Fırtına... sel... deprem... (RP ZORUNLUDUR)
Tenthor'un atına daha önce hiç bu kadar hızlı binmemişti. Rüzgar yüzünü dondururken ılık damlalar adeta ateştopları gibi geliyordu... Bir anda kara bulutların gölgesine girdiğinde her yer kapkaranlık olmuştu. Atı müthiş bir huzursuzlukla kişnerken, Tenthor siyahi savaşçıya yetişmişti. Yüzüne düşen damlalar cildini asit gibi yaktığında Tenthor atının neden huzursuzlandığını anladı.
Sülfür kokusu burnunda alevlendiğinde yağan şeyin yalnızca su olmadığını farketti. Kara topraklara ulaşmış olduklarını farketmedi Tenthor ve atının yere kapaklanmasıyla bir anda kendini havada buldu. Ağır zırhlı adam havada dengesini sağlamaya çalıştı ve tam olarak başaramadıysa da kafasını karnına kadar çekmesi sayesinde boynunu kırılmaktan kurtardı. Omuzlarının üstüne düşen Tenthor bir takla atıp sırt üstü çamura kapaklandı. Zırhından sızıp sırtından içeri giren sıvının derisini yakmaya başladığını hissetti. Fakat vücudunda anlam veremediği büyük bir güç ortaya çıkmıştı. Üzerindeki zırhın ağırlığı azalmış gibiydi ve istese elleriyle demiri bükebilecek gibi hissetti. Fakat kendini sarsıntıdan mı yoksa iğrenç sülfür kokusundan mıdır bilinmez biraz sarhoş gibi hissediyordu...
(RP dışı: +4 Strength -2 Wisdom)
Sol omzundaki ağrıyla yüzü buruştu. Büyük ihtimalle çıkmıştı. Fakat onu dehşete düşüren atının kişneyerek can çekişmesinin sesiydi. Toprak üzerinde hiç bir canlı kalmamıştı. Bitkiler kül olmuş, böcekler ve hayvanlar ise çamur...
Elf beyi Talon kendisini geçen atlının adeta bir engele takılmışçasına uçtuğunu gördü. Adamın hayatta kalmış olması imkansızdı... Yüzüne çarpan yağmur damlaları ise ılık ve acı vericiydi... Kara toprakların başlangıcı biraz ilerisindeydi...
Sülfür kokusu burnunda alevlendiğinde yağan şeyin yalnızca su olmadığını farketti. Kara topraklara ulaşmış olduklarını farketmedi Tenthor ve atının yere kapaklanmasıyla bir anda kendini havada buldu. Ağır zırhlı adam havada dengesini sağlamaya çalıştı ve tam olarak başaramadıysa da kafasını karnına kadar çekmesi sayesinde boynunu kırılmaktan kurtardı. Omuzlarının üstüne düşen Tenthor bir takla atıp sırt üstü çamura kapaklandı. Zırhından sızıp sırtından içeri giren sıvının derisini yakmaya başladığını hissetti. Fakat vücudunda anlam veremediği büyük bir güç ortaya çıkmıştı. Üzerindeki zırhın ağırlığı azalmış gibiydi ve istese elleriyle demiri bükebilecek gibi hissetti. Fakat kendini sarsıntıdan mı yoksa iğrenç sülfür kokusundan mıdır bilinmez biraz sarhoş gibi hissediyordu...
(RP dışı: +4 Strength -2 Wisdom)
Sol omzundaki ağrıyla yüzü buruştu. Büyük ihtimalle çıkmıştı. Fakat onu dehşete düşüren atının kişneyerek can çekişmesinin sesiydi. Toprak üzerinde hiç bir canlı kalmamıştı. Bitkiler kül olmuş, böcekler ve hayvanlar ise çamur...
Elf beyi Talon kendisini geçen atlının adeta bir engele takılmışçasına uçtuğunu gördü. Adamın hayatta kalmış olması imkansızdı... Yüzüne çarpan yağmur damlaları ise ılık ve acı vericiydi... Kara toprakların başlangıcı biraz ilerisindeydi...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Thlyrotel sessizce böcayının hareketlerini izledi bir süre, aslında ne yapacağını çok merak ediyordu dev yaratığın, ama hana gitmenin daha mantıklı olduğunu düşündü, böcayı her ne yapıyorsa, kendi başının çağresine bakabilirdi.. sonra arkasını dönen elf sessizce evin diğer kısmına doğru ilerledi, orada kimse olmadığına emin olduktan sonra, bir gölge gibi çatıdan aşağıya indi, diz çökmüş durumda sağa sola baktı önce; hala kimsecikler yoktu, hızla elini başına getirdi ve açılan kapşonunu başına yerleştirdi, sonra insanların arasından sanki onlardan birisiymiş gibi geçti, hanın kenarına doğru bir pencereye yaklaştı.. önce içeriyi görmek istemişti..
