Meleran: Kayıp Krallık ***Rp Ekranı***
- khutai
- Kullanıcı

- Posts: 83
- Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
- Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
- Contact:
Khutai kadehini bitirerek sürahi ve bardağı alarak yerinden kalktı ve sol tarafından dönerek sırık yoldaşına ve çoktan masaya oturmuş barbara bakarak duraksadı ve tekrar ilerlemeden gülümseyerek konuştu...
"Haklısın hemşerim daha kimseyle tanışamadık bile"
Khutai Yoldaşı sırağa göz kırparak ozan ve barbarın oturduğu masaya yöneldi.Masaya bardağını ve sürahiyi bırakırken sağ omuzunun üzerinden hafifçe dönerek karşı masadaki iki adama sert sert baktı ve grogun arkasından dolanarak duvar kısmına sırtını verip oturdu.şimdi karşıdaki masayı gözlerinin hapsinde tutabilirdi ve arkasında güvendeydi.
"Haklısın hemşerim daha kimseyle tanışamadık bile"
Khutai Yoldaşı sırağa göz kırparak ozan ve barbarın oturduğu masaya yöneldi.Masaya bardağını ve sürahiyi bırakırken sağ omuzunun üzerinden hafifçe dönerek karşı masadaki iki adama sert sert baktı ve grogun arkasından dolanarak duvar kısmına sırtını verip oturdu.şimdi karşıdaki masayı gözlerinin hapsinde tutabilirdi ve arkasında güvendeydi.
Horn ölüleri say!!!!!
-
mefistofeles
- Kullanıcı

- Posts: 481
- Joined: Thu May 12, 2005 10:00 am
- Contact:
Mekisa anlıyor gibiydi.Olaylar giderek basitleşsede zorlaşıyordu.Mekisa catterianların çok yakında olduklarını biliyordu.Bir an keşke dedi keşke daha güçlü bir büyücü olosaydım diye hayıklandı , bu arada kendine çok güçlü bir büyücü olduğuna dair söz verdi.
"Duuron, ben mekisa ama herkes bana mike der kardeşim.Neler oluyor hiç bilmiyorum ama sanırım benim başımdaki bela senin başındakine nazaran çok daha büyük arkamda bir sürü kedi kadın sadece öldürmek için peşimde dolaşıyor ve ben hiç bir şey yapamıyorum."
Bu pazardan nefret ediyordu artık mekisa.Bir daha kolay kolay pazar a girmeyecekti.şimdilik hayatında tek kesin olan bu gibi görünüyordu...
"Sana çok salak gibi görünsemde göründüğünden fazlasının olduğu kesin duuron.Sorularım şimdilik bitti ve ilk fırsatta yeniden başlayacak."
"Duuron, ben mekisa ama herkes bana mike der kardeşim.Neler oluyor hiç bilmiyorum ama sanırım benim başımdaki bela senin başındakine nazaran çok daha büyük arkamda bir sürü kedi kadın sadece öldürmek için peşimde dolaşıyor ve ben hiç bir şey yapamıyorum."
Bu pazardan nefret ediyordu artık mekisa.Bir daha kolay kolay pazar a girmeyecekti.şimdilik hayatında tek kesin olan bu gibi görünüyordu...
"Sana çok salak gibi görünsemde göründüğünden fazlasının olduğu kesin duuron.Sorularım şimdilik bitti ve ilk fırsatta yeniden başlayacak."
AYRI GAYRI HANI
Duuron yeniden kalın sesini ortaya çıkartmak istemiyordu sanki. İşte bu yüzden konuşmuyordu. Sadece koşuyordu.
*
"Lânet olsun!" Hanın ortasında ki masalardan birisinde oturmakta olan iki adamdan birisi elini masaya kızgınca indirmişti. "Neden anlatmaya çabalıyorum ki sanki?"
Bu sözler üzerine arkasına yaslanan adam derin bir nefes aldı ve ardından karşısında ki adamın suratına bakmaya başladı. Bir an göz teması kopmadı ama ardından iki adam da kahkahalar atmaya başladılar. "Kolay kolay fikirlerimi değiştiremezsin adamım." dedi az önce konuşan adamın karşısında ki adam kahkahalar içerisinde. "Yıllardır bunu öğrendiğini sanıyordum."
Masada ki tabağın üzerinde ki ekmeği aldı ve ısırmaya başladı.
*
Duuron kalabalık içerisinde ilerlerken Mekisaya baktı ve "Salemler..." dedi. "Yani biz..." Sanki bir şey söyleyecekti ve tereddüt ediyordu. "Halkımız... Ah kusurabakma ama uzun zamandır onlardan uzağım."
Kalın sesi Mekisaya yine de gereğinden fazla kibar geliyordu. Sanki Salem yıllardır insanlar arasında yaşıyordu. Kibar bir Salem... Görülmemiş bir şeydi... Yine de Duuron'un konuşmasını tamamlamasını bekledi.
"Anlarsın ya uzun zamandır halkımdan uzağım. Bir şeyi bilmem gerekiyor. Halkım her zaman kendi ırkından birisini zorda gördüğünde ona yardım etmek için kendi zaten belada olan başını tehlikeye atar mı?"
Derken durdu ve sorunun cevabını bile beklemeden eli ile bir binayı işaret etti. "Bak!" dedi. "Ayrı Gayrı Hanı. Burası oldukça iyi bir yere benziyor. Burada konaklayabiliriz."
Han pazarın dört farklı yöne ayrıldığı bir noktada iki yolun ortasında kurulmuş üç katlı bir binaydı ve üzerinde yazılar yazıyordu:
AYRI GAYRI HANI
Bir Bilbo ve Ned Ortaklığıdır!
24 Saat Tam Hizmet!
Sorunun cevabını almadan kapıya doğru ilerleyen Salem kapıda asılı olan yazılara göz gezdirdi.
"Aransun'un güzeller güzeli Ejderha Ateşi Hanın da daha önceden bulundunuz mu? Orayı beyendiniz mi? İşte size rahat, konforlu ve kesenize uygun bir han!"
