Kara Toprak
gülümseyerek arkasına yaslandı Dura.. "yıkık tapınakla ilgilenmiyorum sevgili dostum, ancak orası yıkık da olsa kutsal bir mekan.. bu mekana saygısızlığa asla izin vermem.. bunu da bilmeni isterim.. bununla birlikte, inşa etmek istediğim yeni Doğa Tapınağını yapmazdan evvel mühürlenmiş yıkık tapınağa girip bir bakmak istiyorum.. içeride önemli kitaplar, parşömenler, günlükler, haritalar bulabileceğimi ümit ediyorum.. kuracağım doğa kütüphanesi için gerekli bir kaynak olacağına eminim.. yeni herbalistler, rangerlar yetiştirmek için bu kadim bilgilere ihtiyacım olacak.."
Aurë entuluva...!!
"Hahahah!" diye bir kahkaha yükseldi arkalarından. Alenthas birden gölgelerin arasından belirivermişti. "Kafir bir korsan tapınağın soyabileceğine dair bir dindarı sorguluyor, daha neler göreceğim!" Alenthas yanlarına yaklaştı, artık sarhoş değildi. "Dura birader, insanlığa olan güvenimi tazeledin. Amacın çok kutsalmış, tebrikler. Bu arada, evet, bir süredir sizi dinliyordum." Sırıttı.
"Yardım etmeyi canı gönülden dilerim. Pek dindar birisi değilimdir, ama eğer odun modun şekillendirmek isterseniz çok iyi marangozluk yaparım." göz kırptı ve eliyle bir sandalyeyi okşadı. Sade ve çirkin sandalyenin üzerinde motifler oluşmaya, parlamaya başladı adeta. Ve bütün bunlar gözlerinin önünde oluyordu. Sanki görünmez bir bıçak inanılmaz derecede bir hızla tahtayı profesyönel bir kabiliyetle oyuyor, geriye de hiç pislik bırakmıyordu. Tamamlandığında sandalye kraliyet salonlarında kullanılabilecek kaliteye ulaşmıştı.
"Bu topraklar ölü. Hayatı geri getirmemiz gerekiyor. Her şey çürümüş, kirlenmiş, yıkılmış... Çok fazla ölüm var. Tabii, sadece tapınak değil tekrar inşaa etmemiz gereken. Bu şehirden başlayacağız ve bütün diyar eski haline dönene kadar. Zamanında bizden önce yapılan, icat edilen şeylerin değerini bilememişiz. Bir ev, bir ocak, çok basit geliyor. Ama şimdi bunlardan bile yoksunuz. Ama eskilerin yaptığını yapıp tekrar inşaa edeceğiz, yapacağımız iş çok zor değil. Eskiler hiçbir şeyden var etmişler, bizim yapmamız gereken yıkılanı onarmak. Evet belki şevkimizi kaybettik, belki umutsuzluğa kapıldık, ama bunu geleceğimizi daha refah, daha barış dolu geçirebilmemiz için yapmalıyız. Yani en azından, ben böyle düşünüyorum."
"Yardım etmeyi canı gönülden dilerim. Pek dindar birisi değilimdir, ama eğer odun modun şekillendirmek isterseniz çok iyi marangozluk yaparım." göz kırptı ve eliyle bir sandalyeyi okşadı. Sade ve çirkin sandalyenin üzerinde motifler oluşmaya, parlamaya başladı adeta. Ve bütün bunlar gözlerinin önünde oluyordu. Sanki görünmez bir bıçak inanılmaz derecede bir hızla tahtayı profesyönel bir kabiliyetle oyuyor, geriye de hiç pislik bırakmıyordu. Tamamlandığında sandalye kraliyet salonlarında kullanılabilecek kaliteye ulaşmıştı.
"Bu topraklar ölü. Hayatı geri getirmemiz gerekiyor. Her şey çürümüş, kirlenmiş, yıkılmış... Çok fazla ölüm var. Tabii, sadece tapınak değil tekrar inşaa etmemiz gereken. Bu şehirden başlayacağız ve bütün diyar eski haline dönene kadar. Zamanında bizden önce yapılan, icat edilen şeylerin değerini bilememişiz. Bir ev, bir ocak, çok basit geliyor. Ama şimdi bunlardan bile yoksunuz. Ama eskilerin yaptığını yapıp tekrar inşaa edeceğiz, yapacağımız iş çok zor değil. Eskiler hiçbir şeyden var etmişler, bizim yapmamız gereken yıkılanı onarmak. Evet belki şevkimizi kaybettik, belki umutsuzluğa kapıldık, ama bunu geleceğimizi daha refah, daha barış dolu geçirebilmemiz için yapmalıyız. Yani en azından, ben böyle düşünüyorum."
Kız hanın mutfağından,elinde tepsiyle belirdi,yaşlı adama kahvaltısını getirmişti tam o sırada han da kalan diğer konuk kızın önünden rüzgar gibi koşarak geçmişti nerdeyse kızın tepsisini düşürtüyordu.kız kendi dengesini yeniden sağladıktan sonra,yaşlı adamın oturduğu yere bakınca boş olduğunu gördü,sonra diğer iki yolcunun yanın da olduğunu farketti, usulca yanlarına yaklaşıp tepsiyi yaşlı kişinin önüne koydu "Kahvaltınız" dedi nazikçe..
Üç yolcunun çevrelerinde oyalanıp sohbetlerine kulak misafiri olmak istiyordu,yaptıkları muhabbet bir hayli ilgi çekiciydi,kızda bu şehirde yeniydi ve buraya ne olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu ve öğrenmek için can atıyordu..Kendide boş bir zamanında çevreye göz atmak istiyordu ama bu kişilerin sohbetleri kızda garip bir heyecan yaratmıştı.ah bu merakı olmasaydı zaten şuanda bilmediği bir handa bilmediği bir diyarda değil kendi evinde oluyor olucaktı..Herşeye bu merakı yüzünden başlamıştı,ama usulca gülümsedi hiçbir zaman pişman değildi..
Üç yolcunun çevrelerinde oyalanıp sohbetlerine kulak misafiri olmak istiyordu,yaptıkları muhabbet bir hayli ilgi çekiciydi,kızda bu şehirde yeniydi ve buraya ne olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu ve öğrenmek için can atıyordu..Kendide boş bir zamanında çevreye göz atmak istiyordu ama bu kişilerin sohbetleri kızda garip bir heyecan yaratmıştı.ah bu merakı olmasaydı zaten şuanda bilmediği bir handa bilmediği bir diyarda değil kendi evinde oluyor olucaktı..Herşeye bu merakı yüzünden başlamıştı,ama usulca gülümsedi hiçbir zaman pişman değildi..
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
Dura ve Donaef konuşa dursun Ozu yine sızmıştı. Horlarken sakalı havalanıyor nefes alırken aşağı iniyordu.
"Kahvaltınız."
"Ha ne!" diye doğruldu aniden. Garson kızın, yemeğini getirdiğini farketti.
"Teşekkürler kızım. Adın ney demiştin?" dedi. Bu arada yanındakilerin sohbetine kulak misafiri oluyordu.
"Kahvaltınız."
"Ha ne!" diye doğruldu aniden. Garson kızın, yemeğini getirdiğini farketti.
"Teşekkürler kızım. Adın ney demiştin?" dedi. Bu arada yanındakilerin sohbetine kulak misafiri oluyordu.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Donaef dün aksamki sarhoşun sandalyeye yaptıklarına şaşkınlıkla baktı. Sonra adamın yüzüne baktı "Dün anlattığım hikayeye inanmıyordun ama bakıyorum da sende inanılmayacak seyler yapıyorsun Ayyaş!" diyerek garson kıza seslendi "Sanki bir parça ekmek ve süt istemiştim. Hmm yoksa istememiş miydim?. Neyse simdi konumuza dönelim. Demek dev örümcekler eski tapınağı işgal etmiş ve savaşmak zorundayız. Silahlarım ve belli başlı bazı eşyalarımı buradan yarım gün uzaktaki bir yere bıraktım. O tapınağa yakından bakmak istediğimi belirtmiştim ve dev örümcekler bir korsanı korkutmaya ve işinden caydırmaya yetmez!... Ben varım!" henüz belki bir karar alınmasada korsanın aceleciliği icindeki hevestendi.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Yaşlı kişi ona adını sorunca gözlerinde neşeli bir parıltı belirdi "Adım suala " dedi, yüzünde gülümsemeyle karışık mahçup bir ifadeyle ,acaba bu adam kızın onları dinlediğini farketmişmiydi,belkide bu yaşlı kişi göründüğünden daha kurnaz ve bilgeydi..Bu diyara geldiğinden beri kendini ikinci kez birine tanıtmıştı..Korsanın siparişi hatırlatması kızı telaşa soktu aceleyle tekrar hanın mutfağına döndü,korsanın isteklerini tabağa koyar koymaz tekrar mutfaktan çıktı,nasıl unutabildim diyerek söylendi kendi kendine,korsandan özür dileyerek adamın tabağını önüne koydu,arkasını dönüp başka masalarla ilgilenicektiki bu sefer içindeki meraka engel olamadı..
Ã?nünde duran üç konuğun yanına yaklaşıcak gibi oldu sonra bir an durdu saçlarını kulağının arkasına alarak tekrar devam etti "İzninizle birşey sorabilirmiyim?" diyerek söze girdi "Bu diyarın adı ne?buranın sakinleri buraya ne ad verdi?" yeni birşey öğrenmenin heyecanını asla gizlemezdi suala,herzaman heryerden bilgi almaya yeni şeyler öğrenmeye bayılırdı,bu kızın gideremediği bir açlıktı..
Ã?nünde duran üç konuğun yanına yaklaşıcak gibi oldu sonra bir an durdu saçlarını kulağının arkasına alarak tekrar devam etti "İzninizle birşey sorabilirmiyim?" diyerek söze girdi "Bu diyarın adı ne?buranın sakinleri buraya ne ad verdi?" yeni birşey öğrenmenin heyecanını asla gizlemezdi suala,herzaman heryerden bilgi almaya yeni şeyler öğrenmeye bayılırdı,bu kızın gideremediği bir açlıktı..
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
"Uzun süre boyunca yollardaydım. Düsünmeye o kadar cok vaktim oldu ki artık korsan olmadığımı hissetmeye başlamıştım. Ayaklarımdaki sancılara dayanamıyordum. Beni ne sanıyorsunuz ha? yürümeye o kadar da alışık olduğumu düsünmediniz heralde. Denizlerde yürümek diye bir şey yoktur cünkü. Her neyse... Yaptığımın aptallık olduğunu biliyorum fakat..." diyerek ayaklarındaki tonlarca yarayı gösterdi, bir çogu koca koca iğneler girmiş gibi oyuklar açmıştı ayağında ve bir çoğu ise büyük kesiklerden oluşuyordu devam etti konusmasına "Yaralarım hala acıyor. 10 kilo bile kaldıracak halde değiller. Botlarım yolculugum boyunca dayanmadı ve günlerdir bir bot alabileceğim bir yer görmeden yalın ayak yürüyorum. Suanda ayağımda olan bu sandalet benzeri dandik seyleri ise haftalar önce kumas ve tahtalardan kendim yapmayı başardım." derin bir nefes çekti...
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Korsan bozuntusunun lafına karşılık "Ben doğayla konuşarak yardımlarını isterim. Ama bütün denizi ne dondurabilirim, ne de donduğunu gördüm. Ama neyse, bu bahsi kapatalım."
"Hiç gereği yok. Mızmızlanmayı bırakıp bir kaç hafta yalınayak gezsen ayakların nasır tutar böylelikle hiçbir şey hissetmezsin bir daha. En temizi. Tabi, eğer acıya falan katlanamıyorsan o kadarını ben bilemem." Pis pis sırıttı. "Bir bakayım şu yaralara. Uuuf, feci kokuyor yav. Hımm, kötüymüş cidden. İltihap kapmış. Heh, sanırım arkadaşın merhemine kaldın!"
"Hiç gereği yok. Mızmızlanmayı bırakıp bir kaç hafta yalınayak gezsen ayakların nasır tutar böylelikle hiçbir şey hissetmezsin bir daha. En temizi. Tabi, eğer acıya falan katlanamıyorsan o kadarını ben bilemem." Pis pis sırıttı. "Bir bakayım şu yaralara. Uuuf, feci kokuyor yav. Hımm, kötüymüş cidden. İltihap kapmış. Heh, sanırım arkadaşın merhemine kaldın!"
Dünkü sarhoş adama baktı "Belki senin gibi ama denizle konusan ve denizin yardımını isteyenler de vardır ha?" dedi ve ekledi inatçı korsan "Dediğin gibi olsun şimdilik bu bahsi kapatsak iyi olur." sonra herkese söyle bir göz ucuyla baktı. Kendisi gibi sert yetişmiş ve sert bir yaşam yaşamış bir korsanın bu kadar ilgiye maruz kalması, pek de iyi hissetmesine yol açmamıştı. Konuyu dağıtmak için "Eh o zaman şu acıya biraz daha katlanabilirim. Zaten yeterince katlandım bir gün daha katlanmam zor olmaz" diyerek ekmeğinin son lokmasını sütüyle beraber midesine indirip ayağa kalktı "En azından hala yürüyebiliyorum" diyerek sırıttı. Sandaletlerini ayağına tekrar gecirerek bir kaç adım attı ve garson bayana bir gümüş para uzattı "Kahvaltı için" dedi ve hanın kapısına doğru yol aldı. "Görebildiğim bütün bitkileri toplayacağım! ve sonra su tapınağı halledebiliriz" dedi ve sinirli bir ifadeyle dışarıya çıktı. Bütün herkezin kendisini beklemesine göz yumamazdı. Targhan'ın bahsettiği tepeye doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. "Korsanlığını kaybettiğin gibi sana acıyanlara da mı göz yumacaksın ha Donaef!" diyerek dudağını ısırdı. Bulabildiği bitkileri toplayıp, eşyalarını geri alacaktı ve döndüğünde her şey tamamlanmış olacaktı. Hem bu yürüyüş, kendisinin hala güçlü olup olmadığını kendisine kanıtlamak icin yaptığı bir olaydı. Vahşiliğini ve dayanıklılığını da yitirmek istemezdi. Denizleri özlüyordu fakat henüz dönemezdi denizlere cünkü diyarında yapılacak çok iş vardı. Kısa bir süre sonra han gözden kaybolmuştu bile.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
"Bütün otları toplamak? Herhalde eline olta aldığında da balina yakalamaya çalışmıştır bu korsan. Neyse ben peşine düşeyim de zehirli birşeyleri ayağına sürüp daha da beter etmesin kendini."
Kısa sürede korsanı yakaladı, arkasından seslendi.
"Heyyy! Yavaş ol bekle beni. Yoksa meslektaşların gibi tahta bir bacak takmak zorunda kalacağız sana."
Tepeye yaklaşmışlardı bile biraz dolaştıktan sonra dikenli ağaçların altında yetişen yeşil yapraklardan kopardı.
"Bak bu otlardan toplamamız gerekiyor, dikkat et buna çok benzer ama kenarları daha yuvarlak ve kökü mora çalanları vardır onlardan toplama. İki kişi daha çabuk toplarız."
Bulduğu otları narince koparırken sordu:
"Söyle bakalım nerelerde korsanlık yapıyordun?"
Kısa sürede korsanı yakaladı, arkasından seslendi.
"Heyyy! Yavaş ol bekle beni. Yoksa meslektaşların gibi tahta bir bacak takmak zorunda kalacağız sana."
Tepeye yaklaşmışlardı bile biraz dolaştıktan sonra dikenli ağaçların altında yetişen yeşil yapraklardan kopardı.
"Bak bu otlardan toplamamız gerekiyor, dikkat et buna çok benzer ama kenarları daha yuvarlak ve kökü mora çalanları vardır onlardan toplama. İki kişi daha çabuk toplarız."
Bulduğu otları narince koparırken sordu:
"Söyle bakalım nerelerde korsanlık yapıyordun?"
Hala sinirini atamamıştı üstünden ve hızlı adımlarla ilerliyordu. Ayağındaki acılar umurunda bile değildi çünkü bir şekilde iyileşmesi gerektiğini biliyordu. Düşünceleriyle birlikte yürürken aklındaki en büyük sorulardan bir tanesi de, hangi otu bulması gerektiğini bilmemesiydi. "Her zaman bu dik başlılığından geliyor zaten başına ne geliyorsa..." dedi kendi kendine ve tam o sırada arkasından bir ses işitti. Handa, tepedeki otlardan bahseden adam değil miydi gelen? Donaef huysuzca davranmaması gerektiğini düşündü, en azından bu seferlik.
"Tahta bacaklı meslektaşlarım genelde çetin çevizlerdir, belki bir gün..." dedi ve gülümsedi "Yardıma geldiğin için teşekkür ederim, yardım sever dostum, açıkcası bende şu lanet otu nasıl bulacağımı düşünüyordum." Tepeye ulaştıklarında ilgisini dikenli ağaçlar çekti. Ayaklarındaki yaraların sebeplerinden bir kaçı da, belki buna benzer dikenli ağaçların yere dökülmüş dikenleriydi. Yanındaki adamın söylediklerine dikkat ederek, gösterdiği otları iyice inceledi ve hata yapmamak için bir tanesini elinde tutarak temkinli bir şekilde otları toplamaya başladı.
"Uzun zamandır korsanım. İlk başlarda çok korkuyordum fakat bir süre sonra o kadar sevdim ki denizleri, esen rüzgarı, maceraları ve hatta bazen yağmalamayı bile..." dedi ve yağmalaktan bahsetmemesi gerektiğini düşünse de, bir korsanın neler yaptığına dair herkesin bir fikrinin zaten olduğunu tahmin ediyordu, devam etti "İlk başta rotamıza güneybatıya giderek başladık, bir çok savaşlar geçirdik fakat her zorluğa karşı ayakta durmayı başarabildik. Üç yıla aşkın bir süre genelde hep belli bir cizgi üzerinde gittik fakat kaptanın emri üzerine rotamızı batıya cevirdik... Batı denizi, güneybatıdan daha farklıydı, dalgalar ve fırtınalar haftada kesinlikle 2 seferden az kendisini göstermezdi. Tehlikeliydi..." dedi ve elinde biriken otlara baktı, cebinden bandanasını cıkardı ve otları üstüne koymaya başladı. "Bunun gibi daha çok yer gezdim fakat sadece doğuyu görmedim. Duyduğuma göre dev balinaların ana yurduymuş ve denizi temiz ve sıcakmış... Görmek isterdim, belki başka bir zaman. O kadar çok macera yaşadık ki..." dedi ve "Umarım doğru bitkileri topluyorum ha?. Birazda sen bahset bakalım, eminim yaşadığın oldukça şey vardır. Hem benim yaşadıklarım öyle iki muhabbetle ögrenilebilecek kadar az değil" dedi kahkaha attı böbürlenerek.
"Tahta bacaklı meslektaşlarım genelde çetin çevizlerdir, belki bir gün..." dedi ve gülümsedi "Yardıma geldiğin için teşekkür ederim, yardım sever dostum, açıkcası bende şu lanet otu nasıl bulacağımı düşünüyordum." Tepeye ulaştıklarında ilgisini dikenli ağaçlar çekti. Ayaklarındaki yaraların sebeplerinden bir kaçı da, belki buna benzer dikenli ağaçların yere dökülmüş dikenleriydi. Yanındaki adamın söylediklerine dikkat ederek, gösterdiği otları iyice inceledi ve hata yapmamak için bir tanesini elinde tutarak temkinli bir şekilde otları toplamaya başladı.
"Uzun zamandır korsanım. İlk başlarda çok korkuyordum fakat bir süre sonra o kadar sevdim ki denizleri, esen rüzgarı, maceraları ve hatta bazen yağmalamayı bile..." dedi ve yağmalaktan bahsetmemesi gerektiğini düşünse de, bir korsanın neler yaptığına dair herkesin bir fikrinin zaten olduğunu tahmin ediyordu, devam etti "İlk başta rotamıza güneybatıya giderek başladık, bir çok savaşlar geçirdik fakat her zorluğa karşı ayakta durmayı başarabildik. Üç yıla aşkın bir süre genelde hep belli bir cizgi üzerinde gittik fakat kaptanın emri üzerine rotamızı batıya cevirdik... Batı denizi, güneybatıdan daha farklıydı, dalgalar ve fırtınalar haftada kesinlikle 2 seferden az kendisini göstermezdi. Tehlikeliydi..." dedi ve elinde biriken otlara baktı, cebinden bandanasını cıkardı ve otları üstüne koymaya başladı. "Bunun gibi daha çok yer gezdim fakat sadece doğuyu görmedim. Duyduğuma göre dev balinaların ana yurduymuş ve denizi temiz ve sıcakmış... Görmek isterdim, belki başka bir zaman. O kadar çok macera yaşadık ki..." dedi ve "Umarım doğru bitkileri topluyorum ha?. Birazda sen bahset bakalım, eminim yaşadığın oldukça şey vardır. Hem benim yaşadıklarım öyle iki muhabbetle ögrenilebilecek kadar az değil" dedi kahkaha attı böbürlenerek.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
-
Possessed
- Site Çizeri
- Posts: 958
- Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
- Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
- Contact:
Genç yolcu bir süre barda öyle kalabalığı izledi; ama bu gece pek hareket göremeyeceğini düşündü. Kaç gündür yollarda olduğu için gözleri kapanmaya başladı ve birasının son yudumunu alarak ayağa kalktı. Ağır adımlarla hancı efendiye ilerledi. Yediği içtiği şeylerin parasını verdi, kalacak yer sordu. Yukarıdaki odalardan birine yerleşti ve günlerden sonra yatak onu bekliyordu! Ã?nce çantasını çıkardı sandalyeye astı. Ardından kemerlerini çözdü, eğri kılıcını ve üzerinden çıkardığı koyu yeşil cübbesini de sandalyenin oturağına koydu. Botlarını da çıkarıp fırlattı sağa sola. Ã?ylecene attı kendini yatağa ve anında uyudu.
Güneş doğduktan bir süre sonra uyandı, kalksa mı diye düşünerek yatakta biraz daha debelendi. Ardından kalkma kararı alarak elbiselerini giydi, merdivenlerden aşağıya indi. Tam indiğinde dün geceki korsan kapıdan çıkıyordu, köpekli adam da onu takip etti. "Noluyor acaba" diye düşündü içinde. Neyse aç karnını doyurmalıydı genç yolcu. Masalardan birine geçti bu sefer, köşede bir masaya yerleşti. Ardından tekrar etrafı izlemeye başladı. Hancı efendiyi göremedi, sanırım dünkü yoğunluktan dolayı yorulmuştu baya. şu dün işe giren kızın etrafta koşuşturduğunu görerek "ne enerji kardeşim?!" dedi içinden ve sipariş verme aklına geldi. Kıza bir el işareti yaparak "Hanımefendi?" dedi hafif yüksek bir sesle.
Güneş doğduktan bir süre sonra uyandı, kalksa mı diye düşünerek yatakta biraz daha debelendi. Ardından kalkma kararı alarak elbiselerini giydi, merdivenlerden aşağıya indi. Tam indiğinde dün geceki korsan kapıdan çıkıyordu, köpekli adam da onu takip etti. "Noluyor acaba" diye düşündü içinde. Neyse aç karnını doyurmalıydı genç yolcu. Masalardan birine geçti bu sefer, köşede bir masaya yerleşti. Ardından tekrar etrafı izlemeye başladı. Hancı efendiyi göremedi, sanırım dünkü yoğunluktan dolayı yorulmuştu baya. şu dün işe giren kızın etrafta koşuşturduğunu görerek "ne enerji kardeşim?!" dedi içinden ve sipariş verme aklına geldi. Kıza bir el işareti yaparak "Hanımefendi?" dedi hafif yüksek bir sesle.
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
