Page 1 of 1

VAMPİR KIZILLIğIYLA, BAL RENGİ GÖZLER

Posted: Mon Oct 25, 2004 12:19 am
by Ghost_OF_A_Rose
1 Ã?OCUKLARIN SIRLARI VE SORULARLA BOğUşMALARI


Zamanın bir çoğunu, içinde bulunduğumuz çözümsüz boyut karmaşası içinde harcıyoruz. Ben eminim ki benim gibi malikanesinin balkonundan, sabahın ışıklarından kaçıp, bir kadeh kanla seyre dalan kimse anlamaya bile çabalamıyordur bu zamanın geçiş mücadelesini. Sonsuzluk ne demek bilirken neden geçmiş bir anı hesaplasın ki bir vampir. Neden kanı donuk kalmışken damarlarından, akacak kanı düşünsün ki? Lordum; Duka bunun hiçbir vampir tarafından kabul edilemeyecek kadar gereksiz ve budalaca bir düşünce tarzı olduğunu söyler. Ona göre vampirler gerçekleri anlamak için yoktur, onları vâr etmek için vardır! Unutturmamak ve yaşamasına, ölü bir bedenle de olsa devam etmesine izin vermek. Gerçekler bir vampir için tanımı; tek bir cümleden ibarettir derdi hep". "Kanın nahoş edici kokusu."

***

"Zamanın olmaması mı sonsuzluk?"
"Zaman kelimesini aklından sil Galris."

10 yaşlarında bir çocuktu Galris. Büyüdüğünde yakışıklı olacağının izlerini veren yüz hatları ve bakışlarıyla babasını oldukça fazla andırıyordu. Üstelik kanın kokusunu herkesten keskin alırdı"iyi bir vampir olacağı kuşku götürmezdi. Gözlerindeki kızıl kırmızı anlamın sebebini düşünmesine bile gerek yoktu. Öldürmek için vardı ya da onun anlatımıyla, beslenmek için" Babası Monklinan sadece beslenmek için olan bir varoluş sebebinin hayvanlara has olduğunu söylese de. şimdilik bu hitap şekli Galris için bir şey ifade etmiyordu.

"Baba? Yaşamak ne? Sonsuzluksa eğer kaderimiz"bizim için "yaşamak" kelimesinin anlamı ne?"

Monklinan sessizleşti"elindeki kalemi bıraktı ve parşömenin kurumasını sağlamak için, harflerin üzerine üfledi. Ama aklındaki soru oğlunun zekasını tartışmaz kılıyordu. Neydi gerçekten onların yaşam kavramını ayırt eden"neydi onları ölümlülerden ayıran"ölü bir beden, nefes almayan bir ten ve atmayan bir kalp mi? Ya da onların tam tersine her bir damla da daha da acı çeken ruhları mı? Monklinan gözlerinin sertliğini kontrol edemeden baktı oğluna. Galris irkilmemişti, gözlerini bakışlara karşılık verecek şekilde tutuyordu. Koltukta bağdaş kurması onun için bir engel değildi"boyunu göstermeden de bakabilirdi o!

"Galris sadece keşfet olur mu? Benim bile cümlelere dökemeyeceğim bu sorunun gerçek anlamını sadece keşfet."

****

Poyinna annesini kızdırmaktan nefret ederdi ama neden bilmiyordu bir türlü kontrol edemiyordu yaramazlıklarını. Neden demeden de edemiyordu" "Neden babam ve annem 10 yaşımda olduğumu sürekli unutuyorlar!" zamanı düşünüyordu bazen de"parmaklarının arasından kayıp giden zamanı"saatleri"saniyelerin, dakikalarla şarkı söylediği anları.

Bir parça geyik etini pişirmeye çalışan annesinin yanına gitti bir anda. Sakindi, ellerini kontrol etmeye başlamıştı, bağırmamıştı, konuşmasına dikkat edecekti"annesinin dediği gibi kusursuz güzelliğini, zarafetiyle giydirecekti. İnce ve hoş bir sesle seslendi annesine.

"Anne?"
"Evet tatlım?"
"Babamın geliş saatine kadar oyun oynayalım mı?"
"Hayatım bugün babanın sarayda nöbet günü"yani güneş doğduğunda burada olacak"o yüzden şimdi aç kalmaman için yemeğini yapayım daha sonra söz oynarız tamam?"
"Peki anneciğim."

Bayan Gofneeten"ın da ilgisini çeken kızının ısrarsızlığı ve ince, zarif konuşma şekliydi. Hasta mı diye düşünebilirdi bile? Belki de kızgınlık bazen çocuklar için işe yarar bir durum oluverebiliyordu. Sadece her şeyi sınırında yapmak gerekiyordu" gerçi büyücülükte ustalaşma yolunda hızla ilerleyen ablasının yanında vakit geçirmesi de muhtemel etki oluyor olabilirdi ama biliyordu ki anne sesi farklıydı.

Posted: Mon Oct 25, 2004 12:31 am
by Ghost_OF_A_Rose
2 BÃ?YÃ?KLÃ?ğÃ?N ZARAFETİ"

Aynanın karşısında, koyu kumral, dalgalı saçlarını tarayan güzel henüz 19 yaşına girmişti bugün. Güzelliği eşsizdi"çiçeklerin en muhteşem, parlak renkleri vardı cildinde. Dudakları hafifi iri ve biçimliydi. Gözleri iri ve yukarı doğru tadımlık bir çekikliğe sahipti. Bal rengi güzel bakan gözler" üzerindeki, krem ve şampanya rengi karışımı, omuz hizalı, korseli, uzun ama yırtmaçlı etekli elbisesi, taşıyıcısı nedeniyle göz kamaştırıcıydı. Arakasından yaklaşan, yaşına rağmen hala çok yakışıklı babasını fark ettiğinde, güzel dişleri belirdi bir anda gülümsemesiyle.

"Benim prensesim hazır mı?"
"Evet babacığım."
"Pekala Poyinna"sana dediklerimi unutmazsın değil mi tatlım!?"
"Baba! O askeri sen tanıyorsun"o çok kibar bir çocuk. Üstelik sen onun komutanısın hatırlatırım".ve ben senin kızınım."
"Tamam tamam"sen bilirsin işini bitanem"iyi eğlenceler!"
"Sağol babacığım."

Poyinna ilk kez ailesinin eşliği olmadan gidecekti bir saray balosuna. Babasının rütbesi nedeniyle her sene çağırılırlardı bu baloya"bir çeşit şenlik gibiydi. Kıştan, ilkbahara geçişin heyecanıyla yapılırdı bu balolar ve şenlikler" şimdi ise adı Comberd olan yakışıklılığı tartışmasız bir askerle gidecekti şenliklere. Uzun bir zamanı nasıl harcayacağını ölçecekti ilk kez"insanoğlu nasıl harcıyordu zamanı?

****

Galris üzerindeki ceketin düğmesini ilikledi. Bakışlarındaki şehvet, tahrik edici olmasına rağmen bunu asla bilerek yapmıyordu. Bir an bakıyordu ve bu anlamı bilmeden yüklüyordu. şenlikte vampir olmak pek hoş olmayacaktı ama taze kanın dudaklarından geçişini hisseder gibiydi. Babası hep yakışıklılığını kullan ve güzel kadınlarla zaman geçir derdi ama kadınların kanları fazla saftı"zamanı kontrol etmesini sağlayacak kadar çok saf"

Posted: Thu Oct 28, 2004 6:28 am
by Ghost_OF_A_Rose
BASLANGIC

Gece öylesine bir güzellik bahşediyordu ki"uçurumlardan uçurumlara sonsuz bir özgürlük hissi gibiydi bu gecenin kavurduğu rüzgarları tenlerinde hissetmek. Poyinna her zaman rüzgarların kendisiyle dans etmek istediklerini belli ettiklerini düşünürdü ve o da hayallerinde rüzgarların sonsuz saflığıyla ve tahrik edici serinliğiyle dans ederdi akşamlar ve geceler boyu. Sarayın göz dolduran süslü hali ve hep hayran kaldığı heybetli taş duvarlarıyla muhteşem bir şenlik balosu olacak gibiydi bu. Yanan mumların haddi hesabı yoktu. Bazıları küçük sihir numaralarıyla renklendirilmiş ve bu sayede sarayın etrafa aksettirdiği renk cümbüşü çeşitlendirilmişti. Ama fazla kalabalıktı. Kadınlar muhteşem kıyafetleriyle, zarafet geçidi sunarken; beyefendiler yakışıklıklarını çekinmeden sergiliyorlardı. Ã?oğu zaten askerdi ve bayanlar içinde bazıları da bu askerlerin sevgilileri ya da eşleriydi.

Poyinna"nın gözleri güzel işlemelerle kaplı dış sütunlardan birinin yanında duran yakışıklı askere gitti. Comberd"kızıl saçları kısa ve gözlerinin mavisi keskindi bu askerin. Üstelik uzun boyunun tamamladığı, kusursuz vücudu, duruşundaki asaletin bir diğer etkeni sayılabilirdi. Poyinna tatlı bir edayla yaklaştı askerin yanına ve gülümseyişini en masum haliyle sundu ona. Comberd aynı gülümsemeyle karşılık verdi ve Poyinna"nın zarif ellini öptü. Sonra sesinin en dingin haliyle kurdu cümlesini.

"Güzelliğiniz göz kamaştırıcı leydim!"
"Ã?ff kes şunu Comberd"böyle konuştuğunda cevap veremeyip, kızardığımı biliyorsun."
"Bu şekilde daha şeker oluyorsun."
Poyinna karşısındaki yakışıklı askerin bakışlarının masumiyetten bir anda muzurluğa dönüşüyle gözlerini ondan ayırdı ve gülümsedi sadece. Bu durumlarda bir şey söyleyememek ve kızarıp, karşıdakine bakamamak gibi bir özelliği vardı. Başını eğip, gözlerini kaçırdığı her anda olduğu gibi sadece gülümseyebildi Comberd. Sonra Poyinna"nın çenesine dokundu ve yeniden gözlerini kendi gözlerinin hizasına getirmesini sağladı.

"Hadi içeri girelim mi?"
"Pekala."

****

Galris sarayın devasa salonuna attı adımını arka kapıdan. Kimse ondaki farklılığın farkında değildi. Ã?ünkü her zaman Galris"in bir avantajı olmuştu. Onun teni hiçbir zaman her vampir gibi bembeyaz olmamıştı. Ölü de olsa rengini koruyan bir teni vardı. Tek sorunu belki kırmızı gözleri olurdu ama onun içinde bulunduğu şehir için çok da anormal olmayan bir yalan uydurulabilirdi. Mesela lanetli bir çocuk olabilirdi. Kanın tadını almasını sağlayan dişleri ise zaten istemediğinde onu rahatsız etmezdi. Gözleri muhteşemliği kuşkuya yer bırakmayan salonda ve mumların ışıldattı duvarlarda gezindi. İnsanları süzmeye başladı sonrasında. İçini serinletecek kanın tadı kimde olur diye gezindi gözleri. Sonrasında devasa kapıdan içeri giren bir çok çiftten birine takıldı gözleri. Adam kızıl saçlı"belki aradığı kan ondadır"kan rengi saçları var diye mi"hayır hayır o"olmaz"sonrasında hiç beklemediği şekilde gelişti içindeki düşünce sistemi. Yanındaki hoş kadına takılı kaldı bakışları. Kumral saçlarının omuzlarından aşağı eşarp yumuşaklığında inişine takıldı gözleri"bal rengi gözlerinin masumiyeti en kutsal haliyle sunan bakışlarına takıldı gözleri"gözlerini ne kadar dikkatli onun üzerinde tuıttuğunu fark etmeden kaldı"

Onu kendine getiren bir kadın oldu. Sesi aklındakilkeri açıkça anlatacak kadar tahrik edici çıkıyordu ve aslında oldukça da güzel bir kadındı. Onun "merhaba" deyişiyle kendine gelen Galris"o tutku dolu gülüşünü sundu kadına.

"Merhaba lordum"sizi daha önce görmedim sanırım."
"Hayır leydim"sanırım görmediniz."
"Peki kim olduğunuzu söylerseniz daha sonrasında da görmediğimi düşünmem herhalde."
"Galris leydim."
"Ben Fenrissia."
"Memnun oldum leydim."
"Asker falan mısınız?"
"Belki de leydim."
"Gizemli kalmak istiyoruz yani. Benim nişanlım şu sütunların yanındaki."
Eliyle girişin hemen uzağındaki sütunlardan birininin yanındaki uzun boylu, esmer hoş bir adamı işaret etti ama Galris"e fazla yakın duruyordu.
"Burada olma sebebim yani."
"Anlıyorum leydim."
"Anladığınıza eminim lordum."
"Benimle bir şarap içer misiniz?"
"Neden olmasın"arka bahçenin sakin olduğuna eminim."
"Ã?yleyse ben kadehleri alayım ve dediğiniz yere geleyim."
"Pekala ben arka kapı çıkışının uzandığı bahçe yolunda olacağım."

Kadın baştan çıkarıcı bir gülümsemeyle araksını döndü ve vücuduna dayanılmaz bir eda ekleyerek yürümeye başladı. Galris düşünüyordu. Kadınlar olmazdı belki ama bu beklediğinden daha az saftı"hem de fazlasıyla"

****

Poyinna kendini hep güldürmeyi başaran Comberd"in ışıldayan gözlerine karşı gülüyordu. Elindeki şarabı arada yudumluyordu ama yinede sonu getirmeyi başarmıştı. Masaya doğru yürüdü ve Comberd"in arkadaşıyla henüz başladığı konuşmayı yarıda kesmemek için haber vermedi. Masada ki şaraplardan birine, kırmızı gözlerindeki yanmaya yemin etmiş ateşi şaraplara yansıtan bir adamla beraber uzandı. Adamın gözlerinin içine onun kendi gözlerine baktığı gibi derin ve çatışmayla bakıyordu. Ama içinde ki korkunun hızlanan haline fazla dayanamadan, kadehi alıp döndü. İçinden bir ses o andan itibaren biraz önce gördüğü etkileyici beyefendiyle oldukça sık karşılaşacağını söylüyordu.

***
Galris kadının gözlerinde gördüğü gelecek izlerini attı aklından, ruhunu uyardıo sıkı bir dille ve bahçeye çıktı elindeki kadehlerle. kadın duvara yaslanmış bekliyordu. Galris'İ görünce gözlerini ona odakladı ve yine baştan çıkarıcı bir edayla gülümsedi. galris aynı şekilde karşılık verdi ve kadehi kadına uzattı. başta bir kaç yudum almasına izin verdi. sonrasında kadının cüretkarca eteğinin yırtmasını daha da yukarı çıkarışını seyretti. davet kesindi.galris elindeki kadehi duvarın kenarına bıraktı ve kadına yaklaştı. hiç bir şey söylemeden dudakalrının sıcaklığını aldıu önce. sonrasında trahrik edici dinginlikte bir sesle konuştu.
"İçeride nişanlısı olan bir kadın için fazla cesursun."
"Bazen bedenimin onun sağlayacaklarından daha fazla heyecana ihtiyacı oluyor."
kadını öpmeye devam ederken dudaklarını boynuna indirdi ve sadece hissettirdiği öpücükten dolayı kendinden geçemeye başlamış kadının hafif bir karşı koyuş cümlesi söylemesine sebep olan şeyi yaptı. dişleri kadının boğazında izini bırakmışkeni kanın nefis tadını hissetti boğazında... ama nedense fazla kan tadı alamadan dudakları, kadının kadehi düşürüşüyle aynı anda bıraktı elindeki ölüyü yere. gözlerinin önündeki kumral saçlı kadını atmaya çabaladı aklından ama onun güzelliği engellemişti daha fazla kanın boğazından geçmesini. neydi bu inannmaya başladığı zamanın adaletsiz savaşı mı?

***

Poyinna Comberd ile konuşurken gözlerinin önünden gitmeyen kırmöızı gözlerimn neden karşıısna çıktığını anlmaya çabalıyordu....zihni yorgun düşmeye başlamıştı...belki de her şeyi beklemek en iyisi olurdu.

***

Gece Tanrıçası uzun bir zaman keyfini yerinde tutacak yeni bir oyuna başlıyordu"uzun ve karışık"eğlendirici bir oyun!

Posted: Fri Dec 10, 2004 7:44 am
by Ghost_OF_A_Rose
3.SONSUZLUK İZLERİ

Poyinna, gözlerinin güneşin eşsiz sıcaklığına karşı açtı. Beline sarılı kolların üzerinde duran ellerini yavaşça kımıldattı ve camdan dışarı, kusursuz bir güzellikle ışıldamaya bugün için izinli olan gökyüzüne baktı. Yerde dağılmış zırhın güneşle parlayışına baktı ve gülümsedi masumca. Sonrasında bedenini ısıtan kolların üzerinde gezdirmeye başladı parmaklarını. Çok uzun sürmeden kollar kımıldadı ve bir uyanma nidası çıktı. Poyinna baktığı yönün tersine yani yanında ki yakışıklı yüzün tarafına çevirdi gözlerini. Dikkatle baktığı yüzde, gözler bir anda açıldı. Mavi gözleri güneşi misafir ediyordu içinde ve rengi kusursuz bir gök rengine bürünmüş gibiydi. Poyinna gülümsedi. Gözlerinin içinde muzurlukdan parçalar vardı. Comberd, güzelliğin kendisine gülümseyen anlamına hayrandı. O bu kadına hayrandı!

Yavaşça yataktan doğruldu ve en önce Poyinna"nın alnına bir öpücük kondurdu. Sıcak ve içten bir öpücük. Sonrasında kalktı ve duş almak için banyoya girdi. Poyinna, kendisini hep güvende hissettiren bu askere tam anlamıyla bağlanmaya başladığını hissediyordu ama neden bilmiyordu kırmızı gözler aklından bir türlü çıkamamıştı. En başta, gecenin en başında, çarşafları birbirine karıştırırken, yorgunken ve uykuya dalarken hep gözünün önüne gelmişti o gözler. Garip bir etkileşimdi diye de açıklayamazdı sadece aklına takılmıştı ve renk gözlerinin önünde kalakalmıştı. Daha fazla kurcalamamak en iyisi olurdu. Kalktı ve üzerini giyindi. Etrafa saçılmış zırhları toparlayıp yatağın üzerine koydu. Sonrasında pencerenin pervazına oturdu. Dışarısı dans eden bir prenses gibi gözüküyordu.

Zaman çok geçmeden Comberd havluyla ıslak bedenini odaya soktu. Poyinna ona gülümsedi ve ıslakken çok daha çekici görünen askere doya doya baktı. Ama ne kadar ilginçti. İkisi içinde. İki beden içinde. Gece boyu birbirlerinin bedenlerini hissetmişlerdi. Ã?ıplaklıkları anlamsızlaşmıştı ama şimdi neden giyinmek için bu kadar utanç dolu oluyorlardı. İnsanoğlu o kadar garipti ki. Güneş ışığı altında, bir sevgilinin gözleri üzerindeyken mi giyinemiyordu yoksa çıplaklık işlevsizken mi görüntü sebebiyle bakıldığında utanca şevk ediyordu? Asla anlaşılamazdı"asla. Poyinna gözlerini yeryüzünün şahane güzelliği üzerinde gezdirirken, Comberd giyinirken zırhının sesini dinletiyordu. Sonrasında Poyinna"nın yanına ilerledi ve yanağını öptü. Karşılık dudaklarını ısıtıştı. Gülümsedi"

"Gitmeliyim leydi Poyinna""
"Ya yine başlama ya".şöyle konuştuğunda ne hale geldiğimi biliyorsun."
"Tamam tamam. Kestim bak! Ama gerçekten de gitmeliyim."
"Tamam dikkat et kendine."
"Sen de güzellik."
Comberd kapıdan dışarı çıkarken bekledi ve dışarıya ramak kala arkasını döndü. Sesi o kadar muhteşemdi ki. Kısık, tüyleri diken diken eden bir muhteşemlik.

"Seni seviyorum."
"Ben de."

Sonrasında Comberd çıktı. Poyinna dizlerini karnına çekti ve pervazdan dışarıyı izlemeye devam etti. Geçen atları, talimdeki askerleri net görüyordu. Güneşin renklendirdiği şehri"sadece kısık bir sesle kendi kendine itiraf edebildiği bir şeyi dile getirdi. Kimsenin duymadığından emin olarak.

"Sanırım!"

***

Uyku güneşin doğuşuyla, eğer iksirleri almayı reddederlerse vampirler için bir zorunluluktu,. Galris sıradan bir vampir olmasa da uyumak yine de ihtiyacıydı. Sadece rüya görmezdi. En azından o öle biliyordu ama bu defa farklıydı. Zamansız ve beklenmeyen bir rüya. Bal rengi gözleri gördü en başta. Kırmızının bu renkle karıştığını. Karanlığı, karanlığın içinde iki farklı sesten nefes nefese şehveti duyduğu bir zevki. Rüzgarın bedenlerini tahrik edişini kırmızılığın uyumsuzluğunu. Karanlığa kafa tutuşunu görüyordu. Zamansız yorgunluğu ve onu sonsuzluğa emanet eden kan kokusunu. Dudaklarından geçen kan tadını, öpüşlerinin onu coşkulu bir hazza ulaştırışını. Ona sonsuz bir ömrü onu öldürmeden neden bahşettiğini bilmeden"cevabı anlamak istemeden geçirdi rüyayı. Aşk olamazdı! Bir kadının kanını emerken onu öldürmemesi ancak bu sebepten dolayı olabilirdi ama bunu sadece öylesine geçirdi"bu sadece bir "rüyaydı!

Posted: Mon Jan 31, 2005 10:36 pm
by Ghost_OF_A_Rose
ALEVLE DANS

Poyinna üzerine giyebileceği en rahat elbiseyi geçirdi ve akşamın coşkusuyla bir kaçamağı iyi olabileceğini düşündü. Bu gece onun içinde ki asilik, asaletin üzerine geçecekti. O buna alışıktı"zamanında yaramaz bir çocuktu"hala yaramaz bir çocuktu. Dans etmeyi hep severdi. Hep sevmişti o bedenle garip ritmlerin uyumunu ve onun çoğalttığı, ısıttığı ateşi. şimdiye dek ne Comberd, ne annesi, ne babası bilmemişti bu gibi çılgınlıklarını. Onlar hiçbir zaman bilmemişti bir gecenin tamamını bir handa dans ederek geçirdiğini, bilememişlerdi güneşin muhteşem doğuşuyla henüz yatağına girip uyumaya başladığını.

Akşamın geceye dönük anını bekliyordu siyahın ve kırmızının ipekte dans edişlerinin resmi olan elbisesiyle. Anlatılamayacak kadar rahattı ama oldukça çekici bir yanı vardı. Eteği oldukça kısaydı ve Poyinna"nın kusursuz bacaklarını gösteriyordu cesurca. Göğüs dekoltesi çokta fazla değildi ama sırtının neredeyse tamamı açıkta kalıyordu bu elbiseyle. Bu elbiseyle dans etmek ayrı bir zevkti ama aynı ortamda ki sarhoş ama hoş beyefendilerin bakışlarını görmezden gelebilirse.

Gecenin yaklaşan kudretiyle çıktı dışarıya, anne ve babasının erkenden uyuma alışkanlıklarını şükrediyordu böyle zamanlarda. Bu ayrı bir aşktı onun için"dans etmek. Hızla ama zarifçe yürüdü sokakları, ara sokaklardan mümkün olduğu kadar geçmemeye çalışarak ilerledi artık gözü kapalı bulabileceği SERİN hana. Yine kalabalık gibiydi içerisi, sesler derin ama coşkulu geliyordu. Her gece olduğunu tahmin ettiği o kalabalık inanılmaz oluyordu. O dansla, kimsenin gözüne bakmadığı, vücutlarının kıvraklığında, ateşlerin serinlediği bir ortam" burası iki katlıydı. Balkonlardan bakan insanlar aşağıda dans edenleri izleyebilirdi ya da içkinin hep sınırsız olduğu bu ortam da farklı şeyler de yapılabilirdi. Odası yoktu bu hanın sadece dans etmeleri için açılmıştı şehir halkına. Nitekim öyle de oldu"dans etmeyi coşkuyla alışkanlık haline getiren insanlar çoktu. Masalar en kenarlarda oldukça alçaktılar. Yiyecek yoktu ama bira ve şaraplar kimsenin tahmin edemeyeceği kadar çok tüketiliyordu. Burası değişiklik konusunda kimsenin eline su dökemeyeceği bir yerdi. Kudretli, ateşli ya da çok soğuk"titrek bedenler, uzun öpücükler, kendini kaybedişler"dansla, coşkunun en son noktası yani"

***
Galris, elinde ki birayı bıraktı bir anda. Kırmızı gözlerinin gördükleri, kırmızıyı bile delip geçti adeta. O kız"burada ne işi olabilirdi. Ã?yle bir kadın, masum"burada neden dans ederdi ki? Ayağa kalktı yanında ki kadını itip. Kadın şaşkındı ama çok fazla bozuntuya vermeden yanında ki diğer adama sarılmaya başladı. Muhteşem güzellik neredeyse handa ki herkesin iki kez dönüp bakmasına neden oluyordu. Üzerinde ki elbisenin çekiciliği ve biraz da vücudunu cüretkarca sergileyişi" dile gelmez bir istek yaratıyordu içinde ama gözlerini çevirdi hızla. Alnına elini vurdu;
"Lanet olsun Galris kendine gel""diye söylendi. Elinden gelebilecek en iyi şey kendi kendini azarlamaktı. Kadının kokusu geliyordu adeta burnuna. Gözlerinde elbisesinin kırmızısı kalmıştı"ateşli, derin bir arzu yaratmıştı içinde. Garip, içini huzursuz eden birkaç hisle birlikte. Bu yavan bir tutku değildi. Onu istiyordu ama istediği sadece onun bedeni değildi. Üstelik bu ilk kez oluyordu. Yeniden lanette etti kendine ve duvara yaslandı sertçe. Gözlerini yere indirdi bakmamaya yemin etmiş gibi. Ama yapamıyordu"o muhteşemliği izlemeden burada kalamazdı. Ya gidecekti"ki bunu yapmazdı. Ya da izleyecekti ve belki de"dans ederdi.

***
Poyinna , içeri girdi ve sadece bir kadeh şarap istedi. şarabını hızla içti ve rahatlığını hissettiğin de dans edenlerin arasına karıştı. Dans etmek arzusu içini kavuruyordu. Bedeni müziğin davulla ritmine uygun kıvrılmaya başladı. Eli eteğinin ucuna gitti ve daha da fazla kaldırdı. Saçlarını savurdu ve dansa kendini bıraktı. Huzurdu bu. Ritimle uçmak"kavrulmak tüm seslerle. Kalçasını, omuzlarını, vücudunun kıvrak olabilecek her kısmını kullanıyordu. Uzun zamandır yaptığı bu etkinliğin etkisi, artık çekiciliği kelimelere sığmayan, kusursuz bir dans edişi vardı. Tutkuyla"arzuyla ve aslında küçük davetlerle.

***
Galris gözlerini ondan ayıramıyordu. İçinde ki coşku ne kadar kudretliydi. Yanında ki adamlarından birinin taktığı siyah maskeyi aldı hızla. Adam şaşırmıştı ama sadece saygıyla baktı. Maske burnunu da kapatıp, dudaklarını açıkta bırakıyordu. Siyahı parlaktı. Tabii bir de kırmızı gözlerini netleştiriyordu, daha fazla ne olabilirdi ki. Kadının yanına gitti hızla. Onun zaten çoktan ritme kaptırmış haline sorgusuz bir hareketle eşlik etmeye başladı. Arkasındaydı kadının ve karnına gitti eli, onun kıvrılan bedenine arzuyla eşlik ediyordu. Kadın sormadı, bakmadı sadece dans etmeye devam ediyordu. Yüzü onun ensesine gitti ve nefesini bıraktı. Kollarındaki beden gözlerini kapattı tepkiyle.

***
Kimdi bedenini tutan umurunda olmadı. Sadece hissettiği vücudun kendisini baştan çıkarışının rüzgarına bıraktı ruhunu. Yüzünü döndü adama ama bakmadı gözlerine, gözleri kapalıydı, görmek istemediği için belki de. Fark etmezdi ki dans ederken kiminle dans ettiği asla fark etmezdi. İkisinin de karşılıklı nefesleri karıştı birbirlerine. Derin derin, içten soluklarla. Dansın bedenlerine aşıladığı tutkuyla. Poyinna neredeyse tüm vücudunu dayamıştı, dansını oldukça beğendi adamın bedenine. His tek bir ruh gibiydi"arzu"tutku"kırmızının her bir tonu yeterdi bunu resmetmeye. Poyinna bir anlık tepkiyle gözlerini açtı ve kırmızının en derin rengini barındırdığı gözleri aldı içine. Hatırladığı, aklından gitmeyen"hissetmek istediği o gözler"derin bakış öylesine kudretliydi. Bir anda kolundan çekilmesiyle kendini kaybetti Poyinna"acıdığını hissetti teninin ama yüzüne baktığı kişi, o an ve o sahne de görmeyi en son isteyeceği kişiydi. Comberd! Yüzünde katıksız bir öfke vardı. İlk kez görüyordu onu bu şekilde. İlk kez gözlerinde kendine yönelik nefrete kayan bir öfkeyi görüyordu gözleri. Yanında ki adam kaybolmuştu bir anda kalabalığın ortasında iki kişi duruyordu ve bakışıyorlardı artık. Birkaç asker daha vardı etrafta müzik kesilmişti. Kaçak aranıyordu tüm hanlarda. Poyinna lanet etti içinden bu geceye denk gelmek zorunda mıydı sanki! Comberd bağırmadı, diğer askerler kaçağı ararken, dişlerini birbirlerine bastırarak, derin bir öfkeyle, fısıltıyla konuştu, bu daha da kötüydü daha da etkileyici"

"Ne yapıyorsun sen?"
"şey ben dans ediyordum""
"Biraz önce gördüğüm lanet bir danstan başka her şeye benziyordu."
"şey"Ben."
"Umurumda değil Poyinna. Buraya gelirken haberimin dahi olmaması bir konu, o adam kimdi lanet olası."
"Tanımıyorum."
"Ah! Bu daha da rahatlatıcı."
"Comberd"dinle."
Poyinna, yakışıklı askerin kolunu tuttu ama tepki sertti hızla kasılmış kolları itti, üzerine konan zarif ve titrek eli. Comberd derin ve hızlı nefes alıp veriyordu. Gözlerinde ki öfkenin rengi anlatılabilecek gibi değildi.
"Boş versene Poyinna!"

"Hadi çocuklar gidiyoruz."
Zaten kaçağın bulunamadığı belliydi ve Comberd"in bu emriyle herkes toplanıp, dışarı çıktı. Poyinna başını eydi ve kaldı"tek kelime gelmiyordu aklına söyleyebilecek. Bedeni tutuklu kaldı ve gece hızla geçti sanki"kırmızı gözler kaldı en son sahnesiyle aklında ve öfkeli maviliği kudreti"elinden hiçbir şey gelmezdi"yaptığı hatayı, hayat saklamasına izin vermemişti"bıraktı kendini"karanlıkta düşünmeliydi"en derin karanlıkta"tek yapması gereken"düşünmekti!