Page 1 of 1

Asıl Bilge Hangisi?

Posted: Tue Aug 28, 2007 2:40 am
by EldariL
Asıl Bilge hangisi?

Soru, yanıltmak için sorulmuşsa…
Hikaye aldatmacaysa…
Kişiler gerçek, söylenenler hayalse…
Hiçbir şey göründüğü gibi değilken, bu diyalog hem yaşanmış hem de yaşanmamışsa…
Anlamak kolay mıdır söylemek kadar, asıl Bilge hangisi?

***

Cehennemin öfke kusan ağızlarından biri gibi ateş püsküren şömine, devasa kütüphaneyi aydınlatmakta da ısıtmakta olduğu kadar başarısızdı.

Aralarında pek çok küçük yaratığın gizlendiği birbirinden değerli kitapları bağrına basan raflar, uzayıp giden karanlık koridorlar oluşturuyordu. Kitaplıklar o kadar yüksekti ki, insanın başı dönüyor, karanlık tavan şöminenin ışığında belli belirsiz seçiliyordu. Yıldızsız bir göğe bakar gibi…

şömine ile kitaplar arasında büyük ceviz bir masa, cilalı yüzeyine yayılmış –soğuğun asıl kaynağı- pek çok parşömen ve bunların üzerine eğilmiş çalışan yaşlı bir adam duruyordu. O kadar uzun zamandır hareketsiz duruyordu ki, nefes alıp verirken göğsünde titreşen ak sakalları olmasa, onu bir heykelden ayırmak çok güç olurdu.

Belirdiği gibi ansızın kaybolan belli belirsiz bir esinti ürkek fareleri deliklerine çekilmeye zorladı. Yaşlı adam gözlerini işinden ayırmadan biraz doğruldu ve kızıl cüppesi arkasındaki alevin bir parçasıymış gibi dalgalandı.

Yumuşak ama ilgisiz bir tonda, “Bu kadar çabuk dönmeni beklemiyordum,” dedi bir başka parşömene uzanırken.

Masanın diğer tarafında beliren kadının kara gözleri alevin ışığını yansıtıyordu. Sarı saçları dalga dalga omuzlarına dökülmüştü. Koyu mavi sade elbisesi yerleri süpürüyordu ve ellerini saygıyla önünde birleştirmişti. Fısıltıdan hallice melodik sesiyle, “Beni gönderdiğiniz yerde yapacak fazla bir iş yoktu efendim,” dedi.

Okuduğu şeyden başını kaldırmaya tenezzül etmeyen ihtiyar, “Seni birkaç gün oyalar diye düşünmüştüm. Son gördüğümde epey…” Duraksayıp sakalını sıvazladı. “…epey dağınıktı,” diye bitirdi alayla.

“Beni köhne yerlere mi layık görüyorsunuz? Yoksa hayat verecek kadar yetenekli mi buluyorsunuz?” diye sordu kız masumca.

Anlaşılmaz bir şeyler mırıldanan adam bir süre cevap vermedi. Belli ki soruyu duymamış ve işine dalmıştı. Ya da umursamamıştı… Sonra beklenmedik bir anda bir elini kitaplıklara doğru savurdu. “Çok iyi toz alıyormuşsun diye duydum,” dedi başını kaldırmadan raflardaki örümcek ağlarını işaret etti.

Kız belirgin bir reveransın ardından, “Ah Büyücü! Yanlış anlamışsınız. Asla örümceklerin mülklerine dokunmam… Ve farelerin… Ve yarasaların… Onun dışında duyduklarınız doğrudur,” dedi tatlı sesiyle.

Büyücü kesin bir tavırla başını iki yana salladı. “Hepsinden nefret ederim ne yazık ki. Sayısız tarihi ve kıymetli nesneye sahip çıkmak için doğayla savaştır bu. Hepsini temizlemeye gönüllüysen başla. Yoksa geldiğin yolla ya da arkandaki kapıyı kullanarak mülkümü terk edebilirsin.”

Ses tonundan, konuşmanın onun için bittiği belliydi. Ama kızın dudakları muzipçe kıvrılmıştı. Konuştuğunda tekdüze sesi gözlerindeki eğlenmiş ifadeyi yansıtmıyordu. “Nefret bir zaaftır Büyücü. Belki de erdemlerinizi yetenekleriniz kadar geliştirememişsinizdir.”

Büyücü ilk kez ilgilenmiş görünerek başını kaldırıp kendisine gülümseyen kıza baktı. “Nefret de bir erdemdir küçük bilge kız. Tüm erdemler gibi aşırıya kaçmadığın müddetçe, sana gücü elde etme hırsı verir.”

Dudakları bükülmeye devam ederken kız, şakacı bakışlarını, saygıyla yere indirdiği gözlerinde hapsetmeyi başarmıştır. “Birkaç zavallı örümcek ve fareye ayırabilecek kadar nefret barındırıyorsanız efendim…” der ve susar. Varsın büyücü cümleyi kendi tamamlasın…

Kızın cüretine kızması gerekirken eğlenmeye başladığını fark eder. “Benim nefretim binlerce insana yeterken, birkaç mahlukatın lafı olmaz,” der dişleri gözler önüne serilirken. “Bahsettiğin o erdemler herkese aynı gücü vermez.”

Kız kara gözlerini tekrar büyücüye diker sessizce. Yüzündeki neşe, yerini tarifi daha zor bir ifadeye bırakmıştır. Küçümseme mi? Özüntü mü? Ã?fke mi? Yoksa… Hayal kırıklığı mı? Adını koymak zordu…

“Ah Efendim! Kendi sözcüklerinizde boğuluyorsunuz. Bir yandan aşırıya kaçmamayı öğütlerken, diğer yandan binlercesine yetecek büyüklükte nefret barındırdığınızı itiraf ediyorsunuz.” Bu noktada duraksar ama uzun sürmez ve tekrar konuştuğunda sesi alaycıdır.

“Büyüleriniz de sözleriniz kadar tutarsız ise, sanırım kıymetli kitaplarınıza şu zavallı örümceklerden daha büyük tehlike oluşturuyorsunuz.”

Kızın küstahlığı sabrını taşırmıştı. İki kaşı arasındaki çizgi derinleşirken, “Senin için öyle ama binlercesi benim için aşırı değil ne yazık ki,” der karanlık bir yüzle ve tekrar masaya eğilerek çalışmasına döner. “Bu arada, eğer bu kadar iğneleyiciyseniz, size başka bir yerde iş verebilirim. Orada daha faydalı olursunuz.”

Savunmadaki çatlağı gören kız kurnazca gülümser.
“Nefretinizi yönelttiğiniz topluluğun büyüklüğünü küçümsüyorsanız ve bunun için ‘ne yazık ki’ diyerek hayıflanıyorsanız… Bu daha büyük bir potansiyeliniz olduğu ama kullanacak yer bulamadığınız için üzüldüğünüz anlamına gelir… Ve yine başa döndük Efendim,” der gülümseyerek. “Sözcüklerinizde boğuluyorsunuz. Toz almaya başlamadan önce belki de sizi kendi yarattığınız bataklıktan kurtarmam gerek,” der muzipçe. “Fareler ve örümcekler de buna sevineceklerdir eminim.”

Posted: Tue Aug 28, 2007 2:45 am
by EldariL
Uzuuuun bir sessizlik olur…

Kız sorar… “Piişşştt!” :D
Adam: Hı? :|
Kız: Noldu? Sıkıldın mı? Eheheu :D
A: Yoo… Sen sustun ben de sustum. :|
K: Ben yendim hehehehe :w00t:
A: Kızım ayak üstü rp oynatıyorsun insana ya! İşin gücün oyun. :embarrass: :idea:
K: Zuhaha. Ama ben yendim. :ayyyy!:
A: :embarrass: :mad:
K: :evillaugh:


Kitapların arasından çıkan cesur bir fare cıyykk eder ve dile gelir.. :| Kim bunlar sizce der diğer farelere... Hepsi bir ağızdan konuşmaya başlayıca sinsi fare ellerini ovuşturur. :plotting: Eveeeeet ahali :evillaugh: Bahisler buraya!