Page 6 of 17

Posted: Wed Jan 23, 2008 12:32 am
by Tersyuz
Glimbell tam ayağa kalkmış kaçmaya hazırlanıyordu ki, birden yanında bir elf büyücü beliriverdi, eliyle gnomun kafasına dokundu.
(Otto's Irresistable Dance)

Glimbel bir yandan dans ederken derdini anlatmaya çalışıyordu. "Hayırtamamiylebiryanlışanlamaoldu. AslındabizDonaef'iteslimetmeyegelmiştik."

Başka bir büyücü büyüsünü tamamlarken "Ne kadar çenebazmış bu gnom" dedi, ve gnomca birşeyler söyledi.
(Tasha Hideous Laughter)

Gnom şimdi hem gülüyor hemde dans ediyordu.
"Hayıryanibizhmpppffffçokkomikmişya. BizyaniDonaef'inçaldıklarınıhahahahaaykrizgeldi. Çaldıklarınıverecektikhahaha."

Başkabir büyücü "SESSİZLİK" diye bağırdı.
(Silence)

"şu bacak kadar gnoma bukadar büyü harcadığımıza inanamıyorum." dedi uzaktaki büyücü.

Sessizliğin içinde Glimbell kıpkırmızı olmuş dansederken gülüyor bir yandan da el kol hareketleriyle laf anlatmaya çalışıyordu.

Posted: Wed Jan 23, 2008 3:11 am
by Edmond
Glimbell, büyücülerden birisinin parmağını kendisine doğru uzattığını farketti.Sonra çıkan ışık aniden göğsüne çarpmış ve göğsünde dev bir delik oluşturmuştu.Kalbine bir ışık çarptıktan sonra Glim bir anda gülmeyi kesti, hafifçe gözleri doldu ve yere düştü.

Donaef tam köşeyi dönmüştü ki karşısında 3 metre boyunda bir büyücü farketti.Belli ki güçlü bir büyü yapmıştı kendisine.Elindeki bıçağı fırlattı ancak bıçak içinden geçti büyücünün.Büyücü kahkahayı basarak üzerine dev bir ateş topu yolladı.Ateş Donaef'e çarptı ve Donaef ortadan kayboldu bir anda.Son gördüğü şey, Raegek'in kendisine bakan gözleriydi.

Kerdox son bir çabayla eline baltasını aldı.*SAVULUN* diye bağırmasıyla etrafına onlarca kişinin toplanması bir oldu.Ve hepsi çullandılar üzerine.15-20 kişiyi biçtikten sonra arkasından bir bıçak darbesi aldı ve son kez olarak *moradin...* dedi ve yere yığıldı.

Huor etrafına büyüler fırlatırken karşısına bir anda üç tane büyücü çıktı.Hepsi de 3-4 metre boyundaydı.Huor ilk önce ışınlanma büyüsünü denedi ancak 2 metre ileride yere yığıldı.Büyücülerden birisi ona baktı, Huor bir an lanet okudu ve orada öldü.Son gördüğü şey*

Lugtarias cesurca dövüşüyordu ve hiç de korkmuyordu.En sonunda göğsüne bir ok aldı ve yere yığıldı.Fakat ölmemişti, tekrar ayağa kalktı ancak yanından yediği bir kılıç darbesinden sonra ayağa kalkamaz hale gelmişti.Tekrar kalkmaya çalıştı, ancak sevdiği kızı gördükten sonra boğazına aldığı balta darbesinden sonra, gözlerini yummuştu.

Truan tek kalmıştı.Etrafına bakıyordu.Hiçbir arkadaşı kalmamıştı geriye.Sonra bütün bir kasabanın üzerine yürüdüğünü farketti.Lanetler okuyarak savaşıyordu.Fakat en sonunda Yanına birisinin yaklaştığını farketti, adam daha sonra bir kurtadama daha sonra da bir iblise dönüştü ve Truan'ı orada öldürdü..