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Tenthor acısını hiçe sayarak zavallı hayvanın yanına gitti. Hayvan acıyla kişniyordu, Tenthor kılıcını çekerek hayvanın yanına yanaştı. Düzgün bir açıyla kılıcı atın boynuna indirip şah damarını kesti... Daha sonra; çevresini bakındı - topraktan yayılan kötülüğü hisetti. Gözleri lanetli adamı aradı...
Bir çıkmazın içindeymiş gibi hisseder Romedahl. Bundan sonra ne yapacağı konusunda hiçbir fikri yoktur ve hayatta hiç kimsesi kalmadığı için kendini çok yalnız hisseder ve der ki;
- "Artık yalnızım ve daha kötüsü hayatıma nasıl yön vereceğim konusunda en ufak bir fikrim yok."
- "Daha yaşın çok genç. Birçok şey yapabilirsin. Herkes kendine bir yol çizer ve o yolun sonunda geriye dönüp baktığında kendi kendine sorarsın acaba ben amacıma ulaşabildim mi diye. Bu yüzden fazla kendini yorma, kendine bir amaç belirle ve o amaç için uğraş."
Romedahl suskundur..düşüncelidir..
- "Ne yapacağını mı düşünüyorsun genç?"
- "Bana yolun sonu demiştin ya, bence bu sona çok yakınım ben ve geriye dönüp baktığımda görebileceğim tek şey; tarlayı nasıl sürdüğüm olur herhalde"
- "Hehe.. Bırakta buna zaman karar versin."
Tudor, Romedahl"ın omzuna elini koyar, gözlerine bakmaktadır ve aniden sorar;
- "Bir savaşçı olmak ister misin? Gerçek bir savaşçı.."
- "İyi ama nasıl olacak bu?"
- "Sana bu işin inceliklerini öğretirim. Nasıl saldıracağın, nasıl kendini savunacağın ve kafandaki diğer sorular.."
Romedahl şaşırmıştır, kendisini öldürmek istediği bir adamdan kesinlikle böyle bir teklif beklemiyordu. Biraz düşündü ama düşünmenin bir anlamı yoktu. Ã?ünkü zaten yalnız kalmıştı kafasından geçen başka hiçbir düşünce yoktu. Teklifi kabul etmeye karar verir;
- "Neden olmasın!"..
- "Artık yalnızım ve daha kötüsü hayatıma nasıl yön vereceğim konusunda en ufak bir fikrim yok."
- "Daha yaşın çok genç. Birçok şey yapabilirsin. Herkes kendine bir yol çizer ve o yolun sonunda geriye dönüp baktığında kendi kendine sorarsın acaba ben amacıma ulaşabildim mi diye. Bu yüzden fazla kendini yorma, kendine bir amaç belirle ve o amaç için uğraş."
Romedahl suskundur..düşüncelidir..
- "Ne yapacağını mı düşünüyorsun genç?"
- "Bana yolun sonu demiştin ya, bence bu sona çok yakınım ben ve geriye dönüp baktığımda görebileceğim tek şey; tarlayı nasıl sürdüğüm olur herhalde"
- "Hehe.. Bırakta buna zaman karar versin."
Tudor, Romedahl"ın omzuna elini koyar, gözlerine bakmaktadır ve aniden sorar;
- "Bir savaşçı olmak ister misin? Gerçek bir savaşçı.."
- "İyi ama nasıl olacak bu?"
- "Sana bu işin inceliklerini öğretirim. Nasıl saldıracağın, nasıl kendini savunacağın ve kafandaki diğer sorular.."
Romedahl şaşırmıştır, kendisini öldürmek istediği bir adamdan kesinlikle böyle bir teklif beklemiyordu. Biraz düşündü ama düşünmenin bir anlamı yoktu. Ã?ünkü zaten yalnız kalmıştı kafasından geçen başka hiçbir düşünce yoktu. Teklifi kabul etmeye karar verir;
- "Neden olmasın!"..
Only God can Judge me!
Esen öyle yorulmuştu ki , daha fazla dayanamadı ve bir an için gözlerini handa gezdirdi. Bu hana geldiğinden beri , sürekli tetikte beklemek onu iyice yormuştu. Hanın kapısı kırılmıştı. Üstelik lanetlenmiş bir yaralı adam tarafından ... Daha neler görecekti. Kırık kapının dışından tuhaf sesler duyduğunu sanıp dışarıya baktı. Soğuk hava içini ürpertti. Bu yer tam bir kötülük yuvası gibiydi. Derken ani bir hareketle kendisini han kapısıdan dışına attı. Sırtını bir duvara yasladı. Kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki. Derin derin nefes aldı. Biraz sonra kendisine gelmişti. Bu günlük yaşadıkları onun için yeterliydi. Hana girmeden önce, atını bağladığı ahıra doğru yavaş yavaş yürüdü. Belkide en güvenilir yer ahır olabilirdi.
