Bir Namus Cinayeti

Birisi hikayeyi başlatır ve herkes tarafından devam ettirilir.
Post Reply
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Bir Namus Cinayeti

Post by catboy »

Akşama doğru hafif esen rüzgar yavaşça şiddetlenerek fırtına alametleri göstermeye başlamıştı.Ardından başlayan yağmur da fırtınanın geleceğini doğrular nitelikteydi sanki.Dışarıdaki insanlar hızlı adımlarla yağmurdan korunmaya çalışıyor ve rüzgar tarafından ters çevrilen şemsiyelerini düzeltmeye uğraşıyorlardı.Herkes kendini evde sıcak kanepesine oturmuş uyukladığını hayal ederek kendilerini eve götürecek olan dolmuş, taksi ve benzeri taşıtları beklemekteydi.
Ama herkes eve girerken bir adam evden sakince çıkmaktaydı.Elindeki yaraları paltosunun altına saklamakla uğraşırken kemerinin önüne sıkıştırdığı bıçak sokakları gecenin gazabından az da olsa kurtarmaya çalışan sokak lambaları tarafından parlamaktaydı.Özellikle arka ve tenha sokaklardan ilerlemekteydi.Hedefine ulaştığında hiç tereddüt etmeden içeri daldı.
Komiser Semih Bey, en sevdiği ve baba şevkati gösterdiği polis memuru Mehmet’in kendisine getirdiği Türk kahvesini sakince yudumlamaktaydı.Ancak koridordan gelen bir kaos ortamını andıran gürültünün nedenini merak edince Mehmet, komiserinin bir bakışından demek istediğini anlayıp dışarıda neler olduğuna bakmaya gitmişti.Tepsiyi de kabalık etmemek adına masaya bırakmamış yanında götürmüştü.Semih Bey her zaman ona özlemini hep duyduğu baba sevgisiyle yaklaşıyordu.Ã?vey babasının komiserinden biraz olsun ders almasını umuyordu.Ama artık kendi ayakları üstünde durmaya çalışan ve gün geçtikçe yükselen bir polisti Mehmet ve komiserinin ona olan güvenini sarsmayacağına da içten söz vermişti.
Tam komiserinin odasının dışına çıktığında ilk başta dikkatini duvarlara ve yerlere sıçrayan kan izleri çekmişti.Elleri kan içinde bir adam onu durdurmaya çalışan bütün polislere aldırış etmeden komiserin odasına doğru yol almaktaydı.Mehmet hiç düşünmeden tabancasına sarınmış ve adama doğrultmuştu.Ama adamın tabancaya aldırış ettiği yoktu.Mehmet’in tabancasını tereddüt etmeden itip komiserin odasına daldı.Komiser Semih Bey beklenmedik saldırı karşısında soğukkanlılığını korumaya çalışarak tabancasını doğrulttu çoğu polis gibi.
Aniden komiser şaşkınlığı atlatınca beyninde kıvılcımlar çaktı.Ã?ünkü bu yaralı adamın kim olduğunu biliyordu.Sakin olmaya çalışarak: “Hasan sen ne yaptın?”
Hasan titreyen ellerine rağmen ciddi çıkan sesiyle: “Eşimi öldürdüm, komiserim.Bu bir namus cinayetidir.Kayıtlara aynen böyle geçsin.”

1. Bölüm “Aşkın randevusu olur mu?”
(Üç yıl önce)
Selvi, adının anlamını uzun boyuyla taşıyan, saman sarısı saçları ve nadir bulunan menekşe rengi gözleriyle dünya güzeli bir kızdı.Babası Hüseyin Efendi ve annesi Melike Hanım kızlarının bu güzelliğini kullanarak zengin bir damat adayı arayışına girdiklerinden beri evleri kendi mesleğinde başarılı bir sürü damat adayının mesken yeri olmuştu.Ã?oğu Selvi’nin mahalleden arkadaşlarıydı. Küçükken oyun arkadaşları olan ergenlik çağına geldiklerinde Selvi’nin ilk öptüğü erkek olma hayaliyle kavrulan gençlerin de şimdi tek amacı Selvi ile evlenmekti.Selvi akıllı bir kızdı.Erkekleri parmağında oynatırdı; ama asla onlara kendini elletmezdi.
Selvi’nin en iyi arkadaşı mahallede gevezeliği ve dedikoduları ile nam salmış Gül’dü.Gül de siyah gözleri ve kestane renkli saçlarıyla güzeldi; ama biraz fazla feministti.Hiç bir erkeği on metre yakınına yaklaştırmazdı.Mahallede herkesin sırrını bilirdi.Bunları beyninde depo eder ve lazım olduğunda kullanmaya açık bırakırdı.Her tür sırrı olmasa da bazılarını Selvi’ye de anlatırdı.Özellikle damat adayları ile ilgili olanları.
İki gün önce evlerine gelen damat adayı Doktor Ferit’in eski eşinden ayrılma sebebinin aslında onun etrafa yaymaya çalıştığı gibi eşinin onu aldattığı değil Ferit’in kısır olmasından kaynaklandığını Gül’den öğrenmişti Selvi.Hemen annesi Melike Hanım’a bu sır yetiştirilince Hüseyin Efendi’nin Ferit’e cevabı hazır olmuştu:Hayır!
Ferit son bir söz söyleme hevesiyle ayağa kalktığında sadece bir sürü saçma beddua ile ayrılmak zorunda kalmıştı.
Ferit olayından iki gün sonra güneşli bir günün sabahında Selvi odasında Gül ile kendilerine hazırladıkları bol köpüklü kahvelerini içmekteydiler.Kahvelerini içerken pek konuşmadılar.Ama Gül kahvesinin ona verdiği enerjiyle söze başladı ki bu onun bir müddet nefesi kesilme noktasına gelinceye kadar konuşacağının işaretiydi.
“Aslında şu geçen haftaki damat adayı pek fena sayılmazdı.Hani şu inşaat mühendisi olan yakışıklı çocuk…”
“Ama sen dedin ya çocuk yanımda çok kısa kalıyor diye.”
“Doğru ben demiştim, değil mi?”
Selvi camdan dışarı bakınca babasının evden dışarı çıktığını gördü:
“Yine kahveye gidiyor.”
“Herhalde Hüseyin Amca’nın da emekli olduğundan beri tek eğlencesi o.Bırak babanı artık sen de canım.”
“Biliyorum tabi.Babam şu zamana kadar demircilik mesleğini hakkıyla yerine getirmişti.Artık rahatlamak onun da hakkı.”
“Belki farklı hobi alanları denese.”
“Denemedi, değil.Dükkanı kapatınca Serhat Amcam ile birlikte olta seti almışlardı.Tabi annem önce bayağı bir tepki gösterdi.Bu olta takımını alacağınıza önce buzdolabının taksidinizi yatırsanıza, diye.”
“Sonra ne oldu?”
“Amcam sadece minik bir balık tutmuş o da sonra kovadan düşmüş yanlışlıkla.Amcam hep o balığı kendine özel olarak hazırlayamadığı için dertlenir.Babam da hiç becerememişti zaten.”
“Senin babanın mesleği aile geleneği değil miydi?Deden Dündar da demirciydi sanırsam.”
“Evet.Babam başta çok zorlanmış.Dedem babamı küçük yaşta eğitmeye başlamış bu konuda.Sonra eli alışınca kolaylaşıyor her şey zaten.Benim başka kardeşim olmadığına göre bu meslek geleneği ölmüş oluyor artık.”
“Neden peki sen doğduktan sonra bir daha kardeş yapmadılar sana ki?”
“Hiçbir fikrim yok o konuda.”
Gül’ü bıraksa daha bir sürü soru sorardı ama bu güneşli günde evde oturmayı arzu etmemekteydi Selvi’yi.Gül sanki onun düşüncelerini sezmiş gibiydi:
“Hadi biraz yürüyelim.Oradan da çay bahçesine uğrarız.Benim son güncel dedikoduları öğrenmem gerekiyor.”
“Annem hayatta izin vermez.” Dedi Selvi sonra onun sesini taklit etti:
“Ne işin var dışarılarda?Ne yapacaksın?Otur oturduğun yere.”
Gül kahkaha atarak:
“Kızım sen de gerçekten de tiyatro yeteneği var.Ciddiyim valla.”
O sırada Melike Hanım odaya girdi.Gülümsemeye çalışmaktaydı.Kızının mutlu bir aile kurmasını çok istemekteydi ama bunun yanında kalan günlerini de lüks içinde yaşama fırsatından da olmak istemiyordu.Selvi annesinin sessizliğine bir anlam veremedi önce:
“Anne ne oldu?Babam gidince bugün en azından şu damat adaylarından rahat bir gün geçireceğim diye düşünmüştüm.”
Annesi kızının yanına oturdu ve saçlarını okşamaya başladı:
“Kızım niye böyle davranıyorsun?Neden hep damat adayları ile ilgili kusurlar aramaktasın?”
Selvi birden kızma belirtisi göstererek:
“Ama öyle gerçekten de.”
“Tamam, kabul ediyorum.Ferit hakkında düşüncelerin doğruydu.Yalancının tekiymiş.Hadi şu inşaat mühendisi olanı da anladık.Çok kısa dedin.Biz de bir şey demedik.Ama diğerlerinde ne vardı ki?”
“Anne, ben evleneceğim adamı iyice tanımak istiyorum.”
“Ama yavrum hepsi senin çocukluk arkadaşların.”
“Ã?yle değil.”
“Peki nasıl?”
“Ben önce aşık olmak istiyorum.”
Melike Hanım her zaman kızına sert davranmamaya özen gösterirdi.Ama şu evlilik konusu araya girince sert olmamak elde değildi.Gül tartışmanın büyüyeceğini hissetmişti:
“Melike Teyze, biz Selvi ile biraz dışarı çıksak izin verir misin?”
Melike Hanım bakışlarını Gül’e döndürmüştü şimdi de:
“Nereye gideceksiniz bu saatte?”
“Ã?yle belli bir yer değil.Yürüyüş yaparız.”
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest