Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Peter bir süre gözü kapalı yattı. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu ve daha tam olarak olanları kavramamıştı. O nedenle ayağa kalkıp bir şeyler yapmaya karar vermek zorunda olmak istemiyordu.

Olanlar aklında yavaş yavaş anlam kazanmaya başladı. Sivri kulaklar.. Adamın sivri kulakları vardı. Elf olduğunu gösteriyordu bu. Ama adamın dikkat çeken tek yanı kulaklar değildi. Derisi simsiyahtı. Ve saçları........ beyazdı. Oysa yaşlı biri gibi gözükmüyordu. Zihninin derinlerinde bu adamın ne olduğunu biliyordu.. Ama bilginin yüzeye çıkması biraz sürdü.

Bu adam bir drowdu. Drow yani kara elf. şeytani olarak bilinen ırklardan bir diğeri... Kalenin içinde olması orada bulunan herkes için bir tehtiddi. Adam kendisine saldırmasaydı Peter muhtemelen adama bir şans verilmesi gerektiğini düşünürdü. Ama şimdi artık ona verebileceği bir şans yoktu. Adamın öldürülebileceğini biliyordu ve bu hoşuna gitmiyordu. Ama daha fazlasının hayatı tehlikedeyken onun yakalanması iyakalanması gerekiyordu. Ve bunu kimin nasıl yapacağına da Peter in karar verme şansı pek yoktu...

Savaş konusunda deneyimi yokken tek yapabileceği insanları uyarmaktı. Yavaşça otutur duruma geçti. Adamın merakla savaşı izlediğini görünce kağıtlarından birine bulundukları yerin resmini hızla yaptı. Orada bulunan bir heykeli de çizerek gören birinin anlayacağını umdu... Sonra sivri kulaklı ve kurşun kalemiyle adamın içini boyayarak siyah bir adam çizdi. İleriye de içi boş bırakılmış beyaz renkli bir adam.

Alta da tek bir cümle yazdı. Drow beni esir aldı. Benini sonra ard arda kaleye çarpan taşların sesleri gelirken kağıdı yavaşça koparıp buruşturarak cebine koydu. Yerden bir taş alıp onu da cebine koydu.

Drow un ileriye baktığını görerek kalktı. Savaşı izlediği yere ilerlemeye başladı. Işıltılı şovalye hala yaşıyordu. Karşı tarafta ise bir karışıklık vardı. Oysa karışıklık için bir neden yoktu. Savunan ordu surları terk ediyordu. Ã?nlerindeki ilk engel aşılmış gibiydi. O an Peter acaba diye düşündü. Acaba şu garip adam Ork a ya da gobline benzemeyen adam..... Ölmüş olabilir mi?

Bir yandan da planını uygulaması gerektiği için şehrin öbür tarafına göz gezdirerek yavaşça o tarafa ilerledi. Drow un hala ışıltılı şovalyeye baktığını umdu.

Ã?bür tarafa iyice yanaştığında bir kolunu pantlonuna soktu. Cebi sertçe çekip koparttı. Sonra öbür eliyle cebi yukarı çekti bağladı. Bir an üzerine kalemle delik açık ünlem işareti yapmayı düşündü. Ama buna vakit yoktu.

İyice kapanmış kumaş parçasını hızla ileri surların aşağısına ışıltılı şovalyenin bulunduğu doğrultu ile 45 derece açıyla fırlayacak şekilde fırlattı... Drowun kendisini görmediğini umuyordu...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
AZaZ3L
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 117
Joined: Mon Mar 20, 2006 10:00 am
Contact:

Post by AZaZ3L »

Tanrısı , Kabilesi , Ormanı ... Herşeyi elinden gitmişti,alınmıştı...
Kurtadamın hayatını verdiği şeyler birbir elinden alınmıştı..Geriye ne kalmıştıki amaçsız,duygusuz,boş bir hayat..Evet elinde sadece hayatı kalmıştı ,boş bir hayat...

Kendimi neden halen daha başkalarına karşı sorumlu hissediyorumki,benim kimseye karşı bir görevim kalmadı artık.Hayatımı neden böyle sona erecek şeyler üstüne kurdum?...
Buna rahmen bana hiçbir faydaları dokunmayan sırf zevk olsun diye ormanımın zavallı canlılarını avlıyan,kendi zevkleri için ormanıma zarar veren ,kendilerinden başka hiçbirşeyi düşünmeyen bu egoist canlılar için neden hayatımı tehlikeye atıyorum???

Gerçekten bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyordu Kurtlordu..Sanırım hayatta kalmak için...
Yola çıktığı zamanki düşünceleri nasıl da değişmişti,ama zaten ne değişmemiştiki hayatında??

Kaybedeceği birşey olmaması ona nekdr cesaret verio olsa da aynı zamanda amacını sorgulamasına yol açıyordu.Azazel in kafası çok karışıktı ,savaşa konsantre olması gerekiyordu ama zor bir ihtimal bile olsa bu savaşı kazandıktan sonra nereye gideceğini,ne yapacağını düşünmeden edemiyordu

Tamamen bir boşluğa sürüklenmişti Azazel,artık herşeyi daha iyi anlıyordu daha net görüyordu ama görmek istediği şeyin bu olduğuna emin değildi...
celebnor
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 173
Joined: Sat Dec 11, 2004 10:00 am
Contact:

Post by celebnor »

Uğultular....haykırışlar...Sura çarpan kayaların tok sesleri...şu anda Celebnor'un duyabildiği sesler bunlardan ibaretti...ölüm böyle bir yerde ancak bir kurtuluş olabilirdi...bir ödül...ama bunca acıya katlanmanın bir tek nedeni olmalı diye düşündü içinden..o da düşmana karşı duyulan kin ve bu kinin meydana getirdiği inat....birşeyler yapmalıydı faydalı olmak için birşeyler yapmalıydı ama asla bağımsız hareket etmemeliydi...bunu hayatta kalmak için en gerekli şart olarak görüyordu...
Komutan Vlahdek ona Komutan Hercoel in dediklerini yapması yönünde bir emir vermişti...faydalı olmalıydı...birşeyler yapmalıydı...

Umutsuzluk ve kararsızlık içinde düşünürken...Kara rahibin bağırışlarını duydu

"HADİ Ãƒ?ABUK OLUN, BOşALTIN SURLARI" Dedi kızgınca...Celebnor da etrafındakilerle birlikte surlardan inmeye koyuluyordu ki tekrar rahibin bağırışını işitti

"İKİNCİ SAVUNMA HATTINI NEREDE KURACAğIZ"

artık harakete geçme zamanının geldiğini hissetti

"HERKES SURU TERKETSİN" diye bağırdı etrafındakilere ve ekledi "SURUN GERİSİNDE MANCINIK MENZİLİNİN DIşINA Ã?ABUK"...."SÃ?VARİLERİN ORAYA"

yayı elinde düzeni sağlamak için son adam aşağıya inene kadar surda bekledi...sanırım savaşta insiyatif kullanmak gerekiyordu ve Celebnor da bunu sonuna kadar kullanmaya hazırdı...
Auré Entuluva...Outa i lomé
Horcoel_Baator
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 673
Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
Location: Boş boş gezindigi Ankara sokaklarından..
Contact:

Post by Horcoel_Baator »

Darkgnome wrote:Horkoel'in sözleri ile, zaten istediği gibi, daha güvenli olan surların altına doğru çekildi gnom. Yanında Pastör ve Schön hazır bekliyorlardı. Horkoel yine ışık oyunlarını yapıpta sözlerini ettikten sonra atıyla aşağıya inmeye başladı.

Onu diğer askerlerin arasında karşılamak yerine daha tepede durarak karşıladı. Diğer askerlerin arasında sadece kaybolacağını biliyordu. Kale kapısına çarpan bir diğer taş onu bir kere daha sarsarken Hastlisch bu surların bu şekilde ne kadar dayanabileceğini bir kere daha düşündü. Diğer kale duvarlarından daha sağlam ve mühendislik olarakta daha akıllıca yapılmışlardı. Horkoel'in bilmesi gereken buradaki ordununda aslında tüketilebileceğiydi. Küçük parmağı kalenin şehrin surlarının iki yanında nehre kadar uzanan dağın parçalrını göstererek konuşmaya başladı.

"Kalenin yanlarında, Horkoel, iki adet büyük tuzak var. Kocaman bir orduya karşı kullanılması için yapılmış ve çalıştıkları taktirde işe yarayacaklarından kesinlikle eminim."

Sonrasında ise arada surlar olmasa daha ilerideki mancınıkları gösterecek bir hizaya döndü küçük parmaklar.

"Bizim şu anda en büyük sorunumuz mancınıklar ve köprü. Köprü ile kocaman bir kulelerini kaybettiler ve zaten kulelerin bu yağmurlu havada nehir tarafındanda nemlendirilmiş ve o ağırlıklar için bataklık etkisi yapacak bu topraklarda fazla ilerleyebileceğini sanmıyorum."

Elleri önce mancınıkların koca kayaları ile ordu arasında kendini feda eden duvarı gösterdi ve sonrasında ise kapıyı.

"Bu ordunun bu duvarları geçmesi tek şansları mancınıklar ve kaba kuvvetleri ile taşları parçalamaları. Siz surlardan ok yağmurunuzu devam ettirdiğiniz sürece ise sadece mancınıklar bizim sorunumuz olacaktır. Ancak surlardan ayrıldığınız taktirde en büyük sorunuzmuz bu duvarları yıkmak için yüklenen adamlar olacaklrdır. Taşlara değil taşların arasındaki zayıf noktalara saldırarak bu duvarları rahatlıkla yıkabilirler."

Elleri bu sefer daha demin terk ettikleri surların tepelerini gösterdi.

"Orada kalmalısınız Sir Horkoel. Siz ve liderliğinizdeki bu ordu karşı ordunun bu surları geçmesini engellemeli."

Son sözlerini söylerken kendisinin sorduğu sorulara cevap vermeye tenezzül bile etmeyen ve onun üstünün ıslanmasına sebep olan Cervantes'e doğru baktı. Sonra gözleri yeniden Horkoele döndü. Bir süre gözlerine baktı ve,

"Bu yeni köprü tahtadan yapılma ve benim elimde değil yağmurda, nehirin altında bile yanabilecek bir sürü emek ve para harcanarak ürettiğim simyasallarım var."

Ellerini yeniden çuvalına daldırdı ve içinden daha demin Cervantesin ilgilenmediği karışımını çıkarttı. Koyu sıvı Hastlisch'in ellerinde hafif hafif sallandıkça ışık oyunlarıyla parlıyordu.

"Bu para, emek, alın teri ve uzun zamanımı harcayarak yaptığım karışımlar köprünün yanmasını ve kesinlikle sağlayacaklardır ve hatta mancınıkları bile durdurabilirler. Çok, çok emek ve para ile yapılmış karışımlar!"
''Değerli fikirlerinize her zaman önem veririm bayım..'' diye konuşmaya başladı aceleylen..''Ancak surların üstüne çıktıgımız zaman sadece mancınıkların değil..Orklarında yaylım atışına maruz kalıyoruz..Sayımız gördüğünüz gibi onların oklarına göre çok az..Surlara atacakları rastgele oklar bile sayı çoklugundan dolayı bizim onlara vereceğimiz zarardan çok onların bizi avlamasını sağlar..Onlara zarar değil yardım etmiş oluruz..''Duraksadı ve kaşlarını çatarak etrafına bakındı..

Tüm orduya..Tüm savunmayı yapanlara karşı konuşacaktı..

''BURADA KİMSE BENİ ANLAMIYORMU YOKSA BENMİ ANLATAMIYORUM..'' dedi etrafına bakarak..''OK VE SAVAşÃƒ?I SAYIMIZ KISITLI..ONLARLA KARşI SURLARDAN GÃ?ğÃ?S GÃ?ğÃ?SE BİR ALAN SAVUNMASINA GİREMEYİZ..ONLARI DAGITMAMIZ GEREKİYOR..TUZAKLARA Ã?EKMEMİZ VE PANİK YARATARAK HATA YAPMALARINI SAğLAMAMIZ GEREKİYOR..BİZİM BİR ADAMIMIZIN BAşINA DÃ?şECEK DÃ?şMAN SAYISI AZALTILMALI..SAVAş DÖZENLERİ BOZULMALI..KATLİAM İÃ?İN Ã?TEN BORULARI PANİK VE KORKU İÃ?ERSİNDE ''GERİ Ãƒ?EKİLİN'' SİNYALİ VERMELİ..''KAZANDIKLARINI SANIP KAYBETMELİLER..''