-
Türklider
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1308
- Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
- Location: AFYON! Hehehehe...
Saygılarımla...Sırıtarak buçukluğa baktı böcayı. Sırıtışı, dişlerini ortaya çıkarmıştı. Buçukluğun ya susmasını ya da kendisini anlayabilecek birini çekmesini umuyordu.
Çok beklemesine gerek kalmadan, sesi duyduğundan mı yoksa buçukluğu merak ettiğinden mi böcayının tam kestiremediği birisi çıktı dışarı... Ezakiel çabuk davranmalıydı.
"Kıpırdarsan bu buçukluğu bi tarafına sokarım!" derken buçukluğu baltasının önünden çekiyordu. "Sakın ses çıkarma!" ve buçukluğu susturmak için ağzını kapattı; istediği olmuştu...
"Eğer kıpırdarsan, o kapıyı yeniden açamadan yanına gelirim ve seni parçalara ayırırım!" umuyordu ki blöfü işe yarasın...
Türklider...
Thlyrotel dikkatle hanın içerisini izledi pencereden, herkes çok şaşkındı.. öylece birbirlerine bakıyorlardı.. "Haklılar" diye iç geçirdi elf.. "vahşi doğa" sözünün ne kadar doğru olduğu üzerine düşünüyordu şimdi, "Vahşi insan" dedi içinden.. hafifçede gülümsüyordu bunları söylerken, galiba böcayının espri anlayışı onada bulaşmıştı.. ancak hızla ortamda inleyen nal sesleri bu gülümseyişini durdurdu elf'in.. kızıl saçlı biri, adamın peşinden dört nala yola çıkmıştı, bir süre daha bekledi elf.. çevreyi gözetlemek.. sonuna kadar, hep bu sayede hayatta kalmıştı elf; şimdide dinliyordu.. kızıl saçlının ardından birisi daha çıkmıştı dışarı.. sonra çatıdan böcayı'nın sesini duydu..."Ezakiel!!!" bu sözü sesli söylediğinin farkında değildi.. daha fazla duramazdı hanın önüne doğru yöneldi, orada Ezakiel'i ve elindeki buçukluğu fark etti.. bu görüntü bir tokat gibi patladı yüzünde elf'in, Böcayı ne yaptığını bilmiyor olmalıydı.. ve o anda aşağıdaki iri kalıplı dişi ile konuşuyordu.. tehdit edercesine..
elf görünmeyeceği bir açıya geçti.. yayını ilk kez tereddütle kaldırıyordu.. oku gerdi.. okun ucunda böcayının eli vardı... eğer yanlış bir şey yapacak olursa.. inleyen bir kiriş sesi yankılanacaktı...
elf görünmeyeceği bir açıya geçti.. yayını ilk kez tereddütle kaldırıyordu.. oku gerdi.. okun ucunda böcayının eli vardı... eğer yanlış bir şey yapacak olursa.. inleyen bir kiriş sesi yankılanacaktı...
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Han'da oturmaktan sıkılmıştı.Yorgundu ama dinlenemiyordu.Ortam fazla kalabalıklaşmıştı bu onu daha fazla rahatsız etmeye başlamıştı,sandalyesinden kalktı Elfa ve Majenta'nın sorgulayan bakışlarını gördü bunun üzerine "Birazdan gelirim" diye yanıtladı.Han'ın çıkış kapısına doğru yöneldi.Dışarıya çıktığında hafif bir esinti yüzünü okşadı derin bir nefes aldı şimdi kendini daha iyi hissediyordu...Etrafda bazı kıpırdanmalar ve sesler işitsede aldırmadı.Belkide burda yaşayan insanlardan şu garip fırtına ve lanetli adam hakkında birşeyler öğrenebilirdi,hoş buranın insanlarıda pek misafirperver sayılmazdı yinede şansını denemeliydi.Köyün ıssız sokaklarında ilerlemeye başladı etrafta kimseye rastlamamıştı üstelik bütün sokaklar birbirine benziyordu.Birden kayboldum fikrine kapıldı hızla arkasına döndü ama hep dümdüz gitmişti karmaşık yollara pek rastlamamıştı...
Bir an durdu ve etrafını dinlemeye başladı bir ses duymuştu belkide esen rüzgarın uğultusunda başka birşey değildi.İnce bir ses sanki acıçekiyormuş gibi inliyordu,tam önünde durduğu ara bir sokaktan geliyordu,etraf kararmaya başladığı için sokağı rahat göremiyordu,belki yaralı biriydi ve yardım istiyordu sesin neyin ve kime ait olduğunu bilmiyordu ama merak ve yardımetme duygusunu bastıramıyordu.Yavaşça yutkundu ve sesin geldiği yöne doğru yürümeye başladı. Kalp atışları kulağında zonkluyordu,ses çok farklı ve inceydi sesin sahibi kızmı erkekmi kestiremiyordu. Erkek olduğunu varsayarak konuştu.