"Hanımız Ejderha Ateşi Hanına benzetilmiş ve özellikle siz Aransun'u bilen ve zamanında orada kalmış olan müşterilerimize evinizi aratmayacak şekilde dekore edilmiştir. Üst katlar özgün bir yapıdadır ama en alt katta sizleri Ejdeha Ateşi Hanının bir benzeri beklemektedir. İşte bu yüzden içeriye girince şaşırma nidalarını duymayalım..."
*
Bebek çok mutluydu. Günlerdir hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Koca koca amcalar onu kucaklamış taşıyorlardı ve o bu amcalar birbirleri ile oynarken onların oyununda yer almaktan mutluluk duyuyordu. Özellikle şu koca koca amcaların en ufak olanı çok güzel kokuyordu. Babası gibiydi. Ona şarkılar çalıyordu. Ona sıkıca sarılmıştı bir kere. Yine de o amcanın şimdi işi var gibiydi. Diğer amcaların hepsi ona bakıyor ve onunla konuşuyorlardı.
Ehihi amcalar neden bu kadar yaramaz oluyodu ki hep? Hep böleydi bu amcacıklar!
Derken yine gördü. Koca koca amcaların içindeki en ufak amcanın elinden kurtulmak için biraz uğraştı ve masanın üzerine inerek emeklemeye başladı. O koca koca amcaların içinde olan en ufak amcanın bir arkadaşı vardı. Onu sırtında ki bir oturakta taşımıştı bu amca. Böyle içinde bir sürü yumuşak şey olan bir oturak. O amca çok komikti. Ufacık kulakları vardı. Garip sesler çıkartıyordu. Ama bebek onu çok sevmişti işte. Hem bir kere o amcada onun gibi emekliyerek geziyordu. Ellerinin üzerinde ilerliyordu.
Bebek şimdi içinde oldukları yerde etrafına bakındı ve derken o amcanın orada olmadığını gördü. Yoktu o amca orada. Ehühü... Gözleri dolmaya başladı. Amca ona bir hoşçakal bile demeden nereye gitmişti ki? Hem onu yine sırtında taşıyacağına dair söz vermemiş miydi?
Derken gözlerinden yaşlat boşalmaya başladı. Masanın ortasında oturmuş kollarını açıp kapatarak ağlıyor ve tüm hanı sarsan bir yaygara kopartıyordu.

Duuron yeniden kalın sesini ortaya çıkartmak istemiyordu sanki. İşte bu yüzden konuşmuyordu. Sadece koşuyordu.
*
"Lânet olsun!" Hanın ortasında ki masalardan birisinde oturmakta olan iki adamdan birisi elini masaya kızgınca indirmişti. "Neden anlatmaya çabalıyorum ki sanki?"
Bu sözler üzerine arkasına yaslanan adam derin bir nefes aldı ve ardından karşısında ki adamın suratına bakmaya başladı. Bir an göz teması kopmadı ama ardından iki adam da kahkahalar atmaya başladılar. "Kolay kolay fikirlerimi değiştiremezsin adamım." dedi az önce konuşan adamın karşısında ki adam kahkahalar içerisinde. "Yıllardır bunu öğrendiğini sanıyordum."
Masada ki tabağın üzerinde ki ekmeği aldı ve ısırmaya başladı.
*
Duuron kalabalık içerisinde ilerlerken Mekisaya baktı ve "Salemler..." dedi. "Yani biz..." Sanki bir şey söyleyecekti ve tereddüt ediyordu. "Halkımız... Ah kusurabakma ama uzun zamandır onlardan uzağım."
Kalın sesi Mekisaya yine de gereğinden fazla kibar geliyordu. Sanki Salem yıllardır insanlar arasında yaşıyordu. Kibar bir Salem... Görülmemiş bir şeydi... Yine de Duuron'un konuşmasını tamamlamasını bekledi.
"Anlarsın ya uzun zamandır halkımdan uzağım. Bir şeyi bilmem gerekiyor. Halkım her zaman kendi ırkından birisini zorda gördüğünde ona yardım etmek için kendi zaten belada olan başını tehlikeye atar mı?"
Derken durdu ve sorunun cevabını bile beklemeden eli ile bir binayı işaret etti. "Bak!" dedi. "Ayrı Gayrı Hanı. Burası oldukça iyi bir yere benziyor. Burada konaklayabiliriz."
Han pazarın dört farklı yöne ayrıldığı bir noktada iki yolun ortasında kurulmuş üç katlı bir binaydı ve üzerinde yazılar yazıyordu:
AYRI GAYRI HANI
Bir Bilbo ve Ned Ortaklığıdır!
24 Saat Tam Hizmet!
Sorunun cevabını almadan kapıya doğru ilerleyen Salem kapıda asılı olan yazılara göz gezdirdi.
"Aransun'un güzeller güzeli Ejderha Ateşi Hanın da daha önceden bulundunuz mu? Orayı beyendiniz mi? İşte size rahat, konforlu ve kesenize uygun bir han!"
"Hanımız Ejderha Ateşi Hanına benzetilmiş ve özellikle siz Aransun'u bilen ve zamanında orada kalmış olan müşterilerimize evinizi aratmayacak şekilde dekore edilmiştir. Üst katlar özgün bir yapıdadır ama en alt katta sizleri Ejdeha Ateşi Hanının bir benzeri beklemektedir. İşte bu yüzden içeriye girince şaşırma nidalarını duymayalım..."
*
Bebek çok mutluydu. Günlerdir hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Koca koca amcalar onu kucaklamış taşıyorlardı ve o bu amcalar birbirleri ile oynarken onların oyununda yer almaktan mutluluk duyuyordu. Özellikle şu koca koca amcaların en ufak olanı çok güzel kokuyordu. Babası gibiydi. Ona şarkılar çalıyordu. Ona sıkıca sarılmıştı bir kere. Yine de o amcanın şimdi işi var gibiydi. Diğer amcaların hepsi ona bakıyor ve onunla konuşuyorlardı.
Ehihi amcalar neden bu kadar yaramaz oluyodu ki hep? Hep böleydi bu amcacıklar!
Derken yine gördü. Koca koca amcaların içindeki en ufak amcanın elinden kurtulmak için biraz uğraştı ve masanın üzerine inerek emeklemeye başladı. O koca koca amcaların içinde olan en ufak amcanın bir arkadaşı vardı. Onu sırtında ki bir oturakta taşımıştı bu amca. Böyle içinde bir sürü yumuşak şey olan bir oturak. O amca çok komikti. Ufacık kulakları vardı. Garip sesler çıkartıyordu. Ama bebek onu çok sevmişti işte. Hem bir kere o amcada onun gibi emekliyerek geziyordu. Ellerinin üzerinde ilerliyordu.
Bebek şimdi içinde oldukları yerde etrafına bakındı ve derken o amcanın orada olmadığını gördü. Yoktu o amca orada. Ehühü... Gözleri dolmaya başladı. Amca ona bir hoşçakal bile demeden nereye gitmişti ki? Hem onu yine sırtında taşıyacağına dair söz vermemiş miydi?
Derken gözlerinden yaşlat boşalmaya başladı. Masanın ortasında oturmuş kollarını açıp kapatarak ağlıyor ve tüm hanı sarsan bir yaygara kopartıyordu.

Last edited by Gorath on Wed Feb 01, 2006 8:31 pm, edited 1 time in total.
Muhafız ile genç adam kısa bir süre göz teması kurdular. Ulrak her saniye terliyordu. Muhafız ardından bakışlarını genç adamın doğru söyleyip söylemediğini kanıtlayacak birilerini aramak için etrafına çevirdi ve o sırada artık biraz önce orda olanların orada olmadıklarını gördü. Kalabalık yer değiştirmeye başlamıştı. Kimse bu olaya karışmak istemiyordu anlaşılan. Herkes gözden kaybolmuştu.
"Demek o bu şehirde!" dedi muhafız. "Bunu Kral Jerome'a bildirmeliyiz ve yeni bir yasa çıkarılmalı. O adam yakalanmalı. Çok... çok tehlikeli..."
Yeniden bakışlarını tezgâhtakilere çevirmişti şimdi. Derken Freor'a döndü ve "O adam..." dedi. "Ne tarafa gitti?" Sonra da bakışları Ulrak ile onun yanında duran Freor ve çocuğa kaydı. "Siz üçünüz birlikte misiniz?" dedi.
Ã?ocuk korkmuş gibi Ulrak ile Freor'un arasına sıkışmıştı ve muhafız bu yüzden üçünü yoldaş sanmış olmalıydı. Freor ile Ulrak ilk defa o zaman birbirlerine baktıklarında göz göze geldiler...
"Demek o bu şehirde!" dedi muhafız. "Bunu Kral Jerome'a bildirmeliyiz ve yeni bir yasa çıkarılmalı. O adam yakalanmalı. Çok... çok tehlikeli..."
Yeniden bakışlarını tezgâhtakilere çevirmişti şimdi. Derken Freor'a döndü ve "O adam..." dedi. "Ne tarafa gitti?" Sonra da bakışları Ulrak ile onun yanında duran Freor ve çocuğa kaydı. "Siz üçünüz birlikte misiniz?" dedi.
Ã?ocuk korkmuş gibi Ulrak ile Freor'un arasına sıkışmıştı ve muhafız bu yüzden üçünü yoldaş sanmış olmalıydı. Freor ile Ulrak ilk defa o zaman birbirlerine baktıklarında göz göze geldiler...
Asgard şimdi Salemleri merak etmeye başlamıştı. Eğer bu pazarda bu gibi adamlar daha çoksa o Salemlerin bu pazardan bir an önce çıkmaları gerekli diye düşünmeye başlamıştı. Ayrıca birde görevi vardı. Ama nedense bu işide görevi saydığını fark etti. Nedense o Salemlerin güvende olduklarını görmeye ihtiyacı vardı.
Derken "Nerdeler söyle bana!" diyen bir kadın sesi duydu.
Hayır! Bunlar kadın değil kedi kadındılar! Cetterianlar yanlarında o keçilerin sahibi ile gelmişlerdi ve neredeyse Asgard'ın düşüncelerini kanıtlarcasına "Nerede o balıklar?" diye sordu Cetterianlardan bir tanesi.
"şimdi buradaydılar!" dedi keçilerin sahibi ve keçilerin iplerini herkesten toplamaya başladı. "Gördüğünüz gibi keçilerimi şövalyeye bırakıp kaçmışlar. Ahhh... Teşekkürler saygı değer şövalye." Keçilerin sahibi ipleri şövalyeden alırken gülümsedi.
Cetterian "Ne tarafa gittiler?" diye sordu balıkçılara hitaben. "Nereye gittiler? İki Salem... İsuldan bu ne haz? Bana nerede olduklarını söyleyin?"
Balıkçılar önce birbirlerine baktılar ardından gülümseyerek "şu yöne gittiler!" dediler ve Salemlerin gittikleri yönü gösterdiler. Daha Asgard konuşamadan Cetterianlar o yönde kalabalık arasında kaybolmuşlardı bile...
Derken "Nerdeler söyle bana!" diyen bir kadın sesi duydu.
Hayır! Bunlar kadın değil kedi kadındılar! Cetterianlar yanlarında o keçilerin sahibi ile gelmişlerdi ve neredeyse Asgard'ın düşüncelerini kanıtlarcasına "Nerede o balıklar?" diye sordu Cetterianlardan bir tanesi.
"şimdi buradaydılar!" dedi keçilerin sahibi ve keçilerin iplerini herkesten toplamaya başladı. "Gördüğünüz gibi keçilerimi şövalyeye bırakıp kaçmışlar. Ahhh... Teşekkürler saygı değer şövalye." Keçilerin sahibi ipleri şövalyeden alırken gülümsedi.
Cetterian "Ne tarafa gittiler?" diye sordu balıkçılara hitaben. "Nereye gittiler? İki Salem... İsuldan bu ne haz? Bana nerede olduklarını söyleyin?"
Balıkçılar önce birbirlerine baktılar ardından gülümseyerek "şu yöne gittiler!" dediler ve Salemlerin gittikleri yönü gösterdiler. Daha Asgard konuşamadan Cetterianlar o yönde kalabalık arasında kaybolmuşlardı bile...
- lord_ariakan
- Kullanıcı

- Posts: 31
- Joined: Sun Dec 25, 2005 10:00 am
- Location: ankara
- Contact:
Winarf masadaki iki adama dikkatlice baktı ve sonra bu adamların üzerinden gözlerini ayırmaması gerektiğini aklının bir köşesine not etti.Daha sonra Winarf yoldaşlarının oturduğu masaya doğru yöneldi.İki barbar,ozan ve bebek bir arda oturuyorlardı.Winarf masadaki sandalyelerden birini çekti ve oturdu.
