Page 1 of 1

KUDRETLİ VEBA

Posted: Wed May 05, 2004 3:39 pm
by Gorath
BÃ?LÃ?M 1-SALGIN-
Kız uykusunda rahatsızca kıpırdanıyordu.Bir o tarafa dönüyor bir bu tarafa dönüyordu. Suratında gördüğü rüyanın dışa yansıması olarak meydana gelen gümüş ter boncukları vardı. İçeride teri yaratan rüya yavaşça bir kâbus halini alarak kızın zihnine oyunlar oynuyor,onu korku içerisinde bırakıyordu.
"Neden buradasın?"diye sordu kız karanlık odanın içerisinde herhangi bir maddesi olmayan şekle."Neden buraya geldin?"
Cisimsiz varlık bir bulut tabakası olarak süzülüyor ve ona sanki iki dağın arasındaymış gibi yankılanan bir sesle hitap ediyordu."Seni almak için geldim güzel perim.Sensizliğe dayanamadım."
Kızın bulunduğu varlık düzlemine ait olan bedeni yatakta ters tarafa doğru dönerken gözlerinden yaşlar süzüldü ama bu acı dolu kâbustan daha çıkmamalı onu bir kez daha gördüğü için tanrıya şükranlarını sunmalıydı.
Kız sevdiğine doğru yöneldi ve elini uzatarak "Seninle gelebilirim sevgilim!"dedi."Sensiz yaşamın hiçbir anlamı yok ki zaten."
Havada süzülen cisimsiz varlık bir an için şekil alır gibi oldu ve yakışıklı bir insan halinde havada süzüldü.Kızıl bir saç kızıl bir sakal ile oldukça uyumluydu.Tabii ki adam yaşadığı zamanlarda.Artık o yakışıklı adam yaşamıyordu.Dört ay önce tüm herkesi kırıp geçiren veba onu da alıp götürmüştü.Ã?nce hafif bir ateş bedeni sarmış ardından ani kusma nöbetleri vücuda yayılmış ve sonunda vücut kasılarak iki büklüm olmuştu.O yakışıklı surat bir anda yok olmuş yerine ölümün yok ettiği şekilsiz bir beden gelmişti.
Kız sevdiğinin başına bunlar gelirken sadece uzaktan izlemişti.Asla yakınına gelmemiş ve ona dokunmamıştı.Sevdiği adam acılar içerisinde ölürken o uzaktan izlemekten başka hiçbir şey yapmamıştı.Zaten günler öncesinde bir çok ölene de hiçbir şey yapılamamıştı.Beden hastalığı kaptıktan sonra hiçbir şifayı kabul etmiyordu.Büyüsel şifa yöntemleri bile vücudu canlı tutmaya yetmiyordu.Sadece sevdiğinizin ölümünü izlemek zorunda kalıyordunuz.
Gözlerinde yaşlar ile ileriye atıldı ve ruhun olduğu yere doğru koştu.Tam artık yeniden cisimsiz hâle gelen varlığa dokunacaktı ki eli havada kaldı."Sana...sana dokunabilir miyim?" diye sordu."Artık hasta değilsin."
Elini dokunmak için uzattı ve tam dokunmak üzereyken dev bir duvar aralarında belirdi. Hızla geriye çekildi ve yere düştü.Duvar tamamen yükseldi ve iki sevgilinin arasında durdu. Kız yeniden ayağa kalkarak duvara doğru yürüdü ve eli ile pürüzsüz yüzeyi inceledi."Demek beni yeniden bırakıyorsun Frier.Demek onurla yaşayanların onurla yaşamlarına devam ettikleri o cennet bahçesinde bana yer yok."
Arkadan cisimsiz varlığın sesi duyuldu."Özgünüm Sizina.Henüz seni oraya götüremem. Henüz dünyada yapman gerekenler var.Zamanı geldiğinde seni cennet bahçesinde bekliyor olacağım"
Bir güzel çiçek belirdi ve hızla soldu bir anda ruhun getirdiği tüyler ürpertici sessizlik bozularak araya kara bir şekil girdi.Tüm hızı ile maddesel dünyadan geçici olarak bu düzleme gelen kızın üzerine hücum etti ve onu kapladı.
Kız çığlıklar içerisinde uyandı ve üzerinde duran battaniyesine sıkıca sarıldı.Vücudu garip bir şekilde hem üşüyor hem terliyordu.Bir süre için sessizce kıpırdamadan durarak gördüklerini tarttı ve en sonunda bir bardak su içmek için ayağa kalktı.Havada büyük bir sıcak akımı vardı ama kız bunun nedenini biliyordu.Bu sıcak akımı günlerdir kuzey cepheden onun çiftlik evine ulaşıyordu.
Pencereyi açarak dışarıya baktı.Kuzeyde büyük alevler tüm Kernstrat şehrini ele geçirmişti. Ölümcül veba ile baş edemeyen insanlar evleri yakmaya başlamışlardı.Hasta vücutlar hastalığı geçirerek hayatta kalmayı başarmış sayılı kişi tarafından yanan evlere atılıyordu. Hastalığı geçirmeyi başaran insanlar bir daha aynı hastalığa garip bir şekilde yakalanmıyordu. İnsanlar ellerinde tuttukları uzun sopalarla kendi dostlarını,iki hafta birlikte bir barda sigara içtikleri arkadaşlarını ve o çok sevdikleri ailelerini ateşlere itiyorlardı.Veba insanları şehrin içerisinde kavuruyordu.Kapılar krallık askerleri tarafından üç gün öncesinden kapatılmıştı ve insanlar bir hapishanenin içerisinde ölüme mahkûm edilmişlerdi.Vebaya yakalanan kimse kapılardan çıkmayı başaramamıştı ama bunun dışında tüm sağlıklı insanlar her yönden göçe kalkışıyordu.Sınır karakolları bu sağlıklı insanları hiç dinlemeden geriye sürerek yanan şehre doğru gönderiyordu.Bir çoğu da güneyin buzlarla kaplı dağlarında donarak ölmeye razıydı.
Kız Kernstrat şehrine bakarak "Benim görevim ne?"diye sordu kendi kendine."Ben neden yaşıyorum?"Camı kapatarak yatağına döndü."Ben neden vebayı atlatırken insanlar ölümü tadıyor?Sevgilimin öldüğü hastalık beni neden kollarına almıyor?"
Yeniden yatağa sırt üstü yatarak evinin tavanına baktı.Sevgilisinin acılar çekerek ölen bedenine baktığı o anı hatırladı.Frier ölene kadar yanına yaklaşamamıştı ama öldükten sonra kaybının büyüklüğünü anlayarak bedeni kollarının arasına almış ve saatlerce ağlamıştı.O akşam beden kollarındayken ilk ateş başlamış ve ardından hastalık tüm belirtileri ile vücuduna hücum etmişti.Üç günde ölmesi gerekirken o dördüncü güne çıkmıştı.Bazı insanların dedikleri gibi yeniden doğmuştu.Ama o buna yeniden doğma demiyordu.O buna ölü olarak doğma diyordu...

Posted: Sat Jun 26, 2004 1:42 am
by Gorath
BÃ?LÃ?M 2-İTTİFAK KONSEYİ-
şövalye hızla kapıları iki yana iterek açtı ve odaya daldı. Üzerindeki zırhı o yürüdükçe zıplıyordu ve sadece sakalları bile bakanı ciddiyete sürüklüyordu. Sırtında kalkanı takılıydı ve üzerinde bir kilit resmi vardı.
Kilit şövalyesinin son hızla odaya dalması tüm herkesin dikkatini çekti ve dikdörtgen masada oturmakta olan herkes bakışlarını şövalyeye çevirdi. Sakallı şövalye direk olarak masaya yöneldi ve hızla bir koltuğa oturdu.
Dikdörtgen masanın iki ucundan birinde oturmakta olan pos bıyıklı adam parmaklarını masa üzerinde birbirine vurarak "Lordum kilit şövalyesi Alrasino da bize katıldığına göre artık toplantıya başlayabiliriz." dedi.
Herkes bakışlarını yeniden masaya çevirdi. Tüm doğu ittifakının liderleri masada toplanmışlardı. Hiç durmadan masanın diğer ucunda oturmakta olan kırmızı cüppeli yaşlı adam ayağa fırladı ve konuşmaya başladı. Gözlerinde panik dalgası vardı. "Veba güney hududuna kadar yayıldı saygıdeğer liderler." dedi. "Yakında Limbroyu ve Krosseside geçecek ve tüm doğu ittifakını kırıp geçirecek."
Pos bıyıklı adam elini aşağı yukarı sallayarak yaşlı adama oturmasını işaret etti ve daha yaşlı adamın oturması ile bir diğer cüppeli kişi konuşmaya başladı. Bu seferkisi beyaz bir cüppe giyiyordu ve bir kadındı.S açları kızıla çalıyordu ve gözlerinde adeta alevler yanıyordu. "Veba nasıl aniden yeniden harekete geçti anlamış değiliz. Son kontrollerde durdurulmak üzereydi ama şimdi neredeyse ittifak devletlerinin yarısını kaplamış durumda."
Kadının hemen karşısında oturmakta olan siyah cüppeli bir adam derhal konuşmak için araya girdi. "Daha şimdiden kuzey kulelerine giremiyoruz. Kapımızın önü veba salgınından kaçan insanlarla dolu. Kara büyü kulesi tamamen esaret altında. Buraya sekiz büyücünün birlikte yaptığı bir transfer büyüsü ile ulaştım ama oturup bir beyaz cüppenin zırıltısını dinliyorum..."
Beyaz cüppeli kadın aniden araya girdi. "Kapılarınızın önündeki sorun bizi ilgilendirmez karabüyücü ama beyaz kuleye olan hücum tüm ittilaf devletlerini ilgilendirir."
Birden ortada iki düşman kulenin temsilcilerinin tartışması başladı. İkisi de birbirine hakaretler yağdırmakla meşguldü ve bu hiçbir çıkar yolu sağlamazdı.
Masanın başında oturan adam hızla masayı yumrukladı. Pos bıyıkları sallanırken "Siz büyücüler çok sabırsızsınız." dedi.
Adamın hemen sol tarafında oturmakta olan bir elf leydisi saygı ile ayağa kalktı ve reverans yaptı. "Bu veba elf ormanlarına da geliyor Lordum Kasar." dedi saygı ile adama bakarak ve sonra bakışlarını hemen yanında oturmakta olan bir kızıl cüceye çevirdi. Tepe cücesi homurdanırken o konuşmasına devam etti. "Hatta bir çok cüce şimdiden hastalığa yenik düştü. Cüceler kendi kendilerini karantina altına almak zorunda kaldılar. Burada bulunan cüce elçisi Dunga hastalık bölgesinden çıktıktan sonra üç gün boyunca kendisini bir hücreye kapattı."
Kırmızı cüppeli yaşlı adam ayağa kalkarak iki yanında oturmakta olan zıt büyücülere baktı. "Biz kırmızı cüppeliler bu vebanın büyüsel bir yolla yeniden tetiklendiğini düşünüyoruz." dedi.
Diğer iki büyücü aynı anda söze girdiler." Biz siyah-beyaz büyücülerde aynı şekilde düşünüyoruz." dediler.
Masanın o ana kadar sessiz olan yanından bir ses "Siz basit canlılar sadece düşünmekle kalıyorsunuz." dedi. Kilit şövalyesi Alrasino hızla ayağa kalktı ve "Biz biliyoruz!" dedi. "Bu denli şeytanca bir yıkım ancak bir büyü gücü tarafından gerçekleşir."
Üç büyücüde kaşlarını çatarak lorda baktılar. Üçü de nefret duyuyor ama söyleyecek tek bir söz dahi bulamıyorlardı. Üçü de bunun ne denli ufak bir canlı olduğunu düşünüyorlardı. Üçü de bu adamın ne kadar basiretsiz olduğunu düşünüyorlardı.
Alrasino burun kıvırarak yerine otururken yanındaki sandalyede bir kıpırdanma oldu ve dönerek oraya baktı. Ufak Gnome sandalyesine sinmiş hiç kıpırdamadan şövalyeye bakıyordu. şövalyenin de kendisine baktığını görünce "Bende öyle düşünüyorum. Kesinlikle haklısınız lordum!" dedi. Kesinlikle kimse ile bir zıtlaşmaya girmek istemiyordu. Özellikle bir yanında iri şövalye öbür yanında pos bıyıklı insan kral varken kendisini oldukça küçük hissediyordu.
şövalye yerine oturduğunda kırmızı cüppeli büyücü konuşmaya devam etti. "Bunun ucunda bir yayma büyüsü olduğunu düşünüyoruz lordum." dedi.
"O zaman ne yapabiliriz?" diye sordu insan lider bıyıklarını çekiştirerek.
Masanın bir başka köşesinden bir gümbürtü koptu ve herkes bakışlarını oraya çevirdi. Devasa barbar şefi Fartar yumruğunu masaya indirmiş ve masayı ikiye ayırmıştı. şimdi herkes birbirini daha net bir şekilde görebiliyordu. "Hastalananların kafasını uçuralım." dedi burnundan soluyarak.
Herkes onu duymazdan geldi ve büyücünün yeni söylemekte olduğu şeye konsantre oldu. "Sadece hastalığa karşı bir ilaç bulmalı ve onu durdurmalıyız..."
Gnome etrafına baktı ve barbar şefinin masayı kırması ile oldukça fazla açıkta kaldığını fark etti. Artık kırık olan masanın daha fazla altına doğru kayarken birden dengesini kaybetti ve masanın üzerine düştü.
"Evet Ufuri.Bir önerin mi var?" diye sordu insan lider saygı ile ona bakarak. Bu adam tüm herkese saygı ile davrandığı için bu ittifak konseyinin başına seçilmişti.
Ufuri hızla koltuğuna geri dönerken. "şey..." dedi. "Size katıldığımı belirtmek istemiştim." Herkes bakışlarını yeniden birbirine çevirmeye başlamışken içine dolan bir cesaret ile konuştu."Ölkenin dört bir yanını ilaç olabilecek bir madde için arasak..." dedi fısıltı gibi bir sesle ama bu fısıltı Lord Kasarın duyabileceği bir tondaydı. Bakışlarını Gnome"a çevirerek "İyi fikir." dedi.
Aynı şekilde konuşulanları kilit şövalyesi Alrasinoda duymuştu ve eğilerek yanındaki diğer iki şövalye tarikatına danıştıktan sonra Gnome"a yeniden bakarak "Devam et." dedi.
Gnome Ufuri kısa bir süre tereddütle diğerlerine baktıktan sonra devam etti. "Vebadan etkilenmeyenlerin..." Bir süre masanın diğer ucunda duran karabüyücünün gözlerine baktı ve içini bir tereddüt kapladı ama yine kendisini toparlayarak konuşmaya devam etti. "Vebadan etkilenmeyenlerin neden etkilenmediklerini araştırır ve onların son zamanlarda ne yediklerini sorarız. Hepsine testler ve deneyler yaparız. "Kendisini kaptırarak ellerini ovuşturmaya başladı. Test ve deney kelimeleri daha şimdiden ona oldukça cezbedici gelmeye başlamıştı.
Bir süre etrafta mırıldanmalar duyuldu. Özellikle üç şövalye tarikatı yoğun bir tartışmaya tutuşmuş gibiydi. Masanın karşısında sessizce oturmakta ve düşünceleri ile başbaşa bırakılmakta olan barbar şefi Fartar"ın yanında oturmakta olan ufak buçukluk daha şimdiden hayallere kapılmıştı." Ã?nce Ufıri deney yapar ve sonra ben cepleri karıştırırım." diyordu kendi kendisine. "Ve böylece belki ceplerde vebayı önleyecek bir madde bulurum..."

Posted: Mon Jul 05, 2004 7:13 pm
by Gorath
BÃ?LÃ?M 3-Ã?İÃ?EK BAHÃ?ESİ-
Kız sessizce ilerledi ve odanın kapısını kolu ile açarak içeriye girdi.Elinde tuttuğu tepsiyi hasta babasının yatağının yanındaki masaya bırakarak yatağın yanına oturdu."Sevdiğimden sonra senide kaybedemem baba."dedi gözlerinde yaşlarla.Artık ağlamıyordu,ağlayamıyordu. Göz pınarlarındaki yaşlar kurumuştu.
Babası ona bakarak gülümsemeye çalıştı.Vebanın ellerinde vücudu çürümüştü.Terler hiç durmaksızın vücudun değişik noktalarından dışarıya akıyor ve vücuttaki su oranını düşürüyordu."Özülme kızım."dedi."Ben çiçek değilim ki yeniden açayım."Yeni bir öksürük nöbeti ile sarsılsı.Kız elinde tuttuğu bşr bardak suyu ve şifacıdan aldığı işe yaramaz ezilmiş bitki özlerini babasına uzattı ve artık çürümüş ve yeryer dökülmüş ağzından içeriye bir kaç yudum boşalttı.Tüm su ve ilaç dışarıya geriye yeni bir öksürük ile çıktı.şifacı ilaçları en azından acıları dindirsin diye vermişti ama artık vücut bunları bile kabul etmiyordu.
Adam yeniden öksürürken kızı ayağa kalktı ve elinde tuttuğu tepsi ile odayı terk etti.Arkadan acı bir feryat duyuldu ve kız kapının dibinde elindeki tepsiyi düşürerek geriye koştu.Kapıdan içeriye bakınca çığlığını bastıramadı.Babası son kasılmasını yaşamış ve hızla ölümün kucağına gitmişti.Artık adamın yerinde ölüm kol geziyordu.

Bahçe kapısı aralandı ve Sizina içeriye girdi.Sokaklarda ölüm kol geziyordu.Tüm Kernstrat şehri artık alevler içerisindeydi ve vebadan kurtulanlarda büyük bir deliliğe teslim olarak birbirini katletmeye başlamıştı.Sizinanın duyduğu kadarıyla bu ölümcül veba dünyanın dört bir tarafına doğru ilerlemekteydi.Arkasında olan güç tam olarak bilinemiyordu.Daha şimdiden güney hududunu geçerek Limbroya ve hatta kapılarını kimseye açmayan ve kaleye yaklaşanları uzaktan okları ile öldüren Krossesideye bile girmişti.
Sizina tüm bunları umursamıyordu.Tek umursadığı ölümünün geleceği andı ve o an için sadece güzelliklerin yani her zaman çok sevdiği çiçeklerinin yanında olmak istiyordu. Dünyanın dört bir yanından gelen çiçeklerinin yanında zaman geçirmek ona şu anda huzur veren tek şeydi.Özelliklede Pifiri adlı kuzey yakası çiçekleri ile zaman geçirmek onun içini huzurla kaplıyordu.Bu çiçekleri ona ta kuzey sınırlarından getiren kişi sevgilisi Frierdi. Sevgilisine onlara çok iyi bakacağına dair yeminler etmişti.
Yoldan geçen atlı birliklerin sesini duyunca başını kaldırdı.Burada,bu kadar uzaklarda bir süvari birliğinin ne işi olabileceğini düşünmeye başladı.Acaba yönetimin yeni bir planımı vardı.Derken at seslerinin onun kapısına gelmesini ve sonrada durmasını dinledi.Atların üzerinden atlayarak inen insanların sesleri duyuldu.Zırh seslerini duyabiliyordu.Bunların şövalyeler olabileceğini düşündü.Ama artık umursamıyordu.Katiller olsa bile umurunda değildi.En azından başka bir yerde çok daha güzel bir beklentisi vardı.
Bahçe kapısı itilerek açıldı ve tam takım zırhlar içerisinde bir adam girdi.Bir kilit şövalyesiydi içeriye giren adam.Belinde taşıdığı kılıcı ve sırtındaki kilit dövmeli kalkanı bunu oldukça açığa vuruyordu.Miğferini çıkartarak sakallı suratını ortaya çıkardı.Saygı ile reverans yaptı ve "Selamlar leydim."dedi.
Kız bakışlarını şövalyeden ayıramadan "Ne istemiştiniz lordum?"diye sordu.
şövalye bakışlarını yenden kıza kaldırdığında uzunca bir süre birbirlerinin gözlerine baktılar ve en sonunda şövalye arkasından gelenlere yol vermek için kenara geçti.İçeriye pos bıyıklı bir adam girdi ve kız bu adamı derhal tanıdı."Kral Kassar."dedi toz toprak içindeki elbisesi karşısında mahcup olarak.Kız bu fakir evinde soylu kralını göreceğini hiç düşünmemişti.
Hemen yanında bir Gnome içeriye girdi ve arkasında da bir karacüppeli büyücü vardı.Kız bu garip gruba baktı ve "Nasıl yardımcı olabilirim lordum?"diye sordu.
Pos bıyıklı adam konuşmaya başladı."Leydi Kassar bu şekilde evinize geldiğimiz için lütfen bizi mahzur görün ama geliş amacımız çok önemli."
Kız başıyla onayladı.İçinden "Zaten sizin gibi önemli insanlar önemli bir amaç olmasa halkından birisinin evine gelir mi?"diye düşündü.
"Bildiğiniz gibi şu anda dünyamızın yarısı büyük bir veba salgını ile sallanıyor.Biz bu işe en sonunda bir çözüm bulduğumuzu düşünüyoruz ama bir bakıma seçeneklerimizin de azaldığını fark ettik.Vebaya yakalanan ama hastalığa karşı vücudu bağışıklık kazanan bir insan arıyoruz.Bu insanı üzerinde deneyler yapmamız gerekecek."
"Evet deneyler."Adamın yanında duran Gnome ellerini ovuşturmaya başlamıştı bile.
"Ve bir deney faresi arıyorsunuz.Eminim sevgili büyücülerinizin ellerinde bunu yapmaya gönüllü bir çok deney faresi vardır."Kara cüppeli büyücüye baktı ve adam ona gülümseyerek saygı ile hafifçe eğildi.
Kral ellerini sallayarak "Hayır,yanlış anladınız leydim."dedi."Sizi değil etrafınızı araştırmak istiyoruz.Ã?evrenizde en çok birlikte olduğunuz varlıkların size karşı bir koruma sağladığını düşünüyoruz."
"Neden başkası değil de ben?"diye sordu kız.
"Ã?ünkü diğer vebadan kurtulanların hiçbirisine ulaşamadık.Ã?oğu hastalığa yakalananlar tarafından öldürülmüş durumda.Kurtulanlarda ya sizin gibi şehir dışında bir eve çekilmişti ki onların yerlerini hâla tespit edemedik yada dağlara kaçmışlardı.Bu durumda bulabildiğimiz tek kişi sizsiniz."dedi yanda duran kilit şövalyesi."Aslında iki kişi daha vardı ve ekip üçe ayrıldı.Hepimiz birinizi araştırmak için yola çıktık."
Yanda duran Gnome"un suratında bir asılma oldu."Onları ikna edemedim."dedi."Hepsini ben araştırmalıydım."
"O zaman araştırın."dedi Sizina."Bneim tek varlıklarım bu çiçekler.Sevgilim vebada ölünce ölümümü beklemek için buraya çekildim ve sadece çiçeklerimle vakit geçirmeye başladım."
Kara cüppeli büyücü daha şimdiden hayretle etrafına bakmaya başlamıştı.Her çeşit çiçek, dünyanın her yerinde bulunan her çeşit çiçek vardı bu bahçede.Gözleri dönerken kızın yanında durduğu ufak bahçede donakaldı ve kuzey çiçeklerini gördü.Elf bahçelerinin çiçekleriydi bunlar.Hızlıca yanlarına giderek onlara baktı.Acaba olabilir miydi?Vebanın elf sınırlarına girmeme nedeni bu olabilir miydi?Bu çiçek sadece sevgi dolu insanlarda yetişirdi.
Ã?içeklerden birisini koklayarak "Pifiri çiçeği!"dedi."Sadece sevgi dolu olan insanlar bu çiçeği yetiştirebilir.Ã?içek sevgiden güç alır."Herkes bakışlarını kıza çevirirken kız hızla çiçeği kopartmak isteyen büyücünün önüne geçerek onu geriye itti."Onu kopartamazsın."dedi"Bu çiçeklerin hatırası var."
Büyücü ayağa kalkarak bir özür mırıldandı ama Gnome çoktan arkadan dolaşarak bir çiçek koparmıştı bile.Bu çiçeği incelemek için sabırsızlanıyordu.Kızın söylediklerinin onun açısından hiçbir önemi yoktu.Büyücüye koparamazsın demişti ama kimse ona koparamazsın dememişti.
Kız yanında durmakta olan Gnomeu görünce bir çığlık patlattı ve "Saygısız pislikler!"diye bağırdı."Defolun evimden."Gözlerinde yaşlarla adamlara kapıyı gösterdi.
Kral hızla ileriye çıktı ve Gnome"u yakasından yakaladığı gibi sürükleyerek peşine taktı.Hemen ardından diğerleri çıktılar ve en sonda gelmekte olan şövalye kapıdan çıkmadan bir an önce durarak "Özgünüz leydim."dedi.
Birden kız aşırıya kaçtığını hissetti ve içini bir sıkıntı kapladı.Tüm bunların nedeni neydi? Sadece bir çiçek uğruna bu kadar kıyametleri koparmaya ne gerek vardı?
şövalye gitmek üzere dönmüşken kolundan tuttu ve "Lütfen!"dedi.şövalye dönüp ona bakınca devam etti."Lütfen anlayın lordum,o çiçeğin benim için çok büyük değeri vardı."
şövalye başını salladı ve "Özülmeyin leydim."dedi."Buraya bir Gnome getirmek bizim suçumuzdu ve özellikle değer verdiğinizi korumanızı takdir ettiğimi bilin."
Bir an için ikisinin de gözleri buluştu.Her nedense ikisi de birbirinden ayrılmak istemiyordu.Kız şövalyenin gitmesini istemiyordu ve aynı şekilde şövalyede gitmek istemiyordu.
şövalye yeniden dönmüş ve ilerlemeye başlamışken kız arkasından seslendi."İsminiz nedir lordum?"diye sordu.
şövalye yeniden dönerek baktı ve "Alrasino leydim Sizina."dedi.
Kız yanaklarının kızardığını hissetti."Lütfen beni yeniden ziyaret edin lordum Alrasino." dedi."Bunu benim gibi yalnız birine çok görmeyin."
şövalye içini kaplayan bir huzur dalgası ile birlikte atına atladı ve yola çıktı.Elbette ki geriye gelecekti.Böyle güzel bir leydi reddedilir miydi.

O gece Sizina rüyasında Frier"i gördü.Adam bu sefer huzur doluydu ve kıza bakıyordu. "Artık seni emanet edecek birisini buldum Sizinam."dedi."Seni sonsuza kadar koruyacak birisini.Artık huzur içinde uyuyabilirim."
Sizina ona gülümsedi."Hoşça kal Frier."dedi."Seni asla unutmayacağım."
Kız artık biliyordu.Ölen ölür kalan kalır ama kalanlar yeni bir yaşam için kalır.Kız o vebadan kurtulduğunda gerçektende yeniden doğmuştu.

Posted: Tue Jul 13, 2004 4:10 am
by Gorath
Ã?LÃ? ORDUSUNUN UYANIşI
Kasabanın Üzerinde akbabalar uçuyorlardı ve çoktan ölmüş cesetlere doğru dalışa geçiyorlardı.Burası onların uzun süredir yaşam kaynağı olmuştu.Kasaba artık bir mezarlıktı.İçerisindeki hiç kimse hayatta kalmayı başaramamıştı.Pederin cesedi kilisenin kapısında gözleri oyulmuş olarak yatıyordu ve bir kadın ile başka bir adamın cesetleri evlerinin önünde duruyordu.şehirin diğer bölgelerindede bir çok ceset vardı.Her ceset şehre ölüm saçıyordu.Ölüm kokusu ve ölüm vebası...
Bir evin arkasındaki sokakta derin bir çukurun içi cesetlerle doluydu ve bu cesetleri çukura dolduran adamın bedeni çukurun hemen yanı başındaydı.
İttifak konseyi tarafından bir çok bölge mühürlenmişti ve bu bölgede onlardan birisiydi.Bu ve çevre kasabalara yaklaşmak bile yasaktı.İnsanların buralara yaklaşmaması için ittifak konseyinin emretmesine hiç gerek yoktu aslında.Bu köy veba kaynıyordu ve veba artık tüm yaşayanların korkulu rüyası haline gelmişti.Her ne kadar vebanın çözümünün bulunduğunu söyleselerde kimse buna inanmıyordu.
Bunun dışında elf ormanlarından büyük bitki konvoyları ülke sınırlarına girmeye başlamıştı.Tüm yurda sevgi ile büyüyen çiçekler dağıtılıyordu.Her yerde çiçekler açıyor ve hastalığa yakalananlara bu bitkilerin özleri içiriliyordu.Hastalık geldiği hızla geriye çekiliyordu.
Sayılı yerde geriye çekiliyordu.Bu kasaba şifanın bulunmasından çok daha önce ölüm ile yüzleşmişti...Bu ve diğer kasabalar ölümü çok daha önceden tatmıştı ve veba hava aracılığı ile yayılmaya devam etmişti.Buraya bitki ulaştırmaya çabalayan her insan anında vebaya yakalanıyor ve hiç olmadığı kadar hızla ölümle kucaklaşıyordu.
Kasabanın içinde günlerdir ilk defa ayak sesleri duyuldu ve karalar giymiş yüzü başlığının altında gözükmeyen bir adam önünde duran çukura baktı.Sonra bakışları kilisenin kapısında yatmakta olan pedere gitti.Bu ne kadar güzel bir görüntüydü?
Ama artık bu görüntünün yayılması durmuştu.şu an için onun büyüsü insanların şifayı buraya getirmesini engellesede yakın bir zamanda bunu durduramayacağını biliyordu.şimdi yeni bir plan yapmalı ve hârekete geçmeliydi.
İçinden bu şifayı bulan kişilere lânet etti.Tüm hâyali dünyayı nefret ettiği insan ırkından temizlemek olan bu adam hemen ardından bir lânet daha okudu.O kişiyi yok etmek için yeminini çoktan etmişti.
Ellerini kaldırarak bir kaç sözcük söyledi ve nefret ettiği insan ırkının,kendi ırkının üzerine ölümü saldı.Yıllar önce hayatı onlar yüzünden yok omuştu.İnsan ırkının ve hatta diğer tüm ırkların birlikte yaptıağı bir ittifak onun durdurulmasını sağlamıştı.Yüzyıllar önce neredeyse dünyayı ele geçirecek olan Zehirbüyücüsü yeniden hayattaydı.Dünya üzerine zehrini salmak için hayattadı.Bu sefer dünya umurunda değildi.Bu sefer tek bir hedefi vardı.Onu kendi zehiri ile ölüme sürükleyen insan ırkını ve onun ittifak kuvvetlerini yok etmek...
Toprakta hareketlenme oldu ve bir el toprağı yararak yukarı çıktı.Toprak yana ayrıldı ve bir el daha orataya çıktı.İki yana açıldı toprak ve kafa göründü.Birden tüm toprak hareketlenmeye başladı.Gökyüzünde büyük,ürkütücü bir uğultu başladı.Her yeri saran bir kâbus hayata dönmeye başladı.Yaşam sınırlarını zorlamaya başladı.Yaşam ölümü alt etti ve ölüleri gerçek dünyaya istemedende olsa geriye aldı.Zehir büyücüsü dönmüştü.Ölü uyandıran dönmüştü.En güçlü Necromancer yeniden hayattaydı.
Ã?ukurun içerisindeki çürümüş bedenler hızla toprağın üzerine doğru harekete geçtiler ve çukurun yanında onları gömen adamın cesedi çoktan ayaklanmış taze et arıyordu.Ã?ürümüş bir koku kasabanın üzerinden dünyaya doğru yayılmaya başladı.Tüm yürüyen ölüler hızla ayaklandılar ve ölüm vebasının kurbanları ayaklandılar.
Kilisenin önünde yatmakta olan pederin cesedi kasıldı.Direndi.Uyanmak istemedi ama uyandı.Vücudu ölümün gizini yırtarak ayaklandı ve ölümün tatlı havasına doğru kalktı.
Ayaklarını sürüyen zombiler önde giden Necromencerın izini takip ettiler.Onlara taze et vaad eden efendilerini izlediler.En güçlü Necromancer büyük bir tutku ile bir an ordusuna baktı hemen ardından harekete geçti.Arkasında ayaklarını sürüyerek hareket eden dev bir ordu vardı.

Kilit şövalyesi yaklaşan ordunun haberlerini diğer konsey üyelerine iletirken hepsi büyük bir korku ile birbirlerine baktılar.Lord Kasar bir ordu yaklaştığını duyduğu anda harekete geçmiş ve konsey odasından hızşımla çıkarak ölü ordusuna karşı ittifak ordusunu hareketlendirmeye gitmişti.İşin ilginç şekli yürüyen ölü ordusunun direk hedefi Kernstrat şehriydi.Oraya neden gidiyorlardı?
Tüm konsey dehşet içerisinde şövalyenin düşüncelerini dinlerken şövalye kendi söylediklerini dinlemez olmuştu.şimdi aklını kurcalıyan tek soru buydu.Ordu neden hedef olarak Kernstrat şehrini seçmişti?
Birden konuşmasını yarıda kesti.Elinde okuduğu kağıtta yazanlar artık umurunda değildi.Ordunun başında ilerlediği görülen ve konseyin ciddi bir şekilde kimliğini tahmin ettiği adamda umurunda değildi.Ordunun Kernstrata yürümesinin tek bir nedeni olabilirdi. Sadece tek bir nedeni...Necromancer vebayı durduranın kim olduğunu öğrenmişti...Kudretli ölü uyandıran onun sevgili Sizinasının peşindeydi...
Kilit şövalyesi hızla arkasını döndü ve kapıya yöneldi.Kapıyı açtığında karşısına çıkan pos bıyıklı Kasarı kenara savurarak tüm hızı ile yoluna devam etti.Sevdiği kadını derhal korumaya almalıydı...

Posted: Tue Dec 21, 2004 4:17 pm
by Gorath
ONU HAYATIM PAHASINA KORUMAK ZORUNDAYIM
şövalye atının üzerinde son hızla ilerliyordu ve hayatının tehlikede olduğunu bildiği sevgilisine doğru gidiyordu.Bu dünyada günlerdir ilk defa ona yaşadığını hissettiren varlığı korumak zorundaydı.Onu hayatı pahasına korumalıydı.Atının burnundan çıkan dumanlara aldırmadan sevgilisinin hayatı için son hızla ilerledi.O ölmemeliydi,ölemezdi.Onu korumalıydı.

Tüm konsey salonunda bir sessizlik hüküm sürüyordu.Pos bıyıklı Kasar içeriye girdiğinde hepsinin sessizce yerlerinde oturduklarını ve yerde durmakta olan parşömene baktıklarını görmüştü.Sessizce ilerledi ve yerden parşömeni kaldırarak okumaya başladı.Kilit şövalyesinin neden odadan son hızla çıktığını başkasına sormaya gerek duymamıştı.Ã?ünkü onlarında bilmediğine emindi.Sadece yerde durmakta olan parşömende tüm bunların anlamının açıklandığını biliyordu.Ordu hazırdı.Ordu savaşa hazırdı ama nereye?
Parşömendeki sözleri okudu ve birden içinin büyük bir merakla dolduğunu hissetti.Ordu Karnstratamı gidiyordu?"Bu imkânsız.Ordu neden hedef olarak yıkılmış bir şehri seçsin ki?" dedi kendi kendisine.Necromancer neden ölü ve yakılmış bir şehri kendisine hedef seçsin diki?
Birden şövalyenin düşünceleri aklında belirdi ve hızla karşısında durmakta olan konseye baktı."Korumamız gereken bir yer var!"diye belirtti.
Siyah cüppeli büyücü hızla ayağa kalktı ve karşısında durmakta olan adama baktı."Oraya gittiğinden emin misin?"diye sordu.Gnomeda anlamıştı.Masanın üzerine çıkmış hoplayıp zıplıyordu.
Pos bıyıklı adam başı ile onayladı."Leydi Sizinanın peşinde.Onun ordusunu yıkıma sürükleyen kişinin..."
Cüce onların anlattıklarından Leydi Sizinayı tanımıştı ve hızla sandalyenin yanında duran baltasını alarak masaya geçirdi.Kudretli masa ortadan ikiye bölündü ve barbarında geçirdiği bir darbe ile bacakları üzerine çöktü.
Barbar ve cüce aynı anda haykırdılar ve "Onu kurtarmalıyız!"dediler.
Beyaz cüppeli kadın çoktan ayağa kalkmıştı."Ben çoktan diğer büyücülere haber yolladım."dedi.Alev saçları beyaz cüppesi ile bir takım oluşturuyordu.
Lord Kasar etrafına baktı ve yaşlı kızıl cüppeli büyücüyü göremeyince."Suan nerde?"diye sordu.
İki büyücü birbirlerine bakıp gülümsediler."Birleşmiş büyücüleri almak için yola çıktı.Ona zihinsel bir mesajla gitmemiz gereken yeri belirtmemi bekliyor."
Pos bıyıklı kral etrafındaki herkesi gözden geçirdi ve burnundan soluyan cüce Dunga ile barbar şefi Fartarın savaş isteğini gördü.Büyücülerin kararlılığını ve Gnomeun dehşet dansını. Masanın kırılması ile yere düşmüştü ve orada dansına devam ediyordu.
"O zaman onlara haber ver!"dedi Kasar."Kernstrat şehrine Karnstrat harabeleri savaşına gidiyoruz!"

Kilit şövalyesi Alrasino birden atını mahmuzladı ve uzaklardaki dev ayaklarını sürüyerek giden orduya baktı.Atı şahlandı ve ordunun dehşet görüntüsü onu şoka uğrattı.Bir necromancer dev bir ölü ordusu ile intikam istiyordu...
Ordunun yan kanatlarından çıkan iskeletler ellerinde tuttukları kılıçları ile adama baktılar ve dehşet çığlıkları atarak ileriye atıldılar.şövalye ilerki düzlüklerde ayaklarını sürüyerek ama düzenlerini hiç bozmadan ilerleyen orduya baktı ve içindeki korkusunu bastıramadı.Ã?nden ilerleyen iskeletler ve bir grup zombi ona her an yetişebilirdi ama o hâla yerinden ayrılamıyordu.Bu dehşet görüntüsü onun donup kalmasını sağlamıştı.Birden ordunun ortasında ilerleyen bir deri bir kemik kalmış ordu ile büyük bri bütün oluşturan Necromancerı gördü.Adamın iki omzunu birbirine bağlayan ve kafasının ardından geçen bir yelpazesi vardı.En azından şövalye bu büyü korumasına bu şekilde hitap ediyordu.Dev pelerini yerlerde sürünüyordu ve çürük bir ölümü andıran kahverengi ile geçtiği yerlerin tozunu alıyordu. Geçtiği her yerin ölümünü topluyordu adeta...
şövalyenin dikkatini baş Necromancerın yanında yürümekte olan bir beden çekti.Devasa bir Golemdi bu ve şövalyeyi tüm ordunun görüntüsünden daha çok dehşete düşürmüştü. Birbirine adeta tutturulmuş olan kollar ve bacaklar kasları açığa çıkarıyor ve alevi etrafa salıyorlardı.Bir alev golemi tüm yıkımı ile birlikte üstlerine geliyordu.
Bu görüntü şövalyenin atını çevirmesine ve sevdiğini kurtarmak için hızla ilerlemesine yetti.Artık sadece aklında bir düşünce vardı:Kaçmak.Sevdiğini kapmak ve kaçmak.Dünya üzerinde kaçmayı düşünen belki de tek şövalye olduğunu fark etti.Ama buna mecburdu. Sevdiği kadını kurtarmak için kaçmaya mecburdu.
Bir an için durdu ve yeniden atını çevirerek arkasındaki orduya baktı."Onu hayatım pahasına koruyacağım!"diye bağırdı."Ona asla ulaşamayacaksınız!"
Bir ordu dolusu ölü yaratığın çığlıkları arasında atını son hızla çevirdi ve Sizinasını kurtarmak için ilerledi.