"Bayım siz iyimisiniz eğer yaralıysanız yardımcı olabilirim" kendi sesinin bile titrediğini farketti bu karanlık sokakta sesi tuhaf bi yankı yapmıştı.Zaten hiçbirşey göremiyordu yürümeyi bıraktı ve kıpırtısız durdu,gelicek yanıtı bekledi.Sanki bütün dünya nefesini tutmuş bekliyormuş gibi bir hisse kapıldı....
Bir an durdu ve etrafını dinlemeye başladı bir ses duymuştu belkide esen rüzgarın uğultusunda başka birşey değildi.İnce bir ses sanki acıçekiyormuş gibi inliyordu,tam önünde durduğu ara bir sokaktan geliyordu,etraf kararmaya başladığı için sokağı rahat göremiyordu,belki yaralı biriydi ve yardım istiyordu sesin neyin ve kime ait olduğunu bilmiyordu ama merak ve yardımetme duygusunu bastıramıyordu.Yavaşça yutkundu ve sesin geldiği yöne doğru yürümeye başladı. Kalp atışları kulağında zonkluyordu,ses çok farklı ve inceydi sesin sahibi kızmı erkekmi kestiremiyordu. Erkek olduğunu varsayarak konuştu.
"Bayım siz iyimisiniz eğer yaralıysanız yardımcı olabilirim" kendi sesinin bile titrediğini farketti bu karanlık sokakta sesi tuhaf bi yankı yapmıştı.Zaten hiçbirşey göremiyordu yürümeyi bıraktı ve kıpırtısız durdu,gelicek yanıtı bekledi.Sanki bütün dünya nefesini tutmuş bekliyormuş gibi bir hisse kapıldı....
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
Dharmon Brenne,etrafında olup bitenlerden oldukça memnundu.Han gittikçe kalabalıklaşmıştı ve bu olaya olan ilgi gitgide artıyordu.Sırtında kılıç olan adamın koşarak handan uzaklaşması onun üzerindeki mutlak iradesinin bir kanıtıydı ve bu durumda o adam düşündüğü şeydi,yanılmamıştı Brenne.Suratındaki o hain gülümseme kapüşonunun altında neredeyse kulaklarına kadar yayıldı.Ortalık artık iyice karışmıştı,adamın peşinden koşanları gördü.Biliyordu ki artık yapabilecekleri birşey yoktu,Brenne nin kölesi önüne ne çıkarsa çıksın emre mutlak itaat edecekti.
Dharmon Brenne bunları düşünürken yanına yaklaşan savaşçıyı farketti.Kuşkulu gözlerini onun üzerinde gezdirdi bu sırada adamın verdiği selamı duydu ve kapüşonu adama doğru döndü,kafa kısmı yavaşça eğilip kalkarken yanıt verdi.
-Selam savaşçı.
İşte başlıyor diye düşündü,işte başlıyor.Bu adamın etraftaki bir çok kişiyle yaptığı konuşmaları görmüştü.Yani eğer bu adamı ikna ederse muhtemelen 3-4 kişi daha bu adamla yola çıkardı.Kendisini sakinleştirdi sözcüklerini dikkatle seçmek için aklını herşeyden arındırdı söyleceği yalanlar dışında.şimdiden çoğunu birbiri ile bağlamıştı ve mükemmele yakın diye düşündü,kendisiyle gurur duydu.
Brenne nin hana girerken ve sonrasındaki küçük bir zaman diliminde içinde barındırdığı çekingenlik artık tamamiyle gitmişti.Burada,bu handa güvende olduğunu hissetti,kendisine kuşkuyla ve belki de düşmanca bakan gözlerden rahatsızlık duymuyordu artık.
Dharmon Brenne bunları düşünürken yanına yaklaşan savaşçıyı farketti.Kuşkulu gözlerini onun üzerinde gezdirdi bu sırada adamın verdiği selamı duydu ve kapüşonu adama doğru döndü,kafa kısmı yavaşça eğilip kalkarken yanıt verdi.
-Selam savaşçı.
İşte başlıyor diye düşündü,işte başlıyor.Bu adamın etraftaki bir çok kişiyle yaptığı konuşmaları görmüştü.Yani eğer bu adamı ikna ederse muhtemelen 3-4 kişi daha bu adamla yola çıkardı.Kendisini sakinleştirdi sözcüklerini dikkatle seçmek için aklını herşeyden arındırdı söyleceği yalanlar dışında.şimdiden çoğunu birbiri ile bağlamıştı ve mükemmele yakın diye düşündü,kendisiyle gurur duydu.
Brenne nin hana girerken ve sonrasındaki küçük bir zaman diliminde içinde barındırdığı çekingenlik artık tamamiyle gitmişti.Burada,bu handa güvende olduğunu hissetti,kendisine kuşkuyla ve belki de düşmanca bakan gözlerden rahatsızlık duymuyordu artık.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Efla'yı sandalyeye yerleştirdiler. Göz kapakları yarıya kadar kapalıydı. Bedeni bir ceset gibi yığılmıştı. Bir süre olan bitenden habersiz, öylece uyudu Efla. Andero'ya ulaşmasının verdiği huzura rağmen bu uyku asla huzurlu bir uyku olamazdı. Alsa...
Rüyasında gördüklerinin belli bir mantık bağıntısı yoktu. Saçma sapan olaylar oluyordu. Bağıran insanlar, çığlıklar, sanki işkence gören insan sesleri...Daha kötüsü de işkence gören ruhlar... Büyücününün nefes alıp vermesi hızlandı, huzursuzkuğu her halinden belliydi. Uykusunda en son gördüğü bir uçurumdu, sonu gözükmeyen bir uçurum. Ve Andero yine... Uçurumdan aşşağı atlıyordu. Efla kendinin de onu kurtarmak için uçurumdan atladığını farketti. Boşlukta süzüldü, süzüldü...
Efla'nın başı şakağından süzülen terle masadan kalktı. "Ohh" diyebildi. Neyseki bir rüyaydı. Ama onu huzursuz eden birşey vardı. Biliyordu ki bu rüyanın bir anlamı vardı. Rüyaları bazen ona birşey anlatırdı. Gerçek değildi tabiki. Ama belki gerçeğin puslu bir aynadaki görüntüsü... Bilemiyordu ki.
Gerçek hayata biraz olsun dönebildiğinde yanında Majenta ve Andero'yu farketti. Rahibe Lysana da buradaydı. Bu rahatlamasına neden oldu bir nebze. Bu durumda ihtiyaç duyacağı şey dostlarıydı ve de bir bardak su. "Su" diye mırıldanırken, çok rahat konuşamadığını farketti hala yorgundu. Ama uykudan kalkmasının da etkisi vardı. Dostları hancıdan hemen su istediler. Su geldi. Suyu içtikten sonra konuşabilir durumdaydı. Fakat fazla konuşmadılar. Efla da Andero'yu sorgulamadı. Bu yıllardan beri süregelen bi alışkanlıktı ikisinin arasında. Birbirlerine hep yardım ederlerdi ama sorgulamazlardı. Andero'yu tekrar süzdüğünde değişikliği daha iyi farketti. O bitkin ve bıkkın vücudunun ardındaki ruhun da değiştiğini sezdi. Andero eski Andero değildi artık. Ama hala Andero'ydu. Efla'nın dostu Andero...
Bir iki laf ettiler. Fazla konuşmadılar. Ama herkesiz yününden şaşkınlık ve huzursuzluk okunuyordu. Lysana kalkmak için izin istedi sonra. Dışarı çıkıyoru. Böyle bir yerde yanlız dolaşmak ne kadar akıllıca diye düşündü Efla. Kendisi sanki birtabur askerle mi gelmişti ki. "Ben de bir aptalım o zaman" diye güldü kendi kendine. Ama yine de Lysana'nın dışarı çıkma fikri hoşuna gitmemişti.
Rüyasında gördüklerinin belli bir mantık bağıntısı yoktu. Saçma sapan olaylar oluyordu. Bağıran insanlar, çığlıklar, sanki işkence gören insan sesleri...Daha kötüsü de işkence gören ruhlar... Büyücününün nefes alıp vermesi hızlandı, huzursuzkuğu her halinden belliydi. Uykusunda en son gördüğü bir uçurumdu, sonu gözükmeyen bir uçurum. Ve Andero yine... Uçurumdan aşşağı atlıyordu. Efla kendinin de onu kurtarmak için uçurumdan atladığını farketti. Boşlukta süzüldü, süzüldü...
Efla'nın başı şakağından süzülen terle masadan kalktı. "Ohh" diyebildi. Neyseki bir rüyaydı. Ama onu huzursuz eden birşey vardı. Biliyordu ki bu rüyanın bir anlamı vardı. Rüyaları bazen ona birşey anlatırdı. Gerçek değildi tabiki. Ama belki gerçeğin puslu bir aynadaki görüntüsü... Bilemiyordu ki.
Gerçek hayata biraz olsun dönebildiğinde yanında Majenta ve Andero'yu farketti. Rahibe Lysana da buradaydı. Bu rahatlamasına neden oldu bir nebze. Bu durumda ihtiyaç duyacağı şey dostlarıydı ve de bir bardak su. "Su" diye mırıldanırken, çok rahat konuşamadığını farketti hala yorgundu. Ama uykudan kalkmasının da etkisi vardı. Dostları hancıdan hemen su istediler. Su geldi. Suyu içtikten sonra konuşabilir durumdaydı. Fakat fazla konuşmadılar. Efla da Andero'yu sorgulamadı. Bu yıllardan beri süregelen bi alışkanlıktı ikisinin arasında. Birbirlerine hep yardım ederlerdi ama sorgulamazlardı. Andero'yu tekrar süzdüğünde değişikliği daha iyi farketti. O bitkin ve bıkkın vücudunun ardındaki ruhun da değiştiğini sezdi. Andero eski Andero değildi artık. Ama hala Andero'ydu. Efla'nın dostu Andero...
