Page 45 of 50
Posted: Mon May 08, 2006 2:36 am
by Squan
Yılmax ın sesini duymuştu. Ardından bir mide bulantısı hissetti. Ne olduğunu algılayamıyordu. Bir şey ona sert bir şekilde vurmuştu. Kendine geldiğinde içgüdüsel olarak kılıcına gitmişti eli. Neredeydi bilmiyordu. Ne kadar baygın olduğunuda hatırlamıyordu. Sert bir darbe gelmişti o neydi öyle?
Mide bulantısının hafif bir şekilde devam ettiğini fark etti. Bir daha büyülü bir yolculuk yapmayacaktı. Bu hissi hiç sevmemişti.
Bu ara hiç dikkat etmediği bir şeyi fark etti. Havada uçuyordu. Bu duruma çok şaşırmıştı. Etrafına bakındığında herkesin etrafında olduğunu fark etti. Yanlız hepsi uçuyordu...
Grup birkaç dakika kendilerine gelmeye çalıştı. Çok kısa bir süre içinde hepsi de ilerlemek için sadece bunu istemeleri gerektiğini anlamıştı. Karşılarında engin bir boşluk uzanıyordu.
Salvador bu duruma bozulmuştu . Sanki bir hayal kırıklığının esiri olduğunu hissetti.
Ardından azazel in sesisini işitti. Arkasına dönünce karşısındaki manzaraya ağzı açık bir şekilde baka kalmıştı.
Karşılarında devasa bir şehir uzanıyordu. Hayal kırıklığı yerini umuta bırakmıştı.
Ardından azazellin sesini duymuştu.
Azazel666 wrote:
''Oraya kadar Yürüyecekmiyiz?!?''
Salvador hafif sırıtmıştı. Eğer insanları kurtaracaksa gerekirse oraya kadar sürünürdü bile.
"Başka bir alternatif düşüne biliyor musun?"
Posted: Mon May 08, 2006 4:15 am
by AZaZ3L
"Başka bir alternatif düşüne biliyor musun?"
Azazel de karşılık olarak hafifçe gülümsedi..;
'' O zaman yürümeye başlayım..'' dedi..Ve ilerlemeye başladı...
Posted: Mon May 08, 2006 5:41 pm
by Yılmax
Büyünün son rün'leri tamamlanır tamamlanmaz etrafı bir karanlık sarmıştı. Büyünün o bilindik huzur verici hissi. Başarmıştı, işte çalışıyordu büyü, büyü ağının zayıflaması burayı etkilememiş gibiydi. Sanki buranın kutsallığı onları koruyor gibiydi. Yolculuk başladıktan sonra birşeyler oldu sanki birşeyler onun iradesine karşı koyuyor gibiydi, burada iradesini kaybederse sonsuzlukta yitip gidebilirlerdi. Dehşetle diğerlerini kaybetmek üzere olduğunu kendinden uzaklaşmaya başladıklarını farketti. Hayır diğerlerini kaybedemezdi, diyarın kurtarılması için her can önemliydi, onları bilmedikleri başka yerlere terkedemezdi. Zihnini toparladı onları kendinden uzaklaştıran iradeye karşı isyan etti. " Hayır onları benden alamazsın bilinmeyen! Ne olduğunu ve neden bizi engellemeye çalıştığını bilmiyorum ama onlar benimle ve ben onları almana izin vermeyeceğim!" Bütün zihni ve bütün iradesiyle onları geri getirmeye konsantre oldu ve başardı da. O bir başbüyücüydü ve daha da ötesi artık önyargı duymadan ona güvenenleri yarı yolda bırakamazdı. Bir kaç kez daha iradeler çarpışsa da her seferinde daha da zorlanarak onları yanında tutabilmeyi başarmıştı. Gittikçe zorlaşıyor ve daha fazla yoruyordu Yilmax'ı. Büyünün rün'leri hala aklında tazeydi engelleri aşabilmek umuduyla bir kez ve birkesz daha tekrarladı rün'leri. Onları tutan barikat her seferinde karşı koyuyordu Yilmax'a. Birkez daha ve birkez daha en sonunda kaybedeceklerini düşünürken son darbeyle engeli yıkmayı başarmıştı Başbüyücü. Onları götürmeyi başardığı yere sürüklenirken son hatırladığı şey bir çift gözdü, neye ait olduğunu anlamadığı bir çift göz. "Sen nesin?" dudaklarından son bir kelime döküldüğünde kendini kaybetti. Gözlerini tekrar açtığında havada süzüldüğünü farketti Başbüyücü. Diğerleri çoktan ayılmışlardı hatta Azazel ve Salvador havada garip bir şekilde yürümeye çalışıyorlardı. Onların gitmeye çalıştıkları yöne bakınca havada koca bir şehrin süzüldüğünü gördü. Ellerini başına götürerek "Dostlarım havada yürüyemezsiniz, sadece gitmek istediğiniz yönü düşünün. Bu arada umarım yalnız başınıza gitmek niyetinde değilsinizdir.Toplanarak kararımızı versek daha iyi olur. Diyarın gelceği birbirimizle uyumlu çalışabilmemize ve Lord Myztrael'i bulabilmemize bağlı." sözlerini tamamladıktan sonra Horcoel ve Slach'a dönerek konuşmalarını bekledi.
