Page 1 of 1
Karanlık
Posted: Wed Apr 29, 2009 3:36 am
by Greyspirit
Çok basit oldu ama heyecanlı olur diye düşündüm
Elini kılıcına götürdü,"Burası nasıl bir yer?"
Cehennemden bozma bu iğrenç yere girdiğinde güneş yeni batmıştı.
"Asla pişman değilim, "Koruyucu" beni kutsayacaktır; yeter ki cesaretim sönmesin."
Ã?yle karanlıktı ki Geldhur'u aydınlatan tek şey kalbindeki umuttu.
Başrahip Arkas şampiyon paladin olarak onu yollamıştı.
Geldhur babası gibi serinkanlıydı, acımasız ama merhametliydi.
"Başaracağım" dedi ilk yaratık gözünün önüne geldiğinde.
Dev kılıcını kaldırdı, "Beni affet uğursuz şey".
Posted: Wed Apr 29, 2009 4:26 am
by Efla
Kılıcın havayı yaran boğuk sesinin ardından daha sert bir ses duyuldu. Bir parçalanma sesi. Kılıç yaklaşmakta olan yaratığı ikiye ayırmıştı. Kan bile denemeyecek daha koyu kıvamlı ve rengi yeşile çalan bir sıvı saçıldı bedeninden. Artık ne kılıcı ne de zırhı göz kamaştırıcı değildi. Miğferinin ardında güzünü kırıştırmadan edemedi bu manzara karşısında. Merhamet öğretilerinin arasında en üstlerde yer alırdı fakat "Merhamet değerini anlayabilecekler içindir." demişlerdi. şimdi merhamet zamanı değildi.
Kılıcı havada hafifçe boşa savurdu ve üzerinde biriken sıvıyı uzaklaştırmaya çalıştı. Gözlerini kılıçtan önüne çevirdiğinde benzer yaratıklardan 3 tanesi daha üzerine doğru koşuyordu. Hiçbirine birbirinin aynısı demek olanaklı değildi. Her biri birbirinden farklı derecede bozulmuş gibiydi. Dört ayakları üzerinde ona doğru geldikleri için bir çeşit hayvana benziyorlardı. İnsandan daha hızlı koşabiliyor gibiydiler. Fakat gerçekte insan mı hayvan mı olduklarını bilmiyordu. Bilmek de istemiyordu. Bu şekilde işini çok daha kolay yapabiliyordu.
Bu seferki biraz zorlayacaktı. Duruşunu sağlamlaştırdı, kılıcını havaya kaldırdı ve birkaç sözcük mırıldandı. Bilinen ve konuşulan bir dile ait değildi söyledikleri. Bir şekilde ahenkliydi... Yaratıklar yaklaştığında kılıcı göz kamaştırıcı bir ışıkla parlamaya başladı. Yaklaşan yaratıkları yakarcasına rahatsız etmişti bu ışık. Bir anlık duraksamalarına neden oldu. İşte ihtiyacı olan fırsat da buydu.
İleri doğru bir hamle yaparak en yakınındaki yaratığa doğru salladı kılıcı. Vurabileceği en sert darbe değildi fakat sırtına bu darbeyi yiyen birşeyin çok da fazla şansı kalmazdı yine de. Kılıç kestiği yeri yakmıştı adeta. Hafif bir yanık kokusuyla beraber cılız bir duman yükseldi.
Bir tanesinin hakkından gelmişti ama bu diğer yaratıklar için bir fırsattı. Kılıcını henüz saplandığı yerden çıkaramadan bir tanesi pençemsi uzantılarıyla üzerine atıldı. Kılıcı yukarı kaldırmadan sağa doğru bir adım atarak hamlenin boşa gitmesini sağladı. Fakat ikinci yaratığın pençesi sol koluna isabet etmişti. Biraz acı vericiydi fakat ciddi bir durum sayılmazdı. Zırhı yapması gerekeni yapmış ve onu korumuştu.
Kılıcı kurtarabildiği gibi pençesini geri çekmiş yaratığın beline doğru bir hamle yaparak onu neredeyse ikiye ayırdı. Yaratığın savrulmasına sebep oldu ve tabii yanmasına. Hızlı bir hareketle döndüğünde kalan son yaratık karşısındaydı. Bu sefer saldırma konusunda cesareti kırılmış gibiydi. Duruşunu sağlamlaştırarak bekledi sadece. Yaratık hiçbir hayvana benzetemediği bir ses çıkardı. Korkutmaya çalışıyordu. Sakinliğini bozmayarak bekledi. Bekledi... ve nihayet hamle geldi. Çok çalıştığı bir hareketti bu. Hızla gelen bir saldırgana karşı Sol ayağını geriye atarak yönünü değiştirdi ve ölüne atlayan yaratığı tam önünden geçerken biçti.
Ã?nceden savrulan yaratığın da bir çeşit spazm geçirerek can verdiğini gördü. Geriye kalan sadece mide bulandırıcı bir kokuydu.