Bir iki laf ettiler. Fazla konuşmadılar. Ama herkesiz yününden şaşkınlık ve huzursuzluk okunuyordu. Lysana kalkmak için izin istedi sonra. Dışarı çıkıyoru. Böyle bir yerde yanlız dolaşmak ne kadar akıllıca diye düşündü Efla. Kendisi sanki birtabur askerle mi gelmişti ki. "Ben de bir aptalım o zaman" diye güldü kendi kendine. Ama yine de Lysana'nın dışarı çıkma fikri hoşuna gitmemişti.
Kalabalık! Karmaşa! Karizmatik takılmaya çalışan zibidiler!
Her taraf onlarla doluydu. Emrahab gözlerini birinden diğerine atıyordu. İzlemesi ne kadar da keyifliydi bu adamları! Bir tarafta ayılıp bayılanlar, diğer tarafta ise sırtında kılıçla gelen herfiler, güzel hatunlar ve hatta abuk subuk yaratıkları vardı!
Emrahab çok sevinmişti bu işe.
Zaten konuşmaya çalıştığı elf de onu pek iplememişti ama umurunda da değildi doğrusu.
Ã?ılgıncasına gülüp dans etmeye başladı. kendi etrafında dönüyor, ellerini kollarını sallıyordu. Ã?ıngırakları gülüşüne ve dansına uyum gösteriyordu adeta.
Kendinden geçmişti adam. o andaki çılgınlığı gözlerinden okunup, ağzından çıkan kahkahadan işitiliyordu.
Durdu.
Dönmesinin etkisi hala geçmemişti ki birilerine tosladı özür dilemeden kendi kendine gülerek sallana sallana yürümeye başladı bir oraya bir buraya.
Bir tabureye oturdu. o sırada hatunlardan birinin dışarı seğirttiğini gördü ve onu takip etmeye karar verdi. yerde konuştuğu adamı görünce durdu ve bekledi...sinsi sinsi gülüyordu adam.
Her taraf onlarla doluydu. Emrahab gözlerini birinden diğerine atıyordu. İzlemesi ne kadar da keyifliydi bu adamları! Bir tarafta ayılıp bayılanlar, diğer tarafta ise sırtında kılıçla gelen herfiler, güzel hatunlar ve hatta abuk subuk yaratıkları vardı!
Emrahab çok sevinmişti bu işe.
Zaten konuşmaya çalıştığı elf de onu pek iplememişti ama umurunda da değildi doğrusu.
Ã?ılgıncasına gülüp dans etmeye başladı. kendi etrafında dönüyor, ellerini kollarını sallıyordu. Ã?ıngırakları gülüşüne ve dansına uyum gösteriyordu adeta.
Kendinden geçmişti adam. o andaki çılgınlığı gözlerinden okunup, ağzından çıkan kahkahadan işitiliyordu.
Durdu.
Dönmesinin etkisi hala geçmemişti ki birilerine tosladı özür dilemeden kendi kendine gülerek sallana sallana yürümeye başladı bir oraya bir buraya.
Bir tabureye oturdu. o sırada hatunlardan birinin dışarı seğirttiğini gördü ve onu takip etmeye karar verdi. yerde konuştuğu adamı görünce durdu ve bekledi...sinsi sinsi gülüyordu adam.
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Brenne,dostlarının Andero adıyla seslendiği savaşçıya konuşmaya başlıyordu ki yanlarından hoplayıp zıplayarak geçen çan yumağı bir an ilgisini dağıttı.Bu adamdan hiç mi hiç hoşlanmamıştı,kişilerin içindeki bu eğlence ve şamata onların bir nevi hayata bağımlılığının onu sevmesinin bir göstergesiydi.Brenne ise ölümün efendisi idi,bu nedenle kişileri hayata bağlayan herşeyden nefret ederdi sadece bir şey hariç:İntikam.O ki herkesin içinde gün gelip filizlenen güzel siyah çiçek,o ki dikkatle saklanılan zamanı gelince ortaya çıkan cevher.İşte bir tek bu nedene katlanabilirdi yaşamak için.Ã?ünkü içinde bu duygu olan kişiler onun için herşeyi yapmaya hazırdırlar ve kolay yönlendirilirler.
Bu adamın geçişini izledi çıngırakları eşliğinde tek düşündüğü kendisinden uzak durmasıydı,pek küstah ve ukala görünüyordu ve başına bir dert açabilirdi.Sonra tekrar Andero ya doğru döndü.
