Ã?ncelikle, bu ilk iletimde herkesi selamlamak istiyorum. şimdi de konu hakkındaki görüşlerime geçeyim.
Ketchup çeşitli öykülerin süreli biçimde yayınlandığı, fantezi
edebiyatının tartışıldığı "frpworld" (açıkçası sitenin adının ingilizce olmasını yadırgıyorum, bunun nedenleri nedir acaba?) ve benzeri sitelerde çok az sorulan bir soruyu gündeme getirmiş, kendisine teşekkür etmek istiyorum.
Kendisinin bu soruyu sormasının nedeni bildiğim kadarı ile kişisel olarak arzuladığım şey olan, fantezi edebiyatının (düşlem yazınının) "edebi" (ya da arı Türkçesi ile yazınsal) niteliğini sorgulama ve zenginleştirme ile ilgili değil. Ã?ünkü görebildiğim kadarıyla, hayret verici bir şekilde, Yüzüklerin Efendisi haricinde fantezi romanlarının (ya da rol yapma oyunları ile ilgili bir sitede olduğumuzu düşünürsek, fantezi macera romanlarının) edebiyatın bir nesnesi olduğu henüz çok az kişinin aklına gelmiş gibi.
Bu romanları genelde "eleştirenlerin" beğenmek/beğenmemek çizgisi üzerinde görüş bildirdiğini görüyoruz. Okudukları romanlarda vurguladıkları noktaları da şöyle kabaca özetlemek istiyorum: Kişilerin yaptığı büyüler, ait oldukları sınıflar, ırklar; savaşlar, dövüş taktikleri; ve benzeri biçimde romanda "eylem" ve "fantezi edebiyatının" (ve "rol yapma oyunları"nın) terminolojisinin tanımlarına uyma veya uymama (örn: "yönelim" teriminin tanımı üzerinden "iylik" ve "kötülük".)
Açıkçası, bugüne kadar bu noktaların dışında ve öznel görüşlerin dışında, edebiyatın kendi bakış açısı veya kullandıkları terimler üzerinden yapılmış bir roman incelemesine denk gelmedim desem yeridir. Ã?rneğin "frpworld" tartışma alanlarına incelenen romanların altında "savaş sahnesi süper", "a kişisi çok 'karizmatik', "yazdığın öykü çok güzel" gibisinden beğeniyi ya da beğenmemeyi bildiren ifadeler var.
Bu tarz yorumları okurken üzülüyorum, zira bir öykü veya bir romandaki bir kişiyi incelerken "karizmatik" diye bir ifade olmadığı gibi, bu oldukça içi boş bir ifade aynı zamanda. Zira neyin kişiyi "karizmatik" yaptığı herkese göre değişiyor. Burada belirtmek istediğim iki şey daha var:
Birincisi "karizmatik" sözcüğünün bugünlerde sık kullanılması bir terim olarak ryo terminolojisinde yer alan "charisma" (Oyuncunun El Kitabı'ndaki haliyle "karizma") sözcüğünün bir öykü ya da roman kişisini tanımlayacağı yönündeki (hatta ryo terimleri açısından herhangi bir fiziksel veya zihinsel kıstasın bir kişiyi tanımlayabileceği yönündeki) temel yanılgıdan kaynaklanıyor.
İkinci olarak, bu sözcüğün yerine kullanılabilecek, hatta ryo terimleri açısından da uygun olabilecek iki Türkçe sözcük var: "Etkileyicilik" ve "büyülem". Bu sözcükler yerine bu garip tanımın dillere pelesenk olması asap bozucu.
*
Eğer bir "eleştiri"den bahsedeceksek, öncelikle eleştiriyi beğeniden ayırmak lazım. Eleştirinin amacını vurgulamak lazım.
Eleştiri, bir metnin çeşitli yönlerden (edebi normlar, dilbilim, biçim, biçem, tarihsel konum, metinlerarası durum, yapı, anlatım düzeni, metnin bütünü ve kişilerdeki söylem, ideoloji, kültür vb.) incelenmesi ve inceleme sonucunda ortaya çıkan yapı konusunda, kendi normlarını ve bakış açısını önceden bildiren eleştirmenin, kendi görüşlerini bildirmesi diye tanımlıyorum.
Eleştirinin hiçbir şekilde öznellikten kopamayacağını düşünüyorum (zira edebiyatın kendisinin veya dilin somut ve bir kurala oturtulabilecek bir yapısı yok). Bu nedenle eleştirmenin kendi bakış açısını bildirmesi ve kendi eleştirisinin de eleştiriye açık olduğunu baştan kabullenmesi gerektiğini ekledim.
Bir metnin eleştirisi konusunda eleştirmenin kullanacağı araç, dilin kendisidir. En başta dil hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan bir eleştiri yapılamaz.
Dahası dili yetersiz bir yazı üzerine yapılan bir eleştirinin veriminin de o yazının sınırları ile sınırlı olacağını belirtmek lazım. Burada dil yetersizliğini temelde yazım ve noktalama hataları olarak almak, pek çok romandaki yöresel ağız kullanımı veya bilerek bozulan yazım ve noktalama kuralları düşünülürse yetersiz kalacaktır. Burada belirleyici olan dil kullanımındaki normdan sapmaların bir amaca yönelik olup olmadığıdır. Bu da bir biçem incelemesi ile kendini rahatlıkla gösterir. Yazarın biçemindeki normdan sapmalar eğer metnin bütününde bir amaca hizmet ediyorsa gerekli sapmalardır. (örneğin "biliyon mu?" ifadesi yazılı metinde "biliyor musun?" olarak ifade edilse de, öyküdeki bir kişinin art alanı ve temsil ettiği söylem gözönüne alınacaksa zorunlu bir sapma olabilir. şehir yaşamı dışında, bir köyün yalıtılmış ortamında yetişmiş, ilkokul eğitimini dahi almamış bir kişinin "biliyor musun?" şeklinde İstanbul ağzına uygun bir ifade kurması inandırıcı olmayacaktır.
Aracı, nesnesi dil olan bir sanat türü olan edebiyatın da eleştirisi elbette dil üzerinden, dilin temsil ettiği kültür ve ideoloji üzerinden olacaktır. Bu noktada iyi eleştiri ile kötü eleştiriyi ayırmakta fayda var. Temelde iyi bir eleştiri size farklı okuma kapıları açar. Kötü bir eleştiri ise sizi tek bir açıdan bakmaya mahkum eder. Bir örnek vermek gerekirse "... böyle bakılacak olursa Yüzüklerin Efendisi romanlarında Sauron'un Hitleri temsil ettiği kesindir; o halde tüm ork ordularını Nazi ordusu olarak almak doğru olacaktır" ifadeleri okuyucuyu Yüzüklerin Efendisi'ni alegorik bir eser olarak okumaya zorlamakta, hatta yazarın itirazlarına rağmen, okumayı güncel tarihe bağlamaktan öteye gidememektedir. Okuyucunun kendisini zenginleştirebileceği, yazarın belli yaratımlarının (dil açısından, biçem açısından) yenilikleri veya daha açık biçimde ortada duran metinlerarası durumu (İskandinav söylencelerine olan göndermeleri, bunların yeniden yazımına benzetilebileceği) daha dolaylı olarak Yeni-Platon'cu anlayışla olan bağı (Plato'nun Devlet isimli kitabında taktığı görünmezlik yüzüğüyle insanlar üzerinde güç sahibi olan Gyges'ten bahsedilir; bir ortaçağ profesörünün ya da İngiliz Edebiyatı ile ilgilenen kişilerin bildiği üzere, Plato'nun Devlet isimli eserini Tolkien'in okumamış olması mümkün değildir; Devlet'te aynı zamanda kurulacak yeni bir devletin söylencelerinin Yunan söylencelerindeki "ahlaksızlıktan" arındırılması gerektiğini belirtir Plato; Tolkien'in da dindar bir Hıristiyan ve ahlakçı bir kişi olduğunu, eserlerinden ve yaşantısından görmekteyiz; Hıristiyanlık konusundaki en büyük ipuçlarından biri Sauron'un yok olduğu tarih olan 25 Aralık'ın İsa'nın doğum tarihi olmasından görebiliriz, bu yeni bir çağ açıldığının işareti olarak ele alınabilir) kaybolacaktır.
*
Edebiyat ve eleştirisi konusunda bu çok üstünkörü tanımları yaptıktan sonra eleştirinin bizde, günlük dildeki anlamı hakkında konuşmak istiyorum.
Aşikar olan şu ki, bir yazının "eleştirilmiş" olması pek çok kişi tarafından "yerilmiş" olması ile eş tutuluyor. Yukarıda belirttiğim dil üzerindeki, edebiyat üzerindeki tartışmalardan çok, yazılmış bir şeyin "beğenilip beğenilmemesi" olarak ele alınıyor.
Bunun edebiyat eleştirisi olmadığını düşünüyorum. Ã?ünkü edebi unsurlarla ilgili bir bakış içermiyor. Bunun yanı sıra önemle belirtirim: Edebi olma iddiasındaki bir yazı hakkında görüş bildiriyorsanız, okumayı ve metni geliştirecek olan bakış açıları edebiyat eleştirisinin alanına girmektedir. Ã?eşitli eleştiri akımları, yöntemleri mevcuttur. Oliver Twist'teki sosyal düzen hakkındaki bir eleştiri, diyelim ki Marks'ın sınıf kavramını kullanarak eleştiriyorsanız, yine eleştirinin içerisinde yer alacaktır ve buna Marksist edebiyat eleştirisi denmektedir. Benzeri biçimde özellikle 20. yy sonrası gelişen ruh çözümleyici, dilbilimsel, kültürel, feminist, yapısalcı, modern, post-modern biçimci ve daha çok eleştiri yöntemi, daha doğrusu pek çok okuma yöntemi mevcuttur.
Edebiyat dışı bakış açısı sayın ketchup'ın sorusunda ve sayın Warlord'un cevabında kendini belli ediyor. Ketchup'ın sorusu şöyle:
ketchup wrote: bir edebi [vurgu bana ait] eser hakkında veya herhangi bir hikaye hakkında eleştirilerimizi [vurgu bana ait] nasıl yapmamız lazım!örneğin bir hikayedeki hatayı direkt olarak söyleyip yazarı aşağılayıcı bir tarzmı yoksa daha yumuşak bir üslupmu?
Yukarıda edebiyat eleştirisi yapılırken kullanılan yöntemleri belirttim. Burada ketchup'ın daha sorusunun başında "hakaret" ile "eleştiri"yi birbirine yakın gördüğünü de yinelerim. ("Hep duymuşumdur" dediğiniz ifadeyi de ilk defa duydum. Edebiyat eleştirisinde eleştirinin nesnelliğine yönelik bir çaba alıntıların kimden ve nereden yapıldığını göstermektir, tüm bilimsel yazılarda kullanılan yöntem burada da geçerlidir. Bir eleştiri yaparken en azından kitap ve yazar adı belirtmekte yarar var.)
Edebiyat eleştirisi Raistlin'in de belirttiği üzere kişilerle değil, metinlerle, o metinlerin yansıttığı yazınsal bütünle ilgilenir. Edebiyat eleştirisi "hatalı" metinleri de kendine konu eder, örneğin Shakespeare'in okuduğunuz metinleri aslında tek bir metin değildir. Pek çok metin vardır, çeşitli tiyatro çevrimlerinde yer alan bu metinler, yayıncıdan yayıncıya farklılık gösterir ve metin incelemesinin konusu içerisinde yer alır.
Ancak iş bir "edebi" sıfatını almış ya da alma iddiasındaki metne gelince, burada iki tutum vardır. Yazım yanlışları zaten böylesi bir metnin "edebi"liğine halel getirebeilecek konuların başında gelir. Yazım hataları nedeni ile okunamayan bir metnin çok sayıda okumasının yapılamayacağı veya okumaların bir bütünü yansıtamayacağı ortadadır. Bu nedenle böylesi bir metni eleştirmeyebilirsiniz.
İkincisi eleştirirsiniz, bu da iki amaçla olur: Bu tür hataları diyelim ki yayımcılık veya yazım anlayışında genele yayılan bir tutumu ve durumu temsil ediyordur. Ya da yaptığınız eleştirinin, besbelli ki yolun başındaki bir yazara yön vermesine yardımcı olacağına inanarak bu işi yaparsınız.
Bu en son durum ketchup'ın sorusu ile ilgili. Neden, aslında bugüne kadar bulunduğumuz site ve benzeri sitelerde, yazılan öykülere gelen "edebi" ve "eleştiri" tanımını çok kullanamayacağımız yorumlarla idare ederken, şimdi "eleştiri" nedir diye soruyoruz?
Ã?ünkü bir yazın olarak düşlem yazının Türkçe yazın dizgesi içinde yer almasını arzuluyoruz. Bu yönde çaba var ve bu yetersiz. Bu yetersiz çabayı değerlendirecek araçlar ve geleneğimiz (tıpkı bu yazın türünde olduğu gibi) yok.
Sayın Warlord'un Ketchup'a gelen yorumunu da eklemek istiyorum:
mesela "şu bölüm kötü olmuş" yerine "şu bölüm daha iyi olabilirdi" gibi bir yaklaşım çok daha etkili olacak ve aynı zmnda karşıdakini de incitmeyecektir...
Eleştirinin, yola yeni başlamış bir yazar dahi olsa, kişilere yönelik yapılmadığını, konusu dahilinde (bir gelenek olarak edebiyat ve dil kullanımı) belli araçları olduğunu (dilbilim, söylem, biçem incelemeleri, sosyolojik, psikolojik bakış açıları ve kültür araştırmaları) unutmayınız.
Açıkçası "şu bölüm 'iyi' olmuş" ifadesi bir eleştiri değildir (öznel görüş olan "iyilik"/"kötülük" dışında edebiyatın içinden bir veri ve inceleme sunmaz), aynı şekilde "daha iyi olabilirdi" de yazara kendini geliştirmesi için bakış açısı katmaz. Nasıl daha iyi olabileceğinin ve neyin hatalı olduğunun (elbette eleştirene göre - eleştirmen de her şeyi bilir diye bir kaide yok - bu nedenle eleştirileri de dinlerken "eleştirel" olmakta, edebiyatın içinde kaldığı sürece, bunu kişiliğe yönelik bir şey olarak ele almamakta yarar var) "doğrudan" söylenmesi dışında yaklaşımlarınsa, birer oyalama taktiği olduğunu, "eleştirenin" bilgisini yansıttığını düşünüyorum.
O halde "eleştiri" nasıl yapılır diye sormadan önce bazı basamaklar var:
1 - Edebiyat geleneğinin ve olası açılımlarının çok iyi bilinmesi (= Türkçe edebiyat söz konusuysa, Türkçe'nin çok iyi bilinmesi)
2 - özellikle dil konusunda bir tutum/bakış açısı/ideolojiye sahip olunduğunun bilincinde olarak, bunların ayırt edilmesi.
Bu basamakları geçtikten sonra, "eleştirmen":
1 - Eleştiride amacın kişi değil metin olduğunun bilincinde olmalı; ve
2 - Eleştirinin amacının okuyucuya yazılı metnin kadavrasını değil, yeni bir tezahürünü sunma olduğunun bilincinde olarak, okumayı, anlam katmanlarını zenginleştirici bir yorum sunmalı
Bu son basmağı düşünmekte yarar var "ben beğendim süper" diyerek okuyana (ve en başta yazara) ne tür bir katkı sağlıyoruz.
*
Özetle, "hakaret" zaten "eleştiri" değildir. Tam tersi de doğrudur "eleştiri" "hakaret" hiç değildir. Nitelikli eleştirinin biçemi, söylemi içinde buna yer yoktur. Eğer "eleştiriyi" yerilmek olarak ele alırsanız, bunu bir "hakaret" kabul etmeniz doğal olacaktır. Bu şekilde, eğer gerçekten edebiyat ve dile yönelik bir eleştiriyse bu, eleştiriyi yapanın emeğini de çöpe attığınızı belirtmem gerek. Bu bağlamda öykü yazanlar eleştiri konusunda rahat olmalı, hatta mümkün olduğunca çok sayıda nitelikli "eleştiri" almak için, "yazımın şu noktasında bu dil öğelerini kullandım; başka neler yapılabilir; yazımın çatısına uyumlu mu bu?" diye önce kendileri özeleştiri yaptıktan sonra, bu konuda güvenebilecekleri herkese soru yağdırmalı . . .
diyerek ve her şeye "bence" ekleyerek yazıma son veriyorum.
şimdilik bu kadar, görüşlerinizi bekliyorum.