Truan uyandıktan sonra, derin bir oh çekti.Etrafına baktı ve ileride konuşan Huor ile Lugtarias'ı farketti.Tekrar başını yastığa koydu ve içinden lanet okudu.Sonra sabahı öylece bekledi.Sabah olduktan sonra herkes uyanmıştı.
Huor yanlarına geldi ve

*Beyler, sanırım Silverymoon'a gitmemiz gerekiyor.Birkaç ihtiyacımız var ve onları almazsak kötü olabilir.Hemen kaplı toplayıp aşağıya inmeliyiz.*

Sonra aniden atılan rahip, *HAYIR* dedi sert bir şekilde.Dikkatlerin üzerine toplandığını farkettikten sonra, oraya gitmemeliyiz, içimde kötü bir his var* dedi kimsenin kendisiyle dalga geçmesine aldırmadan.Sonra Kerdox gülümseyerek, *Tamam canım.* *Korkuyorsan gitmeyiz.*

Huor gülümseyerek baktı ve, *Peki öyleyse, nehri takip edebiliriz, ihtiyaçlarımızı ise kendimiz karşılarız.Tamam, çıkıyor muyuz yola?*

Posted: Wed Jan 23, 2008 4:28 am
by Artemis Entreri
Huufet gözlerini açtığında kendisini bir uyku tulumunun içinde buldu. Yaprakların üzerinde, tulumun içinde rahat bir uyku çekmişti. Magnus ismindeki adam belli ki bir süredir uyanıktı ve kitabını okuyordu. Huufet gözüne ilişince kitaptan yüzünü kaldırıp gülümseyerek ''Günaydın'' dedi. ''Rahat uyuyabildin mi?''

Huufet başını salladı. ''Ben ne zaman uyudum?''
''En son sana bişeyler anlatıyordum. Fazla sıkıcı olsam gerek. Lafımın ortasında uyuyakaldın. Bende seni tuluma yerleştirdim.''
Huufet buna hiç gerek görmemişti ama nezaketen dolayı adamdan özür diledi ve teşekkür etti.

Dün gece avlamış olduğu tavşanlardan birini alarak av bıçağıyla derisini yüzmeye koyuldu. Köyden çıkarken sahip olduğu tek nesne bu av bıçağıydı. Doğanın içindeyken bunun kendisine yeteceğini düşünmüştü hep. ''Baksana,'' dedi Magnus'a dönerek, ''Büyülü yiyeceklerden hoşlanmam fakat büyülü bir kap çanak yaratacak kadar gücün varsa eğer güzel bir yahni pişirebilirim kahvaltı için.'' dedi.

Posted: Wed Jan 23, 2008 5:35 am
by dwaxer
.
“Ã?anak yaratmak mı?” dedi Magnus Arcane, Huufet’in elindeki tavşana iştahlı bir bakış atarak. Lezzetli bir şeyler yemeyeli epey bir zaman geçmişti. “Hayır evlat, böyle bir büyü bilmiyorum. şimdilik ateşte ızgara yapalım, ilk fırsatta bir kasaba ya da köyden tencere alırız ve kaşık!” dedi.

“Tabii biraz para kazansak da fena olmazdı. Aklıma gelen ilk seçenek, bildiğim bazı iksirler için gerekli materyalleri bulmak, toplamak ve bunları kullanarak yaptığım iksirleri satmak. Böylece kazandığımız paralarla gerekli eşyaları alırız. Hatta sana bir bıçaktan daha büyük ve tesirli bir silah alsak fena olmaz. Ayrıca ok ve yay da kullanabilirsin herhalde.”

“Neyse, ben iksirler için gerekli malzemenin listesini hazırlayayım. Bu defterdeki notlarıma bakılırsa bunların kimini ormanda, kimini dağda, bazılarını da tehlikeli yerlerde bulabiliriz. Bu da demek oluyorki başımızı derde sokabiliriz. Ne dersin evlat; tehlikeli yerlere, kuşkulu yollara gidecek cesaretin, ferasetin, isteğin; macera diye atan yüreğin, sağlam ötesi bir bileğin var mı?”

.

Posted: Wed Jan 23, 2008 7:32 am
by CLiCKs
"Bir gün benim gözümle görmelisin kabuslarınızı.Açıklayayım istermisiniz ne gördüğüme dair?" dedi kasvetle. Yine o içten gelen sesiyle anlatıyordu."Hepimiz ölüyorduk!! Büyücüler tarafından Silverymoon'lu. Güzel bir çatışma olmuştu. Ama sonuç hiç de güzel değildi." dedi ve kahkaha atmaya başladı gene. "Mhahah... Kusuruma bakmayın gene sinirlerim bozuk. Hahahahh." dedi ve uyumamak için elinde geleni yapmaya karar verdi. Yoksa deliricekti. Daha önceleri hiç böyle kabuslar görmemişti. Tabi uzun zaman önce farklıydı. Neyse diye geçirdi içinden. Nehir onuna aklına da yatmıştı. şimdi gidecekleri zamanı bekliyordu...

Posted: Wed Jan 23, 2008 7:42 am
by Artemis Entreri
Huufet büyücünün bu sorusuna cevap vermedi. Sadece gülümsemekle yetindi. Ateşi hazırlamaya başladığında büyücüde sırtını bir taşa yaslayarak kitabını okumaya başlamıştı. Tavşan eti ateşte pişip pembeleşmeye başlayınca Huufet aklına gelen bir düşüncesini Magnusla paylaştı.

''Aslında hiç kılıç ya da yay tutmadım.''

Bunu neden söylediğini bilmiyordu. Heralde içinden gelen bir dürtü, büyücünün kendisine güvenerek tehlikeli işlere atılmaması için onu uyarması gerektiğini söylüyordu.

''Ama, seneler boyu köyüm için çalıştım. Tehlikeli bir yerdi. Kılıç tutmayı değil belki ama yumruk atmayı iyi öğrendim.'' dedi. Yapılı vücudundan bu kadarını anlamak mümkündü. Boş yere sarfedilmiş bu cümlenin sebebi ise henüz güvenmediği bu adamın biraz gözünü korkutmaktı. Huufet konuşurken büyücü onu izlemişti. Çalışmasının bu genç sayılabilecek adam tarafından bölünmesinden şikayetçi sayılmazdı çünkü yılların getirdiği deneyim, çalışmasına ara verip kaldığı yerden devam etmesine olanak veriyordu.

Büyücüye servis yaparken yemeğin kokusunu içine çekerek burnunu büktü. ''Pek tatsız tuzsuz birşey oldu bu. Köydeyken paranın kıymetini anlamıyor insan. Senin de söylediğin gibi paraya ihtiyacımız var. Ama kılıç almak için değil.'' diyerek gülümsedi. ''Daha lezzetli yahniler yemek için.''

Sopaya geçirdiği eti Magnus'a uzattı. Kendi payını da ateşin üzerinden alarak yemeye başladı. Bu sırada büyücü, onu hevesle dinleyen Huufet'e iksirleri için gerekli otları nasıl bulabileceklerini ve neye benzediklerini anlatmaya başladı.

Posted: Wed Jan 23, 2008 5:58 pm
by esen
Daha önce hiç bu kadar yol yürümemiş Kuzgun için bu yol bir eziyetti, güneş yavaş yavaş tırmandığında bir yere çıktığına emin olduğu bir patikaya gelmişti... Keskin gözleri epey ilerde bir derenin olduğunu gördüğünde bezgin ve biraz sevinçle yürümeye devam etti. Belki biraz yıkanmaya zaman ayırabilirdi. Böylesine uzun bir yol yürümek ter içinde kalmasınına neden olmuştu. Biraz daha hızlandı nehir şimdi tam karşısında duruyordu kulaklarına yabancı sesler geldiğinde iç güdüsel saklanma ihtiyacı duydu. Bir süre saklandığı yerden, ilerde bir ateşin başında oturan ve konuşan iki yerek insanı gözledi. İki insandan daha genç olanı şimdi ateşin üzerinde kızarttığı bir tavşanı daha yaşlı olan adamla paylaşıyordu. Kuzgun ne kadar süre orda kaldığından emin olmamakla birlikte neden hala saklandığınıda anlamamıştı. Karşısında olan insanlar Kral Karapençenin adamları olamazdı. Bu düşüncelerle güvenini yeniden sağlamlaştıran Kuzgun yavaşca saklandığı yerden çıktı ve sessiz adımlarla ilerde oturan iki insanın yanına gitti. Belki içlerinden biri yakınlarda olan bir kasabanın ne yönde olduğunu bilebilir ve ona yardımcı olabilrdi. Yaralı prensi daha fazla bekletmemek için bunu yapmak zorundaydı.

- "İki insandan daha yaşlı olanı Kuzgunun gelişini görmüş ve yanındaki genç insana bir şeyler söylemişti...

Posted: Wed Jan 23, 2008 6:40 pm
by WeS_DeX
Donaef et kokusunu almıstı.Raegek o uyanınca kücük bir köpek gibi havlama sesi cıkardı.Donaef uyanıp biraz Raegek'le ilgilendi.Sonra Silvermoon'a gidilecegi aklına geldi."Ben...Ben o sehre sabah vakti giremem."dedi Raegek'e.Raegek onu anlamıs gibi kücük bir hırıltı cıkardı.

Raegek birden degisti.Izgara yapılan yere dogru baktı.Donaef'ın kolundan gelmesi icin cekiyordu.Donaef biraz güldü "Hayır eski dostum yemek icin beklemelisin"dedi sırıtarak.Raegek hala ısrar ediyordu gelmesi icin.Donaef "tamam...tamam nasıl istersen Raegek" dedi ve direnmeyi bıraktı.Izgara yapılan yere geldiklerinde Magnus ile Huufet'in beraber calıstıklarını gördü."Kolay gelsin dostlarım" dedi."Ben buraya Raegek yüzün..." dedi ve karsılarında kızı gördü.Raegek demekki onu bu yüzden buraya getirmisti.Kıza bakmakla yetindi sadece.

Posted: Thu Jan 24, 2008 12:40 am
by dwaxer
.

“Evladım Huufet en Zolo, görünüşe göre ziyaretçilerimiz var” dedi yaşlı büyücü Magnus Arcane ve ayağa kalkarken, abartılı büyüklükteki sivri kukuletalı şapkasını düzeltti. Gören de bu şapkanın içinde tavşan beslediğini sanırdı. Zaten uzun beyaz saçları ve kemerine kadar uzanan sakalları o kadar yoğundu ki, serçe kuşlarının aralara yuva yapmamasının tek nedeni ihtiyarın huysuzluğu olabilirdi.

Genç bir kız geliyordu öteden ve başka bir yönden de yanında bir kurt ile bir delikanlı. Böyle ıssız bir yerde iki ayrı ziyaretçinin aynı anda gelmesi, eğer çok büyük bir tesadüf değilse, hayra alamet de olamazdı. “İçimden bir ses bu gelenlerin büyücülerden pek hazzetmediklerini söylüyor. O yüzden büyücü olduğumu şimdilik gizli tutalım” dedi Huufet’e.

Huufet, yaşlı adama şaşkın bir bakış attı. “Üstünde ay, güneş ve yıldız desenleri ile garip semboller olan, yerleri süpüren yeşil bir manto giyiyorsun ve aynı kumaştan kocaman kukuletalı bir şapka takmışsın. Omuzdan askılı, içinde defter kitap taşımaya yarayan bir çanta taşıyorsun ve parmaklarında mürekkep lekesi var. Üstelik bin yaşında gibi görünmene rağmen ne ellerin titriyor, ne de romatizmadan şikayet ediyorsun... Bir köylü çocuğu bile senin büyücü olduğunu anlayabilir” dedi.

Magnus etkilenmişti. Kemikli uzun parmağını delikanlıya doğru sallayarak “aferin evlat, aferin. Zaten sende potansiyel olduğunu tavşan yakalayıp, pişirdiğinde anlamıştım” dedi. Tekrar gelenlere döndü. Arada yirmi metre kadar mesafe kaldığında hızlıca bir tarama büyüsü yaptı. (detect magic)

İyice yaklaşan genç kızı alıcı bir gözle inceledi. “Altın rengi gözler... Sıradışı” diye düşündü ve o pelerin... Yanında kurdu olan çocuk ise çelişkili bir tipti. Hem şaşkın bir hali vardı, hem de uyanık. Fıldır fıldır gözleri, işçi olmayan elleri, bir sürü geniş ceple donatılmış koyu renk elbisesi, yürürken ayak sesinin duyulmaması için giydiği yumuşak deriden ayakkabı, dudağının kenarındaki o kendine güvenen muzip kıvrım ve sık sık arkasını kontrol edişi; Magnus’a bu gencin mesleği ve karakteri hakkında bir fikir vermişti. “Neyse ki çalınacak fazla bir şeyimiz yok” diye mırıldandı. Ve bir kurt! Magnus onun aç olmamasını umud etti.

şimdi hepsi de yakındaydı. “Tanrıların işine bak! Meteor yağdır... yağsaydı gökten buraya, şu kızarmış tavşanın kokusu kadar ilgi çekici olamazdı herhalde. Ne güzel bu ıssızlıkta misafirlerimizin olması.” dedi Magnus ve gri gözlerini anlamlı bir bakışla genç kıza çevirerek devam etti: “Her şey göründüğü gibi olmasa da, sizler iyi insanlara benziyorsunuz. Lütfen buyrun, hem yemeğimizden atıştırın, hem de kendinizi tanıtın.”

.

Posted: Thu Jan 24, 2008 12:49 am
by Tersyuz
Glimbell Donaef'in arkasından beliriverdi. Her zamanki samimi tavrıyla konuşmaya başladı:
"Buminiciktavşanhepimiziçinbirazazdeğilmi? Gerçisabahsabahkimtavşanyemekisterodaayrıbirmesele."

Kırmızı külahını çıkarıp yerlere kadar eğilerek selam verdi.
"Ah! Nekadardakabayımkendimitanıtayimsize. BenGlimbellGlimnockGlimnottin, cücelerdiyarındabanaKaleyıkanderler, elflerbeniSabırtaşıçatlatandiyeçağırır, ensevdiğiminsançocuklarınkiCinDedederlerbana. Mucit,araştırmacı,kaşif,kabuskovalayanvebirkaçşeydaha..."

Eğilirken Kuzgun'un durduğu yana bakmıştı, ona doğru yürüdü.
"Ohh! Güzelbayansizinbetinizbenzinizatmış, oturunbirazdinlenin."

Bir eliyle onu tutarken diğer eliyle destek olmaya çalıştı. Sonra arkasına dönüp
"Nezamandüşürdümbenbunu?" Yerden Kuzgun'un düşmüş bir tüyünü aldı. Kısa bir süre burnunun ucuna kadar sokup inceledi, Kuzgun'a kaçamak bir bakış attıktan sonra tüyü cebine koydu. "Nediyordum, evetçokyorgungörünüyorsunuz, birrahatsızlığınızfilanmıvar?"

Posted: Thu Jan 24, 2008 1:00 am
by esen
İşte bu tam bir sürpriz olmuştu Kuzgun için onunla birlikte başka birisi daha yeni gördüğü gruba doğru yürüyordu üstelik yanında göz alıcı bir kurtla birlikte... Bu insanlarla konuşmak belkide yaptığı o aptallıklardan biri olabilirdi ama başka caresi yoktu. Kararlı adımlarla garip görünüşlü yaşlı adama bakmaya devam ederek ateşin başına geldi. Yaşlı kişi anlamlı bir bakışla genç kıza bakarak ?Her şey göründüğü gibi olmasa da, sizler iyi insanlara benziyorsunuz. Lütfen buyrun, hem yemeğimizden atıştırın, hem de kendinizi tanıtın.? dedi. Kuzgun adamın ses tonunda bilgeliğin ve irfanın o tanıdık izlerini görmüştü. İnsanın davetini kibarca kabul etti ve rahat bir yere oturarak.
- " Beni davet ettiğiniz için teşekkür ederim yaşlı kişi, adım Essonya ve kuzey krallığından geliyorum. Kuzgun kendi adını söylemenin pekte güvenli olacağını düşünmedi ve takma bir ad kullanmaya karar verdi.
- " Sizinle böyle bir yerde karşılaşmak tanrıların bana olan bir lutfu sanırım. Yardıma ihtiyacı olan yaralı bir arkadaşım için yardım bulmak için en yakın kasabaya gitmeliyim. Sizin bana yardımcı olacağınızı düşündüm ve o yüzden sizi rahatsız ettim. Eğer biliyorsanız bana en yakın kasabanın yolunu gösterebilirmisiniz. dedi. Kuzgun umut içinde yaşlı adamın cevabını bekliyordu. Bu arada daha önce dikkatini çekmemiş olan genç adamda meraklı gözlerle Kuzgunu izliyordu...

Posted: Thu Jan 24, 2008 1:06 am
by Mark
Martranna, karanlık tünelde yere oturmuş, önündeki kemiklere bakıyordu. Sağ tarafında, iki kalın siyah mum, loş mağara odasını aydınlatmaktaydı. Mumların arkasından, çok ağır duman mindere oturmuş, dişi orkun etrafında zemine çökmüş, hareketsizce bekliyordu.

Martranna, gözlerini açtı.
Siyah perdelerle kaplı, oda orkların sade tarzıyla döşenmişti. Sandalye yoktu. Odanın ortasında, koyu bir minder ve kapalı kapının üzerinde, tek bir gözün resmedildiği, güzel bir tablo vardı. Üzerinde, Grummsh yazıyordu.

Hareket edişiyle, zemini kaplayan duman sanki şaşırırcasına kaçıştı. Büyük parlak gözleri karanlıkta da görebilen Martranna'nın eli, kemikleri geçerek, yerde duran aynaya uzandı.

Yaşlı bir adam, kitabından suratını kaldırmış, aynadaki diğerlerine bakıyordu. Biraz ötede dalların arkasındaki, kız onları izliyordu.

- Kapan kapandı, diye fısıldadı, Martranna gölgelere.

Aynayı örttü. Ayağa kalktı. Mumun alevi itiraz edercesine, titredi. Yavaş adımlarla, kapıya yürüdü, siyah cüppeli kız. Normale dönmeye başlarken, nefes alışı hızlanmaya başlamıştı. Kapıyı açtı. Tünelde ilerledi. Yukarı doğru yokuş çıkıyordu. Mağaranın derinlerinden çıkarken, havadaki nem yükseliyordu. İlerde soldaki dönemeçten, ateşin parıltıları geliyordu.

Kapişonunu çıkardı. Narin parmaklarıyla, yaralı adamın saçlarını okşadı.
- İşte başlıyoruz, Alamuttu. Misafirlerimiz geliyor, dedi. Sesi uzaklardan geliyordu. Adamın baygın olduğunu bilerek.

-Tek çaresi buydu, seni orada iyileştirseydim, gelecek dalgalanırdı. Direk önlerine çıksaydım, imkansızdı.

Elini yaralı yerine götürdü, çektiğinde iyileşmişti.
-şimdi, kuzgunun seni iyileştirecek kişileri getirmesini beklicez, dedi. Duvara yakın mindere oturdu. Saçlarını sağ omzuna kıvırdı. Gözleri simsiyah, akı olmadan, çocukluğundan beri gördüğü aynı imgeyi yeniden gördü. Kocaman bir meteor, ateşler saçarak, faerun'a düşüyordu.

Titredi.

Posted: Thu Jan 24, 2008 1:17 am
by Lugtarias
Lugtarias dere kenarında yüzünü yıkayıp gün için birkaç hazırlık yaptıktan sonra gözleri Raegek'i aradı. Ak kurdu bulamayınca Huor'a sordu.''şu yana gittiler'' diyerek az ileriyi işaret etti Huor. Kurdu bulursa ona arp çalmak isteyen Lugtarias, arpını ve ne olur ne olmaz diyerek kısa hançerini yanına alarak Huor'un gösterdiği yöne doğru hevesli adımlarla ilerlemeye başladı. Henüz bacakları yeni açılmaya başlamıştı ki gördüğü manzara karşısında şaştı kaldı. ''şeyy... me-merhaba, hepinize günaydın'' diyerek, kendisine öğretilen değerler gereği topluluğun en yaşlısı olduğu açıkça belli olan ve muhtemelen büyücüdür diye düşündüğü, ak sakallı, koca kapüşonlu ihtiyara dönüp başını eğdi.

Ardından Raegek'in yanına çömelip, hayvanı okşamaya başlarken, Donaef ile sevimli gnoma sorgulayan gözlere baktı...

Posted: Thu Jan 24, 2008 2:27 am
by WeS_DeX
Donaef konusmaya baslayan Glimbell' e baktı."Her yerde nasıl bu kadar neseli olabiliyordun,Cin Dede!?" dedi hafif alaycı bir konusmayla fakat biraz da gülerek.Raegek Gnom'u cok sevmisti belli ki cok iyi birisiydi."Ben...Donaef, bu da Raegek" dedi kurdunu göstererek.Yabancı bir isim uydurabilecegini sanmıyordu.Hele ki yanında Glimbell varken asla.

"Raegek sanırım etin kokusuna dogru gelmek istedi ve benide serbest bırakmadı" dedi."Nereden gelip nereye gidiyorsunuz yabancılar?".dedi ve ekledi "Glimbell her zaman böyledir her fırsatta konusur.Bazen onun anlattıklarını can kulagıyla dinlemeniz bazen de söylediklerine gülüp gecmeniz gerekir.Zaman zaman dogru zaman zaman yanlıs konusur.Fakat iyi bir dosttur."dedi gülümseyerek.Donaef konusuyordu fakat Raegek'de biraz tedirginlik vardı.Kurt gözlerini Essonia'ya dikmisti bakıyordu.Hic ayırmadan.Donaef bir terslik oludugunu hissetmisti.

Posted: Thu Jan 24, 2008 6:21 am
by CLiCKs
Truan bu aralar çok sık uyuyor ve çok sık kabus görüyordu. Ama kendisi de hayret etmişti ki şimdi normal biri gibi uyanmıştı. Kabus görmemişti. Herkes için normal olsada Truan için anormaldi. "Neyse, tanrının işi." dedi ve gruplarındaki çoğu kişinin gitmiş olduğu yere baktı. Yaşlı bir büyücü görmüştü. Sakalı ve yanındaki büyü kitabı belli ediyordu. Yanlarına doğru yürümeye koyuldu. O iyice yaklaştıkça gurplarındakiler kıkırdıyorlardı. Bundan sıkılmıştı. "Lanet olsun bir avuç çocuğun maskarası oldum. Pöh! Ne beklenirki bunlardan." dedi ve yaşlı büyücüye."Merhaba yaşlı kişi ve yanındakiler.Adım Truan.Yanınızdaki yoldaşlarım beni görüp kıkırdamaktan bahsedememişlerdir. Hangi amaçla yollara düştünüz sizde?" dedi. Yanlarındaki adamı daha farketmemişti.