ZÖMRÖT GÖZYAşI (RP EKRANI)
ZÖMRÖT GÖZYAşI (RP EKRANI)
PROLOGUES
SORCERER
Yeni doğan güneşin ilk ışıklarıyla yıkanan yıldızlimanı, seyrek kuş cıvıltıları dışında sessizdi. Sabahın bu erken saatinde herkes uyuyor olmalıydı.
Yıldızlimanı" Sadece büyücülerin eğitimi, kişisel gelişimi ve barınmaları için kurulacak bir kompleks için Gedik Savaşları sırasında rahmetli Dük Borric tarafından danışmanı büyücü Kulgan"a ve şu Yıldızlimanı başbüyücülüğünü yapan Pug"a 2,5 sene önce verilen ada. Adadaki büyücüler tarafından bu hikaye bilinirdi çünkü Midkemia gibi büyücülerin hor görüldüğü, dışlandığı ve\veya az da olsa onlardan korkulduğu bir yerde bu ada uzun süredir beklenen bir rüyaydı. Bu yüzden Pug Ve Kulgan Dük Borric"e olan minnettarlığın unutulmamasını istiyordu. Daha yeni yeni gelişmekte olan kompleks şimdiden 80 ila 100 büyücüye ev sahipliği yapıyordu.
Cleo gözlerine düşen güneş ışığıyla uyandı. Aslında pek uyuduğu da söylenemezdi zira normalde dingin olan yapısı şu an heyecanı yaşıyordu. Bugün, Yıldızlimanı"nda geçirdiği 1 yılda ve eski ustası Malvoc"un yanında geçirdiği 8 yılda öğrendiklerinin sınanma vaktiydi. Eğitmenleri artık sınava hazır olduğunu düşünüyor olmalıydılar ki ona bugün için talimat vermişlerdi.
Cleo gözleriyle sade odasını taradı. Bir yılı burada geçirmişti. Yatağın hemen karşısında üzeri parşömenlerle dolu masası ve masanın yanında da rulo parşömenlerin durduğu alçak bir kitaplık vardı. Yatağının hemen alt tarafında giysilerinin durduğu bir dolap ve pencerenin altında da ufak malzemeleri için (ufak asalar, şişler vs.) kullandığı sandık vardı.
Cleo, kapının nazikçe çalındığını duydu.
SORCERER
Yeni doğan güneşin ilk ışıklarıyla yıkanan yıldızlimanı, seyrek kuş cıvıltıları dışında sessizdi. Sabahın bu erken saatinde herkes uyuyor olmalıydı.
Yıldızlimanı" Sadece büyücülerin eğitimi, kişisel gelişimi ve barınmaları için kurulacak bir kompleks için Gedik Savaşları sırasında rahmetli Dük Borric tarafından danışmanı büyücü Kulgan"a ve şu Yıldızlimanı başbüyücülüğünü yapan Pug"a 2,5 sene önce verilen ada. Adadaki büyücüler tarafından bu hikaye bilinirdi çünkü Midkemia gibi büyücülerin hor görüldüğü, dışlandığı ve\veya az da olsa onlardan korkulduğu bir yerde bu ada uzun süredir beklenen bir rüyaydı. Bu yüzden Pug Ve Kulgan Dük Borric"e olan minnettarlığın unutulmamasını istiyordu. Daha yeni yeni gelişmekte olan kompleks şimdiden 80 ila 100 büyücüye ev sahipliği yapıyordu.
Cleo gözlerine düşen güneş ışığıyla uyandı. Aslında pek uyuduğu da söylenemezdi zira normalde dingin olan yapısı şu an heyecanı yaşıyordu. Bugün, Yıldızlimanı"nda geçirdiği 1 yılda ve eski ustası Malvoc"un yanında geçirdiği 8 yılda öğrendiklerinin sınanma vaktiydi. Eğitmenleri artık sınava hazır olduğunu düşünüyor olmalıydılar ki ona bugün için talimat vermişlerdi.
Cleo gözleriyle sade odasını taradı. Bir yılı burada geçirmişti. Yatağın hemen karşısında üzeri parşömenlerle dolu masası ve masanın yanında da rulo parşömenlerin durduğu alçak bir kitaplık vardı. Yatağının hemen alt tarafında giysilerinin durduğu bir dolap ve pencerenin altında da ufak malzemeleri için (ufak asalar, şişler vs.) kullandığı sandık vardı.
Cleo, kapının nazikçe çalındığını duydu.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
PROLOGUES
BARBARIAN
Ilık hava Adun"un yüzüne vurup kendisini bir nebze olsun rahat hissetmesine neden oluyordu. Dünya"nın Dişleri Dağları"nın tepelerinden gelen sıcak hava grubun rahat ilerlemesini sağlıyordu.
Adun yola çıkalı yaklaşık 3 hafta olmuştu ve birkaç gün içinde vardığı Ratat klanının Krondor Prensi"nin daveti üzerine Krondor"a hareket eden küçük birliklerine katılmıştı. Birliğin başındaki adam, Hadati klanları arasında çok iyi bilinen Ebube"ydi. Daha önce ailesini katleden moredheli bulup öldürerek kan avını tamamlamıştı ve diğer kan avı galipleri gibi o da klanlar arasındaki en saygın mertebeye ulaşmıştı. Ebube istediğinde, canını severek vermeyecek bir Hadati yoktu.
Adun, klanının yok edilişine içinde derin bir öfkeyle yaklaşıyordu. Kan avına çıktığının göstergesi olarak yüzünü beyaza boyamıştı. Klanının öcü alınmalıydı. Aslında nereden ve nasıl başlayacağı hakkında herhangi bir fikri yoktu. Bu gruba katılma nedeni de buydu. Krondor, başlangıç için iyi bir merkez gibi görünmekteydi. Krondor prensinin Hadati"lerle olan dostluğu da herkes tarafından bilindiğinden Krondor"a girmek ona bir problem yaratmayacaktı. Orada gerekli bilgiyi bir şekilde alabilirdi. En azından o öyle umuyordu.
