Page 1 of 2

Ozanın Yüzleşmesi

Posted: Thu Apr 15, 2004 5:32 am
by Palisdan
Yaklaşın ocağın başına da biraz ısının. Ateş sizi mayıştırmaz merak etmeyin, hikayenin sonuna kadar uyanık kalacağınıza eminim. Bu hikayeyi bir süre beraber yolculuk ettiğim bir ozandan duymuştum. Daha iyilerini de anlatmıştı ya bir ozan içerdiği için önce bunu anlatacağım.
Hikayemiz Makere adında oldukça korkak bir ozanın üzerine. Her zaman beladan olabildiğince uzak durmaya çabalayan bir tip. Sonra Courley adında genç bir kızla karşılaşıyor ve kız onun hayatına epey bir bela getiriyor desek yeridir. :)

Gecenin bir yarısıydı ve gümüşten bir ay tepede ışıldıyordu. Karanlık bir gölge malikane duvarına sırtında bir udla tırmanıyordu. Malikanenin gecedevriye yapan korumaları şu anda diğer tarafta kalıyorlardı, gölge de bu fırsatı kaçırmamak için duvarı geçmeye acele etti. Gölge duvardan atlar atlamaz ormanın içlerine doğru hızla ilerlemeye başladı.
Makere rahatlamanın etkisiyle derin bir nefes aldı. En sonunda tehlikeden uzaktaydı. Gene de şafaktan önce malikaneden yapabildiği kadar uzağa gitmek istiyordu, o yüzden ormanda yürümeye devam etti. Malikanenin lordu hizmetinden memnun kalmamıştı ve Makere başını veya vücudunun başka bir parçasını kaybetmek istemiyordu. O bir savaşçı değildi. Hiç kılıç tuttuğu olmamıştı. Bir gün yapmayı da planlamıyordu hani. O bir ozandı ve tek silahı krallığın dört bir yanındaki leydileri ve lordları büyülemekte kullandığı uduydu.
Aniden ağacın tekinden sallanan bir şey geldi ve göğsüne çarpmasıyla büyük bir gürültüyle kendini sırt üstü yere düşmüş buldu, udu birkaç metre ileri fırlamıştı. Üzerine bir şey atladı ve bir hançer boğazına dayandı.
"İşte şimdi ölüsün, Kells" bir kızın sesi tısladı.
"Kells?" Makere fısıldadı, hançer boğazını kesmesin diye korkudan hareket etmemeye çalışıyordu.
Kız ona baktı. Karanlığın içindeki bir silüetten ve parlayan bir çift gözden daha fazlası görülmüyordu.
"Ups" dedi kız, "Sen Kells değilsin, değil mi?"
"Hayır. Mümkünse o hançeri boğazımdan çekebilir misin?" Makere kibarca sordu.
Kız hançeri çekti ve Makere"in ayağa kalkmasına yardım etti. Makere gidip yerden udunu aldı.
"Gerçekten üzgünüm." dedi kız, Senin başka birisi olduğunu sandım."
"Kells?"
"Tam olarak. Ve madem o değilsin"" kız meraklı bir bakış attı, "Kimsin?"
"Makere bir ozanım." dedi ona, "Ve siz kimsiniz leydim?"
"Courley. Bir ozan değilim."
"Beni şaşırtmadı."
Kız güldü. Makere"in gözü karanlığa şimdi daha iyi alışmıştı ve kızı daha net seçebiliyordu. Tahmini 1.80 boylarında güzel görünümlü ve atletik yapılı bir kızdı. Uzun sarı saçları omuzlarından aşağı altın teller gibi dökülüyordu. Yüzü aşağı yukarı yirmi yaşlarındaymış gibi gösteriyordu, belki aşağı belki de yukarı. Ortam gözlerinin rengini görebilmek için çok karanlıktı ve anlamadığı bir nedenden dolayı bu Makere"i rahatsız etti. Bir ihtimal diye düşündü, kadınların en çok gözlerini sevdiğindendir.
Her şey bir yana onu en çok şaşırtan ise kızın giydiği giysiler oldu. Kadınların elbiseler veya en azından etek falan giymesi gerekmez miydi? Fakat bu kız yeşil bir tünik ve açık kahverengi deri bir pantolon giyiyordu. Hayır, giysilerin içinde kötü gözüktüğünden değil, müthiş de gözüküyor. Daha çok kızlar pantolon giymemeli işte. Hançer şimdi yüksek deri botunun içine sokulmuştu, sadece kabzası gözüküyordu.
İnanılmaz güzeldi.
"Ã?yleyse Makere" dedi kız ve onu hayalinden kaldırdı, "Hangi yöne gidiyorsun?"
Makere omuz silkti. Hiçbir fikri yoktu.
"İyi. Ben Kraliyet Kalesine gidiyorum." dedi Courley, "Gelmeye ne dersin? Konuşacak birinin olması fena olmazdı. Son konuşmamdan bu yana bir süre oldu. Sen iş görebilirsin, bir ozan olsan bile."
"Hey! Ozanların nesi varmış?" Makere karşı çıktı.
"Hep seni ayartmaya çalışırlar, "çiçek dilini" konuşurlar ve o saçma aşk şarkılarını devamlı söylerler."
"Seni ayartmaya çalıştım mı?" Makere sordu, "Sana şarkı söyledim mi? Hiç "çiçek dili" konuştum mu?"
"şansın olmadı ki." Courley parmağıyla onu göstererek
"İyi"" dedi Makere, "Seni ayartmıycam. Sen söylemedikçe." Ã?apkınca sırıttı ve devam etti, "Ve sana o "çiçek dilini" konuşmıycam. Yalnız şarkı söyleyebilirim. Fakat bu şarkı söylemekten hoşlandığımdan, sana aşk şarkıları söylemek istediğimden değil."
"Tamam. Anlaştık!" Courley gülümsedi, "Hadi, gidelim."
Makere onu ormanda ilerlerken takip etti. Bir vakit sonra ona döndü ve sordu: "Kraliyet Kalesine niye gidiyorsun?"
Courley omuz silkti. "İmparator Zen"le bitmemiş bir işim var."
Makere daha fazlasını sormadı, daha fazla konuşmak istiyormuş gibi görünmüyordu. Onu kızdırmak istemezdi, hele de botunun içindeki hançeri düşününce. İmparator Zen krallığın yeni yöneticisiydi. Ondan önce Kral Derk vardı, tüm insanlara kibar davranan ve hepsince sevilen büyük bir adamdı. Beş yıl önce öldü ve krallık derin bir kedere büründü. İmparator Zen tahta oturdu ve o günden kelli krallığı demir bir elle yönetti. Yüksek vergiler çiftçileri ve çok zengin olmayan diğer yerlileri nerdeyse öldürecek bir düzeye geldi.
Yalan yok, kimsenin de İmparator Zen"den hazzettiği yoktu pek. Hükmünün daha ilk yılında toplum içinde kendisinden hoşlanmadığını belli eden pek çok insanı infaz ettirdi. Ondan sonra hiç kimse İmparator Zen"den yana hoşnutsuzlarını yüksek sesle söylemedi, varsa bile. Daha da korkutucu bir şey varsa o da kralın kolyesi şimdi onun ellerinde olmasıydı.
Kolye çok çok uzun bir zamandır kralın ailesinin nesilden nesile aktardığı bir şeydi. Denir ki onlara bir vakit bir büyücü tarafından verilmiş ve büyük güçlere sahipmiş. Ancak güçleri takanın ruhuna göre değişirmiş. Giyen kişi ne kadar iyiyse kolye de o kadar Beyaz Büyü gücüne sahip olurmuş, ne kadar da kötüyse o kadar Karanlık Büyü verirmiş sahibine. İmparator Zen"in kötü olduğu konusunda pek tartışılacak yan yoktu.
Kral Derk"in iki kızı vardı, Prenses Nicone ve Prenses Leyrie. şu anda Kraliyet Kalesinde İmparator Zen"le beraber yaşıyorlardı, çünkü sadece babaları erken yaşta ölmesinin prenseslerin fakirlik içinde yaşaması anlamına gelmediğini söylemişti Zen. Gel gelelim çoğu insan kızları bırakmamasının nedeninin onlar tutsak olarak tutması olduğunu düşünüyorlardı. Aslına bakarsak en büyük kız Prenses Nicone"un tahta babasından sonra oturması gerekiyordu fakat her nasılsa Zen krala tahtı kendisine devrettiğine ilişkin bir belge imzalatmıştı.
"Sessizleştin" dedi Courley aniden
Makere başını kaldırdı, "Başka bir şey hakkında düşünüyordum."
"Sorun değil. Bu arada nerdensin?"
"Bilmiyorum. Ben yetimim. Ben beş yaşlarındayken yaşlı bir çift beni evlerine aldılar, bana acıdılar herhalde. Onüç yaşına kadar orda kaldım. Daha sonra bir ozanın peşine takıldım, o bana çalmayı ve şarkı söylemeyi öğretti. Bir yıl sonra kendi uduma sahiptim ve kendi başıma devam ettim."
Courley anladığını gösterircesine başını salladı, "Ben de yetimim. Ancak dört ya da beş yıl önceden beri." dedi kız, "Ailem öldü."
"Nasıl?" Makere nazikçe sordu.
Courley omuz silkti, "Artık bir önemi yok."
Makere konunun peşini bıraktı, kendisi hakkında konuşmak istemiyorsa konuşmazdı.
"Bu arada kaç yaşındasın?" sordu Makere. Basit bir soru olduğunu ve cevaplayacağını düşünüyordu.
"Yarım yıl sonra yirmi olacağım."
"On dokuz o zaman."
"Hayır, nerdeyse yirmi."
Makere iç çekti. Daha önce hiç bu kadar inatçı ve rahatsız edici bir kıza rastlamamıştı.
"Tamam. Nerdeyse yirmi."
"Sen kaç yaşındasın?" Courley sordu.
"Yirmi üç."
Ondan sonra sessizlik içinde yürüdüler. Bir süre sonra Makere sessizliğin çok fazla olduğuna karar verdi ve hoşlandığını neşeli bir melodiyi mırıldanmaya başladı.
"şunu bırakacak mısın?" Courley çıkıştı.
"Niye?"
"Rahatsız ediyor."
"Tamam. Ben yoruldum. Biraz uyuyalım." Dedi Makere, yere oturdu ve sırtını bir ağaca dayadı.
Courley başka bir ağacın altına oturdu. Kısa süre içinde ikisi de uyuyakaldı.

Devamı gelecek"

Posted: Tue Apr 20, 2004 5:43 pm
by Palisdan
Bir sesten uyandıklarında vakit sabahtı. Bu bir adamın kuru yapraklar üzerinde yürüyüşünün çıkarttığı çatırtıydı. Courley dikkatlice kalktı ve sesin kaynağına doğru sessizce yürümeye başladı. Makere ne yapacağını kestiremiyordu, o da olduğu yerde kaldı. Biraz sonra bir gümbürtü ve birisinin çığlığını duydu. Ayağa kalkıp Courley"in peşinden koşturana bir şey olduğundan korkuyordu.
Fakat onu bulduğunda iri yarı bir adamın karnında oturuyordu, hançer adamın yüzüyle fazla yakın bir ilişki halindeydi. Adam ölü gibi hareketsiz yatarken tek baktığı hançerdi. İki metreye yakında kaslı yapıda bir adamdı ama karın bölgesinden hafif şişmanlama alametleri okunabiliyordu. Muhtemelen çok fazla iyi yiyecek ve şarap bu şişmanlamanın sorumlusuydu.
"Tahmin edeyim." Makere Courley"e dedi. "Kells?"
Kız kafasını hafif çevirip ona baktı. "Evet.", yeniden altındaki adama baktı. "Kells, Makere"e merhaba de."
Kells"in gözleri kafasını hareket ettirmeksizin Makere"e bakmaya uğraştı. "Merhaba Makere." dedi bir fısıltıyla.
"Merhaba." dedi Makere ve Courley"e yöneldi. "Onunla ne yapmayı planlıyorsun?"
"Daha bilmiyorum. Sence boğazını kesmeli miyim?" sordu Courley, sesinde hafif eğlendiğini belli eden bir tını vardı.
Makere omuz silkti. "Bir fikir. Sana ne yaptı ki onun boğazını kesmek istiyorsun?"
"Geçen iki seneden beri beni takip ediyor."
"A, gerçekten mi?" Makere bir dakika düşündü. "Senin herkesi birkaç günden sonra korkutup kaçırdığını sanıyordum."
Courley ters ters baktı. "Kes sesini. O İmparator Zen için çalışıyor seni moron."
"Ã?yleyse? İmparator Zen seni niye ele geçirmek istiyor?"
"Ã?ünkü iki yıl önce onu öldürmeye çalıştım."
"Bu nedenle mi? İyi..." Makere ona baktı. "O zaman sence de bu adamın seni takip etmek için geçerli bir nedeni yok mu?"
"Evet!" Courley nerdeyse haykırdı. "Artık lütfen bu kadar çok soru sormayı bırakır mısın? En azından Kells"le işim bitene kadar bekle!"
"Alıngan"" Makere homurdandı.
"Makere!"
"Tamam, tamam."
Courley ona ters ters baktı, iç çekti ve Kells"e döndü. "şimdi" dedi, "Neyi tercih edersin? Gırtlağını parçalamamı mı yoksa İmparator Zen"e gidip senin değersiz hayatını sadece kendisine varacağımı söylemen için bağışladığımı mı söylersin? Arkasını gerçekten kollasa iyi eder. Hangisini tercih ediyorsun?"
"Efendin için ölmen daha cesurca olur." Makere dikkatini çekti.
"Sana çeneni kapatmanı söylememiş miydim?" Courley ona bağırdı.
"Doğru demiştin ama""
"Ama yok. Sadece dediğimi yap!"
Makere sustu.
"Kells, seç hadi."
"Ben"" Kells kekeliyordu, "Ya"yaşamak is"tiyorum."
"İyi." Dedi Courley ve ayağa kalktı. Adamı da yukarı doğru çekti, arkasını döndürdü ve kıçına tekmeyi bastı. "Git ve efendine dediklerimi aynen ilet."
Kells uzaklara koştu ve Courley Makere"e döndü.
"Sen"" dedi öfkeyle, "Sen""
"Evet?" diye sordu Makere aynı anda reverans yaparken.
"Senden nefret ediyorum!"
"Teşekkürler."
"Ha! Kes şunu!"
"Tamam. Ne yapmamı istersin?"
Courley ona dik dik baktı. "Sadece kapa çeneni. Hadi. Kraliyet Kalesine bu sene varmak istiyorum."
Köylere, şehirlere ve elbette Kraliyet Kalesine giden yolu bulmak için ormanın dışında doğru yürümeye koyuldular.
"Eğer acele edersek birkaç hafta içerisinde Kraliyet Kalesinde oluruz." Dedi Courley.
"Bana uyar." dedi Makere, "İki sene önce gerçekten İmparator Zen"i öldürmeye çalıştın mı?"
"Evet."
"Niye?"
"İntikam. Ailemi öldürdü." Courley söyledi ona.
"O pek çok insan öldürdü."
"Bunu biliyorum! Courley azarladı, "Ama onu öldüreceğim ve bu BENİM ailemi öldürdüğü için olacak."
"Sanırsam ailen hükmünün ilk yılında infaz ettirdiklerinden ikisiydi."
"Tam olarak."
"Nasıl oldu da seni infaz ettirmedi?" sordu Makere.
"Benim için farklı planları vardı." homurdandı Courley.
Makere bir dakika için düşündü. "A.. Hançerinden korkmuyor muydu?" dedi sonunda.
"O zamanlar hançerim yoktu."
"Nasıl kurtuldun?"
"şarap almak için uzaklaştığında pencereden aşağı atladım."
"Ã?yleyse seninle ilgili planlarında başarılı olamadı?" sordu Makere.
"Kahrolasıca meraklının tekisin!" şikayet etti Courley, "Hayır, benimle ilgili planlarında başarılı olamadı."
"Ne kadar ileri gitti?"
"Bu kadar meraklı olma!" Courley ona parladı.
"Tamam."
"Ben sana böyle şeyler sormuyorum."
"Hayır. Ama ben İmparator Zen tarafından ayartılmadım." dedi Makere.
"Ben de!" bir daha Makere"i azarladı.
"İyi... Nerdeyse diyelim."
"Kes şunu, Meki." Courley iç çekti.
"Makere."
"Tamam. Kapa çeneni Makere."
Dediği gibi yaptı. Bir süreliğine"
"Ne oldu da onu öldürmeye çalışman en az iki seneni aldı?"
"Tanrım senden nefret ediyorum." tısladı Courley, "Pencereden atlayınca bir bacağımı kırdım."
Makere bunun üzerine düşündü. Zihninde olayı canlandırmaya çalıştı.
"Sırıtmayı kes yoksa bacağını kırarım." dedi Courley tehdit edercesine.

Devam edecek...

Posted: Mon May 03, 2004 3:36 pm
by Palisdan
O öğleden sonra daha ileri bir vakitte küçük bir köye vardılar ve geceyi orda bir handa geçirmeye karar verdiler. Paylaşmak üzere bir oda aldılar, handa kalan son oda oydu çünkü. İki yataklı ufak odayla eşyalarını yerleştirdikten sonra hanın yemek yenilen kısmına bir şeyler atıştırmak için indiler.
Makere"in canı çok bira çekiyordu. İlk siparişi de bira oldu. Courley de kendine bir tane söyleyerek onu şaşırttı. Bir masaya biralarıyla oturdular ve hanın misafirlerine doğru bakındılar. Garip bir çift Makere"in gözüne takıldı. Uzun bir şövalye ve uzun bir pelerine bürünmüş bir kadın. Eğer Makere"in hafızası onu yanıltmıyorsa şövalyenin adı Randon"du. Makere"in bir seferinde uğradığı bir kalede yaşıyordu. Birkaç kez beraberce bira içtikleri olmuştu.
"Niye bakıyorsun öyle?" Courley sordu.
"şurdaki şövalyeye." Makere cevap verdi, "Sanırım onu tanıyorum."
"Güzel. Neden gidip onunla konuşmuyorsun?"
"Evet, öyle yapacağım." dedi ve masadan kalktı.
Oda boyunca şövalyenin oturduğu yöne doğru yürüdü.
"Randon?"
şövalye ona baktı ve Makere"i tanıyınca gözleri genişledi. "Makere?" dedi ve gülümsedi, "Gerçekten sen misin?"
"Tek ve yegane." Makere sırıttı, "Nasılsın? Görüşmeyeli olmuştu. Karın nasıl?"
Randon"un yüzü bir keder maskesine dönüştü ve aşağı ellerine doğru baktı, "O öldü, Makere." dedi hüzünle, "Hastalandı ve öldü."
"Ah, çok üzgünüm." dedi Makere, "Ne kadar oldu?"
"İki yıl." dedi sessizce, "Eee" Otur Makere."
Makere masanın diğer tarafındaki bir sandalyeye oturdu. Birisi elini aniden omzuna koyunca nerdeyse sıçrayacaktı. Fakat Courley yanına oturunca rahatlamayla iç çekti. Kaçtığı lordun kendisini yakaladığından kokmuştu.
"Leydi kim oluyor?" diye merakla sordu Randon.
"Courley." Courley gülümsedi ve şövalyeyle el sıkıştılar, "Buradaki Meki ile yolculuk ediyorum."
"Makere." kıza tısladı ve Randon"a döndü, "Ve senin sevgili leydin kim?"
"O Liz." dedi Randon, "Benden yardım istedi ve Kraliyet Kalesi yolundayız."
Makere Liz"e baktı. Büyük koyu gri gözlere ve uzun koyu kahverengi saça sahip tatlı bir kadındı. Makere"e merakla baktı ve nasıl bildiğini bilmiyordu ama bu kadında şu ana kadar gördüğünden daha fazlası vardı. Neyse gözleri ona Courley"in göz renginin ne olduğunu hala kontrol etmemiş olduğu gerçeğini hatırlattı.
"Courley?" dedi ve kız ona baktı. Gözlerinin muhteşemliğini fark etti. Çok nadir bulunacak türden bir ela renkteydi. Onların içinde kaybolup gittiğini hissetti.
"Makere?"
"Eee.. Evet." ayağa kalktı, "şimdi düşündüm de Kraliyet Kalesine onlarla gidebiliriz."
"Siz de mi oraya gidiyorsunuz?" Liz sordu.
"Evet." Courley gülümsedi, "Orda ne yapmayı planlıyorsunuz?"
Liz Randon"a uyaran gözlerle baktı, sonra Makere ve Courley"e gülümsedi.
"Biz oraya sadece bir bakınmak için gidiyoruz. Ã?nceden hiç görmemiştim, anlarsınız."
"Ben orayı fazlaca iyi görmüştüm." Courley mırıldandı.
Makere Randon"a söylemesi için izin verilmeyen şeyin ne olduğunu merak etti. Fakat Randon"un kendisine yardım etmesini istediği konuyla bir alakası olduğunu tahmin etti. Randon" şövalyeye baktı, oturmuş ve hüzünle masaya bakıyordu.
"Demek öyle. Sen ve Liz nasıl karşılaştınız?" sordu ona.
Randon şaşırmış görünüyordu. "Eee" Kalede yaşıyordu. Hiç görmemiş miydin?"
Makere kadına baktı. "Hayır. Eminim böylesi sevimli bir yüzü hatırlardım." gülümsedi ve kadın kızardı.
"O kaleyi ziyaret ettiği sıra ben dışarıdaydım." dedi kadın Randon"a.
"Ha." Courley"e bakıyordu. Makere şövalyenin manalı bakışında çok şey yattığını fark etti.
"şirin olduğunu mu düşünüyorsun?" şövalyeye sırıttı.
Randon ona böyle bir şeyi düşünmeyi dahi aklından geçirmediğini söyleyen kınayıcı bir bakışla baktı ve Courley de masanın altından onu tekmeledi.
"Hayır." dedi Randon, "Sadece düşünüyordum ki Lord Tamos"u çok andırıyor. O ela gözler çocukların çoğu zaman aileden miras aldıkları bir şeydir."
"Lord Tamos babamdı." dedi Courley.
"O İmparator Zen"in ilk infaz ettiği kişiydi. Özür dilerim leydim."
Courley bir şey demeden omuz silkti.
"O zaman Leydi Courley olmalısınız." dedi Liz, "Geceleri kendine eşlik etmesi için hayatını bağışladığı ama kaçan kız."
Courley başıyla onayladı.
"Nasıl kurtuldun? Zen öfkesinden kudurmuştu ve hiç kimseye söylemedi."
"Pencereden aşağı atladı." dedi Makere yüzünde bir sırıtmayla, "Ve bacağını kırdı."
Bir sefer daha Courley ona masa altından bir tekma attı ve acısından ağzından bir küfür kaçtı.
"Bu çok cesurcaydı." dedi Liz, "şu sıralar Prenses Nicone"un kendisiyle evlenmesine çalışıyor. Fakat şu ana kadar reddedildi."
"Akıllı kız." Makere mırıldandı.
"Ã?yleyse siz ikiniz Kraliyet Kalesine niye gidiyorsunuz?" Randon Courley"e sordu.
"İmparator Zen"le bitirilmemiş bir işim var." dedi kız.
Üç çift göz inanamaz bakışlarla kendisine döndü.
"O değil!" onlara çıkıştı.
"Ne o zaman?" Liz merak etti.
"İntikam." dedi Makere.
Courley ona dik dik baktı. "Ne zaman çeneni kapalı tutman gerektiğini hiç bilmiyorsun değil mi?" diye sinirle şikayet etti.
Makere omuz silkti. "Hayır."
"Senden nefret ediyorum."
"Teşekkürler."
Randon"un çıkardığı sese döndüler, "Herkesin önünde tartışmayı kesin." dedi.
"İyi." dedi Liz ve ayağa kalktı, "Yatmaya gitsek iyi olur, yarın erken kalkacağız. Size rastlamış olmak zevkti. Yarın görüşürüz." deyip uzaklaştı.
Randon"a ilerden bir bakış attı ve o da peşinden gitti. "Yarın görüşürüz." dedi Makere ve Courley"e sonra Liz"le kayboldular.
Courley aniden konuştu. "Liz onu seviyor."
Makere"in bakışında sürprizin etkisi seçiliyordu. "Bunu da nerden çıkardın? Onlarla sadece yarım saattir konuşuyorsun."
"Ona bakış tarzından." dedi Courley, "Ve o bilmiyor. Karısına yas tutmakla gereğinden fazla meşgul, yaşamın kendisine şimdi neler verebileceğini düşünecek olursak."
"Senin bu kadar felsefik biri olduğunu bilmiyordum." Makere sırıttı.
Hafif bir sırıtmayla karşılık verdi. "Değilim. Ama bir kadınım. Bu kadarı yeterli."
"Dalga mı geçiyorsun?"
"Senden nefret ettiğimi biliyorsun değil mi?" Courley iç çekti.
"Ã?nceden demiştin tatlım." Makere gülümsedi.
"Tatlım?"
"Sadece bir kelime."
"Bana söylememen gereken bir kelime." dedi Courley ciddi bir edayla.
"Neden olmasın? Bunu pek çok kadına söylerim."
"Tam da o yüzden."
Makere pes etti. "Hadi yatmaya gidelim."
"Ne zaman ben kazansam bunu söylüyorsun." Courley sırıttı ve ayağa kalktı.
"Hayır. Söylüyorum çünkü yorgunum."
Odalarına gittiler ve uzun deliksiz bir uyku çektiler.

Devam edecek...

Posted: Tue May 04, 2004 5:01 pm
by Palisdan
Bir sonraki sabah Randon ve Liz"le kahvaltı yaptılar ve ondan sonra yola koyuldular. Randon ve Liz"in atları vardı, o nedenle Courley ve Makere de kendilerine birer tane alma konumunda kaldılar. Makere kenara ayırdığı biraz parası olduğu için seviniyordu, diğer türlü kendine at almaya parası yetişmeyecekti.
Ã?ğle vakitlerinde dördü birbirleriyle epey samimi bir arkadaşlık kurmuşlardı ve aniden Courley, Makere"in başından beri bilmek istediği ama Randon"u kızdırmaktan korkup sormaya cesaret edemediği soruyu sordu.
"Siz ikinizin Kraliyet Kalesine gitmek istemenizin ardında yatan asıl neden ne?" diye sordu onlara, "Kaleye sadece şöyle bir bakmak istediğinize inanmıyorum."
Liz Randon"a baktı ve o da başıyla onayladı.
"Prenses Leyrie"den bir mektup aldım." dedi Liz, "Benim iyi bir arkadaşımdır ama babası öldüğünden beridir buluşmak için pek fırsatımız olmuyordu, biz de çoğu zaman birbirimizle yazışıyorduk. Fakat bir süre sonra aniden mektup gelmemeye başladı. Ancak şimdi nihayetinde bir tane geldi. Bana İmparator Zen"in bana yolladığı mektupların ulaşmasını engellediğini söyledi ve artık yollamasına dahi izin verilmiyormuş."
"Peki o son mektubu nasıl dışarı çıkarmış?" diye sordu Courley.
"Bana dedi ki saray soytarısını mektubun İmparator Zen"in olduğuna ve hemen gönderilmesi gerektiğine kandırmış."
"Salak herif." Courley mırıldandı.
"Her neyse, bana kendisinin ve kızkardeşinin esir olduğunu ve İmparator Zen"in Prenses Nicone ile evlenmek istediğini söyledi. Yardım etmemi rica etmiş ve ben de yolumdayım."
"Senin gibi genç bir kızdan ne yapması bekleniyor?" diye sordu Courley.
"Ben bir büyücüyüm."
"Gerçekten mi?" Makere ilgilenmiş bir bakışla baktı, "Büyücülerin bu kadar güzel olduğuna dair en ufak bir fikrim bile yoktu."
Liz utanarak kızardı, "Yani" ben""
Courley Makere"e hışımla baktı ama karşılık olarak sadece bir gülümseme aldı.
"Ne sorun var tatlım?" diye sordu.
"Senden nefret ediyorum."
"Biliyorum tatlım."
"Siz birlikte misiniz ya da başka bir şey mi?" Liz sordu bu sefer.
"Ya da başka bir şey." Makere büyüleyici bir gülümsemeyle cevapladı, "Kendimi daha iyi fırsatlar için açık tutuyorum."
"Sanki ben onunla biraz olsun ilgilenirmişim gibi!" Courley alayla güldü.
"Tabi ki öyle tatlım."
"Kes sesini, Meki."
"Liz, sana hiç gözlerinin muhteşem olduğunu söylemiş miydim?" Makere genç büyücüye sordu.
"Ha" hayır, sanmam." kekeledi ve yeniden kızardı.
"Gece göğünü andırıyorlar, tam yıldızlar elmaslar gibi ışıldarken."
Liz daha daha kızardı.
Makere günün kalanı boyunca Liz"le flörtüne devam etti ve Courley"in rahatsız olmuş bakışlarına tatlı bir şekilde gülümseyerek karşılık vermekle yetindi.

Posted: Sun May 09, 2004 3:42 am
by Palisdan
Aynı sıralar Kraliyet Kalesinde Prenses Leyrie yapacak hiçbir işi olmadan kütüphanede oturuyordu. Kızkardeşi Prenses Nicone ise İmparator Zen"le yalnız bir akşam yemeği yiyordu. Prenses Leyrie onlara katılmak zorunda kalmadığı için şu an halinden memnundu.
İmparator Zen"den tüm kalbiyle nefret ediyordu. Babası, Kral Derk"i onun öldürdüğüne oldukça ikna etmişti. Babası herhangi bir insanın olabileceği kadar sağlıklıydı. Birdenbire hastalanıp ölmüş olması garip gözüküyordu. Kaledeki tıbbi işlere bakan kişi eskiden Zen olduğundan Leyrie babasının sağlık durumu konusunda yalan söylediğinden emindi.
Bir kapı açıldı ve kapandı. Leyrie çevresine bakındı ve Yosh"u gördü, İmparator Zen"in sadık yardımcılarından biri. Yakışıklı bir adamdı ve bunun fazlasıyla farkındaydı. Düz siyah saçlara ve kahverengi gözlere sahip uzun ve ince biriydi.
"Ah, Prenses Leyrie." dedi prensesi görünce, "Zat-ı aliniz kendinizi bugün nasıl hissediyorsunuz?"
"Kendimi oldukça iyi hissediyorum bayım." Leyrie gülümsedi. Hep iyi ve kibar olduğu için Yosh"dan hoşlanıyordu. Öldürmeyi umursamadığını biliyordu ama kibarlığını ve stilini hiç bozmazdı. Ayrıca kaledekilerin en azından yarısını ayartmıştı. "Ya siz kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"
"Ben de kendimi oldukça iyi hissediyorum." gülümsedi ve ona o kahverengi gözleriyle baktı, "Zatınız burada tek başınıza ne yapmaktalar?"
"Sıkılmaktalar." dedi Leyrie acı bir gülümsemeyle.
"Kızkardeşiniz acaba nerde bulunmaktalar?"
"Siz benim bildiğimden daha iyi biliyor olsanız gerektir." dedi Leyrie.
Yosh güldü, "Belki de. Zatınıza beni Yosh diye çağırmanızı söylemememiş miydim?"
"Pek de güzel bir şekilde demiş olabilirsiniz bayım. Fakat bu uygun değil."
"Uygunluğu önemsemiyorum leydim."
"İyi, ben önemsiyorum bayım."
İç çekti. "Pes ediyorum, Prenses. Zatınız kazandı."
"Teşekkürler bayım." Leyrie sırıttı.
"Bir şey değil."
"O zaman izin verirseniz?" dedi Leyrie ve cevap vermesini beklemeden kütüphaneden dışarı çıktı. Dışarı ve yukarı, kale duvarlarına doğru yürüdü. Kale çevresinde duvarın içinden uzun yürüyüşler yapmak hoşuna gidiyordu. Kalenin çevresindeki her şeyi hatta bazı kasabaları bile böylece görebiliyordu.
Güneşli bir gündü ve epey sıcaktı, bu kale duvarında yürümeyi daha bile hoş kılıyordu. Üstünde çok düşünmemeye çabalasa da kızkardeşi konusunda çok endişeleniyordu. Nicone. Her nasılsa o lanet Zen Nicone"un kendisiyle biraz ilgilenmesini sağlamayı becermişti. O, Zen"den Leyrie"nin ettiği kadar nefret etmiyordu, yani en başta bizzat kendisinin etmiş olduğu kadar. Nicone da Leyrie gibi Zen"in babalarının ölümünün arkasında olduğuna ikna olmuştu ama şimdi bunun üzerinde hiç konuşmuyordu. Bu Leyrie"yi hem rahatsız ediyor hem endişelendiriyordu. Kızkardeşinin Zen"le evlenmesini istemiyordu ve Zen"in bunu istediğini biliyordu.
"Prenses Leyrie!" birisi arkasından bağırdı.
Arkasını döndü ve saray soytarısı Tysen"i peşinden koşarken gördü. Ortalama boyda, bir deri bir kemik biriydi, açık kahverengi saçları ve daha da açık mavi gözleri vardı. Pek zeki değildi ama eğlenceliydi.
"Ne var Tysen?" önünde durunca sordu.
"İmparator Zen seni görmek istiyor." dedi Tysen ona.
"Bekleyebilir." dedi Leyrie ve yeniden yürümeye başladı.
Tysen onu takip etti, "Hemen şimdi."
"Bekleyebilir." cevabını tekrarladı.
"Ondan hoşlanmıyorsun değil mi?"
"Hayır Tysen hoşlanmıyorum."
Tysen tüm kalede Leyrie"nin kızkardeşi dışında kendisine adıyla seslenmesine izin verilen tek kişiydi. Doğal olarak İmparator Zen de onu ismiyle çağırıyordu ama Leyrie hiçbir zaman aynı şekilde karşılık vermiyordu.
"Hala seni hemen görmek istiyor. Onun da senden hoşlandığını sanmıyorum."
"İyi, hoşlansın istemezdim."
Bir süre sessizce yürüdüler. Sonra bir ses Leyrie"nin durmasına neden oldu.
"Tysen." dedi, "Bu ses ne? Ã?nceden de duydum ama ne olduğunu çıkartmayı hiç beceremedim."
Tysen sesi dinledi. Hafif bir vuruş sesiydi, sanki birisi duvara vuruyordu.
"Zindanlardan geliyor." diye fikrini belirtti en sonunda.
"Tutsaklarımız olduğunu bilmiyordum."
"Yok da. Muhtemelen bir muhafızdır."
"Pek çok defa duydum. Duvara çıktığım nerdeyse her seferde."
"Her yerde muhafızlarımız var."
Leyrie iç çekti ve pes etti, eğer zindanlarda tutsak olsaydı hiç kimse bunu Tysen"e söylemezdi zaten, çünkü sessiz kalamıyordu.
"Beni İmparator Zen"e götür." dedi.
"Bu yoldan."

Devam edecek...

Posted: Tue May 11, 2004 9:33 pm
by Palisdan
Tysen onu kalenin içlerine taht odasına götürdü, İmparator Zen tahta kurulmuş oturuyordu. Tahtın yanında bir ayaklık üstüne yerleştirilmiş büyük bir cam küre vardı. Cam buğuluydu ve birisi çok yakından bakarsa içindeki sislerin hareket ettiğini görebilirdi. Bu İmparator veya Kral"ın krallığı izlemekte kullanabildiği büyülü bir küreydi. Leyrie odaya girdiğinde İmparator Zen küreye bakıyordu.
Tahtın önüne gelip durduğunda başını kaldırıp bir gülümsemeyle ona baktı, "Prenses" dedi, "Seni görmek güzel. Nasılsın?"
"şimdilik iyiyim bayım. Ne arzulamıştınız?"
"Sadece biraz sohbet canım."
İmparator Zen uzun ve kaslıydı, her zaman siyah giyinirdi. Kısa kesimli siyah saçları vardı, gözleri de aynı renkti. Keçi sakalı vardı, Leyrie bunun çenesindeki bir yarayı gizlediğini biliyordu. O yarayı Courley adında biz kız kendisini öldürmeye kalkıştığında almıştı. Bir talihsizlik eseri kız boğazını kaçırmıştı ve o da canlı kurtulmuştu.
"İyi. Konuş o zaman."
"Küreye bir bak Prenses." dedi Zen ve Leyrie"yi kendisine işkence etmek için şimdi neyle geldiği konusunda meraklandırdı.
kendisine söylendiği gibi yaptı. İçine doğru bakınca kürenin sisleri kayboldu, atları üzerinde dört kişiyi görüyordu. Birisini tanıyordu. Diğerlerini ise önceden hiç görmemişti.
"Evet canım, bu arkadaşın Liz, hani şu salak büyücü. Görüyorsun seni kurtarmak üzere yollarda."
Leyrie Zen"e gözlerini dikti, "Diğerleri kim?"
Zen küreye kısa bir bakış attı, "Makere adında bir ozan, tam bir tavuk. Bana beladan hep kaçtığı söylendi. Bu kurtarma operasyonuna neden katıldığı konusunda hiçbir fikrim yok. şurda hepimizin bildiği Liz. Arkadaşı Randon, umudu sönmüş bir şövalye. Karısı öldü ve şimdi yaşamak için bir neden göremiyor. Anladım ki arkadaşın onu seviyor."
Leyrie başıyla anladığını belirtti.
"Diğer kızın adı Courley." ismi tükürürcesine söyledi.
"Courley?"
"Evet beni öldürmek istiyor. Ailesinin intikamını almak. Bu tip şeylerde kin hiç iyi değildir. Gereğinden az düşünmene neden olan bir duygudur. Bu nedenle görevinde başarılı olma şansı hiç yok."
"Bunları bana niye gösteriyorsun?" Leyrie fısıldadı.
"Bekle ve gör." Zen gülümsedi, "Tysen bana Kells"i getir. Yanlış hatırlamıyorsam zindanlarda. Yosh"u da istiyorum."
"Hemen efendim." dedi Tysen ve uzaklaştı.
"Zindanlarda? Onu niye oraya koydunuz?" Leyrie sordu.
"Ã?ünkü işini yüzüne gözüne bulaştırdı. Courley"in onu yakalamasına izin verdi. Kız onu öldürmekle tehdit edip buraya geri yollamış."
"Ne kadardır orda?"
"Yalnızca birkaç gün. Ona iyi gelecek."
Leyrie başını salladı. Bu duyduğu sesin Kells olabileceği fikri ile çelişiyordu, çünkü sesi birkaç günden daha uzun süredir duyuyordu. Yeniden küreye baktı. Liz"in Randon hakkında konuştuğunu duydu. Depresyonda olsa da iyi biri gibi gözüküyordu. İçinden umdu ki bir gün karısı öldüğü için dünyanın sona ermediğini fark etsin ve aşkın birden fazla defa bulunabileceğini anlasın.
Diğer kız, Courley Leyrie"yi meraklandırdı. Bir erkek gibi giyinmiş olsa da güzeldi. Yüzünden İmparator Zen"i öldürme görevinde başarmak için kararlı olduğu okunuyordu. Ozan Makere karmakarışık sarı saçları ve mavi gözleri ile epey sevimliydi. Courley adındaki kıza çok sık bakıyordu, bu Leyrie"yi nerdeyse gülümsetecekti.
Biraz sonra Tysen Yosh ve Kells ile geri geldi. Kells buruşuk kirli giysiler içinde ve yüzünde birkaç günün isiyle rezil görünüyordu. Yosh her zaman olduğu gibi iyi gözüküyordu tabi. Giysilerinde veya başka bir şeyde rahatsız olunacak bir yan yoktu.
"Hah, gelmişsiniz."
"Ne istemiştiniz Sahip?" yüzüne korku kazılı olan Kells sordu.
"Sen ve Yosh"un birkaç iyi adam alıp Courley ve ona katılmış olan üç diğer kişinin peşinden gitmenizi istiyorum."
"Nasıl adamlar, Sahip?" Yosh sordu.
"En iyileri."
"Diğer insanlar kimler, Sahip?"
"Liz adında bir büyücü, Leyrie"nin arkadaşını hatırlıyorsan?"
Yosh başını olumlu anlamında salladı.
"Başka bir şövalye var, Randon ve Makere adında bir ozan."
"Zatını onları bulduğumuzda ne yapmamızı buyuruyor, Sahip?"
"Hepsini ölü istiyorum, Yosh. Gerçekten ölü."
"Hayır!" Leyrie Zen"e haykırdı, "Onları öldüremezsiniz! Buna izin veremem!"
"İzin verip vermemeni umursamıyorum." dedi Zen soğuk bir sesle.
Leyrie"nin gözleri yaşlarla doldu ve Yosh"a baktı. "Bunu yapamazsınız. ağlamaklı bir sesle, "Lütfen yapmayınız."
"Özgünüm leydim fakat Sahibim ne buyurursa onu yaparım."
"Gidin şimdi." dedi Zen, "Ve Kells?"
"Emredin Sahip."
"şu görünüşünü düzelt."
"Baş üstüne Sahip."
Yosh ve Kells odadan dışarı çıktılar ve Leyrie yüzleşmek üzere Zen"e döndü. Tıslar gibi bir sesle konuştu, "Sizden nefret ediyorum!"
"Ne kadar memnuniyet verici."
Leyrie çığlık atıp üstüne atladı ama Zen onu basitçe itti ve o da yere düştü. Olduğu yerde kaldı, ağlamaktan konuşamıyor, hareket edemiyordu. Zen yürümeye başladı, "Tysen" dedi, "Burada kal ve onu gözle. Durulunca onu odasına götür."
"Evet efendim."
Zen odadan dışarı çıktı. Leyrie"yi yerde ağlarken ve Tysen"i onu izlerken bıraktı.

Devam edecek...

Posted: Thu May 13, 2004 6:37 pm
by Palisdan
Gece olmuştu ve küçük grup ufak bir kamp ateşinin etrafında oturuyordu. Kraliyet Kalesinden birkaç gün uzaktaydılar ve hepsi oldukça gergindi. Makere ve Courley normalden bile daha fazla tartışıyorlardı ve Randon önceden olduğuna kıyasla sessizleşmişti.
"Çok güzel değil mi?" Makere aniden sordu.
"Ne?" Courley soruyla karşılık verdi.
"Gökyüzü. Yıldızlar."
Courley başını kaldırıp gökyüzüne baktı, sonra omuz silkti, "Herhalde öyledir."
"Bence güzel." dedi Liz.
"Artık hiçbir şey güzel değil." dedi Randon sessizce.
"Bu yanlış." dedi Courley, "Karın öldü biliyorum ve gerçekten üzgünüm. Ama bu dünyanın sonu geldi demek değil."
"Bana öyle."
"Yeniden aşkı bulabilirsin."
"İstemiyorum."
Randon dışındaki herkes bu lafı söylemesi üzerine Liz"in üzgün bakışının farkına vardı. Sonra aniden Courley donmuş şekilde durdu. Makere ona şaşkın bir bakış attı ve neyin yanlış olduğunu soracaktı ki dudaklarının üstüne parmağını sessiz olmasını işaret etmek için koymasıyla durdu. Hepsi dikkatlice çevreyi dinledi ama sadece yapraklar arasında uğuldayan rüzgarın sesini duydular.
"Oralarda bir yerde birisi var." Courley fısıldadı bir süre sonra.
"Ben bir şey duymuyorum." Liz konuştu.
"Ben de." dedi Makere ve Courley"e baktı.
Courley onlara parladı, "Sessiz olun! Ateşi söndürün!"
"Mümkün değil!" Makere itiraz etti, "Sırf sen her yerde Kells görüyorsun diye olmaz."
Courley tısladı, "Her yerde Kells görmüyorum!"
"Hayır mı? O zaman ormanda bizimle beraber kim var?"
"Nasıl bilebilirim? Sadece birisi olduğunu duyabiliyorum. Tanrım, rahatsız edicisiniz!"
"Muhtemelen duyduğun sadece ormandaki hayvanlardır." dedi Makere.
"Zincir zırh giyerler mi?" Courley yüzünde inanmaz bir bakışla sordu.
"Birisi bunu asla bilemez." sırıtarak karşılık verdi.
"Senden nefret ediyorum."
"Ã?yle diyorsun."
"Siz ikiniz sessiz olabilir misiniz?" diye sordu Randon, "Eğer orda bir yerde adamlar varsa bu kadar ses çıkarmamalıyız."
"Haklı." Liz katıldı.
"Ta en baştan beri açıklamaya çalıştığım da buydu." Courley geri çıkıştı, "Ateşi söndür Randon."
şövalye öyle yaptı. Kısa süre sonra karanlık etraflarını sardı.
Gözleri zamanla karanlığa alıştı ve birbirlerini karanlık gölgeler olarak görebilmeye başladılar.
"şimdi ne?" diye sordu Makere.
"şimdi bekliyoruz."
Beklediler. Ve beklediler. Ve biraz daha beklediler. Nihayet Randon ateşi yeniden yaktı. Herkes Courley"e baktı.
"Tamam yanılmış olabilirim." homurdandı Courley.
"Belki de duy""
"Hiç söylemeye zahmet etme. Hala bir şeyler duyduğuma eminim."
Konu üstünde daha da konuşmadılar. Bir süre sonra uyumaya karar verdiler.

Devam edecek...

Posted: Fri May 14, 2004 12:23 am
by Palisdan
Bir çığlık hepsini uykusundan kaldırdı. şafak yeni sökmekteydi ve havada hala grilik vardı. Makere, Randon ve Liz birbirlerine baktılar, daha az veya daha çok kafaları karışmıştı.
"Courley gitmiş." Liz aniden farkına vardı ve ayağa fırladı.
Başka bir çığlık geldi ve Randon da fırladı. "Ona yardım etmeliyiz.". Hızlıca büyük kılıcını çekti ve Liz arkasında koşmaya başladı. Kısa mesafe sonra ormanın içinde bir açıklık ve ortasında Courley"i siyah giymiş adamlar tarafından sarılmış buldular.
"İmparator Zen"in adamları." Liz fısıldadı.
Randon anladığını belirtti ve açıklığa doğru kılıcını yukarıda tutarak ilerledi. Courley"e doğru yolunu dövüşerek açmaya başladı. Liz ona baktı, öleceğinden korkuyordu. Veya Courley"in öleceğinden. Etrafına baktı. Makere nerdeydi? Açıklığa geldiklerinde birisi mi yakalamıştı onu? Liz"in bu konu üstünde düşünecek pek vakti olmadı, kılıcını çekmiş bir adam üstüne geliyordu.
Liz başıyla işaret etti, "O kılıcı uzağa bir yere bırakmalısın." tavsiyesini verdi.
"Hı? Niye?"
"Ã?ünkü sıcak." dedi ona ve birkaç büyü sözü ve eşliğinde ufak bir hareket yaptı.
Adam kılıcı ansızın düşürdü, yakıcı derecede sıcaktı. Kadına döndü, "Seni cadı!"
"Ben cadı değilim. Büyücüyüm. Arada büyük fark var."
Adam üstüne atladı, fakat o kenara kaçtı ve adam hızını alamayıp yere düştü.
"Uyu." deyip büyüyü yaptı ve adam uyuyakaldı, "Büyücü olmayı seviyorum." sırıttı ve dövüşe geri döndü.
Randon tam ortadaydı ve orda İmparatorun adamlarıyla çarpışıyordu. Liz yardıma ihtiyaçları olup olmadığını merak etti. Fakat epey iyi gidiyorlardı, bulundukları zor durumu düşünürsek. Sadece ikisine karşı belki beş adam kadar vardı. Tam o sıra birisi elini Liz"in omzuna koydu ve Liz hızlıca arakadasını döndü, kendini Yosh"un gözlerinin içine bakarken buldu. İmparator Zen"in sadık uşaklarındandı. Kralın ölümünden sonra Leyrie"yi ziyarete geldiğinde bir sefer onu görmüştü.
"Selamlar leydim." gülümsedi, "Zatınız nasıllar?"
"Neden bu nezaket ve kibarlık?" Liz sordu, "Biz dövüşüyoruz sanıyordum."
"Ã?yle de. Fakat birbirimize karşı kaba olmamız gerektiği anlamına gelmez, gerekir mi?"
"Neden burdasın?"
"İmparator Zen siz dördünüzün sorun yarattığınızı veya yaratacağınızı düşünüyor. Siz Kraliyet Kalesine kadar varmadan önce durdurulmanızın daha iyi olacağı kanısında."
"Ne kadar ince bir davranış." Liz mırıldandı.
"Ã?yleyse" Eğer kusuruma bakmazsanız sizi öldürmek zorundayım." dedi Yosh ve bir hançer çıkardı.
Liz çığlık attı ve uzağa fırladı, "Kusuruna bakarım! Bırak beni!"
Yosh onu takip etti, "Özgünüm leydim ama Sahibin emri böyle. Açıkçası ben sizin gibi güzel bir kızın ziyan olacağını düşünüyorum. Randon"un neden sizi reddetmeyi sürdürdüğünü anlamıyorum."
Liz durdu ve bakakaldı, "Bi"biliyor musun?"
"İmparator Zen söyledi bana. O her şeyi bilir."
"Büyülü küresi var, kolye de tabi, bu tip şeyleri bilmesine şaşmamak gerek. Eğer bende de olsaydı onun kadar ben de bilirdim."
"Hayır, siz onun kadar güçlü değilsiniz."
Liz hançeri diğer adamın kılıcı gibi yakıcı bir sıcaklığa çıkarmayı denedi ama Yosh ona güldü, "Büyün bana karşı işlemez kadın! İmparator Zen bana ona karşı koruma verdi.". Yaklaştı ve Liz bir daha çığlık attı. Ansızın birisi Yosh"un kafasına vurdu ve bayılttı. Liz bir an Yosh"un arkasında duran Randon"a bakakaldı, sonra ağlayarak kendini onun kollarına attı.
"Öleceğimi sandım!" hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
"Her şey yolunda. Sakinleş." dedi Randon ve uzun saçlarını okşadı, "Adamları öldürdük, hala canlı olan sadece Yosh kaldı. Courley Kells denen o herifi öldürdü."
Courley birkaç metre ötede duruyor, onlara bakıyordu. Randon"un yüzünde Liz"e kalmaya çalıştığı kadar ilgisiz kalamadığını fark etti. Bu onun gülümsemesini sağladı. Randon"un bir gün direnmeyi bırakmasını umdu. O zaman mutlu olmasına izni olduğunu görecekti, karısı ölmüş olsa bile. Tam o anda fark etti. Makere ortalıkta yoktu. Ã?evreye bakındı ama açıklıkta yerde yatan cesetlerden hiçbiri ona ait değildi. Uyudukları yere doğru koşmaya başladı.
Oraya vardığında Makere"i bir ağacın tepesinde otururken buldu. Yukarı doğru eğleniyormuş gibi bir havayla baktı, "Yukarıda ne yapıyorsun?"
"Saklanıyorum." dedi Makere ve aşağıya atladı.
"Ne için? Adamlar açıklığın ordaydılar."
"Buraya yürüyebilirlerdi."
"Sen bir korkaksın, Makere."
"Biliyorum. Ama yaşıyorum. Dövüşte hiç iyi değilim. Hiç kılıç tuttuğum olmadı. Bir dövüşe girseydim anında öldürülürdüm. Bunun ne yararı olurdu?"
"En azından bu kadar korkak bilinmezdin, Makere."
"Ã?yle mi biliniyorum?"
"Hiç fikrim yok. Senin hakkında konuşan kimseye rastlamadım zaten."
Randon ve Liz yürüyerek geldiler, "Bence hemen buradan ayrılmalıyız." dedi Randon, "Yosh kendine gelmeden evvel."
"Güzel bir noktaya değindin." dedi Makere.
"Niye Yosh"u öldürmüyoruz?" diye sordu Courley.
"Birisinin İmparator Zen"e gidip görevin başarısızlıkla sonuçlandığını söylemesini istemiyor musun?" Randon sırıttı.
"Vaw! Beni böyle korkutma!" Courley bağırdı.
"Ne?" Randon sordu.
"Sırıttın. Bu nerdeyse gülümsemeyle aynı şey."
Randon omuz silkti. Eşyalarını toplayıp uzaklaştılar.

Devam edecek...

Posted: Mon May 24, 2004 8:13 pm
by Palisdan
Kalede İmparator Zen hiddetliydi. Tüm başarısızlığı küreden seyretmişti. Onunla beraber seyreden Leyrie de sırıtmasını gizleyememişti. Bu da onu daha da hiddetlendiriyordu.
"Birkaç gün içerisinde burda olurlar." dedi Leyrie.
"Biliyorum!" geri çıkıştı, "İçeri girmeyi beceremeyecekler ama. Tüm girişleri kapatıp duvarlara daha çok adam koyacağım."
"Son seferinde Courley nasıl içeri sızmıştı?" Leyrie sordu.
"Bir maskeli baloda."
Aniden kapı açıldı ve Leyrie"nin kızkardeşi içeri girdi. Güzel bir kadındı, çok uzun değildi, bukleli bakır kırmızı saçları ve yeşil gözleri vardı. Leyrie de aynı gözlere ve buklelere sahipti ancak onun saç rengi koyu kahverengiydi.
"Zen" dedi Nicone bakarken, "Neden yemeğe uğramadın?"
"Eee"Özgünüm, Nicone. Unutmuş olmalıyım. Beni affedebilecek misin?"
Nicone gülümsedi, "Belki""
"Yeniden masaya dön, birazdan geleceğim." dedi İmparator Zen. Nicone başını salladı ve gitti.
"Ona ne yaptın?" kızkardeşi kapıyı kapattıktan sonra Leyrie şikayet etti, "Nerdeyse sana tapıyormuş gibi gözüküyor!"
"Evet canım, öyle." dedi İmparator Zen yüzünde kötücül bir sırıtışla.
"Niye? Senin tapılacak bir yanın yok ki."
"O öyle düşünüyor gibi duruyor."
"Tüm kalbimle umuyorum ki onlar kalenin içine gitsinler ve seni öldürsünler."
"Boş bir şeyi umuyorsun canım. şimdi izin verirsen leydimle yemeğe gideceğim."
"Tabi. Yemeğin tadını çıkar. Umarım zehirlidir."
"Çok şirinsin." İmparator Zen gülümsedi ve odadan dışarı yürüdü.
Leyrie iç çekti ve o ayrılınca cam kürenin içlerine doğru bakmaya başladı. Neye bakacağını bilmiyordu ama kürenin ona görmek istediği şeyi göstereceğini biliyordu. Kısa bir anlık tereddütten sonra Liz"e bakmaya karar verdi. Düşünce aklında geçtikten bir an sonra cam kürenin içindeki sis kayboldu ve şimdi arkadaşını bir atın üstünde diğerleri çevresindeyken görebiliyordu. Leyrie taht odasında uzun bir süre kaldı, sadece eski dostuna bakarak. Kaleye varmayı başarmasını ve İmparator Zen"in onu öldürmemesini umarak.

Devam edecek...

Posted: Mon May 24, 2004 8:14 pm
by Palisdan
Kalede İmparator Zen hiddetliydi. Tüm başarısızlığı küreden seyretmişti. Onunla beraber seyreden Leyrie de sırıtmasını gizleyememişti. Bu da onu daha da hiddetlendiriyordu.
"Birkaç gün içerisinde burda olurlar." dedi Leyrie.
"Biliyorum!" geri çıkıştı, "İçeri girmeyi beceremeyecekler ama. Tüm girişleri kapatıp duvarlara daha çok adam koyacağım."
"Son seferinde Courley nasıl içeri sızmıştı?" Leyrie sordu.
"Bir maskeli baloda."
Aniden kapı açıldı ve Leyrie"nin kızkardeşi içeri girdi. Güzel bir kadındı, çok uzun değildi, bukleli bakır kırmızı saçları ve yeşil gözleri vardı. Leyrie de aynı gözlere ve buklelere sahipti ancak onun saç rengi koyu kahverengiydi.
"Zen" dedi Nicone bakarken, "Neden yemeğe uğramadın?"
"Eee"Özgünüm, Nicone. Unutmuş olmalıyım. Beni affedebilecek misin?"
Nicone gülümsedi, "Belki""
"Yeniden masaya dön, birazdan geleceğim." dedi İmparator Zen. Nicone başını salladı ve gitti.
"Ona ne yaptın?" kızkardeşi kapıyı kapattıktan sonra Leyrie şikayet etti, "Nerdeyse sana tapıyormuş gibi gözüküyor!"
"Evet canım, öyle." dedi İmparator Zen yüzünde kötücül bir sırıtışla.
"Niye? Senin tapılacak bir yanın yok ki."
"O öyle düşünüyor gibi duruyor."
"Tüm kalbimle umuyorum ki onlar kalenin içine gitsinler ve seni öldürsünler."
"Boş bir şeyi umuyorsun canım. şimdi izin verirsen leydimle yemeğe gideceğim."
"Tabi. Yemeğin tadını çıkar. Umarım zehirlidir."
"Çok şirinsin." İmparator Zen gülümsedi ve odadan dışarı yürüdü.
Leyrie iç çekti ve o ayrılınca cam kürenin içlerine doğru bakmaya başladı. Neye bakacağını bilmiyordu ama kürenin ona görmek istediği şeyi göstereceğini biliyordu. Kısa bir anlık tereddütten sonra Liz"e bakmaya karar verdi. Düşünce aklında geçtikten bir an sonra cam kürenin içindeki sis kayboldu ve şimdi arkadaşını bir atın üstünde diğerleri çevresindeyken görebiliyordu. Leyrie taht odasında uzun bir süre kaldı, sadece eski dostuna bakarak. Kaleye varmayı başarmasını ve İmparator Zen"in onu öldürmemesini umarak.

