Kuzeyin Kaderi
Posted: Thu Dec 20, 2007 8:41 am
Mellor'un Kalesi
Engin Güney dağlarındaki kaynaklarından fırlayan iki nehir, ortada birleşerek bir yarım ada oluşturur. Bu yarım adanın üstünde bir kule bulunur. Kulenin güneyi engin dağlar, doğusu, batısı ve kuzeyi de nehirdir. Beş katlı kulenin en üst katında bir büyücü ateşler içinde yatmaktadır.
Mellor'un çırağı Mendal, telaşlı adımlarla kulenin basamaklarını çıkarken, kapta ki sıvıyı dökmemeye çalışıyordu. En üst kata vardı ve ustasının çalışma ve yatak odasına girdi. Mendal, uzun boylu, zayıf bir delikanlıydı. Daha yirmi yaşında olmasına rağmen büyü ile uğraşmasından dolayı saçlarına aklar düşmüştü. Koyu kahve gözleri odada gezindi.
Mellor'un başında Slyve bekliyordu. Derisi turuncu renkli olan bu yaratığın, uzun kulakları, büyük sarı gözleri vardı. Kırmızı saçları omuzlarına kadar iniyordu. Vücudu insan gibiydi. Üzerinde siyah bir cüppe vardı. Mellor Slyveni Güney dağlarının bu yakasında yaralı bir halde bulmuştu. Ona bakıp, iyileştirmişti. Mellor ona istediği zaman ırkının yanına dönebileceğini söylese de, o Mellor'un yanında kaldı ve hep ona yardımcı oldu. Irkı hiçbir insanın, elfin ve cücenin aşmayı başaramadığı Güney dağlarının ardındaydı. Slyveda Mellor kadar olmasa da büyü yeteneğine sahipti ve bu sayede hem Mellor'a hem de Mendal'a yardımcı olabiliyordu. Slyve'ın varlığından da sadece onlar haberdardı. şimdi ise gözlerinden yaşlar süzülerek Mellor'un yanında duruyor ve hiçbir şey yapamamanın verdiği çaresizlikle bekliyordu.
Mendal büyük adımlarla yatağında uzanan ve sürekli sayıklayan ustasının yanına vardı. Sıvı dolu kaseyi sehpanın üzerine koydu. Uzun cüppesinin ceplerini karıştırdığında havlu almayı unutmuş olduğunu fark etti.
"Havluya ihtiyacım var Slyve"
Slyve başını sallayarak bir anda ortadan kayboldu. Birkaç saniye sonra, elinde temiz havlularla geri döndü. Havlulardan bir tanesini Mendal'e uzattı. Mendal teşekkür ederek havluyu aldı ve getirdiği sıvıya batırarak ustasının alnına yerleştirdi. Aslında sıve buz gibi nehir suyu ve birkaç şifalı ottan oluşuyordu. Mendal bu karışımın ustasına iyi gelmesini umuyordu. Karışımın birazını bir kupaya doldurarak Mellor'a içirdi.
"Ölüyor. Buna daha fazla katlanamaz. Pes etmek üzere." dedi Slyve.
Mendal bunu kabul etmek istemiyordu. Dört yaşından beri ona bakan, onu büyüten, ona bir öğretmen ve bir baba olan kişinin ölecek olmasını kabul etmek istemiyordu Mendal. Ama acı gerçek zihninde yankılanıyordu. Mendal gözlerinin yaşlarla dolduğunu hissetti.
Mendal saatlerdir ustasının başında bekliyordu. Slyve'a karışımın tarifini vermişti. Karışım bittikçe Slyve yenisini yapıp getiriyordu. Karışımla uğraşmadığı zamanlarda ise o da Mendal gibi Mellor'un başında bekliyordu. Bir an sonra Mellor'un gözleri açıldı. Buna ne Mendal nede Slyve sevinmişti. Ã?ünkü ikisi de büyücünün iyileştiğinden değil de, son sözlerini söylemek için uyandığını biliyordu. Mellor Mendal'a döndü. Titrek bir sesle;
"Seni gördüğüme sevindim oğlum." dedi. Zayıf bir hareket ile ağzını açmış olan Mendal'i susturdu.
"Tribland'a git, büyücüler konseyine. Onlara ölümümü bildir ve konseydeki hakkını talep et. Bu kule artık senindir. Her şeyi ile birlikte." Slyve doğru döndü.
"Her zamanki gibi gitmekte özgürsün eski dostum. İstediğin şeyleri yanına alabilirsin." Yaşlarla dolu gözlerinden keder ve yorgunluk okunuyordu. "Kendine iyi bak oğlum." diyebildi titreyen bir sesle vee son nefesini verdi. Mavi gözlerindeki ışıltı sonsuza kadar söndü. Slyve dizlerinin üstüne çöktü. Hem Mendal hem de Slyve, ikisi de göz yaşlarına boğuldu.
Saatler geçti. Ne Mendal ne de Slyve yerinden kımıldamamıştı. Sanki ikisi de Mellor'un tekrar konuşmasını, mavi gözlerindeki parıltının tekrar yeşermesini bekliyorlardı. Mendal kendini toparladı. Ayağa kalkarak, ağlamaktan kızarmış gözlerle Slyve'e baktı.
"Atımı hazırlarmısın Slyve" dedi titreyen bir sesle.
Slyve son bir iç çekişle başını sallayarak ortadan kayboldu. Mendal son bir kez ustasına ve babasına baktı. Ve kapıdan çıkarak, odasına gitmek için basamaklardan inmeye başladı.
Kule kapısının önünde Slyve güzel, gri bir atla birlikte bekliyordu. Elinde beze sarılı, uzun sopa gibi bir şey vardı. Mendal basamaklardan inerek Slyve'ın yanına vardı. Odasında hazırladığı eşyalarını ata yükledi.
"Köprüye kadar eşlik edeceğim" dedi Slyve.
Mendal atı eğerinden tutarak Slyve ile birlikte köprüye giden taş yolda ilerlemeye başladı. Köprüye vardıklarında Slyve Mendal'e döndü. Elindeki beyaz bir beze sarılmış, sopa benzeri şeyi ona doğru uzattı.
"Mellor bana o öldükten sonra bunu sana vermem gerektiğini söylemişti."
Mendal Slyve'ın uzattığı şeyi alarak bezi açtı.
Bembeyaz bir asa Mendal'in ellerinde duruyordu. Ucuna doğru dala benzeyen şekiller oluşuyor, bunlarda ucundaki mavi küreyi tutuyordu.
"Bu onun asası" dedi Mendal. Slyve başını salladı. "Ustanın asası artık çırakta."
Mendal ata binerek köprüye doğru döndü. Tekrar Slyve'a baktı.
"Kararın nedir? Gidiyor musun, kalıyor musun?" diye sordu Mendal.
"Yeni çırağı merakla beklicem Mendal. Yokluğunda kaleye ve ona gözkulak olurum. Ona güzel bir mezar hazırlayacağım." diye cevapladı Slyve.
"Hoşçakal"" dedi Mendal.
"Sende hoşçakal." dedi Slyve, ardından yok oldu.
Mendal atını köprüden geçirirken son bir kez daha kueye baktı. Ve ormanın derinliklerine doğru sürmeye devam etti.
Engin Güney dağlarındaki kaynaklarından fırlayan iki nehir, ortada birleşerek bir yarım ada oluşturur. Bu yarım adanın üstünde bir kule bulunur. Kulenin güneyi engin dağlar, doğusu, batısı ve kuzeyi de nehirdir. Beş katlı kulenin en üst katında bir büyücü ateşler içinde yatmaktadır.
Mellor'un çırağı Mendal, telaşlı adımlarla kulenin basamaklarını çıkarken, kapta ki sıvıyı dökmemeye çalışıyordu. En üst kata vardı ve ustasının çalışma ve yatak odasına girdi. Mendal, uzun boylu, zayıf bir delikanlıydı. Daha yirmi yaşında olmasına rağmen büyü ile uğraşmasından dolayı saçlarına aklar düşmüştü. Koyu kahve gözleri odada gezindi.
Mellor'un başında Slyve bekliyordu. Derisi turuncu renkli olan bu yaratığın, uzun kulakları, büyük sarı gözleri vardı. Kırmızı saçları omuzlarına kadar iniyordu. Vücudu insan gibiydi. Üzerinde siyah bir cüppe vardı. Mellor Slyveni Güney dağlarının bu yakasında yaralı bir halde bulmuştu. Ona bakıp, iyileştirmişti. Mellor ona istediği zaman ırkının yanına dönebileceğini söylese de, o Mellor'un yanında kaldı ve hep ona yardımcı oldu. Irkı hiçbir insanın, elfin ve cücenin aşmayı başaramadığı Güney dağlarının ardındaydı. Slyveda Mellor kadar olmasa da büyü yeteneğine sahipti ve bu sayede hem Mellor'a hem de Mendal'a yardımcı olabiliyordu. Slyve'ın varlığından da sadece onlar haberdardı. şimdi ise gözlerinden yaşlar süzülerek Mellor'un yanında duruyor ve hiçbir şey yapamamanın verdiği çaresizlikle bekliyordu.
Mendal büyük adımlarla yatağında uzanan ve sürekli sayıklayan ustasının yanına vardı. Sıvı dolu kaseyi sehpanın üzerine koydu. Uzun cüppesinin ceplerini karıştırdığında havlu almayı unutmuş olduğunu fark etti.
"Havluya ihtiyacım var Slyve"
Slyve başını sallayarak bir anda ortadan kayboldu. Birkaç saniye sonra, elinde temiz havlularla geri döndü. Havlulardan bir tanesini Mendal'e uzattı. Mendal teşekkür ederek havluyu aldı ve getirdiği sıvıya batırarak ustasının alnına yerleştirdi. Aslında sıve buz gibi nehir suyu ve birkaç şifalı ottan oluşuyordu. Mendal bu karışımın ustasına iyi gelmesini umuyordu. Karışımın birazını bir kupaya doldurarak Mellor'a içirdi.
"Ölüyor. Buna daha fazla katlanamaz. Pes etmek üzere." dedi Slyve.
Mendal bunu kabul etmek istemiyordu. Dört yaşından beri ona bakan, onu büyüten, ona bir öğretmen ve bir baba olan kişinin ölecek olmasını kabul etmek istemiyordu Mendal. Ama acı gerçek zihninde yankılanıyordu. Mendal gözlerinin yaşlarla dolduğunu hissetti.
Mendal saatlerdir ustasının başında bekliyordu. Slyve'a karışımın tarifini vermişti. Karışım bittikçe Slyve yenisini yapıp getiriyordu. Karışımla uğraşmadığı zamanlarda ise o da Mendal gibi Mellor'un başında bekliyordu. Bir an sonra Mellor'un gözleri açıldı. Buna ne Mendal nede Slyve sevinmişti. Ã?ünkü ikisi de büyücünün iyileştiğinden değil de, son sözlerini söylemek için uyandığını biliyordu. Mellor Mendal'a döndü. Titrek bir sesle;
"Seni gördüğüme sevindim oğlum." dedi. Zayıf bir hareket ile ağzını açmış olan Mendal'i susturdu.
"Tribland'a git, büyücüler konseyine. Onlara ölümümü bildir ve konseydeki hakkını talep et. Bu kule artık senindir. Her şeyi ile birlikte." Slyve doğru döndü.
"Her zamanki gibi gitmekte özgürsün eski dostum. İstediğin şeyleri yanına alabilirsin." Yaşlarla dolu gözlerinden keder ve yorgunluk okunuyordu. "Kendine iyi bak oğlum." diyebildi titreyen bir sesle vee son nefesini verdi. Mavi gözlerindeki ışıltı sonsuza kadar söndü. Slyve dizlerinin üstüne çöktü. Hem Mendal hem de Slyve, ikisi de göz yaşlarına boğuldu.
Saatler geçti. Ne Mendal ne de Slyve yerinden kımıldamamıştı. Sanki ikisi de Mellor'un tekrar konuşmasını, mavi gözlerindeki parıltının tekrar yeşermesini bekliyorlardı. Mendal kendini toparladı. Ayağa kalkarak, ağlamaktan kızarmış gözlerle Slyve'e baktı.
"Atımı hazırlarmısın Slyve" dedi titreyen bir sesle.
Slyve son bir iç çekişle başını sallayarak ortadan kayboldu. Mendal son bir kez ustasına ve babasına baktı. Ve kapıdan çıkarak, odasına gitmek için basamaklardan inmeye başladı.
Kule kapısının önünde Slyve güzel, gri bir atla birlikte bekliyordu. Elinde beze sarılı, uzun sopa gibi bir şey vardı. Mendal basamaklardan inerek Slyve'ın yanına vardı. Odasında hazırladığı eşyalarını ata yükledi.
"Köprüye kadar eşlik edeceğim" dedi Slyve.
Mendal atı eğerinden tutarak Slyve ile birlikte köprüye giden taş yolda ilerlemeye başladı. Köprüye vardıklarında Slyve Mendal'e döndü. Elindeki beyaz bir beze sarılmış, sopa benzeri şeyi ona doğru uzattı.
"Mellor bana o öldükten sonra bunu sana vermem gerektiğini söylemişti."
Mendal Slyve'ın uzattığı şeyi alarak bezi açtı.
Bembeyaz bir asa Mendal'in ellerinde duruyordu. Ucuna doğru dala benzeyen şekiller oluşuyor, bunlarda ucundaki mavi küreyi tutuyordu.
"Bu onun asası" dedi Mendal. Slyve başını salladı. "Ustanın asası artık çırakta."
Mendal ata binerek köprüye doğru döndü. Tekrar Slyve'a baktı.
"Kararın nedir? Gidiyor musun, kalıyor musun?" diye sordu Mendal.
"Yeni çırağı merakla beklicem Mendal. Yokluğunda kaleye ve ona gözkulak olurum. Ona güzel bir mezar hazırlayacağım." diye cevapladı Slyve.
"Hoşçakal"" dedi Mendal.
"Sende hoşçakal." dedi Slyve, ardından yok oldu.
Mendal atını köprüden geçirirken son bir kez daha kueye baktı. Ve ormanın derinliklerine doğru sürmeye devam etti.