Page 1 of 3

Gerçekler (Yorum Başlığı)

Posted: Mon Dec 13, 2010 7:42 am
by Edmond
Aslında hikaye yazmayı net olarak bırakmıştım, okumayı da. Ama işte insan bir yerde söz geçiremiyor kendisine.

şimdi hikayeyi okuyanlar tam olarak anlamamış olabilirler henüz neyden bahsettiğimi.

Fakat bu yüzlerce, binlerce yıllık bir felsefenin tekrar kaleme dökülmüş hâlinden daha özgün bir şey değil.

Hikaye, gerçeklik kavramını yeniden sorguluyor.

Benim gerçek olduğuna inandığım bir şey, siz inanmıyorsunuz diye, yalan mı olacak? Ve sizin 5 duyularınızla algılamadığınız şeyler gerçek değilse, gerçeklik basit birer elektrik sinyalleri mi?



Bu gerçekliği en net bir şekilde Matrix'te sorgulamıştık en son. Bakalım daha sert bir sorgulama yapabilecek miyim :)

Posted: Mon Dec 13, 2010 10:28 am
by catboy
Biraz şizofrenik bir vaka görüyorum ben, evet ben de o senin gerçekliğini göremediğimden dolayı gerçek olmadığını iddia eden taraftanım :D

şimdilik tam olarak bir şey olmadı, karakter şevval isminde bir kıza aşık ama diğerleri o kızı göremediğinden dolayı hayalinde yarattığı bir kız gibi duruyor. Ama karakter onun gerçek olduğuna inanıyor, bu durumda gerçeklik, var olma durumu maddi düzlemde herkes tarafından algılanması mıdır yoksa sadece tek bir kişi bile o varlık karşısında bir duygu öfke ya da huzur gibi hissedebiliyorsa o varlığı gerçek yapmaya yeter mi? Yani şevval denilen hayali zat sırf ana karakter tarafından varsa, gerçek olması için yeterli midir?

Bence değildir, psikoloji bilimi bana bu duruma sadece sinir sistemi yani elektriksel sinyallerle de değil endokrin sistemle yani hormonlarla da gerçeklik algısıyla oynanabileceğini söylüyor, yani o kız gerçek değilse gerçek değildir... Bana göre... :)

Posted: Tue Dec 14, 2010 1:25 am
by Edmond
Evet, gerçek olması için gayet de yeterlidir, yalnızca ana karakterin halüsinasyonunun olması bile. Ã?ünkü gerçeklik, herkesin toplanıp bir madde hakkında verdiğir karar değildir bence.

Ã?ünkü maddenin gerçek olduğu kesin değildir ki, hayale yalan diyebilelim. Sen elinde tuttuğun bir bardağa gerçek derken, neye dayanarak söylüyorsun. Dünya üzerindeki bütün insanların o bardağa gerçek demesi o bardağı gerçek yapar mı?

Ya da tam tersi, herkesin bir şeye yalan demesi, onu algılayamaması, onu gerçeklikten alıkoyar mı?

Posted: Tue Dec 14, 2010 1:36 am
by catboy
Bu konuda yorum yapmak istemiyorum, çünkü hani sonra senin öykün dışına çıkmış oluruz filan bundan dolayı sadece öyküne yorum yazmaktan yanayım, düşüncelerim kendime kalsın... :)

Posted: Tue Dec 14, 2010 1:53 am
by Edmond
Çok yanlış yapmışsın.

Bu hikayeyi yazmamdaki tek amaç insanların felsefe yapması, düşünmesi ve bir an olsun hayatın saçma sapan dertlerinden kurtulup gerçek arayışı bulması.

Hikaye tümüyle felsefe üzerinden gidicek, asla bir taraf haklı görüşüyle yazmamaya çalışıcam. Dolayısıyla Objektif bir felsefe kitabı olacak.

Olay geri planda kalacak.

Bu tarzda yazdığım ilk yazı olacağı için hataları mazur görün.

Kendimle çelişmemi ya da :D

Posted: Tue Dec 14, 2010 1:56 am
by fmc
ben cesaretini tebrik ediyorum :D
hedef MATRIX!
hedef böylesine büyük olunca devamını sabırsızlıkla bekliyorum... :clap:

edit:
düşündüm de...
bu matrix dediğin gerçek matrix mi yoksa diyardaki bir hikaye veya oyun mu?

hmmm... :plotting:
bende sorgulamaya başladım bile :)

Posted: Tue Dec 14, 2010 2:20 am
by Edmond
Matrix'in içindeki felsefelerden sevdiğim felsefe şudur.

Matrix'ten kaçmaya çalışırlar, insanları gerçek dünyaya döndürmeye.

Ama bilmedikleri bir şey vardır.

Gerçek dünya dedikleri, ya da sandıkları, aslında bir başka dünyanın matrix'idir.

Matrix içinde Matrix paradoksu.



Matrix gerçek bildiğimiz Film olan Matrix. Ama aslında onun da esinlenildiği felsefeler var.



Genel olarak hikaye yazmaya çok daha garip bir olayla başladım.

Ama bu felsefe yıllardır beynimde dolaşıyor. İlk kez The Truman Show filmini izleyince, film finalindeki müthiş konuşmayla (spoiler vermiycem) aklıma oturdu. Ondan sonra Matrix'i izledim, 3'lemeyi ardarda, ve Morpheus tam olarak gerçeklik şüphesini yerleştirdi bana.


Bana hikaye yazdırtan olay ise?

Onu sonra söyleyeyim :) Heyecanı gitmesin.

Posted: Tue Dec 14, 2010 4:29 am
by Aegron Linwelin
Geç matrix'i felan şevval kim oğlum.. İnsan bi arar der sevgili buldum diye :)

Posted: Tue Dec 14, 2010 4:35 am
by Edmond
Yok öyle bir olay usta :) Tutmadı bu kez, kendimi anlatmıyorum, ya da anlatıyorum ama düşünceler bana ait, olayların hiçbirinde payım yok :))

Hangi ismi düşündüysem, o isimde zamanında bir kız sevmişim, hiç sevmediğim bir kıza ait, hatta hiç tanımadığım bir isim olmalıydı hikayedeki. Aklıma bu isim geldi :)

Posted: Tue Dec 14, 2010 4:36 am
by catboy
şevval bize göre gerçek değil ama ona göre var, bu durumda şevval ölmüş birinin ruhu ve karakter hayaletleri görebiliyor. Ã?özdüm ben olayı ya budur işte :D

Posted: Tue Dec 14, 2010 4:40 am
by Edmond
Catboy acı ama olay fantastik değil. Fantastik bir öykü değil bu.

Tamamen felsefe yapmak istiyorum, dolayısıyla gerçek (yoksa gerçek değil mi bu dünya) dünyada geçiyor öykü.

Posted: Tue Dec 14, 2010 5:25 am
by fmc
ben okuduğum zaman sanki böyle yazarın başından geçmişçesine oalyı anlatmasını seviyorum. tebrik ederim :D bu bölüm aynı böyle olmuş :clap: :clap:

Posted: Thu Dec 16, 2010 4:37 am
by Bogus
Edmond hikayeni okuduğum zaman o kadar hoşuma gitti ki, hemen forum başlıklarına bakıp yorum başlığı açılmış mı diye kontrol ettim. Eğer açılmadıysa ilk iş bir başlık açıp övgü dolu sözler söyleyecektim ama sonra senin hikaye hakkındaki açıklamalarını okudum ve ne yalan söyleyeyim, o heyacanım biraz kaçtı.

Neyse ki hikayendeki anlatımın yorumlarınla henüz bir paralellik göstermiyor. Bu yüzden yine de yorumumu yazacağım.

Anlatımına bayıldım. Karakterinin olayları özümsemiş, yukarıdan bütünü görebilen bir anlatımı var. Ve ben bu anlatıma bayılırım. Olayları yaşadıkça anlatmıyor da sanki başından geçenleri, üzerinde düşünüp özümsedikten, ve bir karara vardıktan sonra bize anlatıyor. Paul Auster'in karakterlerine benziyor biraz...

Bazı yerleri komple atabilirsin. Maymun kısmını senin yerinde olsam editlerdim, bilindik bir hikaye bu ve bu kadar uzun ve detaylı anlatmana gerek yok. Sadece bu deneye referans bile versen yeter, merak eden, bilmeyen arayıp bulabilir, artık böyle bir çağda yaşıyoruz neyseki.

Gelelim "tamamen felsefe yapma" isteğine. Yapma.

Sen tamamen hikaye anlatmak iste, felsefesini okuyucu yapsın. Zaten şu ana kadar da sen bir hikaye anlatıyorsun, ama bazı yerlerde anlatımın didaktik bir havaya bürünüyor. Bunu yapmana gerek yok.

Demek istediğim karakterin bir rasyonalist veya septik olabilir. Olayları yorumlaması, gerçeğe ulaşması bu felsefi akımların izinden yürüyebilir ve bize hikayesini bu bakış açısı ile anlatabilir ama bize bu akımları öğreten bir adama dönüşürse o zaman bu bir felsefe kitabındaki okuma parçasına dönüşür.

Fazla uzun yazmak istemiyorum. Hikayeni çok sevdim ve sonuna kadar okuyacağım ama dediğim gibi sen felsefe anlatmak için değil, bir hikaye anlatmak için yaz.

Karakterinin gördüklerini, düşündüklerini, söylediklerini, yaptıklarını, sorguladıklarını anlat ama felsefi olarak ispata, anlatımdan koparak detaylı açıklamalara girme. Okuyucuyu çok bariz bir şekilde yönlendirme, okuyucunun kendi algılama ve yorumlama yetisine güven.

Okuyucuna güven.

Tam benim sevdiğim türde, çok güzel bir hikaye olmuş. Devamını da sabırsızlıkla bekliyorum. :clap:

Posted: Thu Dec 16, 2010 7:10 am
by Edmond
Tavsiyen üzerine didaktik yazı stilini bıraktım Bogus. Fakat hikayenin amacı felsefe olduğu için, genel olarak bir hikaye üzerinde çok durmadım. Yani kafamda bir senaryo yok dersem yalan olmaz. Düşünceler var. Ve o düşünceleri benim yerime söze döken bir karakter.

Didaktik yazıyı bırakınca bilmiyorum nasıl oldu.

Düzeltmelere gelince, bu hikaye şu zamana kadar en özenle yazdığım hikaye. Ve bitirmeye kararlı olduğum tek hikaye. Bitirmeyi düşünüyorum, bitirdikten sonra toplarken dediğin düzenlemeleri çekerim :) Sitedeki hâli dursun ama. Herkes görmeli bence ilk hâlini :)

Ayrıca sağol yorumun için.

Posted: Thu Dec 16, 2010 10:16 am
by Efla
Felsefenin en güzel yanı belki de herkesin bir konudaki fikrinin farklı olmasıdır. Yani bir fikri insanlara vermeye çalışsak bile bundan aldıkları şeyin ne olduğunu bilemeyiz. Bir yerde kendi felsefemizi benimsetme mücadelesi sonuçsuz bir mücadele.

Ama buna kim takar ki. Zaten felsefeyle ilgilenen insanlar gezginler gibidirler. vardıkları sonuçları değil bunun için geçtikleri yolları severler. Hatta durup durup aynı yere farklı yollardan. Aynı yolları kullanarak farklı yerlere bile gitmek isteyebilirler. Önemli olan yollarda olmaktır yani...

Ama ben de Bogus'un önerisine hak veriyorum bu noktada. Bence sen bize gezdiğin yolları anlat. Oraya nasıl gidebileceğimizi biz düşünelim. Belki de işin en zevkli yanı o çünkü...

Gelelim neyin gerçek olduğu sorusuna...Sanırım biz insanların genelinin kabul edebildiği yargılara gerçek diyoruz. Yani anahtarlığımı gösterdiğim insanların hepsi anahtarlığımın gerçek olduğunu düşünecektir. Ama bu aynı zamanda şu anlama geliyor. Eğer öyle olmadığını düşünenler çok olsaydı bu gerçek olmayacaktı.

Ya da yoksa biz mi gerçeğin farkında olmayacaktık?

Ya da yoksa zaten değil miyiz?

Bizim bildiğimiz gerçekleri kabul etmeyenleri de tımarhanelere koyabiliyoruz. Belki onların sayısı daha çok olsaydı bizi tımarhaneye kapatacaklardı. O zaman da bizler "deli" olacaktık belki de. Kendimizi onların bize uymayan gerçekliklerinden koruyoruz bir nevi. Belki de aynı zamanda onlar da bizim gerçekliklerimizden kendilerininkileri koruyorlardır...

O zaman soru şuna dönüyor. Başkasının onayına yada takdirine neden ihtiyacımız var? Zor bir soru bence. CEvap şu olabilir. Her ne kadar uçsuz bucaksız gelse de kendi beynimizin duvarlarına takılırız bazen. Başka zihinlere doğru yelken açmak isteyebiliriz. Belki de insan bu yüzden sosyalleşme ihtiyacı hissediyor. Belki de bu yüzden başkalarının bzim hakkımızda dedikleri bu kadar önemli...

TEkrar hikayeye dönersek:
Ã?oğu zaman hikayeler birşeyler yazmak amacıyla yazılır. Oturup insan ne yazacağını nasıl yazacağını düşünür. Ama bu yazı bende öyle olmadığı hissini yarattı. Zaten insanın zihninde olan bir şeylerin ifade edilme isteği sonucu dışarı çıkıvermesi sanki. Hani sanki yazmamak haçınılmazmış gibi...

Belki de o yüzden gayet samimi geliyor. Beğendim şahsen iç dünyasındaki mücadelesinde nereye gideceğini de merakla bekliyoruz.