Magic Missile)...
No one hears him cry so he turns to evil...
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Estalus tekrar kendisini büyünün akışına kaptırırken, kıvranan yaratık kendisini toparladı. Büyünün karmaşık rünlerini çizmeye çalışan Estalus'u sadistçe süzdü ve ona saldırdı. Darbesi bu sefer Estalus'un tam o anda rünü çizmek için önüne gelen eliyle karşılaşmıştı. Estalus, tenine değen buz gibi soğuk bu temas karşısında ürperdiyse de titremeyen bir elle rünü çizmeyi başardı. Elinden fırlayan dört kırmızı enerji oku karşısındaki yaratığa çaptı.

Yaratığın gözleri acıyla kısıldı. Estalus'un karşısındaki yaratık kasılıp gevşedi. Ardından karanoık hareketsiz kaldı. Sarı gözler gitmişti. Buna rağmen Estalus, o yaratığın son darbesi yüzünden kendisini daha da güçsüz hissediyordu. (Estalus --> Strenght reduced by 3)

Demir parmaklıklı kapı ve ardındaki merdiven artık Estalus'a sadece birkaç metre uzaktaydı. Ve görünüşe göre artık aralarında bir engel yoktu.

Estalus'un, dövüşün getirdiği adrenalinle durulan ağrıları yeniden başlamıştı. Ayağı, bacağı ve kaburgaları yeniden ağrımaya başlamıştı. Ayrıca hücreden çıktığı zamana göre aşırı derecede güçsüzdü. Bir asayı bile taşıyamayacak gibi geliyordu Estalus'a.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
calis
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 738
Joined: Wed Apr 21, 2004 10:00 am
Location: İzmir
Contact:

Post by calis »

Bu seferde önüne çıkan engeli ortadan kaldırmayı başarmıştı estalus.Fakat büyü yü yaparken yaratığın yaptığı hamle sonucunda kendini daha bi güçsüz hissetmeye başlamıştı.Ayriyetten daha önce aldığı yaraları tekrar acımaya başlamıştı.Büyü yaparken onları unutmuştu.Bu hoşuna gitmişti.Keşke hep büyü yapabilcek kadar gücü olsaydı.

şimdi demir parmaklı kapı ile kendisi arasında 1.5 metrelik gibi bir uzaklık vardı.Kim bilir o kapıyı geçinci yine hangi engeller le karşılaşacaktı.Fakat burdan canlı olarak çıkmak zorundaydı bu yüzden eline geçen her yolu değerlendirecekti.

Estalus kapıya yönelmeden önce kısa büyü sözlerini söyledi.Büyü yü yaptıktan sonra demir kapıya yönelcekti.(Mage Armor)
No one hears him cry so he turns to evil...
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Estalus büyüsünü bitirdiğinde görünmeyen, enerjiden oluşan bir tabaka bedenini kapladı. Estalus daha korumalı olduğunu hissedebiliyordu. Her ne kadar daha önce yaptığı büyü sebebiyle korkuyor olmasa da, bu koruma yaralarından kaynaklanan güvensizliği de ortadan kaldırmıştı.

Estalus duvara dayana dayana demir parmaklıklı kapılara ilerledi. Ã?ürüme kokusu hala yoğun bir şekilde mevcuttu, ama neden kaynaklandığını anlayamıyordu. Belki de hücrelerin içinde başka ölüler vardı.

Estalus kapıya ulaştığında hüsranla paslı, asma bir kilitle kilitlenmiş olduğunu gördü. Buna rağmen kapıyı ittirdiğinde asma kilit paramparça oldu. Kimbilir ne kadar paslanmıştı o asma kilit.

Kapı gıcırtıyla açılırken Estalus önündeki karanlık merdivene adım attı ve yukarı çıkmaya başladı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
yeminer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 4316
Joined: Wed Oct 01, 2003 10:00 am
Location: istanbul
Contact:

Post by yeminer »

Görüldüğü kadarı ile toplantı sonlanmıştı, buraya gelme şansı olan tüm başbüyücüler gelmiş gibiydi. Bu saatten sonra olacaklardan Yeminer The Lich sorumlu tutulamazdı.

"Bu birliğin bağlarını sıkı tutmalıyım, her halükarda bu büyücüler başka bir diyar olursa orayı yönetecek olanlardır " diye düşündü keyifle.

Bu çırak Yeminer The Lich ile gelmek istemişti, uzun dilli, soluk derili, soğuk... Bu ilginç olabilirdi ve görüldüğü kadarı ile teklifi yapan da kendisi idi. Bu teklifi neden yaptığını bilmiyordu, öylesine gelen bir ilham. Ama kendi yararına kullanılabileceği kesindi.