İlerde bir siluet dikkatini çekti. Bu seferki bir insan silueti gibiydi. En azından garip çıkıntıları ve pençeleri olmadığına emindi... Yanına doğru yaklaştıkça bozulmuş bir insan bedeni olduğunu anladı. Can çekişiyor gibiydi. Fakat ölümcül bir yara görünemiyordu. Derisinin rengi biraz değişmişti. İşin korkunç tarafı öldürdüğü yaratıklarınkine benziyordu giderek.
Zorla konuşan bir ses sıktığı düşlerinin arasından sadece tek bir şey söyleyebildi.
"Yardım et..."
Posted: Wed Apr 29, 2009 4:43 am
by Greyspirit
Kalibini dinledi Geldhur.
"Sana neler oldu zavallı "şey" ?"
"Yardım..."
"Yardım burada, söyle neler oldu!"
"Ölüyorum... -ya da zaten ölüyüm- bilemiyorum...lütfen...öldür beni, birkez daha..."
Kesinlikle böyle birşey beklememişti, "Efendi Arkas" dedi içinden "Bu ne biçim bir sınav?"
"Hayır...öncelikle durumunu anlamalıyım...ya da...tanrılar adına nesin sen?"
"Bunun bir önemi yok. Tek istediğim sessizlik...lütfen..."
"Boş yere kan dökemem!" dedi. şimdi hiddetlenmişti.
Zavallı şey fısıldadı : "Tılsım" dedi. "Tılsımı bul."
Posted: Wed Apr 29, 2009 8:21 am
by Possessed
"Tılsım mı?" diye bir şaşırdı parlak savaşçı. Elini çenesine götürdü, bu bulmacayı düşünmeye başladı. Ne tür bir tılsım? Direkt bildiğimiz tılsım mı acaba? Yoksa kadim bir dile ait sözler miydi bu, belki de bir şifre?
Geldhur kafasından geçenlerle meşgul iken yardım isteyen zavallı olduğu gibi kalmıyordu. Kollarını ve bacaklarını karnına çekmiş yerde tir tir titriyordu. Bir anda acı bir çığlık atmaya başladı. Ã?aresiz bir insana ait bu çığlık giderek deminki öldürdüğü ucubelerin çığlıklarına dönüşmeye başladı. Ã?ığlığı o yaratıklarınkiyle aynı olduğu anda bedenen dönüşümü de tamamlanmış oldu. Geldhur bu dönüşüme şaşkın gözlerle resmen seyirci kalmıştı. Pençelerini öne uzatarak Geldhur'a atılan yaratık, savaşçının kılıcıyla karşılaştı. Kılıç kafayı kesti attı iğrenç vücudundan. Kahraman savaşçıdaki de ne refleksti! Herkes bu kadar hızlı davranamaz açıkçası. Kafasız beden yere çakıldı, sudan çıkarılmış bir balık gibi biraz debelendi ve canı tükendiğinde öylece yattı kaldı. Kesik boyun damarlarından hala o garip sıvı akmaya devam ederken Geldhur cesedi terk etmişti bile.
Kafası karışık savaşçı öylece karanlıkta ilerlemeye koyuldu. Kılıcının kabzasını sıkıca kavramış, emin adımlarla yürüyordu. Çok uzaklardan insan-yaratık karışımı çığlıklar duyuluyordu hafif hafif. Tılsımı düşündü o an. O insan bir şeyler biliyordu. Acaba dönüşmeye başlayan her insan kendi lanetinin farkına mı varıyordu? Tılsıma ait ipucunu anca gene dönüşümünü tamamlamamış bir insan bularak elde edebilirdi. Yalnız izlendiğinin farkına vardığında ise çok geçti.
Posted: Wed Apr 29, 2009 6:28 pm
by Greyspirit
Etrafının çevrildiğini hisseden Geldhur haykırdı :
"Koruyucu!"
Fırtına gibi savurdu kılıcını, her döndürüşünde çeşitli uzuvlar içrenç köklerinde fızlıyor; oluk oluk kan dökülüyordu.
Savaşın şiddeti arttıkça kontrolünü yitirmeye başladı; hiddetle hırlıyor, bağırıyordu.
Odaklanmalıydı. Bir adım geri çekildi.
Yaratıklar artık daha sakindi, kutsal savaşçının hiddetini görmüş, temkinle yaklaşmaya başlamışlardı.
Geldhur hayretle sağ kolunun yarılmış olduğunu farketti, kan sızıyordu. BU derin yarayı farkedemeyecek kadar kontrolünü kaybetmesine lanet okudu.
"Disiplin" dedi "Barbarlar gibi dövüşemem"
Kadim duayı okudu, okudukça arttı ışık, ucubeler korktu, eğildi, kapattı gözlerini.
Kılıç tekrar biçmeye başladı, kan gölünün seviyesi yükseldikçe yükseldi.
Sessizlik hüküm sürdüğünde savaşçı düşündü : "DÃ?nüşüme uğruyorlar. Bir büyü etkisinde olabilirler mi? Belkide. Herne ise kaynağını bulmalıyım. Bu savaş bitmeyecek."
"Yeni kan, mağbedime hoşgeldin"
"Ne?" Geldhur şaşırmıştı "Nesin sen?"
Devam! :D
Posted: Thu Apr 30, 2009 2:12 am
by Greyspirit
Ses sustu.
"Cevap ver!"
...
Geldhur o sesi bir daha duymadı; düşündü : "Odaklanmalıyım. İğrenç dönüşümünü tamamlamamış bir varlık mutlaka vardır. Aramalıyım..."
Kör karanlıkta devam etti yürümeye, bir merdiven gördü.
"Daha derinlere iniyor. Tılsım... Mağbed...neler dönüyor?"
İleride gölgeler hareket etti. Temkinle yaklaştığında iğrenç bir manzara onu bekliyordu.
Kol, bacak, kafa ve başka uzuvlar yerde serpilmişti, bir kan gölünde yüzüyorlardı.
Hemen ileride insana benzeyen başka bir varlık, kıvranıyor, acıyla inliyordu.
Geldhur'u gördüğünde ayaklarına kapandı, çeşitli garip sesler çıkardı, tepindi.
Svaşçı ona baktığında biraz önceki sefil insan gibi bir değişim görmüştü.
"Onları öldürdüm...kanlarını içtim, yedim onları...onları..."
Posted: Mon May 11, 2009 2:13 am
by Greyspirit
"Ne yaptım dedin?"
"Açlık...açlık çekiyorum. Yemem gerek, içmeliyim..."
Geldhur dehşet içinde kalmıştı, dibindeki sefil varlık tepiniyor, iğrenç çığlıklar atarak bağrıyordu. "Açlık!"
Her geçen saniye daha vahşileşen varlık tekrar kan gölüne kafasını yapıştımış, beslenmeye uğraşıyordu.
Paladin bunun tek şansı olduğunu düşündü, bu uğursuz dönüşümü öğrenmeliydi.
"Nasıl bu hale geldin? Konuş sefil şey!"
Yaratık kafasını kaldırırarak hırıltılı sesiyle birşeyler geveledi.
"Ben hatırlamıyorum... biz birkaç kişiydik... buraya geldiğimizde ise...Aaah!"
Tekrar çığlık nöbetleri başlamıştı, tepindikçe tepindi yaratık. Biraz sonra tekrar sakinleşti.
Geldhur acıyla baktı ona, merhamet ve acıma duygusu içiçeydi. "Zavallı" dedi içinden. "Bu hale gelmek büyük bir acı..." Tekrar sorguya devam etti :
"Devam et, ne oldu?"
"Ben...yani biz...onu gördük."
"Kimi?"
"Yakut. Kızıl bir yakut... O kadar güzeldi ki ister istemez ayaklarımız bizi yanına götürdü..."
"Yakut mu?"
"Ellerimi uzattım. Dokundum ona...Aah!"
Hırıltılar artık korkunç bir hal aldı, sefil varlık artık tepinmekle kalmıyor; ayakları yerden kesilircesine savruluyordu. Her tarafı kana bulanmıştı, suratı eski iğrençliğinden bile daha korkınç bir hâl alarak değişiyordu.
Kutsal savaşçı kılıcını kaldırdı : "Acına son veriyorum."
Yaratık daha hızlı davrandı; atlıarak Geldhur'un göğsüne büyük bür baskı uyguladı.
Savaşçı bir an için dengesini yitirdi.
Yaratık bunu fırsat bilerek dişlerini savaşçının güçlü kollarından birine geçiriverdi...
Geldhur acıyla inledi, yaratığı savuşturarak üzerinden fırlattı.
Hissettiği acı inanılmazdı, kolu tam anlamıyla felç olmuş gibiydi; bir an için çaresizliğe kapıldı. Lanet etti.
Yaratık bu arada ikinci hamlesi için hazırlanıyordu, temkinle savaşçıya yaklaştı.
Geldur bağırdı : "Baba! Başaracağım!"
Gözlerini kapatarak duasını okudu, sözcükleri fısıldadıkça cesaretini toplamaya başladığını, ruhunun ışıldadığını hissetti. Gözleri parlamaya, kudreti yükselmeye başladı.
Dev kılıcıyla saldırdı; tek hamlede iğrenç kafa, gövdeden fırlayarak uzağa savruldu.
Dövüş bittiğinde savaşçı tekrar yalnız başına karanlıktaydı.
"Yakut öyle mi? Belki de tılsım denilen şey odur...Ama bunların anlamı ne? Neden...?"
"Muhakeme yeteneğine hayran kaldım savaşçı..."
Yankılı ses tekrar konuşmuştu. Gülerek ekledi : "Sanırım tanışmamızın zamanı geldi..."