Page 1 of 1

Vasiyet

Posted: Tue Feb 19, 2008 10:12 am
by Alenthas
Vasiyet

Sıkıcı bir gündü. Patronlara layik siyah deri koltuğunda yayılmıştı ve uyumamak için kendini zor tutuyordu. Arkasındaki pencereden vuran güneş koltuğunu ısıtarak bir kedi gibi mayışmasını sağlıyordu.

Genç işine yeni başlamış bir avukattı. Yaklaşık bir kaç hafta önce stajerliğini bitirmiş ve kendi işine başlamıştı. Kısa sürede bir şirket tarafından alınmış ve 15 katlı binanın 7. katında işe koyulmuştu ki bu yeni başlamış biri için yüksek bir mertebeydi. Aslında bu binada 14 kat vardı, fakat mimarların batıl inançlı olmasından mı, yoksa batıl inancı olan kişilerin sorun çıkarmasından korktuklarından mı bilinmez, bazı binaların 13. katı yapılmazdı, bu binada da 13. kat yerine 14. kat ismi verilmişti.

Genç avukat, Superman filmindeki Clark Kent'e benziyordu. Yüzünün şekli yeterince benzemiyormuş gibi, taktığı kalın çerçeveli gözlük de sanki 'Ben Clark Kent'im!" demesini sağlamaya çalışıyordu ki eline öyle bir şans geçtiğinde hiç kaçırmazdı. İş yerindeki arkadaşları bir problemleri olduğunda "Keşke Superman burada olsaydı da bize yardım etseydi," diye takıldıklarında genç adam bir an yumruğunu kaldırıp Superman'in uçuşunu taklit edeceği sırada bir ar durarak "Olamaz, gözlüğümü çıkartmamışım. Kimliğimi ele vereceğim," diyerek espiritüel bir karşılık veriyordu.

Clark Kent'e benzemesinin başka bir yararı daha vardı, o da yeni tanıştığı kadınlara bu konu hakkında espiriler yaparak kolaylıkla tavlayabiliyordu. E tabi avukat olmasınında bir ayrıcalığı vardı bu konuda. şimdiki karısınıda böyle tavlamıştı.

Tam uyumak üzereydi ki birileri, üst kısmında çerçeve içerisinde cam olan, odanın dış kısmında kalan yerde ise isminin ve mertebesinin yazılı olduğu kapının camına vurarak kapalı olan jaluzinin havalanıp kapıya tekrar çarpmasına neden oldu.

Bu ani olaydan irkilen avukat birden doğruldu ve kendine bir çeki düzen verdi.

"Girin," dedi. Sesi şaşırılacak derecede zayıf ve titrek çıkmıştı, 'aynı süt dökmüş kedi' diye düşündü kendi kendine. Ardından daha demin nasıl bir kedi gibi mayıştığı aklına gelince gülümsemesini tutamadı.

Kapının tokmağı çevrildi ve içeri beyaz gömleğinin üzerine siyah bir süeter giymiş bir kadın girdi. Eteği siyahtı, dizlerinin altına kadar geliyordu ve topuklu ayakkabı giymişti.

Güzel olan ama genç avukat için fazla çekici gelmeyen bu kadın, yani sekreteri elinde yine bir kutuyla çıkagelmişti.

Esmer kadın bir an adamın neden pişmiş kelle gibi sırıtmakta olduğunu anlamak için duraksadı. Ona mı gülüyordu? 'Neyse' diye düşündü kendi kendisine ve adamın masasına yaklaşarak kutuyu bıraktı.

Adam kutuyu açtı, içerisinde bir mektup vardı. Bezginlikle "Tahmin edeyim yine bir vasiyetname?" dedi.

"Evet," dedi kadın aynı tonlamayla.

Adam onaylarcasına kafasını salladı. "Of, yine birileri öldü ve yine onun vasiyetnamesiyle uğraşmak bana kaldı. Neyim ben burada eşek başı mı? Adam gibi bir davaya ne zaman atanacağım?!" dedi hafif kızgınlık ve hayal kırıklığıyla.

Kadın omuz silkti. "Bilmek istersiniz diye düşündüm, vasiyetin sahibi yeni ölmemiş," dedi pek umursamaz bir tavırla "yaklaşık on yıl önce bıçaklanarak öldürülmüş. Vasiyetini açtıklarında içinde iki tane kağıt bulmuşlar, biri önünüzdeki o kapalı mektup, diğeri ise küçük bir not. Not üzerinde "Bu mektup içerisindeki vasiyetnameyi ölümümden on yıl sonra açınız," yazıyormuş. Artık içinde neler olduğunu öğrenmek size kaldı. Adam çok cimri birisiymiş ve yıllar içerisinde parasını biriktirmiş olabilir. O mektupta büyük metbalı paralar yatıyor olabilir! Dediklerine göre evlatlarınıda fazla sevmiyormuş, yani oğullarına bırakmasını pek beklemiyorum ben şahsen," dedi. Kendi şahsı adına konuşması bu konunun içeride tartışıldığı anlamına geliyordu.

Adam kadına bir süre kaşlarını çatarak öylece baktı. Dedikoducu insanlardan nefret ederdi. Dedikodu dinlemekten, ya da konuşmaktanda. Bu hikayeyi bilmesi gerekmiyordu, bilmemeyide tercih ederdi. Muhtemelen çoğu doğru bile değildi.

"Sağol," dedi adam "gidebilirsin."

Kadın kafasını hafiften eğerek reverans yaptıktan sonra kapıyı yavaşça kapatarak dışarı çıktı.

Adam patron koltuğunda yaslanarak arkasındaki cama döndü. Odanın dış cephesinde kalan tarafta duvar neredeyse sadece camdan oluşuyordu. Dışarıya ve insanlara baktı, güneş asfalta çarpıp yansayarak havayı cehenneme dönüştürüyordu. Arabalar ve insanlar geçip gidiyordu sokaktan, karşıda da bir bina vardı, batı cephesi olduğundan sabahın on birinde gölgede duruyordu.

Tekrar masasına döndü ve cebinden bir dal sigara çıkarttı. Yine aynı cebinden çıkarttığı çakmakla onu yaktı ve mektubu eline aldı. Mektup açacağı bile kullanmadan miskin bir tavırla mektubu açtı ve içindeki özenle katlanmış kağıdı açarak okumaya başlamıştı. Bu sırada kağıdın içinden başka bir kağıt daha düşmüştü.

____________________________________________19 / 03 / 1995______
Merhabalar sanırım bugün senin en garip günün olacak.

Bu mektubun içinden çıkan kağıt belkide anlayacağın üzere içerisinde elli milyon dolar olan bir banka senedi. Ben bu parayı bankadan almanı, yüksek bir binanın çatısına çıkıp sokağa fırlatmanı istiyorum.

Neden böyle yaptığımı merak ediyorsun değil mi? Belki öğrenirsin, belkide öğrenmezsin. Cevaplar ilahi ışıkta yatıyor evlat! Her şey onun elinde.

Peki sorarım sana, neden böyle bir şey yapacaksın? Sokağa attığın paranın miktarı az değil. Attığın zaman izdihamın çıkma olasılığı var, hatta insanların birbirini yaralayıp öldürmesi bile söz konusu. Böyle bir şeye göz mü yumacaksın? Peki benim son isteğimi yapmayıp kanuna karşı mı geleceksin?

Parayı alıp kaçmanı önermem, büyük bir ihtiamelle sen bunları okurken ben tanrıyla tavla oynuyor olacağım ve ben tavlada iyiyimdir. O yüzden sana buradan dava açabilirim ona göre! (yazışmalarda şaka yaptığını belli edecek semboller olmalı aslında)

Adam şaşırmıştı bu adam nelerden bahsediyordu böyle? 'Gerçektende dava açsa çok iyi olur aslında, en azından elimde bir dava olur' diye düşündü. 'Ve elli milyon dolar! Sokağa fırlatmak mı! Bu adam son zamanlarını çok zorlu bir şekilde geçirmiş anlaşılan'. Okumaya devam etti.

Ne yapacaksın peki, bir avukat olarak suçluları korumakta üstünüze yok, bakalım sizde kanunu bozacak kadar vurdum duymaz mısınız?

Ah, aslında ölmeden önce yazmak istediğim o kadar çok şey var ki! Yani düşünsene, ben öldükten on sene sonra okunacak. Acaba gelecek nasıl bir durumda? Umarım gittiğim yerde dünyayı izleyebileceğim açık sinemalar olur.


Adam mektubu bıraktı. Kafası karışmış bir şekilde ayağa kalktı ve senedi alarak bankaya gitti...




Bir saat sonra adam elindeki bond çantayla çalıştığı binanın çatısındaydı. Ã?antayı açtı ve çatının ucuna koydu. Kenara oturdu ve paraları banknotlar halinde atmamak için teker teker hepsinin kağıdını üzerinden çıkartmaya başladı fakat sonra umursamayarak vazgeçti. Tüm çantayı bir anda boca edebilirdi fakat tek tek atmanın daha zevkli olacağını düşündü ve içindeki banknotları çatıdan teker teker atmaya başladı.

Ardından elindeki çantayıda fırlattı. Birinin kafasına gelip ona zarar verebilirdi ama; kimin umrunda!

Aşağıya indi artık tak etmişti. Patronunun kapısına geldi ve kapıyı çalmadan arkadaşlarının meraklı bakışları arasında içeriye girdi. Patron önündeki masaya eğilmiş çekmecesine bakıyordu, kapının çalınmadan açıldığını farkedince çekmeceyi çarparak kapattı ve delici gözleriyle genç avukata bakmaya başladı.

"Bu ne cürret!" diye bağırdı adam sinirden kıpkırmızı olmuştu. Genç adam patronunun masasına yaklaştı ve dik dik suratına baktı.
"Acaba ne zaman beni adam gibi bir davaya atamaya karar vereceksiniz efendim?"
"Hiç bir zaman!" dedi sinir küpüne dönmüş adam.
"Bende öyle düşünmüştüm," dedi ve elindeki zarfı patronunun önüne fırlattı. "İstifa dilekçem," dedi.
"Pöh, istifa edip ne yapacaksın, kendine dükkan açıp dava mı bekleyeceksin! Gülünç olma!"
Adam ses çıkartmadı, öylece patronuna bakıyordu. "Sen istifa edemezsin," dedi adam "Ben seni kovuyorum!"
"Hass...tir," dedi ve orta parmağını kaldırarak patronuna gösterdi. Patron tam anlamıyla deliye dönmüştü işaret parmağını yukarı çaprazlamasına kapıya doğru yöneltti "Ã?ık dışarı!" diye bağırıyordu ki adam çoktan kapıya doğru hareket etmeye başlamıştı bile. Girdikten sonra kapıyı açık bıraktığı için herkes olan biteni duymuştu. Bu olay muhakkak ki çok konuşulacaktı. En üst kattaki bu tanımadığı insanlar arasından geçerek 7. kata geldi ve odasını bir saat içerisinde topladı. Ofis arkadaşlarının meraklı gözleri arasından yürürken 'Sonunda dedikoduculardan kurtuluyorum' diye düşündü son bir kez.

Asansöre binmeden aklına son bir fikir gelmişti, patronunun başını ağrıtabilecek bir fikir. Asansörün kapısı açıldığında ayağını asansöre koydu ve arkasını dönerek arkadaşlarına baktı. "Sanırım avukatlık bürosunda dava istemek davalık bir hareket," dedi ve asansöre binerek orayı terk etti.




"Hayatım," diyerek yanındaki güzel kadını uyandırdı. "Sonunda geldik," dedi. Esmer kadın uçağın penceresinden bir göz attı. Pencere kenarında oturuyordu.
"Bunca parayı nereden buldun? İkramiye mi verdiler?"
"Bir arkadaşım paraları arkadaşlarına dağıtmamı istedi. Tabii dağıtmamı istediği kişiler miktarı bilmiyordu. Bir kısmını kendime saklarsam hiç bir sorunun olmayacağını düşündüm," dedi göz kırparak.
"Yasa dışı değil mi?"
"Avukatların yasaya uyduğunu nerede gördün hayatım," dedi gülümseyerek.




Güneş, kum, deniz! 'İşte cennet' diye düşündü genç adam. Elimde hayat boyu yetecek para ve güzeller güzeli bir eş, güzel bir hayat. 'Daha ne isterim ki!'
Fakat paranın sahibinin neden böyle bir şey yaptığını anlayamamıştı. Tüm yol boyunca enine çevire yazıyı okudu, her tarafına baktı ama hiç bir açıklama yoktu.

Ayağa kalktı ve çantasından giysilerini karıştırdı. Ceketinin cebindeki mektubu tekrar alarak şezlonga uzandı. Mektubu havada tutarak tekrar okumaya başladı. Güneş ışığının yansımasıyla daha önce görmediği bir şey görmüştü, muhtemelen mürekkepsiz dolmalıkalemle yazılmıştı bu kısım bastırılarak. "Cevaplar ilahi ışıkta yatıyor evlat," yazıyordu mektubun ilk kısmında. Demek o yüzdendi... Kalanında şöyle yazıyordu;


Biliyorum çok merak ediyorsun neden böyle bir şey yaptığımı... Kim bilir, belkide oğullarımın patavatsızlığı ve param için beni öldürmeye çalışmaları... Evet eğer yıllar içerisinde bu yazı tamamen görünmez olmazsa doğru okudun. Muhtemelen çalmış -ya da çalmayı düşündüğün o paralar senin ücretin. Oğullarımın canına oku! Sana bu davayı veriyorum. Eğer ben öldürülmüşsem, oğullarım tarafından öldürüldüm.

Not: Neden öyle dolambaçlı bir yol seçtiğime gelince... Bilmiyorum, ama neler olacağını düşünürken kendimi gülümsemektende alamıyorum. Tamam senin aynen dediğin gibi yapman gibi bir risk vardı ortada. Ama ben hayatımda elli milyonu çatıdan aşağıya atacak kadar salak bir insan görmedim, ki avukatların yeterince aç gözlü kan emiciler olduğunu biliyorum. Aynı biz psikologlar gibi, değil mi?



'Sonunda bir dava!' diye düşündü genç emekli. Artık emekli olmuştu. "Son bir iş yapmaktan zarar gelmez, hatta parasıda peşin ne güzel," dedi.

Gülümsedi...