"her zaman odayı toplayacak bir hizmetçi iyi olur" diye düşündü kadim lich çırağa çok önem vermeden.

Tanrılara çamur atma girişimi çok etkili olmamış gibi görünüyordu ama önemi yoktu. Zaten son zamanlarda iki tarafta birbirini önemsemiyordu. Daha büyük sorunlar olduğu kesin!

"Acaba müttefiklerim ne yaptı bu konuda ? " diye düşündü habis lich, henüz bu dünya kaybedilmiş sayılmazdı ve elinden geldiğince bu diyarı sömürmek lich için yapılacak en iyi hamle idi.

"Ã?ırak, yapacak şeylerin varsa ilgilenebilirsin. Gerektiği zaman ben seni çağıracağım, bu diyardan ayrılmaya daha zaman var. " dedi son bir kez daha vampire göz atarken. "Sonuç olarak bir sülük " onun hakkında en son düşüncesi olmuştu ve bunun ardından kadim lich salondakilere göz attı. Herkesin yapması gereken şeyler vardı bekleneceği gibi.

Bu esnada kulede alışıldığın dışında şeyler olduğunu hissetti, bu ne olabilirdi ki ? Yoksa diyar o kadar çabuk mu değişmeye başlamıştı ? Yoo, bu en son ihtimaldi, birileri kulede birşeyler denemiş ve anlaşıldığı kadar ile yolunda gitmemişti. "İlgilenmem egrekir mi ? " düşüncesinin cevabı adeta hiç düşünmeden gelmişti "Herkes kendi hareketleirnden sorumludur, bırak kendisi halletsin." ve bunun ardından lich süzülerek kütüphaneden uzaklaştı.

şimdi son ağını örmeliydi !
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
Eldarin_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2636
Joined: Wed Dec 20, 2006 10:00 am
Location: Yolcu
Contact:

Post by Eldarin_ »

Zakhurr, lich Yeminer'in kendisini yanında kabul etmesine yine soğuk bakışlarla karşılık verdi. Sonunda ise boynunu yavaşça öne eğerek liche ince bir selam sundu. Karşılığında ise yine bitmek bilmeyen, sonsuz derinliklere değin uzayan mavi gözler ve içlere doğru devam eden kömür karası bakışlar onu karşılamıştı. Lich in kendisini umursamayacağını düşünmüyordu. Çok bariz bir şekilde eline düşmediği takdirde Zakhurr'dan yardım isteyecek hali olmazdı. Aslına bakılırsa bu da Zakhurr'un avantajınaydı. Dikkatli bakışların dosdoğru üzerinde olması onun işine gelmezdi. Böylesi daha iyi olacaktı onun içinde.

Lich Yeminer odadan ayrıldıktan sonra Zakhurr'da çevresine bakındı. Etrafa yine kısa süren bir reverans vererek odadan ayrıldı.
Zamanı geldiğinde Yeminer'in kendisini çağırmasını bekleyecekti...

----------------------------

Zakhurr kapkara odaya girmişti şimdi. Etrafa birbiri ardına tetiklenmiş büyüsel korumalar burada her ne olduysa birer birer tetiklenmiş ve patlamalara neden olmuştu. Ama ilgi çekici olan bu değildi. Odanın ortasındaki kapkara leke ve bozulmuş zemin. Aynı şekilde demir destekleri erimiş duvar zorlukla dik durabiliyor gibiydi.
Nhimmar'ın Efendisi Zakhurr bir büyüye başladı. Koyu karanlık zeminin ortasına kadar yürüdü. Ayin yapıldığı zaman elf çocukları birbirlerine ipler ile bağlanarak orada ardı ardına sıralanmışlardı. şimdi ise orada toz yığınlarından başka birşey yoktu. Zakhurr tam ortaya çöktü, büyüsüne devam etti.

----------------------------

Uzun büyüsü bittiğinde Zakhurr tam bir konsantrasyon evresine girmişti. Elleri ile efsunu destekleyecek farklı hareketler yapıyor, büyüyü havada ağlarla örüp şekillendiriyordu. şekillendirmesi bittiğinde, büyüsü de bitmişti. Ama ayini hala devam edecekti. Havaya altıni-kızıl renkte bir daire ve ortasında da bir pentagram oluşturulmuştu. Pentagramın çevresinde hepsi birbirine bağlanmış rünik semboller vardı.
Zakhurr göğsüne yakın bir yerden bir yığın yuvarlak parça çıkardı. Hepsi birer altın parçası gibi dursa da üzerlerine farklı nişanlar oyulmuştu. Parçalar hemen hemen aynı boyutta olsalar bile aslında hepsi birbirinden farklıydılar.
Zakhurr elini havaya çizdiği pentagram ve şekillerin içine uygun bir pozisyonda yerleştirdi, büyülü parçaları elinin içinde gezdirmeye başladı. Sırayla hepsini inceleyecekti. Bir taraftanda kadim büyü dilini kullanıyordu.