Posted: Tue May 09, 2006 4:54 am
by Slach
Slach hatırladığı renkler ve sesler. o ses bir şey anlatıyordu ama şimdi sadece fısıtı olarak aklında kalmıştı. Gözlerini kapatsa da o renk cümbüşü sürekli aklındaydı ve bu midesini allak bullak etmişti. Kusup kurtulmak istiyordu ama ağzı bile yok gibiydi.
Slach gözlerini sanki karanlığa açmıştı ve sanki tüyden bir yatakta yatıyormuş gibi rahat ve hafif olduğunu hissediyor ,fakat ilk hareketiyle başında zonklama başladı. Sadece etrafını süzebildi ve gördükleri karşısında şaşkınlıktan konuşamıyordu. Herkes etrafındaydı bütün yol arkadaşları... 'nereye geldik biz..' dedi aklından
Aslında rünleri okuyup yol arkadaşlarını ve kendisini buraya getiren büyücünün bir açıklama yapmasını bekledi fakat kimse açıklama yapmamıştı.
Slach gözlerini kara parçasına dikti. Aklından onca soru geçiyordu' acaba nasıl nefes alıyoruz, acaba nasıl havada böyle asılı kalabiliyoruz, yada o kara parçasına yaklaştıkça bu uçma yeteneğimizin sonu ne olacak...'
Slach yol arkadaşlarını konuşmalarına sırıtmadan yapamadı ama başka çağre yok gibiydi. 'Madem uçuyoruz. Neden yürümek için kullandığım hareketleri yapayım. Bir balık gibi yada bir kuş gibi süzülmek en iyisi hem yürümek işe yarasa kuşlarda yürürdü' yüzündeki sırıtış garip bir gülümsemeye dönüşmüştü.
Posted: Tue May 09, 2006 8:28 pm
by Horcoel_Baator
Horcoel etrafına garip şaşkınlıkla bakarken Drow büyücüsünün sözlerini dinlemişti..Etrafı halen süzmekte olan paladin kaşlarını çatarak mırıldandı..''Burası evim dediğim yere pek benzemiyor..Artı daha önceden bir griffon a bindiğimde bile midem bulanırdı..şimdi ise bu durum gerçekten saçma..
"Dostlarım havada yürüyemezsiniz, sadece gitmek istediğiniz yönü düşünün. Bu arada umarım yalnız başınıza gitmek niyetinde değilsinizdir.Toplanarak kararımızı versek daha iyi olur. Diyarın gelceği birbirimizle uyumlu çalışabilmemize ve Lord Myztrael'i bulabilmemize bağlı."
Başını Drow a çevirmeye çalışarak''..Burası neresi büyücü dostum..Bakışlarından burayı biraz tanıyor gibisin..şahsi fikrim sorulursa burası her neresi ise bizim diyarda bir yere benzemiyor..Arcadia ile Abyss e bile birer kere gitmiş birisi olarak burası gerçekten gördüğüm en ilginç yer..''
''Aslına bakılırsa'' dedi iç çekerek..''Ã?ncelikle nerede olduğumuzu anlamamız gerekiyor..Ve ayağımızı basacak sağlam bir kaya parçası bulmamız..''Hafifçe gülümsedi..''Ancak ortalıkta fazla görünmesek iyi olur..Sonuçta buranın yabancısıyız ve burada yabancılara ne kadar misafirperver davranıldığını bilmiyoruz..Eğer bir güneş lordunu burada bulacaksak düşünsenize..Burada kimbilir nasıl varlıklar barınıyordur..Ve karşılaştıgımızda bize nasıl davranırlar?''
Posted: Wed May 10, 2006 6:26 pm
by Yılmax
Horcoel_Baator wrote:Burası neresi büyücü dostum..Bakışlarından burayı biraz tanıyor gibisin..şahsi fikrim sorulursa burası her neresi ise bizim diyarda bir yere benzemiyor..Arcadia ile Abyss e bile birer kere gitmiş birisi olarak burası gerçekten gördüğüm en ilginç yer..''
Yilmax, Horcoel'in söylediklerinden sonra Sôrceré'de daha acemi bir çırakken öğrendiklerini hatırlamaya çalıştı. Sôrceré'de tüm çıraklar boyutlar hakkında temel bilgilerle eğitimlerine başlarlardı. Anlayyabildiği kadaıyla burası Astral Plane adı verilen yerdi. Diğerlerine dönerek onların anlayabileceği şekilde izah etmeye çalıştı ;
" Evet sir Horcoel Sôrceré deki eğitim aldığım günlerde boyutlar hakkında bilgi almıştım. Burası bizim Astral Plane dediğimiz boyuttur. Sonsuz bir boşluktan oluşur burası. Diğer boyutlara geçiş yapmak isteyen boyut yolcuları öncelikle bu boyuta gelirler. Burada yerçekimi yoktur yani biz istemediğimiz sürece düşmeyiz veya başka yönlere savrulmayız. Eğer bir yöne gitmek istiyorsak bunu sadece istememiz yeterlidir (Burada Azazel ve Salvador'a bakıp gülümsemişti). Burada zaman kavramı yoktur (Gülümseyerek) yani sonsuza değin yaşlanmadan yaşayabiliriz hoş bu boşlukta bunu ne kadar isteyebileceğimiz tartışılır. Açlık, susuzluk ve yaraların kendiliğinden kapanması mümkün değildir. En azından burada kaldığımız sürece yiyecek ve içecek sorunu çekmeyeceğiz. Bu noyutta zehir de vücuda tesir etmez. Arcadia ve Abyss'e olan yolculuklarınız ise gerçekten beni şaşırttı Sir şövalye daha sonra buralar hakkında sizinle konuşmak isterim. "
Horcoel_Baator wrote: ''Aslına bakılırsa'' dedi iç çekerek..''Ã?ncelikle nerede olduğumuzu anlamamız gerekiyor..Ve ayağımızı basacak sağlam bir kaya parçası bulmamız.'Ancak ortalıkta fazla görünmesek iyi olur..Sonuçta buranın yabancısıyız ve burada yabancılara ne kadar misafirperver davranıldığını bilmiyoruz..Eğer bir güneş lordunu burada bulacaksak düşünsenize..Burada kimbilir nasıl varlıklar barınıyordur..Ve karşılaştıgımızda bize nasıl davranırlar?''
"Burada yaşayanlar hakkında ise pek bilgim yok maalesef. Karşılaştıktan sonra sizinle birlikte öğreneceğim muhtemelen. Benim teorik bilgilerim bu kadar ayak basacak yer konusunda size pek katılmasamda sanırım dostlarımız buraya ayak uydurana kadar ayak basacak yere (Uçan şehri işaret ederek) ayak basacak yere ulaşabiliriz."
Posted: Wed May 10, 2006 8:51 pm
by Horcoel_Baator
''Astral plane ha'' dedi hafif bir gülümseme ile..''Arcadia yı bilmem ancak büyücü dostum..İnanın bana Abyssi görmek istemezsiniz..''Somurttu..''Kim ister ki..Ki özellikle bir paladin için kendisini en kötü hissedeceği yer..Kaotik iblislerin cirit attığı,hapsedilen ruhların işkence gördüğü bir yerdi..İşin ilginç kısmı oraya isteyerek gitmiş olmamdı..''Gülümsedi..''En azından ikincisinde..'' diye ekledi..Başını yukarıya doğru çevirdi ve sessizce mırıldandı..''Arkadaş sandığım bir haini kurtarmak için..''
''Her neyse..''dedi ardından.''Demek düşünce ile haraket ediceğiz ha..İşte bir ilginç şey daha'' diye mırıldandı kendi kendisine..Havada dönerek gruba yöneldi ve sırıtarak..''Umarım buranın yerlileri Merhaba boyutdışı varlık biz dostuz dediğimizde bizi anlarlar..''dedi..
Posted: Thu May 11, 2006 3:39 am
by Rhonin
V'ladhek şaşkınlık içinde karanlık boşlukta gözlerini gezdirdi..Tek görebildiği ilerideki ulu şehirdi.Ama en garip i UÃ?UYORDU!!.." En azından ayağım olmasa da yük olmayacağım.. " dedi kendisini hafifçe avutmaya çalışarak..Yilmax ın ilginç sözcüklerini dinledikten sonra kafa salladı sonra Horcoel i onaylarcasına " Evet kesinlikle hoş karşılayacaklarını sanmıyorum... " dedi ve düşünmeye çalışarak ilerlediğinde belli etmeden de olsa şaşırdı..
"Ve böyle bir yerde hiçte zayıf yaratıkların veya her neyse o tür şeylerin olduğunu sanmıyorum.." dedi buruk bir yüz ifadesiyle yaşadığı yıllar boyunca böyle bir yeri daha önce hiç görmemişti ki göremezdi de..Ancak en büyükler en ulular burda yaşayabilirdi..Tıpkı onlardan biri olan Lord Myztrael gibi...
Güneş efendisi...Sözcükler herşeye bedeldi zaten herşeyi anlatıyorlardı.Tek şansları onu bulup kurtarmaktı ama bu yolda karşılaşıcakları şeyleri düşününce V'ladhek ister istemez garip bir titreme sardı...Yilmax a dikkatle baktıktan sonra " sanırım en iyisi biran önce ilerideki şehire gitmek ha? " dedi garip bir gülümseme ile..
V'ladhek düşüncelerini herşeyi kafasından bir süreliğine attı ve o durgunlukta biraz rahatlamak için bekledi.."Evet şimdi şehire mi gidiyoruz?"
Posted: Thu May 11, 2006 6:16 am
by Lord Necros
Hepsi de normal hızlarından çok daha hızlı bir şekilde şehre doğru ilerliyordu, ama bazıları tuhaf bir şekilde diğerlerinden daha öndeydi. Yılmax açık ara birinciydi. En önde diğerlerine göre oldukça fazla bir hızla ilerliyordu. Zaman zaman grubun toparlanması için beklemek zorunda kalıyordu. Herkes toplandığında tekrar ilerliyor, çok dağıldıklarında yine bekliyorlardı.
Bu şekilde ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorlardı. Zamanı ölçebilecek b,r güneş, bir ay veya yıldızlar mevcut değildi. Her yerde o kahrolası gri ışık vardı. Neresi kuzey, neresi güney, neresi doğu neresi batı... Hatta yukarı neresi, aşağı neresi onu bile karıştıracaklardı neredeyse.
Onlar yaklaştıkça şehrin boyutları büyüdü. Burası inanılmaz büyüklükteydi. On Kasaba buranın ancak bir köyü olabilirdi.
Yaklaştıkça uzaktan minicik şekiller olarak gözüken ve şehrin çevresinde dolanan şeylerin aslında uçan hisarlar olduğunu fark ettiler. Bunlardan gerçekten çok fazla sayıda vardı. Ayrıca Horcoel, Yılmax, Slach ve Azazel, hisarların çevresinde uçuşan minik, kırmızı şekilleri de fark etmişlerdi. Bu şehir gerçekten çok iyi korunuyordu. Ordusunun büyüklüğü gerçekten inanılmaz olmalıydı.
şehre yaklaşmaya devam ettiler. Uç uzantının solda olanına doğru ilerliyorlardı. Onlar yaklaştıkça şehir ve hisarlar da büyüdü. En sonunda hepsi de o uçuşan kırmızı şeyleri açık ve net bir şekilde görebiliyordu.
Ejderhalar! Yüzlerce, hatta belki daha fazla kırmızı ejderha!
Aynı anda uzantının üzerinde havada asılı duran uçan hisarda alarmlar çalmaya başladı. Diğer hisarlar ise sessizlik içerisindeydi. Hepsi de o anda bunun kendileriyle ilgili olduğunu anladılar.
Bir dakika bile geçmemişti ki uçan hisardan ömürlerinde gördükleri en tuhaf aygıtlardan birisi havalanmıştı. Bir gemiye benziyordu ama çok daha farklı, tuhaf bir şeydi. Hastlisch’in envai çeşit icatlarını anımsatıyordu.
Uçan gemi yanında dört kırmızı ejderha ve binicileriyle birlikte onlara çok daha büyük bir hızla yaklaştı. Gemi on metre kadar ötelerinde dururken ejderhalar çevrelerini sardılar. Geminin güvertelerine çıkan, gri ve kırışık derili, korkutucu görünümlü çok sayıda insansı şekil, güverteler boyunca sıralandılar ve arbaletlerini gruba çevirdiler. Aralarında cüppeli şahıslar göze çarpıyordu. Gemiden yine çok sayıda benzeri yaratık, ellerinde tuhaf görünümlü kılıçlarla atlayarak onların beş metre kadar yakınlarına süzüldüler ve çevrelerini sardılar.
Sonra geminin en üst güvertesinde bir hareketlilik oldu ve diğerlerinden daha iri görünümlü bir yaratık öne çıktı. Yanında da cüppeli bir başkası daha vardı. İkisi bir süre grubu süzerek birbirleriyle fısıldaştılar. Sonra iri savaşçı tırabzana yaslandı.
“Tu’narath’a hoş geldiğinizi söyleyemeyeceğim yabancılar. İki seçeneğiniz var: Ya silahlarınızı bırakıp teslim olursunuz ve paşa paşa gelirsiniz, veya buracıkta leşlerinizi terk ederiz.”
Posted: Thu May 11, 2006 6:11 pm
by Horcoel_Baator
Horcoel kırmızı ejderhalara bakarken homurdandı..''Alarm??..Birisi uçarken birşeye mi bastı çocuklar..''Paladin bir anda espiri yapılacak durum olmadıgını kavradı durum ciddiydi ancak onkasaba savaşı sırasında yaptığı hatalardan dolayı tabiri caizse ''tipi kaymış yarımelf şovalye artık tam olarak ne dediğini kendisi dahi hesaplayamıyordu yaptıgı bu anlamsız şakalar ciddiyetsiz oldugundan değil,seyrettiği katliamın etkisinden hala kurtulamamış olmasının şokundandı..Yüzünde hiçbir neşeli ifade olmamasına rağmen vecizeler yumurtlamaya başlamıştı..Birçeşit ''Halime gülmesem ağlayacagım ''mantıgına girmişti paladin..Söylenmeye devam etmeye başladı..''Hem tanrılar aşkına neden ejderhalar..Neden hep onlar..Bir siyah savaş alanını darmadağın ederken yüzlerce kırmızı..Kahretsin neden bir altın ejder sürüsüne ve onların üstlerine binen yarı meleklere rastlamıyoruzda envai çeşit ucube bizi buluyor..''
Uçan hisar ise oldukça ilgi çekici idi..Gerçi herşey uçuyordu ama..Neyse..Önemi yoktu..''Hmm Eminim Hatslich bunu görmek isterdi..'' dedi sadece bakınırken..Herhalde o kalenin uçma nedenini bilimsel olarak açıklarken ejderhaların kafası karışır ve bir bir yere çakılırlardı..Ona ihtiyacımız olduğunu bilmeliydim!!'' dedi kendi kendisine..
Uçan hisardan uçan bir geminin gelişini somurtarak seyreden paladin insanımsı varlıklar arbeletlerini üzerlerine çevirirken sakince etrafına bakındı..
''“Tu’narath’a hoş geldiğinizi söyleyemeyeceğim yabancılar. İki seçeneğiniz var: Ya silahlarınızı bırakıp teslim olursunuz ve paşa paşa gelirsiniz, veya buracıkta leşlerinizi terk ederiz.”
Sakin kalmaya çalışan paladin saçma sapan lafları bir kenara bırakıp düşünmeye çalıştı..Birçok insan belki de kendi hatası yüzünden ölmüştü..şu an söyleyeceği bir laf yüzünden belki çok daha fazlası ölebilirdi..Bir an buraya gelmeden önceki o gizemli varlıgın lafını hatırladı şovalye..
''Bir avuç insanı koruyamayan sen Nimarien diyarı mı kurtaracaksın''
Belki de haklıydı..Belkide buraya hiç gelmemesi gerekiyordu..
Arkasında belki de yüzlerce insanın canı olmasa hiç düşünmeden kendini atardı tehlikeye ancak şimdi yapacağı şey gereksiz,ve birçok şeye mal olan saçma bir gururdan başka birşey olmazdı..Hem o ve arkadaşları canlarından olurlardı..Hemde onlara bağlı olan diyardakilerin hayatı tehlikeye girerdi..
Bir bir arkadaşlarının yüzlerini inceledikten sonra sakinliğini koruyarak önüne döndü ve insanımsı yaratığa seslendi..
''Sayısı az olan bu boyutdışı yabancılar zaten sizin gibi gelişmiş bir uygarlığa ne zarar verebilir..Nede kirletebilir..Bilmem sizi ne kadar ilgilendirir ama hayatları bize bağlı yüzlerce ırkdaşımızın bulunduğu bir yerden geliyoruz..Bir kurtuluş yolu aramaya..Hem ayriyetten bizden elde edebileceğiniz hiç birşey yok..Bizi hapis ederek de birşey kazanamazsınız..''Cüppelileri işaret ederek..''Anlaşılan güçlü büyücüleriniz de bulunmakta..Rahatlıkla yalan söyleyip söylemediğimi tespit edebilirler..Paladinlik onurum üzerine söz veriyorum ki herhangi bir sorun çıkartmadan araştırmamızı yapıp gideceğiz..Bana geldiğim yerde başkalarına ait yerlerde saygılı olmayı öğrettiler..Ve ben bu öğretiyi hiç unutmadım..Burası bize değil size ait..Buranın kurallarını bilmiyorum ancak bizim geldiğimiz yerde biz sadece zararı dokunacak kişileri yakalayıp götürürüz..Olabilecek en adil şekilde..şurası sizin taktirinize..Irkınızı bilmiyorum ve bizim sorunlarımızı pek umursamayacağızı tahmin ediyorum ancak her yaşayan varlığın bir kalbi vardır..Ve ne olursa olsun bir ruhu..Bir benliği..şu anda çaresizce seslenmekten başka yapabilecek birşeyim yok..İzin verirseniz işimizi yapıp gideceğiz..Aksi taktirde işimizi tamamlayamassak onbinlerce varlık yokolabilir..''
Posted: Fri May 12, 2006 5:44 am
by AZaZ3L
Azazel,Horcoel in konuşmasını dinledi bu sırada etraftakileri süzüyordu hiçbirşekilde burda girilecek bi savaştan sağ kalma şansları olmadığına emindi..Yinede eli devasa kılıcının kabzasına sıkıca sarılmıştı...
Posted: Fri May 12, 2006 6:56 am
by Rhonin
V'ladhek hala şaşkınlıkla olanları izliyordu.."Ejderha mı?Başka bir şey olamaz mıydı sanki?Lanet olsun!!" dedi içinden ve rahat rahat birbirinden renkli birsürü küfür etti..Ã?nlerindeki ejderhalar kırmızıydı ve bir kırmızı terbiyecisinin veya sahibinin pek iyi olabilceğini düşünmüyordu..Peki ya bunların gücü neydi?Kırmızıları kullandıklarına göre gerçekten iyi kuvvetleri vardı ki böyle bir yerde de böyle bir ırkın olması ve böyle bir koruma olması hiçte garipsenecek bir şey değildi..
Bu kadar iyi koruma olduğuna göre inanılmaz bir orduya sahip olduklarını yeterince iyi düşünebiliyordu V'ladhek..Ve sadece tek bir ejderha bile kendilerini baya uğraştırabilecekken karşısında şu an biraz fazla kırmızı vardı sanki..Ve bu devasa şehiri koruyacak bir güç....
Azazel'in biraz gergin olduğunu farketti.Kim bunların önünde gergin olmazdı ki bir ejderha ve şu garip onların sahipleri veya yöneticiler farketmez.Garip adamlar vardı.Çok çirkin ve inanılmaz garip görünüyorlardı..Azazel'e hafifçe fısıldayarak " Kılıcından elini çekebilirsin.. " dedi..Savunmasını düşürücekti ama yapmalıydı.Onlara karşı bir de bu tür bir tepkide bulunup beklemek tamamen onlar için ön yargı oluştururdu..
Sinirleri bozuk afallamış bir şekilde önündeki insansı şeylere baktı.Horcoel in sözlerinin işleyeceğini umuyordu ama bir kırmızının veya o insanımsı şeylerin pek umrunda olacağını sanmıyordu V'ladhek ama denemelilerdi..Hiç bir şey şansa bırakılmayacak kadar önemliydi.
Bu kadar başarısızlığın ardından birşeyi yapmalılardı.En azından daha en başında durmak olmazdı..Hiç bir şey demedi V'ladhek sessizce onları izledi..Lord Myztrael...Güneşin Efendisi..Ne olursa olsun seni bulacağız..Tek şansımız , insanlığın tek şansı bu..
Posted: Fri May 12, 2006 7:31 pm
by AZaZ3L
Azazel kılıcının kabzasını iyice kavramışken V'ladhek in kulağına fısıldadıklarını duydu;
Kılıcından elini çekebilirsin
V'ladhek e başını tamam anlamında salladı..Ellerini serbest bıraktı..V'ladhek in kulağına fısıldadı;
''
Umalım da kılıçlarımızı kabzalarımızdan çıkarmak zorunda kalmayalım'' Gözlerini ejderlerde gezdirirdi.Kollarını göğsünde kavuşturarak beklemeye dewam etti....
Posted: Sat May 13, 2006 1:11 am
by Slach
Slach şehiri izlerken gördüğü kırmızı noktalar giderek büyüdü ve onların ne olduğunu tam olarak anladığında şaşkınlıktan ağzı bir karış açık bir biçimde olduğu yerde kalakalmıştı. Hayatında yanlız 1 kere ejderha görenlerin bile nadir olduğu bir diyardan çıkıp yüzlerce ejderhanın arasında olmak inznılmazdı. Buradan çıkarsa yapacağı ilk şeylerden biri burada olanları dışarıdaki birine anlatmak olacaktı fakat biraz düşündükten sonra yüzlerce ejderhayı bir arada gördüm sözünden sonra baştan kaybeytmiş olacaktı.
Bu düşünceler içindeyken kulağına alrım sesi gelmişti ve gördüğü kadarıyla garip bir uçan cisim üzerlerine geliyordu. Kaçmak için arkasını döndü fakat kaçmak için pek şansı olmadığına karar verdi ve diğerleriyle kalmayı seçti. Bu hikaye çabuk bitecek gibiydi.
“Tu’narath’a hoş geldiğinizi söyleyemeyeceğim yabancılar. İki seçeneğiniz var: Ya
silahlarınızı bırakıp teslim olursunuz ve paşa paşa gelirsiniz, veya buracıkta leşlerinizi terk ederiz.”
Slach bu lafın üzerine düşündü direk öldürmek istemedikleri açıktı fakat grup kavgaya girerse doğal olarak kendi de arada kaynayacaktı. Konuşma işi yine diplomatlarındı fakat fazla bir seçenekte görünmüyordu.
Sayısı az olan bu boyutdışı yabancılar zaten sizin gibi gelişmiş bir uygarlığa ne zarar verebilir..Nede kirletebilir
'Kirletmek mi neden bahsediyor bu adam senki karşıdaki adamlar onurdan anlıyormuş gibi..'
Bilmem sizi ne kadar ilgilendirir ama hayatları bize bağlı yüzlerce ırkdaşımızın bulunduğu bir yerden geliyoruz..Bir kurtuluş yolu aramaya..Hem ayriyetten bizden elde edebileceğiniz hiç birşey yok
'Bunlarda yolda gördüğün ilk *uzaylıya söylenecek şeymi? Hem zaten karşıdaki adamın bunları bırakın zavallılar gitsinler işlerine baksınlar deme yetkisi var mıdır?
Bizi hapis ederek de birşey kazanamazsınız.
'sanırım bundan sonra dilenci duasına başlayacak. Böyle şeyler denirmi hiç diplomasi de silahlarımız ne olacak'
şurası sizin taktirinize..Irkınızı bilmiyorum ve bizim sorunlarımızı pek umursamayacağızı tahmin ediyorum ancak her yaşayan varlığın bir kalbi vardır..Ve ne olursa olsun bir ruhu..Bir benliği..şu anda çaresizce seslenmekten başka yapabilecek birşeyim yok..İzin verirseniz işimizi yapıp gideceğiz..Aksi taktirde işimizi tamamlayamassak onbinlerce varlık yokolabilir
'Bu da herhalde dilenci duası karşıdaki adamların bunları takmayacağı belli.Silahlar.. belkide ne suç işlediğimizi öğrensek ona ileride ona göre bir savunma verebiliriz.'
Slach bu konuşma çabasından memnun olmasa da belki bu şirin konuşma birşeyler elde edilebilirdi. Sözler bittikten sonra gözü Azazelin üzerine odaklandı kılıcını kavraması Slach'ı rahatsız etmişti. 'Hayır.. çek elini çek kılıçtan. Biz bir ejderha ile başa çıkamazken bu kadar ejderhayla başa çıkmayı mı düşünüyor.' Azazel sanki Slach'ın içinden geçenleri okumuş gibi kılıcını bıraktı. Slach da bu adamların ellerinden nasıl kurtulabileceğini düşünmeye başlamıştı.
Posted: Tue May 16, 2006 3:15 am
by Yılmax
Yilmax, diğerleriyle birlikte şehre doğru yolalmaya başladığında diğerlerinde çok daha hızlı gittiğini diğerlerinin ise daha yavaş geldiklerini görünce içini çekerek iradelerine yeterince hakim olmadıklarını düşündü ve sık sık durup toparlanmalarını bekledi. Astral boyutu görmek derslerde dinlediği veya kitaplarda okuduğu gibi değildi bambaşka bir duyguydu. Sonsuz gri bir boşluk belki de huzur verici diye aklından geçirdi. Burada sonsuza kadar kalsa belki de varoluşun garip gizemini bile çözebileceğini aklında geçirdi. Sessizlik ve boşluk. Birden boşluk hissi ona ölümü hatırlattı sonra da ölen canlıları. Elf'ler, insan'lar, cüce'ler, gnom'lar. Aklına Hastlisch gelince hafifçe gülümsedi sonra da ölenleri düşününce yüzündeki gülümseme yerini bir hüzne bıraktı. Sonra görevleri geldi aklına ve diyarda kalanları hala yaşayan kaldıysa tabiiki. Arkasına dönerek;
"Haydi dostlarım biraz daha çabuk olmaya çalışın. Tüm iradenizi kendinizi yönlendirmek için kullanın, diyarda kalanlar için tek umut biziz."
Yanına yetişmelerini bekleyerek tekrar şehre doğru ilerlemeye başladı, yaklaştıkça şehir daha da büyüyordu. Dev kuleler ve etrafında uçıuşan kırmızı ejderhalar.
"Lanet olsun kırmızı ejderhalar!" Tam diğerlerine dönerek ejderhalardan sözedecekken kulelerde alarmların çaldığını duydu. Lanet olası alarmlar daha çalar çalmaz ejderhalar hızla kendilerine yaklaşıyordu. Aklından hemen tüm grubu görünmez yapacak bir büyü geçirdi ancak ejderhaların en eski büyü kullanıcıları olduğunu hatırlayınca bunun çaresizlik olduğu fikri aklına daha çok yattı. Belki bir ejderhaya karşı savaşabilirlerdi ama yüzlerce hatta binlercesine karşı ne yapabilirlerdi ki.
Code: Select all
Umutsuzluk geri döndü, bedenini bir el gibi kavradı ciğerleri nefes almayı reddediyordu ve belki de en güzeli ölümün tatlı huzurunu bulmak diye geçirdi aklından zaten bu aciz haliyle ne yapabilirdi. Çok az görebildiği denizin karaya vurarak çıkardığı dalga sesleri, sevdiğinin tatlı sesinin tınısına karıştı. şimdi bir şarkı söylüyordu Elf Güzeli Linaeylen. Hüzünlü bir şarkı söylüyordu. Belki de ölümünün senfonisi. Belki de kavuşacaktı ona. Ama bu kadar günah işleyen bir ruh sonsuza kadar işkenceyi hakederdi sevdiğinin yanını değil. Umutsuzluk gitgide daha fazla bedenini sarmaya başladı, elf çocuklarının çığlıkları, yanan evlerden çıkan alevlerin çatırtısı, yanan bedenlerden çıkan et kokusu hepsi birbirine karıştı şimdi. Kahrolası umutsuzluk yerini pişmanlığa bıraktı, işlediği her günah şimdi gözlerine seriliyordu. Vahşet, kan kokusu, yanık et kokusu, elf kadınlarının yakarışları. Attığı ateş topunun yaktığı evden yükselen çocuk çığlıkları. İhtirasla sakladığı yanına aldığı elf kızına aşık oluşu ve onunda gözlerinin önünde işkencelerle katledilmesi. Evet ölüm belki de onun günahlarına kefaret olacaktı. Bunca canlının hayatını alan eski drow komutanı belki de canını bu yaşamlar için vererek grubun kalanını kurtarıp işlediği günahlar için kefaret kazanabilirdi.
Onu bu düşüncelerinden ayıran Horcoel'in konuşması oldu. Kendine geldiğinde ejderhaların etraflarını çevirdiğini ve uçan bir gemiden atlayan bir grup yaratığın yanlarına geldiği gemide ise aynı cins yaratıkların arbaletlerini kendilerine çevirdiğiydi. Yaratıkların arkalarında cüppe giymiş gizemli yaratıklarda vardı. Ama Yilmax, cüppelilerin Horcoel'in dediği gibi büyücü olduklarından şüpheliydi. Yine başarısız oldum diye düşündü. Diğerlerinin kurtuluşunu sağlayamamıştı. Bir kez daha başarısız olmuştu ve artık büyü bile yapamazdı. Eğer bunu denerse gruptaki herkesi tehlikeye atacağının bilincindeydi başbüyücü. Horcoel'in konuşmasını kesmemenin daha iyi olacağını düşünüyordu. En azından gerekirse ona büyü yapmak için biraz süre kazandırabilirdi bu konuşmalar...