Page 1 of 1
Faerun Campaings:Life of the Dark Elves(Karakter Geçmiş
Posted: Fri Jun 15, 2007 6:57 pm
by Yener
Bu oyunlarda yer alacak arkadaşların karakter geçmişlerini ve karakter dış görünüşlerini buraya aktarmaları gerekiyor.
Karakter geçmişlerimizi hazırlarken nelere dikkat edelim ?
Ã?ncelikle olabildiğince özgün olmasına dikkat edelim. İki satırlık aşırı derecede kısa yazılar olmasın. Karakterinizi kişiliği ile ilgili ip uçları verin, sınıfının ilk kıvılcımlarını okuyanlara yakalatın. Ã?rneğin fighter sanız ilk yaşadığınız combattan veya bir dövüş eğitimi aldıysanız bununla ilgili küçük bir anı aktarın, sorcerer sanız ilk yaptığınız büyü, rangerseniz ilk tanıştığınız hayvan vs... En son içerisinde bulunduğunuz duruma nasıl geldiğinizi aktarın.
Karakterleriniz yer yüzüne çıkmış olacak (ilk oyun için) bu sebeple karakterleriniz underdark ta olmasın oradan bir şekilde çıkmış olsunlar.
İlk oyun oyuncuları için kullanılabilecek bilgiler :
Elies adında bir eğitmeniniz var, 3-5 yıldır onun yanında eğitim görüyorsunuz size tanrıçanız Eilistraee 'nin öğretilerini aktarıyor. Elies bir cleric / bard / sword dancer (kaçıncı lvl olduğunu siz düşünün yani

). İnanılmaz iyi niyetli ve sevecen bir kişiliği var. Ayrıca size birazda kılıç eğitimi vermiş. Tapınağın saygın kişilerinden ve büyük bir kahraman.
Karakter Tablosu
Adı: ------
Yaş : ------ Cinsiyet : ----- Irk : ------- İnanç : -------- (seçtiğiniz tanrı)
Boy : ------ Kilo: ------- Tenrengi : -------- Saç rengi : ----------
Göz rengi :------
Karakter Geçmişi :
------------------------------------------
------------------------------------------
------------------------------------------
Karakterlerinizi yukarıda verdiğim boşluk alanları doldurarak yazınız.
Posted: Fri Jun 15, 2007 8:11 pm
by Gaara of the Sand
Yaş :70 li yaşlarında
Cinsiyet : erkek
Irk : Drow
İnanç : Eilistraee ama kafası hala biraz karışık
Boy : 1.67
Kilo: 63
Tenrengi : obsidian siyahı
Saç rengi : arada kızıla kaçan birkaç tel hariç gümüşümsü beyaz
Göz rengi :bordo
Odlanyer hayatinin 2. yirmi yilini menzoberranzan adı verilen o örümcek yuvasinda geçirmek zorunda kalmisti.Annesi degisik bölgelerden egzotik mallar getiren bir tüccar kervaninin yol göstericisiydi. karanlık altında yolunu kaybetmeden günlerce yol almak orda yasayan canlılar için bile oldukça zorken(ki her yanlis dönemeç dahaçok adam kaybı demekti) her tüccarın isteyecegi bir yön bulucuydu.Odlanyer işte bu kadin ile Ã?rümcek kraliçenin şehrinden calı kurtulmayi basarmis bir maskeli lord müridinin çocuguydu. bebekligi kervandaki diger köle bebekleri arasında geçti.Hayatından memnundu taki kervan menzoberranzan yakınlarına saldiriya ugrayıpta birkaç insan köle ve Odlanyer disinda herkezin öldügü güne kadar.20 yıl boyunca köle hayati yasadi taki efendisi Sapik zevkleri için sıkça gittigi handa katledilinceye kadar... Odlanyer sahibinden kalan eşyalarıyla ve onun kertenkelesiyle şehri terketmeyi başardı bunun için sahip oldugu tüm mücevherleri bir kervan sahibine rüşvet olarak vermesi gerekmişti ama sonunda özgürdü. Annesinin ona bebekken verdigi ögüdü dinledi "biryer tehlikeli gözüküyorsa tehlikelidir ama bir yer büyüleyici derecede güzel gözüküyorsa kaçmak için geçkalmışsın demektir".Odlanyer şanslıydı birkaç başı boş goblin çetesinden ve kendilerini madenlerini kazasız belasiz şehre taşımaya adamis birkaç duegardan baska bir tehlikeyle karşılaşmadan aylar geçirdi.bu süre zarfinda en yakın arkadaslari kertenkele Liz ve insan gözünden birazdaha küçük bir varlik olan pulk(bir örümcek su küçük tüylü siyah olanlardan).Odlanyer tavana ev yapma fikrini pulk tan almisti kenarı kırılmış oldukça büyük bir sarkıtın içine kurulup toza buladigi pelerini ile de oyugu özellikle aramayan gözlerden gizliyordu.zaman kolay avlarla ve çogunlukla açlikla akti. nekadar süre geçtigini kendiside bilmiyordu çünkü gün dönümü aliskanlıgı hiç olmamisti.
bir gün Odlanyer keşif gezilerinden birinde Rothe benzeri bir yaratıga rastladı rothe lere göre oldukça tüysüz ve uzun bacaklıydı ve belliki hiç bir şey görmüyordu. yanına Odlanyer yaklaştıgında hayvan koymaya başkadı agzından çıkan ses bir savaş borusunu andırıyordu "mooöööööö" kısa ve korkulu bir takipten sonra Odlanyer kendini tavanı olmayanbir magrada buldu.bu garip yer ona çok gürültülü gelmişti. üstelik tavanı olmayan bu magaraın tepesinden su akıyordu sanki her an yıkılıcakmışçasına sesler gelmeye başlamıştı üstünde bir göl olmalı tavan çökücek diye düşündü Odlanyer ve koştu. Bacaklarını hissetmeyi bikaç mil önce bırakmıştı ama hala magranın sonuna ulaşamamıştı.tavana biriken buhar bulutu artık parlamaya başlamıştı önce pembemsi bir hal aldı sonra git die dahada parlaklaştı.Odlanyer büyülenmişti bu görüntünün güzelliginden.Ve artık kaçmak için çok geç oldugunuda anlamıştı.Odlanyer artık yorgunluga teslim oldu.Gözünü açtıgında sevecen ve oldukça güzel bir Drow kadını onunla ilgileniyordu Gnom yourdunun kokusunu aldı Odlanyer hemen. bebek sayıldıgı o yıllardan beri yememişti bu beyaz yemekten.Kadına sormak istedigi ilk soru sen kimsin idi fakat agzından sadece anne kelimesi çıktı.yaptıgı salaklıgı anlayıp bişeyler geveledi fakat kadının dinginligi onuda sakinleştirmişti.Odlanyer o günden sonra Elies'in yanında Eilistraee müritleriyle yaşadı. yeryüzünün kurallarını ve güneşin nasıl işledigini ögrendi ve tabi kara bakirenin yöntemlerinide. her zaman oldugu gibi halinden memnundu özellikle iyi bir av yakalayıp onla geri döndügü zamanlar yüzündeki mutluluk görülmeye deger oluyordu.
Posted: Sat Jun 16, 2007 4:34 am
by Sir Gerard
Adı: Thor
Yaş: 27
Cinsiyet: Erkek
Irk: İnsan
İnanç: Tempus
Boy: 2.02
Kilo: 112
Ten rengi: Beyaz
Saç rengi: Sarı
Göz rengi: Mavi
Karakter Geçmişi:
Buzyeli Vadisi'nde doğdu ve 17 yaşına kadar mükemmel bir savaş eğitimi aldı. Gençler arasında yapılan müsabakaları hep o kazanırdı. Boğalarla, develerle ve daha birçok büyükbaş hayvanla güreşmiş ve hepsinin üstesinden gelebilecek mertliği ve başarıyı gösterebilmişti.
Buzyeli Vadisi barbarlarıyla drowlar arasındaki bir savaşta-daha doğrusu drowların yeryüzünü yağmalamak için çıktıkları bir sırada atalarından kalma özel bir kılıcı vermemekte direnen babasını öldürmüşlerdi bu drowlar. Daha sonra da her zamanki gibi yuvalarına, efsanevi şehir Menzoberranzan'a dönmüşlerdi. O sırada arkadaşlarıyla bir maceradan dönen 23 yaşındaki Thor, atalarının kılıcını ve daha da önemlisi babasını kaybettiğini öğrenince öç alma isteğinden gözleri kararmış bir halde drowlarin peşine düştü. Menzoberanzan'a yolculuğu sırasında erzakı tükendiği için açlıktan ve yorgunluktan bitap düşmüştü. Ona yardım eli uzatan Elies adlı drowa drow olduğu için ters bir tepki vermişti ancak ciddi bir baygınlıktan sonra ayıldığında, kendisini iyileşmiş buldu ve böylece Elies'a olan tepkisi yerini sempatiye bıraktı. Elies'tan kara elfleri nefretle öldürmek yerine, sevgiyle iyi yola sokabileceğini öğrendi. İçinde büyük bir sadakatle Tempus'a inansa da, bu amaç uğruna Eilistraee'nin yolunda ilerleyebileceğine karar verdi.
Ve böylece Tempus'un barbarı, Kara Bakire'nin aydınlık yollarına ilk adımını atmıştı...
Amaç:
Babasının kanını ve atalarının kılıcını yerde bırakmamak.
Korku:
Thor’un tek korkusu, ölmeden gömülmektir…
(Karakterde değişiklikler yaptım bu son hali dm imiz böyle kabul etti ben de buraya da bunu yaziyim dedim.)
---------------------------------------------------------------
Yener : Düzeltilip yenisi ile değiştirilmiştir.
Posted: Sat Jun 16, 2007 7:35 am
by Mark

Adı: Oeniaker
Yaş : 80
Cinsiyet : Erkek
Irk : Drow
İnanç : Eilistraee
Boy :1,60
Kilo: 58
Tenrengi : KaraTen, hafif parlak beyazımsı kemik yerleri
Saç rengi : Beyaz
Göz rengi : Koyu Kırmızı
Geçmişi
KızKardeş
Mezzoberranzan şehrinde, önemli bir Evin, ikinci oğlu Oeniaker'in yaşama hakkı ve eğitimi ablasına verilmişti. Matron Ana'dan sonra, evdeki en yüksek yetkiye sahip ablası, eğitimine başladı. Lolth'un Rahibesi, Oeniaker'ı tarih bilgisi ve Lolth'un, drowları nasıl kurtardığını anlatıyordu, sonra basit silahlar ve ağır olarak drow silahları eğitimi aldı. Konuşmasına izin verilmezdi. Fakat, Ablası ilginç olarak ona sert davranmadı.
Büyücü
Evin Matron'unun, Oeniaker'ın, geleceğine karar vereceği gün geldi. Karşılaştıklarında, annesini doğumundan sonra ilk kez görüyordu.(zoraki emzirme dönemi hariç) Karanlık köşede, büyü üzerine Evi temsil eden, Abisinin fikri soruldu. Onun odasında, eğitim başladı.
İlk Büyüsü
İlerleyen zamanda, Evde garip sesler duyulmaya başladı. Ã?ekilen kılıç sesleri, orda bir insan olmamasına rağmen yapılan konuşmalar ve koşma sesleri. Oeniaker ilk büyüsünü çok gizlice kullanmaya başladı. Ansızın düşman Evin saldırısında, büyük yardımı oldu. Savaşçılar gelene kadar onları varmış gibi kandırabilmişti, düşman evin drowlarını.(kılıç sesleri)
Matron Ana'nın Lütfu!:
Yeni bir Ev kurmak isteyen, ablası ile Matron Ana arasında ne konuşulduğunu bilmesine imkan yoktu, Oeniaker'ın. Fakat, bir şekilde izin almıştı. Yarın Evden ayrılacaktı. Onunla konuştu, kendisiyle gelmesini istedi.
Karanlıkaltı:
Büyücü Kulesindeki, yoldan ayrıldı. Eğitimine verildiği Ustası başka bir Evden'di. Çok dikkatliydi, silahları yanında hazır. Karanlıkaltında, yürümenin, ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Hazırlıklı olmak bile, bazen işe yaramazdı. O, Ablasının onu sadece Yeni Evi için büyülü korumalar yaratmasını isteyeceği, geleceğe şimdiden hazırlandığını biliyordu. Büyük bir Matron Ana olmak istiyordu. Abisinin ise ondan açık olmasa da, kurtulmak istediğini düşünüyordu. Tabi kendi planlarıyla çelişmediği sürece ses çıkarmayacaktı.
Elies ile o gün karşılaştı. Garip biri, diye düşünüyordu. Anlattıklarını dinledi.
Son gün:
Ablası yanında birkaç düzine goblin ve kölenin ağırlıklar yüklenip, Karanlıklara karışmalarına varmadan, ön kapılara ulaştı. Onlarla gitmemeye karar verdi. Yolda, tuzağa düştüler. Kim olduklarını yada nasıl önlerine çıktıklarını bilmiyordu. Gözlerini karardı. Kendine geldiğinde, tepesinde Elies duruyordu. Gülümsüyordu. İyileşmişti, silahlarını da ellememişti, kadın. Teşekkür etti. Ona, onu bulduğunu ama çok drowun öldüğünü gördüğünü anlattı. Tanrısından bahsetti, ve yeryüzünün harikalarını anlattı.
Eilistraee ve yeryüzü hakkında daha çok şey bilmek isteyen, Oeniaker, onu takip etti.
Posted: Mon Jun 18, 2007 9:33 pm
by Daho
Adı: Solaris & Sangwa
Yaş: 95
Cinsiyet: Erkek
Irk: Elf
İnanç: Corellon & Mystra
Boy: 170
Kilo: 70
Ten rengi: Beyaz
Saç rengi: Açık Sarı
Göz rengi: Ela
Evet bugün Solaris ve Sangwa’nın hayatlarının 95. baharının bittiği gün. İki kardeş bir ağacın üstünde güneşin batışını izlerken her sene olduğu gibi taze üzümden yapılmış elf şaraplarıyla boğazlarını ıslatıyorlardı.
Bu mabedi keşfedeli uzun yıllar olmuştu ve bu gelenek ozamandan beri süregeliyordu. Ama tam olarak ne zamandan beri olduğunu ikiside hatırlamıyordu aslında. Ama her sene tüm aileleriyle bunu kutlamaktan mutluluk duyuyorlardı. Orman, orman yaratıkları, elf şarabı ve tatlı bir meltem..
Ebeveynlerini hatırlamayacak kadar uzun süre önce kaybetmişlerdi. Köy halkı onlarla ilgili sordukları sorulara hep kaçamak cevaplar veriyor, Kimi zamanda nazikçe azarlayıp geri çeviriyorlardı. Onlarda artık sorular sormaktan vazgeçip birbirlerine yetmeyi öğrendiler.