7 kişilik grup yüksek bir askeri disiplin altında ilerliyordu. En başta yalnız yürüyen Ebube ve arkasında 3"erli yürüyen 2 sıra. Adun arka ortada yerini almıştı. Dünya"nın Dişleri"nde ilerledikçe geçtikleri geçit daralmaya başlamıştı Adun"un içini bir an bir şüphe kapladı zira daha önce hiç kasabasından çıkıp modern dünyaya girmemişti ama Ebube grubu dağlardan çıkartıp Rillanon Krallığı sınırlarına sokacak yolu biliyordu. Adun"un, kan yolculuğunu tamamlamış birine saygısızlık etmesi düşünülemezdi.
Dar bir boğaza gelmişlerdi. Hava artık kararmaya yüz tutmuştu. Sağ yanlarında uzanan devasa dağ olamasa güneşin o mükemmel son kızıllığını da görebilirlerdi. İlerledikleri kanyonun girişi arkalarında kaybolmakta, çıkışı ise görülmemekteydi.
Birden etrafı devasa böğürtüler sardı. Ebube"nin kılıcı bir anda kınından çıkıp elinde belirivermişti. Adun"un de içinde bulunduğu 6 Hadati Ebube"nin etrafında bir çember oluşturdular ve etrafı gözlemlemeye başladılar.
Adun"un arka tarafı yoklayan gözleri, kanyonun girişinden onlara doğru koşmaya başlamış şekiller görüyordu. Sayıları 10 ila 12 arasında olan şekiller inanılmaz bir vücut genişliğine sahiplerdi görebildiği kadarıyla ve hepsinin silahları çekiliydi.
Aynı anda ön tarafı gözlemleyenlerden birisi,
-İleriden on dört silahlı. dedi.
Yirmi dört kişi altı kişiye doğru ellerindeki silahlarla koşuyordu. Daha kan yolculuğunun başında nasıl bir şanstı bu? Ne yapacaklardı?
BARBARIAN
Ilık hava Adun"un yüzüne vurup kendisini bir nebze olsun rahat hissetmesine neden oluyordu. Dünya"nın Dişleri Dağları"nın tepelerinden gelen sıcak hava grubun rahat ilerlemesini sağlıyordu.
Adun yola çıkalı yaklaşık 3 hafta olmuştu ve birkaç gün içinde vardığı Ratat klanının Krondor Prensi"nin daveti üzerine Krondor"a hareket eden küçük birliklerine katılmıştı. Birliğin başındaki adam, Hadati klanları arasında çok iyi bilinen Ebube"ydi. Daha önce ailesini katleden moredheli bulup öldürerek kan avını tamamlamıştı ve diğer kan avı galipleri gibi o da klanlar arasındaki en saygın mertebeye ulaşmıştı. Ebube istediğinde, canını severek vermeyecek bir Hadati yoktu.
Adun, klanının yok edilişine içinde derin bir öfkeyle yaklaşıyordu. Kan avına çıktığının göstergesi olarak yüzünü beyaza boyamıştı. Klanının öcü alınmalıydı. Aslında nereden ve nasıl başlayacağı hakkında herhangi bir fikri yoktu. Bu gruba katılma nedeni de buydu. Krondor, başlangıç için iyi bir merkez gibi görünmekteydi. Krondor prensinin Hadati"lerle olan dostluğu da herkes tarafından bilindiğinden Krondor"a girmek ona bir problem yaratmayacaktı. Orada gerekli bilgiyi bir şekilde alabilirdi. En azından o öyle umuyordu.
7 kişilik grup yüksek bir askeri disiplin altında ilerliyordu. En başta yalnız yürüyen Ebube ve arkasında 3"erli yürüyen 2 sıra. Adun arka ortada yerini almıştı. Dünya"nın Dişleri"nde ilerledikçe geçtikleri geçit daralmaya başlamıştı Adun"un içini bir an bir şüphe kapladı zira daha önce hiç kasabasından çıkıp modern dünyaya girmemişti ama Ebube grubu dağlardan çıkartıp Rillanon Krallığı sınırlarına sokacak yolu biliyordu. Adun"un, kan yolculuğunu tamamlamış birine saygısızlık etmesi düşünülemezdi.
Dar bir boğaza gelmişlerdi. Hava artık kararmaya yüz tutmuştu. Sağ yanlarında uzanan devasa dağ olamasa güneşin o mükemmel son kızıllığını da görebilirlerdi. İlerledikleri kanyonun girişi arkalarında kaybolmakta, çıkışı ise görülmemekteydi.
Birden etrafı devasa böğürtüler sardı. Ebube"nin kılıcı bir anda kınından çıkıp elinde belirivermişti. Adun"un de içinde bulunduğu 6 Hadati Ebube"nin etrafında bir çember oluşturdular ve etrafı gözlemlemeye başladılar.
Adun"un arka tarafı yoklayan gözleri, kanyonun girişinden onlara doğru koşmaya başlamış şekiller görüyordu. Sayıları 10 ila 12 arasında olan şekiller inanılmaz bir vücut genişliğine sahiplerdi görebildiği kadarıyla ve hepsinin silahları çekiliydi.
Aynı anda ön tarafı gözlemleyenlerden birisi,
-İleriden on dört silahlı. dedi.
Yirmi dört kişi altı kişiye doğru ellerindeki silahlarla koşuyordu. Daha kan yolculuğunun başında nasıl bir şanstı bu? Ne yapacaklardı?
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
BrokenBlade
- Süresiz Banlanmıştır
- Posts: 441
- Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
- Location: GraveYard
- Contact:
-SORCERER-
Cleo'nun kapısı yavaşça açıldı ve içeri 1,65 boylarında siyah cüppeli biri girdi. Üstat Shimone... Üstat Shimone 50 yaşlarına yakın birisiydi ama sevecenliğiyle tanınırdı. Etraftaki insanların sevdiği bir eğitmendi.
Shimone kapıyı açarak odaya baktı ve Cleo'nun eşyalarını toplamakta olduğunu ve üzerinde hala pijamayla durduğunu görünce hafifçe gülümsedi. Kollarını bağlayıp omzunu kapı yasladı ve
- Daha toplanamadın mı evlat? dedi sevecen bir yüzle.
- Hadi biraz acele et. daha çok işimiz var. dedi.
NOT: İşine yarayacak şeyler demişsin yanına aldığın her şeyi rp ile yazarsan sevinirim.
Cleo'nun kapısı yavaşça açıldı ve içeri 1,65 boylarında siyah cüppeli biri girdi. Üstat Shimone... Üstat Shimone 50 yaşlarına yakın birisiydi ama sevecenliğiyle tanınırdı. Etraftaki insanların sevdiği bir eğitmendi.
Shimone kapıyı açarak odaya baktı ve Cleo'nun eşyalarını toplamakta olduğunu ve üzerinde hala pijamayla durduğunu görünce hafifçe gülümsedi. Kollarını bağlayıp omzunu kapı yasladı ve
- Daha toplanamadın mı evlat? dedi sevecen bir yüzle.
- Hadi biraz acele et. daha çok işimiz var. dedi.
NOT: İşine yarayacak şeyler demişsin yanına aldığın her şeyi rp ile yazarsan sevinirim.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
BrokenBlade
- Süresiz Banlanmıştır
- Posts: 441
- Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
- Location: GraveYard
- Contact:
Cleo hiçbir zaman savaşmayı sevmemişti.Silahlardan neret ederdi ve her zaman işini dilini kullanarak halletmeyi severdi.Onun için bir silah taşımazdı.
Cleo üstat Shimone'yi görünce sevindi.Shimone saygı duyduğu insanlardan biriydi.Eşyalarını hazırlamayı bıraktı ve saygıyla ayağa kalktı.Ustadın hala gülümsediğini görünce biraz şaşırdı.Komik olan ne var diye düşündü.Üstüne göz gezdirdiğinde büyük üstadın karşısında pijamalarıyla durduğunu farketti.Sanırım düşündüğünden fazla heyecanlanmıştı!"Hemen geliyorum,üstat Shimone".Shimone odasından çıkınca,Usulca cüppesini giyindi.
Masasına doğru ilerledi ve bir yıl boyunca elde ettiği parşomen ve iksirlerini topladı.Bir kaç boş kağıtla beraber mürekkebini çantasına sıkıştırdı.
Son bir kez odasına baktı,Derin bir nefes aldı.Ustat Shimone'nin bulunduğu yöne doğru gitti.
Cleo üstat Shimone'yi görünce sevindi.Shimone saygı duyduğu insanlardan biriydi.Eşyalarını hazırlamayı bıraktı ve saygıyla ayağa kalktı.Ustadın hala gülümsediğini görünce biraz şaşırdı.Komik olan ne var diye düşündü.Üstüne göz gezdirdiğinde büyük üstadın karşısında pijamalarıyla durduğunu farketti.Sanırım düşündüğünden fazla heyecanlanmıştı!"Hemen geliyorum,üstat Shimone".Shimone odasından çıkınca,Usulca cüppesini giyindi.
Masasına doğru ilerledi ve bir yıl boyunca elde ettiği parşomen ve iksirlerini topladı.Bir kaç boş kağıtla beraber mürekkebini çantasına sıkıştırdı.
Son bir kez odasına baktı,Derin bir nefes aldı.Ustat Shimone'nin bulunduğu yöne doğru gitti.
Cleo odasının kapısını açtığında Shimone'u hemen karşısında gördü. Shimone Cleo'ya göz gezdirdi ve parşömenler ve şişelerle dolu çantayı görünce hafifçe sırıttı.
- Evet. Sanırım artık hazırız ha evlat. dedi Shimone sevecen bir tavırla.
- Beni takip et.
Shimone arkasını döndü ve koridor boyunca ilerlemeye başladı. Cleo'da üstadı sessizce takip etti. Shimone'da daha önce hissetmediği bir sertlik hissetmeye başlamıştı yürürken. Shimone'un yanından yürümeye çalışırsa Shimone tekrar öne geçmek için hızlanıyordu. Cleo'nun sorularına yanıt vermiyor, o yokmuş gibi hareket ediyordu.
Cleo ve Shimone sınıfların olduğu koridora geldiler ve koridorun sonundan sola döndüler. Cleo'nun bildiği üzere bu yol yemek salonuna çıkıyordu.
Cleo birden koridorun bildiğinden farklı olduğunu fark etti. Yemek salonuna giden koridorda olduğuna emindi ama sağında ve solunda olması gereken kapılar yoktu.
Koridorun sonuna geldiler. Ahşap yemek odası kapısının yerinde devasa, siyah, metal bir kapı duruyordu. Kapının yanları altın kabartmalarla işlenmişti. Üzerinde ise ilginç bir simge vardı.
Simgenin en ortasında diğer kabartmalardan daha çok ileri çıkan ve içinde beyazımsı bir maddenin adeta dans ettiği küresel bir yapı vardı. Bu kürenin üzerinde iki güneşli bir gezegen, alt tarafındaysa tek güneşli başka bir gezegen vardı. Kürenin sağ ve sol yanları sağda bir siyah, soldaysa bir gümüş ejderha ile süslenmişti. Kapının üzerinde herhangi bir kulp, açılma aralığı, anahtar deliği, menteşe vs. görünmüyordu. Sanki kapı duvarın bir parçasıydı.
Shimone Cleo'ya döndü ve kapıyı gösterdi. Ardından sırtını dönerek koridor boyunca geri ilerlemeye başladı.
- Evet. Sanırım artık hazırız ha evlat. dedi Shimone sevecen bir tavırla.
- Beni takip et.
Shimone arkasını döndü ve koridor boyunca ilerlemeye başladı. Cleo'da üstadı sessizce takip etti. Shimone'da daha önce hissetmediği bir sertlik hissetmeye başlamıştı yürürken. Shimone'un yanından yürümeye çalışırsa Shimone tekrar öne geçmek için hızlanıyordu. Cleo'nun sorularına yanıt vermiyor, o yokmuş gibi hareket ediyordu.
Cleo ve Shimone sınıfların olduğu koridora geldiler ve koridorun sonundan sola döndüler. Cleo'nun bildiği üzere bu yol yemek salonuna çıkıyordu.
Cleo birden koridorun bildiğinden farklı olduğunu fark etti. Yemek salonuna giden koridorda olduğuna emindi ama sağında ve solunda olması gereken kapılar yoktu.
Koridorun sonuna geldiler. Ahşap yemek odası kapısının yerinde devasa, siyah, metal bir kapı duruyordu. Kapının yanları altın kabartmalarla işlenmişti. Üzerinde ise ilginç bir simge vardı.
Simgenin en ortasında diğer kabartmalardan daha çok ileri çıkan ve içinde beyazımsı bir maddenin adeta dans ettiği küresel bir yapı vardı. Bu kürenin üzerinde iki güneşli bir gezegen, alt tarafındaysa tek güneşli başka bir gezegen vardı. Kürenin sağ ve sol yanları sağda bir siyah, soldaysa bir gümüş ejderha ile süslenmişti. Kapının üzerinde herhangi bir kulp, açılma aralığı, anahtar deliği, menteşe vs. görünmüyordu. Sanki kapı duvarın bir parçasıydı.
Shimone Cleo'ya döndü ve kapıyı gösterdi. Ardından sırtını dönerek koridor boyunca geri ilerlemeye başladı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Adun onlara koşan savaşcılara baktı. daha önce hiç insan öldürmemişti, belki de öldüremeyecekti.. kendi kendine kızgınlıkla söylendi.
"Hayır bunun olmasına izin veremem,bir kan yemini ettim. Avım bitmeden ruhum huzur bulamaz ve benimde huzursuz ölmeye niyetim yok."
avuçlarındaki teri üzerine sildi ve kılıcını kavradı, gelicek emirler için hazırlandı...
gözünün önünde kabilesinin yıkılmış görüntüsü vardı, son hareketlerini yapan eller ya da son nefeslerini veren bedenler..
çok soğuk gelmişti ona. sanki yeryüzünden yükselen ruhlar geçerken ona dokunuyor ve yalvarıyordu. "Ã?cümüzü al........"
"Hayır bunun olmasına izin veremem,bir kan yemini ettim. Avım bitmeden ruhum huzur bulamaz ve benimde huzursuz ölmeye niyetim yok."
avuçlarındaki teri üzerine sildi ve kılıcını kavradı, gelicek emirler için hazırlandı...
gözünün önünde kabilesinin yıkılmış görüntüsü vardı, son hareketlerini yapan eller ya da son nefeslerini veren bedenler..
çok soğuk gelmişti ona. sanki yeryüzünden yükselen ruhlar geçerken ona dokunuyor ve yalvarıyordu. "Ã?cümüzü al........"
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
PROLOGUE
-RANGER-
Casper Altınyay Crydee ormanlarındaki ahşap kulübesinin kapısında oturuyordu. Elindeki keskin avcı bıçağı ile elindeki ahşap parçayı oyuyor ve bir gemi yaratmaya çalışıyordu. Denizci olmayı istemişti bir zamanlar... Krondor Donanması'nda bir subay olmak veya bir korsan olmak... Neden olmasındılar ki bir zamanlar... Oymacılıkta asla yay veya ok yapımında olduğu kadar iyi olmamıştı ama yine de zevkli bir iş olduğunu söyleyebilirdi.
Casper ormanı seviyordu. şu an olduğu gibi, güneş ışıklarının yaprakların arasından geçerek yüzüne düşüşü, ardından güneşin bulutların ardında saklanıp kısa süreli ortadan kayboluşu ve tekrar gelişinin hissi değişilmezdi. Dinginlik güzeldi.
Casper yaklaşık 8 senedir Crydee ormanlarındaydı. Savaş sırasındaki moredhel akınları başına dert olmuş olsa da kendisini sakınmayı başarabilmişti. Artık Crydee Dükü olan eski avcıbaşı Martin "Longbow" ConDoin'den kısa süreli bir eğitim almış olsa da kendi kendine ormanda yaşayarak ve ormanın sesini dinleyerek yaratılışında keşfettikleri onun için değişilmezdi. Doğa ona her şeyi veriyordu. İnsanlara ihtiyacı yoktu. Gerçekten saygı duyduğu çok az insan vardı. Martin de bunlardan biriydi. Onun kadar iyi bir avcı olabilmeyi isterdi.
Dinginliği duyduğu ayak sesleriyle bozuldu. Ayak seslerinin yere basışındaki sertlikten bunun bu yöne doğru düzensizce gelen birisi olduğunu anlayabiliyordu. Elindeki bir miktarı oyulmuş ahşap parçayı bir kenara koydu ve bıçağını da bırakarak elini hemen yanındaki yaya götürdü.
Ağaçların arasından üzerinde Crydee muhafız birliği üniforması olan bir asker çıktı. Casper elini yaydan uzaklaştırdı.
Asker etrafına bakındı ve Casper'ı görünce ona doğru ilerlemeye başladı. Ã?nüne gelince durdu, selam verdi ve
- Casper Altınyay, Dük Martin sizinle görüşmek istiyor. Uzun bir yolculuk için yanınıza alacağınız her şeyi almanızı ve evinizi kapatarak kaleye gelmeniz gerektiğini söyledi. Acele etmeniz gerektiği ayrıca bildirildi. dedi son derece resmi bir şekilde.
-RANGER-
Casper Altınyay Crydee ormanlarındaki ahşap kulübesinin kapısında oturuyordu. Elindeki keskin avcı bıçağı ile elindeki ahşap parçayı oyuyor ve bir gemi yaratmaya çalışıyordu. Denizci olmayı istemişti bir zamanlar... Krondor Donanması'nda bir subay olmak veya bir korsan olmak... Neden olmasındılar ki bir zamanlar... Oymacılıkta asla yay veya ok yapımında olduğu kadar iyi olmamıştı ama yine de zevkli bir iş olduğunu söyleyebilirdi.
Casper ormanı seviyordu. şu an olduğu gibi, güneş ışıklarının yaprakların arasından geçerek yüzüne düşüşü, ardından güneşin bulutların ardında saklanıp kısa süreli ortadan kayboluşu ve tekrar gelişinin hissi değişilmezdi. Dinginlik güzeldi.
Casper yaklaşık 8 senedir Crydee ormanlarındaydı. Savaş sırasındaki moredhel akınları başına dert olmuş olsa da kendisini sakınmayı başarabilmişti. Artık Crydee Dükü olan eski avcıbaşı Martin "Longbow" ConDoin'den kısa süreli bir eğitim almış olsa da kendi kendine ormanda yaşayarak ve ormanın sesini dinleyerek yaratılışında keşfettikleri onun için değişilmezdi. Doğa ona her şeyi veriyordu. İnsanlara ihtiyacı yoktu. Gerçekten saygı duyduğu çok az insan vardı. Martin de bunlardan biriydi. Onun kadar iyi bir avcı olabilmeyi isterdi.
Dinginliği duyduğu ayak sesleriyle bozuldu. Ayak seslerinin yere basışındaki sertlikten bunun bu yöne doğru düzensizce gelen birisi olduğunu anlayabiliyordu. Elindeki bir miktarı oyulmuş ahşap parçayı bir kenara koydu ve bıçağını da bırakarak elini hemen yanındaki yaya götürdü.
Ağaçların arasından üzerinde Crydee muhafız birliği üniforması olan bir asker çıktı. Casper elini yaydan uzaklaştırdı.
Asker etrafına bakındı ve Casper'ı görünce ona doğru ilerlemeye başladı. Ã?nüne gelince durdu, selam verdi ve
- Casper Altınyay, Dük Martin sizinle görüşmek istiyor. Uzun bir yolculuk için yanınıza alacağınız her şeyi almanızı ve evinizi kapatarak kaleye gelmeniz gerektiğini söyledi. Acele etmeniz gerektiği ayrıca bildirildi. dedi son derece resmi bir şekilde.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
BrokenBlade
- Süresiz Banlanmıştır
- Posts: 441
- Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
- Location: GraveYard
- Contact:
Sihirbaz ne yapacağını hala anlamamıştı...Üstat hiç bir sorusuna cevap vermemiş,adeta o yokmuş bibi davranmıştı.Bu sınavın bir parçası mıydı?Kapıya varınca Üstat Shimone 'nin arkasını dönüp gittiğini gördü.Seslenmek bir işe yaramacaktı gene anlaşılan.
Artık birşeyler yapmaya başlamalıyım
İşe yarayabilecek bir büyüsü olup olamayacağını düşündü.
Hmmm,büyülü olmalı bu kapı,belki de bir büyülü bir tuzak?Sınav başladı nede olsaParmaklarını oynatarak bir kaç söz söyledi(Detect Magic)
Sonrasında...
Usulca küreye doğru yaklaşmaya başladı.
Ve elini küreye doğru uzatıp bir enerji veya benzer bir şeyler sezip sezemeyeceğine baktı
Artık birşeyler yapmaya başlamalıyım
İşe yarayabilecek bir büyüsü olup olamayacağını düşündü.
Hmmm,büyülü olmalı bu kapı,belki de bir büyülü bir tuzak?Sınav başladı nede olsaParmaklarını oynatarak bir kaç söz söyledi(Detect Magic)
Sonrasında...
Usulca küreye doğru yaklaşmaya başladı.
Ve elini küreye doğru uzatıp bir enerji veya benzer bir şeyler sezip sezemeyeceğine baktı
Adun'un elleri heyecanla terlemişti. Bu pusu da nereden çıkmıştı? İki taraflarından yaklaşan, yaklaşırken böğüren çok sayıdaki şekiller grubun yakınına geldikçe daha rahat seçilebilir oldular.
Kaslı vücutlarının üzerine gerilmiş yeşil derileri, ağızlarından fırlamış uzun sivri dişleri ve tüm vahşilikleriyle anlatılan yaratıklardı bunlar, orklar... Ellerinde taşıdığı clublarla son hız gruba doğru koşarlarken Adun durumun garipliğini farketti. Orklar, Kuzey Elleri'nin derinliklerinde yaşarlar ve güney'e çok nadiren inerlerdi. Hele bu kadar güneye indikleri sadece 1,5 sene önce yapılan büyük savaşta olmuştu.
Adun Ebube'ye baktı. Kudretli savaşçının kaşları çatılmıştı. O da durumun garipliğini keşfetmiş olmalıydı. Elindeki devasa warhammer 1,90'lık savaşçının görüntüsünü iyice korkunç bir hale sokuyordu.
- Ã?emberi bozmayın. dedi Ebube.
Orklar yaklaştı, yaklaştıkça yavaşladı ve en sonunda grupla aralarına belirli bir mesafe koyunca durdu. Orklar aralarında homurdanıyor ve ellerindeki clubları tehditkarca sallıyorlardı.
Yeşil güruhun içinden birisi çıktı. Elinde diğerlerinden farklı olarak bir kılıç vardı.
- Benz bıraz sezenzz deliz belerz. dedi Krallık lisanında konuşmaya çalışarak. Sesindeki sertlik kulaklardan kaçmıyordu.
- Emirz varz siziz rehin almaksz. Zoğunuzz zanlı tezlimz.
Ebube adamlarına ve orklara baktı. Saldırabilirlerdi ama bu savaşı kazanamayacakları barizdi. Ebube Adun'a ve yüzündeki beyaz boyaya baktı. Kan avı Hadatiler arasında en saygı gören şeydi ve sona erdirilmeliydi. Bu adamlar burada ölmemeliydi.
- Anlaşma yapalım. dedi Ebube. İkimiz savaşalım. Eğer ben kazanırsam bize saldırmazsınız. dedi ve orkun anlamakta güçlük çektiğini görünce daha yavaş konuşmaya başladı.
- Eğer sen kazanırsan adamlarımı rehin alırsın. dedi.
- Teslim olacaksınız. dedi Ebube kendi adamlarına ve çemberden çıkmak için adım attı.
Orklar savaşa tapardı. Böyle bir teke tek mücadele şansı kaçırılmayacak bir şanstı. Kazanan, orkların gözünde değişilmez bir mertebe de olacaktı.
Ork devasa kılıcını iki eliyle kavradı ve
- Kabulz ölü insanz. dedi.
Ebube elinde warhammerıyla çemberin dışına çıktı ve çemberden biraz uzaklaştı. Ork karşısındaki adama baktı ve böğürerek Ebube'ye koşmaya başladı.
-Waaghhhhhh....
Ork Ebube'ye doğru koşarken kılıcını yukarıya doğru kaldırdı ve Ebube'ye vardığında kılıcı hızla aşağı doğru indirdi. Ebube atağı karşılamaya hazırdı ve warhammerını mükemmel bir zamanlamayla kaldırarak kılıcı savuşturdu. Ork savrulan kılıcı dengelemeye çalışıp Ebube'ye bir kez daha savurdu ama ilk vuruşunun karşılanması sebebiyle ikinci vuruşunda başarısız olmuştu. Ebube, orkun ikinci saldırısıyla aynı anda warhammerını orka yandan savurdu ama warhammer sadece havayı yardı. Ebube bu başarısız saldırıyı beklemiyordu. Bu sebeple yan tarafından açık vermişti. Bu hatanın ona pahalıya patlayacağını fark etti bir an ve warhammerını yandan savurarak orku savuşturmaya çalıştı. Çok geçti. Ork açıklığı görmüştü ve devasa kılıcını yüksek bir böğürtü kopararak Ebube'nin sol omzundan soktu. Devasa kılıç Ebube'nin sol köprücük kemiğini kırarak göğüs kafesine kadar girdi. Ebube, kan avcısı, acılar içinde yere yığıldı. Ork Ebube'nin başına geçti ve devasa kılıcı kaldırarak Hadati'nin kalbine soktu ve orada kılıcı çevirerek Midkemia üzerinden bir Hadati'yi silmiş oldu.
Orklar bir sevinç nağrası koparttı. Böğürtüleri havayı kapladı. Ebube'yi deviren ork döndü ve
-Tezlim olun. dedi.
Kalan altı hadatiden dördü silahlarını Ebube'nin devrilişiyle yere atmışlardı.
Kaslı vücutlarının üzerine gerilmiş yeşil derileri, ağızlarından fırlamış uzun sivri dişleri ve tüm vahşilikleriyle anlatılan yaratıklardı bunlar, orklar... Ellerinde taşıdığı clublarla son hız gruba doğru koşarlarken Adun durumun garipliğini farketti. Orklar, Kuzey Elleri'nin derinliklerinde yaşarlar ve güney'e çok nadiren inerlerdi. Hele bu kadar güneye indikleri sadece 1,5 sene önce yapılan büyük savaşta olmuştu.
Adun Ebube'ye baktı. Kudretli savaşçının kaşları çatılmıştı. O da durumun garipliğini keşfetmiş olmalıydı. Elindeki devasa warhammer 1,90'lık savaşçının görüntüsünü iyice korkunç bir hale sokuyordu.
- Ã?emberi bozmayın. dedi Ebube.
Orklar yaklaştı, yaklaştıkça yavaşladı ve en sonunda grupla aralarına belirli bir mesafe koyunca durdu. Orklar aralarında homurdanıyor ve ellerindeki clubları tehditkarca sallıyorlardı.
Yeşil güruhun içinden birisi çıktı. Elinde diğerlerinden farklı olarak bir kılıç vardı.
- Benz bıraz sezenzz deliz belerz. dedi Krallık lisanında konuşmaya çalışarak. Sesindeki sertlik kulaklardan kaçmıyordu.
- Emirz varz siziz rehin almaksz. Zoğunuzz zanlı tezlimz.
Ebube adamlarına ve orklara baktı. Saldırabilirlerdi ama bu savaşı kazanamayacakları barizdi. Ebube Adun'a ve yüzündeki beyaz boyaya baktı. Kan avı Hadatiler arasında en saygı gören şeydi ve sona erdirilmeliydi. Bu adamlar burada ölmemeliydi.
- Anlaşma yapalım. dedi Ebube. İkimiz savaşalım. Eğer ben kazanırsam bize saldırmazsınız. dedi ve orkun anlamakta güçlük çektiğini görünce daha yavaş konuşmaya başladı.
- Eğer sen kazanırsan adamlarımı rehin alırsın. dedi.
- Teslim olacaksınız. dedi Ebube kendi adamlarına ve çemberden çıkmak için adım attı.
Orklar savaşa tapardı. Böyle bir teke tek mücadele şansı kaçırılmayacak bir şanstı. Kazanan, orkların gözünde değişilmez bir mertebe de olacaktı.
Ork devasa kılıcını iki eliyle kavradı ve
- Kabulz ölü insanz. dedi.
Ebube elinde warhammerıyla çemberin dışına çıktı ve çemberden biraz uzaklaştı. Ork karşısındaki adama baktı ve böğürerek Ebube'ye koşmaya başladı.
-Waaghhhhhh....
Ork Ebube'ye doğru koşarken kılıcını yukarıya doğru kaldırdı ve Ebube'ye vardığında kılıcı hızla aşağı doğru indirdi. Ebube atağı karşılamaya hazırdı ve warhammerını mükemmel bir zamanlamayla kaldırarak kılıcı savuşturdu. Ork savrulan kılıcı dengelemeye çalışıp Ebube'ye bir kez daha savurdu ama ilk vuruşunun karşılanması sebebiyle ikinci vuruşunda başarısız olmuştu. Ebube, orkun ikinci saldırısıyla aynı anda warhammerını orka yandan savurdu ama warhammer sadece havayı yardı. Ebube bu başarısız saldırıyı beklemiyordu. Bu sebeple yan tarafından açık vermişti. Bu hatanın ona pahalıya patlayacağını fark etti bir an ve warhammerını yandan savurarak orku savuşturmaya çalıştı. Çok geçti. Ork açıklığı görmüştü ve devasa kılıcını yüksek bir böğürtü kopararak Ebube'nin sol omzundan soktu. Devasa kılıç Ebube'nin sol köprücük kemiğini kırarak göğüs kafesine kadar girdi. Ebube, kan avcısı, acılar içinde yere yığıldı. Ork Ebube'nin başına geçti ve devasa kılıcı kaldırarak Hadati'nin kalbine soktu ve orada kılıcı çevirerek Midkemia üzerinden bir Hadati'yi silmiş oldu.
Orklar bir sevinç nağrası koparttı. Böğürtüleri havayı kapladı. Ebube'yi deviren ork döndü ve
-Tezlim olun. dedi.
Kalan altı hadatiden dördü silahlarını Ebube'nin devrilişiyle yere atmışlardı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Oren_Dautry
- Kullanıcı

- Posts: 2577
- Joined: Tue Sep 23, 2003 10:00 am
Ebube düşmüştü.. sinirle kılıcının kabzasını kavradı ve tüm siniriyle sıktıktan sonra yere attı.. Elindeki eski yara izine baktı.. sonum bu sefil yaratıklarmı olacak.
hayatta kalmalıydı, bunun için sakin olmalıydı. Aldığı öğreti net ve basitti bütün hepsinin kısası." bugün hayatta kal ki yarın öldüresin" di.
aptallığa lüzum yoktu, zaten biliyordu bir savaşcının kaybettiği anın, cesaretle aptallığı ayıran çizgiyi geçtiği an olduğunu...
hayatta kalmalıydı, bunun için sakin olmalıydı. Aldığı öğreti net ve basitti bütün hepsinin kısası." bugün hayatta kal ki yarın öldüresin" di.
aptallığa lüzum yoktu, zaten biliyordu bir savaşcının kaybettiği anın, cesaretle aptallığı ayıran çizgiyi geçtiği an olduğunu...
Bugün için yaşa , yarın için hayatta kal..
Cleo'nun ağzından sözcükler hızla döküldü ve kapının üzerindeki küre devasa bir şekilde parlamaya başladı. Cleo gözlerini kıstı çünkü küreden çıkan büyü inanılmaz güçlüydü. Küenin üzerinde oynayan güç iplikçiklerini rahatlıkla seçebiliyordu.
Cleo elini küreye yaklaştırdıkça küre sarı bir ışıkla parlamaya başladı. Cleo elini daha da yaklaştırdı ve kürenin üzerine koydu.
Cleo'nun zihni acıyla çarpıldı. Gözleri kararmaya başladı ve karanlık bedenini sardı.
..........................
Taş zemin Cleo'nun yüzünü üşütüyordu. Büyücü gözlerini açtı ve doğruldu. Vücudu ağrıyordu. Ayağa kalktı ve etrafına bakındı. Eski bir şatonun yemek odası gibi döşenmiş bir yerdeydi. Duvarlarda sekizer mumluk şamdanlar yanıyordu. Odada kimse yoktu. Odanın ortasında uzun bir masa vardı. Masanın üzerinde ise iki tane iki mumluk şamdan duruyordu. Masanın arka tarafında ise ahşap bir kapı görünüyordu.
Cleo odayı incelerken masanın üzerindeki şamdanların birden hareket etmeye başladığını fark etti. İlk önce kolları hareket etmeye başladı. Ardından oldukları yerde sıçarmaaya başladılar ve masadan aşağı atladılar. Cleo'ya doğru ilerlemeye başladılar. Birbirlerinin aynısı gibi görünüyorlardı. Bir sağ bir sol zıplayarak Cleo'nun yanına geldiler. Çok şirinlerdi.
- Sen kimsin? Neden geldin? Napıyosun burda? Kim gönderdi seni? Amacın ne? diye birbirine benzer sorular sormaya başladılar. İnce sesleriyle gerçekten çok şirindiler.
Cleo elini küreye yaklaştırdıkça küre sarı bir ışıkla parlamaya başladı. Cleo elini daha da yaklaştırdı ve kürenin üzerine koydu.
Cleo'nun zihni acıyla çarpıldı. Gözleri kararmaya başladı ve karanlık bedenini sardı.
..........................
Taş zemin Cleo'nun yüzünü üşütüyordu. Büyücü gözlerini açtı ve doğruldu. Vücudu ağrıyordu. Ayağa kalktı ve etrafına bakındı. Eski bir şatonun yemek odası gibi döşenmiş bir yerdeydi. Duvarlarda sekizer mumluk şamdanlar yanıyordu. Odada kimse yoktu. Odanın ortasında uzun bir masa vardı. Masanın üzerinde ise iki tane iki mumluk şamdan duruyordu. Masanın arka tarafında ise ahşap bir kapı görünüyordu.
Cleo odayı incelerken masanın üzerindeki şamdanların birden hareket etmeye başladığını fark etti. İlk önce kolları hareket etmeye başladı. Ardından oldukları yerde sıçarmaaya başladılar ve masadan aşağı atladılar. Cleo'ya doğru ilerlemeye başladılar. Birbirlerinin aynısı gibi görünüyorlardı. Bir sağ bir sol zıplayarak Cleo'nun yanına geldiler. Çok şirinlerdi.
- Sen kimsin? Neden geldin? Napıyosun burda? Kim gönderdi seni? Amacın ne? diye birbirine benzer sorular sormaya başladılar. İnce sesleriyle gerçekten çok şirindiler.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Orklar Hadatiler'in hareketlerini sevinç böğürtüleriyle izlediler. Silahların atıldığını gören orklar hemen koşarak Hadatiler'in bileklerini yakaladılar ve onları sertçe çevirerek arkalarından bağladılar. Kendi dillerinden bir şeyler konuştuktan sonra onları kanyonun girişine doğru ilerletmeye başladılar. Arkalarından gelen seslerden Hadati'ler attıkları silahlarının orklar tarafınan topladığını anlayabiliyorlardı.
Orklar Hadatiler'i kanyondan çıkarttı ve normal yolun dışından ilerlemeye başladılar. Bu arazide ilerlemek yerdeki kayaların oynaklığı yüzünden zordu. Hava artık kararmıştı ve arada sırada etraftan düşen birilerinin sesleri ve sesleri takip eden küfürler geliyordu.
Yaklaşık bir saat kadar ilerledikten sonra sırtını bir dağa vermiş ve dağın bu taraftaki yarım ay şeklinde oluşturduğu açıklığa kurulmuş olan kampa geldiler. Orklardan bir kaçı hemen kampın orta kısmına bir ateş yaktı. Kampın sırtını yasladığı yere bir kaç kazık çaktılar ve hadatileri bu kazıklara bağladılar.
Orklar hadatileri rehin alma işlemini bitirdikleri zaman üzerlerindeki deri zırhı çıkarttılar ve ateşin etrafına geçerek kendi kaba dillerinde sohbete başladılar.
Adun için bu büyük bir hayal kırıklığıydı. Buradan nasıl çıkabilirdi ki?
Orklar Hadatiler'i kanyondan çıkarttı ve normal yolun dışından ilerlemeye başladılar. Bu arazide ilerlemek yerdeki kayaların oynaklığı yüzünden zordu. Hava artık kararmıştı ve arada sırada etraftan düşen birilerinin sesleri ve sesleri takip eden küfürler geliyordu.
Yaklaşık bir saat kadar ilerledikten sonra sırtını bir dağa vermiş ve dağın bu taraftaki yarım ay şeklinde oluşturduğu açıklığa kurulmuş olan kampa geldiler. Orklardan bir kaçı hemen kampın orta kısmına bir ateş yaktı. Kampın sırtını yasladığı yere bir kaç kazık çaktılar ve hadatileri bu kazıklara bağladılar.
Orklar hadatileri rehin alma işlemini bitirdikleri zaman üzerlerindeki deri zırhı çıkarttılar ve ateşin etrafına geçerek kendi kaba dillerinde sohbete başladılar.
Adun için bu büyük bir hayal kırıklığıydı. Buradan nasıl çıkabilirdi ki?
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
BrokenBlade
- Süresiz Banlanmıştır
- Posts: 441
- Joined: Mon Aug 01, 2005 10:00 am
- Location: GraveYard
- Contact:
Sihirbaz bazı güçlü büyü kullanıcılarının eşyaları canlandırabildiğini biliyordu.
Birileri benimle oyun oynuyor.
Etrafına dikkatlice bakındı.Görmek istediği şey bu aptal şamdanlar değil canlı bir insandı.Soracağı sorular okadar da birikmişti ki.Olayları gidişatına bırakmaya karar verdi.şamdanlardan zarar gelmez herhalde.
Ben Cleo Bloodlight.Bir sihirbazım.Yıldızlimanından geldim.Amacım....hmmm.Buraya bir sınav olmaya geldim,şamdancıklar.Burada yaşayan kimse yok mu?
Birileri benimle oyun oynuyor.
Etrafına dikkatlice bakındı.Görmek istediği şey bu aptal şamdanlar değil canlı bir insandı.Soracağı sorular okadar da birikmişti ki.Olayları gidişatına bırakmaya karar verdi.şamdanlardan zarar gelmez herhalde.
Ben Cleo Bloodlight.Bir sihirbazım.Yıldızlimanından geldim.Amacım....hmmm.Buraya bir sınav olmaya geldim,şamdancıklar.Burada yaşayan kimse yok mu?
PROLOGUES
FIGHTER
Andaras karanlıkta tepeye gizlenmiş ve yanındaki otuz iki arkadaşıyla bekliyordu. Kuzeydeki hareketlenmeler üzerine Yüksekşato Baron'undan gelen istekle Krondor'dan buraya gönderilmişlerdi. İzcileri ork kampını bir kaç gün önce bulmuş ve komutanları Ellis'e bildirmişti. Sabahın ilk ışıklarıyla kampı basmaya geldiklerinde kampı boş bulmuşlardı ama herhangi bir şeyin toplanmamış olması nedeniyle orkların geri geleceğine karar kılmışlardı. Ellis ufak birliği açıklığı görebilecekleri bir tepeye menzillemişti ve kısa bir süre önce açıklıkta ateşler yakıldığını gözlemlemişlerdi.
Andaras heyecanlıydı. Genç askerin Krondor'dan ilk çıkışıydı bu. İlk savaşını iple çekiyordu. Daha kimseyi öldürmemiş olduğundan bu hissin iğrendiren soğukluğundan haberi yoktu.
Ateş görüldükten kısa bir süre sonra Ellis eliyle hafif bir komut verdi ve askerler tepeden inmeye başladılar. Üzerlerindeki zırhların ses çıkartmaması için ellerinden geldiğince sessiz hareket ediyorlardı.
Kısa bir süre sonra eğitimli Krondor askerleri tepeden inmiş ve eğilerek kampa doğru harekete geçmişlerdi.
Kampa yaklaştıklarında Ellis birliği durdurdu ve askerler kampı gözlemlemeye başladılar. Geni yarım ayın ortasında üç ateş yakılmıştı ve bu üç ateş başarılı bir aydınlanma sağlıyordu. Andaras'ın gözleri yaklaşık on sekiz kadar ork saydı. Arka taraftaysa kazıklara bağlı insanlar vardı. İşte bu can sıkıcı bir görüntüydü. Bir durduruş görevi, bir kurtarma göevine dönüşmüştü. Bu Andaras'ın canını biraz sıktı çünkü ona işleri biraz daha zorlaşmış gibi geldi.
Ellis kısa bir süre sonra kılıcını kınından yavaşça çekti ve biraz daha öne çıkarak eliyle ilerleme işaretini verdi. Askerler yarım ayın dışa bakan kısmında bir yarım ay oluşturmuştu ve kampı kuşatmıştı. Geri destekte kalanların hepsi, Ellis'le beraber düşmana saldırıya geçeceklerini biliyorlardı.
FIGHTER
Andaras karanlıkta tepeye gizlenmiş ve yanındaki otuz iki arkadaşıyla bekliyordu. Kuzeydeki hareketlenmeler üzerine Yüksekşato Baron'undan gelen istekle Krondor'dan buraya gönderilmişlerdi. İzcileri ork kampını bir kaç gün önce bulmuş ve komutanları Ellis'e bildirmişti. Sabahın ilk ışıklarıyla kampı basmaya geldiklerinde kampı boş bulmuşlardı ama herhangi bir şeyin toplanmamış olması nedeniyle orkların geri geleceğine karar kılmışlardı. Ellis ufak birliği açıklığı görebilecekleri bir tepeye menzillemişti ve kısa bir süre önce açıklıkta ateşler yakıldığını gözlemlemişlerdi.
Andaras heyecanlıydı. Genç askerin Krondor'dan ilk çıkışıydı bu. İlk savaşını iple çekiyordu. Daha kimseyi öldürmemiş olduğundan bu hissin iğrendiren soğukluğundan haberi yoktu.
Ateş görüldükten kısa bir süre sonra Ellis eliyle hafif bir komut verdi ve askerler tepeden inmeye başladılar. Üzerlerindeki zırhların ses çıkartmaması için ellerinden geldiğince sessiz hareket ediyorlardı.
Kısa bir süre sonra eğitimli Krondor askerleri tepeden inmiş ve eğilerek kampa doğru harekete geçmişlerdi.
Kampa yaklaştıklarında Ellis birliği durdurdu ve askerler kampı gözlemlemeye başladılar. Geni yarım ayın ortasında üç ateş yakılmıştı ve bu üç ateş başarılı bir aydınlanma sağlıyordu. Andaras'ın gözleri yaklaşık on sekiz kadar ork saydı. Arka taraftaysa kazıklara bağlı insanlar vardı. İşte bu can sıkıcı bir görüntüydü. Bir durduruş görevi, bir kurtarma göevine dönüşmüştü. Bu Andaras'ın canını biraz sıktı çünkü ona işleri biraz daha zorlaşmış gibi geldi.
Ellis kısa bir süre sonra kılıcını kınından yavaşça çekti ve biraz daha öne çıkarak eliyle ilerleme işaretini verdi. Askerler yarım ayın dışa bakan kısmında bir yarım ay oluşturmuştu ve kampı kuşatmıştı. Geri destekte kalanların hepsi, Ellis'le beraber düşmana saldırıya geçeceklerini biliyorlardı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.