Durdu ve arkalarındaki dağın eteklerine kurulu olan kaleyi gösterdi işaret parmağıyla..''Burası bizim asıl savunma hattımız değil..İşte orası..Kale..Orası olacak..Surlarının yüksekliğine ve yapının dayanıklıgına bakın..Ve önümüzde yatan taş yığınına..Siz buna sur mu diyorsunuz?..Bir çocuk bile aşagıdan yukarıdaki bir askerin kafasına taş atabilir..Ve daracık..Haraket mesafesinin kısıtlılıgı..Okçuların mevzilenmesi için pencereli odaları bile yok..Buda bizi okçu atışına maruz bırakıyor..Mancınıklar..Evet..Birde mancınıkları var ki bu beni en çok etkileyen şeylerden biri..Surların üzerinde birkaçyüz adam toplanmış ve onların kitle katliam silahlarının üzerimize ateş etmesini bekliyoruz..Sizce yukardan atacagımız 3 5 ok ile aşşagıdan gelen seli durdurma yada yavaşlatma gibi bir şansımız varmı?..Aramızdan hangisi bu kudrete sahip??..Beyler size sesleniyorum..Bu küçükken bize anlatılan destansı hikayelerden biri değil..Bu savaşın ta kendisi..Ve savaşta kayıplar minimuma indirilmeye çalışırken maksimum zarar verilmelidir..''

''Demek istediğim şey yukarıdaki şu taş yıgını ne üzerinde askerlerimizi düşmanların oklarından koruyabilip onlara bir menzil kazandırabilir..Nede düşmanın kuşatma silahlarına dayanıp bizi onlardan uzak tutabilir..şUNU KAVRAYIN BU SURLAR DÃ?şECEK..VE DÃ?şTÃ?ğÃ?NDE BEN ETRAFIMDA Ã?LÃ? SAVAşÃƒ?ILAR DEğİL..CANLI SAVAşÃƒ?ILAR İSTERİM..BU SURLAR ANA SAVUNMA İÃ?İN DEğİL..DÃ?şMANI YAVAşLATMAK İÃ?İN YAPILMIş ZAMANINDA..VE şU ANDA DA İşLEVİNİ OLDUKÃ?A İYİ GÃ?RÃ?YOR..AMA BU SURLARI TÃ?M SAVAş BOYUNCA KORUYAMAYIZ..şİMDİ ONKASABANIN CESUR MUHAFIZLARI..BENİ DİNLEYİN..DIşARDA BİR FIRTINA VAR..BİR SEL..BİR DEPREM..BİR FELAKET..VE BİZLER şİMDİLİK Ã?NÃ?MÖZDEKİ SURLAR SAYESİNDE BU FELAKETTEN UZAK DURUYORUZ EVET BU GERÃ?EK..ANCAK ZAMANINDA BİLGE VE GÃ?Ã?LÃ? BİRİ BANA DEMİşTİKİ..Ã?NÃ?MÖZDEKİ FIRTINA NE OLURSA OLSUN BİZLER KARARLI VE DİK DURDUGUMUZ SÃ?RECE ASLA BİZİ YERE YIKAMAYACAK..EVET BU DOğRU..şU''dedi kapıyı göstererek..''KAPI YIKILDIGI ANDA KAÃ?INILMAZ OLAN GERÃ?EKLE YÖZLEşECEGİZ..DÃ?şMAN SULAR SELLER GİBİ KAPIDAN İÃ?ERİYE AKACAK..AİLELERİMİZİ Ãƒ?OCUKLARIMIZI..KADINLARIMIZI KATLETMEK İÃ?İN..BİZİM YÖZYILLARDIR SAHİP OLDUGUMUZ ÖZGÃ?RLÃ?ğÃ?MÖZÃ?..KENDİMİZE OLAN SAYGINLIGIMIZI ALIP..YAşAMLARIMIZI DEğERSİZ VE LANETLİ TANRILARINA KURBAN ETMEK İÃ?İN..PEKİ BİZ NE YAPACAGIZ..SURLARDA DURUP OKLARIN GÃ?ğSÃ?MÖZE SAPLANMASINIMI BEKLEYECEGİZ..''HAYIR!!''kesin bir inilti idi bu ''HAYIR'' sesi..Surların içindeki tüm ortamda yankılanmıştı..''ETRAFINIZA BAKIN KARDEşLERİM..TAşTAN YAPILMA şU BİNALARA..BU BİNALARDA SİZE BİR ANLAM İMA ETMİYORMU??..KAPI KIRILDIGI ANDA DÃ?şMANIN GİREBİLECEGİ TEK NOKTA OLACAK..''Kapıyı gösterdi..''VE BİNALAR KARDEşLERİM..ONLARI BOZGUNA UGRATABİLMEMİZ İÃ?İN EN BÃ?YÃ?K SİLAHLARIMIZ..BİNALARIN ARASINDAKİ SOKAKLARA YÖZLERCE TUZAK KURULDU..TUZAKLARIN ELİMİZDE BİR HARİTASI İLE BİRLİKLERİMİZİ BİNALARIN Ã?ATILARINA DAğITIP KAPIYA NİşANLANACAGIZ..İşTE şURASI..''dedi kapının 100 metre ilersindeki yeri göstererek..''BALİSTALAR BURAYA GETİRİLECEK VE KAPIYA NİşAN ALINACAK..BOZGUN DURUMUNDA ATLILAR DÃ?şMANI OYALARKEN ASIL ORDU GERİYE Ã?EKİLECEK..BİNALARA KABA KUVVETLE GİREMEZLER..TAşLAR SAGLAM..OKÃ?ULARI İSE KAPIDAN GİRERKEN ZATEN BİZİM DÃ?RT BİR YANDAN GELEN ATEşİMİZLE TELEF OLACAKLARDIR..İNANIN İÃ?ERİ GİREN DÃ?şMAN TARAFTAN OK YEDİKLERİ AN Ã?YLE BİR PANİGE GİRECEKLERKİ şAşACAKSINIZ..ZATEN KAPIDAN AYNI ANDA EN FAZLA 3 ERLİ 5ERLİ GİREBİLİRLER..BİZE AÃ?IK HEDEFLER..BİZ İSE ONLARIN SİLAHLARINDAN UZAKTA..TAş EVLERİN Ã?ATILARINDA MEVZİLENMİş OLACAGIZ..İÃ?ERİ GİRDİKLERİNDE İLK BAşTA BOş SANACAKLAR BURAYI..SADECE ''dedi az önce balista konulacak yeri gösterdigi yeri işaret ederek..''BURADA BALİSTALARIN Ã?NÃ?NDE DURUP ONLARI ARKALARINDA SAKLAYAN ATLILARI GÃ?RECEKLER..ATLILAR BİR ANDA İKİ KOLA AYRILACAK VE ORTAYA BALİSTALAR Ã?IKACAK..BALİSTALAR BODOZLAMA GELEN DÃ?şMAN KUVVETİNİ GERİ PÃ?SKÃ?RTÃ?RKEN MEVZİLENEN OKÃ?ULARIMIZ AYAğA KALKICAK VE BALİSTA VE OK YAGMURUNA TUTULAN DÃ?şMAN PANİğE YENİLECEK..MANCINIKLARIMIZ SURLARI AşARAK ONLARI DAğITACAK..VE İÃ?LERİNDE BASTIRDIKLARI BARBAR DOğALARINI DAHA FAZLA SAKLAYAMAYARAK BODOZLAMA BİR SALDIRIYA GEÃ?MEYE Ã?ALISACAKTIR..BU ONLARI DAHA DA BİR ''VURULABİLİR'' KILACAK..SOKAKLARA DAGILMAYA Ã?ALISIRLARSA TUZAKLARA YAKALANACAKLAR..İÃ?ERİYE KUşATMA SİLAHI SOKMAYA Ã?ALIşIRLARSA Kİ..SADECE KAPIDAN SOKABİLİRLER..ATLI BİRLİGİMİZ BİR YARMA SALDIRISI İLE BUNUNLA İLGİLENEBİLİR..''

Ardından tekrar Hatcslich e dönerek..''Alın terinize saygım büyüktür efendi gnom..Ancak harcadıgınız paranın boşa gitmeyecegini size garanti ederim..Eğer planınız tutarsa bir kahraman olacaksınız..''dedi..Ve düşündü..Belkide bu gnomun bir kahraman olmak gibi bir fikri olmayabilirdi..''Dahası..Harcadıgınız emeğin parasını ben karşılayacağım..Eğer işe yararsa..'' diye ekledi..''şimdi'' dedi duraksayarak..''Ordunun durumunu ve ilerleyişini bize rapor verecek gözcüler lazım olacak..Ve bahsettiğiniz tuzaklar..Doğru zamanda çalıştırılırsa gerçekten çok işe yarayacagı kesin..Onların başına adamlar yerleştirelim..''PANİK YAPMAYACAK ADAMLAR''dedi üzerine basarak..Esas birlik geldiginde..Yada yakmayı beceremezsek kapıyı kırmaya gelecek kuşatma silahları ilerlediginde kullanılılmalı..''

O sırada surlardan inerken ikinci savaş hattı ile ilgili birşeyler bağırınan bir adam duydu..Ama aldırmadı..Savaşçılar bilmeleri gereken herşeyi öğrenmişlerdi..İkinci defa anlatmaya ne zaman vardı..Nede lüzum..Artık onbaşılarından birisi bu savaşçıya planın ne oldugunu anlatırdı..Gnoma döndü..ve şöyle dedi gözlerini kısarak..

''Hadi başlayalım..''
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Hastlisch konuşmasını bitirirken duvarın üstünden geri çekilen askerler arasında bazı bağrışmalar oldu.
Dekotta wrote:İKİNCİ SAVUNMA HATTINI NEREDE KURACAğIZ ?
celebnor wrote:"İKİNCİ SAVUNMA HATTINI NEREDE KURACAğIZ"
Askerlerin arasından bazı bağırışmalar gelmeye başlamıştı. Planı bilmedikleri aşikardı. Duvarda daha savunma yapmamışlardı ve duvardan geri kaçmışlardı. O zaman başında bu duvara neden çıkmışlardı. Hastlisch bu savunmasız duvara ordu koymanın bir mantığı olduğunu sanmıştı, bunun sadece askerlerin anlayabileceği bir plan olduğunu sanmıştı. Ama sadece adam kaybetmişlerdi ve askerler arasında bazı bağrışmalar başlamıştı bile. Mademki bu duvar bu kadar önemsizdi bu komutanlar sadece ağırlık olsun diye mi çıkartmışlardı bu adamları yoksa? Ancak savaş konusunda daha fazla düşünmeye gerek yoktu zaten. Onun işi başkaydı burada.

Horkoel Hastlisch'in karşısına geldi ve konuşmaya başladı.
Horkoel wrote:"Değerli fikirlerinize her zaman önem veririm bayım..'' diye konuşmaya başladı aceleylen..''Ancak surların üstüne çıktıgımız zaman sadece mancınıkların değil..Orklarında yaylım atışına maruz kalıyoruz..Sayımız gördüğünüz gibi onların oklarına göre çok az..Surlara atacakları rastgele oklar bile sayı çoklugundan dolayı bizim onlara vereceğimiz zarardan çok onların bizi avlamasını sağlar..Onlara zarar değil yardım etmiş oluruz..''Duraksadı ve kaşlarını çatarak etrafına bakındı..
Hastlisch nefesini çekti ve planını anlatmak için hazırlandı. Yumruk olmuş elinde işaret parmağı kaldırmış nefesini tam ses tellerine çarptırarak çıkartacaktı ki, gnom'un nefesi içinde, ağzıda açık kaldı. Horkoel bu sefer daha yüksek sesle bağırmaya başlamıştı. Belliki etrafa konuşuyordu.
Horkoel wrote:"BURADA KİMSE BENİ ANLAMIYORMU YOKSA BENMİ ANLATAMIYORUM..'' dedi etrafına bakarak..''OK VE SAVAşÃƒ?I SAYIMIZ KISITLI..ONLARLA KARşI SURLARDAN GÃ?ğÃ?S GÃ?ğÃ?SE BİR ALAN SAVUNMASINA GİREMEYİZ..ONLARI DAGITMAMIZ GEREKİYOR..TUZAKLARA Ã?EKMEMİZ VE PANİK YARATARAK HATA YAPMALARINI SAğLAMAMIZ GEREKİYOR..BİZİM BİR ADAMIMIZIN BAşINA DÃ?şECEK DÃ?şMAN SAYISI AZALTILMALI..SAVAş DÖZENLERİ BOZULMALI..KATLİAM İÃ?İN Ã?TEN BORULARI PANİK VE KORKU İÃ?ERSİNDE ''GERİ Ãƒ?EKİLİN'' SİNYALİ VERMELİ..''KAZANDIKLARINI SANIP KAYBETMELİLER..''
Horkoel wrote:"...............Ve savaşta kayıplar minimuma indirilmeye çalışırken maksimum zarar verilmelidir...................
Hastlisch durumu anlamıştı. Horkoel sadece karşılarındakilere olabildiğince çok zarar vermek istiyordu. Savaşı sadece karşılıklı verilen zararlar olarak görüyordu. Savaşın sonunda asıl önemli olanın savaşı kazanmak olduğunu düşünürdü hep Hastlisch. Horkoelin başka bir düşüncesi vardı, onun yanlış olduğuna neden se inanmak istemiyordu ve söyledikleri nedense onun ağzından çıktığından hep daha inandırıcı oluyordu.

Gnom bindiği dostundan onu biraz daha yükseltmesini istedi. etrafta kendi işine yarayacak biryer aramaya başladı. O sırada karşıdaki orduya baktı ve mancınıkların belkide duvarın arkasınada ateş edebileceği aklına geldi. BUradan uzaklaşmalıydı ve tam artık Horkoel'in onunla konuşmayacağını düşünüyorduki,
Horkoel wrote:''Alın terinize saygım büyüktür efendi gnom..Ancak harcadıgınız paranın boşa gitmeyecegini size garanti ederim..Eğer planınız tutarsa bir kahraman olacaksınız..''dedi..Ve düşündü..Belkide bu gnomun bir kahraman olmak gibi bir fikri olmayabilirdi..''Dahası..Harcadıgınız emeğin parasını ben karşılayacağım..Eğer işe yararsa..'' diye ekledi..''şimdi'' dedi duraksayarak..''
Hastlisch duyacağını duymuştu. Bu adamlar hakkını vereceklerse o zaman onlar yüzünden düşen aracınında parasını çıkartabilecekti. Aracıda dolaylı olarak onlar yüzünden düşmüştü. şehre göreceli olarak yüksekte oluşunu kullanarak tepeden bir bakış attı. İlk olarak daha güvenli bir yer bulacaktı. şehrin güneye bakan kısmında ana kaleye doğru olan tarafında bir ambar vardı.

Ambara vardığında oldukça kötü durumda olduğunu ve bir duvarının artık binadan tamamen ayrı durduğunu gördü. Ancak bu duvar ambarın duvarından daha farklıydı. Belli ki aslında bu duvar ya daha sonra yerleştirilmişti yada daha önceden oradaydı ve üstüne bina yapıldı.

Ambarın içinde tuzağını hazırlamaya başladı ve çuvalından çıkarttığı barutu bir küçük tüpün içine doldurarak işe başladı. Daha sonra bunu ıslakateş şişesinin birine yapıştırdı. Islakateşin etrafını da yanıcı maddeler ve simyasallar ile doldurmaya başladı. Hepsini bir kutu içine koydu ki, ne dağılsınlar nede yağmurdan etkilensinler. Fitillerin bir kere yanmasından sonra aslında yağmur ile sönmeleri çok zordu ama yine de emin olması gerekirdi. Aynı kutudan 6 tane yaptıktan sonra işi artık bitmişti. İşi çok hızlı yapmaya çalışmış ve kontrole zaman ayırmamıştı ama yinede bu tip şeyleri yapmaya o kadar alışkındı ki bu becerisine güvenmek zorundaydı.

Bundan sonra yakınındaki bu duvara gözü ilişti. Oldukça büyük ve ağır bir duvara benziyordu. Savaş alanına gidecekse belki de işine yarayabilecek bir şey olabilirdi bu bina. Yine çok sevdiği o maddesel bileşene ihtiyaç duymayan büyülerden biri için hazırlığa başladı. En ucuzundan bile olsa cebinden bir şey harcamak onu hep üzerdi.

Ellerini iki yana açtı ve duvara bakarak büyü dilinde sözleri söylemeye başladı. Duvarın kendisi ile konuşuyordu adeta. Ona bazı kelimeler söyledi ve bu sırada ellerini sanki bir şeyi tutarmış önüne uzattı. Birbirine bakan avuç içleri yakınlaşmaya başladılar ama giderek daha yavaş ve daha fazla zorlandığı belli oluyordu bu yakınlaşmanın. Hastlisch her seferinde belli bir kelimeyi tekrarlıyordu. Sanki sürekli olarak biraz daha, biraz daha diyordu.

Ellerine dikkat eden biri bile aslında olayın ellerde olmadığını görebilirdi. Tam karşısındaki taş duvarda gnomun elleri yakınlaştıkça küçülüyor, ufalıyordu. Sonunda 8mt’lik duvar sadece 50cm ye kadar küçüldü ve gnomun onu yerden alışını gören kişilerde ağırlığının da boyutuna göre küçüldüğünü ve hatta daha da fazla azaldığını anlayabilirlerdi.

Hastlisch kutular gibi taş bloğunu da çantasına koymaya hazırlanıyordu ki kafasında bir kaşıntı hissetti. Elini kaldırdı ve gür kızıl saçların içine ellerini daldırdı. Bitleniyor muydu ne...

Hastlisch bir an duraksadı ve aklından bir kere daha olanları geçirdi. Sanki bir terslik vardı. Kafası kaşındı ve limerik ormanlarından karışık saçların arasına ellerini attı. Ama onun saçları yoktu ve, ve sakalları da bu kadar uzun değildi.

Hastlisch heyecanla gürlükten kabarmış ve buna rağmen topuklarına kadar inen saçlarını okşamaya başladı. Uzayıp görüşünü bozan kaşları altından etrafındakilere baktı. Büyüye alışkın bazı insanlar duvarın küçülmesinden çok bununla ilgilenmişlerdi. Aralarından bir askerse heyecanla giydiği miğferini çıkartmış ve yanıp ta köklerini kaybetmiş kel başından da aynı şekilde saç çıkıp çıkmadığını kontrol etti. Ancak ne yazıktı ki burada kelli giden ve hatta pek çok kişinin kıskanacağından da fazla kılı ve saçı çıkan sadece Hastlisch olmuştu. Ancak bu kadar saçın bazı sorunları vardı elbette. Mesela ayağa dolanmak gibi.

“Hay ben bu işin”

diyerek çekiştirmeye başladı gnom aşırı uzamış saçlarını aynı saçlara basıpta düştükten sonra.

Yerden kalkarken savaştan sallanan kapıdan gözlerini çeviripte gören birkaç askerde o anlığına savaşı unutmuş ve Hastlisch’in haline gülmeye başlamışlardı. Askerlerin moral kaynağı olmasa da neşe kaynağı olmuştu adeta o anlığına.

*”Sanki... Sanki bir maskot gibi”*

Diye geçirdi içinden gnom. Ã?uvalından çıkarttığı bir ip ile saçlarını ve sakallarını toparlamaya başladı. Bu işin daha ne kadar böyle kalacağını bilmiyordu. En sonunda topladığı saç ve sakallarını beline dolayıp bağladı. Kaşlarını ise kafasının tepsinde topladı. Sürekli olarak böyle kalmayı hiç istemezdi.

Ancak bu durumdan daha çok korktuğu bir şey ölümdü. Onun daha yapacağı çok şey vardı. Oraya gidip gitmeme konusunda bir kere daha düşündü ama alacağı paranın müşterilerinin ona olan inancının düşüncesi ile bir büyü daha yapmayı aklına koydu.

Bu seferki hedef en yakın dostu Schöndü. Tıpkı daha önceden 10 kasabada yaptığı gibi bir şeydi aslında yaptığı. Bir arap sakızını çiğneyerek yumuşatmaya başladı ve sonrasında aynı 10 kasabada yaptığı gibi kirpik parçalarını bunun üstüne dizdi. Ancak bu sefer kirpikleri biraz fazla tuttu. Bütün iş bittikten sonra ise alnına yapıştıracağı yerde sakıza yapıştıracağı içinki sakızı hazırlamaya başladı. Hem çikleti çiğneyip hem de büyü yapmak ne kadar zordu. Rüzgarda uçan toparlayamadığı bir saç ağzına kaçtığında bunu anlayacak halde olmayan kısa boylu büyücü sakızları birbiri ile birleştirdi ve Schön’ün alnına yapıştırdıktan sonra bir anda gözden kayboldu Schön. Aslında onunla birlikte Pastör ve Hastlisch’te gözden kayboldu. Etraftaki insanlar duvarı döven kayalardan ve arkadan gelen nefret dolu bağırışlardan o kadar etkilenmişlerdi ki, yanlarından geçen Pastörün kanatlarını oluşturduğu rüzgarı dahi hissetmediler.

Gerçektende korkutucu bir sahne ile karşılaştı Hastlisch. Üstlerinden uçarken bu ordunun ne kadarda çok çirkin orktan ve goblinden oluştuğunu gördü. Duvarın arkasını göremediği için ateş edecek kişileri de bulamayan okçular sadece ışığın kaynağına doğru yada duvarın arkasına doğru körlemesine ateş ediyorlardı. Kapının önünde ise orklar ve hırsla kapıya yüklenmiş birbirlerini ezermişçesine kapıyı itiyorlardı. Yağmurla balçık içinde kalmış zırhları içinde elit birlikler oldukları belli birlikler hareketsiz öndekilerin gitmesini bekliyorlardı, belli ki buna alışkındılar. Ancak kendilerine olan güvenleri Hastlisch’inde rahatsız olmasına sebep oldu. İleride tüm gücüyle akan isimsiz nehrin üstüne devrilmiş köprü duruyordu. şaşılacak derecede sağlam yapılmış olan kule devrildiğinde neredeyse hiç hasar almamıştı. Üstünden hala geçmekte olan kana susamış birliklerin ağırlığına sonuna kadar dayanacakmış gibi duruyordu.

Kulenin ilerisinde ise Hastliscin asıl gelme sebebi olan acımasızca duvarı döven mancınıklar vardı. Bu kadar zamanda mancınıkları kurmamışlar o mancınıkları da yanlarında getirmişlerdi. Bu ordu kaba güç bakımından 10 kasaba halkına göre kesinlikle daha üstündü. Hastlisch böylesi bir orduyu nasıl tutabileceklerini bilemiyordu. Tek umudu hala bakamadıkları cüce yapımı mağaralarda savaş için yapılmış özel inşalardı. Bir cüce şehri her zaman böylesi saldırılar düşünülerek yapılırdı.

Hastlisch bir dakikadan fazla sürmeyen bir zamanda inceledikten sonra mancınıkların daha hafif olması için gövde kısımlarının daha ince yapıldığını gördü. Bunun da yanında yolculuk boyunca bu inceliklerinden çok çektirmiş olacaklardı ki mancınıkların üstünde bir sıvı ile kapatılmış kırıklar vardı. Bu kırıkların en zayıf kısım olduğunu düşünen gnom Pastör ve Schön ile birlikte aşağıya bir inişe geçti.

Sürekli olarak etrafı dolu olan mancınıkların yanına yaklaşmak tehlikeli olabiliyordu ama işini bilen kimse mancınıkların önünde durmuyordu. BU mancınıkların her atılan kayadan sonra dağılmasından korktukları belliydi. Ancak Hastlisch içinde tek yol buydu. Bu sırada inci süslemeli yüzüğünü parmağı etrafında bir kere döndürüp büyüsünü çalıştırdı. En azından onu gören birinden haberdar olabilecekti.

Köprünün zayıf noktasını bulamadığından ve nehrin içine yarı yarıya gömülü olduğunda üstü sürekli dolu olan kuleye uçarak yaklaşıp suyun akışının tersinde kalan yan kısmına çuvalından çıkarttığı bir ayakilmeği torbasının yapıştırıcısı ile yapıştırdı. Koyduğu her kutudan sonrada fitillerin uzunluğunu ayarlayarak kibrit ile her birini yaktı.

En sonunda yukarıya çıkarak kısa bir bekleyişe başladı. Hesaplarını yine neredeyse doğu yapmıştı.