-Sizi dinliyorum savaşçı,söyleyecekleriniz olmalı.Belki de bana katılmaya karar verdiniz burada bekleyip lanetin kişileri içine almasını beklemektense.
Sözlerini söyledi ve kısa kısa iki kez öksürdü.Artık bu onun bir alışkanlığı olmaya başlamıştı.
Bu adamın geçişini izledi çıngırakları eşliğinde tek düşündüğü kendisinden uzak durmasıydı,pek küstah ve ukala görünüyordu ve başına bir dert açabilirdi.Sonra tekrar Andero ya doğru döndü.
-Sizi dinliyorum savaşçı,söyleyecekleriniz olmalı.Belki de bana katılmaya karar verdiniz burada bekleyip lanetin kişileri içine almasını beklemektense.
Sözlerini söyledi ve kısa kısa iki kez öksürdü.Artık bu onun bir alışkanlığı olmaya başlamıştı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
-
Türklider
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1308
- Joined: Sun Sep 14, 2003 10:00 am
- Location: AFYON! Hehehehe...
RP DIşI: Ya arkadaşlar neden herkesin meta yaparak dışarı fırladığını tam çözemedim ya... Sesi duymuş olsanız eyvallah diyecem de herkes maşallah "sıkıldım, bunaldım" tripleriyle dışarı attı ve herkes ne hikmetse hemen arka kapının oraya yürüdü... Kınıyorum sizi...İşler sarpa sarıyordu. Birden ortaya çıkan garip kadın bütün planını alt-üst etmişti. Ã?abuk düşünmeliydi...
En iyisi kendi takibini kendisi yapmaktı. Buçukluğu garsonun kucağına atarken bağırdı; "Tut!"
Geriye doğru adım adım giderken sırıtıyordu; "Bu gecelik sizi affediyorum!"
---
İşte şimdi minator tezeğine basmıştı. Hiç istemediği bir durumda kalmıştı ve kaçıyordu. Kim bilir daha başına neler gelecekti? Hem de eski bir arkadaşını korumak pahasına...
Pek uzaklaşmadan saklanacak bir yer bulmalıydı. Üzerindeki kumaş yığını belki iri bir çuval gibi görünmesini sağlayabilirdi. Tek bulması gereken bir çuval yığınıydı...
Neyse ki çok uzaklaşmasına gerek kalmadan beş-on çuvallık bir yığın gördü bir evin üst tarafında. Yeni getirilmiş oldukları belliydi. Hemen dizlerini ve başını karnına çekip kumaşları üstüne çekerek büzüştü ve bir süre bu şekilde beklemeye karar verdi.
Sırtındaki kanlı çuvalı ise diğerlerinin arkasındaki bir boşluğa dayamıştı. Çok dikkatli bakmayan birisi büyük ihtimalle, gecenin de tesiri ile geçip giderdi. Belindeki balta ise sağ yanına yattığı için altında kalmıştı ve bulunursa diye bir güvence telkin ediyordu...
Saklandığı yerde düşündükleri de komikti... En azından ona öyle geliyordu:
Buralarda yiyecek bulması pek zor olmayacaktı belli ki. Ã?ünkü nerede pislik var, oraya sinekler üşüşürdü... Burası da millerce büyüklükte bir pislik yığını olduğuna göre, sinekleri de hayli büyük olmalıydı...
Saklandığı yerde sırıttı yeniden. En azından bir iyi yön çıkmıştı...
Saygılarımla...
Türklider...
-
Logan
- Kullanıcı

- Posts: 1963
- Joined: Thu Apr 29, 2004 10:00 am
- Location: Gölgelerin İçinden,Kan Kusturmaya Geldim
- Contact:
atıyla bir tepeyi aşmıştı logan nerneye gittini bilmiyordu ama yüregi götürüyordu sezgileri götürüyordu sanki...
bir tepege cıktıgında küçük bir kasaba gördü...
kasabada bişiler görüyordu bir yerden cıkan hızla arkasında kılıç saplı bir adam vardı arkasında bir kişi atla koşturuyordu atan düştü birden orada ne ler oldunu cok merak etmişti logan oraya dogru ilerlerdi kasabaya girdiginde içine bir hüzün çökmüştü sanki bir dükanın yanıdan geçerken bir cüce harıl harıl bir şeyler dövüyordu o kulubeye yaklaştıkca oranın bir bar han oldunu anladı ve içirde birilerini oldunu anlamıştı hanın yanındaki ahıra atını bagladı ve hanın kapısından içiri girdiginde bir topluluk vardı...
ve logan selamlar olsun hepinize...
burada biraz dinlenmemin bir sakıncası varmı acaba dedi
ama bu toplulugun ilgisi başka bir yerdeydi sanki loganı duyan olmamıştı sanki yada duydularsa bile başka bir şeye dikkat etikleri kesindi
bir tepege cıktıgında küçük bir kasaba gördü...
kasabada bişiler görüyordu bir yerden cıkan hızla arkasında kılıç saplı bir adam vardı arkasında bir kişi atla koşturuyordu atan düştü birden orada ne ler oldunu cok merak etmişti logan oraya dogru ilerlerdi kasabaya girdiginde içine bir hüzün çökmüştü sanki bir dükanın yanıdan geçerken bir cüce harıl harıl bir şeyler dövüyordu o kulubeye yaklaştıkca oranın bir bar han oldunu anladı ve içirde birilerini oldunu anlamıştı hanın yanındaki ahıra atını bagladı ve hanın kapısından içiri girdiginde bir topluluk vardı...
ve logan selamlar olsun hepinize...
burada biraz dinlenmemin bir sakıncası varmı acaba dedi
ama bu toplulugun ilgisi başka bir yerdeydi sanki loganı duyan olmamıştı sanki yada duydularsa bile başka bir şeye dikkat etikleri kesindi
Ã?LÃ?M NEREDEN VE NASİL GELİRSE GELSİN!!! Savas Nağralarmız kulakdan kulaga yayilacaksa ve silahlarimiz elden ele gececekse ve baskalari silah sesleriyle,savas ve zafer narâlariyla cenazelerimize agit yakacaksa Ã?LÃ?M HOS GELDİ SEF
Andero adamın sorusuna ilk başta cevap vermedi. Sandalyeyi çekti ve pelerini arkaya atarak hafifçe oturdu. Kılıcı yanında sallanıyordu. Kalkanıysa Majenta ve Lysana ile oturdukları şimdi ise Efla'nın da onlara katıldığı masada kalmıştı. Bir an yerinde biraz dönüp o masaya baktı. Lysana'yı göremedi. Hanı taradı yavaşça. Sonuç değişmedi. Andero'nun kaşları çatıldı. Bu hoşuna gitmemişti. Ama adamla konuşması gerektiğinden şu an için bir şey yapamazdı. Nasıl olsa o kendi başının çaresine bakabilirdi.
-Merhaba yaşlı kişi. Adım Andero Amraphent. Evet, haklısın. Bir savaşçıyım.
Savaşçı... Bu kelimeyi söylerken kalbi acıyordu. Ama artık o buydu ve olduğu şeyi kabul etmek zorundaydı.
-Henüz hiçbir şeye karar vermedim. Sadece sormam gereken bir kaç soru var? Kimsin sen? Sen kimsin ki demin gördüğümüz bu lanetli adam senin önünde diz çöküyor, senden onu azat etmeni istiyor? Sen kimsin ki bu adam sana efendi diyor? Lanetin herkesi saracağını söylüyorsun. Eğer bu lanet bu kadar güçlüyse, eğer bu laneti yapabilen bu kadar güçlüyse, senin gücün ne ki bu adama yada bu şeye artık herneyse, karşı durmak için yolculuğa çıkmaktan bahsediyorsun? Bu laneti diyardan sürmek için bu laneti yapanı diyardan sürmelisin. Bunu yapabilecek kadar güçlü müsün? Hepimiz taşıdığımız ve vücut adını verdiğimiz bu giysinin altında bize özel bir şeyler saklarız. Sen ne saklıyorsun yaşlı kişi? Sen ne saklıyorsun? Kimsin sen?
Ã?slubu biraz sert kaçabilirdi eğer vücudundaki ve ruhundaki yorgunluk sesine yansımasaydı.
-Merhaba yaşlı kişi. Adım Andero Amraphent. Evet, haklısın. Bir savaşçıyım.
Savaşçı... Bu kelimeyi söylerken kalbi acıyordu. Ama artık o buydu ve olduğu şeyi kabul etmek zorundaydı.
-Henüz hiçbir şeye karar vermedim. Sadece sormam gereken bir kaç soru var? Kimsin sen? Sen kimsin ki demin gördüğümüz bu lanetli adam senin önünde diz çöküyor, senden onu azat etmeni istiyor? Sen kimsin ki bu adam sana efendi diyor? Lanetin herkesi saracağını söylüyorsun. Eğer bu lanet bu kadar güçlüyse, eğer bu laneti yapabilen bu kadar güçlüyse, senin gücün ne ki bu adama yada bu şeye artık herneyse, karşı durmak için yolculuğa çıkmaktan bahsediyorsun? Bu laneti diyardan sürmek için bu laneti yapanı diyardan sürmelisin. Bunu yapabilecek kadar güçlü müsün? Hepimiz taşıdığımız ve vücut adını verdiğimiz bu giysinin altında bize özel bir şeyler saklarız. Sen ne saklıyorsun yaşlı kişi? Sen ne saklıyorsun? Kimsin sen?
Ã?slubu biraz sert kaçabilirdi eğer vücudundaki ve ruhundaki yorgunluk sesine yansımasaydı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