Yeni arkadaşlarının gözlerine dikkatli bir biçimde baktı.Hepsinin gözlerinde boş bir ifade varmış gibi geldi büyücüye.Ã?ünkü Winarf hepsinin aklını kurcalayan soruları olduğunu tahmin ediyordu.Tıpkı kendisi gibi.
Aslında bu sorularının cevaplarını ancak konuşarak alabilirlerdi.WİNARF arkadaşlarına hitaben konuştu.
''EvET yoldaşlar ben derimki kader bizi bu bebeğin etrafında bir araya getirdi.Ve eğer yollarımız bundan sonra da birlikte olacaksa birbirimizi iyice tanımamız ve güvenmemiz gerekir.''dedi.
Sonra Winarf'ın yüzünden hafif bir tebessüm geçti.''Ayrıca karnım açlıktan zil çalıyor.Dostum şu arkadaşın hancıya söylede şu masayı bi donatsın.Sanırım bebekte benimle aynı düşünüyor.''dedi.Ã?ünkü bebek ağlamaya başlamıştı...
Yeni arkadaşlarının gözlerine dikkatli bir biçimde baktı.Hepsinin gözlerinde boş bir ifade varmış gibi geldi büyücüye.Ã?ünkü Winarf hepsinin aklını kurcalayan soruları olduğunu tahmin ediyordu.Tıpkı kendisi gibi.
Aslında bu sorularının cevaplarını ancak konuşarak alabilirlerdi.WİNARF arkadaşlarına hitaben konuştu.
''EvET yoldaşlar ben derimki kader bizi bu bebeğin etrafında bir araya getirdi.Ve eğer yollarımız bundan sonra da birlikte olacaksa birbirimizi iyice tanımamız ve güvenmemiz gerekir.''dedi.
Sonra Winarf'ın yüzünden hafif bir tebessüm geçti.''Ayrıca karnım açlıktan zil çalıyor.Dostum şu arkadaşın hancıya söylede şu masayı bi donatsın.Sanırım bebekte benimle aynı düşünüyor.''dedi.Ã?ünkü bebek ağlamaya başlamıştı...
şerefim onurumdur,onurumsa yaşamım...
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Hay Trias ben senin!.. Sana bu lanet sokağa girmemeni söylemiştim! Beğendin mi yaptığını?! İki sapıtık manyağın kavgasının ortasına düştün işte! Mektubu ver ve kaç kahrolası!
Ama.. Ama hıza ihtiyacım vardı.
Hızmış. Pöh! Ne için? Hastalıklı, deli bir kadının verdiği bir şey için mi? O kadın ki seni hırsızlıkla suçlamıştı!
Ama yardıma ihtiyacı vardı..
Hayır. Muhtemelen o da bir başka hırsızdı ki her gördüğünü hırsız sanıyordu. Elindeki şey mutlaka çalıntıdır. Onu sana verip muhafızlaro üzerinden attı.
Hayır.. Olamaz..
Hmm. En kısa zamanda o şeyin ne olduğuna bak. şimdi mektubu tut. Görünüşe göre zırhlı adam bu maçtan galip çıkacak. Eğer istediğini yapmazsan sana zarar verebilir.
Ta-tamam.
Trias mektubu eline alıp ayağa kalktı. Koşuşturan adamdan korkuyordu hala. Biber gazı yüzünden henüz gözlerini açamazdı, ama yine de koşuştururken ona çarpabilirdi. Ve onu yakalarsa... Trias ürperdi. Sokağın en ücra köşesine doğru gerileyip saklanmaya çalıştı, mektubu göğsüne sıkı sıkı bastırarak.
Ama.. Ama hıza ihtiyacım vardı.
Hızmış. Pöh! Ne için? Hastalıklı, deli bir kadının verdiği bir şey için mi? O kadın ki seni hırsızlıkla suçlamıştı!
Ama yardıma ihtiyacı vardı..
Hayır. Muhtemelen o da bir başka hırsızdı ki her gördüğünü hırsız sanıyordu. Elindeki şey mutlaka çalıntıdır. Onu sana verip muhafızlaro üzerinden attı.
Hayır.. Olamaz..
Hmm. En kısa zamanda o şeyin ne olduğuna bak. şimdi mektubu tut. Görünüşe göre zırhlı adam bu maçtan galip çıkacak. Eğer istediğini yapmazsan sana zarar verebilir.
Ta-tamam.
Trias mektubu eline alıp ayağa kalktı. Koşuşturan adamdan korkuyordu hala. Biber gazı yüzünden henüz gözlerini açamazdı, ama yine de koşuştururken ona çarpabilirdi. Ve onu yakalarsa... Trias ürperdi. Sokağın en ücra köşesine doğru gerileyip saklanmaya çalıştı, mektubu göğsüne sıkı sıkı bastırarak.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Soruyu soran askerin gözlerinin doğrultusunu izlediğinde daha demin simyacıya "Solucana ne oldu?" sorusunu soran adamla karşılaştı. Neden bu kadar yakın olduğu sorusu daha kafasında yer ederken cevaplanmıştı. İkiside çok yakından solucana bakıyorlardı ve aralarında 1 deli simyacı kadar mesafe vardı. Bakışlarını aşağıya indirdiğinde ise simyacının boşalttığı yeri tezgah önündeki çocuk doldurmuştu. şu anda bir aile resmi görüntüsü çizdiklerine emindi.
Soru Adama sorulmuştu cevaplayacak olan oydu. İşin kötü tarafı o adamında yalan söylemesi için bir sebep yoktu. Kendisininde yalan söylemesi için bir sebep yok. Özellikle de daha demin muhafızların ettikleri "O adam yakalanmalı.... çok tehlikeli!" sözü içinde bulunduğu durumu daha tehlikeli yaptığı gibi üstündeki teri ve kafasındaki kaşıntıyı da kayde değer derecede artırıyordu.
Elinde tek bir kozu vardı. Adam kendisine göre daha zayıftı ve çok yakınındaydı. Ã?ocukken arkadaşları başları sıkıştığında ondan kabadayı rolü yapmasını istediğinde hep istemeden kabul etmiş ve dayak yiyen taraf olmuştu. Bu defa olmayacaktı. Sadece sustu ve kabuğuna çekilerek o adamında kendi yalanına uyması için dua etmeye başladı.
Soru Adama sorulmuştu cevaplayacak olan oydu. İşin kötü tarafı o adamında yalan söylemesi için bir sebep yoktu. Kendisininde yalan söylemesi için bir sebep yok. Özellikle de daha demin muhafızların ettikleri "O adam yakalanmalı.... çok tehlikeli!" sözü içinde bulunduğu durumu daha tehlikeli yaptığı gibi üstündeki teri ve kafasındaki kaşıntıyı da kayde değer derecede artırıyordu.
Elinde tek bir kozu vardı. Adam kendisine göre daha zayıftı ve çok yakınındaydı. Ã?ocukken arkadaşları başları sıkıştığında ondan kabadayı rolü yapmasını istediğinde hep istemeden kabul etmiş ve dayak yiyen taraf olmuştu. Bu defa olmayacaktı. Sadece sustu ve kabuğuna çekilerek o adamında kendi yalanına uyması için dua etmeye başladı.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
- khutai
- Kullanıcı

- Posts: 83
- Joined: Sun Jan 01, 2006 10:00 am
- Location: Barbar Bozkırları(Meleran)
- Contact:
Khutai ağlayan bebeğe bakarken oldukça sıkkın görünüyordu ve düşüncelerine dalmış izliyordu ki ansızın karşıda oturan masadan bir ses duyduğunda irkilerek kendine geldi ve büyücü karşısındaydı .O sözlerini bitirmeden az önce kendine geldiğinden sadece son sözlerini duydu Khutai.
.''Ayrica karnim açliktan zil çaliyor.Dostum su arkadasin hanciya söylede su masayi bi donatsin.Sanirim bebekte benimle ayni düsünüyor.''
Khutai bir an kurt gibi acıktığını hatırladı ve karşıdaki masayı artık düşünmüyordu.Karnındaki gurultular ve bebeğin o çılgınca ağlayışı onun dikkatini dağatmıştı.Kafasını iki yana sallayarak oturduğu yerde dikleşti ve yoldaşının arkasından ekledi...
"Evet beyler kurt gibi acıktım ,yemekte konuşalım çünkü kimseyi bekleyemiycem.Heyy eşşek güden şu hancı dostunu bi an önce bulsan ii olur yoksa bebeği çevirme yapıcam!"
Khuta'ın son sözleri şakacı bir tavırda çıkmıştı ağzından.Ardından bebeğin yüzüne yaklaşarak hırladı korkutmak istercesine.Ama veleti sevmiyorda değildi.
.''Ayrica karnim açliktan zil çaliyor.Dostum su arkadasin hanciya söylede su masayi bi donatsin.Sanirim bebekte benimle ayni düsünüyor.''
Khutai bir an kurt gibi acıktığını hatırladı ve karşıdaki masayı artık düşünmüyordu.Karnındaki gurultular ve bebeğin o çılgınca ağlayışı onun dikkatini dağatmıştı.Kafasını iki yana sallayarak oturduğu yerde dikleşti ve yoldaşının arkasından ekledi...
"Evet beyler kurt gibi acıktım ,yemekte konuşalım çünkü kimseyi bekleyemiycem.Heyy eşşek güden şu hancı dostunu bi an önce bulsan ii olur yoksa bebeği çevirme yapıcam!"
Khuta'ın son sözleri şakacı bir tavırda çıkmıştı ağzından.Ardından bebeğin yüzüne yaklaşarak hırladı korkutmak istercesine.Ama veleti sevmiyorda değildi.
Horn ölüleri say!!!!!
Grog dostane bir şekilde elini barbarın omuzuna koydu.
"Meraklanma iri dostum ben yiyecek bişeyler söledim hepimiz için, heriflerde bize bişeyler hazırlamak için..." Grog az önce hancıların girdikleri yeri gösterdi. "İçeri girdiler."
Grog şimdi elini barbarın omuzundan çekti ve konuşmak için boğazını temizledi.
"Benim adım Grog Savaşşarkısı,çok çok uzaklardan barbarların yurdu barbar boskırlarından geliyorum Tepe Güneşi kabilesinin bir üyesi,Savaşşarkısı ailesinin onüçüncü oğluyum."
Grog şimdilik bu adamlara daha fazlasını anlatmaya gerek duymamıştı.
Grog bir an önce ozanla ilgili bişeyler dinleyip bebek hakkında daha ayrıntılı bilgiye sahip olmak istiyordu adamın bebek hırsızı olmadığı artık kesinleşmişti.Adam en son ağlarken ; ben o bebeği kaçırmadım o bebek ellerime tutuşturuldu ve sonrada onu veren kadın kaçıp gitti, kimin nesi olduğunu bilmiyorum en yakın esirgeme kurumuna verecektim onu ama karşıma siz çıktınız. demişti fakat daha ayrıntılı şeyler anlatmalıydı örneğin bebeyi ona bırakan kadının nasıl biri olduğu tarif etmeliydi.
Grog birden bir kadının kendi evladını hangi sebeplerden hiç tanımadığı birine bırakabilirdiye düşündü fakat aklına bakamadığı için bırakmaktan başka bişey gelmiyordu. Belkide kadıncağız çok fakirdi veya kocasını kaybetmişti,belkide kendine bile zor bakıyordu ve bu yüzden çocuğunu bu adama bırakmıştı.Peki bu adamı neden seçmişti çocuğunu bırakmak için, ama neden? Belkide bu zavallı adamı temizyüzlü bir gariban olduğu içinseçmişti kimbilir.Aslında bu soruların cevabını almanın bir yolu vardı ozan hemen konuşmalıydı.
Grog az önce gürültü yapan adamların olduğu yöne doğru baktı bu adamları daha önce hiç görmemişti aralarında hararetli bir tartışma yaşandığı kesindi.Grog içinden Horn'a bugün daha fazla kargaşa yaşamamak için duva etti.
Yanlarında daha dünyadan habersiz bir çocuk vardı bu gerçektende zor bir durumdu ve hiç tanımadığı üç insan Grog bu pazara girerken bu tip şeylerle karşılaşacağını hiç sanmıyordu fakat olan olmuştu bir kere artık bunun dönüşü yoktu.Grog gözlerini sağ tarafındaki iki adamdan büyücüye çevirdi gerçektende çok gizemli bir adamdı bu adam ne arıyordu acaba buralarda? Grog şimdide barbara baktı o neden vatanından kopmuştu acaba onun derdi neydi acaba oda gereğinden fazla gereksiz vahşet gördüğü içinmi vatanını terk etmişti acaba? Belkide bozkırdaki kabile şeflerinden biri ona bir görev vermişti buda gayet muhtemel bir olasılıktı.
Grog tekrar bakışlarını zihnini en çok meşgul eden olayların kaynağı olan kişiye çevirdi.Karşısına elinde bir bebekle çıkan bu garip adamın söyleyeceği her söz şu an Grog için önemliydi.
"şimdi sen konuş çalgıcı adam nerden geldiğini ve kim olduğunu anlat,emin ol hepimiz seni merakla dinliyor olacaz! eşşeğin ve kendin için konuş!"
Artık herkesin yavaş yavaş hikayesini anlatmasının zamanı gelmişti. Grog ilgi ile dikkatini ozana verdi.
"Meraklanma iri dostum ben yiyecek bişeyler söledim hepimiz için, heriflerde bize bişeyler hazırlamak için..." Grog az önce hancıların girdikleri yeri gösterdi. "İçeri girdiler."
Grog şimdi elini barbarın omuzundan çekti ve konuşmak için boğazını temizledi.
"Benim adım Grog Savaşşarkısı,çok çok uzaklardan barbarların yurdu barbar boskırlarından geliyorum Tepe Güneşi kabilesinin bir üyesi,Savaşşarkısı ailesinin onüçüncü oğluyum."
Grog şimdilik bu adamlara daha fazlasını anlatmaya gerek duymamıştı.
Grog bir an önce ozanla ilgili bişeyler dinleyip bebek hakkında daha ayrıntılı bilgiye sahip olmak istiyordu adamın bebek hırsızı olmadığı artık kesinleşmişti.Adam en son ağlarken ; ben o bebeği kaçırmadım o bebek ellerime tutuşturuldu ve sonrada onu veren kadın kaçıp gitti, kimin nesi olduğunu bilmiyorum en yakın esirgeme kurumuna verecektim onu ama karşıma siz çıktınız. demişti fakat daha ayrıntılı şeyler anlatmalıydı örneğin bebeyi ona bırakan kadının nasıl biri olduğu tarif etmeliydi.
Grog birden bir kadının kendi evladını hangi sebeplerden hiç tanımadığı birine bırakabilirdiye düşündü fakat aklına bakamadığı için bırakmaktan başka bişey gelmiyordu. Belkide kadıncağız çok fakirdi veya kocasını kaybetmişti,belkide kendine bile zor bakıyordu ve bu yüzden çocuğunu bu adama bırakmıştı.Peki bu adamı neden seçmişti çocuğunu bırakmak için, ama neden? Belkide bu zavallı adamı temizyüzlü bir gariban olduğu içinseçmişti kimbilir.Aslında bu soruların cevabını almanın bir yolu vardı ozan hemen konuşmalıydı.
Grog az önce gürültü yapan adamların olduğu yöne doğru baktı bu adamları daha önce hiç görmemişti aralarında hararetli bir tartışma yaşandığı kesindi.Grog içinden Horn'a bugün daha fazla kargaşa yaşamamak için duva etti.
Yanlarında daha dünyadan habersiz bir çocuk vardı bu gerçektende zor bir durumdu ve hiç tanımadığı üç insan Grog bu pazara girerken bu tip şeylerle karşılaşacağını hiç sanmıyordu fakat olan olmuştu bir kere artık bunun dönüşü yoktu.Grog gözlerini sağ tarafındaki iki adamdan büyücüye çevirdi gerçektende çok gizemli bir adamdı bu adam ne arıyordu acaba buralarda? Grog şimdide barbara baktı o neden vatanından kopmuştu acaba onun derdi neydi acaba oda gereğinden fazla gereksiz vahşet gördüğü içinmi vatanını terk etmişti acaba? Belkide bozkırdaki kabile şeflerinden biri ona bir görev vermişti buda gayet muhtemel bir olasılıktı.
Grog tekrar bakışlarını zihnini en çok meşgul eden olayların kaynağı olan kişiye çevirdi.Karşısına elinde bir bebekle çıkan bu garip adamın söyleyeceği her söz şu an Grog için önemliydi.
"şimdi sen konuş çalgıcı adam nerden geldiğini ve kim olduğunu anlat,emin ol hepimiz seni merakla dinliyor olacaz! eşşeğin ve kendin için konuş!"
Artık herkesin yavaş yavaş hikayesini anlatmasının zamanı gelmişti. Grog ilgi ile dikkatini ozana verdi.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
-
Horcoel_Baator
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 673
- Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
- Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
- Contact:
Renard bir an intikam hırsına kendini kaptırmış çocuga baktı ve rahatladı..Tecrübesiz bir şovalye olarak ilk rakibi demek bir çocuk olacaktı..İçinden sırıttı..İntikam rahibi bile demek kendisini bir çocuga layık bulmuştu..Ã?ocugu düşündü..Hem küçüktü hemde hırstan dengesizleşmişti..Gerçi çocuk bunu bir silah olarakta kullanabilirdi..İki durumuda göz önünde bulundurup yavaşça silahını kınına yerleştirdi..
''Bırak o silahı evlat'' dedi çocuğun gözlerinin içine bakarak sakince..Açıkçası rahibin gidişi onu sakinleştirmişti..Hangi onur şovalyesi çömezi daha ilk karşılaşmasında bir intikam rahibi ile karşılaşmak isterdiki..Yani mantıklı düşünülürse..Elisyas ugurda savaşmak ve ölmek çok onurluca bir haraket olabilirdi belki ama daha ilk görevinde ölmek..Büyük bir onur şovalyesi oldugunu göremeden ölmek..İşte bu kötüydü..Ama gerekirse onuru ugruna ölebilecegini hatırlattı kendisine şovalye..Zira onursuzca bir yaşamdansa onurluca ölmek..Hayatın tüm kötü ve iyi yanlarını görmüş bir asilzade için en güzel şey olurdu..
Renard kaşlarını kendinden emin gözükmeye çalışarak çatarken tüm hızıyla çocugun kendisine dogru sürdüğü bıçagı havada yakalamak için sag elini uzattı çocugun elini yakaladıgında onu bükecek ve bıçagın yere düşmesini sağlarken yere düşen bıçaga daha havadayken sağ bacağı ile havada bıçagı tekmeleyip bıçagı uzağa fırlatacaktı..Belki kılıcını kullanmayı daha henüz pek bilmiyordu ama küçüklükten beri kendisini bir atlet çevikliği ile yetiştiren şovalye oldukça hızlı ve çevik oldugunu biliyordu..Ã?ocukla sonrada ilgilenebilirdi..şimdilik önemli olan mektuptu..
''Bırak o silahı evlat'' dedi çocuğun gözlerinin içine bakarak sakince..Açıkçası rahibin gidişi onu sakinleştirmişti..Hangi onur şovalyesi çömezi daha ilk karşılaşmasında bir intikam rahibi ile karşılaşmak isterdiki..Yani mantıklı düşünülürse..Elisyas ugurda savaşmak ve ölmek çok onurluca bir haraket olabilirdi belki ama daha ilk görevinde ölmek..Büyük bir onur şovalyesi oldugunu göremeden ölmek..İşte bu kötüydü..Ama gerekirse onuru ugruna ölebilecegini hatırlattı kendisine şovalye..Zira onursuzca bir yaşamdansa onurluca ölmek..Hayatın tüm kötü ve iyi yanlarını görmüş bir asilzade için en güzel şey olurdu..
Renard kaşlarını kendinden emin gözükmeye çalışarak çatarken tüm hızıyla çocugun kendisine dogru sürdüğü bıçagı havada yakalamak için sag elini uzattı çocugun elini yakaladıgında onu bükecek ve bıçagın yere düşmesini sağlarken yere düşen bıçaga daha havadayken sağ bacağı ile havada bıçagı tekmeleyip bıçagı uzağa fırlatacaktı..Belki kılıcını kullanmayı daha henüz pek bilmiyordu ama küçüklükten beri kendisini bir atlet çevikliği ile yetiştiren şovalye oldukça hızlı ve çevik oldugunu biliyordu..Ã?ocukla sonrada ilgilenebilirdi..şimdilik önemli olan mektuptu..
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
the ones I love will always be the ones who pay..''
"Bırak o bıçağı evlat!"
Ã?ocuk şövalyeye nefretle bakıyordu. Renard aklında hamlesini tasarlamıştı ama çocuğun bakışlarında ki nefret onun sarsılmasına neden oluyordu.
"O bıçağı bırakmam demek, senin gibi bir Onur şövalyesinin daha çıkıp ailemi öldürmesi demek..."
Ã?ocuk bunları söylerken Renard karşısında ki köşeye sinmiş hafiften kilolu ama Renard'ın mektubunu sıkıca tutan genç adamı gördü. şimdi yanan gözlerini aralamaya çabalayan rahip çok az bir görüşede sahip olsa genç adama doğru ilerliyordu.
Trias sokağın köşesine sinmişti ve şövalyenin bir an önce düşmanını yenerek kendisine yardım etmesini istiyordu. Yoksa ne yapabilirdi bu adama karşı. Adam gözleri görmemesine rağmen üzerine doğru yürüyordu.
O anda hem Trias hem de Renard rahibin elinde bir bıçak olduğunu gördüler. Rahip... Renard'ın mektubunu korumaya çalışan genç adamı öldürecekti.
Ã?ocuk sözlerini tamamlayarak ileriye atıldı ve bıçağını bir saplama hamlesi ile Renard'a yöneltti. Renard ise bıçak henüz daha kendisine ulaşamadan çocuğun bıçağı kolunu bilekten kavradı.
Ama çocuğu küçük gördüğünü o anda anladı şövalye. Bıçak sol elden ileriye doğru hareketlenen sağ ele doğru fırlatıldı ve çocuğun sağ eli bıçağı yakalayarak ileriye doğru sapladı.
Renard vücudunun sol kısmını arkaya alarak yan dönmeseydi bu hamleden kaçamıyordu. şimdi çocuğun sağ eli ve bıçak az önce vücudunun durduğu yerdeydi. şövalye hızlı davranmasaydı...
Ama çocuğun sol elinin bileği halen Onur şövalyesinin sağ eli tarafından kavranmış durumdaydı.
Ã?ocuk şövalyeye nefretle bakıyordu. Renard aklında hamlesini tasarlamıştı ama çocuğun bakışlarında ki nefret onun sarsılmasına neden oluyordu.
"O bıçağı bırakmam demek, senin gibi bir Onur şövalyesinin daha çıkıp ailemi öldürmesi demek..."
Ã?ocuk bunları söylerken Renard karşısında ki köşeye sinmiş hafiften kilolu ama Renard'ın mektubunu sıkıca tutan genç adamı gördü. şimdi yanan gözlerini aralamaya çabalayan rahip çok az bir görüşede sahip olsa genç adama doğru ilerliyordu.
Trias sokağın köşesine sinmişti ve şövalyenin bir an önce düşmanını yenerek kendisine yardım etmesini istiyordu. Yoksa ne yapabilirdi bu adama karşı. Adam gözleri görmemesine rağmen üzerine doğru yürüyordu.
O anda hem Trias hem de Renard rahibin elinde bir bıçak olduğunu gördüler. Rahip... Renard'ın mektubunu korumaya çalışan genç adamı öldürecekti.
Ã?ocuk sözlerini tamamlayarak ileriye atıldı ve bıçağını bir saplama hamlesi ile Renard'a yöneltti. Renard ise bıçak henüz daha kendisine ulaşamadan çocuğun bıçağı kolunu bilekten kavradı.
Ama çocuğu küçük gördüğünü o anda anladı şövalye. Bıçak sol elden ileriye doğru hareketlenen sağ ele doğru fırlatıldı ve çocuğun sağ eli bıçağı yakalayarak ileriye doğru sapladı.
Renard vücudunun sol kısmını arkaya alarak yan dönmeseydi bu hamleden kaçamıyordu. şimdi çocuğun sağ eli ve bıçak az önce vücudunun durduğu yerdeydi. şövalye hızlı davranmasaydı...
Ama çocuğun sol elinin bileği halen Onur şövalyesinin sağ eli tarafından kavranmış durumdaydı.
-
Ozan İnulüen
- Kullanıcı

- Posts: 28
- Joined: Mon Jan 02, 2006 10:00 am
- Contact:
Ozan, tüm bakışların ona yönelldiğini hissetti ve gülümsedi, ünü severdi. Rahatça arkasına yaslandı ve öyküsüne başladı. " daha önce aransunda küçük bir dairede kalıyordum. tabi bu yollara çıktıktan ve yorulduktan sonra. Orada bir kaç ay sıkıntıdan patladıktan sonra tekrar yollara çıktım. bir süre dolandım. oraya buraya gittim. en sonunda Esteria'ya geldim. Sonra, pazara gittiğimde - ki bunu yola çıkmak için erzak alırken sık sık yapardım-. karşıma bir bayan çıktı. elime bu bebeği tutuşturdu, yüzünü kalabalık dolayısıyl göremedim. zaten ben eşşeğimle konuşuyordum o sırada... evet o konuşur. sadece benle... şimdi, sonra bu barbarla karşılaştım. ee... bu kadar", ozan öyküsü bittiği için sıkılmıştı. sonra yüzü aydınlandı, " ya siz bay büyücü? sizin öykünüz nedir?"[/quote]
ve sancı geç saatlerde...
Grog bakışlarını ozandan ayırmamıştı,adamın ismini sölememesine sinerlendi.Kadının yüzüne nasıl bakmamıştı bu adam, bir kadın çocuğunu ona bırakıyor ve nedenini bile sormuyormuydu bu adam.Grog eliyle büyücüye durması için işaret etti ve tekrar ozanla konuşmaya başladı.
"Hikayeni anlattın ama adınıda söyleki sana nasıl hitab edeceğimizi bilelim!!"
"Hikayesini anlatma sırası başka birine geçmeden önce söylemen gereken birkaç şey daha var,kadına çocuğunu neden bıraktığını sormak aklına gelmedimi veya sana nereye gideceğini söylemedimi bu kadın? ve en önemlisi kadının geri gelmesini nekadar bekledin?"
Grog şimdi bu durumdan dahada rahatsız olmuştu belkide kadıncağız çocuğunu kalabalık pazarın içinde hala arıyordu ve...ve... bizde burda oturmuş karnımızı doyurmayı düşünüyoruz diye aklından geçirdi.
şimdi ozanın vereceği cevaplar çok önemliydi bu cevaplara göre hemen kalkıp gerekeni yapmaları ve çocuğun annesini aramaları gerekebilirdi.
"Hikayeni anlattın ama adınıda söyleki sana nasıl hitab edeceğimizi bilelim!!"
"Hikayesini anlatma sırası başka birine geçmeden önce söylemen gereken birkaç şey daha var,kadına çocuğunu neden bıraktığını sormak aklına gelmedimi veya sana nereye gideceğini söylemedimi bu kadın? ve en önemlisi kadının geri gelmesini nekadar bekledin?"
Grog şimdi bu durumdan dahada rahatsız olmuştu belkide kadıncağız çocuğunu kalabalık pazarın içinde hala arıyordu ve...ve... bizde burda oturmuş karnımızı doyurmayı düşünüyoruz diye aklından geçirdi.
şimdi ozanın vereceği cevaplar çok önemliydi bu cevaplara göre hemen kalkıp gerekeni yapmaları ve çocuğun annesini aramaları gerekebilirdi.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
-
Ozan İnulüen
- Kullanıcı

- Posts: 28
- Joined: Mon Jan 02, 2006 10:00 am
- Contact:
Ozan ayağa kalktı, nası böylesine bir şeyi unuturdu bilemiyordu.
" Ben beyler, Ozan İnulüen!" ve yerlere kadar eğilip, hoş bir selam verdi, bunu tiyatral bir şekilde yapmıştı, sonra tekrar yerine oturdu ve konuşmasına devam etti.
" kadın bana ileride domates aldığını yada onun gibi bir şeyi söyledi galiba ama bu yanımdan geçen başkasının sözleride olabilir, ama bu önemli değil, beklememe gerek yoktu, çünkü aynı hızla arkasından gittim ama o çoktan yok olmuştu, sonra etrafı daha da aradım ama kimseyi bulamadım, sizin düşündüğünüzü bende düşündüm ama bebek taşıyan biri ilk olarak bir yabancıya bebeğini kolay kolay vermez ayrıca domatesler, bir elde bebek tutarkende alınır, ben bu bebekten önce bir eşşek de taşıyodum hatırlarsanız."
sonra bebeğe tekrar baktı, ellerine aldı ve merakla evirip çevirmeye başladı bebeği - dikkatlice ama- bunu yaparkende açıklamasını getirdi, " Belki bir yerde adı yazıyordur. yada sokakta bulununca nereye bırakılması gerektiği..."
" Ben beyler, Ozan İnulüen!" ve yerlere kadar eğilip, hoş bir selam verdi, bunu tiyatral bir şekilde yapmıştı, sonra tekrar yerine oturdu ve konuşmasına devam etti.
" kadın bana ileride domates aldığını yada onun gibi bir şeyi söyledi galiba ama bu yanımdan geçen başkasının sözleride olabilir, ama bu önemli değil, beklememe gerek yoktu, çünkü aynı hızla arkasından gittim ama o çoktan yok olmuştu, sonra etrafı daha da aradım ama kimseyi bulamadım, sizin düşündüğünüzü bende düşündüm ama bebek taşıyan biri ilk olarak bir yabancıya bebeğini kolay kolay vermez ayrıca domatesler, bir elde bebek tutarkende alınır, ben bu bebekten önce bir eşşek de taşıyodum hatırlarsanız."
sonra bebeğe tekrar baktı, ellerine aldı ve merakla evirip çevirmeye başladı bebeği - dikkatlice ama- bunu yaparkende açıklamasını getirdi, " Belki bir yerde adı yazıyordur. yada sokakta bulununca nereye bırakılması gerektiği..."
ve sancı geç saatlerde...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests