Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A
Tüm davul ve orkestralar bangır bangır çalarken bir ses, bir nefes ciğerlerinden çıktı ve tüm orkestra sustu.
"SCHÃ?Ã?Ã?Ã?Ã?Ã?Ã?Ã?Ã?N!"
Artık sadece kendi sesi vardı, korkusu gitmişti artık hiç bir şeyden korkmuyordu. Hiç bir onu korkutamazdı. O uzun boylu adamda. Onunda boynunu kopartabilirdi isterse.
"Seni lanet kuş. Tüylerini tek tek yolacağım ve sonra çıkmalarını bekleyip tekrara yolacağım."
Ve birden yere diz çöküp ağlamaya başladı.
"Ama yapamam dostum. Sana zarar veremem. Sen benim dostumsun. Ama bütün bu insanların üstü kirlen..."
İki kişinin üstü kirlenmişti. İki müşteri.
*Müşteri*
Gnom tekrar ayakları üstünde yükseldi. Gözlerinin altındaki ıslaklı boş olan sol eliyle temizledi ve anlayamayan bakışlarla ellerindeki ıslaklığa baktı. Ne saçmaydı daha demin ağlamıştı. Ne büyük zayıflık. Ama bunları düşünecek zaman yoktu, müşteri ve iş beklemezdi!
Taşıdığı aletin hesaba katılamamış ağırlığı sebebiyle yürüyüşünde bir hantallık oluşmuştu. Hafif sağa sola yalpalayarak beyaz cüppeli büyücünün yanına kadar geldi. Zırhlı adam düşündüğünden de büyüktü. Buda ekstra masraf ve fazladan para anlamına geliyordu.
*Akıllı kuş.*
Diye geçirdi içinden. Bunu Schönün anlayabileceğini yada hissedebileceğini biliyordu. Maceraya çıkan insanları etkilemek için Haroldun bahsettiği ama hiç bir zaman kullanmadığı bir taktiği hatırlamaya çalıştı. Sağ elindeki yanan borusunu bıraktı ve sol eliyle belindeki çuvalını çekti. Elini içine daldırdı ve konuşmaya başladı.
"Efendiler. Size tek bir bakışımda sizin ne büyük savaşçılar büyücüler olduğunuzu anlıyorum. Nerelerden geldiniz nasıl yoları geçtiniz... eee... hangi maceraları atlattınız... yaşadınız."
beyaz cüppeli büyücü birine benziyordu.
"Sen. Kazanın içinden çıktığımda konuştuğum adamsın sen. Eldarin."
Eli boş çuvalın içinde öylece kaldı. Sanki daha demin bir şeylerden bahsediyordu.
"SCHÃ?Ã?Ã?Ã?Ã?Ã?Ã?Ã?Ã?N!"
Artık sadece kendi sesi vardı, korkusu gitmişti artık hiç bir şeyden korkmuyordu. Hiç bir onu korkutamazdı. O uzun boylu adamda. Onunda boynunu kopartabilirdi isterse.
"Seni lanet kuş. Tüylerini tek tek yolacağım ve sonra çıkmalarını bekleyip tekrara yolacağım."
Ve birden yere diz çöküp ağlamaya başladı.
"Ama yapamam dostum. Sana zarar veremem. Sen benim dostumsun. Ama bütün bu insanların üstü kirlen..."
İki kişinin üstü kirlenmişti. İki müşteri.
*Müşteri*
Gnom tekrar ayakları üstünde yükseldi. Gözlerinin altındaki ıslaklı boş olan sol eliyle temizledi ve anlayamayan bakışlarla ellerindeki ıslaklığa baktı. Ne saçmaydı daha demin ağlamıştı. Ne büyük zayıflık. Ama bunları düşünecek zaman yoktu, müşteri ve iş beklemezdi!
Taşıdığı aletin hesaba katılamamış ağırlığı sebebiyle yürüyüşünde bir hantallık oluşmuştu. Hafif sağa sola yalpalayarak beyaz cüppeli büyücünün yanına kadar geldi. Zırhlı adam düşündüğünden de büyüktü. Buda ekstra masraf ve fazladan para anlamına geliyordu.
*Akıllı kuş.*
Diye geçirdi içinden. Bunu Schönün anlayabileceğini yada hissedebileceğini biliyordu. Maceraya çıkan insanları etkilemek için Haroldun bahsettiği ama hiç bir zaman kullanmadığı bir taktiği hatırlamaya çalıştı. Sağ elindeki yanan borusunu bıraktı ve sol eliyle belindeki çuvalını çekti. Elini içine daldırdı ve konuşmaya başladı.
"Efendiler. Size tek bir bakışımda sizin ne büyük savaşçılar büyücüler olduğunuzu anlıyorum. Nerelerden geldiniz nasıl yoları geçtiniz... eee... hangi maceraları atlattınız... yaşadınız."
beyaz cüppeli büyücü birine benziyordu.
"Sen. Kazanın içinden çıktığımda konuştuğum adamsın sen. Eldarin."
Eli boş çuvalın içinde öylece kaldı. Sanki daha demin bir şeylerden bahsediyordu.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
-
Logan
- Kullanıcı

- Posts: 1963
- Joined: Thu Apr 29, 2004 10:00 am
- Location: Gölgelerin İçinden,Kan Kusturmaya Geldim
- Contact:
Gümüşyüz, Elderinden sonra kendi kafasına eden kuşa şöle bir baktı.
Kasabadan yükselen alevlerin sıçaklığı burdan bile hisedile biliyordu.Alevleri üstündeki havayı bulanıklaştırken,duman ayrı bir koku yayıyordu.Bu şıcaklık Gümüşyüzün saçlarının kafasına yapışması da neden olmuştu.
Gümüşyüz için zırhının temizliği önemli bir faktördü.
Miferini çıkardığında çok açık mavi gözler ve gümüş tınısı taşıyan yüzü ortaya çıkmıştı.Büyük bir saflık ve temizlik vardı bu yüzde,yüz asil ve aynı zamanda sert görünüşlü idi.Miferini matarasıdaki su ile temizlerken.
Bir gnom görmüştü. Ufak teefek bir şeydi ama çok şey taşıyordu.
Sorduğu sorular Gümüşyüz"ü biraz üzmüştü.Tabi nerden bile bile bilcekti ki,hayat kurtaramaya çalıştığımız...
Gümüşyüz bu kişinin tehlikeli olamıyacanı düşündü çünkü üstünde çok alet vardı ve Büyücüyü tanıdığını sölüyordu...
Miferinin koltuğunun altına alan Gümüşyüz konuştuğu kişinin zorlanmaması için biraz dizinün üstüne çöktü.
""Macera değil,gezgin belki kutsal bir görev,belkide bir yardım.""Yanan kasabayı gösterdi
""Bir hayat bile kurtarmaya başara bilirsek o yaratıklardan,ve o kötüğü kazıya bilirsek ve bunu sonunda kurtardığımız çocukların torunları, bu hikayeyi duya bilirse işte o zaman macera olur. Peki sen ? ""
Gümüşyüz peki sen sorusunu öle bir sormuştuki adamdan sanki hayatını anlatmasını istiyordu.
Yeni gelen biri için fazla şıcak kanlı davranmıştı.Gnom
Kasabadan yükselen alevlerin sıçaklığı burdan bile hisedile biliyordu.Alevleri üstündeki havayı bulanıklaştırken,duman ayrı bir koku yayıyordu.Bu şıcaklık Gümüşyüzün saçlarının kafasına yapışması da neden olmuştu.
Gümüşyüz için zırhının temizliği önemli bir faktördü.
Miferini çıkardığında çok açık mavi gözler ve gümüş tınısı taşıyan yüzü ortaya çıkmıştı.Büyük bir saflık ve temizlik vardı bu yüzde,yüz asil ve aynı zamanda sert görünüşlü idi.Miferini matarasıdaki su ile temizlerken.
Bir gnom görmüştü. Ufak teefek bir şeydi ama çok şey taşıyordu.
Sorduğu sorular Gümüşyüz"ü biraz üzmüştü.Tabi nerden bile bile bilcekti ki,hayat kurtaramaya çalıştığımız...
Gümüşyüz bu kişinin tehlikeli olamıyacanı düşündü çünkü üstünde çok alet vardı ve Büyücüyü tanıdığını sölüyordu...
Miferinin koltuğunun altına alan Gümüşyüz konuştuğu kişinin zorlanmaması için biraz dizinün üstüne çöktü.
""Macera değil,gezgin belki kutsal bir görev,belkide bir yardım.""Yanan kasabayı gösterdi
""Bir hayat bile kurtarmaya başara bilirsek o yaratıklardan,ve o kötüğü kazıya bilirsek ve bunu sonunda kurtardığımız çocukların torunları, bu hikayeyi duya bilirse işte o zaman macera olur. Peki sen ? ""
Gümüşyüz peki sen sorusunu öle bir sormuştuki adamdan sanki hayatını anlatmasını istiyordu.
Yeni gelen biri için fazla şıcak kanlı davranmıştı.Gnom
Ã?LÃ?M NEREDEN VE NASİL GELİRSE GELSİN!!! Savas Nağralarmız kulakdan kulaga yayilacaksa ve silahlarimiz elden ele gececekse ve baskalari silah sesleriyle,savas ve zafer narâlariyla cenazelerimize agit yakacaksa Ã?LÃ?M HOS GELDİ SEF
İlyamain birden çekilmeye başlayınca aklını saran tüm düşünceleri bir kenara attı ve sadece önünde ki yola odaklandı. Ayağı artık takılmıyordu hiç bir yere ama yine de dikkatli olması gerekiyordu. Gökyüzünde ki o uçuştan sonra yeniden yeri tam olarak hissetmesi zamanını almıştı ama şimdi artık iyiydi.
Elf kızının da onu takip ettiğini ummaktan başka çaresi yoktu anlaşılan. İşte bir kör olmanın zararları buydu. Bazı zamanlar da başkalarının sizi kontrol etmesine izin vermek zorunda kalıyordunuz. Neyse ki... neyse ki o anda Kurtarıcının yanında ki varlığını hissediyor ve onunla kendisini teselli ediyordu.
İlyamain sessizce kadını izledi...
Elf kızının da onu takip ettiğini ummaktan başka çaresi yoktu anlaşılan. İşte bir kör olmanın zararları buydu. Bazı zamanlar da başkalarının sizi kontrol etmesine izin vermek zorunda kalıyordunuz. Neyse ki... neyse ki o anda Kurtarıcının yanında ki varlığını hissediyor ve onunla kendisini teselli ediyordu.
İlyamain sessizce kadını izledi...
"Ah! usta Eldarin görünüşü kusura bakmayın ama çok komik görünüyordunuz gerçekten...." Sözünü tamamlamak üzereyken pis yanık et kokusu geldi yin burnuna tekrar başını kaldırdı ve yanan kasabayı farketti tekrar, tekrar. "Lanet olasıca orc'lar, acaba yaşayan birileri kalmışmıdır? Of yanık et kokusundan sanki kalmamış gibi bir hisse kapılıyorum." Yüzünde hiç bir ifade yoktu ve boş boşl bakıyordu önünde yanan kasabaya "Lanet olası kasaba bana neler hatırlattı ki bu kadar kadar etkilendim? Ah lanet olsun kendimi gördüm ben kara cüppeler içinde drow savaşçılarına emirler yağdırıyordum. Öldürmek, yakmak yıkmak için emirler." şimdi yine ayaktaydı ama gözleri hiçbirşeyi görecek, kulakları hiçbir sesi duyacak durumda değildi. Donuk bakışlarla yanan 10 kasabaya bakıyordu drow büyücüsü. Görenler onun 10 kasabaya baktığını düşüneceketi ama onun bedeni burada da olsa aklı ve ruhu şu anda buradan çok uzaklardaydı. Yanan 10 kasabaya bakarken yakıp yıkılıp yağmalanan elf köyüne bakıyordu Yilmax. Ve bir anda zaman durdu adeta ona yıkım getiren şeyi gördü Yilmax. Gören gözlerin, görmemesi gereken şeyler...Necros_Spellweaver wrote:Yılmax"ın hatırlayabildiği ilk kahkahasıydı bu. Sadistlikle kaplanmış, çelik gibi, zalim bir kahkaha değildi bu. Komik bir duruma karşı olan, içten gelen bir kahkahaydı. Drowların dünyasına ne kadar da uzak bir hareket...
Yılmax"ın gözleri tekrar yanan kasabaya iliştiğinde, anıları hızla bir kez daha gözünün önüne geldi. Kahkahası kayboldu. Donuk bir şekilde gözlerini kasabadan ayırdığında, Eldarin"in hemen arkasında duran ve garip bir alet taşıyan gnomu gördü.
Eldarin rezil olmuştu. Evet, apaçık bir şekilde rezil olmuştu! Bu olay eğer başkaları tarafından da duyulup yayılırsa bütün diyarda adı çıkacaktı. Ak cüppeli başbüyücü homurdana homurdana yüzünü Gümüşyüz"ün ona verdiği ıslak bezle siledursun, Shön yumuşak karnına aldığı darbeye şiddetli bir guklamayla itiraz etti, havada döndü. Gümüşyüz miğferinin tepesinden küçük bir tıkırdı duydu. Kendisi ne olduğunu kavrayamasa da diğerleri görebilmişti. Shön, iyi şanstan bir kısmını da Gümüşyüz"e vermişti.
Hastlisch o sırada davulların, insanın içinde çalmasının son derece kötü bir duygu olduğunu söyleyebilirdi. Shön"ün yaptıkları için özür dileyebilirdi. Buharlaşıp ortadan kaybolmayı da isteyebilirdi. Ama tek yapabildiği, dehşet içinde Shön"ü izlemekten ibaretti.
Beyaz cüppelere bürünmüş kişi-ki sesi çok tanıdıktı-sinirli ama kendine hakim bir şekilde mırıldandı. Ama Hastlisch onun sesindeki gerginliği hissedebiliyordu.
"Ahh şu hayvanlar. Ne zaman ne yapacakları hiç belli olmuyor. Eh heh heeeee..."
Bu sözle birlikte beyaz cüppeli adam, Shön"ün yumuşak karnına vurdu ve Shön itiraz ederek havalandı. Kırmızı cüppeli bir drow kahkahalarla yere düştü ve grubun neredeyse yarısı aniden ortadan kayboldu. Shön tepede itiraz ederek guklarken, dev boyutlarda bir adam, beyaz cüppeliyi teselli etmeye çalışarak matarasıyla ıslattığı bir parça bezi ona uzattı. Olanlar yeterince kötüydü zaten.
Shön, kendisini ebediyen Hastlisch"in cehennemine hapsedecek olan suçunu yineledi. Yukarıdan bembeyaz, ıslak bir topçuğu, devasa adamın miğferine indirerek iyi şansı ona da bulaştırdı.
Hastlisch"in kalbindeki davullara koca bir orkestra eklenmişti sanki.
Duvarlar yıkılıyor, kalıntılar tek tek çöküyor. Bir önce sadece birkaç sıva çatlağıyla başlayan yıkım artık duvarın da çatlamalarıyla hızlanmıştı. Ã?nce birkaç damla su gibi çatlaklardan sızan hatıralar artık esterial denizinin hırçın dalgaları gibi bendine vuruyor, hatırlanmaması gerekenleri hatırlatarak parça parça, kare kare Yilmax'ın hafızasını yerine getiriyordu. Her bir dalga çarpmasıyla bend sarsılıyor, sallanıyor, titriyor ama henüz yıkılmıyordu ama hatıralar Yilmax'ın beynine birer birer geri getiriyordu. 100 mevsim dönümü süren lanet artık kalkıyordu...
Birden dizüstü yere kapaklandı Yilmax, hala karşısındaki manzaraya, yanan 10 kasabaya doğru donuk gözlerle, ifadesizce bakıyordu. Hemen arkasından gelen sesle birlikte dizüstü çökmesi bir olmuştu. Eğer ona doğru bakan olursa dizüstü çökmüş 10 kasabaya bakar halde göreceklerdi onu..."Efendiler. Size tek bir bakışımda sizin ne büyük savaşçılar büyücüler olduğunuzu anlıyorum. Nerelerden geldiniz nasıl yoları geçtiniz... eee... hangi maceraları atlattınız... yaşadınız."
--------------------------------------------------------------------------------------------
Son bentler de yıkılıyor,
Sonu geliyor, lanet kalkıyor.
100 yıldır süren bilinçsizlik yerini aydınlanmaya, hatırlamaya bırakıyor.
Bir drow geri geliyor.
İyi ya da kötü
Bunu zaman gösterecek.
Ölümlü gözlerden gizlenenler bir bir açığa çıkıyor
Ama sadece bir drow'un aklında...
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...
Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage
Cervantes, zırhı giydirilirken apayrı duygular içersindeydi. Yıllarını savaş meydanlarında geçirmiş ve ordularda subaylıklar yapmış birisi olsa da, şimdiye kadar hiç bu denli zor bir duruma düşmemişti. Halkların kaderi şimdiye kadar girdiği hiçbir savaşta onun elindeymiş gibi durmuyordu. Ama şimdi büyük bir yük vardı sırtında, ve karşısındaki güç onlardan kat kat üstündü. Buna karşın ne tip bir savaş taktiğinin en iyi randımanı vereceğini düşünmeliydi. Bunun için sırt çantasında taşıdığı savaş günlüklerini tekrar tekrar okuyacaktı.Necros_Spellweaver wrote: Silahtar bir an duraksadıktan sonra devam etti. "Lordum, emirleriniz nelerdir?"
"Alt katlarda bulduğunuz yazıtlar konusunda bazı araştırmala yapsanız hiç fena olmaz. Fakat özellikle üzerine basıyorum. Güvenmediğiniz kişilerin eline vermeyin o yazıtları, ve tarihi belgeler fazla elden ele geçmesin. Başında en az bi kişinin nöbette beklemesini istiyorum.
şu binalardan döndüğümde tüm bilgileri bana aktarmanı bekleyeceğim kardeşim. şimdilik söyleyebileceğim birşey yok."
Kılıcını da zırhının gerisine asan Cervantes silahtar ile beraber odanındışına yürüdüler.
Bundan sonra Cervantes kalenin alt katlarına inecek ve atıyla beraber dağlık alana yerleşmiş halk ile iletişime geçecekti...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Eldarin yeni gelen gnoma önce kısa bir bakış fılattı. Onu tanıyor olması ilginçti. Kendisi gnomu hiçbir yerde görmemişti halbuki. En azından öyle hatılıyordu. Yüzünü temizledikten sonra gnoma saygıyla bir baş selamı verdi.
"Seni daha önce herhangi bir kazanın içersinden çıkarken gördüğümü hatırlamıyorum gnom. Ama ismimi biliyorsun. Bu bana daha da ilginç geldi ama şimdi.
Ve bence kendini tanıtarak konuşmana başlarsan daha iyi edersin. Ve niçin burada olduğunu bilmemizde hiç fena olmaz hani..."
Eldarin tamda bunları söylerken sırt çantasında aradıklarını bulmuştu. Yüzüne belirgin bir gülümseme yerleşmişti ki, o sırada Yilmax ın dizleri üzeine çöktüğünü görüverdi. Göğsü ileri çıkmış, dosdoğru 10 kasaba yıkıntılarını izliyordu. Gözleri matlaşmış, elleri iki yanına boşalmıştı.
Eldarin hızla o tarafa hareketlendi. Dudaklarından tek bir sözcük çıkmıştı.
"Yilmax!"
Deminden beri kah sayıklayan kah kendisiyle konuşmaya çalışan bu drow büyücüsüne neler oluyordu acaba. Sorun fizyolojik olmamalıydı. Yilmax ın kendinde barındırdığı sırlar hala muammaydı çünkü...
Eldarin, sırt çantasını gerisinde bırakırken çantasında en son buldukları bir anda oraya çıkmıştı.
Karmen rengi bir kristal parçası ve içi sapsarı çöl kumuyla doldurulmuş tombul bir kesecik...
"Seni daha önce herhangi bir kazanın içersinden çıkarken gördüğümü hatırlamıyorum gnom. Ama ismimi biliyorsun. Bu bana daha da ilginç geldi ama şimdi.
Ve bence kendini tanıtarak konuşmana başlarsan daha iyi edersin. Ve niçin burada olduğunu bilmemizde hiç fena olmaz hani..."
Eldarin tamda bunları söylerken sırt çantasında aradıklarını bulmuştu. Yüzüne belirgin bir gülümseme yerleşmişti ki, o sırada Yilmax ın dizleri üzeine çöktüğünü görüverdi. Göğsü ileri çıkmış, dosdoğru 10 kasaba yıkıntılarını izliyordu. Gözleri matlaşmış, elleri iki yanına boşalmıştı.
Eldarin hızla o tarafa hareketlendi. Dudaklarından tek bir sözcük çıkmıştı.
"Yilmax!"
Deminden beri kah sayıklayan kah kendisiyle konuşmaya çalışan bu drow büyücüsüne neler oluyordu acaba. Sorun fizyolojik olmamalıydı. Yilmax ın kendinde barındırdığı sırlar hala muammaydı çünkü...
Eldarin, sırt çantasını gerisinde bırakırken çantasında en son buldukları bir anda oraya çıkmıştı.
Karmen rengi bir kristal parçası ve içi sapsarı çöl kumuyla doldurulmuş tombul bir kesecik...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
İlerideki kara tenli elf'in yere dizleri üstüne düşüşünü dördü. Eldarin olduğunu düşündüğü büyücünün onunla konuşmalarını dinledi ama sadece onu tanımadığını belirttiğini anladı. Ã?nündeki karaelf oldukça dikkat dağıtıcıydı. "...kendini tanıt..." gibi bir şeyleri yakaladı.
Aklı ona oyun oynamıştı demek. Bazen o bile unutabiliyordu veya şaşırabiliyordu. Schön"ün de hatırlayıp hatırlamadığını anlamak için ona baktı. Kuş sadece kasaba evleri üstünde dans eden alevleri seyrediyordu. Hayır o da hatırlamıyordu!
Tekrar büyücüye döndüğünde onun çantasından bir şeyleri çıkarttığını gördü. Bir kese ve bir taş.
Burnuna kötü kızarmış hatta ateşte fazla kaldığından yanmış et kokusu dolduğu anda burnunu baş parmağı ve işaret parmağı arasına sıkıştırdı. Bu neyin kokusu olabilirdi acaba. Bunca büyük bir yangının özellikle çıkartılmış olması gerekirdi. Gelen ordudan haberdar olan halk bu saldırıdan kaçmış mıydı? Yoksa savaşmış mıydı? Cervantes savaşmayı düşünüyor gibi gelmişti ona. Ama zaten kişileri anlamakta her zaman çok zorlanmıştı. Eğer kaçmamışlarsa bütün insanları yandığı aklına geldi. Belki de içeride hala devam eden bir savaş vardı. Kasabaya karşı geleceği düşünülen ordunun adamları.
Belki de bu kokunun sebebi yakındaki bir cesedin yanışıydı. Bu sebeple bu kadar yoğun doluyordu burnuna. Anlamasını sağlayacak bir şeyler var mı diye etrafına baktı. Kendisinin görmesi çok zordu ama Schön yüksekten uçarak etrafa bakabilirdi.
Bu grup oldukça iyi müşterilerle dolu gibiydi ama ona güvenmeleri de gerekiyordu. Nedense kişiler ona güvenmekte hep zorlanmışlardı şimdiye kadar hep insanlara güvenilir olduğunu ispatlaması gerekmişti ve artık buna alışmıştı. Kasabada yaşayan birilerini bulması ve bu topluluğa haber vermesi potansiyel müşterilerinin ona daha sıcak kanlı davranmasını sağlayabilirdi.
Gnom grubun üstünde bir kere daha gözlerini gezdirdi. Kaybolanlarla birlikte oldukça kalabalık oldukları açıktı. Kalabalık!
*Peki ya onlara da bu kasabayı yok etmeye gelen kişilerdense!*
Gözlüklerinin ardında irileşmiş gözlerle tekrar büyücüye baktı. Hafızası onu yanıltmıştı. Bu o büyücü değildi. Peki onlara nasıl güvenebilirdi ki artık? Onların yanına Schön'ün yaptığı o umarsızca hareket yüzünden gelmişti. Sadece o kuşa olan kızgınlığı yüzünden kendini kaybettiğinden yada onu korumak için. şu anda kendiside bilmiyordu! Tanımadığı insanları arasında kısılı kalmıştı. Daha da önemlisi şimdi aklında her şey canlanıyordu. Orada gördüğü bir kara elfti yani cüce dostlarının, adlarını hep nefretle ağızlarına aldıkları varlıklardan biri. Gerçektende bir el kadar narin ve kibar duruyorlardı ama içlerinde kötülük tanıdığı elflerin hepsininkinden çok daha büyüktü.
Derken uzun boylu adamın yüzüne baktı. Temizlemek için miğferini çıkartmıştı. Böyle bir yüze sahip kötü biri olabilir miydi? Sanki bir meleğe benziyordu, bir kanatları eksikti. Ancak yüzlen insanların asla değerlendirilemeyeceği kendine yapılanlardan ötürü en iyi bilenlerden biriydi Hastlisch. saf bir yüzün ardında yada karaelfler gibi güzel bir yüzün ardında kara düşünceler yatabilirdi.
İşte şimdi gerçektende ikilemde kalmıştı. Kendinden daha iyi bir kişilik analizcisi olan Shön'e baktı. O onların yanında rahattı.
*Belki de Schön'ün yolunu seçmeliyim*
diye düşünürken kuş tekrar Hastlisch'in gözlerinin içine baktı. Bu sefer daha anlamlı bakıyordu. Schön'ün içindeki rahatlığı hissetti ve Schön'de Hastlisch'in içindeki huzursuzlukları omuzuna kadar uçup konarak dağıttı.
Duygularının kontrolünde de, hissetmesinde de kendini bildi bileli başarısız olan Gnom söz konusu Schön olduğunda her zaman orta yolu bulurdu. Kendini tanıtacaktı, ancak biraz temkinli olmakta yarar vardı. Saldıran ordunun da savunan ordunun da yardım etmek isteyenlerinde hoşuna gidebilecek sözleri aklında toparlamaya çalıştı.
Kendisiyle fazla ilgilenmediği için Eldarin olduğunu düşündüğü ve her nasılsa haklı çıktığı büyücüye değil sadece uzun boylu adama döndü. Başını biraz fazlaca yukarı kaldırması gerekiyordu bu kişiyle konuşurken ve bu yüzden bir adım geriye attı.
"Gezgin mucit Hastlisch. Büyük yada küçük, araç yada alet, karmaşık yada basit,büyülü yada bilimsel, yıkım yada yapım hepside uzmanlık alanıma girer."
İleride kendisini tanıtan bir kart yapabilirdi. Anlatacağı her şeyi bu karta yazardı ve insanların onu hatırlamasını da sağlayabilirdi.
"On kasaba dolaylarında uçuyordum ve bir şenlik olduğunu sanarak bu yöne saptım ama yönünü değiştiren rüzgarla kara dumanların içine girerek önümü göremez oldum. Ne yazık ki ejder kanadım yere çakıldığımda parçalandı. Siz burada ne için bulunuyorsunuz ve burada ne oldu?"
Aklı ona oyun oynamıştı demek. Bazen o bile unutabiliyordu veya şaşırabiliyordu. Schön"ün de hatırlayıp hatırlamadığını anlamak için ona baktı. Kuş sadece kasaba evleri üstünde dans eden alevleri seyrediyordu. Hayır o da hatırlamıyordu!
Tekrar büyücüye döndüğünde onun çantasından bir şeyleri çıkarttığını gördü. Bir kese ve bir taş.
Burnuna kötü kızarmış hatta ateşte fazla kaldığından yanmış et kokusu dolduğu anda burnunu baş parmağı ve işaret parmağı arasına sıkıştırdı. Bu neyin kokusu olabilirdi acaba. Bunca büyük bir yangının özellikle çıkartılmış olması gerekirdi. Gelen ordudan haberdar olan halk bu saldırıdan kaçmış mıydı? Yoksa savaşmış mıydı? Cervantes savaşmayı düşünüyor gibi gelmişti ona. Ama zaten kişileri anlamakta her zaman çok zorlanmıştı. Eğer kaçmamışlarsa bütün insanları yandığı aklına geldi. Belki de içeride hala devam eden bir savaş vardı. Kasabaya karşı geleceği düşünülen ordunun adamları.
Belki de bu kokunun sebebi yakındaki bir cesedin yanışıydı. Bu sebeple bu kadar yoğun doluyordu burnuna. Anlamasını sağlayacak bir şeyler var mı diye etrafına baktı. Kendisinin görmesi çok zordu ama Schön yüksekten uçarak etrafa bakabilirdi.
Bu grup oldukça iyi müşterilerle dolu gibiydi ama ona güvenmeleri de gerekiyordu. Nedense kişiler ona güvenmekte hep zorlanmışlardı şimdiye kadar hep insanlara güvenilir olduğunu ispatlaması gerekmişti ve artık buna alışmıştı. Kasabada yaşayan birilerini bulması ve bu topluluğa haber vermesi potansiyel müşterilerinin ona daha sıcak kanlı davranmasını sağlayabilirdi.
Gnom grubun üstünde bir kere daha gözlerini gezdirdi. Kaybolanlarla birlikte oldukça kalabalık oldukları açıktı. Kalabalık!
*Peki ya onlara da bu kasabayı yok etmeye gelen kişilerdense!*
Gözlüklerinin ardında irileşmiş gözlerle tekrar büyücüye baktı. Hafızası onu yanıltmıştı. Bu o büyücü değildi. Peki onlara nasıl güvenebilirdi ki artık? Onların yanına Schön'ün yaptığı o umarsızca hareket yüzünden gelmişti. Sadece o kuşa olan kızgınlığı yüzünden kendini kaybettiğinden yada onu korumak için. şu anda kendiside bilmiyordu! Tanımadığı insanları arasında kısılı kalmıştı. Daha da önemlisi şimdi aklında her şey canlanıyordu. Orada gördüğü bir kara elfti yani cüce dostlarının, adlarını hep nefretle ağızlarına aldıkları varlıklardan biri. Gerçektende bir el kadar narin ve kibar duruyorlardı ama içlerinde kötülük tanıdığı elflerin hepsininkinden çok daha büyüktü.
Derken uzun boylu adamın yüzüne baktı. Temizlemek için miğferini çıkartmıştı. Böyle bir yüze sahip kötü biri olabilir miydi? Sanki bir meleğe benziyordu, bir kanatları eksikti. Ancak yüzlen insanların asla değerlendirilemeyeceği kendine yapılanlardan ötürü en iyi bilenlerden biriydi Hastlisch. saf bir yüzün ardında yada karaelfler gibi güzel bir yüzün ardında kara düşünceler yatabilirdi.
İşte şimdi gerçektende ikilemde kalmıştı. Kendinden daha iyi bir kişilik analizcisi olan Shön'e baktı. O onların yanında rahattı.
*Belki de Schön'ün yolunu seçmeliyim*
diye düşünürken kuş tekrar Hastlisch'in gözlerinin içine baktı. Bu sefer daha anlamlı bakıyordu. Schön'ün içindeki rahatlığı hissetti ve Schön'de Hastlisch'in içindeki huzursuzlukları omuzuna kadar uçup konarak dağıttı.
Duygularının kontrolünde de, hissetmesinde de kendini bildi bileli başarısız olan Gnom söz konusu Schön olduğunda her zaman orta yolu bulurdu. Kendini tanıtacaktı, ancak biraz temkinli olmakta yarar vardı. Saldıran ordunun da savunan ordunun da yardım etmek isteyenlerinde hoşuna gidebilecek sözleri aklında toparlamaya çalıştı.
Kendisiyle fazla ilgilenmediği için Eldarin olduğunu düşündüğü ve her nasılsa haklı çıktığı büyücüye değil sadece uzun boylu adama döndü. Başını biraz fazlaca yukarı kaldırması gerekiyordu bu kişiyle konuşurken ve bu yüzden bir adım geriye attı.
"Gezgin mucit Hastlisch. Büyük yada küçük, araç yada alet, karmaşık yada basit,büyülü yada bilimsel, yıkım yada yapım hepside uzmanlık alanıma girer."
İleride kendisini tanıtan bir kart yapabilirdi. Anlatacağı her şeyi bu karta yazardı ve insanların onu hatırlamasını da sağlayabilirdi.
"On kasaba dolaylarında uçuyordum ve bir şenlik olduğunu sanarak bu yöne saptım ama yönünü değiştiren rüzgarla kara dumanların içine girerek önümü göremez oldum. Ne yazık ki ejder kanadım yere çakıldığımda parçalandı. Siz burada ne için bulunuyorsunuz ve burada ne oldu?"
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Dioraveni, duraksadı. demek insan kızıda buraya yeni gelmişti. yapacak başka birşeyi varmıydı ki?
buraya yeni gelmşti ve macera yaşamak istiyorsa birşeyler öğrenmeliydi.
bunun için yürümeye başlayan kadını takip etti.. ilyamin yaşlı kadının koluna girmişti. kendiside tam yürüyecekti ki kendi kibar deri botlarına baktı. ayakları yerde burkulabilirdi, hemde sevdiği botlarına taşlar batıp delebilirdi.
bu yüzden heavenbreeze in sırtın pek acele etmeden çıktı ve atını hafifçe dizginleyerek tören yürüşüne geçirdi. asil midilli başını yukarıda tutarak, ve bacaklarını hafifçe kırarak nal seslerini sokaklarda çınlattı...
Dioravenide yaşlı bayanın evine konuk gidecekti...
buraya yeni gelmşti ve macera yaşamak istiyorsa birşeyler öğrenmeliydi.
bunun için yürümeye başlayan kadını takip etti.. ilyamin yaşlı kadının koluna girmişti. kendiside tam yürüyecekti ki kendi kibar deri botlarına baktı. ayakları yerde burkulabilirdi, hemde sevdiği botlarına taşlar batıp delebilirdi.
bu yüzden heavenbreeze in sırtın pek acele etmeden çıktı ve atını hafifçe dizginleyerek tören yürüşüne geçirdi. asil midilli başını yukarıda tutarak, ve bacaklarını hafifçe kırarak nal seslerini sokaklarda çınlattı...
Dioravenide yaşlı bayanın evine konuk gidecekti...

-
Horcoel_Baator
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 673
- Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
- Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
- Contact:
Horcoel bir an duraksadı ve sessizce ''Yıkılan binada canlı olup olmadıgını öğrenmeliyiz..'' dedi Elfçe V'ladhek..''Tabi canlı kaldıysa..''Sesi meraklı ve üzgündü..
İçindeki son canlı kırpıntılarını da yokedecek bir hızla yayılan yangına baktı bu sırada..Bu yangın söndürülse de biliyorduki etkileri söndürülemiyecekti..Tüm o katledilen masumlar..Oh hayır..Ne yaparlarsa yapsın burası asla eskisi gibi olmayacaktı..
Dakikalarının sınırlı oldugunun farkına varan paladin V'ladhek e seslendi..''şu ana kadar hep kalbimin beni götürdüğü yolda ilerledim ve kalbim şu anda yaşam bulma imkanı varken bunu tersleyemeyeceğim gerçeğini gösteriyor bana.. Anlayacagın dostum..Yıkıntılara gidiyorum..Ve sizi peşimden sürükleyemem..Ã?ünkü yanılıyor da olabilirim ve toplu görevimiz benden daha önemli..Grubun başına sen geç ve onları şu(Orcların dikkatini çekmeyecek bir doğrultu gösterdi) doğrultuda ilerlet..Buldugunuz her yaşam belirtisini değerlendirin ve Orcların gözüne gözükmemeye çalışın..Ne olursa olsun onkasabanın gerisine ne oldugu öğrenilmeli..Söz ver bana!! Bu bilgiyi edinecek ve ne olursa olsun Usta Eldarin e götüreceksin..''
''şimdilik yolumuz ayrılıyor Sör V'ladhek..Ben kurtarabildigim hayatları kurtarmaya yada bu uğurda canımı vermeye hazırım..Ama şimdi senin görevin benimkinden daha önemli..Belkide sonunda binlerce kişinin hayatını kurtarabilecek bir bilgiyi edinmek..Haydi ışığın koruyucusu..Durma ve görevini yap..''
(Söyledigim her söz elfçe ve fısıltıdır..)
Ardından ortak dilde bir fısıltı ile..
''şimdilik yolumuz ayrılıyor yoldaşlarım'' dedi yarı hüzünlü sesiyle..''Yıkıntılarda canlı olup olmadıgını araştırmaya gidiyorum..Sizler ise istenilen bilgiyi araştıracaksınız..Bu hem kısıtlı zamanımızdan tasarruf..Hemde sizi peşimden tehlikelere sürüklemememi sağlayacak..Bilgiyi aldığınız anda Usta Eldarin e bildirin..şu anda bilgi herşeyden daha çok önemli..İlerleyişinizde artık size Paladin V'ladhek rehberlik edecek..Onun ayakizlerini takip edin..''
