şikayetçiyim

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: şikayetçiyim

by Gorath » Mon Feb 06, 2006 7:06 pm

"şefim..."

Albert sanki sallanıyordu.

"şefim... İyi misiniz?"

Polis şefi bu kadın sesini duyunca aniden gözlerini açtı ve etrafına bakındı.

Sıcak... Sıcak...

şef şaşkınlık içerisinde etrafına bakarken kadın ona gülümsedi ve "Yardımınıza ihtiyacım var." dedi. şef yerden kalkarken etrafında ki tüm görüntüler sanki bir anlığına bulanıklaştı, ardından "Burası... burası neresi?" diye sorabildiği anda nerede olduğunu fark etti.

Issız... sonsuz bir çölün ortasındaydılar. Göz alabildiğine uzalan sapsarı kumların tam ortasında...

şef korku içerisinde karşısında ki kızıl saçlı, güzeller güzeli kadına baktı ve "Orada yoktu!" dedi. "O bankaya gittim ama aradığım şey orada ki ilgili kasada değildi."

Kadının varlığında bir dalgalanma oldu. "Yokoluyorum şefim ve ölüm geliyor..." Neredeyse isterik bir kahkaha attı kadın. "Ne olur... ne olur bana yardım edin..."

Bir televizyon kanalının karıncalanması gibi kadının görünüşü karıncalandı, bir an gitti ve geriye geldi...

by punctualazrael » Fri Feb 03, 2006 1:41 am

Kapıyı açtığında yüzüne çarpan beyaz ışık hayatında gördüğü en parlak şeydi. Ne olduğunu anlayamadan ve hiç ses çıkaramadan bayıldı. Yere çarptığını bile hatırlamıyordu. Uyandığında uzay mekiğine benzer tavan ve zemini metalle kaplı bir yerde olduğunu gördü. Elleri ve ayakları bileklerinden bağlanmış şekilde yatıyordu.

Kalbi öyle delicesine çarpıyordu ki kilometrelerce uzaktan bile duyulabildiğine emindir. Kafasını sağa sola çevirerek nerede olduğuna dair bir fikir edinmeye çalıştı. Yıllardır sürdürdüğü kariyeri boyunca hiç bu denli korkmamıştı. Tanrım neler oluyordu?!!

by Gorath » Thu Feb 02, 2006 8:04 pm

Üst kata ulaştıklarında kadın bir kapının önünde durarak Albert'e döndü ve "şefim." dedi. "Sizi biraz bekleteceğim için üzgünüm. Salon şu tarafta bir kaç dakika beklerseniz hemen geleceğim. şu makyajımı tazelemem gerekli. Sonra birlikte partiye gidebiliriz."

şefe ruhu kabartan bir öpücük yolladı ve odaya girerek kapıyı arkasından kapattı.

Albert bir kaç dakikayı Beth'in gösterdiği salonda bekledikten sonra odaya doğru yöneldi ve kapının önünde durarak kapıyı çaldı. İçeriden ses gelmeyince ise kapının kolunu merak içerisinde yakalayan adam kapıyı açtı.

by punctualazrael » Thu Feb 02, 2006 6:50 pm

Beth, polisin kendine bakışlarından hoşnut görünüyordu. Onu kendini takip etmesi için işaret ederek üst kata giden merdivenlere doğru yürüdü. Elinde albert'in getirdiği şarap şişesi vardı. Merdivenleri birer birer çıkmaya başladı. Albert duraksamıştı. Elinde şarap şişesi ile çok güzel bir kadın onu üst kata çağırıyordu. Görev başındaydı. Değil miydi? Duraksadı. Kadın onun gelmediğini farkederek merdivenlerin orta yerinde durdu. Yarı dönerek elini uzattı ve cesaret verici bir gülümseme parladı yüzünde. Albert için yeterliydi, yukarı çıkacaktı. Bir kez olsun hayatı akışına bırakacaktı...

by Gorath » Thu Feb 02, 2006 6:45 pm

şef Albert içeriye girmeden önce yavaşça eğildi ve kadının elini tutarak tatlı bir reverans ile öptü. Bir yandan da aklından geçen düşünceler ile kuşatılmıştı. Bu eller... Bu eller gerçekten de cinayet mi işlemişlerdi? Oysa hiç inandırıcı gelmiyordu bu Albert'a. Bu narin eller bir cinayet işleyemezlerdi. Bu güzeller güzeli parmaklar kan ile lekelenemezlerdi...

