Hastlisch konuşmasını bitirirken duvarın üstünden geri çekilen askerler arasında bazı bağrışmalar oldu.
Dekotta wrote:İKİNCİ SAVUNMA HATTINI NEREDE KURACAğIZ ?
celebnor wrote:"İKİNCİ SAVUNMA HATTINI NEREDE KURACAğIZ"
Askerlerin arasından bazı bağırışmalar gelmeye başlamıştı. Planı bilmedikleri aşikardı. Duvarda daha savunma yapmamışlardı ve duvardan geri kaçmışlardı. O zaman başında bu duvara neden çıkmışlardı. Hastlisch bu savunmasız duvara ordu koymanın bir mantığı olduğunu sanmıştı, bunun sadece askerlerin anlayabileceği bir plan olduğunu sanmıştı. Ama sadece adam kaybetmişlerdi ve askerler arasında bazı bağrışmalar başlamıştı bile. Mademki bu duvar bu kadar önemsizdi bu komutanlar sadece ağırlık olsun diye mi çıkartmışlardı bu adamları yoksa? Ancak savaş konusunda daha fazla düşünmeye gerek yoktu zaten. Onun işi başkaydı burada.
Horkoel Hastlisch'in karşısına geldi ve konuşmaya başladı.
Horkoel wrote:"Değerli fikirlerinize her zaman önem veririm bayım..'' diye konuşmaya başladı aceleylen..''Ancak surların üstüne çıktıgımız zaman sadece mancınıkların değil..Orklarında yaylım atışına maruz kalıyoruz..Sayımız gördüğünüz gibi onların oklarına göre çok az..Surlara atacakları rastgele oklar bile sayı çoklugundan dolayı bizim onlara vereceğimiz zarardan çok onların bizi avlamasını sağlar..Onlara zarar değil yardım etmiş oluruz..''Duraksadı ve kaşlarını çatarak etrafına bakındı..
Hastlisch nefesini çekti ve planını anlatmak için hazırlandı. Yumruk olmuş elinde işaret parmağı kaldırmış nefesini tam ses tellerine çarptırarak çıkartacaktı ki, gnom'un nefesi içinde, ağzıda açık kaldı. Horkoel bu sefer daha yüksek sesle bağırmaya başlamıştı. Belliki etrafa konuşuyordu.
Horkoel wrote:"BURADA KİMSE BENİ ANLAMIYORMU YOKSA BENMİ ANLATAMIYORUM..'' dedi etrafına bakarak..''OK VE SAVAşÃƒ?I SAYIMIZ KISITLI..ONLARLA KARşI SURLARDAN GÃ?ğÃ?S GÃ?ğÃ?SE BİR ALAN SAVUNMASINA GİREMEYİZ..ONLARI DAGITMAMIZ GEREKİYOR..TUZAKLARA Ã?EKMEMİZ VE PANİK YARATARAK HATA YAPMALARINI SAğLAMAMIZ GEREKİYOR..BİZİM BİR ADAMIMIZIN BAşINA DÃ?şECEK DÃ?şMAN SAYISI AZALTILMALI..SAVAş DÖZENLERİ BOZULMALI..KATLİAM İÃ?İN Ã?TEN BORULARI PANİK VE KORKU İÃ?ERSİNDE ''GERİ Ãƒ?EKİLİN'' SİNYALİ VERMELİ..''KAZANDIKLARINI SANIP KAYBETMELİLER..''
Horkoel wrote:"...............Ve savaşta kayıplar minimuma indirilmeye çalışırken maksimum zarar verilmelidir...................
Hastlisch durumu anlamıştı. Horkoel sadece karşılarındakilere olabildiğince çok zarar vermek istiyordu. Savaşı sadece karşılıklı verilen zararlar olarak görüyordu. Savaşın sonunda asıl önemli olanın savaşı kazanmak olduğunu düşünürdü hep Hastlisch. Horkoelin başka bir düşüncesi vardı, onun yanlış olduğuna neden se inanmak istemiyordu ve söyledikleri nedense onun ağzından çıktığından hep daha inandırıcı oluyordu.
Gnom bindiği dostundan onu biraz daha yükseltmesini istedi. etrafta kendi işine yarayacak biryer aramaya başladı. O sırada karşıdaki orduya baktı ve mancınıkların belkide duvarın arkasınada ateş edebileceği aklına geldi. BUradan uzaklaşmalıydı ve tam artık Horkoel'in onunla konuşmayacağını düşünüyorduki,
Horkoel wrote:''Alın terinize saygım büyüktür efendi gnom..Ancak harcadıgınız paranın boşa gitmeyecegini size garanti ederim..Eğer planınız tutarsa bir kahraman olacaksınız..''dedi..Ve düşündü..Belkide bu gnomun bir kahraman olmak gibi bir fikri olmayabilirdi..''Dahası..Harcadıgınız emeğin parasını ben karşılayacağım..Eğer işe yararsa..'' diye ekledi..''şimdi'' dedi duraksayarak..''
Hastlisch duyacağını duymuştu. Bu adamlar hakkını vereceklerse o zaman onlar yüzünden düşen aracınında parasını çıkartabilecekti. Aracıda dolaylı olarak onlar yüzünden düşmüştü. şehre göreceli olarak yüksekte oluşunu kullanarak tepeden bir bakış attı. İlk olarak daha güvenli bir yer bulacaktı. şehrin güneye bakan kısmında ana kaleye doğru olan tarafında bir ambar vardı.
Ambara vardığında oldukça kötü durumda olduğunu ve bir duvarının artık binadan tamamen ayrı durduğunu gördü. Ancak bu duvar ambarın duvarından daha farklıydı. Belli ki aslında bu duvar ya daha sonra yerleştirilmişti yada daha önceden oradaydı ve üstüne bina yapıldı.
Ambarın içinde tuzağını hazırlamaya başladı ve çuvalından çıkarttığı barutu bir küçük tüpün içine doldurarak işe başladı. Daha sonra bunu ıslakateş şişesinin birine yapıştırdı. Islakateşin etrafını da yanıcı maddeler ve simyasallar ile doldurmaya başladı. Hepsini bir kutu içine koydu ki, ne dağılsınlar nede yağmurdan etkilensinler. Fitillerin bir kere yanmasından sonra aslında yağmur ile sönmeleri çok zordu ama yine de emin olması gerekirdi. Aynı kutudan 6 tane yaptıktan sonra işi artık bitmişti. İşi çok hızlı yapmaya çalışmış ve kontrole zaman ayırmamıştı ama yinede bu tip şeyleri yapmaya o kadar alışkındı ki bu becerisine güvenmek zorundaydı.
Bundan sonra yakınındaki bu duvara gözü ilişti. Oldukça büyük ve ağır bir duvara benziyordu. Savaş alanına gidecekse belki de işine yarayabilecek bir şey olabilirdi bu bina. Yine çok sevdiği o maddesel bileşene ihtiyaç duymayan büyülerden biri için hazırlığa başladı. En ucuzundan bile olsa cebinden bir şey harcamak onu hep üzerdi.
Ellerini iki yana açtı ve duvara bakarak büyü dilinde sözleri söylemeye başladı. Duvarın kendisi ile konuşuyordu adeta. Ona bazı kelimeler söyledi ve bu sırada ellerini sanki bir şeyi tutarmış önüne uzattı. Birbirine bakan avuç içleri yakınlaşmaya başladılar ama giderek daha yavaş ve daha fazla zorlandığı belli oluyordu bu yakınlaşmanın. Hastlisch her seferinde belli bir kelimeyi tekrarlıyordu. Sanki sürekli olarak biraz daha, biraz daha diyordu.
Ellerine dikkat eden biri bile aslında olayın ellerde olmadığını görebilirdi. Tam karşısındaki taş duvarda gnomun elleri yakınlaştıkça küçülüyor, ufalıyordu. Sonunda 8mt’lik duvar sadece 50cm ye kadar küçüldü ve gnomun onu yerden alışını gören kişilerde ağırlığının da boyutuna göre küçüldüğünü ve hatta daha da fazla azaldığını anlayabilirlerdi.
Hastlisch kutular gibi taş bloğunu da çantasına koymaya hazırlanıyordu ki kafasında bir kaşıntı hissetti. Elini kaldırdı ve gür kızıl saçların içine ellerini daldırdı. Bitleniyor muydu ne...
Hastlisch bir an duraksadı ve aklından bir kere daha olanları geçirdi. Sanki bir terslik vardı. Kafası kaşındı ve limerik ormanlarından karışık saçların arasına ellerini attı. Ama onun saçları yoktu ve, ve sakalları da bu kadar uzun değildi.
Hastlisch heyecanla gürlükten kabarmış ve buna rağmen topuklarına kadar inen saçlarını okşamaya başladı. Uzayıp görüşünü bozan kaşları altından etrafındakilere baktı. Büyüye alışkın bazı insanlar duvarın küçülmesinden çok bununla ilgilenmişlerdi. Aralarından bir askerse heyecanla giydiği miğferini çıkartmış ve yanıp ta köklerini kaybetmiş kel başından da aynı şekilde saç çıkıp çıkmadığını kontrol etti. Ancak ne yazıktı ki burada kelli giden ve hatta pek çok kişinin kıskanacağından da fazla kılı ve saçı çıkan sadece Hastlisch olmuştu. Ancak bu kadar saçın bazı sorunları vardı elbette. Mesela ayağa dolanmak gibi.
“Hay ben bu işin”
diyerek çekiştirmeye başladı gnom aşırı uzamış saçlarını aynı saçlara basıpta düştükten sonra.
Yerden kalkarken savaştan sallanan kapıdan gözlerini çeviripte gören birkaç askerde o anlığına savaşı unutmuş ve Hastlisch’in haline gülmeye başlamışlardı. Askerlerin moral kaynağı olmasa da neşe kaynağı olmuştu adeta o anlığına.
*”Sanki... Sanki bir maskot gibi”*
Diye geçirdi içinden gnom. Ã?uvalından çıkarttığı bir ip ile saçlarını ve sakallarını toparlamaya başladı. Bu işin daha ne kadar böyle kalacağını bilmiyordu. En sonunda topladığı saç ve sakallarını beline dolayıp bağladı. Kaşlarını ise kafasının tepsinde topladı. Sürekli olarak böyle kalmayı hiç istemezdi.
Ancak bu durumdan daha çok korktuğu bir şey ölümdü. Onun daha yapacağı çok şey vardı. Oraya gidip gitmeme konusunda bir kere daha düşündü ama alacağı paranın müşterilerinin ona olan inancının düşüncesi ile bir büyü daha yapmayı aklına koydu.
Bu seferki hedef en yakın dostu Schöndü. Tıpkı daha önceden 10 kasabada yaptığı gibi bir şeydi aslında yaptığı. Bir arap sakızını çiğneyerek yumuşatmaya başladı ve sonrasında aynı 10 kasabada yaptığı gibi kirpik parçalarını bunun üstüne dizdi. Ancak bu sefer kirpikleri biraz fazla tuttu. Bütün iş bittikten sonra ise alnına yapıştıracağı yerde sakıza yapıştıracağı içinki sakızı hazırlamaya başladı. Hem çikleti çiğneyip hem de büyü yapmak ne kadar zordu. Rüzgarda uçan toparlayamadığı bir saç ağzına kaçtığında bunu anlayacak halde olmayan kısa boylu büyücü sakızları birbiri ile birleştirdi ve Schön’ün alnına yapıştırdıktan sonra bir anda gözden kayboldu Schön. Aslında onunla birlikte Pastör ve Hastlisch’te gözden kayboldu. Etraftaki insanlar duvarı döven kayalardan ve arkadan gelen nefret dolu bağırışlardan o kadar etkilenmişlerdi ki, yanlarından geçen Pastörün kanatlarını oluşturduğu rüzgarı dahi hissetmediler.
Gerçektende korkutucu bir sahne ile karşılaştı Hastlisch. Üstlerinden uçarken bu ordunun ne kadarda çok çirkin orktan ve goblinden oluştuğunu gördü. Duvarın arkasını göremediği için ateş edecek kişileri de bulamayan okçular sadece ışığın kaynağına doğru yada duvarın arkasına doğru körlemesine ateş ediyorlardı. Kapının önünde ise orklar ve hırsla kapıya yüklenmiş birbirlerini ezermişçesine kapıyı itiyorlardı. Yağmurla balçık içinde kalmış zırhları içinde elit birlikler oldukları belli birlikler hareketsiz öndekilerin gitmesini bekliyorlardı, belli ki buna alışkındılar. Ancak kendilerine olan güvenleri Hastlisch’inde rahatsız olmasına sebep oldu. İleride tüm gücüyle akan isimsiz nehrin üstüne devrilmiş köprü duruyordu. şaşılacak derecede sağlam yapılmış olan kule devrildiğinde neredeyse hiç hasar almamıştı. Üstünden hala geçmekte olan kana susamış birliklerin ağırlığına sonuna kadar dayanacakmış gibi duruyordu.
Kulenin ilerisinde ise Hastliscin asıl gelme sebebi olan acımasızca duvarı döven mancınıklar vardı. Bu kadar zamanda mancınıkları kurmamışlar o mancınıkları da yanlarında getirmişlerdi. Bu ordu kaba güç bakımından 10 kasaba halkına göre kesinlikle daha üstündü. Hastlisch böylesi bir orduyu nasıl tutabileceklerini bilemiyordu. Tek umudu hala bakamadıkları cüce yapımı mağaralarda savaş için yapılmış özel inşalardı. Bir cüce şehri her zaman böylesi saldırılar düşünülerek yapılırdı.
Hastlisch bir dakikadan fazla sürmeyen bir zamanda inceledikten sonra mancınıkların daha hafif olması için gövde kısımlarının daha ince yapıldığını gördü. Bunun da yanında yolculuk boyunca bu inceliklerinden çok çektirmiş olacaklardı ki mancınıkların üstünde bir sıvı ile kapatılmış kırıklar vardı. Bu kırıkların en zayıf kısım olduğunu düşünen gnom Pastör ve Schön ile birlikte aşağıya bir inişe geçti.
Sürekli olarak etrafı dolu olan mancınıkların yanına yaklaşmak tehlikeli olabiliyordu ama işini bilen kimse mancınıkların önünde durmuyordu. BU mancınıkların her atılan kayadan sonra dağılmasından korktukları belliydi. Ancak Hastlisch içinde tek yol buydu. Bu sırada inci süslemeli yüzüğünü parmağı etrafında bir kere döndürüp büyüsünü çalıştırdı. En azından onu gören birinden haberdar olabilecekti.
Köprünün zayıf noktasını bulamadığından ve nehrin içine yarı yarıya gömülü olduğunda üstü sürekli dolu olan kuleye uçarak yaklaşıp suyun akışının tersinde kalan yan kısmına çuvalından çıkarttığı bir ayakilmeği torbasının yapıştırıcısı ile yapıştırdı. Koyduğu her kutudan sonrada fitillerin uzunluğunu ayarlayarak kibrit ile her birini yaktı.
En sonunda yukarıya çıkarak kısa bir bekleyişe başladı. Hesaplarını yine neredeyse doğu yapmıştı.
İlk olarak koca kulenin alev aldığını gördü. Ne kadar süreceğini bilmiyordu ama hemen sonrasında mancınıklarında alev aldığını gördü. Bu duruma liderlerin kayıtsız kalamayacağını biliyordu. Etraftaki düşüncelere odaklandı ve diğer kişilerin lider olarak gördükleri kişiyi onların düşüncelerinden çalmaya çalıştı. İleride birkaç kişilik bir grubun diğer kişilere korku saldığını gördü. Dillerini anlayamasa da onlara olan korkularını ve saygılarını anlayabiliyordu en azından. Bunlar liderleri olmalı diye düşündü Hastlisch ve onların üstüne doğru uçmaya başladı. Mesafesini sürekli olarak yüksek tutuyordu ve bu karanlıkta görünmezliği bitse bile onu görmemelerini umuyordu.
Tam tepelerine geldiğinde asıl korkutucu olan kısmı gördü. Mühendislik ve mimari bilgileri ile bunun ne olduğunu anlaması hiçte zor olmadı. Aslında bunları gören ve mühendislikten ve mimariden biraz anlayan biri bile bunların ne olduğunu anlardı. Bunlar daha kurulmamış dev mancınıklardı. şu ana kadar ihtiyaçları olmadığından kurulmamışlardı belliki. Bu ordu için adam kaybetmek çokta önemli değildi nedense bir aceleleri vardı ve büyük mancınıkları kurupta kaleyi dövmek yerine küçük mancınıklarla ateş edip orduyu göndermeyi yeğlemişlerdi. Bunu büyünün dengesizleşen yapısı ile bir alakası olup olmadığını düşündü Hastlisch.
Ancak şu anda çokta fazla düşünmeye zaman yoktu belliki. Liderler tamda istediği gibi bir aradaydılar. Ã?uvalından çıkarttığı 50x50cm bloğu liderlerin tepesine bırakmadan önce Hastlisch bloğun üstündeki küçültme büyüsünün de kalkmasını sağlayacak sözü söyledi.
“Aslan yürekli”
ve koca taş duvar aşağıya doğru düşerken Hastlisch Pastörün yukarıya tırmanmasını rica etti. Yayların yukarıya yeterince kuvvetli ateş edemeyeceğini ve ne kadar mesafede etkili olabileceğini yay yapımı hakkındaki bilgilerinden biliyordu gnom. Bununda ötesinde yukarıya bakması gereken ordunun gözüne yağmur suları kaçacaktı ve ona nişan almayacaklardı bile. Buradan gitmeyi düşündüğü tek yer ise artık kalenin rahat ortamıydı. Ancak geçerken belki son bir kez köprünün yanışını izleyebilirdi.