Page 1 of 3
Koruyucular: Denge Taşları
Posted: Sat Apr 21, 2007 12:44 am
by catboy
Bölüm 1 “Rüya”
İzmir’in tarihi okullarından biriydi İzmir Kız Lisesi. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Atatürk tarafından açılmıştı. Karma sisteme geçtiği halde tarihi bir okul olması maksadıyla ismi değiştirilmemişti.
Okul bir ana bina bir de ek binadan oluşmaktaydı. Sol tarafında askeriye yer almaktaydı. Üst tarafına futbol sahası onun altına da basketbol ve voleybol sahası yapılmıştı. Ana binanın spor salonu, kantini, yatılı bölümü ve müdürenin bazı geceler kaldığı kuleye benzeyen yapısı arka bölümündeydi. Ortada törenlerin yapıldığı bir alan ve yanında da küçük sınıfların bulunduğu ek bina yer alıyordu.
Giriş çapraz bir şekilde ilerleyen bir merdivenle karşılıyordu gelenleri. Üç katlı merdivenli girişin ikinci katında güvenlik vardı. Okulun çoğu yerine güvenlik kamerası da yerleştirilmişti.
Okulun kütüphanesi ana binanın ikinci katında ve ön tarafında yer alıyordu. Kütüphane de sadece kitaplar yoktu. Üç tane bilgisayar da öğrencilerin ihtiyacını karşılamak için alınmıştı. Okul tam gündü. Yani 08.30’da dersler başlar, Pazartesi ve Salı günleri dokuzuncu sınıflar hariç 16.00’da diğer günler de tüm sınıfların dersleri 15.15’te biterdi. Saat 12.00’da öğle tatili verilirdi. Okulun hem yemekhanesi hem de kantini vardı. İsteyen istediği yerde yiyebilirdi.
Okulun kütüphanesinde öğle tatili, iki arkadaş Gürhan ve Egemen ders çalışmaktaydı. Gürhan hafif kilolo, orta boylu,gözlüklü, esmer ve kepek sorunu yaşadığı için saçı azalmaya başlamış biriydi. Türkçe ve tarih dersleri yani ezber dersleri çok iyiydi. Bu dersleri iyi olmasına rağmen sayısal bölümdeydi. şimdi zar zor liseyi bitirmeye çabalıyordu. Egemen zayıf, esmer, saçını kestirmemeye kararlı, matematiği kuvvetli, çabuk öğrenen bir zekaya sahip biriydi. Ã?abuk sinirlenirdi. Fazla konuşmayı da sevmezdi. Tüm amacı üniversite sınavından iyi bir puan alıp istediği bir üniversiteye girmekti.
Kütüphanede fazla öğrenci yoktu. Egemen fizik çalışıyordu. Gürhan da dalgın bir vaziyette onu izlemekteydi. Diğer öğrencileri rahatsız etmemek için kısık sesle konuştu: “Egemen!”
“Ne var?”
“Bak. Rüyamda çok harika bir şey gördüm.”
Egemen fizik kitabından gözlerini ayırıp Gürhan’a döndü:
“ Yine ne gördün?”
“Rüyamda uçabiliyordum. Rüzgarı bile hissettim.”
Egemen sıkkınlığı belli edercesine bir bakış attıktan sonra: “Bir daha pencereyi açık unutma. Ã?şütüyorsun.”
Gürhan, Egemen’in dediğini duymazdan geldi. Heyecanla rüyasının devamını anlatmak istiyordu: “Seni de gördüm”
Egemen öylesine: “Ben ne yapıyordum?”
“ Saat gecenin bilmem kaçıydı. Sen Göztepe İskelesi’ndeydi. Vapura biniyordun galiba. Birden suya atladın.”
“Sonra?”
“Bir daha yüzeye çıkmadın.”
“Bu mu?”
“Hayır. Ama ben senin boğulmadığını biliyordum.”
“Peki gerçek olan neymiş?
“Sen sanki denizde bir yunusa tutunmuş derinlere iniyordun. Boğulmak gibi bir endişen yoktu. Çok mutluydun.”
Egemen kitabını kapattı. Sert bir ifade takınarak: “Gürhan, itiraf et. Altına mı yaptın?”
“Çok komik.”
“Bence değil. Bence sen artık bırak bu işleri. Bak bu fizik, Gürhan. On üç, birinci bölümde; on üç, ikinci bölümde toplam yirmi altı soru eder.”
“Anlıyorum.”
“Bence anlamıyorsun.”
Gürhan sinirle ayağa kalktı: “Ben sınıfa gİdiyorum.”
“Gerçekler acıttıysa özür dilerim, dostum. Bu senin iyiliğin içindi.”
*****************************************************************************************************
Efe ve Hulusi kantinden dönüyordu. Efe kumpir, Hulusi de yarım pane almıştı. Efe arkadaş canlısı, sempatik ve sınavları genelde ders çalışarak değil de kopya çekerek vermeye çalışan biriydi. Sabuna karşı olan alerjisi yüzünden yüzünün bazı yerleri soyulmuştu. Sağ yanağında gamzesi vardı. Hulusi okula geçen dönem gelmişti. Ama konuşkanlığı sayesinde çabuk alışmıştı. O da uzun boylu, saçlarını jöleyle diken ve ön dişleri alt dişlerinden daha öndeydi ki bu gülerken onu daha sevimli göstermekteydi, biriydi.
Sınıfa girdiklerinde Gizem uyumakta, Gökçe de yanında fizik testi çözüyordu. Gizem sarışın ve bakımlı bir kızdı. Gökçe de kumral ve paylaşımcı bir kızdı. Gökçe ve Gizem lise hazırlıktan beri iyi arkadaştılar. Sonra Efe de aralarına katıldı. Gökçe ve Gizem her zaman birlikte takılırlardı. Tüm sırlarına birbirlerine paylaşırlardı. Efe de onların can dostları olmuştu. Her zaman bir sorun çıktığında hep onların yanındaydı.
Gökçe, Efe’nin elinden kolayı izin istemeden almıştı. Onu bir dikişte yarıladı. O sırada tahminen Gökçe’nin içerken çıkardığı ses yüzünden Gizem uyandı: “Ne o? Geldik mi?”
Gürhan sınıfa girerken Hulusi’ye çarptı. Hulusi normal de çok geveze olan Gürhan’ın bugün gereğinden fazla olan sessizliğine bir anlam verememişti. Ã?arptığı halde Gürhan özür dilememişti. Hulusi anlayış göstermişti. Ama bugün Gürhan’ın ne gibi bir derdinin olduğunu da öğrenmek istiyordu: “ Bugün çok garipsin, Gürhan.”
“Farkındayım.”
“Ne oldu, dostum? Bana açılabilirsin.”
“Mesele rüya görmem.”
“Herkes rüya görür. Bunda mesele edecek ne var?”
“Bir haftadır garip rüyalar görüyorum.”
Efe söze karışarak: “Uyandığında bir ıslaklık oluyor mu? Yapışık bir şey…”
“Hiç komik değil.”
Hulusi: “Sen takma Efe’yi. Mesela ne gördün dün?”
“Boş ver. Anlatmam. Dalga geçersin.”
En çok güvendiği dostu Egemen’in sözlerinden sonra kimseye rüyalarını anlatmamaya karar vermişti. Ama Efe ısrar etti: “Anlatsana”
Gürhan dayanamadı sonunda: “Mesela iki gün önce Efe’yi gördüm. Hayvanlarlarla konuşuyordu.”
“Gürhan, doğruyu söyle. Bir hayvanla ilişkin mi var?”
“Tahmin etmiştim böyle olacağını.”
Gürhan öfkeyle sınıftan çıktı. Hulusi de peşinden gitti: “Gürhan, dur.”
Ama birden Hulusi’nin başı dönmeye başladı. Kulağında çınlamalar olmaktaydı. Tanıdığı birisinin sesi kulağında yankılanıyordu: “Yardım…Yardım…et!”
Bu ses Ã?ağla’nın sesiydi. Ama bu garipti. Ã?ünkü Ã?ağla sınıfta bir arkadaşıyla cep telefonu vasıtasıyla konuşmaktaydı. Hulusi bunu başta gariplese de pek üzerinde durmadı. Gürhan’ın peşinden koştu.
Ã?ağla sınıfın çalışkan kızlarından biriydi. Kumral ve dalgalı saçlarına çok özen gösterirdi. Yeşil gözleri uzaktan bile farkedilirdi. Arkadaşıyla olan konuşması tam bitmişti ki biri daha onu aradı. Normalde okulda cep telefonu yasaktı. Ama pek bu kurala uyan da yoktu. Ã?ağla hemen açtı. Telefondaki: “Onu bulmak zorundayız.”
“Ama ikna edilmesi zor olacak.”
“Sana güveniyorum, Ã?ağla. Onlar bulmadan önce biz harekete geçmeliyiz.”
“Peki.”, dedikten sonra Ã?ağla telefonu kapattı.
Egemen kütüphaneden dönmüştü. Ã?ağla’ya çözemediği bir fizik sorusunu gösterdi. Ã?ağla saçındaki buklelerle oynamaktaydı. İlgisizce: “İşim var, Egemen. Başkasına sor.”
Egemen içinden birkaç küfür saydıktan sonra: “Peki”, diyebildi.
***************************************************************************************************** Gürhan okul koridorlarında nereye gittiğini bilmeden dolaşmaktaydı. Koridordaki duvarlarda ünlü düşünür, bilim adamı ve siyasetçilerin tabloları vardı. Onlara bakmaktaydı. Birden karşısına çıkan bir adam tarafından duvara yapıştırıldı. O anda farketti ki koridorda başka kimse yoktu. Adam siyah bir palto giymekteydi. Güneş gözlüğü takıyordu. Saçları ve gözleri simsiyahtı. Ama saçının bazı yerlerine aklar düşmüştü.
“Beni takip et.”, dedi adam sert ve kuru bir sesle.
“Ben…”
“Fazla konuşma. Sadece ilerle.”
***************************************************************************************************** Yeşim uzun boylu, ince belli bir kızdı. Espri yapmayı severdi. Sınıf kapısının önünde arkadaşı Volkan’ın yanındaydı. Volkan da uzun boyluydu. Yeşim’le sıkı arkadaştılar. Karizmatik bir yüze sahipti.Yeşim:
“Sen denize düşsen batmazsın, Volkan.”
“Neden diye sormayacağım, Yeşim? Sakın zorlama.”
“O zaman sen sormadan ben cevabını vereyim mi?”
“Hayır…”
“Ã?ünkü tipin kayık.”
***************************************************************************************************** Hulusi her yeri dolaştı. Ama Gürhan’ı bulamadı. O da sınıfa geri döndü. Ã?ağla, Faris ve Selçuk’a organik kimya anlatmaktaydı. Faris’in kurnaz bir yapısı vardı. Selçuk’la beraber diğer arkadaşlarıyla dalga geçmeye bayılırdı. Ama ders konusuna gelince ciddileşirdi. Çalışkan ve hırslıydı. Selçuk sarışın biriydi. Ã?illi bir yüzü ve yeşil gözleri vardı. Siyasi konularda arkadaşlarıyla tartışmayı severdi. İstese saatlerce konuşabilirdi.
Hulusi yanlarına gitti. Ã?ağla: “Alkandan bir hidrojen çıktı. Alkil oluştu. Tamam mı?”
Hulusi: “Ya, Gürhan’ı gördünüz mü?”
Faris konunun bölünmesine rahatsız olmuştu: “Ya, bırak şimdi Gürhan’ı. Sınav var. Daha organik kimyanın o’sunu bile bilmiyorum.”
Ã?ağla: “İşte anlatıyoruz ya.”
O sırada Ã?ağla’nın telefonu çaldı. Selçukların yanından uzaklaştı. Kimsenin onu dinlenmediğine emin olunca açtı: “Alo! Ne oldu? Tamam, geliyorum.”
*****************************************************************************************************
Gürhan, kendini bir rüyaydaymış gibi hissediyordu: “Uçabiliyorum.”
Yanındaki adam: “Anlaşılan fazla sakinleştirici verdim.”, diye düşündü.
Paltolu adam, Gürhan’ı okulun arka taraflarındaki depo gibi bir yere getirmişti. O sırada odanın kapısı açıldı. Bu Ã?ağla’ydı: “İlkini bulmuşsun.”
“Evet.”, dedi adam kuru bir ses tonuyla.
“Sıradaki kim ama?”
“Ben biliyorum.”
“Kim?”
1. Bölümün Sonu
Posted: Sun Apr 22, 2007 3:19 am
by catboy
Bölüm 2 “Gizem”
Ã?ağla, sevecen bir edayla Gürhan’ı süzdü. Gürhan hala sakinleştiricinin etkisindeydi. Yavaş yavaş kendine gelmeye başlamıştı. Ã?ağla: “Eğer kendini biraz daha iyi hissediyorsan konuşmaya başlayabiliriz.”
“Ben nerdeyim?”
“Okulun arka taraflarına pek kullanılmayan depo gibi bir odadayız.”
Gürhan, Ã?ağla hakkında şu zamana kadar tüm bildiklerini hatırlamaya çalıştı. Ama beynini ne kadar zorlasa da Ã?ağla’yı bu kadar ciddi gördüğü bir anı hatırlayamadı. O hep Ã?ağla’yı esprili, hırslı ve sempatik biri gibi tanımıştı. şimdi de Ã?ağla’nın başka bir özelliğini daha öğreniyordu.
Ã?ağla pür dikkat Gürhan’ı izliyordu. Birden Gürhan yanlarındaki adamı hatırladı. Ã?ağla adamı gösterdi: “Bu bayın adı Murat Tamyeli. Kendisi eski diller konusunda uzman. Aslında kimya bölümünden mezun oldu. Bana kim öğretti sanıyorsun organik kimyayı.”
Murat, hala güneş gözlüğünü çıkarmamıştı. Sanki kendisinden bahsedildiğinin farkında değilmiş gibiydi. Sessizce ayakta duvara dayanmış duruyordu.
Gürhan, Murat’ın kim olduğunu düşünecek durumda değildi. Aklında başka sorular vardı şu anda: “Neden ben?”, diye sordu çaresizce. Ã?ağla: “Sana hayallerini gerçekleştirmen için bir fırsat veriyorum, Gürhan. Sen çünkü doğuştan kahramansın. Bu senin kaderin.”
*****************************************************************************************************
Gizem ile Gökçe okulun arka tarafındaki futbol sahasının ordaydı. Gökçe Gizem’i bugün aşırı uykulu görmüştü. Ama şimdi sanki enerjisini yeniden toplamış gibiydi.
Gizem gökyüzüne bakarak: “Sence oradalar mı?”
“Kimler?”
“Melekler. Sence oradan bizi izliyorlar mıdır?”
“Bu meleğin kişiliğiyle alakalı.”
“Dalga geçme. Ben ciddiyim.”
“Gerçi Tanrı melekleri röntgencilik etsin diye yaratmamış olsa gerek.”
“Efe şimdi burada olsaydı bize kızardı herhalde.”, dedi Gizem gülümseyerek. Birden kendini yeniden doğmuş gibi hissetti. Gökçe: “Hadi geri dönelim. Ã?şüdüm ben.” ,dedi.
***************************************************************************************************** Ã?ağla elinde tuttuğu dosyayı gösterdi: “Burada araştırmaların bir kısmı var.”
“Ne araştırması?”
“Yakında anlayacaksın.”
Dosyanın kapağını çevirince yere bir kağıt düştü. Gürhan kağıdı yerden alınca onun bir harita olduğunu farketti. Ne haritası olduğu belli değildi. Yazılar da farklı bir dildeydi. Ã?ağla: “Murat sayesinde yazıların çoğunu çevirdik.”
“Peki ne anlatıyor?”
“Evrenden, yaratılıştan, meleklerden, koruyuculardan,…”
“Koruyucular mı?”
“Evet, koruyucular.”
Gürhan aklını kaçırmak üzereydi: “Sen gerçekte kimsin, Ã?ağla?”
*****************************************************************************************************
O sırada okula iş adamı gibi giyinmiş bir adam geldi. Mavi bir ceket giymişti. Altına da kahverengi bir pantolon giymişti. Yanında kel, uzun boylu biri vardı. Arkasından da asker olduğu her halinden belli olan, sırtında da bir tüfek bağlı bir adam vardı. Ã?niformasında tepesi yukarıda olan bir üçgeni andıran garip bir sembol vardı. Merdivenlerden çıkıp müdürenin odasına yöneldiler.
Müdüre Pervin Töre kilolu ve kısa boylu bir bayandı. Yenilikçiydi. Okula geldiği günden beri öğrencilerin ve okulun ihtiyaçları doğrultusunda yenilikler yapmıştı. Aşırı disiplinli olması öğrencileriyle arasını biraz açsa bile onlarla arasında güçlü bir bağ oluşmasını hiç bir şey engelleyemememişti. Pervin Hanım adamların tiplerinden hiç hoşlanmamaıştı. Yinede güleryüzle: “Hoşgeldiniz. Buyrun odamda konuşalım”, dedi.
İş adamını andıran adam adamlarına dönüp: “İkiniz dışarıda bekleyin.”, dedi. Müdüre:
“İsterseniz asker arkadaşımız, öğrencilere görünmesin. Silah öğrencileri tedirgin edebilir.”
“İyi ya. Hiç kimse konuşmamızı bölmez.”
Müdüre Pervin Hanım yok yere terlemeye başlamıştı birden.
*****************************************************************************************************
Gürhan haritayı bir daha açtı. Haritanın tepesindeki yazıyı gösterdi: “Mesela burada ne yazıyor?”
Ã?ağla, Murat’a dönüp: “Murat. Bir bakar mısın?”
Murat yanlarına geldi. Kuru sesiyle: “Koruyucuların bulunduğu bölgeleri gösteren harita.”, diye açıkladı. Ã?ağla:
“Sağol, Murat.”
Murat tekrar ilgisizce duvara yaslandı. Ã?ağla, Gürhan’a döndü: “Aslında iyi biridir. Ã?ytle sert göründüğüne bakma.”
“Omzumu morartıyordu az daha.”
“Rahatsızlığı sinirlerini bozuyor.”
“Hasta mı?”
“Ã?yle akıl hastası değil. Hemofili.”
***************************************************************************************************** Efe, Gökçe’yi ve Gizem’i arka tarafta da bulamayınca endişelendi iyice: “Tam da telefon bozulacak zamanı buldu ya. Bari sınıfa döneyim. Umarım benden habersiz okuldan kaçmamışlardır.”
Tam geri dönmüştü ki birden ağacın üstündeki karganın bakışlarına takıldı. Karga ile birbirlerine bakışırken birden sessizliği karga bozdu: “ Ne diye bakıyorsun öyle tüy yutmuş, kedi dışkısına basmış, bahtsız saksağan gibi.”
“Efendim?”
“Efendim ya!”
2. Bölümün Sonu
Posted: Sun Apr 22, 2007 10:08 pm
by catboy
Bölüm 3 "Teoriler"
"Sen gerçekte kimsin?" diye sormuştu Gürhan belki de bir çok kez.
"Dedim ya. Bunun şimdi bir anlamı yok.", diye cevabını vermişti Ã?ağla.
"Arkadaşın Murat sence de çok garip biri değil mi? Hiç nazik değil."
"Onun kusuruna bakma. O biraz rahatsız."
"Hasta mı?"
"Akli dengesiyle ilgili değil. Hemofili."
Gürhan bu sene gördüğü biyoloji dersini hatırladı: "Genetik kan hastalığı.";
"Evet. Minik bir iğne, küçük bir çizik onun hayatının sonuna sebep olabilir."
Gürhan bir kez daha Murat'a baktı. Murat sanki başka bir alemde gibiydi. Hiç konuşulanlarla ilgilenmiyordu. Gürhan bir defa daha şansını denemeye karar verdi: "Ã?ağla, sen gerçekte kimsin?"
***************************************************************************************************** Egemen öğle tatilinin bitimine doğru endişelenmeye başladı. Ã?ünkü Gürhan hala ortalarda yoktu. Yeşim, Egemen'in sessizliğine bir anlam veremedi: "Egemen. Neden bu kadar düşüncelisin?"
"Hiç ya. Sıradan şeyler: stres, okul, hayat"
"Tabi ya. Bak sana tavsiyem. Sen çok takıyorsun şu üniversite sınavını. Biraz rahat ol."
"Belki de. Haklı olabilirsin."
"Bunu düşün. Fazla strese girme."
"Sağol, Yeşim."
Yeşim gidince birden Egemen rahat bir nefes aldı. Ã?ünkü Yeşim espri yapmadan yanından ayrılmıştı. Ama Yeşim yine yanında belirdi: "Ah, bir de Egemen şunu sormayı unuttum."
"Ne?", diye sorduğunda Egemen çoktan pişman olmuştu.
"Ã?içeğin kökünün karesini alırsak ne olur?"
"Evet. Anlıyorum."
"Egemen. Ciddi ol."
"Tamam. Ne olur?"
"Cevap veriyorum. Kökten kurtulur."
"İlginç.", diyebildi Egemen sadece.
***************************************************************************************************** Karga havalandıktan sonra Efe daha bir süre olduğu yerde kalakaldı. Sonra: "Galiba uyumam gerekiyor", dedi kendi kendine.
O anda Gürhan'ın on beş dakika önce anlattığı saçma rüya aklına geldi: "Mesela iki gün önce Efe'yi gördüm. Hayvanlarla konuşuyordu."
"Yok canım. Ã?yle şey mi olur?"
Ama bir süre sonra: "Olur mu cidden acaba?", diye yine kalakaldı.
***************************************************************************************************** "Peki ben ne yapmalıyım?", diye sordu Gürhan.
"Kaderinle yüzleşmelisin.", diye açıkladı çağla.
"Onu nerede bulabilirim?"
"Burada. Okulda, bir yerde."
Birden Murat'ın boş gözlerinde bir pırıltı oluştu. Ã?ağla'ya yaklaştı: "Artık gitmeliyim."
Ã?ağla gülümseyerek: "Peki. Seni telefonla ararım.", dedi. Sonra Gürhan'a dönerek: "Biz de sınıfa gidelim.", dedi.
***************************************************************************************************** Müdüre Pervin Hanım dosyayı inceledikten sonra: "Ne demek oluyor bu?", diye sordu.
İş adamı gibi giyinmiş olan adam: "Bu şu demek oluyor. Araştırmamıza burada devam edeceğiz. İşte elinizdeki de onay kağıdı.", diye açıkladı.
"Bu ne araştırması peki?"
"Gizli. Ama detaylarına girmeden şunu söyleyebilirim. Bu binanın altında değerli bir şey olduğuna dair bulgular var elimizde."
"Nasıl bir şey?"
"Değerli bir taş diyelim, şimdilik."
"Yani okulda arkeolojik bir kazı mı yapılacak? Hem de eğitimin olduğu bu aylarda."
"Aynen öyle.", dedi adam yüzüne yayılan bir tebessüm eşliğinde.
***************************************************************************************************** Gizemli üç adamdan kel olanı ve asker müdürenin odasının dışındaydı. Ã?ğrenciler yanlarından geçerken bu garip insanların ne amaçla burada olduklarını düşünüyorlardı. Kel adam hala güneş gözlüğünü çıkartmamıştı. Arkasından yaklaşan adam: "Siz de kimsiniz?", diye sordu.
Kel adam soru sorana önce dik dik baktı sadece. Sonra: “Sizi ilgilendirmeyecek bir meselenin içinde olan biri.", dedi.
Soru soran adam bu kez sesini yükselterek: "Ben okulun müdür yardımcılarından Mutullah Kaya. Okulun içinde olan tüm meseleler beni de ilgilendirir. şimdi önümden çekil."
Mutullah Bey bıyıklı, rahat, aşırı kuralcı olmayan, öğrencilerin sorunlarıyla ilgilenen biriydi. Okulun sevilen müdür yardımcılarındandı.
Mutullah Bey, kel adamı hafifçe itti ve içeri girdi.
*****************************************************************************************************
Gürhan Ã?ağla'ya yetişmekte zorlanıyordu: "Teoriler üretiyorum. Ama aklım almıyor.", dedi.
Ama Ã?ağla artık onla ilgilenmiyordu. Eski, bilindik Ã?ağla'ya dönmüş gibiydi.
Sınıfa girdiklerinde Ã?ağla, Ecelerin yanına gitti. Ece mısırlı kızları andıran, uzun boylu, yardım sever biriydi. Aşırı duygusaldı. Hemen ağlayabilirdi. Aynı zamanda çok zekiydi, çalışkandı ve arkadaş canlısıydı. Ece: "Kimya defterin yanında mı?", diye sordu Ã?ağla'ya.
"Ã?antamda olacak. Getireyim.", dedi Ã?ağla da.
Gürhan sabırsızlanıyordu. Kaderini değiştirecek olay neyse merak etmekteydi. Okulda bir yerlerde olmalıydı. O sırada Hulusi yanına geldi: "Nerdeydin Gürhan? Her yerde seni aradım."
Gürhan bir şey demedi. Sadece gülümsedi.
O sırada sınıfa Efe girdi. Gergindi. Heyecanla: "Gürhan, son bir hafta içinde gördüğün tüm rüyaları detaylarıyla anlatmanı rica ediyorum.", dedi.
3. Bölümün Sonu
Posted: Mon Apr 23, 2007 3:18 am
by catboy
Bölüm 4 “Zamanın Efendisi”
Mutullah Bey, müdürenin odasına girdiğinde içerdekilerde direk ona döndüler. Mutullah Bey: “Siz kimsiniz? Pervin Hanım ne oluyor burada?”
Pervin Hanım tedirgin bir ifadeyle: “Çok özel bir durum.”, dedi.
İş adamını andıran adam ayağa kalktı. Mutullah Bey’e doğru yürüdü. Yüzü gülmekteydi. Güler yüzle: “Benim adım Kenan Başeser. Arkebiyo şirketi’nin kurucusuyum.”, dedi ve elini uzattı.
Mutullah Bey de adamın elini sıktı: “Memnun oldum.”, dedi.
Kenan Bey Mutullah Bey’in ardından içeri giren asker ve kel adamı gösterdi: “Bu komutanımızın adı, aynı zamanda benim yakınen dostumdur, Burak Sarı. Kendisi orduda üstün başarıları olan bir komutandır. şu anda kendisinin başında olduğu ismi Tuluren olan bir güvenlik timinin adına çalışıyor.”
Komutan hafifçe başını salladı. Ã?nüformasındaki mavi renkteki ters üçgene benzeyen sembol açık pencereden gelen güneş ışığının etkisiyle parlamaktaydı.
Kenan Bey bu sefer kel adama yaklaşıp: “Bu arkadaşımın adı Zeynel Ova. Kendisi psikoloji bölümünde uzmanlaşmış bir bilim adamıdır.”, diyerek onu tanıttı.
Mutullah Bey sertçe: “Dışarıda tanışmıştık kendileriyle zaten”, dedi.
Kel adam da dik dik bakmaktaydı Mutullah Bey’e.
***************************************************************************************************** Güç… İnsan her zaman kendini diğer insanlardan üstün ve farklı yapacak özellikleri arzu eder. Bu çoğu zaman hiç bir zaman olamayacak bir beklentiden ibarettir. Ama kaderlerimizi belirleyecek olan, her zaman insanın kendisi olmayabiliyor.
Efe yutkundu: “Rüyalar diyorum, Gürhan. Özellikle son günlerdeki… Acele et!”
Gürhan şaşkındı. Ã?ağla’ya baktı. O olanlarla ilgilenmiyordu. Ecelerin yanındaydı.
Gizem ve Gökçe de sınıftaydı. Gizem ayağa kalktı: “Ne oluyor Efe? İyi misin?”
“Bir dakika Gizem. Açıklamamı sonraya saklıyorum. Sabırlı olun.”
“Açıklama mı?”
Ama birden Gizem’in başı dönmeye başladı. Gökçe onu tuttu: “İyi misin?”
“Çok yorgunum.”
Hulusi, Gizem’in önündeki sırada oturuyordu: “Hasta mısın? Ateşin var mı?”, diye sordu.
“Bilmiyorum.”
Hulusi, elini Gizem’in alnına koydu. O anda Hulusi çarpılmış gibi oldu. Titremeye başladı. Ama elini de çekemedi. Kulakları çınlamaya başladı. Ã?ağla’nın sesi kulaklarında yankılanmaktaydı: “Kaderin seni bekliyor… Zamanın yaklaşıyor…”
***************************************************************************************************** Hulusi kendini bir şehir enkazında buldu. Her taraf yıkık döküktü. Alarm sesleri yankılanmaktaydı. Etrafta insanlar kaçışıyordu. Uçaklar geçmekteydi. Ona doğru koşan bir askeri görünce “dur” işareti yaptı çarpmamak için. Ama asker onun işaretini görmezden geldi ve içinden geçti. Hulusi şaşırmıştı: “Nerdeyim ben?”, diye haykırdı.
Bir ses: “Fazla uzak olmayan bir gelecek. Burası İzmir, Konak Meydanı. Saat Kulesi’nin enkazı da ilerde.”
Ses Ã?ağla’ya aitti. Hulusi: “Nerdesin?”, diye sordu.
“Hiçbir yerde. Aynı senin gibi.”
“Ne olmuş buraya?”
“Savaşın acı sonu.”
“Saçmalama. Türkleri kim ezip geçebilir?”
“Bunu şimdi söyleyemem. Ama şöyle diyebilirim. Ölken tehlikede. Türkiye üzerine oyunlar oynanıyor. Çok tehlikeli bir proje. Amaç da intikam almak.”
“Ne intikamı?”
“Tarih, Hulusi. Tarih. Ã?ğrenilmesi es geçilen bir ders, değil mi ama?”
Birden etraf bembeyaz bir ışıkla doldu. Sonra da kendini Hulusi okul koridorlarında buldu. Ama gece olmuştu. İlerde koşan birinin ayak seslerini duydu. Koridorda ilerlemeye başladı. Kızlar tuvaletinin olduğu koridordu. Bu ilk kattı. İlerdedi merdiveden ikinci kata çıkıyordu. Hemen merdivenlerin yanında da müzik odası vardı. Müzik odasının karşısından da yemekhaneye çıkan merdivenler vardı.
Hulusi kızlar tuvaletine yaklaştı. Merdivenler de Ã?ağla’yı gördü: “İşte kaderin.”, dedi.
O sırada merdivenlerden aşağıya koşan birini gördü. Bu da Ã?ağla’ydı. Arkasında siyah pelerinli, yüzü gölgede kalmış biri gözüktü. Ã?ağla’nın peşindeydi. Yanındaki Ã?ağla: “Buna mani ol.”
Diğer Ã?ağla adamdan kaçarken birden kaskatı kesildi. Pelerinli adam uzaktan elini sola doğru sallayınca kaskatı kesilmiş Ã?ağla kendini duvarda buldu. Hala kıpırdayamıyordu. Gözyaşları yanağından süzülürken: “Yardım… Yardım… et!”
Yanındaki Ã?ağla: “Zamanı gelince olman gerken tarafta ve yerde ol. Sana güveniyorum, Hulusi.”, dedi. O sırada tekrar her taraf bembeyaz bir ışıkla dolmuştu.
***************************************************************************************************** Hulusi kendini bu sefer kendini sınıfında buldu. Efe kalkmasına yardım etti: “İyi misin?”, diye sordu.
Hulusi’nin dudakları titriyordu. Etrafına bakındı. Sonra: “Olmaması gerekiyor. Durdurmamız gerekiyor.”, dedi yalvaran gözlerle.
Faris, Efe’nin yanındaydı: “Galiba daha ayılmadı. Bir tokat atsak kendine gelir.”, dedi dalga geçercesine.
Hulusi dengesini sağlamaya çalışarak: “Yok, yok. İyiyim ben. Sayılır. Galiba.”, dedi. Efe: “Neyin olmaması gerekiyor, Hulusi?”, diye sordu ciddice.
“Savaşın…”
Kader oyununu oynuyordu. Tarih sayfaları yeniden yazıyordu. Artık geri dönülemez bir yolun ağzındaydılar… Kaçış yoktu!
4. Bölümün Sonu
Gelecek bölümde Gökçe ve Gizem güçlerini keşfederken yaşayacakları tehlikelere şahit olacağız. Okula gelen gizemli adamların kimliklerini açıklanacak ve Hulusi arkadaşlarını güçleri konusunda ikna etmeye çalışacak. Hepsi gelecek bölümde...
Posted: Mon Apr 23, 2007 8:04 pm
by catboy
Bölüm 5 “Ateş”
“Zaman aslında zannedilenin aksine akıp giden bir nehir değildir.”
Gizem, Hulusi yere yığıldıktan bir süre sonra kendini yine dinç hissetti. Sanki Hulusi’den ona enerji aktarımı olmuştu. Midesinden gelen sese kulak verip Gökçe’ye döndü: “Anlaşılan ders boş. Kantine gidelim.”
Gökçe arkadaşının bugünkü hallerinden endişe duyuyordu: “Gerçekten iyi misin?”, diye sordu.
“Sağol. İyiyim.”
O sırada Efe, Hulusi ve Gürhan sınıfın araka tarafına geçmişti. Efe: “Evet, Gürhan. Sırada ne var?”, diye sordu.
Gürhan artık ilgilenmiyordu: “Kaç kere dedim? Tamam ya. Artık dalga geçmeyi bırakın.”
“Hayır. Ciddiyim. Dediklerin gerçek oldu.”
Faris konuşulanlara kulak misafiri oldu. Gürhan’a: “Ne yani sen kahin misin?”, dedi dalga geçerek.
“Hayır. Ã?yle bir iddiam yok benim. Ben sadece uçabileceğimi düşünüyorum.”
“Bu da bir şey…”
***************************************************************************************************** Halil, sınıfın Volkan’dan sonra en uzun boylusuydu. Gözlük kullanmaktaydı. Yüzü sivilceliydi. Daha sakalı çıkmamıştı. Hüseyin en iyi arkadaşıydı. O da gözlük kullanıyordu. Ama yüzündeki sakallar bayağı belirgindi. Ders boş diye dışarı çıkmışlardı. Askeriyenin oraya yürüdüktan sonra sınıfa geri dönmeye karar verdiler. Halil’in dün geceden beri başında ağrı vardı. O sırada Halil bir çınlama duydu. Ardından bir ses: “Neden hep benim peşimdesin?”
“Ne? Bir şey mi dedin?”
Hüseyin, Halil’e dönüp: “Hayır. Islık çalıyordum sadece.”, dedi. Ama Halil yine sesler duymaya devam etti: “Islık çalmama da karışıyor artık. Bırak beni ya!”
“Sen iyi misin?”
Hüseyin sıkılarak: “Asıl sen iyi misin? Ne oldu yine?”
“Hiç ya. Galiba başım ağrıyor.”
***************************************************************************************************** Okulun kantinininde bir şey alırken önce marka alınırdı. Tavladaki taşları andıran bu markalarla istediğin yiyeceği almak için bir kere daha sıraya girerdi.
Gökçe çay almaya gitmişti. O sırada okulun diğer sınıflarında ders olduğu için kantin boştu. Diğer çalışanlarda ihtiyaçlarını gidermeye gittiği için kantini idare etmek aksanı biraz garip olan kadına kalmıştı. Kantinci ona çay doldurdu. Tam Gökçe’ye uzattı ki Gökçe’nin eli kantinci kadına çarptı. Bardak kadının üstüne devrildi. Kadın acı içinde: “Ne yaptın? Yaktın beni…”
Gökçe: “Özür dilerim. Bilerek olmadı.”
Kadın lavabonun yanındaki sarı bezi ıslaktıktan sonra üzerine silmeye başladı. Sonra gıcık bir sesle: “Bir de bilerek yapsaydın.”
“Özür diledik ya. Uzatma sen de.”
“şuna bak. Hem suçle hem güçlü.”
Gökçe’nin kan beynine sıçramıştı: “Tamam ya. Uzatma. Kes sesini.”
Gizem o sırada kantindeki masalardan birine oturmaktaydı. Olayın büyüdüğünü farkedince yanlarına gitti. Gökçe’yi tutarak: “Tamam, kızım. Sakinleş sen de.”
Ama kantinci Gökçe’yi kızdırmayı sürdürdü: “Bırak, kız. Ne yapacakmış bakalım? Sinirlense ne olur ki?”, dedi.
Gökçe sinirle gözlerini kantinciye dikti. Birden arkadaki çay ocağından sesler gelmeye başladı. Kantinci arkasını döndü: “Ne oldu buna? Yine mi bozuldu?”
Ã?ay ocağından buharlar tütmeye başladı. Gökçe de hareketsiz duruyordu. Gözlerini kapatmıştı. Kendini sıkıyordu. Sanki bir şeye konsantre oluyormuş gibiydi. Gizem: “Buradan gitsek iyi olur.”, dedi yalvaran bir sesle.
Ama Gökçe kıpırdamamaktaydı. Hala gözleri de kapalıydı. Kantinci çay ocağını kapattığı halde ocak tütmekteydi. Gizem heyecanla: “Bu gidişle patlayacak.”
Dediği de oldu. Ã?ay ocağı patladığında kantinci kendini son anda geriye attı. Ama üzerine doğru yıkılan dolabın altında kaldı. Gizem de Gökçe’yi duvar dibine çekmeyi başarmıştı. Gökçe gözlerini açarak: “Ne yaptım ben?”, diye haykırdı.
***************************************************************************************************** Ã?ağla, Ece ile beraber kimya çalışıyordu. Patlama sesini duymuşlardı; ama pek önemsemediler. Ã?ağla Ece’nin yanından ayrılıp Gürhanların yanına gitti. Elinde bir kitap vardı. Bunu Gürhan’a uzattı:
“Sorularının cevaplarının bir kısmı burada. şimdilik seni umarım tatmin eder.”
Kitap kahverengi bir kapağa sahipti. Eski bir kitap olduğu belliydi. Ã?ağla, Gürhan’a bakıp: “Oku, Gürhan. Oku! Yanıtlarını bulacaksın.”, dedi.
Faris, Ã?ağla’ya bakıp: “Siz iyi misiniz? Bugün hepiniz garip davranıyorsunuz.”, dedi.
Efe ve Hulusi bakıştılar. Sonra Efe: “Belki biz gerçeğiz. Sen gerçeği görmekte zorlanıyorsun.”, dedi.
Faris: “Tabi, tabi.”, dedi sadece. Sonra Egemen’in yanına gitti. Egemen sırasında matematik sorusu çözüyordu. Faris Egemen’i gösterip: “İşte bu. Gerçek olan bu.”, dedi.
***************************************************************************************************** Halil ve Hüseyin sınıfa yaklaşırken birden Halil durdu. Hüseyin: “Ne oldu?”, diye sordu.
“Asıl sen söyle. Yoksa sen benden rahatsız mı oluyorsun?”
“Ne alakası var?”
“Tamam. Yok bir şey. Saçmalıyorum sadece.”
“Saçmalaman bittiyse sınıfa gidelim artık.”
***************************************************************************************************** Efe: “Hadi kitabı açsana.”, dedi.
Gürhan üstündeki kilidi gösterdi: “Açılmıyor. Bak kilidi var kapakta.”
Ã?ağla yanlarında değildi artık. Kapıda Yeşim’le muhabbet ediyordu. Hulusi de yanlarında değildi. Sırasına geçmişti.O sırada Gürhan kitabın arkasında yapışmış bir kağıt parçası buldu. Efe: “Ne yazıyor?”, diye sordu.
Volkan yanlarına yanaştı. Ne konuşuklarını anlamaya çalışşyordu. Efe ona dönerek: “Ne oldu?”, diye sordu.
“Hiç sadece deminki patlamayı duydunuz mu diye soracaktım.”
Efe: “Evet de nerde olmuş ki?”
“Kantin tarafından geldi sesler.”
Efe birden duraksadı. Sonra: “Gizemler kantine gitmişti.”, diye bağırdı.
***************************************************************************************************** Yeşim ve Ã?ağla kapı önündeydi. Yeşim dehşet içinde ileriyi gösterdi: “Gizemlere ne omuş böyle?”
Ã?ağla yanlarına koştu. Gökçe’nin alnı kanıyordu. Ona yardım ederken:
“Yeşim. Sen de Gizem’e yardım et. Ã?yle sap gibi durma.”
“Tamam.”, dedi Yeşim ve Gizem’in yürümesine yardım etti. Ama birden Gizem bayıldı.
5. Bölümün Sonu
Gelecek bölümde Yeşiim'in de bir sırrını öğreneceğiz. Devamını kaçırmayın sakın...
Posted: Wed Apr 25, 2007 3:57 am
by catboy
Bölüm 6 “iyileştir Beni”
Kenan Bey ayağa kalktı: “İsterseniz bugünlük bu kadar yeter. şu patlama olayıyla ilgilenin. Yaralı veya ölen, umarım yoktur, varsa biz buralardayız, yardım edebiliriz.”, dedi.
Pervin Hanım: “Sağolun.”, dedi imalı bir şekilde. Mutullah Bey Pervin Hanım’ın kulağına eğilerek: “İzin verecek misiniz böyle rahatça gezmelerine.”, dedi fısıltı şeklinde. Pervin Hanım: “Ne yapabilirim Mutullah Bey? Ellerinde onay kağıdı var.”, dedi.
O sırada Kenan Bey konuşulanları hissetmişti. Onlara döndü: “Son bir kez uyarımı yapayım istedim. Sakın işimizi engelleyecek bir şey yapmaya kalkışmayın. Belli mi olur? Her an bir öğrencinin başı sizin başınıza bedel olabilir. Bilmem anlatabildim mi?”
Mutullah Bey: “Bu bir tehdit mi?”, diye sordu sesini yükselterek.
“Hayır. Siz nasıl anlıyorsanız diyelim. Kulağınıza küpe olsun istedim.”
Sonra Kenan Bey adamlarına döndü: “Gidelim.”, dedi.
“Komutan bir şey demeden Kena Bey’i takip etti. Kel adam da son kez Mutullah Bey ve müdüreye tehditkar bir şekilde baktı ve sonra diğerlerini takip etti.
Hepsi odadan çıkınca Mutullah Bey: “Bu böyle olmaz, Müdüre Hanım. Yazın yapsalar olmaz mı? Eğitimin yapıldığı bu aylarda olacak şey mi yani? Gazetelere manşet olacağız vallahi.”, dedi müdüreye.
“şimdi bırakalım bunları. O patlama da neymiş bakalım? Yaralanan varsa ambulans çağırırız.”
“Cemil Bey ilgilenmiştir o işlerle.
“Olsun.Bu okulun yöneticisi benim.” Dedi Pervin Hanım ve odadan çıktı.
Mutullah Bey bir süre daha odada kaldı. Sonra o da çıktı.
***************************************************************************************************** Halil ve Hüseyin tam giriyorlardı ki Ã?ağlaları gördüler. Yardıma koştular. Ã?ağla bu sefer Gizem’in yanındaydı. Gizem bayılmıştı. Ã?ağla Hüseyin’e: “Yardım edin de sınıfa götürelim.”
“Peki ya Gökçe?”, diye sordu Hüseyin.
“Onla Yeşim ilgilenir.”
“Ama başı kanıyor.”
“Dedim ya, Yeşim ilgilenir. Zaten hocalar da gelir az sonra.”
Yeşim, kanın durması için Gökçe’nin alnına bastırmaktaydı. Birden ellerine doğru garip bir şey hissetti. Ellerine kan toplanıyor gibiydi. Sanki bir çeşit güç birikiyordu.
Yeşim elini Gökçe’nin alnından çektiğinden şaşkınlıktan küçük dilini yuttu. Ã?ünkü Gökçe’nin alnında yara filan kalmamıştı.
O sırada Cemil Bey belirdi. Topallayarak yanlarına geldi: “Kızım, kantindeki öğrenciler bunlar mı?”
“Evet, hocam.”, dedi Yeşim.