Albert doğrulurken kadın kıkırdıyordu.

"Bu gün çok güzelsiniz Beth!" diyen Albert yana çekilen kadının yanından eve girdi ve kapı arkasından kapandı.


*


Frederich 1967 model, sarı renk bir Cadillac içerisinde oturmuş Albert ile Beth arasında geçen konuşmaları dinliyordu. Beth'in konuşmalarının ne kadar da gerçekçi, bir hanımefendiye ne kadar da yaraşır olduğunu düşünürken gülmeden duramıyordu.

"Bizim eski kurt işini iyi biliyor." diyerek kahkaha atmadan duramıyordu.

Sokağın dört bir yanına yerleşmiş olan sivil polislerde aynı durumdaydılar...

by punctualazrael » Wed Feb 01, 2006 9:20 pm

Bugün Akşam...

Albert, Portakal Güzeli sokağında 13 numarada kapıda elinde bir şişe şarap ve beline gizlediği bir tabanca ile duruyordu. Eşikteydi, içerden müzik ve kahkaha sesleri geliyordu. Arkasında kalan sokağın bir ucunda aracın içinde Frederich karanlıkta bekliyordu. Ters bir durum olmasına karşılık ordaydı.

Albert, kapıyı çaldı. Biraz bekledi. Tam tekrar eli zile uzanıyordu ki kapıyı O açtı. Beyaz elbisesinin açıkta bıraktığı omuzlarına dökülen kızıl saçları ve cömertçe sergilediği göğüs dekoltesi ile ilk bakışta çarpıcıydı. Beline kadar vücudunu saran elbise kalçalarından aşağı genişleyerek ayak bileklerine dek uzanıyordu. Yüzünde kocaman ve sıcak bir gülümseme belirdi. "Hayır bu kadın bir melek olmalı..." diye düşündü Albert.

"Ah hoşgeldiniz şefim... Sizi bekliyordum." uzanarak elindeki şarabı aldı "Hadi gelin içeri"
Tanrım bu kadının peşinden cehenneme bile gidebilirdi. İçeri girdi. Kadının yasemin kokusu yine yüzüne çarpmıştı.

by Gorath » Wed Feb 01, 2006 1:52 am

Kadın camda durmuş düşünüyordu. Geçmiş... Ardında bıraktığı koca bir yalan gibi seni doluyor ve sana sahip oluyor.

Kıkırdamadan edemedi. Sahip oluyor... Bu gece çok daha fazlasına sahip olacaktı...


*


Adam hastaydı, yorgundu. Bitirmesi gereken bir görevi vardı ve bu görev için bu akşamı da ayakta geçirmeliydi.

Elinde ki kutuyu odada ki kasaya bırakırken yumruk yaptığı eli ile ağzını kapatarak öksürdü ve ardından kasanın kapağını kapatarak o gece için önemli olan tek şeyi güvenceye aldı. Kasanın üzerinde ki daireyi üç kere sağa, bir kere sola ve iki kere sağa döndürerek kilidin bir klik sesi çıkararak yerine oturmasını sağladı.

Ardından arkasını dönerek odasına yöneldi. O gece ayakta durması gerekliydi ama geceye kadar, en azından akşam üzerine kadar yatabilirdi...

by punctualazrael » Wed Jan 25, 2006 8:16 pm

2 sene önce bilinmeyen bir yer...

Karanlık bir yerdi. Ayak seslerine bakılırsa bir kişi -muhtemelen iri yarı bir erkek-, taş bir zeminde yürüyordu. Sesin yankılanması boş bir yer olduğunu düşündürüyordu. Belki bir mağara ya da eski bir tahıl ambarı? Etraftan gelen başka bir ses yok gibiydi.

Kadın histeri içinde "Beni nereye getirdiniz?" diye bağırdığında sesi taşa çarpıp yeniden kendine döndü. Ayak sesi durmuştu. Kadının sesini sessizlik izledi. Bileklerinden bağlandığı sandalye ve gözlerini örten kumaş parçası onu tamamen çaresiz kılmıştı ama içine girdiği histeriyi yenmesi gerekiyordu. İçgüdüleri ile savaşmaya çalıştı. Nefesini kontrol etmeye başladı. Nefes al... Nefes ver... Nefes al... Nefes ver... şu anda en büyük düşmanı panikti.

Kendini sakinleştirmek için verdiği mücadelede galip çıktı. Bu adam kimdi, neden onu kaçırmıştı, bu işte yalnız mıydı? Yeniden heyecanlandı. Nefes al... Nefes ver....

"Kendine geldin mi güzelim?"

Ses... Tanıdık gibiydi ama bir o kadar da yabancı. Seste inanılması güç ama bir samimiyet vardı. Tanrım bu adam onu kaçırmıştı, ne samimiyetiydi bu?!

"Ah hadi yoksa benimle konuşmayacak mısın bebeğim?"
"Ben... Bileklerim acıyor" sesindeki öfkeyi gizlemeye gerek duymadı.
"Hmmm bakalım ne yapabiliriz."

Tekrar adım sesleri, yaklaşarak... Arkasına dek yürüdü, nefesi kadının ensesindeydi. İpleri gevşetti. Kadın kıpırdamadı hatta nefes bile almadan bekledi. Uygun bir fırsat bulursa kullanacaktı.

"şimdi daha iyi mi 'bebeğim'?"
"Evet... Eğer tamamen çıkarırsan minnettar olurum. Canım acıyor" Son cümleyi oldukça iç parçalayıcı bir sesle söylemişti.
Adamın nefesi ensesini yalıyordu, gittikçe hızlandığını farketti.

"Kokun başımı döndürüyor, biliyorsun değil mi? Bu güzel yasemin kokun..."

Kafasına bir darbe aldı ve herşey sessizliğe gömüldü...

by Gorath » Wed Jan 25, 2006 12:26 am

Frederich olumlu şekilde başını sallarken şef Albert'a baktı ve "Olabilir efendim!" dedi. "Ama sadece bir şemsiyeye dayanarak, elimizde somut bir ipucu olmadan hareket edemeyiz. Bir kadın olduğu ve lacivert bir şemsiyesi olduğu doğru ama ona suçlu olduğunu söylersek ağzından hiç laf alamayacağımız gibi hiçbir şekilde de bunu ispatlayamayız."

Albert bunu mantıklı buldu. Zaten gönlünden de o hoş, tatlı bayanın bir suçlu olmadığı geçiyordu. Hem bir suçlu onunla neden akşam partisine gitsindi ki? Derken bunda ki hoş bir yan ona dokundu. Hoş ve hoş olduğu kadar da tehlikeli bir yan...

"Eğer o ise... eğer o ise bunu bu akşam öğrenebiliriz!" dedi Albert Frederich'e bakarak. "Bu akşamki partide onun söylediklerini dinleyebiliriz ve hiçbir şekilde... ama hiçbir şekilde ona bir şüpeli olduğunu hissettirmemeliyiz..."

by punctualazrael » Tue Jan 24, 2006 9:10 pm

"Kızıl saçlı bir kadın mıydı? Kızıl saçlı güzel bir kadın?"
"Ah bilmiyorum ne saçlarını ne de yüzünü göremedim. Siyah belki de lacivert bir şemsiyesi vardı."
"Eeehh tamam şimdi siz Henrick'in *Eli ile Hendrick isimli memurun gelmesini işaret ederek* ifadenizi yazmasına yardım edin. İmzaladıktan sonra şahri terk etmemek koşulu ile gitmekte serbestsiniz."

Albert Frederich'e dönerek "Sence?" dedi.

by Gorath » Tue Jan 24, 2006 7:55 pm

şef: Bankada kaç kişi vardı?
Görgü Tanığı: Benimle birlikte beş... Hayır hayır! Altı. Bir de güvenlik görevlisi vardı ama o arka taraftaydı.
şef: Banka müdürü de bunların içinde miydi?
Görgü Tanığı: Banka müdürü de oradaydı. Arka tarafta oturuyordu. Zaten görevli olarak bir veznede ki memur bir de banka müdürü vardı. Ah bir de güvenlik görevlisi.
şef: O zaman söyler misiniz bana? Bunlardan hangisi o kahrolasıca katildi?

şimdi kızmış gibiydi. Sayılar birbirini tutmuyordu. İçeride bir katil olması gerekliydi ama adamın verdiği sayıda ki herkes ölmüştü.

Adam şoka uğramış gibiydi. şef yeniden kendini toparlayarak konuşmaya döndü.

Görgü Tanığı: Nasıl efendim anlamadım?
şef: Bana söylediğiniz sayılar içerdeki ölü sayısı ile eşit bayım. Bu arada isminiz... isminiz neydi?
Görgü Tanığı: William efendim. William Deadrun
şeft: Bay Deadrun lütfen biraz daha düşünün banka da başka kimse yok muydu? Ã?ünkü ölüler siz içeriye girdiğinizde orada olan kişiler ama birde katil olmalı. Siz çıktıktan sonra gelmiş olabilir mi?

Adam bir an düşündü ve sonra gözleri aniden kocaman açıldı. Birden şefin içine bir umut doğdu.

William Deadrun: Birisi tam ben kapıdan çıkarken içeriye giriyordu efendim ama bankadan çıkarken aklım bitmiş olan işimin ve gelecek borçlarımın hesaplarına o kadar dalmıştı ki onunla az kalsın çarpışmama rağmen dikkat etmedim.
şef: Lütfen biraz daha düşünün bay Deadrun! Lütfen bu bizim için ve orada yatan ölülerin aileleri için çok önemli bunu anlamalısınız.

Adam düşünürken kaşları çatıldı ve yüzü adeta çarpıldı.

William Deadrun: Sadece bir kadın olduğunu hatırlıyorum. şemsiyesini kapatıyordu. Sanırım biraz da o yüzden göremedim. Kafasında ki bir şapka ve şemsiyesi sayesinde görüşüm engelleniyordu. Ama... Ama kadının ayağında uzun botlar olduğunu hatırlıyorum ve... ve... evet bir şeyi daha çok iyi hatırlıyorum. Yasemin kokusunu...

şef ve Frederich bir anda birbirlerine baktılar.

by punctualazrael » Tue Jan 24, 2006 7:40 pm

"Ya da dur hayır...İçeri getirme onu. Burası bizim için bile fazla kanlı... Ben geliyorum dışarı" içeri girerken çıkardığı paltosunu Frederich'e vererek burda kalmasını işaret etti. Adam bir polis arabasına yaslanmış öylece duruyordu. Korkmuştu.

"Merhabalar"
"Merhaba memur bey"
"Görünen o ki ilk ve belki de tek tanığımız sizsiniz. Bir kaç kısa soracağım. Cevaplarınız bizim için çok önemli".
"Tabi... Elimden geleni yaparım... Tanrım içersini şöyle bir gördüm de... Hele o patlama sesi..."
"Eh evet. Deliller henüz sıcakken işe başlasak iyi olur. Bankaya kaçta girdiniz?"
"Saat 10'da... Ah hayır. 10.10'da geldim. 10 dakka köşedeki büfeyi işleten arkadaşımla dünkü maç hakkında konuştuk ve ben geç kalmamak için aceleyle yanından ayrıldım. Ã?ünkü saat öğlene yaklaştıkça kalabalık artacaktı bankada."

by Gorath » Tue Jan 24, 2006 7:24 pm

Steatfard Bankası Bu Gün

Polis şefi Albert bankanın kapısından girerken bankada halen hiçbir şey yokmuş gibi gözüküyordu. Sanki banka her zamankisi gibiydi. Ama kapıyı iterek içeriye girdiği anda...

Yerler berbattı. Kan... Koku...

Duvarın dibinde üç ceset yatıyordu ve veznede bir başka memurun cesedi vardı. Aynı şekilde köşeyi dönmekte olan güvenlik görevlisinin cesedi de yerde boylu boyunca yatıyordu. Henüz kimse cesetlerin üzerini örtmemişti. Katil ile ilgili ipuçlarının hepsi toplanana kadar da örtülmeyecekti cesetlerin üzerleri.

Frederich "Efendim!" dedi. "Dışarı da bir adam var. Cinayet içlenmeden önce buradaymış. Dehşete düşmüş durumda. Ölümden kıl payı kurtulduğunu düşünüyor ve sanırım öyle de. Ve... ve birisini görmüş. O dışarıya çıkarken içeriye giren birisini görmüş!"

şef Albert hemen ona döndü ve "Onu hemen içeriye getirin!" diye bağırdı. "Onunla konuşmam gerekli!"

by punctualazrael » Tue Jan 24, 2006 7:09 pm

1 sene önce Fallheart Malikanesi...

Sarışın genç adam elinde tuttuğu kadehten bir yudum alarak ve alabildiğine uzanan devasa gölün maviliği ile büyülenmiş şekilde "şehrin bu kadar dışında yaşamak seni korkut muyor mu Susan? Yalnız bir kadınsın. Gerçi senin gibi sıcak kanlı bir kadın asla yalnız kalmaz sanırım hı?"
Kadın cevap vermeyince devam etti, "Daha bugün tanıştık ama sanki seni yıllardır tanıyor gibiyim. Kaybolmuş minik bir savaşçı kız çocuğusun sen" dedi ve tok bir sesle güldü. Aldığı karşılık yine sessizlikti. Kadını fazla yorduğunu düşündü ve tüm erkeklik gururu damarlarında dolaşırken kasıla kasıla arkasını döndü. Göğsüne saplanan bıçağa şaşkınlıkla baktı ve kadına "Neden?" derken ardında bir cevapsız soru daha bırakarak yere düştü.

by Gorath » Tue Jan 24, 2006 6:40 pm

Steatfard Bankası Soygunu

Sular damlayan şemsiye aşağıya doğru indi ve sağa sola doğru döndürülerek suların akması sağlandı. Lacivert şemsiyeden akan su damlalarının ardından bakan kırmızı saçlı, güzeller güzeli bayan gülümsedi ve Banka Veznesine doğru ilerleyerek "Merhabalar!" dedi.

Veznede bekleyen banka memuru bu güzeller güzeli gülümsemeye karşılık vererek o yasemin kokusunu içine çekti ve "Size de hanımefendi." dedi. "Nasıl yardımcı olabilirim?"

Kadın yavaşça "Ah bana yardımcı olabilirsin elbette..." derken çantasının o kilidini açtı ve bir çıt sesi ile açılan çantanın içine elini soktu.

Ã?antadan metal bir nesne dışarıya süzülürken "Ama..." dedi. Metal nesne korku ile, hızla ellerini havaya kaldıran adamın alnına dayandı. "Ama bana nasıl yardımcı olacağına karar verecek olan sensin!"

Silah hızla yana doğru döndü ve köşeden bir patlama sesi ile birlikte köşede ki bir beden yere düştü.

Veznede ki memur iş arkadaşı olan banka güvenliği Arthur'un yere düşmesine kalbi sızlayarak ve yüreği kendi hayatı içinde korku ile dolarak baktı.

Kadın şimdi dönmüş bankada ki herkese, iki müşteri ve o anda bankada olan bir diğer banka memuruna, bir şeyler söylüyordu. Ama ölen dostunun acısı ile kalbi dolan vezne memuru bunları bir an duyamadı bile.

"Her şey çok kolay olacak!" dedi kadın yeniden aynı memura dönerek. şimdi diğer üç kişi de ellerini kaldırmış banka duvarına doğru ilerliyorlardı. "Banka kasasını boşaltacaksın ve ben kimseye zarar vermeden buradan çıkıp gideceğim!"

Top