Devam edecek...

Posted: Wed May 26, 2004 8:06 pm
by Palisdan
Bir süre sonra güneş tepedeydi ve güneş ışınları ormanın üzerinden yayılıp at sürmekte oldukları patika boyunca uzanıyordu. Hepsi İmparator Zen"in adamları tarafından saldırıldıktan sonra az veya çok sinirliydi. Görünüşte az sinirli olan Courley"di. Fakat Makere herhangi bir şeyin bu kızı sinirlendirebileceğinden şüphe duydu. Aslında bir şekilde kendisinin yapabileceğini tahmin ediyordu ama aynı şekilde olmazdı, o yüzden onu saymadı.
"Bu demektir ki İmparator Zen bizim yolda olduğumuzu biliyor." dedi Randon.
"Nasıl bilebilir anlamıyorum." Makere"in yüz ifadesi kafasının karıştığını gösteriyordu.
"Hiç cam küreyi duydunuz mu?" diye sordu Liz.
Hepsi kafalarını sağa sola salladılar.
"O kralın ailesinin kolyeyle aynı zamanda aldığı bir şeydir. Büyük cam bir küredir, sana krallıkta ne oluyorsa gösterebilir. Yalnızca ne görmek istediğini düşünürsün, o da gösterir."
"Müthiş." Makere heyecanlanmış gibiydi, "Nerde bunlardan bir tane alabilirim?"
"Alamazsın. O dünyada eşi benzeri olmayan bir eserdir."
"Ah."
"Neyse." dedi Liz parmağıyla ileriyi göstererek, "Bu yoldan kaleye arka taraftan varacağız, ormandan. İçeri girmesi biraz zor olacak ama."
"İmparator Zen muhtemelen giremeyeceğimizden emin olmak için duvarlara daha çok adam yerleştirecektir." Randon"un sesi dışarıya heyecanını vurmuyordu.
"Yardım isteyebileceğimizi düşündüğüm birisini tanıyorum." Courley düşünceli bir edayla konuşuyordu.
"Kim?"
"Rahatsız edici bir buçukluk, fakat kalenin arkasındaki ormanlarda yaşıyor." biraz tereddüt etti ama sözünün devamını getirdi, "Kaleye giden gizli bir tünel bile biliyor olabilir."
"Onunla nasıl tanıştın?" Makere merakla bakıyordu.
"Ah..Boşver."
"Hayır" Söyle bana!" Makere ısrar etti.
"Bacağımı kırdığım zaman bana yardım etti." dedi Courley bir mırıldanmayla.
Makere dayanamayıp güldü ve karşılığında Courley"in ünlü sinirli bakışlarından aldı.
"Özür dilerim." Makere sakinleşmeye çalışıyordu, "Bu sadece""çabaları daha fazla gülmeyle sonuçlandı, "Çok komik bir düşünce."
"Senden nefret ediyorum."Courley adeta tıslıyordu.
Makere sırıttı. "Kendi kendini tekrarlıyorsun tatlım. Karşılaştığımızdan beri o cümleyi sayamayacağım kadar çok duydum."
"Bu sadece çok yoğun bir duygu olduğu için."
"Aşk gibi desene." Makere gülümsüyordu.
"Evet. Ama nefret aşk değildir."
"Biliyorum. Ama çok yakın."
"Tam zıttı!" Courley"in sesinde itiraz vardı.
"Zıtlar aslında aynı şeyin iki yüzüdür." dedi Makere kendinden emin bir biçimde.
"Senden nefret ediyorum""

Devam edecek"

Posted: Mon Jun 07, 2004 8:36 pm
by Palisdan
Birkaç gün sonra kaleden sadece birkaç gün uzaklıktaki ufak bir köye geldiler. Courley onları oranın hanına götürdü, o kadar zaman ormanda uyuduktan sonra hepsi de gerçek bir yatağa hasretti. Hanın ismi Altın Elma idi ve Grang adında bir sahibi vardı. Her açıdan büyük bir adamdı. Uzun kaslı görüntüsüyle bir öküzü andırıyordu. Saçları kahverengiydi aynen kürkü andıran uzun sakalı gibi.
Onun yanına geldiklerinde dost canlısı gözükmeyen kahverengi gözleriyle onları süzdü, "Ne istiyorsunuz?"
"Bir çift oda istiyoruz." diye açıkladı Randon, "Her biri iki kişilik olsun lütfen."
"Hım!" han sahibi homurdanarak elindeki ufak kitaba baktı, "Bir tane tek çift yataklı ve bir tane de çift tek yataklı odam var."
"Bu işimizi görür." Randon başıyla onayladı.
"Kavga istemiyorum." dedi büyük han sahibi odaların anahtarlarına bakarken, "Ve odaları dağıtırsanız gitmeden önce toplarsınız."
"Bunun için hizmetçilerinizin olduğunu sanıyordum." yorumunda bulundu Makere ve cevabı sinirli bir bakış oldu.
"Saat ondan sonra ud çalmak veya şarkı söylemek yok." adam ekledi ve onlara iki anahtar verdi. Sonra kendini saklamaya çalışan Courley"i görünce gözleri genişledi.
"Courley?" adam inanamaz bir sesle sordu.
"Evet." diye mırıldandı, "Nasılsın Grang amca?"
"Amca?" Makere şaşırmıştı.
"O benim amcam Grang." diye izah etti Courley, "Annem tarafından. Babam bir han sahibinin kızıyla evliydi."
"Uzun süre geçti Courley, beni daha sık ziyarete gelmelisin." Grang şikayetini dile getirdi.
"Biliyorum. Özür dilerim."
"Ve ne halt yemeye erkek gibi giyindin?"
"Ben" Rahatlar. Ve daha hızlı koşabiliyorsun."
Han sahibi başını salladı, "Seni anlamak imkansız."
"Hayley"i civarda gördün mü şu sıralar?" Courley konuyu değiştirdi.
"O lanet buçukluğu mu? şükürler olsun, hayır."
"Nerde olabileceğine dair bir fikrin var mı?"
"Güzel kadınların ve biranın olduğu bir yer, veya orman, öyledir sanırsam. Onu niye istiyorsun? Biliyorum hayatını kurtardı, ama her zaman iyi bir kadın zevkine sahipti ve muhtemelen bunu yapmış olmasının tek sebebi de budur."
"Biliyorum fakat gene de yardımına ihtiyacım var."
"İyi"" Grang omuz silkti, "Sanırım Yoles"ten gidip ona bakmasını isteyebilirim" Ama bana borçlu kalırsın."
"Tabi, Grang amca!" dedi Courley büyük bir gülümsemeyle, yüzündeki tüm gamzeleri gözüküyordu.
Makere neden bilmiyordu ama kızı o gamzelerden öpmek istiyordu. Aynı saniyede fikri kafasından sildi. Onun hakkında böyle şeyler düşünmemeliydi, büyük hançerli ölümcül kız hakkında!
"Beraber seyahat ettiğin bu insanlar kimler?" Grang sorarken gözleri Makere ve diğer ikisini dikilmişti. Onlardan pek hoşlanmışa benzemiyordu."
"O Randon, bir şövalye. Liz, bir büyücü. Ve Makere, nefret ettiğim saçma bir ozan." dedi Courley, "Hadi odalarımıza gidelim, sonra bir şeyler yiyebiliriz."
Courley ve Liz bir odayı paylaştılar ve Makere diğer odayı Randon"la paylaştı. Odalarına yerleştikten sonra bir şeyler yemek istediler. Han sahibi Grang onlara geldiğinde yemeğe başlayalı bir süre olmuştu.
"Yoles Hayley"i buldu." Courley"e seslendi, "Ama arkadaşın sana yardım etmek istemiyor."
"O nerde?" Courley sorarken Hayley"in yardım etmek istememesinden bir nebze olsun endişeleniyormuş gibi değildi.
" "Maşrapa" barında, sokağın hemen karşısında."
"Yemeğimi bitirdiğim zaman da orda olacak mı?"
"Gece yarısından önce hiç ayrılmaz."
"Güzel."
Akşam yemeğinden sonra Courley ayağa kalktı ve diğer üçüne baktı. "Barda bir tek yuvarlamak isteyen var mı?
"Ben varım." Makere teklife atladı. Planlarını merak ediyordu. Kesin bir şeyler peşindeydi.
"Hayır. Ben yorgunum." Liz esnedi, "Direk yatağa gitmeyi düşünüyorum."
"Ben de." dedi Randon.
"Tamam o zaman Makere, geliyor musun?" Yürümeye başladı ve Makere hızlıca kalanlara iyi geceler dileyip onu takip etti.
Sokağın karşısına geçip bara girdiler. Kimin Hayley olduğunu seçmek hiç zor değildi. Büyük sivri kulaklı ve ateş kırmızısı her tarafa saçılan saça ve sakala sahip şişko kısa bir herifti. Makere buçukluğun bir metreyi geçkin olduğuna dair iyi bir tahminde bulundu. Courley barda buçukluğun yanına oturdu, Makere de onun yanına.
"Bana bir bira ver, Lloyd." Courley seslendi ve Makere civarda daha kaç kişiyi tanıdığını merak etmeye başladı, "Arkadaşıma da bir tane."
Barmen ona baktı ve gülümsedi. "Courley! Seni görmek ne hoş!" dedi ve biralarını doldurdu.
"Seni de görmek güzel, Lloyd." Courley gülümsedi ve bira kupalarını aldı.
"Nasılsın?" barmen sordu.
Courley ve barmen bir süre sohbet ettiler ama Makere pek dinlemedi. Courley"e bakmakla meşguldu. O fark etmeden bunu yapabildiği zamanlar pek sık olmuyordu. Gerçekten güzeldi, gözlerini o ela gözlere bakmaktan alıkoyamıyordu. Loş bar ışığında çok etkileyici duruyorlardı.
"Seni buralara ne attı bu arada?" barmen öylesine sordu.
"Kraliyet Kalesine gidiyorum." Courley cevapladı.
Makere Courley"in diğer tarafındaki buçukluğa bir bakış attı. Oturduklarından beri çok gergindi, nerdeyse terliyordu. Zaman zaman Courley"e kaçamak bakışlar atıyordu. Tam o sırada Makere fark etti. Courley"in ayağı yavaşça, yavaşça buçukluğun taburesini sarıyordu. Sonra aniden ayağının hızlı bir hareketiyle tabureyi düşürdü ve buçukluk şaşkınlıktan bir çığlık attı ve bulabildiği ilk şeye tutundu. Bu Courley"in koluydu ve böylece ikisi de yere yuvarlandı. Buçukluk çığlık atan Courley"in üstüne düştü.
"Tecavüz! Tecavüz! Biri bana yardım etsin!"
Bardaki nerdeyse her adam kızın yardımına gitti, buçukluğu kavrayıp üstünden çektiler. Courley ayağa kalktı berbat sinirli gözüküyordu ve gözleri yaşlarla dolmuştu.
"Bana... Bana tecavüz etmeye çalıştı." titrek bir sesle konuştu, buçukluğu tutan ve ona sinirle bakan adamlara, "Birdenbire beni yere attı" Ve üstüme kendisi atladı""
"Yalan söylüyor!" buçukluk bağırdı.
Makere buçukluk için nerdeyse üzüldü. Hem de Courley"in gerçekten sinirli olup olmadığından emin olmadığı halde" şüphe de duyuyordu"Courley"in gizlemeye çalıştığı bir gülümsemenin ucunu gördüğünde şüpheleri doğrulandı.
"O kadar korkunçtu ki!" kız hıçkıra hıçkıra ağlarken buçukluğu tutan adamlar ona bakıyordu.
"Ne yapmamızı istersin?" dedi birisi, "Bir güzel benzetelim mi?"
Courley buçukluğa gözyaşları yanaklarından süzülür şekilde baktı, "Bilmiyorum"" dedi, "Belki" Belki hak ediyordur? Zavallı kızlara sık sık saldırır mı?"
"Beni şaşırtmazdı!" diye hararetle atladı birisi.
"Tamam tamam! Sana yardım edeceğim!" diye Courley"e bağırdı buçukluk
Kız gülümsedi, "Bana yardım edecekmiş. Bunu duyuyor musunuz, beyler?"
Bardaki adamlar başlarıyla onayladılar.
"Sözünü tutmasını sağlar mısınız?" diye dudak bükerek sordu.
Hepsi yeniden onayladı.
"Bana yarın ormanda rehberlik edecek." dedi Courley, "Belki bu bana yaptığına karşılık bir ödeşme yoludur""
"Birisinin sizi takip edip ormanda kötü bir şey yapmayı denemeyeceğinden emin olmasını ister misin?" diye bir adam sordu.
"Hayır" Gerek yok." Courley yüzüne sevimli bir gülümseme takındı.
"Benimle beraber gelen birkaç arkadaşım var. Gene de sağolun."
"Bir şey değil bayan""
"Güzel" Yarın görüşürüz Hayley." dedi ve sinirli buçukluğa gülümseyip bardan çıktı.
Makere peşinden gitti. "Çok kötüsün bunu biliyor musun?"
Geriye cevap olarak masum ela gözlerle bir bakış aldı, "Ben mi? Fakat Meki canım" Ben dünyanın en cici kızıyım."
"Hah! Mümkün değil!" Makere güldü, "Nasıl oldu da aktris olmadın?"
"Hiç fırsatım olmadı." Courley sırıttı.

Devam edecek"

Posted: Fri Jun 11, 2004 7:08 pm
by Palisdan
Sonraki gün Hayley"le buluştular. Buçukluk orda bekleyip düşmanca bakışlar atıyordu.
"Onun fikrini nasıl değiştirmeyi başardın?" Frank Courley"e sordu.
"Kadın yöntemleri amca. Kadın yöntemleri." Courley sırıttı.
"şantaj." Hayley söylendi.
"Her neyse." Courley gülümsedi.
Amcasına veda etti ve hep beraber ormana gittiler. Atlarının yanında yürüdüler çünkü Hayley"in atı yoktu. Fakat aynı zamanda kalenin arkasındaki orman çok sıktı ve ata binmek sorun çıkartabilirdi. Hayley yol boyunca kendi kendine söyleniyordu ve pek mutlu olduğu söylenemezdi.
"Bizi ormanın ortasında yalnız bırakmayı düşünme bile." dedi Courley, "Seni bulurum ve o zaman hiç de neşeli olmam."
"Çok uzun zamanınızı alır." dedi Hayley.
"Evet. Ama bulurum. Ve ne kadar uzun sürerse o kadar sinirli olurum."
"Sizi bırakmayacağım." Hayley mırıldanıyordu, "İsterdim ama yapmayacağım."
"İyi" dedi Courley ve gülümsedi.
"Courley ile ilk karşılaşmanızdan bahsetsene." Makere bir süre sonra buçukluktan rica etti.
"Birkaç sene önceydi." buçukluk hafif dalgın gibiydi, "Yaralıydı ve ona yardım ettim. Ve şimdi de karşılığında aldığıma bak!"
Makere gülümsedi ve Courley"e yaramaz bir bakış attı, "Anlıyorum. Senin çabana karşı hiç minnettarlığını göstermedi mi?"
"Hem de hiç!"
"Hayley" Kapa çeneni!" Courley mırıldandı, "Ve sen de iyi Makere olmak için burnunu biraz fazla başkalarının işine sokuyorsun."
"Biliyorum. Büyüleyiciyim değil mi?" Makere sırıttı.
Courley iç çekip kabullendi, "Bir çıngıraklı yılan kadar."
"Ben de seni seviyorum tatlım."
"Beni tatlım diye çağırmayı kes!"
"Tamam şekerim."
"Beni hiçbir şey diye çağırma!" Courley çıkıştı.
"Tamam o zaman. Hiç eğlenceli değilsin."
"Biliyorum."
Günün ilerleyen saatlerinde bir mola verdiler ve bir şeyler yediler. Courley"in amcası onlara biraz elma ve kızarmış tavuk vermişti.
"Kaleye varmak daha ne kadar sürer?" Randon Hayley"e sordu.
"Günbatımı gibi orda oluruz."
Liz diğerlerine baktı, "Sanırsam yalnız değiliz""
"Ne demek istiyorsun?" diye sordu Randon.
"Orda bir yerlerde bir şey var""
"Ne olabilir ki?" Randon"un sesi meraklıydı.
"Hayley!" dedi Courley, "Ormanda neler yaşar?"
Buçukluk biraz düşündü, "Birkaç elf, doğal olarak. Bir çift peri, her ne kadar son derece ender olsalar da" Başka"bir ejderha vardı ama öldü. Onun dışında bilmiyorum."
"Burası senin ormanın, bilmelisin! Courley"in sesi azarlayıcıydı.
"Sinirin eskisinden bile daha berbat." buçukluk homurdandı, "Tabi ki hayvanlarımız da var. Kurbağalar, tavşanlar, böcekler, kuşlar" O tip şeyler" Fakat hepsi bu. Biraz geyik. Ne dememi istiyorsun? Kana susamış bir orman kedimizin olduğunu mu? İyi" Yok!"
"şimdi var"" dedi Makere, ilerideki uzun dişli ve sivri kulaklı büyük altın rengi kediye bakarken, ilerideki ağaçların arasında duruyordu, ilgili bir şekilde onları izliyordu.
Hayley döndü ve devasa hayvanı gördü, kendisinden oldukça daha büyüktü. "Kutsal"" diye bir fısıltı çıktı ağzından ve ağaca atlayıp tırmanabildiği kadar tırmandı.
"O da tahmini senin kadar tavuk." dedi Courley Makere"e ve kalktı.
Randon da ayağa kalktı. Liz Makere"in arkasında oturuyor ve büyük gri gözlü yaratığa bakıyordu, "Hayatımda böyle büyük bir hayvan görmemiştim." dedi.
"Niye saldırmıyor?" Courley sabırsızca konuşuyordu.
"Belki de dost canlısı bir hayvandır?" dedi Randon, az önce söylediğine inanmamış olmasına rağmen.
Orman kedisi olduğu yere oturdu ve patilerinden birisini yalamaya başladı, gözlerinden birisi hala onların üzerindeydi. "Tek olan arkadaşınısss." dedi bir süre sonra tıslayan bir sesle.
"O"" Makere kedinin az önce konuştuğuna inanamıyordu.
"Evet, tek olan konuşabilir." kedi tıslamalı konuşmasına devam ediyordu, "Ssssisss kimssssinisss? Burada ne yapıyorsssssunusss?"
"Biz"" Courley hayvana bakakalmıştı, "Biz kaleye gidiyoruz."
"Ah"" kedi mırladı, "Tek olan inssssanların ilgi alanlarını pek umursssamıyor. Önemsssisssler."
Ne"ne kadardır ormanda yaşıyorsun?" diye sordu Hayley, ağaçtan aşağı indiğinde.
"Birkaç senedir veya daha fazla. Kafanı maşrapaların içinde o kadar fasssla tutmasssan farkına varırdın."
Buçukluk kızardı, "Güzel"" dedi, "Devam etmeliyiz."
Eşyalarını toplayıp yürümeye başladılar. Orman kedisi onları takip etti. Liz en arkada yürüyen kişiydi ve kedi onun yanında yürüyordu, yani kedi ile atı arasındaydı.
"Adın ne?" diye sordu Liz.
"Sssstarlin" diye mırladı, "Ssssindanlardaki sssavallı adamı sssserbesssst bırakmaya mı geldinisssss?"
"Zindandaki adam?" Liz"in kafası karıştı, "Zindanları artık kullanmıyorlar.
"İyi" Gene de orda bir adam varrr" Ufak bir peri ssssöyledi. Ona yarrrdım etmişşş. Birasss yiyecek falan vermişşş."
"Ufak peri onun kim olduğunu biliyor mu?"
"Hayır" Fakat bir büyü kafessssinde yaşıyor adam."
"Bir"bir büyü kafesi mi?" Liz kekeledi. Kalbinin dilediğini ummaya cesaret edemiyordu.
"Evet" Tek olan öyle ssssöyledi, değil mi?"
Liz başıyla onayladı. Onun Kral Derk olmasını istiyordu ama bunu ummaya cüret edemiyordu. Böyle bir şeyin olması ihtimali çok azdı, yok desen yeriydi. Her ne kadar onun ölümüne dair İmparator Zen"in sözlerinden başka bir kanıtları olmasa da. Hiç kimse kralın naşını görmemişti."
"İsmi yok muymuş?"
Orman kedisi bir süre düşündü. "Tek olan perinin onun ismini "Ral" dediğini sanıyor."
Liz hayal kırıklığını saklamaya çalıştı. Ã?yleyse Kral Derk değildi.

Devam edecek"

Posted: Mon Jun 14, 2004 8:03 pm
by Palisdan
Günbatımında ormanın sonuna varmışlardı, muazzam büyüklükteki kale önlerinde yükseliyordu. Uzunca bir süre hepsi sessiz şekilde sadece kaleye bakarak durdular, bu yolculuklarının sonuna vardıkları anlamına geliyordu. Kalenin arkasına fon oluşturan gökyüzünün rengi o günbatımına özgü kırmızılıktı ve bu kalenin gözlerine büyük siyah bir dev olarak gözükmesini sağlıyordu.
"Nasıl içeri gireceğiz?" Randon sordu.
"Bir geçit var"" dedi Hayley, "Fakat o yoldan gitmek biraz zor."
"Nerde?" diye atladı Courley.
"şu ilerdeki pınarda." diye cevabını verdi Hayley, "Bir iki metre aşağı yüzmeniz gerekecek, orda bir delik göreceksiniz. Ordan içeri yüzün ve ılık kaplıcaların olduğu zeminden dışarı çıkarsınız."
"Anlıyorum"" Courley buçukluğa baktı, "Ve başka bir yol yok mu?"
"Bildiğim yok. Ama en azından orda askerler olmaz. Geceye kadar beklerseniz banyo yapan bir başkası da olmaz hatta."
"Haklı." diye araya girdi Randon, "Yüzme bilmeyen?"
Hiç kimse bir şey söylemedi. "Galiba herkes yüzebiliyor o zaman." Randon mırıldandı, "Ã?yleyse birkaç saat bekleyelim ve sonra kaleye gireriz."
Hepsi ormanın kenarında oturdu. Yakalanma korkusuyla ateş yakmadılar. Sonunda Makere bir süredir söylemeyi düşündüğü şeyi söylemeye karar verdi.
"Sizinle kaleye gelmeyeceğim." dedi.
"Courley ona dik dik baktı, "Niye gelmiyorsun?" Ses tonu suçlayıcıydı.
"Yani" Pek yardımım olmaz. Dövüş benim alanım değil. Orda hepiniz bensiz daha iyi olursunuz." açıklamasını yaptıktan sonra Hayley"e döndü, "Beni köye geri götürebilir misin?"
Buçukluk omuz silkti, "Tabi."
Courley Makere"e öfkeli bir bakış attı, sonra ayağa kalktı, onu tüniğinden sıkıca yakaladıktan sonra diğerlerinin görüşünden uzağa sürükledi.
"Ne?" diye sordu tüniğini bıraktığında.
"Sen bir tavuksun Makere!" Courley azarlıyordu, "Bizimle beraber gelmemenin tek sebebi bu."
"Ve tüm hayatım boyunca bir tavuk olduğumdan dövüşmek hakkında hiçbir şey bilmem!" Makere azarlamasına cevap verdi, "Sadece ayağınızın altında dolaşacağım veya öldürüleceğim. Eğer oraya gidecek kadar aptalsanız aynen size de olacağı gibi!"
"Hiç insanlık için iyi bir şey yapmak istediğin olmuyor mu?"
"Hayır!"
"İyi" O zaman git! Sadece git! Bizi ölüme terket!"
"Oraya gitmek zorunda değilsiniz." dedi Makere, şimdi daha sessiz.
"Zorundayım." dedi Courley ve ona baktı, "Aksi halde bana rahat olmayacak. Ailemi öldüren kişinin cezasız kaldığını görerek""
Sessizlik içinde birbirlerine bir süre baktılar. Sonra Makere öne eğildi ve dudaklarını onunkine dokunmaya bıraktı. Courley tamamıyla hareketsiz durdu, nefes bile almadı.
"Bunu yaptığıma göre o kadar da tavuk değilmişim." öpücük bittiğinde Makere gülümsedi.
Courley ela gözleri ile ona baktı, "Olman mı gerekiyordu?"
"Hançerini düşünüyordum da."
"Oh. O sadece Kells ve İmparator Zen gibiler için." dedi Courley.
Makere ona baktı, "Bu hayatımdan korkmadan seni yeniden öpebileceğim anlamına mı geliyor?"
Courley gülümsedi, "Her zaman deneyebilirsin tavuk."
Makere onu yeniden öptü. Courley kollarını onun boynuna doladı. Sonra aniden ondan uzaklaştı ve Makere oturup onları izleyen orman kedisini gördü.
"Tek olan insssanları hiçbir ssssaman anlamadı." dedi kedi büyük kafasını sallayarak.
"Bizimle beraber kaleye gelecek misin?" diye sordu Courley Makere"e.
Makere onun yalvaran gözleriyle karşılacak gücü bulamadı, o da yere ayaklarına baktı, "Hayır." dedi sessizce.
"Senden nefret ediyorum!" dedi Courley sinirle ve diğerlerinin yanına gitti.
Makere hala kendisine bakıyor olan kediye baktı.
"Tek olan insssanları kesssssinlikle hiçbir ssssaman anlamadı." dedi yeniden.
"İyi" Ben de hiçbir zaman kızları anlamadım." diye cevap verdi Makere yaratığa.
Kedi kendisine nerdeyse sırıtmış gibi geldi. Makere diğerlerinin yanına döndü. Saat geçti ve kaleye girmek için hazırlanmaktaydılar. Courley üstünü çıkartıyordu. Pantolonu ve yüksek çizmelerini çıkardı. Hançer şimdi beline takılıydı. Liz önceden içinde bulunduğu giysiler içindeydi, sadece ayakkabılarını çıkarmıştı.
"O elbiseler içinde yüzmek senin için zor olur." diye uyardı Courley.
"Biliyorum." dedi Liz, "Fakat sade bir tünik içinde gezmeye utanıyorum. Sanırsam idare ederim."
Courley sırıttı, "İyi." sonra zırhı ve her şeyiyle aynen duran Randon"a baktı, "O şeyi çıkarmazsan paslanacaksın." dedi.
"Ve batarsın." diye ilave etti Liz.
Randon iç çekti ve zincir zırhı çıkardı. Kılıcı tuttu ama.
"Gidelim mi?" diye önerdi Courley ve hepsi onayladı.
Hayley onları pınara kadar götürdü ve suyun içini gösterdi.
"İşte geçit orda. İyi şanslar."
Liz ve Randon Makere"le vedalaştılar ve iyilikler dilediler ve bir gün yeniden karşılaşmayı umduklarını söylediler. Courley biraz uzakta durdu ve ona bakmayı reddetti. Orman kedisi Hayley"in yanında eğlenirmiş gibi bir havayla onları gözlemliyordu.
Suya önce Courley daldı. Aşağıya doğru yüzüşünü ve kale duvarına doğru kayboluşunu gördüler. Liz onun peşinden gitti, Randon sonuncuydu. Makere ve Hayley kısa bir süre beklediler, sonra köye doğru orman içinden yollanmaya başladılar. Orman kedisi onları takip etti.
"Tek olan inssssanları hiçbir sssaman anlamadı." Makere kedi kendine söylenirken duydu.

Devam edecek"

Posted: Mon Jun 14, 2004 8:04 pm
by Palisdan
Günbatımında ormanın sonuna varmışlardı, muazzam büyüklükteki kale önlerinde yükseliyordu. Uzunca bir süre hepsi sessiz şekilde sadece kaleye bakarak durdular, bu yolculuklarının sonuna vardıkları anlamına geliyordu. Kalenin arkasına fon oluşturan gökyüzünün rengi o günbatımına özgü kırmızılıktı ve bu kalenin gözlerine büyük siyah bir dev olarak gözükmesini sağlıyordu.
"Nasıl içeri gireceğiz?" Randon sordu.
"Bir geçit var"" dedi Hayley, "Fakat o yoldan gitmek biraz zor."
"Nerde?" diye atladı Courley.
"şu ilerdeki pınarda." diye cevabını verdi Hayley, "Bir iki metre aşağı yüzmeniz gerekecek, orda bir delik göreceksiniz. Ordan içeri yüzün ve ılık kaplıcaların olduğu zeminden dışarı çıkarsınız."
"Anlıyorum"" Courley buçukluğa baktı, "Ve başka bir yol yok mu?"
"Bildiğim yok. Ama en azından orda askerler olmaz. Geceye kadar beklerseniz banyo yapan bir başkası da olmaz hatta."
"Haklı." diye araya girdi Randon, "Yüzme bilmeyen?"
Hiç kimse bir şey söylemedi. "Galiba herkes yüzebiliyor o zaman." Randon mırıldandı, "Ã?yleyse birkaç saat bekleyelim ve sonra kaleye gireriz."
Hepsi ormanın kenarında oturdu. Yakalanma korkusuyla ateş yakmadılar. Sonunda Makere bir süredir söylemeyi düşündüğü şeyi söylemeye karar verdi.
"Sizinle kaleye gelmeyeceğim." dedi.
"Courley ona dik dik baktı, "Niye gelmiyorsun?" Ses tonu suçlayıcıydı.
"Yani" Pek yardımım olmaz. Dövüş benim alanım değil. Orda hepiniz bensiz daha iyi olursunuz." açıklamasını yaptıktan sonra Hayley"e döndü, "Beni köye geri götürebilir misin?"
Buçukluk omuz silkti, "Tabi."
Courley Makere"e öfkeli bir bakış attı, sonra ayağa kalktı, onu tüniğinden sıkıca yakaladıktan sonra diğerlerinin görüşünden uzağa sürükledi.
"Ne?" diye sordu tüniğini bıraktığında.
"Sen bir tavuksun Makere!" Courley azarlıyordu, "Bizimle beraber gelmemenin tek sebebi bu."
"Ve tüm hayatım boyunca bir tavuk olduğumdan dövüşmek hakkında hiçbir şey bilmem!" Makere azarlamasına cevap verdi, "Sadece ayağınızın altında dolaşacağım veya öldürüleceğim. Eğer oraya gidecek kadar aptalsanız aynen size de olacağı gibi!"
"Hiç insanlık için iyi bir şey yapmak istediğin olmuyor mu?"
"Hayır!"
"İyi" O zaman git! Sadece git! Bizi ölüme terket!"
"Oraya gitmek zorunda değilsiniz." dedi Makere, şimdi daha sessiz.
"Zorundayım." dedi Courley ve ona baktı, "Aksi halde bana rahat olmayacak. Ailemi öldüren kişinin cezasız kaldığını görerek""
Sessizlik içinde birbirlerine bir süre baktılar. Sonra Makere öne eğildi ve dudaklarını onunkine dokunmaya bıraktı. Courley tamamıyla hareketsiz durdu, nefes bile almadı.
"Bunu yaptığıma göre o kadar da tavuk değilmişim." öpücük bittiğinde Makere gülümsedi.
Courley ela gözleri ile ona baktı, "Olman mı gerekiyordu?"
"Hançerini düşünüyordum da."
"Oh. O sadece Kells ve İmparator Zen gibiler için." dedi Courley.
Makere ona baktı, "Bu hayatımdan korkmadan seni yeniden öpebileceğim anlamına mı geliyor?"
Courley gülümsedi, "Her zaman deneyebilirsin tavuk."
Makere onu yeniden öptü. Courley kollarını onun boynuna doladı. Sonra aniden ondan uzaklaştı ve Makere oturup onları izleyen orman kedisini gördü.
"Tek olan insssanları hiçbir ssssaman anlamadı." dedi kedi büyük kafasını sallayarak.
"Bizimle beraber kaleye gelecek misin?" diye sordu Courley Makere"e.
Makere onun yalvaran gözleriyle karşılacak gücü bulamadı, o da yere ayaklarına baktı, "Hayır." dedi sessizce.
"Senden nefret ediyorum!" dedi Courley sinirle ve diğerlerinin yanına gitti.
Makere hala kendisine bakıyor olan kediye baktı.
"Tek olan insssanları kesssssinlikle hiçbir ssssaman anlamadı." dedi yeniden.
"İyi" Ben de hiçbir zaman kızları anlamadım." diye cevap verdi Makere yaratığa.
Kedi kendisine nerdeyse sırıtmış gibi geldi. Makere diğerlerinin yanına döndü. Saat geçti ve kaleye girmek için hazırlanmaktaydılar. Courley üstünü çıkartıyordu. Pantolonu ve yüksek çizmelerini çıkardı. Hançer şimdi beline takılıydı. Liz önceden içinde bulunduğu giysiler içindeydi, sadece ayakkabılarını çıkarmıştı.
"O elbiseler içinde yüzmek senin için zor olur." diye uyardı Courley.
"Biliyorum." dedi Liz, "Fakat sade bir tünik içinde gezmeye utanıyorum. Sanırsam idare ederim."
Courley sırıttı, "İyi." sonra zırhı ve her şeyiyle aynen duran Randon"a baktı, "O şeyi çıkarmazsan paslanacaksın." dedi.
"Ve batarsın." diye ilave etti Liz.
Randon iç çekti ve zincir zırhı çıkardı. Kılıcı tuttu ama.
"Gidelim mi?" diye önerdi Courley ve hepsi onayladı.
Hayley onları pınara kadar götürdü ve suyun içini gösterdi.
"İşte geçit orda. İyi şanslar."
Liz ve Randon Makere"le vedalaştılar ve iyilikler dilediler ve bir gün yeniden karşılaşmayı umduklarını söylediler. Courley biraz uzakta durdu ve ona bakmayı reddetti. Orman kedisi Hayley"in yanında eğlenirmiş gibi bir havayla onları gözlemliyordu.
Suya önce Courley daldı. Aşağıya doğru yüzüşünü ve kale duvarına doğru kayboluşunu gördüler. Liz onun peşinden gitti, Randon sonuncuydu. Makere ve Hayley kısa bir süre beklediler, sonra köye doğru orman içinden yollanmaya başladılar. Orman kedisi onları takip etti.
"Tek olan inssssanları hiçbir sssaman anlamadı." Makere kedi kendine söylenirken duydu.

Devam edecek"