Birbirine her ne kadar çok benzeselerde karakterleri pek okadar da benzeşmez. Bunu sadece onları tanıyanlar bilebilirler. Solaris ne kadar uysal akılcı ve sakinse Sangwa’da okadar Hırslı hırçın ve sinirlidir. Bu iki zıt karakter her ne kadar anlaşamaz gibi gözükse de çok iyi anlaşır ve birbirlerini dengelerler. Özellikle Eğitimleri sırasında dövüş taktiklerini görenler hayretler içinde kalırlar. Sanki iki ayrı birey değilmişte tek vücudmuş gibi aynı şeyi düşünüler ve aynı anda da uygulamaya koyarlardı. Eğitmenleri halklarının bilge ve yetenekli savaşçılarından olan Nienna Oronrá’ ydı. Onları böyle uyum içinde görünce onları her şekilde ayırmıştı. Dövüş ve atış eğitimlerinde tek başlarına çalışan ikizler. İlk başta onları böyle uyum içinde gördüğü için kıskançlık ettiğini düşündüler. Ama sonradan gençlik hırslarından kurtulup anladılarki ; Onları yalnız dövüşmeyi de öğrenmeleri için ayırmıştı ve şimdi ona bu yüzden minnettarlardı. Aile adına yakın gördükleri tek kişi Nienna ne yazıkki artık bu ormanda yaşamıyordu. Kimisi birkaç yıl önce ormanı terk ettiğini,kimisi öldüğünü söylüyor fakat söyleyenlerden birisi bile kendi söylediğinde emin olamıyordu. Her şey sadece aptalca dedikodulardan ibaret! İlk zamanlar ikizler onu aramayı düşündüler. Günler ve gecelerce ormanda bir iz aradılar bir ipucu aradılar. Her seferinde elleri boş kaldı. Nereye gittiğini bulamadıkları için peşine de düşemediler. Ama onun yaşadığına dair inançlarını asla kaybetmediler.
Eğitimleri sırasında Solaris yay kullanımında kendini geliştirirken, Sangwa’da kişiliğine uygun olarak yakın dövüş eğitimi almıştı. Solaris birkaç ay önce bir rüya görmüştü. Bunu anlattığı bilgeler onun rüyasını Mystra’nın bir armağanı olarak görüp iyiye yormuşlardı. Ve dövüş ve atıcılık eğitimlerinin yanı sıra büyü eğitimi almasını da uygun görmüşlerdi. Lakin büyü yeteneği ve eğitimi yoldan geçen herkese nasip olmadığı için büyü eğitiminden önce onu sadece ve sadece iyilik için kullanacağına yemin etmişti.. Son zamanlarda Solaris büyü eğitimi aldığı için Sangwa onun yokluğunda kendini eksik hissetmeye başladı.Her ne kadar ilk başta Sangwa’ya göre bu gereksiz ve anlamsız gibi gelse de sonradan kardeşine saygı duymayı bildi ve ona destek oldu. şimdi yanındaydı ve gerisi önemli değildi. Kardeşinin gözlerine bakıyordu. Oda kendisininkine.. Aynı anda kadehlerini kaldırıp tokuşturdular. Sonra hiçbir şey söylemeden bir dikişte güzelim elf şarabını mideye indiriverdiler. Kadehleri bittiğinde suratlarında aptal bir gülümsemelerle birbirlerine baktılar ve bir anda fırlayıverdiler. Eve ilk varan son tatlıyı mideye indirecekti çünkü!
Swain ve Daho isimli kullanıcıların ortak özgeçmişidir.
Posted: Mon Jun 18, 2007 9:35 pm
by Swain
Solaris : Swain
Sangwa : Daho
belirteyim dedim

Posted: Mon Jun 18, 2007 10:11 pm
by darkelven
Adı: Zaerniss
Yaş : 87
Cinsiyet : Erkek
Irk : Drow
İnanç : Eilistrae
Boy : 1.52
Kilo: 46
Tenrengi : Koyu Gri
Saç rengi : Beyaz
Göz rengi : Uçuk mavi
Kendini bildi bileli Matron Ana`nın evinde savas eğitimi gören bir köleydi Zaerniss.Anne ve baba diye bir şey bilmedi hiç bir zaman.Ana kelimesinin efendi anlamına geldiğini düşündü hep.
Ã?ünkü Matron Ana dediği drowdan çevresindeki herkes ölümüne korkuyordu.Matron Ana küçük Zaerniss`in gözünde tanrısal bir varlıktı.Değil onun huzurunda çıkmak, aklına geldiğinde bile cezalandırılacağından ölümüne korkuyordu.
Korku hiç bir zaman ona faydalı olmadı.Evi bildiği bu yer tarafından melee-magthere ye gönderildiğinde hiç bir şeyden haberi yoktu.Kendine eğitmen bildiği Rahip dişilerden biri onu buraya yollatmıştı.Anne ve Baba kavramını bilmiyordu,Bu yüzden Melee-Magethere de çok sıkıntı çekti.Burada aslında öksüz olduğunu ve yenetekli olduğu için ev tarafından buraya yollandığının farkına vardı.
O büyüdükçe eğitimin kendisine bir şey ifade etmediğini farketti.Daha başka şeyler öğrenmek istiyordu.Matron Ana ``nın evine dönüp asker olarak yaşamaya başlamasına daha çok vardı.Yeteneklerinin farkına varılınca keşif görevlerinde öncü olmaya başladı.Doğuştan gelen bir iz sürme yeteneği vardı ve bazen uzaktan gördüğü Rothlara karşı garip bir sempati duyuyordu.Bu garip hayvanları drowlardan çok daha yakın buluyordu kendisine.Günler aylara, aylar yıllara dönüşürken, Zaerniss bu hayatın tekdüzeliğinden sıkılmaya başlamıştı.Çok daha korkunç bir şey vardı, Zaerniss, yaşamı boyunca kendini saran bu taştan tavandan bunalmaya başlamıştı ! Bir drowun asla böyle bir şey hissetmeyeceğini biliyordu Zaerniss.Kendinden iyice endişelenmeye başlamıştı.Kendinden ve kim olduğundan...
Bir keşif görevinde Karanlıkaltında uyumaları gerekti.Zaerniss grubu arkada bırakarak Rothların su içtiği o çok ender Karanlıkaltı derelerinden birine doğru yaklaştı.Birkaç gündür süren keşif eğitiminde bu sürü de onlarla paralel gidiyordu.Sürüdeki hayvanlardan birine yaklaştı, bu hayvanların çok ürkek olduklarını biliyordu ve bu yüzden onları ürkütmek istemiyordu.Yavaşça yaklaştı ve ona dokundu.
Ama sürü birden ürktü ve bir anda koşuşturmaya başladı.Zaerniss çılgın sürünün ortasında kalmıştı.Ezilebilirdi.Ama neden ürktüklerini anlayamamıştı.İlerde, kamp yerlerinde parlayan, yakıcı bir ışık gördü, parladı ve söndü.Işık, bu mesafeden bile Zaerniss`in gözlerine zarar vermiş ve onu sersemletmişti.Bu sürünün ortasında yarı kör ve savunmasız bir biçimde duruyordu.Daha sonra bir Rothe onu yere devirdi.Üstünden bir kaç Rothe daha geçmişti ve Zaerniss`in bir kaç kemiğini kırmışlardı.
Yerde yarı baygın ve kıpırdayamaz bir biçimde yatarken, sürü gitmişti.Kamp yerlerindeki sürekli hareket eden, telaş içindeki küçük kırmızı noktaları şimdi daha iyi görüyordu.Acısına aldırmadan oraya sürünmeye çalıştı.Savaş seslerini duyuyordu şimdi.Ordakilere yardım etmelimiyim diye düşündübir an, ama düşünceleri kısa sürdü, acısına yenilmişti ve bayılıyordu.Bayılmadan önce arkadan yaklaşan birinin onu tuttuğunu hissetti.
Uyandığında canı nispeten daha az acıyordu ve bir kadın ona gülümseyerek bakıyordu.Yaralarına bakılmıştı.Kadın ona, onu nerde bulduğundan söz etti.Arkadaşlarının nasıl saldırıya uğradığından.Bunu Duergarların yaptığını söyledi.Rothelara yaklaşırken onu izliyormuş ve onlara nasıl yaklaştığını izlemiş.
Zaerniss`e hayvanlara duyduğu bu yakınlığın olası nedenlerini, tanrısını, yüzeydeki orman denilen, hayvanların bir arada yaşadığı yerleri anlattı.Sanki Zaerniss başından beri tanıdığı yerleri dinliyormuş gibi olmuştu.Kadına defalarca teşekkür etti.
Ve Zaerniss, sonunda kendini anlayan birini bulduğuna sevinerek ve ormanları,Eilistirae`yi, yeryüzünü merak ederek, yüzeye giden yolda Elies`i takip etti.
Posted: Mon Jun 18, 2007 10:53 pm
by Yener
Tamamdır.
İlk oyuna katılacak olan oyuncular :
1- Gaara of the Sand
2- Sir Gerard
3- Mark
4- Swain
5- Daho
6- darkelven
7- Illyra
Evet ilk oyunun oyuncu kadrosu budur, ilk verdiğim oyuncu sayısı bile geçildi. İlk oyuna başka oyuncu almıyorum. Diğer katılımlar için 2. ve 3. oyunu bekleyiniz.
Not : Bu oyun için atılacak diğer karakter kağıtları ve karakter geçmişleri kabul edilmeyecek.
Re: Faerun Campaings:Life of the Dark Elves(Karakter Geçm
Posted: Tue Jun 19, 2007 12:06 am
by Yener
Karakter geçmişlerimizi hazırlarken nelere dikkat edelim ?
Ã?ncelikle olabildiğince özgün olmasına dikkat edelim. İki satırlık aşırı derecede kısa yazılar olmasın. Karakterinizi kişiliği ile ilgili ip uçları verin, sınıfının ilk kıvılcımlarını okuyanlara yakalatın. Ã?rneğin fighter sanız ilk yaşadığınız combattan veya bir dövüş eğitimi aldıysanız bununla ilgili küçük bir anı aktarın, sorcerer sanız ilk yaptığınız büyü, rangerseniz ilk tanıştığınız hayvan vs... En son içerisinde bulunduğunuz duruma nasıl geldiğinizi aktarın.
İlk oyun oyuncuları için kullanılabilecek bilgiler :
Karakterinizin hayattaki amacından bahsedin, amaçsız karakter yaratmayın. Bu en önemli noktalardan biri (örneğin : Yaşadığı bölgedeki büyü okulunun en yetenekli büyücüsü olmak, Faerun 'un en zengin tüccarlarından biri olmak, bir savaşçı okulu açmak vs...vs... çok abartı bir şey de olmasın). Karakterinizin güçlü ve zayıf yönlerinden de biraz bahsedin (örneğin : Aç gözlü ama başkalarına karşı nazik, tembel ama açık elli, kibirli ama çalışkan vb...). Birde son olarak her oyuncu karakterinin korktuğu bir nokta bulsun ve bundan bahsetsin (yalnızlık korkusu, yükseklik korkusu, fakir kalma korkusu vb...).
Evet arkadaşlar özgeçmişlerinizi bekliyorum kolay gelsin

.
Re: Faerun Campaings:Life of the Dark Elves(Karakter Geçm
Posted: Tue Jun 19, 2007 1:20 am
by Illyra
Adı: Gilreanshlaesila
Yaş : 45
Cinsiyet : Bayan
Irk : Yarı-elf
İnanç : Mielliki
Boy : 1-58
Kilo: 40
Tenrengi : Beyaz
Saç rengi :Kahve
Göz rengi :Açık kahve
Karakter Geçmişi :
Babası Helm şövalyelerinden birisi, annesi bir elf büyücüsüdür. İlk yirimi yılını elflerin arasında koruculuk eğitimi alarak geçirmiştir. İlk hayvan yoldaşı Dorina isimli bir kurttur ve bu kurtu ilk yaptığı korucu büyüsü ile kazanmıştır. Ama 30 yaşına geldiğinde kurtu ölmüştür. elflerin arasından ayrıldıktan sonra insanların topraklarında gezmeye başlamıştır. amacı kendi çapında elinden geldiğince insanlara ve elflere yardım edebilmektir.
seyahatleri sırasında Shou Expatriate den gelen bir katana ustası ile tanışır ve ondan katana kullanmayı öğrenir. kırk yaşına geldiğide ustasının ona yaptığı iki adet katanaya sahip olmuştur. katanalarına isim vermiştir "gümüş kabus" ve "ölüm maskesi".
42 yaşındayken ustası ölünce çevrede dolaşmaya devam eder.
tanrısal inanç olarak miellki yi seçmesinin sebebi ona inanan elf koruculardan etkilenmesidir.
Gilreanshlaesila tam ismidir. elfler ona kısaca Gilraen derler insan dostları arasındada Gily veya Gil olarak çağrılır. Genelde sessiz ve sakin bir yapısı vardır, aslında çok sinirli olmasına rağmen zamanla bu sinirini kontrol etmeyi öğrenmiştir. Kolayca gülümser, paraya önem vermez, onun için önemli olan doğanın güzel düzeninin bozulmaması ve topraklarda yaşayanların kasıtlı veya kasıtsız olsun doğaya zarar vermesini engellemektir. Fiziksel görünüş olarak elflere benzer, sol yanağında eski bir kılıç kesiği izi vardır. ayrıca boynunda iç pençe izi vardır. bu izi zamanında kurtadamlarla savaşırken kazanmıştır.
ölmekten çok korkar. bunun yanında soğuk davranışlarını ve hafif melankolik halini göz ardı edebilriseniz, onun yanında doğayı tehdit etmezseniz, şirin diyebileceğiniz bir arkadşınız olmuş demektir.
Posted: Tue Jun 19, 2007 10:32 pm
by Rhalazarn
Adı: Talosian
Irk: İnsan
Cinsiyet: Erkek
İnanç: Talos
Yaş: 37
Boy: 1.96cm
Kilo: 97
Ten rengi: Beyaz
Saç rengi: Kızıl
Göz rengi: Mavi
Görünüm: Saçı ve sakalı beline kadar uzun, tuhaf bitkilerin otsu dallarıyla örülmüş. Tek gözü kör. Geniş alınlı ve iri gözlü. Kör olan gözü bembeyaz ve sol gözü kör. İri bir yapısı var ama aynı zamanda bilge de. Üzerinde ağır, yeşil bir cüppe var ve alnında da kırmızı bir bandana sarılı, ama bu bandanayı kör gözünü saklamak için takmıyor- tersine onu daha da belirginleştiriyor bu bandana.
(Not: Talosian hayvanlar tarafından yetiştirildiği için, çeşitli tuhaf hareketler sergilemektedir. Baştan uyarıyoruz: Deli olduğunu düşünebilirsiniz. Lütfen biyografiyi empati yapmaya özen göstererek okuyunuz.)
Biyografi:
Bir savaş gemisinde, savaş sırasında doğdu. Kuzeyli barbarlardan oluşan halkının tipik bir örneğiydi. Doğduğu an düşmanların gemisine şimşek çarpmıştı, bu sebeple ona, Faerun’a gönderdiği şimşeklerle meşhur tanrıları Talos’un taraftarı anlamına gelen "Talosian" adını verdiler.
Talosian, 7 yaşına kadar halkı olan barbarların arasında büyüdü ve burada tanrılara sadakati öğrendi. Dini liderleri olan Druid ileri görüşlü ve açık fikirli biriydi, ayni zamanda bilgeliği de küçük Talosian'ı kendisine hayran bırakmaya yetmişti. Druid de sık sık Talosian'ı överdi, küçük Druid o günlerden halkının beğenisini de kazanmıştı.
Her şey normal bir gelişim sürdürüyor, zaman adlı nehirde hızla ilerleyen tekneleri hiçbir zarar görmüyordu. Ta ki o güne kadar...
Anlaşılan Druid, Talosian'i test etmeye karar vermişti-belki de testin sonucu küçük Talos’un geleceğini büyük ölçüde etkileyecekti, ama ufaklığın hiçbir şeyden haberi yoktu.
Bir gün yine bir savaştan sonra halkı kurban verecekti savaş tanrısı Talos'a günahkâr insanları. Ancak kurban bu sefer günahkâr bir insan değildi, bunu fark etmişti Talosian; yeni kurban bir öküzdü. Hayvanlara karşı bir zaafı vardı küçük Talos’un ve bu sebeple tedirgin olmuştu. Bunu hisseden öküz, ufaklığa kafa atmıştı ve zaten kenarda köşede duran Talosian denize düşmüştü.
Ne olduysa o zaman oldu, yunusun biri küçük Talos’u kurtarmak için onu bir adaya taşıdı ve onu adada bulan diğer hayvanlar kendilerine asker yetiştirmek umuduyla onu eğittiler. Doğayı kirletmeyen, hayvanlar için, hayvan olduklarını kabullenmeyen insanları öldürebilen bir "Druid" yarattılar.
Ã?yle ki bu Druid, insanların olayları yanlış gördüğünü düşünmüştü, onların diğer hayvanlar kadar saf göremediklerini düşünmüştü ve doğaya gelen tüm zararları buna bağlamıştı. Bu sebeple onlar gibi yanlış görmemek için, tek gözünün irisini (“iri” değil “iris”) dost bir kartalın alıp götürmesine izin verdi ve onu doğaya kurban etmiş oldu.
Ve Talosian 21 yaşındayken, yaşlı Druid'le yeniden karşılaştı. 14 yıl önceki kurbanın bir test olduğunu söyleyen Druid, Talosian'in "Ã?ember" e katılmasını sağladı ve doğal olarak bir Druid olmasını. Böylece Talosian'in bir görevi oluyordu...
Amaç:
Ölüm pahasına bile olsa hayvanları ve bitkileri korumak, ona verdikleri hediyelerden fazlasını istememek ve fazlasını isteyen insanlara fazlasını yapmak...
Korku:
Talosian’ın en büyük korkusu, hayvanların ve bitkilerin ondan yüz çevirmesidir. Eğer hayvanlar ve bitkiler onun arkasında olurlarsa, Talosian ölene kadar bu yolda devam edecektir-ama eğer onu bırakırlarsa…
Posted: Fri Jun 22, 2007 12:02 am
by Mustiman
Adı: Luca
Yaş: 21
Cinsiyet: Erkek
Irk: Cüce
İnanç: Moradin
Boy: 1.35
Kilo: 85
Ten rengi: Beyaz
Saç rengi: Siyah
Göz rengi: Yeşil
Karakter Geçmişi:
-İlk Maden-
Yaklaşık on dört yaşına kadar büyük bir maden şehrinde yaşadı Luca. Tam bir madenci olarak yetişti. Ta ki o büyük orc saldırısına kadar.
Gelen goblinler neredeyse tüm madeni yok etti. Luca ise savaşta savaşmak yerine kaçanlar arasındaydı. Babası savaşırken annesi ve onlar gibi birçok anne çocuk ile birlikte oradan kaçtılar. Yanlarında erkek olarak yalnızda beş kişi vardı. Erkekler hariç sayıları elliyi buluyordu.
-Bir Maden Daha-
Yaklaşık bir aylık bir yolculuğun ardından yeni bir maden bulundu. Ormanların arasında küçük bir maden. Oraya yerleşmeye karar verilince herkes çok sevinmişti. Maden iki kısımdan oluşuyordu. Birinci kısım kalınabilecek bir yerdi, bu yerden açılan iki kişinin anca geçebileceği bir koridorla ise burası kazı alanına açılıyordu. Zengin bir demir yatağıydı burası.
Ondan sonra üç ay orada yaşandı. Üç ay sonra bir goblin topluluğu daha geldi. On kişilik bir topluluk. Bu ne kadar bir sorun yaratmasa da bir uyarı niteliğindeydi.
Bundan sonra madenin etrafına tam on tane gözcü kulesi yapıldı. Kuleler altlarından madenlerle birleşiyordu. Bu gözcü kulelerine birer cüce yerleştirildi. En kuzeydeki kuleye ise Luca yerleşti.Üç gün orada bir gün ise madende kalıyordu. O gün ise oraya annesi geçiyordu.
-İki Ordu-
Yine madende kaldığı bir gün, yaklaşık bir ay kadar sonra, kendi kulesinin çanları çalındı. Luca kuleye vardığında gördüğü şey annesi ve kafasındaki ok oldu. Koşarak kulenin tepesine çıktı ve gece karanlığında gelen goblinleri gördü.
Çok fazlaydılar. Kurtuluş yolu yok gibi gözüküyordu. Aşağı inip herkese gelenleri haber verdiğinde diğerleri yeniden kaçmaya karar verdi. Oysa Luca annesinin ölümünden sonra kaçmayı zerre kadar düşünmüyordu. Yapacak tek iş olarak madenlerden ayrılmamayı seçti. O ve Marvin(birlikte büyüdüğü ve ilk saldırıda ailesini kaybeden arkadaşı) dışında herkes gitmişti. Hemen kazı alanına açılan koridora gittiler. Yolda buldukları iki padded armor’u (destekli zırh) hemen üstlerine geçirdiler.
Marvin savaş eğitimi alan cüceler arasında olduğundan savaşmayı biliyordu. Yoldan bulduğu bir savaş baltasını İki eliyle tutup koridorda sağ tarafa geçmişti. Luca ise savaşın ne olduğu bile bilmiyordu. Yine de eline bir quarterstaff ve bir kazma aldı.
Yaklaşık on dakika sonra goblin sesleri gelmeye başladı. Kısa bir bekleyiş ardından ilk goblin koridorun başında belirdi. O anda kafasına yediği baltayla. Marvin yanına birkaç tane fırlatma baltası almış olmalıydı.
Ardından gelen beş goblin daha aynı şekilde yere düştü. Toplam altı goblin yerde yatarak girişi bir ölçüde kapıyordu.Ardından gelen goblinler buraya birer birer girmek zorundaydı. (nedense hiç biri onları dağıtmayı planlamayarak üstünden tırmanıyor ve onlara doğru geliyordu. Ardından savaşmaya başladılar.Gelen her goblin büyük ölçüde Marvin tarafından, arada sırada da Luca’nın sert darbeleriyle ölüyorlardı.
Aradan saatler geçti. O anda gelen bir ok Marvin’in tam kafasına çakıldı. Luca o anda şok olarak onun baltasını kaptığı gibi geriye, kazı alanına koştu ve oranın kalın kapını kapayarak sürgüledi. Büyük madende iki canlı vardı. Luca ve bir yarasa.
Orclar kapıyı zorluyor, Luca ise öylece kapıya bakıyordu. Yarasa ise onun üstünde daireler çiziyordu. Bir anda kapının arkasından bağırışmalar yükseldi. Kurt ve birçok hayvan sesi, metal çarpışması sesleri… Bir ömür gibi gelen bu seslerin ardından kapı tekrar zorlanmaya başlandı. Kapı kırılıp açında gördükleri goblin değildi. Bir insan, bir elf ve bir de kara elf.
-Eğitim-
İnsan bir korucu, elfler ise birer druiddi. Yanlarında yüz elliye yakın kişi daha vardı. Hepsi iyi birer savaşça olan elf ve insanlar. Bunlar etrafta dolaşıp goblin avlayan büyük bir gruptu. Luca’yı da aralarına kabul ettiler. Onlar da bu maddende konuşlandılar. Buraya gelen goblinlerden sonra buranın iyi bir yer olduğunu düşünmüşlerdi.
O elf ve kara elf(drow)’ den druidlik hakkında bilgiler aldı; korucudan ise koruculuk hakkında bilgiler aldı ve öğrenmesi imkansız gibi görünse de yüzme, ata binme gibi şeyleri öğrendi. Ayrıca onlardan goblin ve sylvan dillerini, Askerlerden balta kullanmasını öğrendi. Bu bilgilenme süreci yaklaşık beş yıl kadar sürdü. Bu arada madendeki yarasa ilk hayvan yoldaşı oldu. Ashby.
-Yok oluş-
Beş yıldan yaklaşık yarım yıl kadar sonra su almak için gittiği yakınlardaki gölden döndüğünde gözlerine inanamadı. Tüm kamp yok olmuştu. Her şey yanmış koca gruptan hiçbir şey kalmamıştı.
Gördüğü yaşayan tek kişi ise ona canını fısıldadı. “Goblinler”
-Tek şey-
Yanında biraz yiyecek vardı. Bir balta. Tek amaç.
Amacıyla dolaşmaya başladı. Amacı için. İntikam. Bu yolda kaybedecek hiçbir şeyi yoktu. Korkacak hiçbir şeyi… Bildiği tek şeydi bu artık. Tek şey.
Posted: Fri Jun 22, 2007 3:38 pm
by devrimk
Adı: Elrohir "Sting" Maethoralen
Yaş: 122
Cinsiyet: Erkek
Irk: Moon Elf
İnanç: Corellon
Boy: 168
Kilo: 55
Ten rengi: Soluk beyaz
Saç rengi: Gümüş
Göz rengi: Gri
Belirgin özelliği: Alnından boğazına kadar inen bir kılıç yarası
Karakter Geçmişi:
Elrohir bundan tam 122 yıl önce Cormanthor ormanının derinliklerinde doğmuştur.
Ã?ocukluğunun geçtiği dönemde herkes "Büyüyünce tam bir baş belası olacak bu çocuk" der, en erdem sahibi ve bilge elfleri bile çıldırtmayı başarırdı.
Arkadaşları avlanıp avlanma becerisini geliştirirken Elemdil onların avladıkları hayvanları yürütür, ziyarete gelmiş olan druidin piposunu saklar, azar işittiği zaman günlerce gizlenir ancak affedildiğini öğrenince ortaya çıkıverirdi.
Gençlik döneminde bir süreliğine Dalelands'e gitti, orada kendi kafasına göre birkaç kişi buldu ve birkaç "iş" çevirdi.
Sonrasında hayatının aşkı olarak tanımladığı Gwaine ile tanıştı. Gwaine'in ısrarıyla tehlikeli işlerden elini ayağını çekip onunla evlenerek yaşamaya başladı.
İnanması güç ama bu deli-dolu adam Elaine'in de büyük katkılarıyla duruldu.
Mutluluğu uzun sürmedi, insanlar elfler kadar bağışlayıcı değiller ve kendilerine atılan kazıkları kolay kolay unutmazlar. Bir sabah erkenden geldiler ve konuşmaya bile fırsat vermediler.
Elrohir büyük bir acıyla uyandı kafasına boydan boya kesen kılıç yarası neredeyse karnına kadar uzanıyordu. Tam anlamıyla uyandığında gördükleri fiziksel acısından katbe kat fazlaydı.
Gwaine'in neşe saçan gözleri ölüm donukluğuyla dolmuş, kanlar içinde yatıyordu.
Gwaine'in yanına kendi mezarını da yaptı ve bir derviş gibi yollara düştü.
İntikam almayı hiç düşünmedi, bunu ömrü boyunca yaptığı düşüncesizliklerin bir cezası olarak gördü.
O günden beri küçük küçücük bir umut olarak Gwaine'in saçının bir telini muska gibi yanında taşıyor.