İntikam
Posted: Sun Mar 29, 2009 9:51 pm
İNTİKAM
1. Bölüm: Beklenen Fırsat
Hızlı hızlı koşuyordu. Arkasından gelen lanet yaratığın onu yakalamasını istemezdi. Akan terler yanağından aşagı doğru süzülüyordu. Köşeyi döndükten sonra mağaranın çıkışını görebildi daha hızlı koşmaya başladı. Mağaranın dışında bir şansının olabileceğine inanıyordu. Koştu ve dışarıya çıkarken arkasından gelen dehşet verici sesi duydu. Bu ses onu pek ürkütmesede ona yem olmak istemiyordu. Mağaranın dışına çoktan çıkmıştı ama hala var gücünlen koşuyordu. Arkasında gelen sesin kesildiğini fark etmesi çok geç olmadı. Arkasındaki ayak sesleri kesilmişti. Birden durdu ve arkasına baktı. Yaratık mağaranın girişinde öylece durmuştu ve onu görmesine rağmen gelmiyordu. Marcus un surat ifadesi değişti ve kendi kendine:
‘Lanet olsun. Bunlar sanki güneşe çıakbiliyor. Ne diye kendimi paralıyorum ki ben ya’ diye söylendi. Sonra elini beline attı ve silahını kontrol etti. Lanet olası yaratığı gidip vurmak istese de ona zarar vermek istemiyordu. O yaratık onun için değerliydi. Onu yakalamak için yüklü miktarda para almıştı.
‘Neyse bugün değil.. Ama seni bir gün elbet yakalayacağım’ dedi ve ilerde duran jipine doğru yürüdü. Yolda giderken hep mağaranın içinde gördüğü kristal yumurtanın ne olduğunu düşünüyordu. Bu yaratığın onu koruduğundan emindi ve efsanelerde de olduğu gibi korunan şey her zaman değerlidir diye düşündü. Yaratıktan çok kristal yumurtayı almak hedefi haline gelmişti. Evinde yaklaştığını anlayınca kafasındaki düşünceleri bir kenara attı ve arabayı garaja doğru sürdü. Garajın kapısı açıldı ve içeri girdi. Ne kadar unutmaya çalışsa da kristal yumurta onun gözünü boyamıştı bir kere. Onu almadan içi rahat etmeyecekti. Derin düşünceler içinde evinin kapısını açmak için cebinden anahtarı çıkardı. Anahtarı kapının deliğine tam sokmuştu ki elinden yere düştü. Zaten sinirli olan bünyesine hakim olamayıp kapıya bir tekme attı ve anahtarı almak için yavaşca eğildi. Tam bu sırada hızla arkasından bir şeyin geçtiğini fark etti. Belindeki silahını hzılıca çekip etrafa bakındı ve:
‘Kim var orda?’ dedi. Ses gelmiyordu. Bir müddet sessiz sessiz etrafına bakındı. Tam kendini hayal gördüğüne inanmaya başlamışken Yolun karşısındaki çalıların içine birden bir şeyin girdiğini fark etti. Giren her ne ise uzun bir kuyruğu vardı. Marcus beline koymakta olduğu silahı yavaşca elinin içinde oynattı. Ellerinin terlediğini hissedebiliyordu. Gecenin bu saatinde bu da neyin nesi diye düşünüyordu. İçindeki korkudan çok heyecandı. Yavaş yavaş çalılara gitmeye başladı tam yaklaşmıştı ki içindeki şey birden evin arka tarafına doğru hızlıca koşmaya başladı. Tam bu sırada onu net görebilmişti. Hızlıca arkasından koşmaya başladı ve evin arkasında onu bahçenin tam ortasında kendine bakarken gördü. Yaratığa silahını doğrultmuştu ki yaratığın ona doğru çok dik baktığını ve gözerlinin kırmızılaştığını hissetti. Yaratık pek de anlaşılmayan bir ses tonuyla:
‘Uyku zamanı’ dedi. Marcus ne demek istediğini anlayamadan kafasına gelen bir tahta ilen yere yüz üstü serildi.
Gözlerini açtığında bir yatağın üzerine yatılıydı. Yan taraftaki masada silahını gördü ve birden korku içinde direk silahına koştu. Masanın üzerindeki silahını alıp etrafa bakınmaya başladı. Büyük bir oda da olduğunu fark etti. Etrafta onlarca tablo ve resimler vardı. Resimlerin çoğunda bahçede gördüğü yaratığın aynısından bir ordu vardı. Resimlere daha dikkatli bakabilmek için yaklaştığı sırada birden ayak seslerini duydu. Ayak seslerinin gitgide yaklaştığını fark edince kapının arkasına saklandı. Kapı yavaşca açıldı ve içeri birden bahçede gördüğü yaratığa benzeyen üç tane yaratık vardı. Siahını onlara doğrultup :
‘Sizde kimsiniz? Neler oluyor burada?’ diyebildi. Yaratıkalr aniden arkalarına döndü ve Marcus’a dik dik baktılar. Marcus ses tonunu biraz daha yükselterek onlara:
‘Size diyorum. Nerdeyim ben? Neler oluyor burada?’ Yaratıkların sinirlendiği her halinden belliydi. Gözleri aynı bahçede olduğu gibi kırmızı olmaya başlamıştı ki içeriye bir adam girdi ve:
‘Yerinde olsam o silahı indirirdim. Onları kızdırmak istemezsin. Ayrıca o silahlan onları öldürmen mümkün değil.’ Dedi. Marcus şaşkınlık içinde adama doğru silahını çevirdi ve :
‘Sen de kimsin?’’ dedi. Adam biraz gülümseyerek:
‘Ben mi? Ben Martor. Sende Marcus olmasın.’ Dedi. Marcus şaşırmıştı:
‘Peki.. Beni nerden tanıyorsun? Ne işim var burada?’
‘Sana çok güzel bir teklifim var Marcus’ dedi Martor ve silahlarını kaldırmış oaln yaratıklara dönerek eliyle indirmelerini işaret etti. Olayın şokunu atlatamamış olan Marcus:
‘Ne teklifi?’ diye sordu. Martor gülümseyerek:
‘Aslında senin yıllardır beklediğin bir teklif’ dedi. Marcus iyice meraklanmıştı ve Martor’ a söylemesini istercesine baktı:
‘Yoksa..’ diyebilmişti ki Martor :
‘Evet. Karının ölümüne sebep olan kişi. Onun kim olduğunu biliyoruz ve o bizimde düşmanımız. Malesef bizden çok güçlü olduğu için ona karşı gelemiyoruz. Adı Liber. Efsanevi yaratıklardan oluşan bir ordunun sahibi. Yer altı dünyasının hükümdarı.’
Marcus şaşırmış bir şekildeydi. Yüzünde bir gülümseme oluştu. Bu gülümsemenin altında kin ve nefret yattığı her halinden belliydi. Yıllar sonra karısının katilinin izini bulmuştu. Bir gün onu öldüreceğine yemin etmişti. Bu onun için büyük bir fırsattı.
1. Bölüm: Beklenen Fırsat
Hızlı hızlı koşuyordu. Arkasından gelen lanet yaratığın onu yakalamasını istemezdi. Akan terler yanağından aşagı doğru süzülüyordu. Köşeyi döndükten sonra mağaranın çıkışını görebildi daha hızlı koşmaya başladı. Mağaranın dışında bir şansının olabileceğine inanıyordu. Koştu ve dışarıya çıkarken arkasından gelen dehşet verici sesi duydu. Bu ses onu pek ürkütmesede ona yem olmak istemiyordu. Mağaranın dışına çoktan çıkmıştı ama hala var gücünlen koşuyordu. Arkasında gelen sesin kesildiğini fark etmesi çok geç olmadı. Arkasındaki ayak sesleri kesilmişti. Birden durdu ve arkasına baktı. Yaratık mağaranın girişinde öylece durmuştu ve onu görmesine rağmen gelmiyordu. Marcus un surat ifadesi değişti ve kendi kendine:
‘Lanet olsun. Bunlar sanki güneşe çıakbiliyor. Ne diye kendimi paralıyorum ki ben ya’ diye söylendi. Sonra elini beline attı ve silahını kontrol etti. Lanet olası yaratığı gidip vurmak istese de ona zarar vermek istemiyordu. O yaratık onun için değerliydi. Onu yakalamak için yüklü miktarda para almıştı.
‘Neyse bugün değil.. Ama seni bir gün elbet yakalayacağım’ dedi ve ilerde duran jipine doğru yürüdü. Yolda giderken hep mağaranın içinde gördüğü kristal yumurtanın ne olduğunu düşünüyordu. Bu yaratığın onu koruduğundan emindi ve efsanelerde de olduğu gibi korunan şey her zaman değerlidir diye düşündü. Yaratıktan çok kristal yumurtayı almak hedefi haline gelmişti. Evinde yaklaştığını anlayınca kafasındaki düşünceleri bir kenara attı ve arabayı garaja doğru sürdü. Garajın kapısı açıldı ve içeri girdi. Ne kadar unutmaya çalışsa da kristal yumurta onun gözünü boyamıştı bir kere. Onu almadan içi rahat etmeyecekti. Derin düşünceler içinde evinin kapısını açmak için cebinden anahtarı çıkardı. Anahtarı kapının deliğine tam sokmuştu ki elinden yere düştü. Zaten sinirli olan bünyesine hakim olamayıp kapıya bir tekme attı ve anahtarı almak için yavaşca eğildi. Tam bu sırada hızla arkasından bir şeyin geçtiğini fark etti. Belindeki silahını hzılıca çekip etrafa bakındı ve:
‘Kim var orda?’ dedi. Ses gelmiyordu. Bir müddet sessiz sessiz etrafına bakındı. Tam kendini hayal gördüğüne inanmaya başlamışken Yolun karşısındaki çalıların içine birden bir şeyin girdiğini fark etti. Giren her ne ise uzun bir kuyruğu vardı. Marcus beline koymakta olduğu silahı yavaşca elinin içinde oynattı. Ellerinin terlediğini hissedebiliyordu. Gecenin bu saatinde bu da neyin nesi diye düşünüyordu. İçindeki korkudan çok heyecandı. Yavaş yavaş çalılara gitmeye başladı tam yaklaşmıştı ki içindeki şey birden evin arka tarafına doğru hızlıca koşmaya başladı. Tam bu sırada onu net görebilmişti. Hızlıca arkasından koşmaya başladı ve evin arkasında onu bahçenin tam ortasında kendine bakarken gördü. Yaratığa silahını doğrultmuştu ki yaratığın ona doğru çok dik baktığını ve gözerlinin kırmızılaştığını hissetti. Yaratık pek de anlaşılmayan bir ses tonuyla:
‘Uyku zamanı’ dedi. Marcus ne demek istediğini anlayamadan kafasına gelen bir tahta ilen yere yüz üstü serildi.
Gözlerini açtığında bir yatağın üzerine yatılıydı. Yan taraftaki masada silahını gördü ve birden korku içinde direk silahına koştu. Masanın üzerindeki silahını alıp etrafa bakınmaya başladı. Büyük bir oda da olduğunu fark etti. Etrafta onlarca tablo ve resimler vardı. Resimlerin çoğunda bahçede gördüğü yaratığın aynısından bir ordu vardı. Resimlere daha dikkatli bakabilmek için yaklaştığı sırada birden ayak seslerini duydu. Ayak seslerinin gitgide yaklaştığını fark edince kapının arkasına saklandı. Kapı yavaşca açıldı ve içeri birden bahçede gördüğü yaratığa benzeyen üç tane yaratık vardı. Siahını onlara doğrultup :
‘Sizde kimsiniz? Neler oluyor burada?’ diyebildi. Yaratıkalr aniden arkalarına döndü ve Marcus’a dik dik baktılar. Marcus ses tonunu biraz daha yükselterek onlara:
‘Size diyorum. Nerdeyim ben? Neler oluyor burada?’ Yaratıkların sinirlendiği her halinden belliydi. Gözleri aynı bahçede olduğu gibi kırmızı olmaya başlamıştı ki içeriye bir adam girdi ve:
‘Yerinde olsam o silahı indirirdim. Onları kızdırmak istemezsin. Ayrıca o silahlan onları öldürmen mümkün değil.’ Dedi. Marcus şaşkınlık içinde adama doğru silahını çevirdi ve :
‘Sen de kimsin?’’ dedi. Adam biraz gülümseyerek:
‘Ben mi? Ben Martor. Sende Marcus olmasın.’ Dedi. Marcus şaşırmıştı:
‘Peki.. Beni nerden tanıyorsun? Ne işim var burada?’
‘Sana çok güzel bir teklifim var Marcus’ dedi Martor ve silahlarını kaldırmış oaln yaratıklara dönerek eliyle indirmelerini işaret etti. Olayın şokunu atlatamamış olan Marcus:
‘Ne teklifi?’ diye sordu. Martor gülümseyerek:
‘Aslında senin yıllardır beklediğin bir teklif’ dedi. Marcus iyice meraklanmıştı ve Martor’ a söylemesini istercesine baktı:
‘Yoksa..’ diyebilmişti ki Martor :
‘Evet. Karının ölümüne sebep olan kişi. Onun kim olduğunu biliyoruz ve o bizimde düşmanımız. Malesef bizden çok güçlü olduğu için ona karşı gelemiyoruz. Adı Liber. Efsanevi yaratıklardan oluşan bir ordunun sahibi. Yer altı dünyasının hükümdarı.’
Marcus şaşırmış bir şekildeydi. Yüzünde bir gülümseme oluştu. Bu gülümsemenin altında kin ve nefret yattığı her halinden belliydi. Yıllar sonra karısının katilinin izini bulmuştu. Bir gün onu öldüreceğine yemin etmişti. Bu onun için büyük bir fırsattı.