“Ambulans çağırdık. Beden eğitimi hocalarınız da geliyor. Onlar ilgilenir. Siz sınıfınıza geçin. Dersiniz ne?”
“Boş hocam”
“Boş olduğunu görüyorum. Hocanız kim?”
Hüseyin ordan söze karıştı: “Biyoloji, biyoloji.”, dedi.
Bu kısaca felsefe dersi demekti. Felsefe hocası da Cemil Demir’di.
“İyi o zaman. Siz hadi sınıfınıza geçin.”, dedi Cemil Bey. Sonra Yeşim’e: “Kızım. Sen de bana yardım et. Ambulans gelene kadar dışarıda beklesinler. Zaten beden eğitimi hocaları da yardım eder.”
“Peki hocam.”, dedi Yeşim sadece. Hala bir eli de Gökçe’nin alnındaydı.
*****************************************************************************************************
Efe sınıftan çıkarken Hulusi de peşinden geliyordu. O sırada Ã?ağla, Hüseyin ve Halil de sınıfa girmekteydi. Halil: “Cemil Hoca ve Yeşim Gizemleri dışarı götürdüler.”, dedi Efe’ye.
“Sağol, Halil. Hadi gel Hulusi.”
*****************************************************************************************************
Gürhan, Efe gittiğinden beri hala yerinden kıpırdamadan duruyordu. Faris, Egemen’in yanından ayrılıp Gürhan’ın yanına gitti: “Eh, Gürhan. Hala o çılgınlıkları sürdürmeye kararlı mısın?”, diye sordu.
“Senden bir şey rica edebilir miyim, Faris?”, dedi Gürhan kararlı bir ses tonuyla.
“Neymiş?”
“Beni yalnız bırakır mısın?”
“Hadi öyle olsun. Ama bunu yazıyorum.”, dedi ve tekrar Egemen’in yanına geçti.
“Sağol, Faris.”, dedi Gürhan arkasından fazla sesi çıkmadan.
Sonra Ã?ağla’nın ona verdiği kitabın arkasındn çıkarttığı kağıda baktı. Belki de on defa okumuştu yazılanları:
“Anahtar senden kaçıyor. Onu yanına çekmelisin. Bu güç sen de yok ama. Bu gücün kaynağı bul. Kaynak da Faris’de. Yeter ki onu ikna et…”
Gürhan içinden: “Bu hiç kolay olmayacak.”, dedi.
Halil, Gürhan’ın yakınındaydı: “Ne hiç kolay olmayacak, Gürhan?”, diye sordu.
Gürhan şaşkın bir şekilde: “Ama bu nasıl olur?”, dedi. Halil bir şey anlamamıştı: “Bugün herkes bir garip.”, dedi.
*****************************************************************************************************
Ece, yeni sınıfa gelen Ã?ağla’ya: “O gürülte de neymiş? Ã?ğrenebildin mi?”, diye sordu.
“Ã?ay ocağı patlamış galiba.”
“Yaralanan var mı?”
“Gökçe ve Gizem işte yaralandı ya.”
Ece heyecanla ayağa kalktı: “Gerçekten mi?”
“Cidden. Biz kapının önünde ne yapıyorduk sanıyordun?”
“Nerdeler peki şimdi?”
“Cemil Hoca ve beden eğitimi hocaları ilgileniyor. Yeşim de yanlarında.”
“Biz de gidelim.”
“Efe ve Hulusi de gitti zaten.”
“Ã?ağla ne kadar sakinsin ya? Ya bir şey olduysa…”
“Merak etme, Ece. Asıl sen sakin ol.”
“Ne kadar duygusuzlaştın bugünlerde? Farkında mısın?”
Ã?ağla bir süre bir şey demedi. Sonra: “Hadi bir bakalım. Ambulans da gelmiştir belki.”, dedi.
6. Bölümün Sonu
Gelecek bölümde neler olacak? Kantinde olan olayın sorumlusu gerçekten Gökçe mi? Yeşim güçlerini açıklayacak mı? Hepsinin cevabı gelecek bölümde...
Posted: Wed Apr 25, 2007 10:56 pm
by catboy
Bölüm 7 “Haykırışlar”
Geçen bölümlerde olanlar:
Gürhan rüyalarında gördüklerini arkadaşı Egemen’e paylaşmıştı: “Rüyamda uçabiliyordum. Rüzgarı bile hissettim.”
Ama Egemen gerçekçiydi. Ã?nlerindeki üniversite sınavı gerçeğinin farkındaydı: “Gürhan, kabul et. Anca rüyanda uçarsın.”
Gürhan rüyalarını diğer arkadaşlarına da anlatınca onlar da dalga geçtiler: “Gürhan, doğruyu söyle. Bir hayvanla ilişkin mi var?”
Arkadaşlarına kızan Gürhan okulun koridorlarında gizemli biri tarafından zorla okulun arka taraflarında bir depoya götürüldü. Bir süre sonra da yanlarına sınıfındaki arkadaşı Ã?ağla d gelmişti: “İlkini bulmuşsun.”
Ã?ağla, Gürhan’a kaderinden bahsetti: “Sana hayallerini gerçekleştirmen için bir fırsat veriyorum, Gürhan. Sen çünkü doğuştan kahramansın. Bu senin kaderin.”
Gürhan, Ã?ağla’nın garip arkadaşı Murat hakkında da bilgiler öğrenmişti: “Onun kusuruna bakma. O biraz rahatsız.”
“Hasta mı?”
“Akli dengesiyle ilgili değil. Hemofili.”
“Genetik kan hastalığı.”
Gürhan’ın rüyalarıyla dalga geçen Efe de aynen Gürhan’ın dediği gibi bir karganın konuşmasına şahit olmuştu: “Gürhan, son bir hafta içinde gördüğün tüm rüyaları detaylarıyla anlatmanı rica ediyorum.”
Hulusi de Ã?ağla’nın rehberliğinde geleceğe ışınlanmıştı: “Nerdeyim ben?”
“Hiç bir yerde.”
“Ne olmuş buraya?”
“Savaşın acı sonu… Buna mani ol…”
“Olmaması gerekiyor. Durdurmamız gerekiyor.”
Gökçe kantinciyle kavga ettikten sonra kantinde çay ocağı patladı: “Ne yaptım ben?”
Yaptığı kötü esprileriyle tanınan Yeşim de Gökçe’nin yarasına dokunduğunda yaranın yok olduğunu farketmişti…
şimdi Koruyucular devam ediyor…
*****************************************************************************************************
Beden eğitimi hocası Serpil Hanım Gökçe’nin yanında duran Yeşim’e yaklaştı: “Hadi ambulans geldi. Gökçe’yi bindirelim.”
Yeşim birden heyecanlandı. Ã?ünkü herkes Gökçe’nin alnından yaralandığını zannediyordu. Ama bir az önce garip bir şekilde yarayı yok etmişti. Serpil Hanım dalgın dalgın duran Yeşim’e: “Hadisene kızım.”, diye uyardı.
O sırada Gizem hala tam olarak ayılamamıştı. Kendini çok güçsüz hissediyordu. Ece ile Ã?ağla da kalabalığı yarıp Gizem’in yanına vardılar. Ece: “Çok solgun görünüyor.”, dedi.
“Enerjisi azalmış olmalı.”, diye fikrini belirtti Ã?ağla.
“Enerji mi?”
Ambulastan inen görevliler yanlarına vardılar. Ã?ağla ve Ece de Gizem’i ambulanda taşırken görevlilere yardım ettiler.
Diğer görevliler de Gökçe’ye yaklaştılar. Yeşim elini Gökçe’nin alnından çekmeye yanaşmıyor gibiydi. Serpil Hanım: “Ã?eksene o elini.”, dedi ve Yeşim elini Gökçe’nin alnından zorla çekti. Ama ortada yara yoktu. Gökçe birden gözlerini açtı: “Ne yaptım ben?”, diye haykırdı ve ağlamaya başladı.
*****************************************************************************************************
“Anahtar senden kaçıyor. Onu yanına çekmelisin. Bu güç sen de yok ama. Bu gücün kaynağı bul. Kaynak da Faris’de. Yeter ki onu ikna et…”
“Bu hiç kolay olmayacak.”, dedi Gürhan içinden.
“Ne hiç kolay olmayacak?”
Bunu soran Gürhan’ın önünde oturan Halil’di. Gürhan şaşkındı: “Sen insanların zihinlerini okuyabiliyorsun.
Halil parmağıyla “sus” işareti yaptı: “Biliyorum Sakın kimseye söyleme ama. Bu bir sır olarak kalmalı.”
“Bana güvenebilirsin. Ben de bir sırrımı vereyim mi?”
“Neymiş?”
“Ben de uçabiliyorum.”
“Biliyorum. Rüyaların değil mi?”
“Onlar gerçekleşecek. Buna eminim.”
“Göreceğiz.”, dedi Halil imalı bir şekilde.
***************************************************************************************************** Efe ve Hulusi de ambulansın yanındaydı. Hulusi: “Başka yaralanan var mıymış?”, diye sordu.
“Bir de kantinci yaralanmış.”, diye cevap verdi Efe.
O anda Gökçe’nin haykırışları duyuldu: “Ne yaptım ben?”
Serpil Hanım: “Kızım sakin ol.”, dedi.
Gökçe hızlıca soluk almaktaydı. Ã?fkeliydi. Birden kendini sıkmaya başladı. Cemil Bey: “Serpil Hanım. Sakinleştirsenize kızı.”, diye uyardı.
Serpil Hanım Cemil Bey’in dediklerini duymazdan gelerek: “Kızım hastaneye gideceksin. Ailene de haber verilecek.”, diye açıkladı.
Ama Gökçe: “Ben iyiyim. Beni rahat bırakın.”, dedi setçe.
***************************************************************************************************** Egemen matematik kitabını kapattı. Gürhan’ın yanına geldi. Halil de önüne dönmüştü. Egemen: “Bana kızgın mısın?”, diye sordu.
“Hayır.”, dedi Gürhan.
“Ã?ğle tatilinde seni göremedim. Nerelerdeydin? Endişelendim.”
“Dolaştım işte.”
“Yoksa rüyaların yüzünüzden mi bugün sessizsin?”
“Sayılır.”
“Bugün olanları düşünüyorum da.”
“Cidden mi? Ben de sınava hazırlanıyorsun sanıyordum.”, dedi Gürhan imalı bir şekilde.
“Ben ciddiyim. Efe’nin dedikleri, Gizem’e, Hulusi’ye olanlar, Ã?ağla’nın davranışları filan…”
“Yani?”, dedi Gürhan heyecanla.
“Galiba sen haklısın. Sana inanıyorum, Gürhan.”
7. Bölümün Sonu
Posted: Fri Apr 27, 2007 11:27 pm
by catboy
Bölüm 8 “Korkuyu Nefrete Dönüştürme!”
Gökçe’yi arkadaşları da bir türlü sakinleştiremedi. Ece ne yapacağını şaşırmıştı. Yanında Gamze ve Deniz vardı. Gamze orta boylu, iyimser, çalışkan ve çok iyi bir insandı. İnsanlarla ilişkilerine çok dikkat ederdi. Hiç kimseyi kırmamaya çok özen gösterirdi.
Deniz de Gamze’nin en iyi dostuydu. Gamze’den daha uzundu. Arkadaşlarına takılmayı severdi. Bazen çok ileri gittiği de olurdu. Cadı gibi olduğu zamanlarda huysuzluğundan kimse yanında duramazdı. Bunun dışında çok saygılı, sevgi dolu ve hırslı biriydi. Dostlarına çok önem verirdi.
Hulusi ve Efe de Gökçe’yi sakinleştiremedi. Birden Hulusi yine o çınlamaları duydu. Ardından Ã?ağla’nın sesini işitti:
“ Yardımına ihtiyacım var., Hulusi.”
“Peki ne yapabilirim?”, diye sordu Hulusi içinden.
“Zamanı durdurmalısın.”
“Nasıl yapacağım?”
“Sadece odaklan.”
“Ya beceremezsem…”
“Sadece dediğimi yap. Odaklan ve zamanı durdur.”
***************************************************************************************************** Gizem ambulansı içindeydi. Vücudundaki uyuşukluk geçmemişti. O anda zihninde Ã?ağla’nın sözleri yankılandı: “Toparlanmalısın, Gizem.”
“Çok güçsüzüm ama.”
“Enerji bulmalısın.”
“Nasıl?”
“Kalkmaya çalış.”
“Çok zor.”
“Hadi ama…”
***************************************************************************************************** Hulusi sevinçle zıpladı: “Başardım.”
Herkes durmuştu. Sadece Ã?ağla hareket etmekteydi: “Bunu biliyordum. şimdi ambulansın kapısını aç.”
“Tamam.”
Ambulansın kapısı açılınca Ã?ağla da Hulusi’nin yanına varmıştı: “şimdi Gizem’i oradan çıkart.”
“Ama…”
“Dediğimi yap Hulusi sadece.”, dedi Ã?ağla emredercesine.
O da dediğini yaptı. Hulusi Gizem’i aşağı indirince: “şimdi…”
“Gökçe’nin yanına götür.”
“Peki…”
Gökçe’nin yanına gittiler. Ã?ağla: “Gizem’in elini Gökçe’nin alnına değidir.”, dedi.
Hulusi sadece Ã?ağla’nın dediklerini yapmaktaydı. Gizem’in eli Gökçe’ye değince Gökçe’de hissedilir bir titreme oldu. Bir süre sonra Ã?ağla: “şimdi Gizem’i ambulansa geri götür.”, dedi.
***************************************************************************************************** Gürhan, Egemen’e Ã?ağla’nın ona verdiği kitabı gösterdi. Egemen kitabı Gürhan’ın elinden alıp inceledi: “Bir çeşit şaka olmalı.”
“Bu kadar basit olamaz. Olmamalı.”
“Yine de kendini fazla kaptırmamalısın, Gürhan. Belki derinlere çok inersen sorularının yaanıtlarına ulaşırsın. Ama bu sefer de çıkması zor olabilir. Haksız mıyım?”
“Sadece merak ediyorum, Egemen.”
“Neyi mesela?”
“Kaderimi…”
***************************************************************************************************** Gizem’in soluk alışı normale dönmüştü. Yavaşça ayılmaya başlamıştı. Gökçe de birden sakinleşmiş, yerde yatmaktaydı. Hulusi, Efe’ye bakıp: “Biliyor musun? Bunu ben yaptım.”
“İnanmamı beklemiyorsun herhalde.”
“Hatta Ã?ağla da…”
Sözleri yarım kaldı. Ã?ünkü Ã?ağla ortalarda yoktu.
“Ne olmuş Ã?ağla’ya?”, diye sordu Efe.
“Yok bir şey.”, dedi Hulusi.
***************************************************************************************************** Okulun arka taraflarında iki kişi gizlice buluşmuştu. Biri Murat’tı. Ã?tekisinin yüzü siyah pelerinin gölgesinde kalmıştı. Pelerinli olan: “İlk görev başarıya ulaştı.”
“Evet, enerji geri sağlandı.”, dedi Murat.
“Ama bu tehlikeli sonuçlara yol açabilirdi. Daha acemiydi zaman taşının koruyucusu.”
“Yine de iyi bir iş çıkardı. Etkileyici!”
“Rehberine şükretsin.”
“Ne diyebilirim? İyi yetiştirilmiş. Sandığımızdan da güçlü. Yine de zayıf yanları yok değil.”, dedi Murat. O anda hiç çıkartmadığı gözlüklerinin ardında kalan gözlerinden ışıltılar belirmişti.
***************************************************************************************************** “Bazen biliyor musun? Korkuyorum. Korkuya kapılıyorum”
Bunu diyen Volkan’dı. O hayatla dalga geçen, gülen yüzü gitmiş. Yerine ciddi bir yüz gelmişti. Okulun ön tarafında bankta oturuyordu. Yanında da Ã?ağla vardı: “Bu normal bir durum, Volkan. Yeter ki sabırlı ol.”
“Ama bu mümkün değil. Dayanamıyorum bazen. Bağırasım geliyor.”
“Sakın korkularını nefrete dönüştürme. Dikkat et. Yanlış bir şeçim yapma.”
“Bazen bunu da düşünmüyor değilim.”
“Sıra sana da gelecek, Volkan. Sakın zehirlemelerine firsat bile verme.”
“Denerim.”, dedi Volkan ve derin bir nefes aldı: “Hava bugün serin sayılır.”, dedi hafifçe gülümseyerek.
***************************************************************************************************** Mutullah Bey kütüphaneye girdi. Kütüphane görevlisi yoktu ortalarda. Hemen bir bilgisayara oturup internete girdi. Arama motorunda “Arkebiyo” ile ilgili siteleri aradı. Karşısına yığınla site çıktı. Birine öylesine tıkladı. Sitedeki haberi okumaya başladı:” Arkebiyo şirketi son aylarda hızla yükselişe geçti. Anlaşılan arkalarında gizli bir finansal güç var. Bu dedikodu şu anda diğer rakip şirketlerin eline koz olrak geçmiş durumda.”
Mutullah Bey haberin olduğu yazıyı kaydedip çıktısını aldı. Sonra: “Bu işin peşini kolayca bırakabileceğimi mi sandınız?”, dedi kendi kendine.
***************************************************************************************************** Görevliler şimdi kantinci kadınla ilgileniyordu. Üzerine patlama sonrası dolap devrildiğini için boynunu inciltmişti. Ondan hemen boyunluk takılmıştı. Gizem kendini yeniden kuvvetli hissediyordu. Gökçe de yavaşça ayılmaktaydı. Serpil Hanım onları beden eğitimi öğretmenlerinin odasına götürdü. O sırada odaya hızlı adımlarla Cemil Bey girdi:
“Kantincinin dediğine göre patlamanın sorumlusu sizlermişsiniz. Bunun için sizi disipline yollamak zorundayım. Artık gerçekten de dedikleri doğruysa cezanız okuldan tasdiknameyle atılmak olacaktır.”
8. Bölümün Sonu
Posted: Mon Apr 30, 2007 12:03 am
by catboy
Bölüm 9 “Disiplin”
“O burada”, dedi Gürhan kararlı bir ses tonuyla.
“Ne o, Gürhan?”, diye sordu Egemen.
“Kaderim.”
“Saçmalama.”
“Hayır, dinle. Okulda bir yerde. Onla yüzleşmeliyim. Bana yardım etmelisin.”
“Peki nasıl?”
“Okulun arka taraflarında gizli bir geçit olmalı. Ama giriş için anahtar lazım. O da tahminen kulede.”
Gürhan’ın kule diye diye bahsettiği yer yatılı bölümünün oludğu bölümünün üstünde minare gibi yükselen ve bazı geceler müdürenin kaldığı bir yapıydı.
“Sen çıldırmışsın.”
“İşte sen bana bu noktada yardım edeceksin.”
“Nasıl?”
“İnkar ettiğin güçleri kullanarak.”
“Gürhan babam genel cerrah. Tanıdığı psikologlar var. Sana yardım edebilirler.”
“Benim gittiğim zaten bir psikolog var.
Egemen şaşırmamış gibi davranarak: “Tahmin etmeliydim.”
***************************************************************************************************** Cemil Bey odasında Gizem ve Gökçe’yle konuşmaktaydı: “Ben şimdi size ne yapayım?”
Gökçe artık sakindi. Ses tonunu yükseltmeden konuşuyordu: “Nasıl oluyor da bir kantincinin sözlerine inanıp bizim kantine bilerek zarar verdiğimizi düşünebilirsiniz?”
“Tek şüpheli sizlersiniz. O anda kantinde bir tek siz varmışsınız.”
“Bir de kantinci…”
Gizem hiç konuşmamaktaydı. Sadece Gökçe ve Cemil Bey’in konuşmalarını dinliyordu. Tartışma uzadıkça uzuyordu.
Cemil Bey’in odasındaki bilgisayardan kontrol edilmekteydi güvenlik kameraları. Cemil Bey Gökçe ile tartıştığı için arka tarafa konulan güvenlik kameralarından birisinin görüntülediği bir olayı farkedemedi. Siyah pelerin giyen birisi hızla görüntülendikten sonra kayboldu.
***************************************************************************************************** Gürhan, kağıdı okuyan Egemen’e: “Faris’i ikna etmek zor. Ama sen bana yardım edebilirsin.”, dedi.
“Bu tür şeylere inanmadığımı biliyorsun.”
“Ama daha demin demiştin ki…”
“Yalnızca biraz aklım karışık o kadar.”
Egemen bir süre sessiz kaldı. Ağzını oynattı. Ama cevap veremedi. Sonra: “Anahtar ben değilim, Gürhan. Benden değil Faris’ten yardım istemelisin.”
“Ã?yle olsun. Yine de sağol.”
*****************************************************************************************************
Disiplin kurulu başkanı ve aynı zamanda edebiyat öğretmeni Cihat Candaş odaya girdiğinde Cemil Bey hala Gökçe’yle tartışıyor, Gizem de sadece sessizce dinliyordu. Cihat Bey Cemil Bey’e dönüp: “Ã?ğrenciler konferan salonuna gitsinler. Orada ifadelerini yazarlar.”
“Tamam.”, dedi Cemil Bey.
Cihat Bey, yaşlı ama hoşgörüsüyle, öğrencileriyle olan iletişimiyle ve yenilikçi anlayışıyla ruhu genç biriydi. Cemil Bey de öğrencileriyle iyi anlaşırdı. Yıllar önce geçirdiği bir kaza yüzünden topal kalmıştı. Sportif oluşu yüzünden öğrencilerine de sporu sevdirmeye çalışırdı. Ama spora olan tutkusu şimdiki topallamasının da sebebiydi aslında. Rivayete göre Cemil Bey eskiden kayak sporunda bayağı profesyonelmiş. Bir gün yaptığı hatayı çok ağır bir bedelle ödemiş. Bir bacağı topal olmuştu.
Gizem ve Gökçe odadan çıktılar. Konferans salonuna yöneldiler. Konferans salonu yemekhaneye giden merdivenlerin olduğu koridorların yakınındaydı. Biraz ilersinde müzik odası vardı.
Gizem: “Bu kaçıncı olmuştur acaba?”, diye sordu.
Gökçe: “Disipline gitmemiz mi?”, dedi.
“Evet. Ama bu sefer haksız yere gidiyoruz.”
“Galiba. Sanırım.”
***************************************************************************************************** Karşıyaka iskelesine yanaşan vapurdan kel biri inmekteydi. Yanında Murat vardı. Kel adam: “Ne dedi?”, diye sordu.
“Sanırım yakında harekete geçecek.”
“Bu işleri daha da zorlaştırır.”
“Dedim ama dinlemiyor beni.”
“Dinlemesini sağla sen de.”
“Bazen ağabeyim olduğuna inanasım gelmiyor.”
“Peki ne yapabilirim? Başka bir kimlikle yaşamak ne kadar zor!”
“Asıl ben ne yapayım? Her gün ölüm tehlikesiyle yaşıyorum.”
“Biliyorum, kardeşim.”
Birbirlerine sarıldılar. Hava o gün dünkünden daha serindi.
“Kendine dikkat et.”, dedi kel adam. Gözlüğünü hala çıkartmamıştı Murat gibi.
“Dikkat ediyorum zaten.”, dedi Murat.
***************************************************************************************************** Mutullah Bey Müdürenin odasına girdi. Elinde “Arkebiyo şirketi” hakkında bulduğu hebrlerin çıktıları vardı. Müdüreye kağıtları uzattı: “Anlaşılan başımız cidden dertte.”, dedi.
“Bu yeterli değil.”, dedi Pervin Hanım.
“Ama yine de bir başlangıç.”, diye belirtti Mutullah Bey.
“Eğer burada anlatılanlar doğruysa…”
“Çok zor günler bizi bekliyor demektir.”, diye Mutullah Bey müdürenin cümlesinin devamını kendisi getirdi.
*****************************************************************************************************
İfadelerini aldıktan sonra Gizem ve Gökçe konferans salonundan çıktılar. Cihat Bey: “Böyle saçmalık olmaz. Ã?ğrenciler hem niye zarar vermek istesinler ki kantine?”
Cemil Bey de hak verdi: “Bence de. Hem bunun tartışılması da çok saçma.”
“Ama onları disipline yollayan siz değil misiniz?”
“O anda acele karar verdim galiba kantinci acılar içinde öyle deyince. Belki onun suçudur. O anda kantinde olan öğrencilere suçu atarak olaydan sıyrılmak istemiştir.”
“En mantıklısı bu olur. Ã?ünkü hem nasıl çay ocağını patlatabilirler ki? Cadı mı bunlar yahu?”
Cihat Bey’in sesi her zamankinden daha sert çıkmıştı. Ã?ğrencilerine olan her türlü haksızlığa karşı hep onları kollamıştı. Hayatında kandi gözlemledikleri ve an önemlesi küçük bir çocukken ailesinin ve büyüklerinin ona öğrettiği yöntemlerle yaşamayı tercih etmişti. Bazen hangisi üstün geliyordu? Bunu o da bilmiyordu. Kendi gördüklerimi yoksa ona hazır olarak sunulan bilgilerle yaşamak mı? Ne de olsa bu yaştan sonra bunun cevabını bulmasına pek lüzum yoktu. En azından Cihat Bey böyle düşünüyordu.
***************************************************************************************************** Volkan sınıfa girdiktan sonra hemen arkasından Hulusi geldi. Hulusi’nin kafası karışmış gibiydi: “Volkan, Ã?ağla’yı gördün mü?”
“Evet. Daha demin dışarıda beraberdik.”
“Nerede şimdi?”
“Bilmem ki. Hem ne yapacaksın?”
“Sonra anlatırım. , dedi Hulsui ve sınıftan çıktı.
*****************************************************************************************************
Gürhan biraz soluklanmak için sınıftan çıkmıştı. Askeriyenin olduğu tarafa doğru yürümekteydi. Yanına Ã?ağla gitti: “Rüyalarını fazla takma.”, dedi.
“Ne düşünüyorum? Biliyor musun?”
“Ne?”
“Bazen onların rüya değil de gerçek olduklarını düşünüyorum. Ã?ünkü o kadar gerçeklerdi ki. Rüzgarı hissetmem filan.”
“Belki de gerçektir. Olamaz mı?”
“Tabi böyle bir ihtimal de var.”
Sonra Gürhan heyecanla: “Onlar gerçekte olduysa ben cidden…”
“Yalnızca uçmakla kamıyorsun. Ama güçlerini geliştirdikçe göreceksin ki sanıldığı kadar kolay değilmiş.”
“Ne kolay değil?”
“Koruyucu olmak…”
“Hep soracağım; ama unutuyorum. Bu koruyucular neyi korurlar?”
“Kaderlerini!”
***************************************************************************************************** (On dakika sonra)
Gürhan artık kararını vermişti. Kendi güçlerini test etmek istiyordu. Bunun için çıkabileceğini en yüksek yere çıktı. şimdilik fazla kendini zorlamanın bir alemi yoktu. Fazla tepelere çıkmak yerine okulun ikinci katından erkekler tuvaletinin penceresinden de atlayabilirdi. Kimsenin olmadığıma emin olduktan sonra pencereye çıktı. Rezil olmak istemiyordu. Kendi kendine: “Madem rüyalarımda uçabiliyorum. O halde bunu şimdi de başarabilirim.”
Tam atlarken arkasından biri seslendi: “Sakın…”
Ama çok geçti. Çoktan Gürhan atlamıştı.
9. Bölümün Sonu
Posted: Tue May 01, 2007 4:01 am
by catboy
Bölüm 10 “Rüzgar avuçlarımın arasında”
“Rüzgarı bile hissettim.”
“Galiba ben uçabiliyorum.”
“Bunu başarabilirim.”
“Anca rüyanda uçarsın…”
Gürhan kendini tuvaletin penceresinden aşağı bıraktı. Rüzgarı hissetti. Tam yere çakılacaktı ki birden kendini çok hafif hissetti. Havalanmaya başladı. Ancak kontrol onda değil gibiydi. Tuvaletin penceresine kadar yükseldi. Karşısında Egemen vardı: “Sen ne yaptın?”
Egemen’in arkasında Faris vardı. Bir şeye konsantre olmuş gibiydi. Kendini sıkarak: “Dayanamayacağım. Beynimi sanki eziyor gibiler.”, diye haykırdı.
Egemen: “Faris! Sakın bırakma.”, dedi. Gürhan: “Tabi ya. Anahtarı nasıl yakalacağımı buldum.”, dedi. O anda sorununun çözümünü bulmanın verdiği sevinçten dolayı havada olduğunu unutmuştu.
Egemen, Faris’e sakince: “şimdi onu bu tarafa doğru çek. Ona uzanamıyorum.”
“Çok zor.”
“Hadi. Başarmalısın. Kimse Gürhan’ı havada bale yaparken görmemeli.”
Gürhan sevinçle: “Kendimi kuş gibi hissediyorum.”, diye bağırdı.
“Sessiz ol.”, diye uyardı Egemen.
****************************************************************************************************
Hulusi Ã?ağla’yı hiçbir yerde bulamayınca sınıfa döndü. Ã?antasından defterini çıkarttı. Kalemini eline aldı. Yazmaya başladı: “Ben => Zamanı kontrol edebiliyorum. (Vallahi!)
Efe => Hayvanlarla konuşuyor. (İddia ediyor.)
Gökçe => Ã?fkelendiğinde bir yerleri patlatıyor. (Sadece tahmin)
Gizem => Milletin enerjisini emiyor. (Kendim şahit oldum.)