İlk olarak koca kulenin alev aldığını gördü. Ne kadar süreceğini bilmiyordu ama hemen sonrasında mancınıklarında alev aldığını gördü. Bu duruma liderlerin kayıtsız kalamayacağını biliyordu. Etraftaki düşüncelere odaklandı ve diğer kişilerin lider olarak gördükleri kişiyi onların düşüncelerinden çalmaya çalıştı. İleride birkaç kişilik bir grubun diğer kişilere korku saldığını gördü. Dillerini anlayamasa da onlara olan korkularını ve saygılarını anlayabiliyordu en azından. Bunlar liderleri olmalı diye düşündü Hastlisch ve onların üstüne doğru uçmaya başladı. Mesafesini sürekli olarak yüksek tutuyordu ve bu karanlıkta görünmezliği bitse bile onu görmemelerini umuyordu.

Tam tepelerine geldiğinde asıl korkutucu olan kısmı gördü. Mühendislik ve mimari bilgileri ile bunun ne olduğunu anlaması hiçte zor olmadı. Aslında bunları gören ve mühendislikten ve mimariden biraz anlayan biri bile bunların ne olduğunu anlardı. Bunlar daha kurulmamış dev mancınıklardı. şu ana kadar ihtiyaçları olmadığından kurulmamışlardı belliki. Bu ordu için adam kaybetmek çokta önemli değildi nedense bir aceleleri vardı ve büyük mancınıkları kurupta kaleyi dövmek yerine küçük mancınıklarla ateş edip orduyu göndermeyi yeğlemişlerdi. Bunu büyünün dengesizleşen yapısı ile bir alakası olup olmadığını düşündü Hastlisch.

Ancak şu anda çokta fazla düşünmeye zaman yoktu belliki. Liderler tamda istediği gibi bir aradaydılar. Ã?uvalından çıkarttığı 50x50cm bloğu liderlerin tepesine bırakmadan önce Hastlisch bloğun üstündeki küçültme büyüsünün de kalkmasını sağlayacak sözü söyledi.

“Aslan yürekli”

ve koca taş duvar aşağıya doğru düşerken Hastlisch Pastörün yukarıya tırmanmasını rica etti. Yayların yukarıya yeterince kuvvetli ateş edemeyeceğini ve ne kadar mesafede etkili olabileceğini yay yapımı hakkındaki bilgilerinden biliyordu gnom. Bununda ötesinde yukarıya bakması gereken ordunun gözüne yağmur suları kaçacaktı ve ona nişan almayacaklardı bile. Buradan gitmeyi düşündüğü tek yer ise artık kalenin rahat ortamıydı. Ancak geçerken belki son bir kez köprünün yanışını izleyebilirdi.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Slach
Gölge Ustası
Posts: 759
Joined: Sat Nov 13, 2004 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by Slach »

Yanındaki asker slach'ın önerisine uydu ve attan indi. Aslında bu öneriden çok kabaca " Lanet olacası in şu attan yoksa tuzaklarımı boşu boşuna harcayacaksın."dı fakat bunu söylemek biraz da kendinin huzur bozucu olarak göstereceği için kullanmıyordu. Son bir kez tuzak kuranlara baktı ve cebindeki kömür kalemle Maximillanın son kurduğu tuzağı işaretledi.

Asker işin acele olduğunu belirmek Slach'ın omzunu dürttü. Slach bu durumdan pek memnun olmasa da çağrıya uydu ve kurulan tuzakların üzerinden birbir geçerek ve askerinde rahatlıkla geçmesi için tuzakları eliyle gösterek yürümeye devam ettiler. Askerle slach arasında hiç bir konuşma geçmiyordu. Bu durum Slach'ı biraz rahatsız etmişti, fakat zaten konuşacak ne olabilirdi ki. sadece Slac eliyle tuzakların yerlerini gösteriyordu.

Surların yakınlarına geldiğinden yerdeki bir tuzağı göstermek için kafasını yere eğerken üstünde beyaz bir ışığın yandığını fark etti. o daha kafasını kaldırıp bakamadan ışık kaynağı surların diğer tarafına atılmıştı. Gölgeler arasında pek göremese de o ışık kaynağı Horcoel kılığındaki adamın yakınlarından atılmıştı.

Slach'ın gözleri O gölgelerden surlarda hareketlenen diğer gölgelere kaydı. Bir kaç asker merdivenlerden aşağıya doğru hareketlenmeye başlamıştı. Birkaç kişi merdivenden aşağıya doğru ilerlemişti. Slach merdivenleri ikişer üçer atlayarak aceleyle çıktı. Horcoel kılığındaki adamı surlar üzerinde fark etmek pek de zor bir iş değildi. Yanına gitti ve omzuna pek de kibar olmayan bir şekilde dokundu.

" Beni istemişsin Horcoel bir sorun mu var? ve bu hareketlenmenin sebebin bilmemde bir sakınca var mı? Eğer askerlerin burdan inerse Kasaba daki tuzaklara yakalanabilirler de. "
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Horcoel’in tehdidi bu sefer orklardan dehşet dolu tehditler ve hiç de hoş olmayan küfürlerle karşılandı. Buna rağmen hiçbir ork hareket etmiyordu. Hepsi de bir önder olmadan, başıboş bir şekilde saldırmayacak kadar basiretliydi.

Horcoel son hançerini de oraya saplayıp gittikten yaklaşık on saniye sonra bir bombardıman daha yaşandı ve surlar yeniden sallandı. Kapılar ise acıyla bir kez daha gıcırdadı. Yağmur iyice şiddetlenmişti ve ışıkların azalmasına bakılırsa kazıklardaki ateşler artık sönmüştü.

Bombardımanın ardından yükselen bir sevinç böğürtüsü, hançerin isabet aldığını gösteriyordu.

***

Parıltı kaybolurken Urgonosh sırıttı ve neşeli bir kahkahayla Drejjesh’in sırtına vurdu. Keyfi yerine gelmişti. “İşte o orospu çocuğuna gösterdik! Olduğu yere gömüldü!” Urgonosh keyifli kahkahalar içinde bombardımana devam edilmesini emretti.

Surlar boşaltıldığına göre ön safların artık saldıracağını düşünmüştü ama hiçbiri yerlerinden kıpırdamamışlardı.

“Gnorha neyi bekliyor? Ghuzz, git bir bak şuna!”

Ghuzz hızla kalabalığın arasına karışırken Urgonosh bir kez daha fırlatma emri verdi.

***

On Kasaba muhafızları, Horcoel’in emrettiği bölgelere konuşlandırılıyorlardı. Balistalar çoktan hazırlanmışlardı bile. Atlılar balistaların arkasına yerleşmişlerdi. Askerler, balistalara kadar olan mesafe içinde caddenin iki yanındaki evlerin çatılarına mevzilenmişlerdi. Dekotta ve Salvador, girişin hemen iki yanındaki evlerde karşılıklı bulunuyorlardı. Yanlarında ise onar adam daha vardı. Dekotta’nın kumandanı bu adamları onun kumandasına vermişti. V’ladhek yanında on adamla ikinci evdeydi. Karşısındaki evde ise Celebnor başka bir on adamla bulunmaktaydı. Selemor ve Yılmax üçüncü evlerdeydiler. Yanlarında ikisinin de beşer adamı bulunmaktaydı.

Horcoel ve Cervantes en geride süvarilerin önlerinde bulunuyorlardı. Slach ise Horcoel’e tuzakların bir haritasını verip tekrar geldiği yere dönmüştü.

Slach geri dönene kadar Maximillian ve koboldlar son tuzakları da tamamlamışlardı. Slach geri döndüğünde Azazel ve Nakh da dahil olmak üzere hepsi onu bekliyorlardı. Maximillian, Slach’ı görünce öne çıktı.

“şimdi ne yapıyoruz Slach? Bize bundan sonrası için bir emir verilmemişti.”

***

Horcoel’in moral verici konuşmasını dinleyip aniden uzayan saçlarıyla askerlerin neşesini yerine getirdikten sonra Hastlisch havalanmıştı. Ordunun ortasına yaptığı uzun ve tehlikeli bir yolculuktu. Görünmezliği büyük bir avantaj sağlamıştı ona.

Bütün fitilleri yerlerine yerleştirip ateşlediğinde sabredip beklemiş ve gerçekten de meyvesini almıştı.

Köprü işlevi gören kuşatma kulesi aniden alev alıp alevler her yanını sarınca üzerindeki orklar da viyaklayarak nehre atlamışlardı. Nehrin azgın suları onların üzerlerini anında kaplamıştı.

Mancınıklar da yanmadan hemen önce son bir atış daha yaptılar ve ardından hepsi de alev aldı.

Oluşan kaosu fark etmemek için ölü olmak gerekirdi. Ghuzz’un dönmesini beklerken Urgonosh, Trush ve Drejjesh aniden önlerindeki mancınıkların ve arkalarındaki köprünün yanmaya başladığını fark ettiler. Her yer bir anda cehenneme dönmüştü.

“Neler olu-“

“DİKKAT!!!”

Trush’ın uyarısı ile üçü de yukarı baktılar ve tepelerine inen ölümü gördüler.

Urgonosh ve Drejjesh kendilerini güçlükle nehre attılar. Trush ise hızla koşup kendisini yanan iki mancınığın arasına attı.

Taş yeri titreten bir gümbürtüyle yere düştü. Trush öfkeyle başını kaldırdığında gökte asılı duran bir...gnom?

Havada asılı bir gnom vardı! Hayır, hızla yükselen bir gnom vardı! Ok menzilinden çıkan bir gnom vardı!

On Kasaba suikastçisi!

Trush öfkeyle haykırarak yattığı yerden kalktı ve iki mancınığın çevresinden dolanarak nehir kenarına gitti. Urgonosh ve Drejjesh biraz ötede kıyıya çıkmışlardı.

“şuna bir bak!”

Trush, arkasından duyduğu Ghuzz’un sesi üzerine döndü ve Ghuzz’un arkasındaki dört başka böcayının taşıdığı Gnorha’ya baktı. Baygın değildi ama son derece bitkin gözüküyordu.

“Neler oluyor? Nasıl bu hale düştük?!”

Urgonosh ve Drejjesh yanlarına geldiğinde Gnorha bitkin bir şekilde olanları anlattı. Bu sırada Trush çoktan bir parşömeni çıkartıp okumuştu bile. Gnorha’da gözle görülür bir farklılık meydana gelmişti. Ayağa kalkmıştı ve gözleri artık boş ve halsiz bakmıyordu.

Gnorha hikayesini bitirdiğinde beşli birbirlerine baktı.

“Onları fazla hafife aldık.” diye mırıldandı Trush. “Hafife aldık ve düşünmeden saldırıya geçtik. Ama iyi hazırlanmışlar.”

“O halde taktik değiştirmemiz lazım.”

Hepsi hemfikir olduklarını ifade ederek başlarını salladılar ve tartışmaya başladılar.

***

Yarım saat geçmişti. Peter’ın attığı taş, drow tarafından fark edilmemişti. Gnom doğruca Horcoel’in yanına inmişti. Burada drowla başbaşaydı. Ama drow ona hiç ilgi göstermiyordu. Sadece gelişmeleri izliyordu.

Peter’in ne olduğunu anlayamadığı büyük bir yaratık yardımıyla kaos ordusu, tüm askerlerini nehrin bu yakasına geçirmekle kalmamış, kuşatma kuleleri dışındaki tüm savaş araçlarını da onun sayesinde bu tarafa geçirmişlerdi. Bu fazlasıyla bir gecikme yaşatmıştı, ama yine de başarmışlardı.

Yeni, büyük mancınıklar kurulmaya başladığında çalan savaş borularıyla beraber hücum başlamıştı. Barra Qu’elareuk, aniden manzaraya sırtını dönüp Peter’e baktı. “Sakın yaramazlık yapma, sadece gördüklerini yaz.” dedi ve hızlı adımlarla merdivene yöneldi.

Surların tek kapısı, şimdi darbelerle zorlanırken herkes, asıl mücadelenin çok kısa zaman sonra başlayacağını biliyordu. Son hazırlıklar için muhtemelen sadece birkaç dakikaları vardı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

DM:
Gümüşyüz, ağaçların arasından elinden gelen tüm hızıyla gobline doğru ilerliyordu. Uçuş sırasında kanadı bir ağaç dalına çarptı ve çıkan gürültüden goblin hızla o tarafa döndü. Onu görmüştü. Goblin şaşkınlıkla bir anlığına donakaldı.
Gümüşyüz:
Gümüşyüz Goblinin kendi fark etiğini anlıyınca Yükselmeye başladı Ağaçların arasıdan gök yüzüne doğru yükseldi Amacı ağaçların arasından YEri tarıyarak gittmeye başladı mantıken nerde olduğunu ahvadna tahmin edebiliyordu ( abi Goblinin üstüne gelene kadar yukardan gidiyorum)
DM:
Yine de goblin onu görmüştü ve gözünden kaçırmaya hiç niyeti yoktu. "Sen ölmüş olmalıydın.Seni ben öldürdüm!" dedi goblin affallamış bir vaziyette.''Hızla kısa bileşik yayını çekti ve yukarıya yükselen siluete doğrulttu. Bir okunu yayına yerleştirip fırlattı. Ardından beklemeden ikinciyi fırlattı. İki okda hedefini buldu, ama zırhları geçip sadece deriye saplandılar. Herhangi bir hasar verememişlerdi.
Gümüşyüz:
gümüşyüz Zigzaglar çize çize ona doğru Uçmaya DEwam ediyordu Oklar canını yakmamıştı bile
DM:
Goblin kendisine doğru zigzaglar çizerek yaklaşan yaratığa karşı sırıtmadan edemedi.Ancak bir yandan hazırlıklıydıda. Yayını yarımeleğin tam kanatlarının arasına doğru nişanladı ilk okunu kanatlarının arasına,kanatlarının açıp kapanmasını sağlayan kemiğe fırlattıktan sonra
DM:
ikinci okunu direk rakibinin göğsüne gelecek şekilde fırlatmıştı.Ardından kısakılıcı ve kalkanını çekecek ve savunma pozisyonunda bekleyecekti
DM:
Ok hızla uçarak hedeflenen noktayı buldu.. Gümüşyüz'e bir hasar vermemişti, ama bu darbe kanatlarını kilitlemiş ve onun yere çakılmasına neden olmuştu. Havadan hızla yere düşen Gümüşyüz'ün bedeninden hiç hoş olmayan çatırtılar geldi. (Gümüşyüz --> 19 damage) Gümüşyüz başını zorlukla kaldırdığında goblinin savunma pozisyonunda beklediğini gördü.
DM:
''Seni uçan sülük.Başımın belasımısın be'' dedi goblin çirkin ağzını sonuna dek açarak.''Busefer öldügünden emin olana dek cesedini parça parça edeceğim.Ta ki kemiklerin bile tanınmayacak hale gelene kadar.Heee'' Goblin şeytani bir şekilde sırıttı..Kalkanını ve kılıcını hızla yerine koyarak yayını çekmişti bile
DM:
tüylü iğrenç parmagının arasına iki ok sıkıştırdı ve hazır düşmanı yerdeyken kafasına nişan alarak oklarını fırlattı
DM:
Okların ilki önüne saplanırken, ikincisi ise yanağına saplandı. İşte bu sefer ok, zarar vermeyi becermişti (Gümüşyüz --> 1 damage)
Gümüşyüz:
Gümüşyüz YErden elerini koyarak kalktı bu arda yerden bir taş aldı ve Kalbindeki karanlığı bu taşta yoğunlaştırdı VE taşı goblinin önüne doğru fırlatı ( DArkness)
DM:
Goblin karanlıga bir viyaklamayla cevap verdi..Ani bir reflexle ileri doğru hızla atıldı..Karanlıgın geçmesini umuyor, dahası karanlıktan kaçınıyordu. Ve o melek kılıklı herifi bunu yaptıgına bin pişman edecekti. Birkaç adım ileri çıktı ve yayına bir ok daha yerleştirip yeniden Gümüşyüz'ün kafasına fırlattı. Ok Gümüşyüz'ün boynuna saplandı ve yeniden deriyi geçmeyi başardı. (Gümüşyüz--> 1 damage)
Gümüşyüz:
Gümüşyüz Elini kanadına atıı ve eklemdeki oku tammen cıkarıdı Kanatlarının doğru calışıp calışmadığını kontrol eti Bu arada geri geri adımlar atıyordu gümüşyüz kanatlrıın çalışıyor olduğunu görünce havalandı
DM:
"Hayır, hiç sanmıyorum!" Goblin hemen bir ok daha fırlatmıştı. Amacı Gümüşyüz'ü yeniden yere düşürmekti. İlk ok Gümüşyüz'ün zırhını geçmesine rağmen bir hasar vermeyince hemen ikinci oku fırlattı. Bu da aynı şekilde sonuçlandı.
DM:
Goblin artık Gümüşyüz'ün avantajını fark etmişti. Bu yüzden aceleyle en yakın ağaca doğru koşmaya başladı. Ağaca vardığında ise arkasına saklanarak siper aldı. Ağacın ucundan Gümüşyüz'ü gözlüyordu.
Gümüşyüz:
Gümüşyüz Goblinin saklandığı ağacın tepesine doğru uçmaya başladı...
DM:
Gümüşyüz yükselirken Goblin yayına bir ok daha yerleştirdi ve dikkatlice nişanladı. Gümüşyüz'ü hemen yere indirmeliydi. Gümüşyüz'ün hızına uyumlandığı anda oku serbest bıraktı. Ok hızla uçarak yeniden aynı noktaya saplandı ve Gümüşyüz'ün kanatlarını kilitledi. Gümüşyüz odun gibi yere düşerken bir acı hissetti. Ok oku yaralamayı başarmıştı. (Gümüşyüz--> 1 damage) Gümüşyüz yeniden yere çakıldığında kırılan kemiklerin çatırtısı yükseldi ve goblin sırıtarak yayını yerine taktı. (Gümüşyüz--> 19 damage)
Gümüşyüz:
Gümüşyüz YErden kalktı... Yayını omuzundan cıakrdı... bir tane ok yerleştirdi.. ve goblinin Boğazına hedefledi oku ... Gerdiii artık tel kopacak gibi idi ve sonunda bıraktı oku
DM:
Ok çatırtıyla goblinin siper aldığı ağaca saplandı. Goblin ise hızlıca yayını omzuna geri asıp tahta kalkanını ve baltasını çıkarttı ve savunma pozisyonunda Gümüşyüz'e doğru ilerlemeye başladı. Görünüşe göre Gümüşyüz'ü yüzyüze halletmek istiyordu.
DM:
Goblin sakin yürüyüşleri sonunda Gümüşyüz'ün yanına vardı ve baltasını savurdu. Ama ıskaladı ve balta Gümüşyüz'ün hemen yanındaki ağaca saplandı.
Gümüşyüz:
NEyse... gümüşyüz Zaman kazanmak için ... yayı elinde bıraktı ve kılıcını kınından... Gobline savurarak cıkardı ama bir ağağı hep arkada arkasını hep sağlama alarak...
DM:
Goblin, saldırısının açığından doğan bu darbeyi tahta kalkanıyla durdurmayı başardı.
Gümüşyüz:
Gümüşyüz goblinin üstüne cunlanarak onu yakalamak için hamle yaptı... ondan kat kat ağır ve güçlü idi... boşta olan eli ile gümüşyüz goblinin balta tutan elini kavramaya çalıştı
DM:
Goblin ani bir hareketle gümüş kısa kılıcını çekip Gümüşyüz'e saplamaya çalıştı ama Gümüşyüz'ün zırhını aşmayı başaramadı. Bu başarısız hamlesinin ardından Gümüşyüz goblini artık kılıç tutan kolundan yakalamıştı.
Gümüşyüz:
Gümüşyüz kılıcı tutan iyice cekti.. VE diyer elindeki kılıçla... gümüşyüz Goblinin kolunu kesmeye hamlesini yaptı ve goblini yere düşürmek için üstüen çulandı yere düşürecekti...
DM:
Gümüşyüz goblinin kolunu kesemese de kolunda derin bir kesik açmıştı. Kan fışkırırken goblin acıyla inledi. Kılıcı tutan kolu yaralanmıştı ve baltası da ağaca saplıydı. Yapabildiği tek şey kendinisi Gümüşyüz'ün mengene gibi kollarından kurtarmak için debelenmek oldu ama başaramadı.
DM:
Goblin vazgeçmedi ve bir kez daha kurtulmak için debelendi ve bu kez başardı. Kandan kayganlaşan kolu bu sefer kolayca Gümüşyüz'ün elinden kurtulmayı başarmıştı. Goblin hemen savunma pozisyonu aldı. "Seni geberteceğim piç kurusu!"
Gümüşyüz:
Gümüşyüz kılıcını 2 eli ile kavradı... '' SEn bir ölüsün...'' Dedi ve zıplayarak Goblinin üstüne diklemesine Kılıç darbesini indirecekti
DM:
Gümüşyüz'ün kılıcı tam goblinin kafasına gelecekken, goblin son anda kalkanını kaldırdı ve kılıcı karşıladı. Bu sırada diğer eliyle aşağıdan kısa kılıcını Gümüşyüz'ün karnına sapladı. Kılıç zırhı ve deriyi zorlukla da olsa geçti. (Gümüşyüz--> 2 damage)
Gümüşyüz:
Gümüşyüz... Goblininn yakında olma avantajını kulanarak goblinin üstüne atladı amacı :.. yere düşürmekti....
üstüne culandı bir anda Gümüşyüz
DM:
Gümüşyüz üzerine çullanırken goblin kılıcını yeniden sapladı ve Gümüşyüz'e isabet ettirdi. (Gümüşyüz--> 1 damage) Ama yeterince hızlı davranamadı ve Gümüşyüz'le birlikte yere düştü. Gümüşyüz'ün ağırlığının altında kalırken viyakladı.
DM:
Goblin öfkeyle Gümüşyüz'e kılıcı iki kez daha saplamaya çalıştı ama sadece biri isabet edebildi. (Gümüşyüz--> 1 damage)
DM:
Goblin öfkeyle haykırdı ve kılıcını bir daha sapladı ama deriyi geçemedi. Sonra bir kez daha saplamaya çalışırken yaralı kolundan gücü bir anlığına gitti ve kılıcını elinden düşürdü.
Gümüşyüz:
Gümüşyüz Goblinin üstündeyken ilk kalktığında ki cocuğu ısırması geldi...
Gümüşyüz:
Ağazını açtı ve goblinin boynuna doğru bir... Hamle yaptı amacı boynununu tamemen parçalamaktı ..
Gümüşyüz:
goblinin debelenmemesi için de sıkı sıkı tutyordu gümüşyüz tüm ağırlığını veriyordu...
DM:
Gümüşyüz boynuna saldırırken goblin son anda biraz yana yatmayı başardı ve Gümüşyüz'ün dişleri omzuna geldi. Omzu parçalanırken goblinin vücuduna bir soğuk dalgası yayıldığını hissetti Gümüşyüz. Görünüşe göre Troller'ın ölümbüyücülüğündeki uzmanlığı tahmininden fazlaydı.
DM:
Goblin bir kez daha kurutlmak için çırpındı ama başarısız oldu. Ã?fke dolu bir viyaklama yükseldi boğazından.
Gümüşyüz:
Gümüşyüz Elini kaldırdı penceleri Zırhı yararak dışarı cıktı ... '' debelenme ... yemeğim olacaksın'' derken pençesini goblinin suratına geçirmek için hamlesini yapmıştı bile...
DM:
Gümüşyüz'ün pençesi goblinin göğsünde derin bir yara açarken goblin inledi. Bir soğuk dalgası daha yayıldı vücuduna.
DM:
Goblin umutsuzca kurtulmak için debelenmeye devam etti ama başaramadı.
Gümüşyüz:
gümüşyüz bu sefer kafasını 3 e bölmek için penceçlerini iiiyce cıkardı ve goblinin yüzüne direk sokmak için hamle yaptı 2 pençeesi goblinin gözüne gelcek şekilde ayarlamıştı bile
DM:
Goblin ani bir hamleyle başını öbür yana çekti ve Gümüşyüz'ün tüm gücüyle sapladığı pençesi toprağa gömüldü. Bunu fırsat bilen goblin Gümüşyüz'e sert bir kafa attı ve altından hızla kayarak dışarı çıktı.
DM:
Goblin aksayarak koştu. Kalkanı hala kolundaydı ama Gümüşyüz'ün altındayken kullanamamıştı. Asıldı ve baltasını saplandığı yerden kurtarıp Gümüşyüz'e doğru döndü.
Gümüşyüz:
Gümüşyüz sırtında ki kalkanıda aldı
'' seni ısırıdım sende yakında benim gibi olacaksın..'' ( blöf)
Gümüşyüz:
'' ya benimle geliip efendime hizmet eder... yaşarsın yada Burda ölürsün''
DM:
Goblin sırttı. "Senin türün hakkında tahmininden daha fazlasına sahibim." Sonra baltasını hızla savurdu ve Gümüşyüz bir şey yapamadan sertçe zırhını yardı. (Gümüşyüz--> 6 damage)
Gümüşyüz:
Goblin baltasını savurken Gümüşyüz goblinin sağ koltuk altını boşta bir açıklık olduğunu gördü.. o büyük kılıcı ustalıkla çevirdi ve sağ taraftan gobline kılıcını savurdu
DM:
Kılıç, tereyağa gömülen bıçak gibi goblinin bedenine gömülürken goblin viyakladı ve geri çekildi.
DM:
Goblin hızla yere eğildi ve kalkanıyla siper alarak Gümüşyüz'ün bacaklarını kesmeye çalıştı ama baltası Gümüşyüz'ün zırhından geri sekti. Goblin durmadı ve ikinci kez baltasını savurdu ama sonuç değişmedi.
Gümüşyüz:
Gümüşyüz... Büyük bir Hırlama ile Gobline baktı kılıcını üsteden değilde Yandan geleceğini tahmin edemeyen gobline sağ taraftan bir süpriz yapacaktı...
DM:
Goblin son anda kalkanını yanına çekti ve kılıcı engelledi. Aynı anda baltayı yukarı doğru savurdu ve baltayı Gümüşyüz'ün bacaklarının arasına gömdü. Gümüşyüz'ün erkekliği parçalanırken goblin pis pis sırıttı. (Gümüşyüz--> 7 damage)
DM:
Goblin baltaya asılarak çıkarttı ve kalkanıyla Gümüşyüz'ün kılıcını bastırırken baltasını bu sefer Gümüşyüz'ün karına doğru savurdu. İlk darbesi zırhtan sekerken goblin aynı noktaya ikinci kez vurdu ve bu sefer balta zırhı ve deriyi yararak Gümüşyüz'ün ölmüş etine gömüldü. (Gümüşyüz--> 6 damage)
Gümüşyüz:
Gümüşyüz goblin yerde çömelmiş bir vaziyete iken yine onun üstüne atladı ...
gümüşyüzün tamen saracaktı onu kollarını hareket etiremiyeceği bir vaziyete getirecekti.. o küçücük bedeni bir mengene gibi sıkıştıracaktı...
DM:
Goblin, Gümüşyüz üzerine atlarken baltasını iki kez savurdu ama ikisinde de zırhından sekti. Gümüşyüz tam üzerine düşerken goblin yerde hızla yuvarlandı ve Gümüşyüz sertçe yanına düştü.
DM:
Goblin, Gümüşyüz'ün yee düşmesinden faydalanarak Gümüşyüz'ün başını bir kez kesmeye çalıştı ama Gümüşyüz'ün sağlam zırhı bunu engelledi. Sonra goblin ayağa kalktı ve geri geri giderek Gümüşyüzden uzaklaşmaya başladı.
Gümüşyüz:
Gümüşyüz aya kalktı ve Gobline doğru baktı... ''İyi Dövüş ,'' Bu arada elini kanadına atı ve oku cıkartı gümüşyüz Bu arada gümüşyüzde geri geri çekiliyordu goblinden Ve yerde yayını arıyordu...
DM:
"Tahmin edebileceğinden çok daha iyi dövüşürüm. Sanırım seni bir kez öldürmem bunu anlatmaya yetmiştir." diyerek sırıttı goblin. Gümüşyüz bu sırada yayının goblinin arkasında kaldığını fark etti, tıpkı goblinin kendi kısa kılıcı gibi. Goblin gerilemeye devam ediyordu.
Gümüşyüz:
'' beni öldürmen bir tesadüftü... sana tekrar teklifimi ediyorum... Gel benle , efendime hizmet et... Efendimin dediği gibi arkaşım ol... ''Gümüşyüz ün Eskiden kalma bir özeliği kulanmaya calışıyordu. ( diplomasi) ''iyi bir takım lideri olursun...''
DM:
"Tesadüf mü? Hiç sanmıyorum. Hiçbirimizin burnu bile kanamadı. Sense geberip gittin. Ve şimdi geldiğin hale bak. Efendin beni senden iyi bir hale mi getirecek? Hiç sanmıyorum." Goblin gerilemeye devam etti ve en sonunda yayla kısa kılıcın yanına vardı.
Gümüşyüz:
Gümüşyüz Kanatlarını cırptı ve havalanmaya başladı... ağaçların arasında gökyüzüne doğru...
DM:
"Nereye? Kaçıyor musun?!" Goblin kahkahalar eşliğinde Gümüşyüz'ü izlerken yere eğilip kısa kılıcını aldı ve kınına geri soktu. Sonra Gümüşyüz'ün yayına baltasını sertçe indirdi ve yayı parçaladı. "Yazık, sohbetimize devam etmek isterdim!"
Gümüşyüz:
Gümüşyüz Ağaçların yukarsında Goblinin arkasına geçmek için bir pike yaptı... Goblinin tahminen direk arkasına geçince... Tekrara ağaçların arasınd bir pike daha yapar goblini aradı... gözleri....
DM:
Goblin gözlerini Gümüşyüz'den ayırmıyordu. Sürekli Gümüşyüz'e dönüp ve hazırlıklıydı.
Gümüşyüz:
'' sonun ölüm olacak.. goblin... Ben bunu görmesemde Sonun benim gibi olacak... Benim askerlerimdne biri olacaksın ''
Gümüşyüz geldiği Yöne doğru hızlıca kanat cırpmaya başladı... Bir başarısızlık daha... Yaşamıştı gümüşyüz... bunun burukluğu ile ... efendisinin yanına doğru gitti..
DM:
Goblin, kaçan Gümüşyüz'ün arkasından kahkahayla gülmeye başladı ve Gümüşyüz gözden kaybolduğunda kendisini en yakın ağacın dibine attı. Özellikle göğsündeki ve kolunun altındaki yaraları çok kötüydü. Gerçekten fazla kan kaybetmişti ve Gümüşyüz'ün gitmesine sevinmişti. Fazla direnemeyebilirdi. Baltasını ve kalkanını kaldırdı. Hemen yaralarıyla ilgilenmenin bir yolunu bulmalıydı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

“Hmm. Biliyor musun Darcalus, gerçekten de çok iyi bir hizmetkârsın sen. İlginç fikirler yürütüyorsun. Evet evet, gidelim hadi.”

Troller ormana doğru döndü ve ilerlemeye başladı. O ilerledikçe ölüleri de ilerliyordu. Lord Shadowbane ise hemen arkasındaydı. Hep birlikte ormana girdiler.

Birkaç dakika sonra Darcalus’un gözlerine bir şey ilişti: Uçarak kendilerine yaklaşan Gümüşyüz.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Onu esir alan adam kafasını bir süre meşgul etti. . Ama Peter in yapabileceği başka bir şey var mıydı? Oradaki adamla dövüşemeyeceği açıktı. Ã?ocukken bile vucudu hep yaşıtlarına göre güçsüzdü. Orada kaçmaya çalışsa kaleden nasıl çıkılacağını bulması uzun sürebilirdi. Ã?yle ise... Adam onun yanındayken aşağıya taş atmak dışında bir şey de yapamazdı.

Ã?yle ise ne yapabilirdi ki? Yapabileceği bir şey olursa yapmak için kendi kendine söz verip savaşı izlemeye devam etti.

Kaledeki ordunun komutanlarından olan şovalye tekrar bağırarak emirlerini veriyordu. Peter onu net bir şekilde duyuyordu. Bir an için adamın çok yüksek sesle konuştuğunu düşündü. Karşı taraf onu duyabiliyor muydu acaba? Yanındaki adamın duyduğu kesindi. Bir şekilde düşman orduya duyduklarını anlatabilirse ordunun planlarını bileceklerdi.

şovalye tuzaklardan bahsetmişti. şehire inmemesi için bir neden daha oluşmuştu işte... Eğer adam tuzakları duyduysa... Askerlerin geçtiği yolları izleyip düşman orduya yol gösterebilirdi.

Bir süre sessiz konuştuktan sonra yeniden bağırdığında Peter ordunun planlarının kalan ayrıntılarını da duyma fırsatı duydu. Ana savunma kalede olacaktı. Casus adamın olduğu kale... Adamın neden surların civarında değil kalede durmak istediği açıktı.

Düşmanın kapıdan gireceğini düşünüyorlardı. Ama düşman onları şaşırta da bilirdi.

Surlara tırmanmaları çok zor olmaz diye düşündü Peter. Tamamen onları yıkmaları uzun sürer ama tırmanabilirler.

Geldiği boyutta bir de yer altından kalelere girmeye çalışanların olduğunu duymuştu. Gerçi bu şekilde kaleleri tamamen almak mümkün olmuyordu. Ã?ünkü açılan geçit yeterli sayıda askeri sokmak için çok küçük kalıyordu genelde. Ama umulmadık bir saldırı ile savunmayı çok zor duruma düşürebiliyordu böyle saldırılar.

Kafasında ozanlıktan gelen itiraz ve yorumları biraz olsun bastırmaya çalıştı ozan ve ileri diğer orduya baktı. Düşamn ordusunda herkes sanki bir yere bakıyordu. Sonra bir anda bir haykırış duydu.

Ozan ne olduğunu anlamamıştı. Az sonra aşağıdaki hareketlilik dikkatini kaleye çevirmesini sağladı. Aşağıda kısa boylu kelimsi derisi sanki sanki.... biraz buruşuk birisi vardı. Sonra Peter bunun ne olduğunu
anladı. Bir gnom... Bir gnom.... Peter in gördüğü ilk gnomdu. Ama hayatı o gnomu hayal ederek geçmişti. Firble acaba o olabilir mi diye düşündü. İçinde öfke denetlenemez bir şekilde kabardı. Sonra elleri ile kale duvarını sıkıca tutarak da olsa gnomu izlemeye başladı. Sanki kafasındaki saçlar uzuyor gibiydi. Bir büyü olmalıydı. Askerlerin birkaçının kafalarındaki miğferi çıkardığını ve saçlarının olmadığını gördü. Bu bir büyüydü.

Peter gnomun yine kasabaya zarar vereceğini düşündü. Sonra o olamaz dedi. Firble ölmüştü. Bizi... bizi kurtarmadan ölmüştü... Ben ne yapıyorum dedi kendi kendine Nasıl.... -- Onun Firble olmadığını düşünmek Peteri kendine getirmişti-- Nasıl sadece bir gnom diye ... böyle olabildim.... Üstelik... Irklara düşman olup onları mahkum edenlerden ne farkım kaldı diye düşündü..

İçindeki öfke yok olmasa da bir parça dengelendiğinde tekrar aşağı baktı. Ve gnom.... yoktu.... Bir büyü olmalı diye düşündü Peter. Bi şeyler olacak diye düşündü.

Düşman ordusuna bakmaya başladı. Ordu sanki bir şey bekliyor gibiydi. Bir kere daha düşmanların şovalyeye bakan o kahramanına bir şey olup olmadığını düşündü. Sonra... İlerideki köprü yanmaya başladı. Köprüden sonra mancınıklar da tek tek alev aldı. Düşman ordusundakilerin koşuştukları görülebiliyordu. Sonra aşağı doğru inen bir duvarı fark etti. Doğru görüp görmediğinden bir an emin olamadı. Bu bir duvardı. Evet bu bir duvardı.

Duvar aşağı inerken altta bulunanlar sanki kaçmayı başarmış gibi geldi Peter'e... Gnom da yukarı yükseldi. Komutanlar olmalı diye düşündü ozan.. Gnomun komutanları nasıl tanıdığını bir an merak etti. Sonra o surların önüne gelen kahraman gibi orklardan farklı görünüyorlarsa o zaman tanınmaları zor olmazdı.

Düşman ordusu hiç kayıp vermediyse bile büyük bir yara almıştı. Ki böylesi belki de daha iyiydi. Belki de bu kuşatmanın kendilerine de zarar vereceğini görüp buradan giderlerdi. Gördükleri yazmaya değer de olsa Peter bir süre ordunun gidip gitmeyeceğini görmek için bekledi.

Nereden geldiğini görmediği büyük bir yaratık nehrin kıyısında belirince Peter bir an ordunun çekileceğini sandı. Ama yaratık nehrin öbür tarafındaki askerleri taşıyorlardı.

Neden diye düşündü Peter neden bu savaşı bu kadar istiyorlar? Ordunun karşıya geçerek nasıl bir tehlikeye düştüğünü onlar da anlıyor olmalıydı.

Bir şekilde onkasaba ordusu onları sıkıştırırsa geri çekilemeyeceklerdi. Onkasabalılar yaralıları geri çekip iyileştirebilecek ve yorgun olanları dinlendirebilecekken onların her askerinin savaşması gerekecekti. Hatta onkasaba ordusu gerektiğinde kaleye çekilip savaşa ara verebilecekti.

Acaba bir şey mi var diye düşündü bildikleri bir şey mi vardı?

Ne olursa olsun.... Karşı tarafın aldığı ilk yenilgi yazılmaya değerdi. Zaten ordunun malzemelerinin taşınması muhtemelen uzun sürecekti.

KAHRAMANLAR

En keskin kılıçlarıydı ordularının
Dev darbeleri karşılayan kalkanlardı
Yaralı askerler bakarlardı onlara
Bulmak için gücü yeniden ayağa kalkmaya

Titrerdi onları gördü mü düşmanlar
Nasıl baş edilirdi böylesi bir silahla
Yenilmezdi ki kahraman
Kahraman olunmadıkça

Ordular ilerlerken boğmak için birbirini
En önde durdular izlediler birbirlerini
Kahramanlar savaştı savaşmadan ordular
Gözlerinden okundu o gün ovada olacaklar

Kahraman gururluydu kazanmıştı ilk zaferi
Beklemedi düşmanının indireceği darbeyi
Attığı ateş geri döndü yaktı bedenini
Suya doğru sürüklendi tükenirken bedeni

Sarsılsa da yok olmadı ordusunun umudu
Kahraman su ile yeniden hayat buldu.
Hazırlarken ordusunu yeniden savaşmaya
Düşmanı her zamankinden hazırdı onu karşılamaya

Peter yazmayı bitirdikten sonra bir süre tekrar olanları düşündü. Kazanılan zaferin alınan yenilgi kadar etkileyici olmadığını biliyordu. Karşı taraf yaratılan bir umudu yok etmeyi başarmıştı.

Onkasaba düşmanı bir arada tutan korkuyu ya da nefreti deliliği çok da fazla yok edememişti. Ama en azından onkasabalılar kendilerine artık daha fazla güveniyorlardı.

Karşı tarafın bu yaratılan umudu yok etmek yeni bir şey yapıp yapmayacağını merak etti.

Daha başka kuşatma silahları da nehirden geçiriliyordu. Ordu artık tamamen karşıdaydı. Ve kendini nehirle kale arasına kıstırmış gibiydi. Yenilirlerse kaçmak için tek şansları yaratık olacaktı.

Belki de düşman komutan çıkışı kapatırsa ordunun daha iyi savaşacağını düşünmüştü.

Adamın sesi onu irkiltti. Geriye döndüğünde merdivenlere gittiğini gördü. Sadece gördüklerini yaz demişti adam. Peter adamın gideceğini umarak hafifçe gülümsedi. Eğer adam giderse yazacaktı. Gördüklerini yazacaktı. Belki ufak da olsa bir yaramazlık da yapabilirdi gerçi... Bu şekilde kaleye çekilince olabilecekleri ordu daha hızla öğrenebilirdi belki...

Gitse bile onu görebileceği gizli bir yerden kendisini izleyebilirdi adam. Ama Peter adamın savaşın kalenin içindeki bölümü için bir hazırlık yapacağını düşünüyordu. O nedenle bir riske girmeye değecek gibi geliyordu ona...

Peter adamın arkasından bakıp gidip gitmediğini anlamaya çalıştı.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

"Uç pastör! Yukarı yukarı ve daha ileri!"

Bu sırada koca duvarın herhangi bir zarar vemediğini sadece karşı orduya daha fazla cephane kazandırdığını gördü. Bir şey kaybedipte karşılığında hiç bir şey alamamaktan zaten nefret eden gnom şimdi birde rakibine iştediği bir şeyi mancınıkları için taşı kazandırmıştı.

*Hatayı nerede yaptım?*

diye düşündü. Belki de ölümden olan korkusundan dolayı duvarı çok yüksekten atmakla yapmıştı hatayı. Bu duvarın hem görülmesine hem de buna tepki verilmesine zaman tanımıştı. Ancak o koca vücutlu yaratıklar duvarı beklediğinden daha çabuk fark etmiş, beklediğinden daha çabuk ne olduğunu anlamış ve beklediğinden daha çabuk tepki vermişlerdi. Bu da karşılarındaki bu adamların lider olması durumunda düşünülenden daha gözü açık, daha zeki, daha çevik ve en korkutucusu daha tecrübeli olduklarını gösteriyordu.

Planını uygulamak için giderken gözleri yağmur damlalarının çarpışından daha az etkileniyordu. Bu sadece Pastör'ün bütün hızıyla uçmasından değil, rüzgarın yağmur damlalarını gözüne doğru savurmasından da kaynaklanıyordu.

Aşağıya baktığında en azından yapmak için geldiği asıl şeyde başarılı olduğunu gördü. Köprü yanıyordu ve mancınıklarda yakında kullanılamayacak duruma geleceklerdi. Asıl korkutucu mancınıklar kurulana kadar bu onlara biraz zaman kazandıracaktı en azından.


En sonunda kalenin güvenli duvarları arkasına sığındığında rahat bir nefes almayı başardı Hastlisch. Pastör altında görünür olmuştu. Etrafına Schön'ü bulmak için bakındı ve tepelerinde zafer urunu atan ve karşı orduya adeta meydan okuyan Schön'ü gördü. Zaten küçük olan kuşu şimdi daha da küçük görünüyordu. Hastlisch Schön'ün ağırlığını şu anda saçlarla kaplı omzunda bir kere daha hissetmek istediğini fark etti. Zaferini ilk onunla paylaşmak istiyordu.

Bunu hissettiğindenmidir bilinmez Schön aşağıya doğru pikeye başladı ve yağmurun saldırılarına rağmen yukarıya inatla bakan Hastlisch'in gördüğü kuş gittikçe daha yakınlaşmaya ve büyümeye başladı. Büyüdü büyüdü ve Hastlisch Schön'ün gözünde küçüldü ve küçüldü. Sonunda Hastlisch viyaklayarak yağmur yemiş zemine sırt üstü gömüldü.

Hastlisch'in omzuna konmak için hızla inen Schön de geç fark etmişti bu değişimi ve şu anda eski Schön'ün 5 katından daha büyük bir baykuş altında debelenen küçük yaratığa heyecanla bakıyordu. Schön bilinmeyen bir sebeple eski halinden çok daha büyümüş, neredeyse Hastlisch kadar boya sahip olmuş olmuştu.

"İn üstümden! Eziyorsun beni, in üstümden!"

Schön'ün heyecanını atıp ta muzaffer bir edayla HAstlisch'in üstünden önce birinci sonrada ikinci pençesini ayırıp yere basması sonrasında pençelerin yırtıp içine geçtiği giysilerin içindeki uzun gür saçlı, gür sakallı, gür kaşlı gnom yerde acıyla kıvrandı. O acıların böylesine, böyle beklenmeyenine alışkın değildi.

Ordudaki askerlerin şaşkınlıkla baktığı dev baykuş bütün askerlerin üstüne küçümser bir edayla baktı. Artık hiç kimse ona eskisi kadar büyük gelmiyordu. Ona onca zaman kocaman gelen Hastlisch aslında ne kadar da küçük olduğunu fark etti. Artık belki de Hastlisch onun sırtına binecekti ve Schön onu taşıyacaktı. O arık bir ileri düzey baykuştu.

Schön düz bir çizgi üstünde arkasına Pastör'ü de alarak diğer iki böceğimsi dostun yanına gitmeye başladı. Yürüyerek sadece düz bir çizgi izliyordu ve onun düz çizgisi önünde duranları gagalayarak önlerinden çekilmelerini sağlıyordu. Zaten dev baykuştan korkmayanlar dahi arkasında gelen dev böceğimsi canavarı farkettiklerinde kenara çekiliyorlardı. O muzaffer bir kuştu ve artık daha da ötesiydi bunu anlamasa da insanlar anlayacaklardı.

Hastlisch arkadaşının arkasından bakarken bir iç çekti. Eskiden de kibiri vardı ama ona daha sakin ve olgun davranmasını söyleyende hep Schön olurdu. 10 kasabaya düşme olayından gittikçe daha garip davranmaya başlamıştı. başını bir yere çarpmış olabilirdi belki de o kazada ve hatta aracının mahvolduğu patlamada başına gelen bir darbe ile daha da kötüleşmiş olabilirdi. Onun kontrol ettirilmesini istemeyi kafasının bir kenarına yazarak Horkoel'e döndü.

"Köprü ve mancınıkların yakılması için gereken eşyaları ve tuzakları hazırladım, 200 altın. Bunun için kullanılan eşyalar özel yapım usta işi eşyalardı, 500 altın. Bir görünmezlik büyüsü kullanarak yanlarına gitmem gerekti ve orada diğer liderleri de gördüm haklarında bir şey öğrendim, 300 altın. Köprü ve mancınıkların her birine tuzaklarımı yerleştirdim ve doğru zamanda yanmalarını sağlayarak olabilecek en büyük kaybı verdirdim, 400 altın. Ayrıca orada tek planlarının bu mancınıklar olmadığını başka planları da olduğunu öğrendim, 250 altın. Toplamda borcunuz 1650 ile hayatımı tehlikeye atma ve diğer çarpanlar ile çarpılığında yaklaşık 2500 altın ediyor. Ancak bunlardan sizin bana ve dostlarıma verdiğiniz yemekleri çıkartacak olursak ve ayrıca benimde kader yandaşlarım olduğunuzu hesaba katarsak ve daha da önemlisi..."

Yumruklarını sıkıp yukarıya yağan yağmur ve çakan şimşeklere yada daha ötesindekilere meydan okurmuşçasına sallamaya başladı ve

"... 10 kasaba halkının küçük çocuklarının bir daha gülmelerine bir katkım olması için,..."

Sesine tekrar düzleştirip alçaltarak

"borcunuzu düz hesap 2000 altına çekiyorum. Harcamalar hakkında daha fazla bilgi isterseniz size liste verebilirim ancak listenin de fiyatlara çarpan olarak ekleneceği ve benim burada kalbimin duygusallığı sebebiyle düşürdüğüm fiyatlar daha yükseleceğinden siz zararlı çıkarsınız. Borcunuzu hemen ödemenize gerek yok ileride de ödeyebilirsiniz."

Hastlisch taşı küçültme ve liderleri öldürme kısmını hesaba katmamıştı. Ne kadar paragöz olsa da o dürüst bir satıcıydı. Başarısız bir plan için para alacak değildi. Horkoel’in bir cevap vermemesini umuyordu çünkü bu saçlar sadece uzun olduklarından değil sünger gibi emdikleri su sebebiylede çok büyük bir külfetti. Belki de artık büyülerin yapımı için birde böylesi tehlikelere sebep olduğundan bir bozuk büyü ağı çarpanı eklemeliydi.

Büyük mancınıkları da söylemedi çünkü Horkoele söylediği taktirde bu bilginin değeri daha da düşecekti.

Büyk mancınıkların hazırlanıpta ateşlenmesi çok kısa sürmüştü. Oysaki Hastlisch bunların hazırlanmasının en azından 4 saatlerini alacağını düşünüyordu. Sadece yarım saatte nasıl koca bir mancınığı hazır edbilmişlerdi?

Kalenin güvenleri surları arkasından şemsiye altında zar zor kuruttuğu saçlarının ıslanmasını engellemeye çalışarak bunun nasıl olduğunu gördü. Orada kocaman bir şey vardı. Çok çok büyük bir şey askerleri ve savaş araçlarını karşıya geçiriyordu. Eli bir kere daha çuvalına dakdı ve oradan bir tüp çıkarttı. Tüpün bir ucunda yuvarlak bir cam parçası vardı. BU tüpün bir ucundan bakarak bir anda hayretler içinde kaldı, çünkü bu ordunu hesaba hiç katılmamış bir canavarı vardı.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Sylvos
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1073
Joined: Sun Nov 21, 2004 10:00 am
Location: Darkon
Contact:

Post by Sylvos »

Necros_Spellweaver wrote:"Hmm. Biliyor musun Darcalus, gerçekten de çok iyi bir hizmetkârsın sen. İlginç fikirler yürütüyorsun. Evet evet, gidelim hadi."
"Hizmetkar?!

Lord Darcalus bu sözler karşısında sinirden kendini zor tuttu. Hizmetkar mı? Onu nasıl olur da o zayıf hizmetçileri gibi görebilirdi? Ölüm şövalyesinin doğasının yapısını bilmiyor muydu?

Bu düşünceleri zorda olsa aklından silmeyi başardı. Bunun hesabının verileceği bir günde gelecekti sonunda...

Biraz sonra ilgisini geçen birşey olmuştu.
Troller' in gönderdiği gulyabani onlara doğru yaklaşıyordu.

Ve sadece tek başınaydı. Troller ona bir arkadaş getirmesini istemişti.

Lord Darcalus bu durum karşısında zalimce bir gülümsemeden kendini alıkoyamadı. Ormanda bir goblin avlayamayan bu yaratığa karşı deli büyücünün vereceği tepkiyi zihninde canlandırabiliyordu.

Halini bozmadan karabasanı üzerindeki ilerlemesini sürdürdü. Yavaşlamaları yeterince bir can sıkıntısı olurdu...
-I grow tired of shouting battle cries when fighting this mage. Boo will finish his eyeballs once and for all, so he does not rise again! Evil, meet my sword! SWORD, MEET EVİL!!
Logan
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1963
Joined: Thu Apr 29, 2004 10:00 am
Location: Gölgelerin İçinden,Kan Kusturmaya Geldim
Contact:

Post by Logan »

Gümüşyüz ordununun ilereldiğini görünce oraya doğru birhamle 2 ağacın arasından geçerek biraz daha yükseldi... ve kanatcırpmayı bırakakolduğu yere süzülerek indi...

''Efendi ,arkadaşıgetiremedim...gelmek istemedi...zorasamda gelmedi...Özür dilerim ''
ARdından Ritme ayak uydururak...ordu ile hareket etmeye başladı acaba efendisi ona kızacakmıydı... bir taraftanda efendisinin hareketlerini gözlüyordu...
Ã?LÃ?M NEREDEN VE NASİL GELİRSE GELSİN!!! Savas Nağralarmız kulakdan kulaga yayilacaksa ve silahlarimiz elden ele gececekse ve baskalari silah sesleriyle,savas ve zafer narâlariyla cenazelerimize agit yakacaksa Ã?LÃ?M HOS GELDİ SEF
Slach
Gölge Ustası
Posts: 759
Joined: Sat Nov 13, 2004 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by Slach »

Slach Horcoele cebindeki kağıdı uzattı. Birkaç tuzak hariç bütün tuzakları not etmişti. İçinde sürekli bir ses horcoelin ne yapacağını düşünüyordu. Askerler... dedi içinden. Haritayı verdikten sonra horcoeli şöyle bir süzdü. Ardından "Surları terk edeceksek hemen gitmeliyiz." dedi ve oradan uzaklaştı.

Surlardan indiğinde anladı ki tuzaklar askerler içni büyük tehlike oluşturuyordu. İçinden güzel bir lanet okudu. Neden geri çekilmişlerdi ki.. Halbuki surlar biraz daha dayanabilirdi. Askerler... dedi.

Görünümünden daha 15- 16 yaşlarında olduğu anlaşılan ve elinde kısa bir kılıç tutan çocuk bir tuzağa doğru ilerliyordu fakat kafasını arkaya doğru çevirip sanki tepeden gelebilcek olan birşeyleri önceden görebilmek için bakınıp duruyordu. salch askerin tuzağı fark etmediğini hissetti. İçinden adama astarlı bir küfür etti. " Heyy dur!!!" diye bağırdı faakt asker hiç bir tepki vermemişti. Hala arkasını dönük bir şekilde tuzağa doğru koşuyordu. Slach sinirlendi ve hızlıca koşmaya başladı. Asker tam tuzağa basmak üzereyken slach askerin ensinden yakaldı ve durdurdu."OOppsss umarım şu tuzağın senin üzerinde harcanmasını istemezsin değil mi?" eliyle yerdeki ipi gösterdi. Adam şaşıp kalmıştı. " Dikkatli ol." Dedi ve çocuğun teşekkür gevelemelerini duymazdan gelerek uzaklaştı.

Maximillanın yanına ulaştığında tuzaklar hazırlanmış ve herkes surların diplerinde olan karmaşayı görmek için birbirlerini iktiriyolardı. İlk konuşan Maximillan olmuştu.

“şimdi ne yapıyoruz Slach? Bize bundan sonrası için bir emir verilmemişti.”

Slach şöyle bir kobold şamanla Maximillanı süzdü. Bu kadar koboldu kontrol edebilcek iki kişi. "Hmmm" Maximillanı yanına çekti. " Bu kadar koboldun komutanlığını yapabilcek tek kişi sensin sanırım. Ben hiç bir zaman bu kadar askeri bile yannaya görmedim. " Slach sırıttı ve davam etti." Bu kobaldların benim gibi bir adamdan emir alacağını hiç sanmıyorum. Buraya güçlü ve askerlik görmüş biri geçmeli. Bu yüzden Emrinizdeyim." Slach oluşturmak istediği kahramanı bulmuştu. Bunu ona yapmak pek içinden gelemese de yapabileceği başka bir seçimi yoktu.

"Benden görüş almak istersen çatılar uygun görünüyor. Hem kaleye yakın olduğumuz için direk orayı korumaya geçebiliriz ayrıca bildiğim kadarıyla bu kobaldlar biraz korkak yartıklar. Ã?rküp dağılmaları kötü bir son olur."
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Horcoel son hazırlıkları yaparken Cervantes atını ileri sürüp Vladhek ve Celebnor’un karşılıklı bulundukları evlerin önüne gelmişti. Yüzünde tuhaf, donuk, anlamsız bir ifade vardı. Yüzünü resmen yansıtan bir ses tonuyla konuşurken Celebnor’u ve V’ladhek’i işaret etti. İkisini de tanımıyormuş gibiydi.

“Siz ikiniz, kaya tuzaklarını harekete geçiren mekanizmaların yanına gidin çabuk!”

Sonra Cervantes tek kelime bile etmeden, yüzündeki aynı ifadeyle süvarilerin yanına döndü.

Kapının yanındaki evlerin tepesine sığamayan askerler ise ana kaleye geri çekilmişlerdi. İhtiyaç anında oradan hücuma geçecekler, veya geri çekilenleri savunacaklardı.

Kapılara yapılan gümbürtüler sustu. Bir an her yer sessizliğe gömüldü. Rap rap seslerden orkların herhangi bir nedenle geriye çekildikleri anlaşılıyordu. Eğer ona sorulsaydı Peter de bunu onaylayabilirdi.

Gerçekten de orklar bir sebepten ötürü geri çekiliyorlardı. Sonra birkaç şekil gördü Peter. Kucaklarında bu mesafeden seçilemeyen şeyler taşıyorlardı. Hepsi kapının dibine geldiklerinde gözden kayboldular. Birkaç dakika sonra ise aynı şekiller, bu sefer ip gibi bir şeyi arkalarından uzatarak tekrar ön safların yanına gitmişlerdi. Sonra birisi yere eğilip bu ip gibi bir şeyle uğraştı ve ayağa kalktı. Ardından tüm askerler tekrar yere yattılar.

Birkaç saniye geçti. Kimse neler olduğunu anlayamıyordu. Kapıyı kimse zorlamamıştı. Geri mi çekiliyorlardı yoksa?

Bir tıss sesi ve ardından gelen muazzam bir patlamayla birlikte kapının çift kanadı ve gerisindeki taşlar, hatta yanlarındaki kuleler geriye doğru savruldular. Bir toz bulutu girişi kaplarken bir an herkes olduğu yerde donakaldı. Toz bulutu dağılmaya yüz tuttuğu sırada ise manzara ortaya çıktı.

Kapının çift kanatları da geriye savrularak savunma menzilindeki ilk evleri-Salvador ve Dekotta’nın bulundukları evleri-yerle bir etmişti. Oradaki askerlerin pek çoğu göçük altında kalmıştı. Dekotta patlamanın şiddetiyle geriye uçup ikinci sıradaki eve sertçe çapmıştı ve yere yığılmıştı. (Dekotta--> 15 damage) Dekotta, bulunduğu evde sadece tek bir sağ kalanın olduğunu gördü. Yarı beline kadar göçük altındaydı ve yardım için inliyordu. Salvador’un kaderi çok da farklı değildi. Ama o geriye uçmamıştı ve yıkılan evle birlikte düşmüştü. Toz bulutu kalktığında o da pek iyi değildi. Sol kaburgalarından biri çatlamıştı görünüşe göre. Ayrıca sağ bacağı da göçük altında kalmıştı ve hareket edemiyordu. (Salvador--> 10 damage) Onun bulunduğu yerde de iki asker sağ kalmıştı. Birisi kan revan içindeydi ve tuhaf bir nöbet geçirircesine titreyerek faltaşı gibi açılmış gözlerle fırtınalı göğe bakıyordu. Acilen müdahale edilmezse kaybedilecekti. Diğeri hakkında ise Salvador’un en ufak bir fikri yoktu çünkü tek gördüğü enkazdan çıkan ve hareket etmekte olan bir sol koldu.

Ã?n taraftaki diğer evlerde ise askerler toz bulutunun içinde öksürerek nefes almaya çalışıyorlardı. Kendilerini toparlamaları biraz zaman almıştı.

Toz bulutunun dağılmasıyla birlikte yaklaşmakta olan orklar göründü. Ã?n saflar bir savaş narasıyla yıkık kapıdan içeri daldılar.İlk giren orklardan beşi Dekotta’ya, üçü de Salvador’a doğru sadistçe sırıtarak yaklaşıyorlardı. Kalan orklar içeri hücum ederlerken savunma hatlarından ilk ateş açıldı.

Zamanı gelmiş gibi gözüküyordu. Horcoel tam elini kaldırıp ateş emrini verecekti ki...

Birden her yer yapışkan ağlarla kaplandı!

Atlılar ve balistalar yapışkan ağlarla kaplanmıştı. Kimse hareket edemiyordu! Balistalar dahi atış yapabilecek durumda değildi!

Orklar ön evleri birer birer kuşatır ve içeri girip askerleri katletmeye çalışırken Horcoel, Cervantes ve süvarilerin yapabildikleri tek şey onları öylece izlemek oldu.

Orklar ikinci evi kuşatmışlardı ve içeri giriyorlardı. Kapıda mevzilenmiş ork okçuları ise durmadan onları ok yağmuruna tutuyorlardı. Arka binalardaki okçular da karşılık veriyorlardı ama orklar çok fazlaydı.

Ta ki...

Bir şahinin keskin ötüşü vadide yankılandı ve bir an ork, insan, kobold demeden herkesin gözleri göğe çevrildi. Bulutların arasından dalışa geçen pek çok dev kuş vardı.

Kuşlar yaklaşırken pek çok ork panik içinde kaçışmaya çalıştı ama bu onları bu dev kuşları pençelerinden kurtaramadı. Yere ulaştıklarında pek çok kişi bunların dev kuşlar olmadıklarını, inanılmaz soylulukta görünen bir tür yarı insan, yarı şahin yaratıklar olduklarını gördüler. O anda Horcoel ve Cervantes’in önüne bir tanesi indi. Selam durdu ve ikisine hitaben konuştu.

“Lord Cervantes, Sör Horcoel, Taktik Saldırı Avoral Üçüncü Birliği emrinizdedir! Lord Oren tarafından orkların liderlerinin çağırdıkları iblislere karşı mücadele etmek amacıyla geldik.” Avoral dönüp surların üzerinde uçan, görünüm olarak yine yarı insan yarı kuş gibi duran ama çok daha iğrenç ve akbabaya benzeyen bir yaratığı gösterdi. “Orkları dışarıda bir süre tutabilecek bir ayin yapabiliriz. Ayin, sur boyunca güçten bir duvar oluşturulacak. Normalde büyücülerin yaptıklarının aksine bu duvar süresi dolmadan asla yok edilemez. Bize en az üç saat kazandıracaktır. Bu da size olanları daha ayrıntısıyla anlatmamız ve yeni savunma hatları kurmamız için gerekli vakti verir. Yalnız ayini yapmak için zamana ihtiyacımız var. Çok değil, sadece birkaç dakika. Bize yardım edecek misiniz? Aksi taktirde orklarla uğraşmaktan vrocklar ile dövüşemeyebiliriz.”

Horcoel, Cervantes ve diğerleri hâlâ örümcek ağı ile kaplılardı, ama en azından bir şeyler deneyebilirlerdi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest