Page 1 of 3

Kayıp Hanın Yolcuları (Hikaye)

Posted: Sat Mar 08, 2008 9:00 am
by CLiCKs
Bir sonbahar akşamıyıdı. Rüzgar şiddetle esmekteydi. Hanın kapısı gürültülü bir şekilde çarpıyordu. Hancı kapıyı kapamaya gidiyordu ki bir el kapının kapanmasını engelledi. Narin, pürüssüz br eldi. İçeri girmek isteyenin bir bayan olduğu her halden belliydi. Üstünde bir cüppe vardı. Rüzgardan etkilenmemek için giyilmiş olsa gerek diye düşündü hancı. Daha bir yere gitmeden bayan ondan yatacak bir yer istemiş cebine iki gümüş sikke sıkıştırmıştı. Hancı para görmenin mutluğuyla hemen bir anahtar kapıverdi ve bayana verdi. "Yiyecek veya içecek bir şeyler istermisiniz bayan? Yorgun görünüyorsunuz. Dinlenmeden önce biraz atıştırmak istersiniz herhalde?" dedi hancı. Kadın biraz bekledikten sonra hancının cebine bir gümüş sikke daha attı ve anahatarı alıp merdivenlerii çıkmaya başladı. Merdivenlerden çıkarken."Kordorun sonundan sağa dönün gördüğünüz ilk kapı sizin odanız bayan." dedi hancı.

Oda temiz, sade ama kullanışlıydı. Kadın cübbesini çıkartıp koyacak bir yer aradı. Bütün elf hatları ortaya çıkmıştı. Pürüzsüz , açık renkli teni ortama sıcaklık katıyor aynı zamanda ferahlama hissi veriyordu. Han camından baktı ve dışarıyı izlemeye başladı. Burada rahat değildi. Ama yurdunda da rahat değildi. Sonra kafasına takmaması gerektiğini düşündüğü her şeyi bir kenara bırakarak yatağa sere serpe uzandı. Ailesi ona gitmemesini söylemişti, ona bütün canlılardan farklı olduklarını, özel olduklarını anlatmıştı. Ama Dendria diğer canlıları tanıyıp onlarla vakit geçirmeyi denemek için yollara düşmüştü.

Odasındaki uzun bir uykudan uyanan Huor etrafına bakındı ve ilk olarak neyini kolladı. Hiç bir yere gidemeyeceğini biliyordu ama o müzik aleti onun için çok önemliydi.Neyini görüp memnun olduktan sonra üstünü giyinip hemen aşağıya inmeye koyuldu. Ama her zaman yanında taşıdığı şeyi unuttuğunu farkedince aynı hızla geri döndü."Ah eski dostum seni nasıl unutabildim." dedi ve müzik aletini inerken çalmaya başladı.

Müzik seslerine uyanan Donaef başını yastıktan ağır aksak kaldırdı. Ve sabah olduğunu görerek iniltiye benzer bir ses çıkardı. Bugün hancıya olan borcunu ödemesi gereken gündü. Ve daha bir kuruş parasını ödemeye ayırmamıştı. Hepsini ya handaki sohbet ettiği adamlara bira ısmarlayarak, ya da eğlencenin dozunu kaçırıp kadınlarla gecesini geçirerek bitirmişti. Her sabah akşamki yaptıkları için keşke der olmuştu. Üstünü giyinmiş, parayı nasıl ödeyeceğini düşünerek aşağı inmeye başlamıştı.

Han sahibi içeri giren kişiyi gördükten sonra koşarak ona sarıldı."Sakatha seni küçük velet ne kadar da büyümüşsün!" dedi ve onun konuşmaya başladılar. Sakatha bir öksüzdü. Ailesinden hiç kimseyi bilmiyordu. Ona en çok annelik babalık yapan kişi ise hancı olmuştu. Neredeyse orada büyümüştü. Uzun zamandır orada değildi. Ama şimdi geri dönmüştü...

Posted: Sat Mar 08, 2008 9:59 am
by Alenthas
Sakatha hancı Den ile uzun uzun sohbet etti. Bira bardakları boşalmadan önce tekrar doluyordu.

Den sarhoşluğun getirdiği aptallıkla Sakatha'nın sırtına abartılı bir şaplak geçirdi. "Aferin, aferin! Görmeeli adam olmujsun bakıyom! Onja birayı içmene raamen hâlâ ayakta olduunu görmek güzel!" dedi.
"Kafam biraz dönüyo, yani bayaa bayaaa dönüyo," diye karşılık verdi Sakatha.
"Du, sana bi' kaave yapiim, bekle burda," dedi ve oturduğu bar taburesinden kalkarak tezgahın arkasına gitti. "Nerdeydi bu kaave kavanozu, hah işte burda," diyerek eline bir kavanoz aldı, fakat kavanozun içerisindekiler kahve değil karabiberdi. İçi su dolu kazanın altına bir kaç parça odun koydu ve suyu kaynatmaya başladı. Bu arada da muhabbete devam ediyorlardı.




"...işte bööle küççük adam," dedi Den gülerek. "Suyun gaynamıştır, hemen hazırlıyim," dedi ve ilk önce karabiber dolu kavanozu bardağa boca etti, karabiberin çoğu etrafa dökülmüştü, ama hancı umursamıyor gibiydi. Ardından bir kepçeyle kazandaki suyu aldı ve bardağın üzerine döktü. Suyu fazla kaynatmamıştı, o yüzden parmağını suyun içine sokup karıştırdı.

"Al baalım küççük solujan, buranın kaavesi meşhurdur," dedi göğüs kabartarak.
Sakatha bardağı alarak yudumlamasıyla gerisin geriye yere yapışması bir oldu.
"Bu da neyin nesi böle be adam! Beni öldürmee mi çalışıyon!"
Hancı anlamayarak "Hı? Ne diyon be!"
"Hayatımda içtiim en berbat kaave be!" dedi Sakatha tükürerek...

Ve konuşma böylece devam etti.




Sakatha'nın şehire geldiğini duyan arkadaşları hanı doldurmaya başlamışlardı bile. Fazla bir arkadaş bırakmamıştı arkasında, ama bu bıraktığından bile azdı.

İçlerinden bir tanesi Sakatha'ya "Dışarısı nasıl, anlatsana?" dedi.
O sırada Sakatha gizemli bir havaya büründü. Ardından ayağa kalkıp sol kolunu kaldırarak eski dostlarına havalı bir şekilde oturmalarını işaret etti. Herkes etrafına toplanmış onu dinliyordu.

"Dışarısı," dedi tüyler ürpertici bir gizemle. "O kadar tehlikeli ki, öyle değişik hayvanlar var ki inanamazsınız." Sonra kılıcını çıkartı, kanlarla kaplıydı. "Bir kaç hafta boyunca kuzeyden buraya doğru yolculuk ediyordum. Yolculuğa başlamadan önce..." dedi ve ürkütücü bir sessizliğin hana hakim olmasına neden oldu. Duyulan tek şey gökyüzünün mavi bir ışık hüzmesi ardından gelen gürlemesiydi. "Bir ejderha ile savaştım," dedi tüm arkadaşlarının derin bir nefes almasına neden olarak. "Evet, ejderha bana eğer ona üç yıl boyunca hizmet edersem hayatımı bağışlayacağını söyledi ama ben dedim ki: 'Eğer sen bana hayat boyu hizmet edersen o zaman ben senin hayatını bağışlarım! ' Tabii kabul etmedi, bana o öldürücü nefesini üfledi fakat bana hiç bir şey olmamıştı! Ã?ünkü bilmediği bir şey vardı; o da bu tılsımlı kolye ateşe dayanıklı olmamı sağlıyor," dedi tuniğinin altında duran kolyeyi çıkartarak. Aslında kolyeyi ölü bir tüccarın boynunda bulmuştu. "Sonra, bayağı bir zorlandım fakat ejderhanın kafasını koparmak şerefine ulaştım!" dedi var gücüyle haykırarak. "İşte bu kanda onun kanıdır, ne kadar yıkasamda kanı geçmiyor. Bu kılıç bir ejderhanın kanıyla kutsandı!" dedi.

Hikayenin aslı yol üzerinde bir kurta rastlamıştı, onu öldürdüğünde üşenerek kılıcı üzerindeki kanı silmedi. Sonra kan kuruduğunda hiç uğraşmamaya karar vermişti.

Sakatha içten tebrikleri ve el sıkışmalarını geçtikten sonra orada olması gerektiğini bildiği birinin handa olmadığını farketti. "O, nerede?"

Posted: Sun Mar 09, 2008 4:31 am
by WeS_DeX
"Lanet olsun..." dedi Donaef basını tutarak.Gece ickiyi fazla kacırmıstı ve bugün bunun acısına katlanmak zorundaydı.Yatakta biraz debelendi."Pff...su lanet olası sivrisinekler...beni deli ediyorlar!" dedi bir yandan da kolunu kasırken.Pek bir sey düsünemiyordu.Bası hala hafiften dönüyordu.Kapısının önünden bir ney sesi gelmisti.Tam olarak bir müzik olarak olmasada neyi calanın can sıkıntısından tangırdattıgını düsündü.Ayaga kalktı.Yerler oldukca soguktu ve ayakları hafiften uyusmustu.Bir kac adım attıktan sonra önünde ki sandalyenin üstüne yıgılmıs elbiselerini giymeye basladı.Pantolonunu giydikten sonra elini cebine soktu ve bir kac demir sesiyle karsılasınca yüzüne bir gülümseme yayıldı."Sanırım borcumu ödeyebilecegim." dedi.Cebindeki metelikleri avcunun icine aldı ve ne kadar olduguna baktı.Paraları görmesiyle beraber yüzünde ki gülümseme kayboldu.Bir kac kurus parası kalmıstı."Lanet olsun!...Lanet olsun!..." dedi ve paraları cebine koydu tekrar.Elini yüzünü yıkamaya gitmisti ki tuvaletin tıkanıp tastıgını görünce derin bir ic cekti."İgrenc hanın igrenc tuvaleti!..." dedi ve tuvalete aldırmadan elini yüzünü yıkamaya basladı.Üstüne deri ceketini de giyip kapıdan dısarı cıktı."En azından bir kahve alabilirim" diye düsündü ve merdivenleri tek tek inmeye basladı.Tam basını yerden kaldırmıstı ki Hancı Den'in karsısında durmus kendisine bakıyor oldugunu fark etti."ahhh.Borcum vardı sanırım degil mi eski dostum?.Ama gel gör ki bende sadece bir kahve alabilecek para var.Bana yarın aksama kadar izin verirsen borcum olan 5 altını sana 7 altın olarak verebilirim fakat simdi bir kahveye ihtiyacım var.Ne dersin?..." dedi ve hancının gözlerinden kacırdı gözlerini.Hancı o giderken arkasından "Yarın aksam da eger gelmesse o para kendine ölümlerden ölüm begen Donaef Loaroam!..." dedi.Donaef hancının sözlerinden sonra güldü "Ölümlerden ölüm begenmis...Haha...Sabah sabah neselendiriyor bu insanlar beni" dedi ve bir masaya oturdu.Han bir kac kisi dısında bos gözüküyordu.Herkezin uyuyor oldugunu düsünerek camdan dısarı bakmaya basladı Donaef.Kahvesini bekliyordu.

Posted: Sun Mar 09, 2008 4:34 am
by Alenthas
Arkadaşları gözlerini aşağıya eğdi. Bir tanesi sessizce konuşuyordu, sesi melankolik çıkmaktaydı. "Bir hafta önce...şu yeşil yaratıklardan bir gürruh şehire saldırdı. şu orklar varya, onlardan değil. Bunlar biraz daha küçük ve güçsüzlerdi. Fakat sayıları inanılmaz derecede fazlaydı..."
"Ve?" dedi Sakatha, anlamamıştı, aslında anlamak istemiyordu. İnkar ediyordu, hayır bu olmuş olamazdı.
"Ve..." diye devam etti aynı kişi "Ã?oğu kişi öldü."
"Bunun onunla ne ilgisi var ki? Yani..." derken başkası sözünü kesti.
"Bunu mu duymak istiyorsun, tamam; o öldü. O yeşil şeyler tarafından vahşice katledildi, ne mutlu ki ölümü kısa oldu...acı çekmedi." Herkes bunu söyleyen kişiye sinirle bakıyordu.
"Ne halt yiyon be salak, öyle söylenir mi?!" dedi başka biri.
Sakatha herkesi susturdu. "Önemli değil, sanırım siz bunu söyleyene kadar kabullenemeyecektim," dedi ağlamaklı bir sesle. Boğazı düğümlenmişti adeta.

Ayağa kalktı "şimdi nerede, yani...nereye gömülü?"
"Yeni mezarlıkta, eskisinden iki yüz metre batıda."
Sakatha hiç bir şey söylemeden hızlı ve kararlı adımlarla hanı terk etti. Arkasından bir şaplak sesi ve birisinin "Seni eşek kafalı aptal solucan," dediğini duymuştu sadece...



"Bak, bak, baak...kimleri görüyom? şehrimizin piç kurusu geri dönmüş ha?" dedi yaşlı, suratı kırışıklar içerisindeki çiftçi.
"Merhaba Hanek, nasıl gidiyor," diye cevapladı Sakatha.
"İyi, iyi. Bakıyom da görmeeli baya bi' büyümüşsün, heh heh."
"Evet."
"Dışarısı ne alemde, orada piçler nasıl karşılanıyor?"
"Oradaki hemen hemen herkes zaten piç," dedi Sakatha yaşlı adamın beklediği cevabı vererek. Adam bir kahkaha attı.
"Tabii ya, kimin kiminle olduğunu asla anlayamazsın oralarda," dedi ve biraz daha güldü. "Buralarda uzun süre kalcan mı?"
"Bilmiyorum, zamanın ne getirdiğine bakıcaz."
"Hep böyleydin zaten, pöh, bu yüzden bi b.ka yaradığın yok. Otur oturduğun yerde, gel sana bir kaç iş vereyim, ne dersin?"
Sakatha sadece "Bakarız," demekle yetindi. Aslında bu yaşlı adamı pek sevmezdi, piç olduğunu farketmeden de olsa sürekli yüzüne vurduğu için. Ama iyi biriydi, o yüzden fazla ses çıkartmıyordu. Yoluna devam etti...

Posted: Sun Mar 09, 2008 6:10 am
by Edmond
İçeriye handa pek sevilmemesine rağmen, o şarkı söylerken kendisine herkesin hayret ettiği, sevenlerin de sevmeyenlerin de mest olarak dinlediği uzun boylu genç girdi merdivenlerin sonundaki kapıdan.Handa sevilmezdi çünkü şarkı söylemek ve dert yanmaktan başka hiçbir becerisi yoktu.Geçimini de handakilerin şarkı sonunda verdikleri paralarla karşılıyordu -ki zaten handa kaldığı için paraya da ihtiyacı yoktu-.

*Oo, Huor geğ'miş bakayoğ'm.*

Dedi içtiği içkilerin etkisiyle hancı.Huor gülümseyerek karşıladı.Uyku sersemiydi, genelde günün ortalarında bir ara görünmüyordu, sonra yine hana çekilip, odasında ney çalışıyordu.Sürekli ney çaldığı için nefesi de kuvvetliydi, bol bol konuşurdu.Neyi dizine dayayıp dudağının soluna yasladı mı kendinden geçerdi.Etrafındakiler de öyle.1 metreyi bulan o aleti üflerken, kimse nefret duygusunu hatırlayamazdı.Hele hele araya güzel şiirler serpiştirdi mi, Huor'un sevilmemesi mümkün değildi, fakat ne varki, ok tutarken ki becerisinin dışında hayatını kazanması mümkün değildi, o yüzden sürekli handaydı ya!

Huor'un aşağıya inmesinden sonra herkes susmuştu, önce ahaliyi selamladı Huor.Ardından her zamanki yerine oturdu.Yeri bile her zaman hazırdı ya!

*
Yâ güzellerin güzeli
Aşkına düştüm düşeli
Seninkinden gayrî gözü
Göremez oldum ben yarim

Yansam ne çare, olmaz ki
Dilesem de ben yanamam
Sen bu diyarda kalırken
Başka diyara göçemem
*

Ardından yine üflemeye başladı, kimsede hâl kalmamıştı ki ağlamaktan.Sarhoşlar ayılmış, aşıklar bayılmıştı.Sonra dinlenmeye koyuldu.Etraftakiler Huor ayrılana kadar yine onu sevmeye, ona acımaya başlamışlardı.Huor gözden kaybolduktan sonra tekrar gıcık olacaklardı ona.

Posted: Sun Mar 09, 2008 11:10 pm
by CLiCKs
Dendria'da müziğin sesini duymuştu. Yurdundaki müziklere benzemiyordu ama tınısı kulağına çok güzel geliyordu. şimdi ne yapmalıyım diye düşünmeye başlamıştı. Seslere bakılırsa han şuan hareketliydi. Biraz hareket istediğinden mi olsa gerek merdivenleri yolunu tuttu. Aşağı inerken merdivenler teker teker gıcırdıyordu. Müzik bitmişti. Handaki herkes merdivenlerde kimin geldiğine bakıyordu. İnen kişi aşağıya ulaşınca büyük bir sessizlik olmuştu. Etrafına bakınışıyla herkesi hayran bıraktırmıştı kendine.Boş bir masa buldu ve oturdu. Hancı Den'de herkesin işine koyulmasını sağlayan bir gürültüyle elfin yanına geliyordu."Kusura bakmayın bayan buradakiler her zaman böyle güzellikteki birini görmezler de... Bir şey istermiydiniz?" diyebildi sonunda."Kahveniz varmı?" dedi Dendria. Hancı evet anlamında başını salladı ve mutfağına geçti. Aralarından bir kaçı hala ona bakıyordu. Ama elfin yüzünde hoşnut olmadığına veya tebessüm ettiğine dair hiç bir belirti yoktu. Saf, çekici ama sade bir güzelliğini yansıtıyordu yüzü.

Kahvesine yavaş yudumlarla devam ediyordu. Aralarından biri hala bakmayı kesmemişti. Kahvesini bitirince masasından ayrıldı ve handan çıktı. Dışarısı diğer günlere göre sıcaktı. Soğuk bir rüzgar esiceğine güneş açmış gözünü alıyordu. Yürüdü. Otlak bir yere gelice durdu. Biraz ilerde bir çoban hayvanlarını otlatıyor. Aralarındaki bir köpek de düzeni sağlamaya çalışıyordu. Düzen onun alesinde sağlanamamış bir şeydi. Elfler dışındaki her canlı ona hor görülerek anatılmıştı. İçinden bir şey ailesine bu konuda inanmıyordu. Kendi görmek istiyor, öyle olup olmadığını merak ediyordu. Havaya inanamayarak baktı çünkü dahaa demin saki sabahtı ama şıdi öğleden sonra olmuştu. Ã?obanın olduğu yere baktı orada değildi. Çok zaman geçirdiğini anlayarak hana doğru yürüdü...

Posted: Mon Mar 10, 2008 3:14 am
by Tersyuz
Thorgan Sakatha'nın ejderha ile ilgili anlattıklarını ise gözünü kırpmadan, heyecanla dinlemişti. Babası izin verdiğinde o da bir gün kasabadan çıkıp Sakatha gibi bir savaşçı olabilir miydi acaba?

Huor neyini üflemeye başladığında tatlı tatlı onu dinledi. Müzik devam ederken hayatında görmediği kadar güzel bir kız merdivenlerden indi. Daha önce elf görmüştü ama bu kızın güzelliği ayrı bir şeydi. Elinden geldiğince farkettirmeden elf kızının güzelliğine bakıyor, kızın sert bakışlarına yakalanınca kıpkırmızı kesilip başını önüne eğiyordu. Kendine hakim olamıyor, bu yüzden de kendine kızıyordu. Kız kahvesini bitirip dışarı çıktı.

Thorgan dakikalarca düşündü, bir kahve ikram etse ayıp olur muydu acaba? Ne kadar sıkıcı bir durumdu, hem elf kızını görmek istiyor hem de bir patavatsızlık yapmak istemiyordu. Bu gibi işlerde çok beceriksizdi. En sonunda cesaretini toplayıp iki kahve aldı, kahve ikram etmek ne kadar kötü olabilirdi ki? Kahveleri aldı ve hızla dışarı çıktı.

Dendria hanın kapısını açarken son kez havaya baktı. İçeri girecekken birden kendini yerde buldu, sanki duvara çarpmıştı. Üstü başı sıcak sıcak olmuştu ilk anda kan zannetti ama sıcak çok fazlaydı. Kafasını kaldırdığında dev gibi bir insan gördü. Sarı saçlı mavi gözlü çocuksu suratlı bu dev, yanakları al al olmuş birşeyler söylüyordu.
"B.. Bb..be.Ben inanki sizi görmemiştim. Yani görmedim demek istemedim aksine içerde görmüştüm sizi." Thorgan bunu dediği zaman durdu kız onu kendini takip eden bir manyak sanacaktı şimdi.
"Y..Ya..Yani sizi takip etmiyordum aslında kahve almıştım..Durun yardım edeyim."
Kız kalkmaya çalışırken Thorgal eğildi aceleyle hızını ayarlayadı ve kızın kafasına kafasıyla vurdu. Dendria kafasına müthiş bir darbe almıştı, kulakları çınlıyor başı dönüyordu.

Posted: Mon Mar 10, 2008 4:24 am
by CLiCKs
"Yeterr! Ã?nce sakarlığını bırakmakla başlayabilirsin yardım etmeye." derken kızgındı, ama sesi genede insanı mest edici bir şekilde çıkıyordu. Kafasına aldğı darbe gerçektende başını döndürmüştü. Kalkmaya çalıştı, adam yardım etmeye çalışınca da "Lütfen! Yardım etmezsen asıl yardımı etmiş olursun."dedi. Adam üzgünce bakıyor, kıpkırmızı olmuş yanaklarından kendine içten içe söylendiği belli oluyordu. Handan içeri girdiğinde hancı ona yardım etmiş odasına kadar çıkarmıştı."Bu kaza için sizden çok özür dilerim bayan. O kahrolasıca sakar..." demeden Dendria önemli olmadığını söyleyip odasına geçmişti.

"Ahh insanlar. Hepsi bu kadar sakar mı?" diye söylenirken hanın aşağısından bir gürültü patırtı geldi. Sonra da bağırışma sesleri duyuldu. Kendine gelip aşağıya inmeye karar verdi. Kendine geldiği sırada aşağıda olan muhtemel gruptan kahkahalar geliyordu. Merdivenleri indi ve hancının merdivene en yakın masada oturup dert yandığını gördü.
-"Ne oldu hancı?"
-"Ahh, bayan bir an önce odanıza çıkın! Buraya dadanan belalı bir grup geldi. Sizi görmemeleri gere..." derken gruptan biri "Biraz bizim masayada uğra ha güzelim?" dedi ve arkadaşlarıda gülüştü. Aralarından biri elfin yanına yaklaşıyordu. Geldiğinde kulağına "Bu gece için ne kadar istersin tatlım?" dedi. Dendria'da kulağına cevaben "Hiç istemezsin." diye fısıldadı. Bu cevaba sinirlenen adam elini elfin boynuna doluyarak arkasına geçti ve "Bu gece benimsin dediysem benimsi... Ahhh!" sözünü bitiremeden feryat etti. Ve sonra hareketsiz bir şeklde yere düştü. Kalbinda bir bıçak vardı. Sonra Dendria "Yok canım?" diyerek bıçağını aldı. Adamlar hem sarhoş hem şaşkındı. Aralarından biri olanların farkına vararak "Bunu ödeyeceksin fahişe!" dedi ve saldırıya geçti. Sarhoşluğundan faydalanan Dendria yana çekilip adama bir çemle taktı. Adam da o hızla duvarın bittiği yere kadar uçtu.
Kafasını hanın duvarına çarptığı için bir bayıldı. Diğer dört adam da sinirli bir şekilde elfe bakıyordu. Sonra hızlı bir şekilde yanında bir insan beliriverdi. Yakışıklı, suratında bir kavga olduğundan mutluluk duyarmış gibi bir tebessüm vardı." Adım Donaef bayan. Sizi burada yanlız bırakmak hoşuma gitmezdi." dedi ve adamların yapacağı saldırıyı bekledi. Dört adam da aynı anda onlara yönelmişti. Donaef bir adamın boğazına bıçak atarak onun canını aldı. Kalanlardan biri Donaef'e kalan ikiside güçsüz gördükleri elfe saldırıyordu. Dendria hızlı bir şekilde birine sert bir tekme attı. Sersemleyen adam daha neye uğradığını anlamadan ikinci bir tekmeyi yedi ve yere büyük bir tangırtıyla düştü. Diğer adamda düşene bakarken böğrüne bir tekme yemişti. Yere kapaklanan adama dönerek sert bir tekme daha yapıştırmıştı ve adam diğer arkadaşının yanına baygın bir şekilde düştü. Kalan adamıda halleden Donaef sırıtışla "Bugün çok eğlenceliydi ha?" dedi elf kızına. Elf kızı da hana geldiğinden beri ilk kez tebessüm etti."Bu arada hancı zararını ben karşılarım." dedi kırık dökük masa ve sandalyelere bakarak. Ve cebinden 10 tane altın sikke çıkarttı ve karşılık olarak hancıdan "Çok teşekkür ederim bayan. Beni büyük bir zarardan kurtardınız. Sürekli buraya dadandıkları için zararım şu halden daha çok oluyordu. Bu altınları geri alın lütfen buralarda bitirmeniz gerekmiyor. Ayrıca burada istediğiniz kadar kalabilirsiniz bayan." dedi ve tebessüm ederek Donaef'e döndü ve "Bu senin için geçerli değil Donaef Loaroam!" dedi. Donaef'de sinirli tavrına büyük bir tebessüm etti. Elf kız merdivenleri çıkarak hancıya "Bugün yorgun düştüm biraz dinlenmeye ihtiyacım var." dedi. Bir kaç basamak sonra döndü ve hancıya dört altın sikke attı. Altınlara karşı hürmet edermişcesine başını eğen hancı kırık dökük eşyaları toplamaya başladı. Elf de odasına çıkan merdivenleri tırmanmaya devam etti.

Posted: Mon Mar 10, 2008 6:04 am
by Tersyuz
Thorgal sebep olduğu olaylara çok üzülmüştü. Neredeyse hırsından ağlayacaktı, koşar adım dükkanına doğru gitti. Onaltı yaşındaki bu çocuk babasının mesleğini yapıyordu.
Sönmeye yüz tutmuş ateşi tekrar canlandırdı, körükle iyice kızdırdı. Büyük demir plakalardan birini seçti, demiri ateşte ısıtıp dövmeye başladı. Kafası düşüncelerle doluydu ve bunlardan kurtulmak için en iyisi kendini işe vermesiydi. Bıkmadan usanmadan insanüstü bir çabayla hem ateşi körüklüyor, hem demiri dövüyordu.

Posted: Mon Mar 10, 2008 6:39 am
by Alenthas
Bir dizinin üzerine çöktü, kafasını eğip dikdörtgen şeklindeki mezar taşına baktı...

Sylia Güneşışığı
1784 - 1807

"Bizim için her zaman bir gurur kaynağıydın.

Huzur içerisinde yat kızım."


"Burada olmalıydım, onu korumam gerekirdi," dedi gözlerinden yaşlar süzülürken.

Mezarın yanına kıvrıldı, kendini uzun zamandır ilk defa güvende hissediyordu ve bir mezarlıktaydı! Bu ironiyi sezerek gülümsedi ve uykuya daldı...

Posted: Mon Mar 10, 2008 8:11 am
by WeS_DeX
Donaef kavgadan sonra Den'e baktı.Elf kadın yavas yavas merdivenleri cıkıyordu.Yerde duran insanlara bakıyordu.Hepsi bayılmıstı.Den elf kadın gittikten sonra Donaef'a döndü "Borcun icin otuzyedi saat kalmıs Donaef Loaroam!...Yarın umarım paraları getirirsin!." dedi Den ve etraftaki baygın adamları dısarı sürüklemeye basladı.Donaef pencereden dısarı baktı ve aksama az kaldıgını anladı.Kendisi uyandıgın beri handa bir kösede oturmustu.Simdi biraz dısarı cıkmak istiyordu.Kafasını kaldırdı ve hanın kapısına dogru yürüdü.Dısarı cıktıgında havanın sıcak oldugunu anladı.Bos bos yürümeye basladı.Canı pek birsey yapmak istemiyordu.O sırada bir adamın yolda dilendigini gördü.Acınacak halde insanlardan yardım istiyordu.Bir cok insanda altınlarını önüne fırlatıyordu.Donaef dilenciyle aynı hizaya gelirken gözüne bir sey takıldı.Adamın arkasında büyük bir para kesesi duruyordu.Yüzünde bir gülümseme belirdi.Enayi dilenirken bile cebinde altınlarını saklıyor ve onları kamuflaj etmemisti.Donaef'ın aklı hızla calısmaya basladı.O para kesesini o dilenciden almak cocuk oyunuydu.Yavasca dilenciye dogru yürüdü ve cebinden bir kac kurus demir para cıkardı.Cıkardıgı paralardan ancak bir somun ekmek alabilirdi.Dilencinin önüne yavasca cömdü ve "Cok değil dostum...Fakat zaten benimde son param bu..." dedi ve agzında buna benzer bir cok söz cıkarken elini hızlı tutmus ve ufak bıcagıyla keseyi kesmisti.Yavasca keseyi kavradı ve dilenciyle muhabbete devam etti.Aradan gecen on dakika sonra dilencinin yanından kalktı ve oradan uzaklastı.Hanın kapısının önüne gelince keseyi actı.İcinde gercekten de bir sürü altın vardı.Donaef yüzünde gülümsemesiyle beraber hana girdi.Den temizligi bitirmisti anlasılan ve Donaef'a sinirli bir bakıs attı.Donaef Barın yanında duran hancının yanına gitti."Basaramadın dostum....Bu kez değil...." dedi ve sırıttı.Den hicbirsey anlamamıstı.Donaef keseden yirmi altın cıkardı Den'in önünde ki bara koydu.Den sasırmıstı ve söze basladı "Yine kimi soydun Donaef?" dedi önündeki paraları önüne cekerken.Donaef sessiz kaldı ve arkasını döndü hancıya masaya dogru yürürken konustu."Ha geri kalan altınları da odamı temizlemek icin kullan...Sanırım tuvalet tıkanmıs..." dedi ve alaycı bir kahkaha attı.Masaya oturdu.Tütün sarmaya basladı.

Posted: Tue Mar 11, 2008 5:31 am
by Edmond
Huor bütün bu olayları seyrederken, kıza arkadan bir hamle olma ihtimaline karşın hemen masasının kenarındaki bıçağı elinde tutuyordu, onun dışında pek kavgaya karışmayı düşünmemişti.

Kavga bitmişti ve akşam oluyordu, Huor yeniden eline neyi aldı ve yeniden üflemeye başladı, etraf yeniden sakinleşmişti.

*
Gözlerinden akan bir damla yaş
Ağlarım, yaşınla beraberim
O gözyaşına kurban olurum
Sen iste, gözyaşına can feda
*

Huor kavgadaki kızı düşünmüştü, sonra hafiften gülümsedi, onun sevdiği kız bin cana bedeldi ve dünya üzerinde ondan güzel kız yoktu, gelmemişti, gelmeyecekti.Onun gözyaşlarına bile bin can fedaydı, yürüyüşüne, gülüşüne bin can fedaydı, o ki bir insanı yerden yere dokunmadan vurabiliyordu.

Posted: Tue Mar 11, 2008 6:20 am
by WeS_DeX
Donaef masasında otururken yan masada oturan ve elinde neyiyle mükemmel fakat bir o kadar da duygusal melodiler cıkaran adama baktı.Belli ki asıktı adam.Uzun zamandır seviyor olmalıydı ki bu kadar insanların icine isleyen melodiler cıkarabiliyordu.Donaef biraz daha adama baktı.Ayaga kalktı ve havanın hafifce karardıgını gördü.Den'in yanına dogru yürümeye basladı.Eli cebindeydi ve canı pek bir sey yapmak istemiyordu.Bir kac bira icse belki keyfi yerine gelebilirdi.Yavasca yaklastı ve barın yanına oturdu.Hanın kapısından pek de uzak değildi oturdugu yer.Den, Donaef'a bakmadan "Ne istiyorsun seni bas belası?..." dedi ve elinde tuttugu bir kac bardagı temizlemeye devam etti.Donaef hancıya dogru döndü "Bir bira verirsen oldukca sevinirim Den...Ha bide su yeni gelen limon aromalı biralardan olursa sevinirim...Param onlardan bir kasa almaya yeter..." dedi ve güldü.Den cevap vermemisti fakat icinden Donaef'a küfür ettigi acıkca belliydi.Den birayı getirmeye iceri gitti.Donaef hanı süzüyordu.Bugünü hic bir kadınla gecirmeyi planlamıyordu.Dün bütün paralarını ickiye ve kadınlara ayırarak bundan nasibini almıstı.Hanın kapısına dogru baktı Donaef.Birisi ona dogru bakıyordu.Biraz daha baktı ve adamın kendisine gel anlamında bir el isareti yaptıgını gördü.Donaef pek bir sey anlamamıstı ve Den'e seslendi "Dostum biramı oturdugum yere koy az sonra gelecegim..." dedi ve hancıdan da cevabını hemen aldı "Tamam Lanet olası dolandırıcı..."
Donaef kapıya dogru gitti ve handan dısarı cıktı.Adam bir kösede onu bekliyordu ve ona gelmesini isaret etti.Donaef adamın yanına kimseye görünmeden gitti.Adam Donaef gelince konusmaya basladı.

"Sen Donaef Loaroam olmalısın." dedi sessizce.Adamında bir hırsız oldugu belliydi.
"Evet..." diyerek karsılık verdi Donaef adama.
"Sessiz ol!...Sana bir parsömen ve bir kac elbise getirdim...Bunları al Parsömende her sey acıklayıcı bir sekilde anlatılmıstır.Lord Rondale yazılanları yapman durumunda seni ödüllendirecegini söyledi.Ayrıca bu cıvarda ki en iyi hırsızın sen oldugunu düsünüyor..." dedi.
Donaef Parsömenle beraber cantayıda aldı."Lorduna söyle bu onun icin yaptıgım son iyiliktir.Ayrıca sunu da ilet...Canı cehenneme..." dedi ve oradan uzaklasmaya hanın tutmaya basladı.
"Dikkatli ol bu sefer ki oldukca zorlu bir görev ve bundan sonra senin istegin olmadan sana görev sunulmayacak...iyi sanslar...Donaef Loaroam!..." dedi ve ters yöne dogru uzaklasmaya basladı.
"Canı Cehenneme!..." dedi Donaef sesini yükselterek ve hanın kapısından iceri girdi.

Den Donaef'ın birasını hazırlamıstı.Donaef masaya oturdu ve cantayı yanına bıraktı.Hancı konusmaya basladı "Tuvalet halledilene kadar yan oda da zıbar." dedi ve anahtarları takas ettiler.Donaef Parsömeni okumaya basladı.

Donaef Loaroam;

"Uzun zamandır sessizligimizi bu son görevle bozdum.Senden bu sefer yapacagını beklemedigim bir sey istiyorum.Dikkatli ol ve tek basına yapmamaya calıs bu görevi.Verdigim kıyafetler büyücüler tarafından koruma büyüleriyle kaplı ve aldıgın hasarları hatırı sayılır bir sekilde azaltıcak.Gelelim asıl konumuza...
Senden istedigim görev hemen yapabilecegin cinsten değil.Buradan cok uzakta Beongshare diye bir yerlesim alanı var.Büyük bir sehirdir.Oldukca uzak ve kuzeyde kalıyor .Orada Kaela isimli bir büyücü var.Ölüm büyülerinde oldukca ustadır.Bu büyücünün elinde Altın kaplı Uruz Hanceri var.Bu hanceri alıp bana getirmeni istiyorum.Dikkatli ol.O kadar kolay alamassın.Eger sana verdigim kıyafetler dısında bir seyle tutarsan veya kullanırsan hancerin kölesi olursun.Bu hancer ayrıca dogru büyülerle aydınlatıldıgında iyilestirme özelligine sahip oluyor.Bu sözleri hep aklında tut.

Dia mone krazzg Du Lenshe flaerskrag...

Dikkatli ol.

Lord Rondale."

Bu sözlerde neyin nesi?...Donaef birasını yudumlayamaya baslarken parsömeni cebine sıkıstırdı.

Posted: Tue Mar 11, 2008 6:26 am
by CLiCKs
Sabah uyandığında uyku sersemiydi. Dün gecenin yorgunluğu üstündeydi. Kalkıp aşağı inmeli sıcak bir kahve içmeliydi. Nedense kendini hana karşı sorumlu hissediyordu. Üstüne başka bir şeyler giydi. Dünkü kıyafetleri kirlenmişti. Kan ya da ter içindeydi. Tabii ki kendi kanı değildi.

Hana indiğinde han boştu. Sadece hancı oturmuş bardakları bezle temizliyordu. Kendisi de boş masalardan birine oturdu. Ve gülümseyerek "Kahve lütfen." dedi. Hancı da gülümseyerek mutfağa girdi.

Kahve onu epey rahatlatmıştı. Sonra yerinden kalkarak. Hancıya "Buralarda silah satan bir dükkan varmı?" diye sordu. Hancı dün gördüklerinden dolayı bu soruyu normal karşılamıştı. Başını evet var anlamında salladı. Sonra bir çocuğa seslenerek " Buraya gel Dennis. Bayan'ı silahçıya götürmen gerek." dedi.

Silahçıya geldiklerinde eski püskü bir kapıyı açtı. Ã?ocuk hala sırıtarak arkasında bekliyordu."Ah küçüğüm al bakalım." dedi ve bir gümüş sikke attı. Ã?ocuk parayı havada kapmıştı. Sonra para kazanmış olmanın sevinciyle hoplaya zıplaya geri döndü. Dendria içeriye girdi. Silahların parlaklığından gözleri kamaşmıştı. Dışarıdan içinin böyle olacağı kimsenin aklına gelmezdi...

Posted: Tue Mar 11, 2008 6:27 am
by Alenthas
Kollarını iki yana açarak esnedi, hâlâ üzüntüden kahrolsada kendisini kandırmaya çalışıyordu. Düşüncelerini başka yöne çekmeye çalışırcasına "şimdi çok iyi oldu işte! Nasıl uyuyacağım, off...gecem gündüzüme karıştı," diyerek şikayet etti. "Eh, madem uyuyamayacağım o zaman gecenin güzelliklerinden de yararlanmam gerek," dedi ve güneybatıya doğru ilerlemeye başladı. Uzun bir yürüşün ardından bir uçurumun kenarına geldi. Denizin -ya da bazılarının dediğine göre okyanus. Ki çoğu denizci bile bilemez- kayalara çarparak yükselişini izliyordu.

Gitmeden öncede Sylia ile birlikte burada oturup yıldızları izlediğini hatırladı. 'Belki eğer ölürsem...belki, tekrar kavuşabiliriz... ' diye düşünerek ayağa kalktı...

----

'Tüm acılara bir elveda demenin zamanı geldi... ' diye düşündü. Uzun süredir olacakları kafasında tartıyordu, güneş gökyüzünü kuş cıvıltıları eşliğinde aydınlatarak kafasını denizin üzerinde gösterdi. 'Sanırım ölmek için güzel bir zaman, güneş doğuyor, kuşlar şarkılarını söylüyor... ' ölmek için çok gençti biliyordu ama, acı... Dünyayı seviyordu yaşamayıda seviyordu, ama bu acıya katlanamazdı...

Ama hayır...böyle kolayca pes edip gitmek yok, bu sadece...korkaklık...

Ardından arkasından bir ses işiterek irkildi "Ne yapıyorsun orada, düşeceksin!" Bir kız sesiydi ama yüzünü görememişti, tam arkasına dönüp konuşan kişiyle yüzleşecekken ayağı kaydı ve karnının üzerine düştü. İlk önce sadece bacakları aşağıya sallanıyordu, fakat uçurumun kenarı biraz aşağıya eğik olduğundan ve nefesi kesilen Sakatha bir yere tutunmayı o an düşünemediğinden aşağıya doğru kaydı, şansına bir kaç gün önce yağmur yağmıştı ve toprak yumuşaktı. Son anda pamaklarını yumuşak toprağın içine geçirdi ve derin bir nefes aldı.

O anda kız bir çığlık atarak bir an tereddüte düştü. Sonra hemen bağırarak "Burada bekle sana yardım çağırayım!" dedi.
"Hayır!" diye bağırdı Sakatha "O zamana kadar çoktan tanrıların yanına ulaşmış olurum, şimdi senden sakin olmanı ve benim dediklerimi harfiyen uygulamanı istiyorum. Anlaşıldı mı?" Daha önce ölümle burun buruna gelen insanlar görmüştü ve eğer onlar gibi panik yaparsa sonununda onlar gibi olacağını biliyordu. Nasıl bu kadar sakin olduğunu kendisi bile anlayamıyordu, ama doğru olanı yaptığını hissediyordu. Bir bakıma tabii, bu kız onu kurtarabilecek tek kişiydi ve kız Sakatha'dan bile fazla panik yapıyordu.

Kız Sakatha'nın ne kadar sakin olduğunu farkederek kızardı ve kendisini sakin olmaya zorladı. Hızlıca kafasını salladı ve hızlı ama emin adımlarla uçurumun kenarına yaklaştı.

Sakatha kafasında bir plan kurmuştu bile, kızın onu kaldıramayacağını biliyordu hatta kaldırmaya çalışırken kendisi bile düşebilirdi. "şimdi, seninde düşmeme ihtimaline karşın yere oturmanı öneririm. Yerde küçük iki delik aç ve topuklarını oraya sabitle," dedi Sakatha "ve çabuk ol!"

Kız aceleyle denilenleri soru sormadan yaptı. "şimdi yere otur ve sağ elimi iki elinle çek," dedi Sakatha sükunetle. "Yeteri kadar çektiğinde ayaklarını kaldır ve geriye iki küçük delik daha aç. Sonrasını bana bırak."

Kız Sakatha'nın elini çektiğinde Sakatha sağ eliyle delikten tutarak kendisini sabitlemiş oldu, ardından sol eliylede diğer delikten tutundu. Ayaklarıyla kendisini geriye itip elleriyle çekerek arkasını kaldırdı ve hızlı bir haraketle sağ elini ilerideki deliğe attı. Sonra sol ayağını yukarı kaldırdı. Bir kaç saniye içerisinde artık güvendeydi.

"Sağolasın leydim, seni daha önce buralarda gördüğümü hatırlamıyorum, yenisin galiba? Ben uzun süredir yoktumda. Acaba ismini bana lütfeder misin?" derken kız arkasına dönüp kaçmaya başladı "İnsanlar ne garip..."