Egemen => Suda nefes almdan durabiliyor. (Gürhan öyle söyledi.)”
Sonra düşünmeye başladı: “Acaba başkaları da var mı?”
*****************************************************************************************************
Okulun yanında askeriye vardı. İki nöbetçi asker girişte nöbet tutuyordu. Birden bir gürültü duydular. İlerden bir tank gözüktü. Bir süre sonra yanlarından bir kamyoneti iki kamyon, bir tank geçti. Kamyonet okul binasının önünde durdu. İçinden ilk inen bir komutandı. Üzerinde mavi renkli ters üçgene benziyen bir sembol olan askeri üniformasının üstünde ismi yazıyordu: Burak Sarı.
Arabadan Kenan Bey’in inmesine yardım etti. O sırada iki iş makinesi de gözüktü.
Müdüre balkona çıkmıştı: “Ne oluyor burada?”, diye seslendi.
Kenan Bey hafif gülümsedi: “Sadece ön hazırlık.”, dedi.
*****************************************************************************************************
Halil yeni keşfettiği güçlerini düşünmekteydi. Gürhan dışında başka kimseye söylememeye karar verdi. Ama bu güçleriyle eğlenmeye manasına gelmiyordu.
Hüseyin, Gamze’nin yanındaydı. Gamze kimya testi çözüyordu. Hüseyin de yanında oturuyordu. Cep telefonunda oyun oturuyordu. O sırada yanlarına Deniz geldi: “Yerime geçebilir miyim?”, dedi biraz sertçe.
Hüseyin başta kızsa da Gamze, Hüseyin’e “boşver!é manasına gelen bir bakış attıktan sonra bir şey demedi ve arkaya geçti. Halil de Hüseyin’in yanına geldi: “Napıyorsun Hüso?”
Ama Hüseyin içinden: “Bana Hüso deyip durma. Uyuz oluyorum.”, dedi.
Halil yavaşça güçlerinden nefret etmeye başlamıştı.
O sırada Selçuk pencereden dışarı bakmaktaydı. Dışarıyı göstererek: “Hey millet! Koca bir tank okulumuzu ziyarete gelmiş. Bizi askere mi götürmeye geldiler yoksa?”, dedi sırıtarak.
***************************************************************************************************** Gökçe ve Gizem zaten boş yere disipline gittiklerinin farkındalardı. Kantincinin hastaneye kaldırıldığını söyledi Serpil Hanım: “Ucuz atlattınız çocuklar.”
“Hangisi konusunda? Patlamadan yaralanamdan kurtulmamız mı yoksa ceza almamız mı?”, dedi Gizem imalı bir ses tonuyla.
“Herhalde yara almamanız. Zaten disiplin olayı çok saçmaydı. Belli ki biri gazı gıcıklığına fazla açmış.”
“Kantinci kadının dikkatsizliği. Kokuyu da mı almamış?”
“Onu bilemeyeceğm.”, dedi bedeb eğitimi hocası.
O sırada yanlarına Efe geldi: “Sonunda buldum sizi. Ne oldu? Ceza filan almadınız değil mi?”
“Hoşuna mı giderdi ceza alsaydık eğer?”, dedi Gökçe sertçe.
“Ne alakası var, kızım?”, dedi Efe aldırış etmeden.
*****************************************************************************************************
Faris: “Dayanamayacağım.”, diye inledi. Egemen: “Hadi Gürhan. Sen de elini uzat. Tutamıyorum.”, dedi.
“Ya, Faris. Tamam, güçlerini test ettin. Bırak da artık sıra ben de.”, dedi Gürhan.
“Saçmalama, Gürhan. Senin uçtuğun filan yok.”, dedi Egemen.
“Nereden biliyorsun?”
“Ã?ünkü sen koruyucu değilsin.”
“Bu imkansız!”
Gürhan afallamıştı. Kendini topallayarak: “Faris, bırak beni. Ben uçabiliyorum.”, dedi.
“Hayır, Faris. Sık dişini.”, dedi Egemen.
“Bırak beni. Ben uçabiliyorum. Bunu biliyorum.”, diye haykırdı Gürhan.
***************************************************************************************************** Komutan Burak, askerlerine emrediyordu: “Siz ikiniz burada bekleyin. Sen de benimle gel.”
“Emredersiniz komutanım.”
Hepsinin üniforması mavi-lacivert karışımıydı ve omuzlarında o garip sembol vardı.
Burak, Kenan Bey’e dönerek: “Artık hazırız.”, dedi.
Mutullah Bey aşağı inmişti: “Sizin askerin dili de varmış. Konuşabiliyormuş. Maşallah, maşallah!”, dedi dalga geçercesine.
Burak bir şey demedi. Mutullah Bey: “Sizin bir de kel arkadaşınız vardı. Neydi adı, Zeynel miydi? O nerede?”
Kenan Bey gülümsemesini bozmadan: “Kendisinin işi çıktı.”, dedi.
“Ã?yle mi?”
“Ã?yle. Bir sakıncası mı var?”
10. Bölümün Sonu
Posted: Sat May 05, 2007 12:07 am
by catboy
Bölüm 11 “Ya bu benim güçlerimse…”
“Senin özel bir gücün yok, Gürhan. Sen sıradansın.”
“Hayır. Ben koruyucuyum, Egemen. Ã?ağla bana öyle dedi.”
“Ã?ağla sana öyle bir şey demedi. Saçmalama. Yalnızca koruyuculardan bahsetti.”
Gürhan iyice sinirlendi. Faris’e: “Güçlerini kullanma. Bırak beni.”, dedi.
Egemen: “Elini uzat, Gürhan.”, diye bağırdı.
“Hayır, ben uçabiliyorum. Faris, bırak beni dedim. Kendini fazla zorlama.”
Faris gücünün son zerresindeydi. Sonunda dayanamadı, bıraktı. Egemen: “Gürhan, çabuk elimi tut! Hayır!”
Ama Gürhan düşmedi. Mutlulukla: “Ne demiştim?”, diyerek sırıttı.
“Tebrikler, Gürhan. Testi geçtin. Sen artık gerçek bir koruyucusun.”
Bunu diyen Ã?ağla’ydı.
“Yani ben en baştan beri uçabiliyordum.”
“Sayılır. Yalnızca kendine güvenmem gerekiyordu.”
“Peki ya Egemen, Faris?”
“Onları ikna etmek zor oldu. Güçleri konusunda hala tereddütteler.”
“Yani onları sen mi kontrol ettin?”
“Evet. Az sonra ne yaptıklarını unutacaklar.”
Sonra Ã?ağla gülümseyerek: “Hadi öyle havada durma. Biri görecek.”, dedi
Gürhan, pencereden uçarak içeri girdi. Ayakları yere değince: “Sen ama nasıl girdin erkekler tuvaletine? Rezil olacağız.”
“Boşver şimdi onu. Hadi Egemen ve Faris tam olarak uyanmadan ben kaçayım.”
“İyi. Tekrar sağol.”
Ã?ağla gitmeden: “Güven, Gürhan. Yalnızca kendine güven.”, dedi.
Gürhan, Ã?ağla gidince bir süre sersemledi. Yüzünü yıkadı. Aynada kendine baktı. Sonra sevinçle hopladı: “Biliyordum zaten. Ben doğuştan kahramanım.”
Faris kendine gelmek üzereydi. Alnını sıvazlayarak: “Yine mi saçmalamaya mı başladın, Gürhan?, dedi.
Gürhan gülmeye başladı: “Galiba.”, dedi. Sonra: “Testi geçtim ya.”, diye de ekledi. Egemen de kendine gelmişti: “Artık gündüzleri de mi rüya görmeye başladın?”
“Onun gibi bir şey.”, dedi Gürhan sırıtarak.
***************************************************************************************************** Cemil Bey sınıfa girdi: “Eh, artık ders işleyelim.”, dedi.
Ã?ğrenciler hep bir ağızdan: “Ya, hocam.”, diye söylendiler. O sırada Gürhan, Egemen ve Faris sınıfa girdiler. Özür dileyerek yerlerine geçtiler. Gizem, Gökçe ve Efe hala ortalarda yoktu. Cemil Bey: “şu ön sıradakiler nerede?”, diye sordu.
***************************************************************************************************** Efe, Gökçe ve Gizem dersin başladığından habersiz ön bahçedeydiler. Ağaçların dallarına özenle yerleştirilmiş tahta kuluçkaların içindeki serçelerin sesleri, hafif serinliği hissedilen rüzgar ve başta rahatsız etse de şimdi onları sanki her türlü tehlikeden korumak için özel olarak getirilmiş olan tank onlara bugün yaşadıkları tatsız anılara biraz olsun yumuşacık bir çarşafla üzerlerini kapatıyor, bir süre de olsa içlerini huzurla kaplıyordu.
O sırada oturakta oturup hiç düşünmeden denizi seyrederken yakınlarına konan bir karga tüm sessizliği bozdu. Oysa tank bile anlaşma sağlamış, hiç sesini çıkarmadan öylece heybetlice bekliyordu bir bekçi köpeği gibi.
Efe sanki birisini dinliyormuş kulak kabarttı. Sonra: “Cidden mi?”, dedi.
“Ne cidden mi?”, diye sordu Gizem.
“Karganın dediğine göre Cemil Hoca derse girmiş.”
“Sen iyice uçmuşsun, Efe.”
“Çok ciddiyim. Hadi kalkın, gidelim.”
“Doğruyu söyle. Hulusi’den filan mesaj mı aldın?”
“İnanmazsan inanma.”
“Tabi ki inanmam.”
O sırada karga da uçup gitti. Sessizliğini tek bozmayan Gökçe’ydi. Yalnızca Gizem ile Efe’yi takip etti. Beyninin içinde bir yangın varmış gibiydi. İstese sanki tüm okulu havaya uçurabileceğini düşünüyordu. Bu okul eskimiş ve yok olmasını dilediği bazı anılarını gün yüzüne çıkartıyordu. Belki de sadece bahane arıyordu: İntikam için!
***************************************************************************************************** Hulusi, Cemil Hoca Efeleri yok yazmasın diye zaman kazanmaya çalışmaktaydı: “Hocam, bu askerler, tanklar, iş makineleri niye geldi?”
“Ben de bilmiyorum. Bir araştırma mı ne yapılacakmış.”
“Ne araştırmasıymış bu hocam?”
“Müdüre hanımın dediğine göre arkeolojik bir araştırmaymış.”
“Bu okul zamanında, öğrenciler varken tehlikeli değil mi?”
“Bence de oğlum. Ama bana soran yok ki. Ellerinde onay kağıtları varmış.”
O sırada Efeler de sınava girdi. Cemil Bey bir şey demedi. Sonra: “Hadi bakalım. Nerede kalmıştık?”, diye sordu.
“Arkeolojik araştırmada.”, dedi Hulusi.
“Onu demiyorum. Konuda nerede kalmıştık?”
“Biliyorum, hocam. Yalnızca dalga geçmek istemiştim.”
“Efendim?”
“Yok bir şey…”
***************************************************************************************************** Ders bitince gün de bitmişti. Egemen ile Gürhan aynı duraktan binerlerdi. Oraya kadar yürürlerdi. Konak Meydanı’na kadar. Tarihi Saat Kulesi’nin, metro durağının ve çoğu otobüsünün geçtiği devasa bir otobüs durağının olduğu yere kadar. Ama onlar genelde pek oraya kadar gitmezlerdi. Daha yakında olan tek bir durak vardı ve tam okuldan çıktıkları saatlerde durak bayağı kalabalık olurdu.
Bu sefer yanlarında Efe de vardı. Düşünceli ve dalgın bir hali vardı. Kendi kendine: “Acaba aynı karga mıydı?”, diye sordu.
“Ne kargası ya?”, dedi Egemen.
“Yok ya. Ã?ylesine konuşuyorum işte.”
Egemen, Gürhan’a döndü: “Umarım şu uima saçmalığını bırakmışsındır.”
“Bıraktım, diyelim.”, dedi Gürhan. Sevincinden gerçeği söylese mi söylemese mi emin değildi.
“Doğruyu söyle Gürhan.”
“Tamam, Egemen. Artık hayal dünyasına fazla kaptırmayacağım. Söz!”
“İyi o zaman.”
Efe, Gürhan’a yaklaşıp, Egemen’in duymamasına özen göstererek: “Kitap ne oldu? Yanında mı?”, diye sordu.
“Evet. Ã?antamda.”
“Açabildin mi?”
“Hayır.”
“Nasıl açabiliriz? Onun içinde önemli bilgiler olmalı.”
“Ben biliyorum.”
“Neyi?”
“Bize kimim yardım edebileceğini.”, dedi Gürhan fısıltıyla.
“Kimmiş o?”
“Faris, tabi ki de.
11. Bölümün Sonu
Posted: Thu May 10, 2007 6:48 am
by catboy
Bölüm 12 “Ev Hali”
Gürhan sonunda otobüsten inmişti: 245 nolu otobüs. Her zamanki yine kalabalıktı. Yolcuların çoğu da yaşlıydı. Gidecekleri yere her ne kadar çoğu otobüs götürse de onların bu otobüsü tercih etmelerin sebebi nostalji yapmaktı. Bu numaralı otobüs Gürhan’ın yaşadığı mahalle olan Esentepe’ye yıllardır beri hizmet etmekteydi. Diğer otobüsler onun bulunduğu mahalleye daha tekerleklerini değdirmeden önce. Bu da haliyle yaşlılar da bu otobüse ihanet etmeme duygusu yaratmaktaydı. Ama bu Gürhan pek sorun teşkil etmiyordu. Ã?ünkü genelde evine giden bu yollarda bu otobüsün yaydığı bir çeşit aromalı koku yüzünden midir nedir bilinmez ayakta da olsa genelde ayakta olurdu uyuklardı. Bu zamanlarda da hayaller aleminden ayrılması biraz zor olurdu. Bazen kendini tepelerde bulurdu. Otobüs son durağa varmış, bir tek kendisi kalmış olurdu. Bozuntuya vermeden otobüsten iner, evinin yolunu bulmaya çalışırdı.
Genellikle eve varmadan önce bakkala uğrardı: İbocan Market. İçmek için o gün limonlu sodayı tercih etti.
Eve gittiğinde annesi de evdeydi. Babası ve ablası daha gelmemişti. Annesi Asiye Hanım Türkçe öğretmeniydi. Emekli olduktan sonra bir süre dershanelerde çalıştı. Ama sonra geçirdiği önemşi bir ameliyattan sonra bir daha çalışmadı.
Babası Aytekin Bey de uzun boylu, hafif göbekli, hafif de keldi. Akrabalarında kellik yoktuç Bir tek kendisi keldi. Bu da Gürhan’ı tedirgin ediyordu. Matematik öğretmeniydi. Lisede çalışmaktaydı. Bu sene emekli olmayı düşünüyordu. Eşi Asiye Hanım emekli olması baskı yapıyordu. Ama Aytekin Bey daha emin değildi. Kararsızdı. Emekli olduktan sonra ne yapacağına daha karar verememişti.
Akşama eve Gürhan’ın ablası Görkem geldi. Görkem üç yıllık fiyaskonun ardından Ege Ã?niversitesi Ziraat Fakültesi Bölümü’nü kazanmıştı. Bunun dışında açık öğretimden de bankacılık bölümünü okumaktaydı.
Birlikte ailecek yemek yedikten sonra herkes odalarına çekildi. Asiye Hanım oğlundaki garipliği farketmişti. Normalde çok geveze olan Gürhan bugün çok sessizdi. Acaba bir şey mi saklıyor diye düşünerek onla konuşmaya karar verdi. Gürhan odasında televizyon izlemekteydi. Annesi yanına yaklaştı: “Oğlum. Bugün okulun nasıl geçti?”
“Nasıl olsun? Ders, sıradan şeyler işte…”
“Sınav yok mu?”
“Haftaya kimya var.”
“Çalış o zaman.”
“Hiç havam yok.”
“O zaman olmasını dileyelim.”, dedi annesi imalı bir şekilde.
***************************************************************************************************** Gece olunca Gürhan babasının yanına gitti. Babası salondaydı. Ders notlarını çıkartıyordu. Gürhan: “Baba. Bizim okula bugün askerler filan geldi. Yanlarında iş makineleri de vardı hatta. Tank bile vardı.”, dedi
“Niye ki?”
“Ben de bilmiyorum. Ne olabilir ki?”
“Çok garip.”
“Bir ilgilensene.”
“Sen sor. Senin dilin yok mu?”
“Baba. Yapma böyle.”
“Peki . Neyin nesiymiş bakarım bir ara.”
“Sağol baba. Hadi iyi geceler.”
“Tatlı rüyalar, canım.”
***************************************************************************************************** “Rüzgarı bile hissettim.”
Gürhan kendini Göztepe İskelesi’nin karşısında buldu. Saatin kaç olduğunu tahmin etmek olanaksızdı. En son hatırladığı yatağa yattığıydı. Bu bir rüya olmalıydı.
Bir ağacın üstüne konmuştu. Güvercinin teki de omzuna konmuştu. Sanki Gürhan’dan hiç korkmuyor gibiydi.
O sırada denizde bir kıpırtı farketti. Biri gece vakti yüzüyordu. Ağaç çok yüksekti. Atlasa bir yerlerini incitebilirdi. O and güvercin omzundan havalandı. Gürhan da: “Tabi ya. Uçmak!”, dedi yüksek sesle.
Gürhan güvercinin peşinden uçmaya başladı. Uçmak çok güzel bir duyguydu. Kendini hafiflemiş hissediyordu. Sudaki kıpırtıya doğru uçtu. Bir insan vardı. Yüzüyordu. Gürhan onu tanıdı. şaşkınlık içinde: “Egemen!”, dedi.
Ama Egemen uyuyor gibiydi. Farkında değildi yaptıklarının. Gürhan: “Demek hiç biri rüya değildi. Baştan beri geceleri gepimiz dışarı çıkıyorduk. Uyurgezer gibi. Demek ki güçlerimiz bilinçaltımızda saklı. Tek yapmamız gereken gücü ortaya çıkartmak.”, dedi yine bir sorunun cevabını bulmuş olmasının verdiği keyifle.
“Tebrikler.”
“Sen de kimsin?”
Pelerinli bir adam aşağıdaydı. Yüzü gölgede kalmıştı. Siyah pelerini neredeyse tüm vücudunu örtüyordu. Pelerinli adam: “ Hava küresinin koruyucusu herşeyin farkına vardı.”
“Sen de kimsin diye sordum.”
“Düşman diyelim.”
Gölgede kalmış gözlerinden çıkan pırıltılar uzaktan bile belli olmaktaydı.
***************************************************************************************************** Kenan Bey gece vakti okulu dolaşmaktaydı. Boş koridorlarlarda gece vakti özellikle tablolardaki yüzler ürkmenize sebep olabiliyordu. O sırada telefonu çaldı: “Alo!”
Telefondakinin sözleri bitince: “Engellemeyin. Bırakalım, biraz eğlensin.”, dedi keyifle.
Kenan Bey telefonunu kapatınca birisinin ayak seslerinin yanksını duydu. Gelen Komutan Burak’tı: “İsterseniz size ayrılan odayı gösteyim. Askerler sabaha kadar nöbet tutacaklar.”
“Askerleri fazla yormayın. İlerde onlara çok ihtiyacımız olacak.”
Burak laubali bir tavırla: “Benim yetiştirdiğim askerler her an her şeye hazırlıklıdırlar. Siz merak etmeyin.”
Bu ani tepkiyi Kenan Bey de beklemiyordu. Sadece: “İyi o zaman. Yakında göreceğiz.”, dedi.
*****************************************************************************************************
“Sen de kimsin?”, diye tekrar sordu Gürhan.
“Kara Bela diyebilirsin. Ya da ne bileyim. Kısaca pelerinli adam da diyebilirsin.”, diye tavsiyede bulundu pelerinli adam.
“Yüzünü göster.”
“Çok mu merak ediyorsun?”
“Ã?yle diyelim.”
“Görmek istemezsin. Bana güven.”
“Buna ben karar veririm.”
Egemen olayların farkında değildi. Suya girip çıkıyordu. Gözleri de kapalıydı. Pelerinli adam: “Arkadaşın da mı sizden?”
“Bizden mi?”
“Yani koruyucu mu?”
“Sana ne!”
“Olmadı işte. Terslenmeden konuşuyorduk ne güzel.”
“Bırak bizi.”, dedi Gürhan yalavarır bir sesle.
“Olmaz daha yeni başlıyoruz.
O anda elini havaya kaldırdı. Gürhan vücudunun kaskatı kesildiğini farketti: “Sen bir manyaksın!”, diye bağırdı.
“Teşekkür ederim.”
Pelerinli adam elini aşağıya indirince Gürhan kendini denize düşerken buldu. Hala vücudu kaskatıydı. Suyun derinliklerine inerken daha ne kadar nefessiz kalacağını bilmiyordu. Egemen de olanlarla ilgilenmiyor gibiydi.
“Gökyüzü dehşetle dolmaya başladı bile.”, dedi pelerinli adam.
Ama o anda etraf güvercin, martı, serçe, karga gibi şehir kuşlarıyla doldu. Hepsi birden pelerinli adama saldırdılar. Pelerinli adam öfkeyle: “Dostlarınla seni kurtalamayacak. Boşuna uğraşma.”
*****************************************************************************************************
Efe penceresinden gelen sesle uyandı. Penceresin gagasıyla dürtükleyen bir karga vardı. Efe pencereyi açınca karga içeri girdi: “Ona yardım et.”
“Kime?”
“Havanın koruyucusuna. Yoksa gökyüzünün ağlamasına sebep olursun. Gökyüzü dehşetle dolar.”
“Ne yapabilirim ki?”
“Gücünü kullan. Yardım çağır.”
“Bunu yapabilir miyim?”
“Beni izle. Ama bir dakika. Sen uçamazsın ki. Ama bana benziyebilirsin.”
“Anlamadım.”
“Kargaya dönüş. Konsantre ol.”
“Peki. Tamam.”
Bir süre Efe odaklanamaya çalıştı. Kendini karga olarak düşündü. Birden kendini küçücük hissetti. Bir karga olmuştu. Karga: “şimdi işte uçabilirsin.”, dedi
12. Bölümün Sonu
Posted: Tue May 15, 2007 6:10 am
by catboy
Bölüm 13 “Güç Birikimi”
“Baştan beri gördüklerimin birer rüya olduklarını düşünmüştüm. Ama yanılmışım. Hepsi gerçekmiş. Bilinaltımız herşeyin farkında. Güçlerimizin farkında. Uyuyor olmamız gerekn zamanlarda aslında bilinçaltımızda kontrol edemediğimiz başka bir benlik güçlerimizi test ediyordu. Sadece tek yapmamız gereken kontrolün kimde olduğunu hatırlatmak. Güçlerimizi reddetmemek. Onları açığa çıkarmanın tek yolu bu!”
“Havanın koruyucusu her şeyin farkına vardı.”
“Sen de kimsin?”
“şimdilik kısaca pelerinli adam diyebilirsin.”
“Bizden ne istiyorsun?”
“Sizin gibi benim de bir görevim var.”
“Sen bir psikopatsın.”
***************************************************************************************************** (Efe’nin odasında)
“Ona yardım etmelisin.”
“Ama nasıl?”
“Gücünü kullan.”
“Bunu yapabilir miyim?”
“Sadece konsantre ol.”
***************************************************************************************************** Efe ilk defa kendini bu kadar özgür hissetti. Uçarken yanında uçan kargaya: “Keşke başka bir kuşa dönüşseydim.”, dedi.
“Dalga geçmeyi bırak.”, dedi karga. Sonra: “İşte orda.”, diyerek alçalmaya başladı.
Yere indiklerinde Efe normal şekline dönüştü. Karga: “şimdi etraftaki sokak köpeklerini çağırabilirsin.”, dedi.
Efe gözlerini kapattı. Zihniyle çevreyi taradı. Pelerinli adam o anda birisinin güçlerini kullandığını sezdi: “Kim var orada?”, diye bağırdı. Ama birden etraftan köpek sesleri geldi. Havlamalar yakından geliyordu. Bir süre sonra hepsi pelerinli adama saldırdı.
“Peki. Siz kaşındınız.”, dedi pelerinli adam ve cebinden bir tabanca çıkardı. Havaya iki el ateş etti.
***************************************************************************************************** Egemen kulağında boğuk bir mermi sesi işitti. O anda bilinci açıldı. Kendini suların derinliklerinde buldu. Nefes alma içgüdüsüyle yukarı doğru yüzmeye başladı. Ama birden nefes almdan suda durabildiğini fark etti. Her iki kulağının arkasında solungaca benzer delikler oluştuğunu da fark etti. Balıkların nasıl solunum yaptıklarını hatırladı. Balıklar çözünmüş oksijeni kullanarak solunum yaparlardı. Egemen, şimdi balık gibi mi solunum yapıyordu yani? Aynı Gürhan’ın rüyasında gibiydi. Az sonra yanına bir yunus yaklaşsa hiç garipsemiyecekti.
O sıradaaşağıya doğru, suların derinliklerine doğru giden birini fark etti. Bu Gürhan’dı. Ona doğru yüzmeye başladı. Sonra içinden: “Acaba o da suyun içinde boğulmadan durabiliyor mu?”, dedi. Ama bir ses karşılık verdi: “Hayır. Yaşayamaz. Onun için acele et. Kurtar onu.”
Egemen, Gürhan’ı sol omzundan yakalayıp yüzeye çıkarttı. Ardından ikisi de kıyıya çıktılar. Birden Egemen vücudundaki suyun emildiğini hissetti. Sonra da tamamen ıslaklığı gitmişti. Sanki hiç demin denize girmemiş gibiydi.
***************************************************************************************************** Efe’nin yanındaki karga Egemen’in Gürhan’ı denizden çıkarttığını görünce pelerinli adama doğru uçtu:
“Anlaşılan dersini daha almadın.”, dedi ve Ã?ağla’ya dönüştü. Üstünde hafif bir gecelik vardı sadece.
“Yine karşılaştık.”, dedi pelerinli adam.
“Son olmasını umuyorum.”, dedi Ã?ağla.
Efe ve Egemen şoktaydı. Gürhan’da da yaşam belirtisi yoktu. Ã?ağla: “Git buradan, Pelad.”
“Ama bir görevim var.”
“Benim de var.”
“İkimiz birden başaramayız.”
“Sonra bunu uzun uzun tartışırız. şimdi defol. Yeterince başımı ağrıttı. Senin yüzünden güzellik uykumdan oldum.”
Pelerinli adam hafif bir kahakaha attıktan sonra: “Bu sözünü unutmayacağım.”
“Unutmamını sağlarım.”
Sonra pelerinli adam birden kayboldu.
***************************************************************************************************** Egemen şoku Efe’den önce atlattı: “Yardım etsenize.”, diye seslendi.
Ã?ağla ve Efe, Egemen’in yanına koştular. Egemen, Gürhan’ın yanındaydı. Ã?ağla, Gürhan’ın alnına değdi: “Umarım bizi yalnız bırakmamışsındır.”
“Sen kimsin, Ã?ağla?”, diye sordu Egemen.
“Rehber diye yazar kehanetin kitabında.”
“Rehber mi?”
“Bunu sonra size detaylarıyla anlatacağım.”
“Gürhan’a ne olacak peki?”, diye sordu Efe.
“Bize ancak iyileştirici yardım edebilir.”
“Yeşim mi?”, dedi Egemen.
“Sen nerden biliyorsun?”, dedi Efe şaşkınlıkla.
“Gürhan’ın rüyalarının sıkı takipçisiyim. Ne sandın?”
***************************************************************************************************** Gürhan kendini tanımlayamadığı bir yerde buldu. Annesi ona gülümsüyordu. Kollarını iki yana açarak annesi: “Bana sarıl, Gürhan.”, dedi.
“Seni seviyorum, anne.”, dedi Gürhan ve sıkıca sarıldı annesine.
“Biliyorum, yavrum. Ben de. Sen çok cesur bir çocuksun, oğlum. Seninle gurur duyuyorum.”
“Başardım anne. İspat ettim. Ben uçabiliyorum.”
“Buna sevindim.”
“Artık hep kaybeden olmayacağım.”
“Sen hiçbir zaman kaybeden olmadın ki. Seni seven bir annen, baban ve ablan oldu hep. Sana inanan. Seninle gurur duyan. Arkadaşların oldu. Hiç kötülüğünü isteyen olmadı. Herkes seni sevdi.”
“Ama herkes beni çocuk gibi gördü.”
“Ã?yle olmasını sen istedin. Unuttun mu?”
“Galiba haklısın, anne.”
Ama birden yalnız olduğunu fark etti: “Anne, nereye kayboldun?”, diye haykırdı.
Kendini ilk defa Gürhan bu kadar yalnız ve pişman hissetti. Ama bir ses kendine getirdi: “Umudunu kaybetme. Asıl görevin daha yeni başlıyor. Sana ihtiyacımız var. Sana inandık. Sen de kendine inan.”
“Uçabildiğime mi?”
“Yalnızca o değil. Unutma. Sen gerçek bir kahraman olacaksın. Bunu hak etmelisin.”
“Ã?ağla. Seni göremiyorum. Nerdesin?”
“ Beyninin algıyamadığı bir yerde.”
“Peki bana ne olacak? Ölecek miyim?
“Yardım gelmezse evet!”
13. Bölümün Sonu
Posted: Thu May 31, 2007 6:54 am
by catboy
Bölüm14 “Rehber”
Yeşim, uyandığında saat dörde geliyordu. Uyanmasının sebebi telefonun titreşmesiydi. Mesaj gelmişti. Ã?ağla’dandı: “Bu saatte mi? Uyumayı hiç denemiyor musun, kızım?”, diye söylenirken mesajı okudu. şaşkınlık içinde: “Ne demek oluyor bu? Bu gece vakti ne işim var oralarda?”
Mesajı iki defa daha okudu. O sırada zihninin içinde Ã?ağla’nın sesi yankılandı: “Ã?ünkü bu senin kaderin.
***************************************************************************************************** Pelad karanlığa karışmıştı. Ã?fkeliydi : “Görevimi tamamlamalıyım.”, dedi. Cebinden cep telefonunu çıkardı. Numaraları tuşladı: “Alo.”, dedi. Telefondaki sesin sahibinin ses tonundan kızgın olduğu anlaşılıyordu: “Acele etmemeliydin. Ona ihtiyacımız olabilirdi.”
“Zaten başaramadım. Yardıma geldi.”
“Böyle olacağı belliydi.”
“Ne yapmalıyım?”
“Bir süre kaybol. Murat’la da görüşme. Abisi şüpheleniyor.”
“Peki, efendim.”
“Kendine dikkat et.”
*****************************************************************************************************
Kel adam, Murat’ın abisi, o sırada Alsancak’ta bir bardaydı. Alsancak gecenin bu vaktinde hayat kadınlarının ve her türlü kötü işe dadanmış insanların mekanı oluverirdi. Kel adam barın içinde boş boş kafa sallayan gençlere acıyan gözlerle baktı. Telefonu çalınca tedirginliği iyice arttı. Arayan Murat’tı.
“Ne oldu?”, dedi kel adam.
“Dediğini yaptı.”
“Sonuç?”
“Başaramdı. Hala hayatta gibi.”
“Nasıl? Yaşıyor mu yaşamıyor mu?” diye sordu kel adam sesini yükselterek.
“Emin değilim. Hayat belirtileri yok gibi bir şey.”
“Bana doğruyu söyle, Murat. Bana bu işin peşini bıraktım dediğinde yalan mı söylemiştin?”
“Bunu sana sonra anlatacağım, abi.”, dedi Murat ve telefonu kapattı. Kel adam da içkisini bitirip bardan çıktı.
*****************************************************************************************************
“Gürhan’ın koruması gereken taş okulda bir yerde diyorsun. Peki benimki nerede? Daha doğrusu ben neyin koruyucusuyum?”, diye sordu Efe. Egemen, buz gibi bedeniyle uyanmamasına gözlerini kapamış Gürhan’ı boş yere ısıtmaya çalışıyordu.
Ã?ağla’nın geceliği rüzgarın bir anlık sert geçişiyle hafifçe dalgalandı. Yüzü sanki hüzünlü gibiydi. Her iki gözü de her biri birbirinden değerli kristalimsi gözyaşlarını tutmaya çabalıyordu. Efe’ye baktı. Sabırsız haliyle titreyen bedenini kontrol altına almaya çalışan Efe’ye.
“Sana da sıra gelecek. Ama önce o kendi taşına ulaşmalı. Ã?ünkü ona ulaşmak isteyen başkaları da var.”, dedi Ã?ağla.
“Dur bir dakika. Bugün gelenler, kazı amaçlı gelenler, tabi ya...” dedi Efe olaylar arasında bağlantı kurmaya çalışarak.
“Çok doğru. Taş tehlikede. Gürhan onu koruyacak olan tek kişi. Kaderinde öyle yazıyor. Bu değiştirilemez artık. Bu görev ona çok önceden verildi benden ve sizden önce de yaşamış ve yaşayacak olan kişiler tarafından.”
“Tamam. Anladım. Gürhan havanın koruyucusu. Belli ki Egemen de suyun. Peki acaba ben neyin koruyucusuyum o halde? Hayvanlarla konuşan bir delinin ne faydası olabilir?”
Ã?ağla’nın dudaklarına hafif bir tebessüm kondu: “Acaba koruyuculardan biri olduğunu da nerden çıkardın ki?
*****************************************************************************************************
Kenan Bey, Komutan Burak tarafından uyandırılmıştı: “Geri geldi. Sizinle konuşmak istiyor. Bayağı sinirli.”
Kenan Bey yüzünü yıkamıştı. Komutan Burak’ın ona verdiği havluyla yüzünü silerken: “Neyi amaçlıyor? Buraya gelmemeliydi.”, dedi öfkeyle.
“İnat ediyor.”
“İnat mı? Bir inat uğruna bütün ömrümü feda ettiğimi bu projeyi iptal edemem. Sırf o istiyor diye.”
“Bunu bir de onla tartışın isterseniz.”
*****************************************************************************************************
“Geri dön. Sana ihtiyacımız var!”
Gürhan birden yatağından fırlayarak uyandı. Annesi: “Korkuttum mu?”
Gürhan kendine gelmeye çalışarak: “Yok. İyiyim. Sadece yine rüya.”, dedi.
“İyi o halde. Ã?abuk kalk.”
Asiye Hanım o sırada Gürhan’ın odasındaki pencereyi kapatmakla uğraşıyordu: “Bu pencere yine açık kalmış.”
O anda Gürhan kendiliğinden: “Rüzgarı bile hissettim.”, dedi.
“Anlamadım.”
“Yalnızca sabahları neden üşüyerek uyandığımı anladım.”
“İyi hadi. Okula geç kalacaksın. Yüzünü yıka. Giyin. Ben kahvaltısını hazırlayacağım.”, dedi annesi hızlı hızlı.
“Anne. Seni seviyorum.”
“Ben de. Ama?”
“Yalnızca rüyamda seni gördüm.”
“Nasıl bir rüyaydı?”
“Birbirimize sarılmıştık. Vedalaşıyor gibiydik.”
“Rüyaların tersi çıkarmış. Ve unutma biz birbirimize sıkıca bağlanmış bir aileyiz. Birbirimizden kopamayız. Yani anlayacağın vedalaşmak yok!”
“Biliyorum, anne.”
“Sen hala yatakta mısın? Hadi çabuk yüzünü yıka.”
Gürhan banyoya giderken: “Sadece rüya olamazlar.”, diye düşünmekteydi.
***************************************************************************************************** Okulun kantininde Kenan Bey, sarışın bir bayanla konuşmaktaydı. Kantin dünkü olaydan harap olsa da kullanılabilir haldeydi. Kenan Bey:” Meltem. Sana anlatamıyorum.”, dedi
“Hayır. Asıl sen beni anlamıyorsun. şu taş muhabbetinden sıkıldım.”
“Anla artık o zaman sen de. Bu proje benim her şeyim.”
Meltem ayağa kalktı. Kenan Bey: “Gitme. Konuşmalıyız.”
“Sabahın üçünde hava alanına vardım. Bir saatte de daha adını bile bilmediğim bu okula geldim.”
“İzmir Kız Lisesi.”, diye uyardı Kenan Bey.
“Her neyse. Yorgunum. Dinlenmem gerek. Sonra tartışırız.”
“Ã?yle olsun. Hal kararlısın, değil mi?”
“Evet, hala.”, dedi Meltem ve gitti.
Arkasından bir süre Kenan Bey sessizce oturdu. Sonra: “Peki. Ã?yle olsun bakalım.”, dedi ve telefonunu çıkardı.
***************************************************************************************************** Okula vardığında Gürhan’ın ilk dikkatini çeken şey hala askerlerin etrafta olmasıydı. Bir asker yanına yaklaştı. Omzundaki çizgilerden rütbesinin yüksekliği anlaşılıyordu. Ã?niformasındaki mavi renkli ters üçgen şeklindeki amblem de hemen göze çarpıyordu.
“Hey, evlat. Bir gelesen.”, diye yanına çağırdı Gürhan’ı.
“Bana mı seslendiniz?”
“Evet.”, dedi asker elindeki bir dosyaya bakıp: “Senin adın Gürhan Öztürk mü?é
“Evet.”
O anda Gürhan boğazına bir şey, bir iğnenin saplandığını hissetti. Yere yığılmadan önce: “Onu bulamayacaksınız.”, dedi.
14. Bölümün Sonu
Posted: Wed Sep 26, 2007 2:30 am
by catboy
Bölüm15 "Anlaşma"
Gürhan ayıldığında kendini müdürenin odasında buldu. Ama odada müdüre yoktu. Takım elbise giyinmiş, iş adamını andıran biri müdürenin koltuğundaydı. Yanında da sabah okula geldiğinde karşılaştığı komutan vardı. Takım elbiseli adam güler yüzle:
"Umarım bir yerin incinmemiştir. Seni amacımız korkutmak istememekti."
"Ne yaptım ki ben?", diye sordu Gürhan.
"Hayır. Yanlış anlama. Yalnızca senden bir şey rica edeceğim. Umarım anlaşabiliriz.";
"Neymiş?"
"Ben bu okulda yapılacak olan araştırmanın başındayım. Bu okulda, daha doğrusu okulun altında, bir yerde çok değerli bir taş olduğunu düşünüyorum."
"Hava taşı.", dedi Gürhan kendi kendine.
"Aynen öyle. Sen de bu taşı elleyebilecek güç var. Başkası dokunamaz. Bu basit bir lanet değil. Etkisini anında gösteren cinsten bir durum."
"Ben ne yapabilirim?"
"Sen de bu araştırmanın bir parçasısın. Eski yazılarda bahsedilen kişilerden biri sensin."
"Koruyucu mu?"
"Evet,", dedi adam. O sırada içeri sarışınbir kadın girdi. Kızgındı:
"Buna hakkın yok, Kenan."
Ama Kenan Bey, rahat bir ifade takınmaktaydı:
"Hoşgeldin, Meltem."
"Bırak şimdi bunu? Beni dinle. Saçma bir işin içindesin. Gerçek olmayan bir işi öyle bir noktaya getirdin ki. Buna hala inanamıyorum."
"Ã?nce bir soluklansan, Meltem.", dedi bu sefer Kenan biraz daha sert bir sesle.
"Bir tank bile getirttirdin? Ne işine yarayacaksa... Herkese arkeolojik ve bilimsel bir çalışma diye yalan söyledin."
"Ama öyle!", diye bağırdı Kenan. Artık ayağa kalkmıştı. Ama bir süre sonra tekrar oturdu.
"Yalnızca yıllar önce yaşlı bir adamın küçük çocuklar için uydurduğu bir masal.", dedi sakince Meltem.
O anda içeri Mutullah Bey girdi. Sertçe:
"Oradan kalkın hemen.", dedi. Sonra:
"Ã?ğrencimizi de serbest bırakın."
Kenan Bey kalkmadan:
"Yetkilerinizi aşmaktasınız.", dedi.
"Amacınız basit bir araştırmaya benzemiyor."
"Doğru. Bu da sizin içinde olmamanız gerekn bir mesele demek oluyor."
*****************************************************************************************************
Efe: "Bu da ne demek oluyor?";, diye sordu. Cemil Bey tek tek sınıfları dolaşmaktaydı:
"Bugün okullar tatil. En azından bu bizim okul için böyle."
"Ciddi misiniz?", diye sordu Hulusi.
"Okulda bir kazı çalışması var bugün. Ondan ders yapılmayacak."
Sevinç çığlıklarından sonra Ã?ağla ayağa kalktı:
"Peki ya Gürhan ne olacak?", diye sordu.
"Gürhan'a ne olmuş ki?", dedi Efe.
"Gürhan da kim?", diye sordu Cemil Bey.
"Araştırmada görevli olan bir adamın zorla ele geçirdiği kişi."
"Benim böyle bir şeyden haberim yok. Sana kim söyledi?"
"Kendisi. Yardım istedi."
*****************************************************************************************************
Gürhan içinden: "Ã?ağla yardım et! Ne yapmalıyım şimdi? Bu insanalrın amacı ne?", dedi
Ama hiç ses yoktu. Kenan Bey, komutana:
"Burak, sen şimdi git. Zeynel"i çağır. Gürhan'la tanışmak onun da hakkı. Bu projeye büyük katkıları oldu kendilerinin.", dedi.
Meltem 'a yaklaştı:
"Sakın merak etme canım. Bu delilerin arasından kurtaracağım seni.", dedi.
"Sağolun", diye fısıldadı Gürhan.
*****************************************************************************************************
Okul dağılmaya başlamıştı. Ã?ağla, Efe ve Hulusi'yi yanına çağırdı:
";Gürhan müdürenin odasında tutuluyor. Askerler kapıda bekliyor."
"İyi yapılacak belli o halde.", dedi Efe.
"O kadar basit değil."
"Nedenmiş?" diye sordu Hulusi.
"Ã?nce amaçları neymiş, öğrenmemiz gerekiyor.", diye açıkladı Ã?ağla.
*****************************************************************************************************
Egemen, telefonuyla Gürhan'a ulaşmaya çalışıyordu. Yeşim de durgundu. Egemen'e yaklaştı:
"Dün gece sanki bir ara uyandım diye hatırlıyorum.", dedi. Egemen:
"Telefonu kapalı."
"Efendim?"
"Ulaşılmıyor."
"Kime? Kimden bahsediyorsun sen?"
"Gürhan'dan."
Yeşim'in morali bozulmuştu:
"Ben de sana her şeyimi paylaşabilecek kadar iyi bir arkadaşım olduğunu sanmıştım. Sen de diğerleri gibiymişsin."
"Peki sen nasıl biri zannediyosun ki kendini? Çok mu farklı birisin sanki?"
Yeşim sırıtarak: "Ya öyleysem.", dedi ve cebinden çıkardığı kalemin ucunu Egemen'in gözüne batırdı.
*****************************************************************************************************
Volkan da okul servisine binmişti. Okula servisle gidip geliyordu. O gün kendini çok garip hissediyordu. O sırada Halil'i gördü. Servisten indi:
"Ne o? Artık Hüso'yla takılmıyorsun."
"Ona Hüso deme. Çok sinirleniyor."
O sırada bir asker yanlarına yaklaştı:
"Hadi. Bugün okulda işiniz yok. Gitsenize."
"Peki ya." dedi Halil.
Volkan'ın içi birden nefretle doldu. Kendini sıkmaya başladı. Az sonra asker bağırarak etrafta koşturmaktaydı:
"İmdat! Zombiler beni yiyecek! Yardım edin!"
Halil şaşırarak: "Bunu sen yaptın.", dedi.
"Galiba.", dedi Volkan alnını ovalayarak.
O sırada asker de kendini okulun caddeye bakan tarafında olan şelaleden aşağı bıraktı.
15. Bölümün Sonu