Elindeki büyülü parçaları havaya çizilmiş pentagramın üzerinde gezdirirken Zakhurr bir anda durdu. 9. parça ellerinde tir tir titremeye başladı. Pentagramın tam ortasında duran yuvarlak, dört tarafı sivriltilmiş parça parıldamaya aynı anda başladı. Aynı zamanda bu Zakhurr'unda ellerinin bir anda titremesine yol açmış, bir anda ölü bedenini buradan kaçıp kurtulma yolunda geri çevirmeye zorlamıştı. Vampir buna karşılık boğazından tiz bir çığlık koparıverdi. Yine de direnmeye devam etti. Dişlerini birbirine kenetlemişti ve bedenini zorlayan bu güç karşısında üstteki köpek dişleri bir anda azarak uzamıştı. Yüzünde damarlar ortaya çıkmış, ellerinde ve ayaklarında pençeler belirmişti. Zakhurr büyününü etkisine doğaüstü tepkisini sunuyordu.
Ve büyü devam etti. Zakhurr uzun ve ağdalı sözcükleri gerektiği şekilde yanyana sıralayarak büyüsünü sona erdirdi.
Sonunda kendisini de geriye atarak büyünün etkisinden kurtuldu, aynı anda havaya çizilmiş büyü de ufak bir patlama yaratarak kayboldu.

----------------------------

Zakhurr bir süre sonra kendine gelebilmişti. Büyüsünü bitirmişti ve büyülü parçalar hala elindeydi. Zakhurr en son büyüye karşı tutuğu o parçayı sıkı sıkıca parmaklarının arasında sıkıştırıyordu.
Vampir sonra tekrar başını kaldırdı. Soğuk bakışlarla büyülü parçayı izledi, bir süre öylece bakakaldı.

"A-vaer-nuz" dedi kısık sesiyle...

Zakhurr ayağa kalktı. büyülü parçaları yeniden gğsüne yakın bir yere yerleştirdi. Sonra bir anda havada bulutlar halinde saçıldı, sonra duman bulutu tekrar toparlanarak bulabildiği ilk çıkıştan sızarak odadan ayrıldı...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
yeminer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 4316
Joined: Wed Oct 01, 2003 10:00 am
Location: istanbul
Contact:

Post by yeminer »

Lich süzülerek kendi laboratuvarına çıktı, son derece sessiz uçuşu birkaç dakikayı bulmuştu. O yanından geçerken her canlı istemsiz olarak korkuyordu ama o buradan çok uzaklardaydı. Zihni diyarı tarıyor, işine yarayacak kişileri tespit etmeye çalışıyordu.

Lich odasına vardığında kafasında birkaç isim oluşmuştu, şimdi sıra onları bulmaya gelmişti. Ã?ürümüş et ve kemik yığını olan lich masasının başına geçti. Odadaki herşeyde sade bir ihtişam vardı. Siyah mobilyalar inanılmaz derecede ayrıntılı işlemelere sahipti ama bunu sadece dikkatli gözler farkedebilirdi ve lich'in de şu an çok fark ettiği söylenemezdi.

Masasının başına geldiğinde biran masayı inceledi. En son çalışmasında kullandığı bir kurukafa, birkaç şişe sıvı, 5-10 sayfa parşömen kağıdı bir kalem ve birkaç büyü bileşeni masanın üzerinde duruyordu.

"Temizle burayı" dedi Lich'in duygusuz sesi ve o esnada masanın üzerindeki eşyalar sessiz sedasız masanın üzerinden kalkmaya ve odadaki muhtelif, dolap, çekmece ya da masalara dağıtılmaya başlandı. Bu işlem yarım dakika kadar sürmüştü ve bu esnada habis varlık hiç hareketsiz masanın başında beklemişti. Yaklaşık 1.30 boylarındaki asıl vücudu siyah bir cüppe ile sarılmış ve hafif hafif dalgalanan cüppesinin etekleri boyunu daha uzun gösteriyordu. Yerden yaklaşık yarım metre yüksekte süzülüyordu Lich.

"Ağlar Kitabını getir" dedi duygusuz ses, emretmek için sese ihtiyaç duymuyordu ama yine de sesini kullanıyordu lich. Emir vermesinden birkaç saniye sonra masanın üzerinde kaliteli birşekilde ciltlenmiş bir kitap duruyordu. Siyah cildinin üzerine neredeyse gerçeği kadar iyi yapılmış bir ağ figürü vardı ve gümüş rengi bir yazı ile "Ağlar Kitabı " yazıyordu. Kudretli büyülerle korunan kitaba dokunmadan önce birkaç saniye artık etleri kalmamış, sadece 5 ince kemik uzantı ve onları tutan birkaç kemik bağlantıdan oluşan ellerini kitabın üzerinde gezdirdi. Bu esnada kitaba dokunmamaya dikkat etti Lich ve daha sonra o zayıf ellerden beklenmeyecek bir çeviklikle sayfaları çevirmeye başladı. Elleri daha çok bir örümceğin becerikli bacakları igbi sayfaları çeviriyor ve derin mavi gözler sayfalar arasında geziniyordu. Birkaç dakikalık bir araştırmanın erdından kitabın hala boş olan bir kısmını açtı Lich ve masanın üzerine getirttiği kuştüyü kalemi ile kitaba birşeyler karalamaya başladı.

Dünya üzerinde hiçbir irfan sahibinin bilmediği, kendi ürettiği ayzı ile yazdığı bu kitabın sayfaları Lich'in anlaşılmaz yazıları ile dolu idi ve Lich son notlarını alıyordu.

Becerikli elleri sayfalar üzerinde neredeyse yarım saat gezindi ve sonunda kitabı bir kez daha kapadı ve kapadığı anda kitap masanın üzerinden alınarak ait olduğu çekmeceye geri götürüldü.

"Küreyi getir!" emrinin ardından bir kristal küre masanın üzerine getirildi ve Lich 'in becerikli elleri kürenin üzerinde gezinmeye başladı. Birkaç saniye süren bu işlem süresince Yeminer The Lich irfan dilinde sözler söylüyor ve küreyi kendi gözleri haline getirecek ritüelleri tamamlıyordu. Ardından kürenin içerisindeki sabit görünüşlü duman hareketlenmeye başladı, başta lich'in elleri ile hareket ettiriyormuş gibi görünen duman birkaç saniye sonra öngörülemez bri kaosa dönüştü ve birkaç saniye sonra da kaybolup gitti. şimdi net bir şekilde bir adam görünüyordu küreden.
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
wicked_one
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 595
Joined: Sat Jun 19, 2004 10:00 am
Location: istanbul
Contact:

Post by wicked_one »

...
Ve işte böyle anlatılır hikaye,
Aşkını kaybeden sevgili hakkında...
Kalbi dayanamazken aşkına,
Yok oldu gitti sonsuzlukta...

dedi ozan, her zaman yaptığı gibi, insanların kalplerine hüznü bahşederken. Farklı bir hikayeydi, yeni yazılan (ya da yeni duyduğu) bir hikayeydi. Gözünden bir damla yaş döküldü, sonra eğilip insanların ona bakarak sundukları bir kaç bakır parayı aldı.

O his...

Ã?evresine bakınmaya başladı ozan. İnsanların arasında gezindi gözleri, göremediği şeyi görmeye çalıştı, O'nu izleyen varlığı bulmaya...

Yapamadı.

İnsanların yanından uzaklaştı. His halen üzerinde duruyordu. Ağır ve rahatsızlık vericiydi, üstelik şarkı bile söylemiyordu. 'Kimsin sen?' diye geçirdi içinden yoluna devam ederken.

Merak ruhunu kavuruyordu. Ve kimin onu izlediği ortaya çıkana kadar da, merağı dinmeyecekti.
<div>De profundis clamavi at de Domine, serva animos nostros...</div><br>
yeminer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 4316
Joined: Wed Oct 01, 2003 10:00 am
Location: istanbul
Contact:

Post by yeminer »

Lich farkedildiğini biliyordu, amacıda buydu zaten. Ve bundan sonra büyüyü bir sonraki aşamaya geçirme zamanı idi. Yeminer The Lich bir kez daha konsantre oldu. Aslında bu büyü için küreye ihtiyaç duymuyordu ama elinin altındaki bu kudretli nesneyi kullanmak işine geliyordu.

Birkaç saniye sonra ozan zihninde bir ses işitti. Soğuk, kısık bir ses, adeta fısıldar gibi. Onu çağırıyordu, bu gece, onunla görüşmek istiyordu.

"Bu gece seninle görüşeceğim ozan, eminim çıkarlarımızın birleştiği bir nokta bulacağız. "
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 0 guests