Hayallere kaçış

Herkesin kürsüye çıkıp özgürce tartışma başlatabilmesi için…
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara

Hayallere kaçış

Post by Darkgnome »

Aslında büyük bir döngüdür belki de yada düz bir çizgi ama bildiğim bir şey var ki, bir insan ömrünün bitmesi lazım görmek için. Neyse ki zamanımızda kayıt gücü o kadar arttı doğumumuzdan öncesini de gayet güzel görebiliyoruz. Bahsettiğim şey insanların beklentileri ve beklentilerinin kaynağı hayalleri.

Babaların, oğullarıyla çatışması olduğu bilinir. Gelişen teknolojiyle büyükler ile küçükler arasındaki farklar dışında insanın özgürlük duygusu ve bu duyguyu hissetmek için büyüklerinden bir yerden sonra kopmak ayrı bir fert olduğunu göstermek istemesi gelir. Büyüme zamanımızdan öncesi için hep masallardan uzaklaşarak gerçeğe yaklaşma olarak görülmüştür. Hala olan budur, masallardan uzaklaşmak ve gerçeğe yaklaşmak. Ancak beklentiler gittikçe değişiyor. Dünyamız daha gerçek, daha somut ve daha acımasız oldukça, bizim istediğimiz, daha saf, berrak ve hayale kayıyor.

Son zamanda çekilen filmler ve ilerleyen bir hayalperestlik akımı görüyorum sanki. Bir zamanların bilim kurgularını görmek artık oldukça zorlaştı yada fantastik ile bilimkurgu arasındaki farkı ayırt edemez hale geldik. Sosyal konulara deyinen filmler arttı ama içlerinde hep bir hayal var, bir büyü arıyor kahramanlar. Daha da önemlisi fantastik filmler arttı son zamanlarda. Yüzüklerin efendisi büyük bir patlamaydı, ancak daha ilerisi şimdi periler ve masalsı canavarlar ile masallara geri dönüş aşamasında mıyız?

“Sudaki kız” (Lady in the water) filmi masalsı perili bir yapım. İzlediğimde gerçektende büyülendim. Filmde tüm insanlar hiç hayır demeden inanıyorlardı adamın dediğine. “Prestij”(The prestige)in sonunda ise iki cümlede her şey o kadar güzel açıklanıyordu ki bence;

“Biz gerçekleri görmek istemiyoruz. Biz kandırılmak itiyoruz.”

Evet şu zamanki insanları asıl istedikleri bu sanırım. Son zamanlarda dünyadaki olaylara gözümüzü kapatarak kurtulmaya ve bize anlatılanlara o kadar inanmaya çalışıyoruz, o kadar çabalıyoruz ki.

Filmlerde is bu gidişatın son halkası “Pan’ın Labirenti” (el labirento del Fueno). Bu film pek çok çevren çok iyi yorumlar aldı ancak filme şöyle bir baktığımda çokta ilginç olmadığını gördüm aslında. Onu asıl ilginç yapan gerçek yaşamımızda bizim göremediğimiz büyülülerin oluşuydu. Daha da ilerisi… daha da ilerisini bence filmi izlediğinizde görün. Changeling’in ruhunu en iyi yansıtan film olarak görülüyor bu işten gerçektende anlayanlar. Ancak bu ruhu daha fazla almak ve biraz olsun kandırılmak yada kendinizi kandıracak konu arıyorsanız bence Pan’ın Labirenti ve Sudaki kızı seyredin. Sıkılırsanız bana kızın severseniz başkalarına söyleyin.

Siz ne düşünüyorsunuz peki? Sizce dünya gittikçe gerçeği daha fazla görüyor ve bu gerçeği görmemek için hayallerine dalmak için daha mı fazla çırpınıyor? Gerçekler ortaya çıktıkça, hayallerin ve yalanların yada yalan olduğunu sandığımız hayallerin değeri daha mı fazla artıyor?
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
occultsearcher
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 368
Joined: Thu Jun 26, 2003 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by occultsearcher »

Biz kandırılmak mı istiyoruz? Hımmm. Kısmen evet, kısmen hayır.
şöyle ki:
şu anda elde olan şey zaten sürekli bir kandırılma durumu. O derece ki, dünyada enformasyon akışının ne yollardan gerçekleştirildiğini inceleseniz, oturup ağlarsınız aslında. Neyse, konu o değil. İnsanlar daha fazla mı hayallere gömülmek istiyorlar? Pek değil belki ama yine de sürekli olarak afyonlanıyorlar modern medya tarafından (hayır suçu sadece onlara atmak istemiyorum ama çokça suçlular be).
Yav modern çağ, (belki de post-modern çağ, emin değilim) yanında bir şey getirdi: Simgeler, simgeledikleri şeyden daha önemli hale geldiler. Ve hemen her şey de simgelenenden çok simge oldu. Lan anlatamadım sanki. Neyse işte.
Aslında hayallere gömülmek çok seçim değil. Hayallere gömülmek zorunda kalıyorlar. Bu hayaller de üstelik öyle hayaller ki, öyle iyi gerçek taklidi yapıyorlar ki, bir noktadan sonra gerçekten daha gerçek olabiliyorlar. Ufff, doluyum aslında bu konuda da, anlatmaya nereden başlasam, nereden devam etsem bilemiyorum yav.
"Pan'ın Labirenti"ni bir ara bulup izleyeyim o zaman ben. Sonra daha bütünlüklü daha mantıklı ve daha tutarlı bir şeyler yazabilirim belki. şu anda yazdıklarım çok zırva oldu gibi.
M - There is indeed such a conspiracy
"When you see filth, call it filth"
Artemis Entreri
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1521
Joined: Tue Jun 14, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Artemis Entreri »

Tek bir farkla.

Bu yeni başlayan bir olay değil. En başından beri böyleydi zaten. İnsanoğlu teee yaşamaya başladığından beri kandırılıyor. Tıpkı Platon'un da çok uzun zaman önce söylediği gibi. Bizler karanlık bir mağarada zincirlenmiş olarak yaşarız.Sadece mağaranın arka duvarını görebilecek şekilde zincirlenmişizdir. Görebildiğimiz tek şey o duvarda zincirlenmiş gölgelerdir. Bunlar mağaranın dışında hareket eden bir şeyi gölgesi olabilir. Yanımıza zincirlenmiş diğer insanların gölgeleri de olabilir.

Ya da diyor ki insan kendi kendine, belki de gördüğümüz tek şey kendi gölgemizdir.

En başından kandırılmak için yollanmışız zaten. Gördüğümüz gölgeler bile bir aldanmaca. Ben diyorum ki, bu gölgeler bile aldanmacayken bu gölgelerin içinde gördüğümüz bir başka aldanmaca pek bir şey değiştirmez. Yani yaşadığımız dünya bir hayal ürünüyken, neden bu Dünya da yaşayan bizler hayal görmekten çekinelim ki?
Been there. Seen that. Got the scars.
Acimasiz
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 25
Joined: Sun Mar 04, 2007 10:00 am
Location: hayl dünyasndan
Contact:

Post by Acimasiz »

evt kandırlmak isttiyoruz.
SacoKhan
Forum Yöneticisi
Posts: 2585
Joined: Thu Mar 10, 2005 10:00 am
Location: Yalnızlığın hüküm sürdüğü yerden

Post by SacoKhan »

Biz bir oyuna ortasından girdik gnomcum, ne kadar kurtarma şansımız vardır ki aldatıldığımızı kendimizi aldattığımızı düşünürüz? Bu böyle devam edecek sen ne kadar içinden çığlıklar atsan da. Biz bir oyuna ortasından girdik arkadaşlar tekrar söylüyorum, avunduğumuz övündüğümüz şeyler bir elin parmaklarını geçer mi ki aldatıldığımızı, kendimizi aldattığımızı düşünürüz? Biz aldatmayı hesaba katmayız, katmadık da.

Bütün bu söylediklerim kimsenin gücüne gitmesin arkadaşlar, isyan etmekten bıkmış bir beynin kontrol ettiği bir deste parmaktan dökülüyor bu yazılar. Ama umarım hayatınızı tekrar gözden geçirirsiniz bu yazıları isteyerek okuduğunuzda...

Saygılarımla...
And i still wonder if you ever wonder the same!...
Daeya
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2183
Joined: Tue Apr 13, 2004 10:00 am
Location: Karşıyaka

Post by Daeya »

Ben çocukluğuma geri dönmek istiyorum, masallar anlatsınlar bana, parkta üstümü başımı kirleterek özgürce oyun oynayayım, bir istediğim olmadığı zaman ağlayayım ve istediğim olsun, büyüme, çalışma gibi şeyleri dert etmeden rahat rahat gezineyim etrafta.

Ben kandırılıyor muyum? Yaşam açısından Tanrı tarafından evet, insanlar tarafından hayır.
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am

Post by Firble »

Kesinlikle katılıyorum. şunu da eklemek istiyorum. Eski dönemlerde de insan kendisini kandırmak istiyordu ancak bu bugünkü kadar yoğun bir ihtiyaç haline gelmemişti. Hem bugünkü kadar bilinçli değildi başka değişle çevresinde olan acıları bu kadar algılamıyordu hem de tüm Dünyada olan acılarla yüzleşmek durumunda değildi. Bugün Dünya karşısında hissedilen çaresizlik çok daha güçlü....

Aksi gibi kendimizi kandırmamız için de çok daha etkili araçlar var. Televizyon bunun için çok etkili. Her gün yayınlanan dizilerin pek çok insanı günlük sorunlardan daha fazla ilgilendirdiğine kendim şahit oldum. Bilgisayar bu konuda çok daha etkili çünkü artık kurulan hayalin içinde bize biçilen rolü de oynama şansımız oluyor. FRP de benim kanımca basit kandırma yöntemlerinin işe yaramadığı noktalarda kullanılan yöntemlerden birisi.

Açıkçası ben fantastik ögelerin ancak içinde yaşadığımız Dünya ya farklı bir bakış getirdikleri zaman güzel olduklarını düşünüyorum. Bizi uyuşturup bu Dünyaya ve yaşadığımız hayata gözlerimizi kapamamıza neden oluyorlarsa zararlı olduklarını düşünüyorum.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Gerçekten harika bir başlık açmışsın Darkgnome önce seni bu başlığı açtığın için tebrik ediyorum. Lafı uzatacağım ama uzatmadan önce aşağıdaki imzama, Poe'nun sözlerine bakarsanız zaten ne diyeceğimi az çok kestirebilirsiniz.

Ã?ncelikle Fight Club'dan bir alıntı yapmak istiyorum.

"We're the middle children of history, man. No purpose or place. We have no Great War. No Great Depression. Our Great War's a spiritual war... our Great Depression is our lives. We've all been raised on television to believe that one day we'd all be millionaires, and movie gods, and rock stars. But we won't. And we're slowly learning that fact. And we're very, very pissed off. "

şimdi biraz mantık kurmak gerekirse herhalde hepimiz şunu çok büyük bir rahatlıkla kestirebiliriz. Irak'da, Afganistan'da veya dünyanın şu anda herhangi bir köşesinde açlık ve sefaletle boğuşan, sadece hayatta kalmaya çalışan insanların dünyada en son ilgilenecekleri şey Tolkien ve onun şirin hobitleri olurdu.

İnsanların hayellere dalmasını veya kendisine sunulan hayallere balıklama atlayıp bu hayellerin etrafına kurulmuş para tuzaklarına düşmesini, bu insanların içinde yaşadıkları toplumun yaşam kuralarına bağlı olduğunu düşünüyorum.

Bugün aramızdan pek çoğunun hayatı Ã?SS sınavı ile belirleniyor. Okuduğumuz liseler ve Ã?niversiteler bizim gelecekte kim olduğumuzu belirliyor. Hayallerimiz ve onların gerçekleşme ihtimali kredi kartlarımızın limiti ile kolayca orantılanabilir ve tüm bunların karşılığında bize sürekli olarak bir gün emekli olduğumuzda Türk gibi bile gözükmeyen mavi gözlü sarışın torunlarımız ile elma bahçleri arasında beyaz yelkenlimizi kullandığımız masmavi koylar gösteriliyor. Kısacası içinde bulunduğumuz ekonomik sistemin bizden aldıkları ve karşılığında bize verdikleri denk değil.

Mesela ben günde 10 saatimi işte, 6 saatimi uyuyarak, 3 saatimi de İstanbul'un trafiğinde geçiriyorum. Geriye kalan 5 saatimde ise her Allahın günü bu yaptığım ömrümü törpüleyen salaklığa dayanmamı gerektiren ve onu sürekli sorgulamamı engelleyen bir afyona ihtiyacım var. Bazıalrı için bu Kurtlar Vadisi olabildiği gibi, bazıları için de Anime veya Yüzüklerin Efendisi olabiliyor.

Demek istediğim, aslında burada hayal gücümüze hitap eden fantastik edebiyat ve sinema eserleri sadece bizi uyutmak için hazırlanmış şeyler değiller. Bunlar aslında bizim bu dünyada hayatta kalmamız için ihtiyaç duyduğumuz küçük health pack'ler. Ã?ünkü eğer bunlar olmaz ise bu kadar realizmin ortasında sıkıcı dünyamızda insanlığımızdan koparılıp atılırız.

Eskiden insanları 10 saat çalıştırabilmek için onları ölüm veya açlıkla terbiye ederlerdi. Arzular ve ihtiyaçlar piramidinin bu en tabanda olan iki katmanı için insanlar kolayca bu zorluklara göğüs gererlerdi ve çalışırlardı. Ancak Fight Club'ın da dediği gibi bizim böylesi bir büyük depresyonumuz veya dünya savaşımız yok. Günümüzün 10 saatini çalışarak geçirmek için kendi kendimizi ikna etmemiz gerekiyor. İşte benim demek istediğim de bu Fantastik edebiyatın ve tüm bu Star Wars, Star Trek, Yüzüklerin Efendisi, Carnivale, Marvel, Vertigo, DC, AD&D gibi şeyler seçtiğimiz bu hayat tarzını nötralize eden, dengeleyen unsurlar. Yaratıcı tarafımızı okşayan, hayal kurmamızı ve bir süre de olsa gerçek hayatın tekdüzeliğini unutmamızı sağlayan olgular.

şimdi imzamda yazan yazıya geri dönecek olursam eğer sanırım ne demek istediğimi anladınız. Gündüz rüya gören insanlar toplumun onlardan hizmet beklediği, iş saatlerine de denk düşen, tamamen gerçekçi ve realist olmaları gereken veya onlara böyle olmaları gerektiği söylenen zamanlarda da hayal kurabilen insanların çok daha fazla şeye vakıf oldukları. Ã?ünkü gecelerimiz zaten bizi bir sonraki güne çalışmaya hazır makineler olarak hazırlayacak olan diziler, televizyon programları, suni gündemler, milli piyango, buzda dans, biri bizi gözetliyor gibi masallar ile dolu.Ancak gündüz hayal kurabilenler, işte onlar sadece masalı dinleyenler değil, kendi masallarını, destanlarını hazırlayabilenler. Ve sanırım asıl bu insanlar gerçekten ne olup bittiğinin farkındalar ve asıl onlar uyanıklar...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
DamnedLord
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 28
Joined: Mon Feb 26, 2007 10:00 am

Post by DamnedLord »

Odyseus'un maceralarını sanırım hepiniz biliyorsunuzdur, belki Herakles'in 9 yıl süren çileli kendini ispatlama ve temize çıkarma yarışını da... Phaethon'un babası Apollon'a olan yolculuğunu ve kendi kimliğini ispat etmek isterken gökyüzünde alevlere bürünüşünden haberi olanınız azdır ama... Bunların hepsi yüzlerce yıl önce bu topraklarda yazıldı, etrafımızda...

Belki hepsi bir hayaldi, tıpkı bu modern günlerdeki sayılı, yapay hayali yolculuklar gibi; tıpkı Frodo'nun büyük insanların hataları yüzünden çıktığı yolculuk, ya da kaptan Picard'ın yeni yıldızlar keşfetme hayalleriyle süslü yolculuğu gibi. Belki de Max'ın ailesinin intikamı için yola çıkıp medeniyeti tekrar hayal etmesini ve gelecekte dünyayı kurtaracağına inanan John Connor'ın bir makinaya inanmasını da sayabiliriz bu hayaller arasında...

Peki ya siz hiç böyle bir yolculuğa çıktınız mı? Hayatınızın gerçek bir amacı var mı uğruna hayatınızı gerçekten feda edebileceğiniz? Sanırım bu soruların gerçek cevabı hayır olmalı hepimiz için, çünkü bunlar bizden alındı... yerine ne mi verildi? cep telefonu ve iPod verildi...

Savaşçıların da kılıcını alıp çift işlemcili laptop verdiler, kalkanına karşılık da kahve fincanı...

Büyücülerin kitaplarını alıp diploma ve hesap makinesi tutuşturdular ellerine...

Vampirler solaryuma gidip güneş gözlüğü takmaya başladılar...

Kurtadamlar şişmanladı "HD ready" etiketi çıkmamış plazma televizyonlarının önünde pizza yerken...

Periler McDonald's'dan yemek yiyor artık, Leprechaun'lar KFC tercih ediyor, kimse ılık süt bırakmıyor artık onlar için pencerelerinin dışına...

Ve biz niye hayallere daldık diye düşünüyoruz...

Ã?ocukken hayaller normaldir, biraz büyünce onların değerini anlar bazıları. Belki de dünya büyümeye başladı ve bazılarımız tekrar hayal kurmak istiyor, tekrar çocuk olan dünyaya dönüp orada yaşamak için son bir çabadır belki... belki de bizi zaman bu hale getirdi.

"Hangi gerçek gerçektir?" sorusunu sordunuz mu hiç kendinize?Sizi kandıran kim? Hafta sonu FRP oynatan DM'iniz mi yoksa patronunuz mu? Ben kendi gerçeğimi seçtim... bazılarınızınkinden farklı.

İlk ne zaman gerçeğimi kaybettiğimi hatırlamıyorum ama sanırım beni ilk kandıran tanrı oldu, görmemi, duymamı, işitmemi, koklamamı ve hissetmemi sağladı... sonra ben de kendimi kandırdım o gördüğüm şeylere madde dedim, sonra annem kandırdı o maddelere oyuncak dedi ve sevmemi sağladı... sonra öğretmenim kandırdı; çok çalışmalısın dedi, çok çalışmalısın ki para kazanıp daha çok oyuncak alabilesin dedi... ama hiç kimseye kızamam çünkü birileri bunlar için uyarmıştı beni; bu yüzden ilk nefesimde o kadar çok acı çektim, o kadar ağladım...

Aslında bence yanılıyorsunuz, hayallere kaçış yalan, çevremizdeki madde bizi bizi sardı ve hayaller gittikçe uzaklaşıyor... Bence hayaller gerçek, gerçekler yalan...
SacoKhan
Forum Yöneticisi
Posts: 2585
Joined: Thu Mar 10, 2005 10:00 am
Location: Yalnızlığın hüküm sürdüğü yerden

Post by SacoKhan »

Yazdıklarını çok beğendim Damned Lord, benimle aynı düşüncedesin...
And i still wonder if you ever wonder the same!...
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara

Post by Darkgnome »

Peki çeyrek yüzyıla yaklaşmış ve çeyrek yüzyılı geçmiş benim yaşıtlarım, yada o yaşıtlardan hisseden dostlarım; Siz çok değişik bir evreden geçtiniz benimle birlikte. Bilgisayarın maddeleşmiş hayal alemiyle, hayal aleminin masalları arasında büyüdünüz. Bilgisayar oyunlarımızda bile hep bir masalsı hikaye olurdu. Hikayeye bakardık oyunlarda ve arkadaşlarımızla oynardık dışarıda.

şimdi ise küçük yaşta kişiler "world of warcraft" ile dalıyorlar hayal alemine. Hayal alemi ama her şey bir sayısal sistematiğe oturtulmuş yine. Kimin kimle savaşacağı belli, senin ırkın buysa, gücünde buysa bu kadar vurusun. Para istiyorsan ticaret merkezine git, bunu giymek istiyorsan şu seviye ol. Sanki bizim bu dünyamıza bir ön hazırlık. Tamam büyülü bir dünya ve günlük pek çok dertten arınmış ancak sayısallığa dönüşmüş hayatımızın küçük bir kopyası sanki.

Oysa bizim hayallerimizdeki oyunlarımızda daha farklı bir hava vardı. Biz masalların çoğunu ezbere bilirdik ve arkadaşlarımızla birlikte kendi hikayemiz içinde gerçekten oynardık. Plastikten yapılma kılıçlar almak büyük bir olaydı.Yeni aldığımızı kılıcımızın görünüşüne göre ona güçler verirdik ve arkadaşımızla FRP oynardık çocukça da olsa.

Bu FRP acaba biziim son kalemiz mi? Belli bir sisteme oturtulmuş ama hala kaderimizin bizim elimizde olduğu son barınağımız mı? Herhangi bir başarı duygusu olmadan sadece eğlenmeye oynadığımız son bölgemiz mi?

Peki ben bu yüzden mi kızıyorum WotC'a? Daha gerçekçi bir temel kurmak yerine, kalkıp cehennemin dibindeki bongalovların ne renk tercih edildiklerini yazarak hayal gücümüze saldırdıklarından mı? (Bu son soruya cevap vermesenizde olur. Hatta sadece bu son soruya cevap yazacaklar lütfen yazmasın diğer konulara cevap arasın.)

Gerçekten şu berbat edebiyatımla duygularımı yada duıygusal düşüncelerimi ilk kez birilerine açıklayabilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Daha da mutlu eden bu başlığa gerçekten önem verip uzun uzun yazan veya gerçektende kısa ve öz olarak kendini belirten kişilerin olması. Demek ki, hayallerinde yaşama özlemi taşıyan ben değilim ve hayallerinde yaşamak isteyenler, sizde yalnız değilsiniz. Gerçeklerden de kopmamış ve bunun dengesini çok iyi ayarlamış arkadaşlarıma, bana ettikleri yandaşlık ve arkadaşlık için teşekkür ediyorum.

(Bu arada çok doğr. Gerçeğin dahi ne kadar gerçek olduğunu bilmezken, gerçeğe bu kadar kapılmak neden?)
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Yener
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1742
Joined: Wed Jan 12, 2005 10:00 am
Location: İstanbul

Post by Yener »

Ã?ncelikle şunu söylemek istiyorum bogus ve damned lord kendi düşüncelerini çok harika bir biçimde ifade etmişler.

Ben her şeyin aşırısının zararlı olduğuna inanlardanım. Aşırı WOW oynamak, aşırı ders çalışmak, aşırı hayal kurmak, aşırı içine kapanıklık, aşırı çalışmak, aşırı... aşırı...

Acaba hangisi doğru bu pek çok kişinin kafasını kurcalamıştır hayallerimiz mi ? Rüyalarımız mı ? Yoksa her gün sabahın köründe kalkıp işe gittiğim günler mi ? Yada hafta sonu arkadaşlarımla geçirdiğim keyifli vakitler mi ? O kadar çok soru varki, belki doğru cevaba en yakın bunların içinde en çok vaktimizi alan bize kendini en çok gerçek hissettirendir belkide hepsidir. Yada insan kendi gerçekliğini kendi yaratıyordur belkide.

Bazen rüyalarımızın ne kadar gerçekçi olduğunu düşünürüz, hatta bazen arkadaşlarımızla paylaşırız. Rüyalarda bir şeye dokunmak, bir şey yemek ve duygularımız ne kadar çok en sevdiğimiz en çok istediğimiz şeylere benzer.

Belkide parelel boyutlar iddea sı doğrudur kim bilebilir belkide bu parelel boyutların içerisinde pek çok gerçeklik var ve bu gerçekliklerin birinde belkide gerçeği bulmuşuzdur, yada bunların hepsi birer yalandır.


Sadece düşünüyoruz, sorguluyoruz, araştırıyoruz kimi zaman kendi gerçekliğimizi yaratmaya çalışıyoruz. İnsan her zaman en çok mutlu olduğu şeyi yapmak ister. Umarım hayal kurmak ve muhteşem hayal ürünü insanları daha mutlu olduğu yerlere taşıyan şeyler bizim ülkemizde de gerektiği saygıyı görür.

Uzun bir zamandır kafamı kurcalayan kendi kendime sorduğum şu soruyu buraya yazmak istiyorum : "İnsanın söylediği bir şeye nekadar güvenebiliriz ?"
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
SacoKhan
Forum Yöneticisi
Posts: 2585
Joined: Thu Mar 10, 2005 10:00 am
Location: Yalnızlığın hüküm sürdüğü yerden

Post by SacoKhan »

Gnomcum sen de çok güzel demişsin, gerçekten de FRP bizim son kaçamağımız. Gerçekten de arkadaşlarımızla birlikte düş kurabilmek için son barınağımız frp. Hangimiz arkadaşlarıyla bir araya gelip düş kuruyorki, bunları orta okulda ilkokulda yapardık. Artık bitti ama FRP miz var bana göre, o bile bi nebze mutlu ediyor beni. Tebessüm gösteriyor yüzümde...
And i still wonder if you ever wonder the same!...
arres
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 110
Joined: Tue Aug 23, 2005 10:00 am
Location: ankara

Post by arres »

tek gerçek şey "zaman" gibi...yoksa o da mı yalan?ne zaman bi hayale dalsam,ne zaman güzel düşüncelerin içine girsem,zamanın acımasız kırbacını sırtımda hissederim...yeter artık düşündüğün der gibi...ben de kandırılmayı tercih ediyorum sanırım...hep merak ettiğim bişeyler olsun ve onlar hep gizemli kalsın...gerçekleri öğrendiğim zaman ki hayal kırıklığı ya da hissettiğim boşluk duygusu...bunları yaşadığım için söylüyorum...o yüzden gizemli kalmalı bazı şeyler...onların gizemi ile yaşamaya devam etmeliyim...

dünyanın kötüye gittiğini söyleyip dururlar hep...ama ben inanmıyorum;dünya zaten hep kötüydü(belki daha da kötüydü)...


arkadaşlar,hepiniz çok güzel şeyler yazmışsınız...ilgiyle okudum hepsini...teşekkürler...
"hiçbirşey net değil bende...belki de bu yüzden hiçkimse net değil benim gözümde..."<br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am

Post by Firble »

Ancak yine de kaçacak bir yer var.... Kendimizi yaşadığımız Dünyadan hiç keyif almamaya alıştırmak mı daha doğru... Hayal kurmayı ve bu Dünya yı yaşamayı tercih ediyorum ben... Bana ne yaşatacak olsa da yine de bunu tercih ediyorum. Beni Dünyadan koparan, ondan uzaklaştıran herşey ya çok sınırlı ya da hiç yaşamımda bulunmamalı diye düşünüyorum. FRP de bunlardan birisi... Onu bu Dünyanın bir parçası olduğu sürece seviyorum.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Post Reply