''Aranızda çıkacak iç anlaşmazlıkları şimdilik gözardı da etmeyi unutmayın..ZAMAN KISITLI..''
''Bir şey daha..Eğer benden 1 saat içinde haber alınamazsa sakın beni beklemeyin..Bu senin içinde geçerli V'ladhek..''diye de ekledi hızlıca..
''Kutsal ışık size gitmeniz gereken yolu gösterecektir..Sadece onu izlemeye devam edin..''dedi ve harabelere doğru hızla ilerledi..
İçindeki son canlı kırpıntılarını da yokedecek bir hızla yayılan yangına baktı bu sırada..Bu yangın söndürülse de biliyorduki etkileri söndürülemiyecekti..Tüm o katledilen masumlar..Oh hayır..Ne yaparlarsa yapsın burası asla eskisi gibi olmayacaktı..
Dakikalarının sınırlı oldugunun farkına varan paladin V'ladhek e seslendi..''şu ana kadar hep kalbimin beni götürdüğü yolda ilerledim ve kalbim şu anda yaşam bulma imkanı varken bunu tersleyemeyeceğim gerçeğini gösteriyor bana.. Anlayacagın dostum..Yıkıntılara gidiyorum..Ve sizi peşimden sürükleyemem..Ã?ünkü yanılıyor da olabilirim ve toplu görevimiz benden daha önemli..Grubun başına sen geç ve onları şu(Orcların dikkatini çekmeyecek bir doğrultu gösterdi) doğrultuda ilerlet..Buldugunuz her yaşam belirtisini değerlendirin ve Orcların gözüne gözükmemeye çalışın..Ne olursa olsun onkasabanın gerisine ne oldugu öğrenilmeli..Söz ver bana!! Bu bilgiyi edinecek ve ne olursa olsun Usta Eldarin e götüreceksin..''
''şimdilik yolumuz ayrılıyor Sör V'ladhek..Ben kurtarabildigim hayatları kurtarmaya yada bu uğurda canımı vermeye hazırım..Ama şimdi senin görevin benimkinden daha önemli..Belkide sonunda binlerce kişinin hayatını kurtarabilecek bir bilgiyi edinmek..Haydi ışığın koruyucusu..Durma ve görevini yap..''
(Söyledigim her söz elfçe ve fısıltıdır..)
Ardından ortak dilde bir fısıltı ile..
''şimdilik yolumuz ayrılıyor yoldaşlarım'' dedi yarı hüzünlü sesiyle..''Yıkıntılarda canlı olup olmadıgını araştırmaya gidiyorum..Sizler ise istenilen bilgiyi araştıracaksınız..Bu hem kısıtlı zamanımızdan tasarruf..Hemde sizi peşimden tehlikelere sürüklemememi sağlayacak..Bilgiyi aldığınız anda Usta Eldarin e bildirin..şu anda bilgi herşeyden daha çok önemli..İlerleyişinizde artık size Paladin V'ladhek rehberlik edecek..Onun ayakizlerini takip edin..''
''Aranızda çıkacak iç anlaşmazlıkları şimdilik gözardı da etmeyi unutmayın..ZAMAN KISITLI..''
''Bir şey daha..Eğer benden 1 saat içinde haber alınamazsa sakın beni beklemeyin..Bu senin içinde geçerli V'ladhek..''diye de ekledi hızlıca..
''Kutsal ışık size gitmeniz gereken yolu gösterecektir..Sadece onu izlemeye devam edin..''dedi ve harabelere doğru hızla ilerledi..
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
the ones I love will always be the ones who pay..''
V'ladhek Horcoel'i dinledi sessizce ...İsteksizce " Söz veriyorum dostum ama sende bana bir söz ver...Onlara yakalanma..." dedi...
Daha sonra "Merak etme Horcoel zamanımızın kısıtlı olduğunu biliyorum...En küçük bir hayat belirtisini bile atlamayacağız...Emin ol.." dedi ve dostunun omzuna elini koydu yavaşça gülümsedi...
" Kutsal ışık seninle de olsun dostum dikkat et kendine... " dedi huzursuzca...Ama huzursuzluğunu gülümsemeyle örtmeye çalıştı...
Sonra Horcoel harabelere doğru hızla ilerledi...
" Harbormm.." dedi sessizce " arkamdan gelin , ayak izlerimi takip edin.."dedi ve ilerideki sokağa bakarak " dikkatli olmalıyız ve biran önce birilerini bulmalıyız zamanımız azalıyor..." yavaşça ilerdeki yola doğru gitti ... Sessizce yürüyordu ve sokaktaki her eve dikkatlice bakıyordu yavaşça ilerlerken...
Daha sonra "Merak etme Horcoel zamanımızın kısıtlı olduğunu biliyorum...En küçük bir hayat belirtisini bile atlamayacağız...Emin ol.." dedi ve dostunun omzuna elini koydu yavaşça gülümsedi...
" Kutsal ışık seninle de olsun dostum dikkat et kendine... " dedi huzursuzca...Ama huzursuzluğunu gülümsemeyle örtmeye çalıştı...
Sonra Horcoel harabelere doğru hızla ilerledi...
" Harbormm.." dedi sessizce " arkamdan gelin , ayak izlerimi takip edin.."dedi ve ilerideki sokağa bakarak " dikkatli olmalıyız ve biran önce birilerini bulmalıyız zamanımız azalıyor..." yavaşça ilerdeki yola doğru gitti ... Sessizce yürüyordu ve sokaktaki her eve dikkatlice bakıyordu yavaşça ilerlerken...
Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
Salvador derin bir nefes aldı.Adamların suratlarındaki korkuyu titreyen meşale ateşinde bariz bir şekilde seçebiliyordu.Salvador elinde meşalesi olan adamlardan birine yaklaştı ve meşaleyi eline aldı.Herkesin bir bir gözlerinin içine bakarak onlara cesaret vermeye çalıştı.
"Beyler insanlar için bu mağarayı araştırmamız gerekiyor.Bunu hepiniz biliyorsunuz. Bu yüzden gözlerinizi dört açın ve belli bir düzende aranızı açmadan beni takip edin."
Salvador cümlesini bitirdikten sonra arkasını dönerek ağır adımlarla ilerlemeye başladı. Askerlerini cesaretlendirmek için en önden meşaleyi taşıyordu.Salvador un umacağı tek şey mağaranın insanların saklanabileceği ve güvende kalacağı bir yer olması gerektiğiydi...
"Beyler insanlar için bu mağarayı araştırmamız gerekiyor.Bunu hepiniz biliyorsunuz. Bu yüzden gözlerinizi dört açın ve belli bir düzende aranızı açmadan beni takip edin."
Salvador cümlesini bitirdikten sonra arkasını dönerek ağır adımlarla ilerlemeye başladı. Askerlerini cesaretlendirmek için en önden meşaleyi taşıyordu.Salvador un umacağı tek şey mağaranın insanların saklanabileceği ve güvende kalacağı bir yer olması gerektiğiydi...
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Cervantes avluya indiğinde mülteciler için hazırlanmış geçici kampın tamamlanmış olduğunu gördü. şafağa birkaç saat daha vardı. Bu yüzden insanlar minnetle kendilerine ayrılmış brandaların altına giriyorlardı. Bazıları çoktan uyumuştu bile. Küçük bir oğlan, bir yanında annesi bir yanında da babasıyla birlikte uyuyordu. Babası hem onu hem de annesini korumak istercesine sıkı sıkı sarmıştı. Başka bir köşede ailelerini vebada kaybetmiş olan iki kardeş birbirlerine sokulmuşlar, düzenli bir şekilde nefes alıp vererek uyuyakalmışlardı. Cervantes atına atlayıp insanları uyandırmamak için elinden geldiğince yavaşça aralarından geçerken, uyuyanlardan bazıları korkuyla sıçradı. Henüz uyumamış olanlarsa yüzlerindeki yılgınlık ve arayış ifadesiyle Cervantes"i izledi.
Kapılar henüz kapanmamıştı. Kale halen güvenli surlarının arkasına sığınmak isteyenleri buyur edercesine kapılar ardına kadar açıktı. Cervantes buradan geçerken surlardaki yorgun-hatta bir kısmı uyuklayan-nöbetçilerin bazıları dönüp selam durdular. Cervantes kapıdan geçtiği zaman atını hafifçe mahmuzladı. At hızını arttırarak eğimli arazide aşağıdaki köye doğru hızla inmeye başladı.
Kapılar henüz kapanmamıştı. Kale halen güvenli surlarının arkasına sığınmak isteyenleri buyur edercesine kapılar ardına kadar açıktı. Cervantes buradan geçerken surlardaki yorgun-hatta bir kısmı uyuklayan-nöbetçilerin bazıları dönüp selam durdular. Cervantes kapıdan geçtiği zaman atını hafifçe mahmuzladı. At hızını arttırarak eğimli arazide aşağıdaki köye doğru hızla inmeye başladı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Salvador en önde elinde meşalesiyle ilerliyordu. Arkasındaki askerler her ne kadar korkmuş olsalar da onu izliyorlardı. Salvador askerlerden birisinin, halkı buraya saklamanın delice bir şey olduğunu mırıldandığını duydu.
Mağara aşağı doğru çok hafif bir eğim kazanmıştı. Ã?yle ki Salvador bunu güçlükle fark edebildi. Mağara, ilerledikçe genişliyor gibiydi.
En sonunda Salvador öyle aniden durdu ki arkasındakiler ona çarptı. İleriden çok hafif, garip bir ses geliyordu. Metalik bir cikleme gibiydi ama kesin bir şey söylenemezdi.
Mağara aşağı doğru çok hafif bir eğim kazanmıştı. Ã?yle ki Salvador bunu güçlükle fark edebildi. Mağara, ilerledikçe genişliyor gibiydi.
En sonunda Salvador öyle aniden durdu ki arkasındakiler ona çarptı. İleriden çok hafif, garip bir ses geliyordu. Metalik bir cikleme gibiydi ama kesin bir şey söylenemezdi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
"Ah" dedi yaşlı kadın ve aniden Ilyamain"in kolundan çıkıp Dioraveni"ye doğru gitti ve dizginleri onun elinden aldı.
"Bana bırak hayatım, ben hallederim. Siz eve doğru gidin. Bakın şurası."
Yaşlı kadın birkaç metre ötedeki bir evi işaret etti. Ev büyükçeydi ve yanında bir ahır bulunuyordu. Ev tıpkı diğer evler gibi taştan yapılmıştı. Açık kapısından dışarıya bir şömine ateşinin dans eden ışıkları vuruyordu.
"Bana bırak hayatım, ben hallederim. Siz eve doğru gidin. Bakın şurası."
Yaşlı kadın birkaç metre ötedeki bir evi işaret etti. Ev büyükçeydi ve yanında bir ahır bulunuyordu. Ev tıpkı diğer evler gibi taştan yapılmıştı. Açık kapısından dışarıya bir şömine ateşinin dans eden ışıkları vuruyordu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Slach yaslandığı ağaçtan ayrıldı ve yere serili olan pelerinini aldı. Ne gariptir ki pelerin-bu karanlıkta görülebildiği kadarıyla-kirlenmemişti. Ne kan lekesi vardı ne toprak ne de çamur.
Pelerinini sırtına atan Slach, atına bindi ve dizginlere asılarak atını kuzeye, kaleye doğru, döndürdü. Limerik Ormanı"na gireli daha birkaç dakika olmuştu zaten. Bir saate kalede olurdu. şanslıysa kimse onun yokluğunu fark etmemiş olurdu.
At hızlı bir tempoyla ağaçların arasından ilerlemeye başladı. Sonra büyük bir kişnemeyle durdu. Tam o anda atın önüne kocaman bir örümcek atladı.
Pelerinini sırtına atan Slach, atına bindi ve dizginlere asılarak atını kuzeye, kaleye doğru, döndürdü. Limerik Ormanı"na gireli daha birkaç dakika olmuştu zaten. Bir saate kalede olurdu. şanslıysa kimse onun yokluğunu fark etmemiş olurdu.
At hızlı bir tempoyla ağaçların arasından ilerlemeye başladı. Sonra büyük bir kişnemeyle durdu. Tam o anda atın önüne kocaman bir örümcek atladı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest