Page 37 of 50
Posted: Tue Mar 07, 2006 9:55 pm
by Yener
Nakh, Yılmax'ın son sözlerinden sonra bakışlarını ona çevirdi. şimdi de drow inceleyen gözlerle etrafa bakıyordu.Yarım ork sohbeti biraz daha sürdürmeye karar verdi.
"Bir yarım insan, diyer yarımda ork, bunu hiç bir zaman inkar edemem fakat; şu zamana kadar ne insanları nede orkları anlayanbildim."
Yarım ork Hastlisch'in gidişini seyretti ve tekrar bakışlarını etraftaki şovalyelere odaklayarak :
"Savaşçılara bak, bu kargaşa bastırılamazsa hepsi zırhlarıyla gömülecek."
Bakışlarını Yılmax'a odaklayarak :
"Tanımadığımız, belkide hiç tanıyamayacağımız bir ırkın kurtuluşu için savaşmaya, belkide ölmeye geldik. Herkesin içinde gizlediği bir nedeni var öyle değilmi ?"
Yarım ork şimdi de beraber geldiği yoldaşlarına bakıyordu.
Posted: Wed Mar 08, 2006 1:12 am
by Lord Necros
"Ve sonra bum! Yeminer"in tezahürü göz-"
"Bana tekrar şans verdin, seni zafere götüreceğim. Kan istiyorsan kan , öç istiyorsan öç alınacak. Sen yeter ki emret." Görünen o ki düşüncelerine dalmış olan Gümüşyüz, Troller"ın anlattığı hikayeyi duymamıştı ve hikayenin tam ortasına atlayıp efendisinin sözünü kesmişti.
"Ama... Ama..." Troller gözlerini kırpıştırarak tuhaf tuhaf Gümüşyüz"e baktı. "Ben sana izin vermeden nasıl konuşabilirsin? Hangi cüretle sözümü kesebilirsin?" diye sakince ama kırılmış gibi sordu Troller yüzünden ağlamaklı bir ifade ile. Sonra yüzü aniden sertleşti.
"Yeminer! Evet evet, o yapıyor bunu! şampiyonumu elimden almaya çalışıyor! Bunu asla başaramayacak!"
Troller aniden Gümüşyüz"ün üzerine atladı. Elbette ki oldukça uzun ve iri olan Gümüşyüz"ü deviremedi. Sol elini Gümüşyüz"ün alnına koydu. Gulyabani melek karşı koyamadı, sadece yere, dizlerinin üzerine düştü. Hareket edemiyordu. Gözleri yukarı doğru kayıyor ve bir şey göremiyordu. Ölüm değildi bu, ölümü yaşamıştı Gümüşyüz. O bir uzaklaşma, bir terk edişti. Bu ise daha farklıydı. Yine bir karanlığa dalıyordu, ama terk edip gitmiyordu, gidemezdi de.
Ve sonra, Gümüşyüz tüm hayatını tekrar yaşamaya başladı. Her şey büyük bir hızla gözünün önünden akıp gidiyordu. Ama bunları tek gören o değildi. Zihninin içinde başka birisinin varlığını hissediyordu.
En sonunda çocuğu yediği anısını tekrar yaşadı ve zihnindeki diğer varlığın sadist bir kahkaha attığını hissetti.
Ve sonra bitti. Karanlık bir kez daha Gümüşyüz"ün üzerinden kalktığında, gulyabani melek yerde yatıyordu. Başında ise Troller deliler gibi tepinerek "Nerede o?! Nereden o?!" diye tiz çığlıklar atıyordu.
Bu sırada gulyabani de çoktan selam verip yanından ayrılmış ve Lord Shadowbane"in, Troller"ın ahmaklıklarını izlemesine olanak sağlamıştı.
şu anda çevrelerinde bulunan ölüler, Troller"a aitti. İyi ki de öyleydi. Yoksa bu deli ucube muhtemelen Lord Shadowbane'in ölülerini de kendisinin sanıp onları da kontrol etmeye çalışacak ve Darcalus"un düzenini bozacaktı.
Posted: Wed Mar 08, 2006 1:14 am
by Lord Necros
V"ladhek"in sorularını sıraladığı asker ona döndüğünde, V"ladhek onun kucağında bir ceset taşıdığını fark ederek dehşete düştü. Nasıl olmuş olabilirdi ki bu? Daha hiçbir saldırı gerçekleşmemişti. Askerin kendisi de görüldüğü kadarıyla o da yaralıydı, ama yanındaki diğer askerlere nazaran daha iyi gibi gözüküyordu.
Asker gözlerini kısarak V"ladhek"e baktı, sonra da geriye dönüp böcekleri ve diğerlerini süzdü. "Biz mağaralardan henüz döndük. Neler olup bittiği konusunda bir bilgimiz yo korkarım. Ah, izninizle."
Asker, kucağındaki cesedi yaralı diğer askerlerden ikisine teslim etti ve sonra bir başka askerle birlikte kalabalığa doğru ilerlemeye başladı. V"ladhek"in görebildiği kadarıyla orada zırhlı bir başkasının işaretiyle ilerlemişlerdi.
Kalabalık pek de durulacak gibi görmüyordu. Ortalarındaki her neyse ona şiddetle vurup, tekmeleyip duruyorlardı. Sonra kalabalığın ortasına bildik bir sima geçti ve tanıdık bir ses çınladı.
"Burada neler olduğunu biri bana sakince anlatabilir mi?"
Horcoel ve V"ladhek, Cervantes"in sesini tanımışlardı. Salvador ise, Cervantes"in en sonunda bir şeyler yaptığına bizzat şahit oluyordu. Dönüp baktığında iki askeri de kalabalığı yararak ona doğru yaklaşıyordu.
Kalabalığın sesi kesildi ve hareketleri yavaşladı. Sonra bir tanesi, Salvador"a cevap veren köylü, öne çıktı. "Lord Cervantes," diyerek köylü yavaşça eğildi. "Bu aşağılık yaratığı zaten az olan erzağımızı çalarken yakaladık." Köylü, kobolda tiksinme dolu bir bakış atarken kobolda bir tekme daha salladı. Kobold iniltiler içinde kıvranarak Cervantes"in ayaklarına doğru sürünerek geriledi ve Cervantes"e sokuldu.
Bu sırada iki asker de Salvador"un yanına ulaşmıştı ve birisi, tekme atan köylünün kolunu kavrayıp sertçe büktü ve yere eğdi. Köylü acı dolu bir küfür sallarken kalabalık huzursuzca kıpırdanmaya başladı.
Ama kalabalık arasında olanlar, bazılarını hiç ilgilendirmiyordu. Yılmax ve Nakh, insan ırkı hakkında kendi aralarında bir sohbete tutuşmuşlardı. Selemor bir an önce babasını bulmak istiyordu ve Dekotta"yı da yanında götürmek için çekiştiriyordu. Azazel çıtını bile çıkartmamıştı. Herhalde kabilesini düşünüyordu. Hastlisch ise Horcoel"e Newton ve Albert"ın doyurulması talimatını verdikten sonra Schön ve Pasteur eşliğinde havalanmıştı.
Pasteur oldukça yükseldi ve kalenin çevresinde daire çizmeye başladı. Hastlisch tahminlerinde yanılmamıştı: Burası cüce elinden çıkmıştı. Ama cücelerin genelde yer altında yaşadıkları düşünülürse, böyle bir yeri neden inşa ettikleri merak konusuydu.
Burası bir dağ topluluğunun ortasında uzanan geniş bir vadiydi. Vadi ileride bir zik zak çiziyordu. Tüm yapılar işte bu köşeye kadar gidiyordu. Tam bu köşede bir dağ daha yükseliyordu. Bu dağın hemen önünde, kaledeki en geri bina olan ana kale inşa edilmişti, ama görünüşe göre kale dağın içi oyularak devam etmişti zira kalenin katlarına çıkan hiçbir merdiven görünmüyordu ortalıkta. Kalenin en üstü tamamen bir avlu gibi tasarlanmıştı. Burası böceklerin inebileceği yerler için idealdi. Ayrıca burası komutanların savaşı rahatça izleyebileceği kadar yüksekti.
Surlar vadinin girişine kurulmuştu. Oldukça kalın yapılmışlardı. Üç kişi arka arkaya çok rahatlıkla durabilirdi. Kapının iki yanında ve surların iki ucunda bulunan ve üzerleri kapalı olan burç kulelerinde muhtemelen balistalar bulunuyordu. Surlar tuhaf bir şekilde içeriye doğru kıvrılarak yapılmıştı. Düşmanı üç yandan sarmak niyetindeymiş gibiydi.
Bu sırada Hastlisch"in dikkatini, surların iki ucundaki burçların birkaç metre ötesinde bulunan ve yerden yaklaşık burçlar kadar yüksekte bulunan birer mağara dikkatini çekti.
Bu arada Horcoel çevresine bakınıp Barra"yı bulmaya çalıştı. Drowu göz önünde tutması gerekliydi ama...drow ortadan kaybolmuştu!
Posted: Wed Mar 08, 2006 2:52 am
by Sylvos
şu anda çevrelerinde bulunan ölüler, Troller"a aitti. İyi ki de öyleydi. Yoksa bu deli ucube muhtemelen Lord Shadowbane'in ölülerini de kendisinin sanıp onları da kontrol etmeye çalışacak ve Darcalus"un düzenini bozacaktı.
Düşünceler içindeki Ölüm şövalyesi karabasanı üzerinde dikkatini 10 kasaba üzerine yöneltmişken bir anda Troller ve yeni oyuncağına çevirdi..
Eli birkez daha kılıcının kabzasına gitti. Bu aptal büyücü ne yaptığını sanıyordu?! Bu ölüm şövalyesinin düzenini bozabilirdi! Kaderine ve Yeminer'e binlerce kez lanet okudu içinden. Ã?fkesine hakim olmaya çalışıyordu ama bu kadarı tahammül edilecek cinsten değildi.
Karabasan yavaş olan bir adımla birkaç adım mesafe kadar Troller' in tarafına döndü. Lord Darcalus birkez daha öfkesine hakim olmaya çalıştı:
"Yeminer' in buna cüret edebilecek kadar cesareti olduğunu sanmıyorum Troller, buna kalkışmaya çalışsa bile bu konuda onu kaldırandan daha başarılı olamaz." dedi duygusuzca, Troller' in çığırışları bittiğinde ona cesaret vermeye çalışarak.
Lord Darcalus Troller' in yeni oyuncağını süzerken, kavuniçi gözlerinin içinden haince bir parıltı belirmişti..
Bir şekilde bu lanet dünyada kapana kısılmıştı__ve nedenini de anlayamıyordu. Belki de bu Yeminer' in bir tuzağı daha olabilirdi. Fakat bu olasılık, Yeminer' in Ölüm şövalyesini bu lanet topraklara bağlı kalmasını sağlamak amacı ile hiç uyuşacak türden değildi.
Belki de bu Tanrıların, günahkar şövalyenin şimdiye kadar yaptığı kötülüklerin karşılığında verdikleri bir ceza idi...
Posted: Wed Mar 08, 2006 10:06 pm
by Logan
Gümüşyüz yaşadıklarına baya sinirlenmişti... tepesinde bağıran bu kişi ya çok akılı yada deli di.. Eskiden yaşadıkları sanki tekrar yaşamıştı... Güzel iyilik yaptığı günler... bunlar baskın olsada beyni hala o delinin elinde idi...
Gümüşyüz gözlerini açtı miferinin içinden baktı elerini yumruk yaparak yerdeki toprağa bastırarak ... ayağa kalktı Efendisinin önünde bir gökdelen gibi yükseldi...
""Buradayım efendim hiçbir yere gitmiyorum, daha deminki davranışım İçin özür dilerim bir daha sözünüzü kesmem""
Ölü melek Ardından Ölüm şovalyesi ile göz göze geldi... Gümüşyüzün soluk masmavi gözleri,Ölüm şovalyesinin gözlerine kitlendi ardında şöle bir süzdü.Sonra etraftaki ölülere baktı,güçlü bir şahsiyete benziyor, burada bu kadar ölüyü ya bu deli yada şovalye kontrol ediyordu,beklide bu şovalyeyi de deli kontrol ediyordu.
""Sonra boğuk bir sesle şovalye Ben Gümüşyüz , sana nasıl hitap ederler... ""
Posted: Wed Mar 08, 2006 11:46 pm
by Horcoel_Baator
Horcoel böcegin üzerinden sakince yere inerken önce etrafına ardından Vladhek e bakındı..Gürültüler sesler..şovalyenin gözleri Cervantesi ararken kulakları sesini duymuştu bile..
''Hıh'' derken arkasına bir bakış attı şovalye..''Barra..Barra nerelere kayboldun..''diye seslendi..Ancak anlaşıldıgı kadarıyla pek bir cevap yoktu..Drow zorla onlarla buraya kadar gelmiş ve istedigine ulaştıktan sonra kaybolmuştu..Belkide amacı şehre gelip Cervantesi yada birisini suikaste kurban etmek yada..Düşüncelerini kesti..Paladin hala etrafında dört dönerek drowu arıyordu..
''Onu göz üzerinde tutmalıydım..Bir pisligi oldugunu başından beri biliyordum ama..Onu yanımda getirmemeliydim..İnançlarım ne dogrultuda olursa olsun eger birisine zarar vermeye kalkarsa onu yargılayacak olan ben olmalıyım BU BENİM SORUMLULUGUM''dedi içinden..
Yumruklarını sıktı ve halen etrafı bakışlarıyla aramasına ragmen Vladhek e seslendi..''Vladhek..Cervantesi bırak şimdi daha önemli bir işimiz var..Drow ortalıktan kayboldu..Onu buraya getirmememiz gerektigini başından beri söylemiştim..''
''Birşeyler çevirmeden o drowu yakalamak zorundayız dostum..''
Posted: Thu Mar 09, 2006 12:24 am
by dekotta
Elemsar çevreyi inceliyor, en iyi stratejiyi bulmaya çalışıyordu. Karanlık rahibin hala kafası karışıktı, çevrede yaşananları anlayamıyor, birçok şeye yorum getiremiyordu.
"Herşeyi bilmem, anlamam gerekirdi... Lorduma layık olmak için herşeyi bilmeliydim" diye düşünüyordu karanlık rahip. Bilgelik tanrısının bir inananı olan kendisi bu diyara geleli beri ikinci kez kendisini direk etkileyen bir olayda tamamen bilgisizdi. Bu utanç duymasına, kendisine kızmasına neden oluyordu.
"Bu olanları öğreneceğim" dedi kendi kendisine ama bir şekilde yanlız kalmalıydı bu durumda da, bunun için eline geçen ilk fırsatı değerlendirmeye karar verdi üzgün rahip ve Yeminer'in inayeti tam o anda büyücü babasını bulmak için karanlık rahipten yardım istiyordu. Rahibin aradığı fırsat eline geçmişti. Bu fırsatı kullanmalıydı.
"Sana yardımcı olmak isterim dostum, burdaki insanlara çok fazla yardım edemeyeceğim gibi görünüyor." dedi rahip ve Selemor'u takip etmeye başladı.
"Babanı birlikte mi arayacağız yoksa ayrılalım mı ? " dedi rahip büyücüye ve ekledi. "Eğer ayrılacaksak bana babanın ismini ve nasıl göründüğünü tarif etmen gerekicek. "
Rahip büyücünün acı içinde olduğunu görüyordu. Buradaki sefil durumda olan kişiler onun hemşehrileri idiler ve gerçekten de acınacak durumdaydılar ama rahibin onlara acımak gibi bir niyeti yoktu. Bu sersemlerden çok daha büyük şeyleri kaybetmişti, çok daha büyük ve de değerli. Hala bu kaybın acısı ile kıvranıyordu rahip ama bunu dışarıya hissettirmemeye çalışıyordu. Güçlü görünmeyi severdi rahip, yalan olsa da güçlü görünmeye devam etmeliydi. Bu onun yaşam anlayışı idi.
Bu esnada rahip birlikte geldiği insanların konuşmalarını duydu. Kara derili oyununu oynamıştı, ortadan kaybolmuştu, Elemsar bunun böyle olacağından adı kadar emindi ve başka bir zaman olsa kesinlilkle kara deriliyi takip göz hapsinde tutar ve nereye gittiğini tespit ederdi, aslında iki drow aralarında konuşurken de buna karar vermişti, bu kara deriliyi gözden kaçırmayacaktı ama anlaşıldığı kadarı ile duyguları dikkatini kör ediyordu.
Dekotta kendi kendisine kızdı, zor bir durumda olabilirdi ama durum çok önemliydi ve hata kabul etmezdi, bu tür sersemlikleri bri daha yapmamalıyım durumum ne kadar kötü olursa olsun diye düşündü karanlık rahip ama kendisi de bu gibi bir durumda nasıl o kadar dikkatli olabileceğini bilmiyordu.
"Lanet olsun, unut gitsin!" diyebilmek isterdi karanlık rahip ve işine pür dikkat devam edebilmek isterdi ama bunun imkansız olduğunu kendisi de biliyordu.
Yapabileceği tek şey bu durumu analiz etmek, sebeplerini öğrenmek ve sonuçlarını öngörmekti, bilge bir adamın yapması gereken şey buydu ve bu Lordunun yoluydu. Her ne kadar o kendisine uzak dahi olsa Dekotta bir ümit olduğu sürece ona sarılacaktı. Lordunun yolundan gidecekti, bilgelik, ölüm ve karanlıkla dolu bu yol Dekotta'nın seçtiği yoldu... Karanlık onu şimdi olduğu gibi saklayacak, bilgelik yolunu gösterecek ve amansızca ölüme hizmet edecekti. Bu onun en doğru yoluydu ve Dekotta bu yolu ömrünün sonuna kadar takip edecekti.
Dalgın bir şekilde bekleyen Dekotta adamların Berrra'yı aradıklarını fark etti. Olması gereken de buydu.
Horcoel denilen adam Berra'ya sesleniyordu. Dekotta da ona seslendi.
"Biz dostumun babasını arayacağız, arada Berra'ya da bakarız.. Bizden istediğiniz birşey var mı ? " dedi Dekotta, son sözü birlikte geldiklerinin hepsine hitaben söylenmiti.
Posted: Thu Mar 09, 2006 1:40 am
by Rhonin
V'ladhek soru sorduğu adama tekrar seslenecekti ki adam kendisine döndüğünde şoka uğradı..Adamın kolları arasında bir ceset vardı.."Peki daha savaş başlamamışken bu yaralar nasıl oldu insanlar nasıl öldü?" diye geçirdi içinden bu sorunun cevabını gerçekten merak ederek..
İleride Cervantes'in sesi kulaklarına iliştiğinde yüzü hafifçe gülümsedi onun yanına gitmeyi planlıyordu ve galiba bir sorun vardı yardım edebilirdi..Biraz etrafa göz atmayı denedi sonra Horcoel in sesini duydu.
"Vladhek..Cervantesi bırak şimdi daha önemli bir işimiz var..Drow ortalıktan kayboldu..Onu buraya getirmememiz gerektigini başından beri söylemiştim..''
"Ne?!" V'ladhek birden etrafına aceleci bir şekilde bakmaya başlamıştı ama görebildiği sadece kargaşa ve bağıran insanlardı bir kaç yaralı vs..Barra da bir pislik olduğu doğruydu..O drow un belki de bize orda acındırması bile bir yalandı o piçi bulmaları gerekiyordu..Gerizekalı drow un hayatı şimdi tehlikeye girmişti hemde gerçekten...
Bu kadar karmaşa vardı insanlar arasında ve şimdi İnsanoğlu orclar tarafından köşeye sıkıştı..Bazılarına göre kendi kendimizi bu noktaya getirdik.Ama bu kadar uzun zamandır kendi içimizde savaşmış olmasak bu savaşta orcların karşılarında durabilirmiydik?..
Orclar gölgelerden ve bazıları da yeraltından kaynayarak fışkıran kabuslarımız,daha birleşmiş ve güçlü bir insanoğlu mı bulurdu karşısında?..Veya onlarca yıldır kendi aramızda ve başka ırklarla savaşmıyor olsak,daha o gün soyumuz tehlike altına girermiydi acaba?
Komik,sırt sırta vfermemiz için toptan yok oluş noktasına kadar gelmiş olmamız gerekiyormuş demek.Demek,İnsanoğlu ve diğer ırkların elfler..Cüceler..Hepsinin aklını başına toplaması için hala bir ümit ışığı varmış..Gecenin karanlığının getirdiği boşluk hissi bütün bedenlerde korku salmışken orcların gelmesi..
Ben ve dostlarım insanlığın umutsuz ya da belki küçük bir umudun olduğu bu savaşında olmaya niyetlimiyim..Galiba evet..Eğer bana güç verilseydi daha iyisini yapmaya uğraşırmıydım..Evet uğraşırdım çünkü benim dünya ya gelme sebebim bu..İnsanları en umutsuz anında bile onlara yardım etmektir..
Bir kaç sene öncesine kadar en azından barışçıl olan - ki pek değil - bu gezegene ne oldu böyle..Orclar o lanet beyinleriyle ne kanıtlamaya çalışıyor?..
V'ladhek savaşla ilgili düşünceleri kafasından atmaya çalıştı şu an odaklanması gereken en önemli olay çevresindeki kargaşa değil gerizekalı drow Barraydı..
Horcoel e döndü ve "O lanet herifin bir pislik yapacağı belliydi..Onu orada bırakmalıydık.." dedi ve barrayı aramak için dolanmaya başladı.." Daha demin buradaydı nereye gitti bu herif " dedi sinirle ve araştırmasına devam etti ..
Posted: Thu Mar 09, 2006 2:47 am
by Horcoel_Baator
''Peki ama dikkatli olun'' dedi Horcoel İnsan savaşçıya doğru..''Pek iyi niyetli ve güvenilir birisi degildir..Aynen diger drowlar gibi..''Durdu ve söylenmeye başladı..''Kendini acındırdı..İnançlarımızı bize karşı kullanmaya çalıştı..Bizi kandırmaya çalıştı..Beceremiyincede bir sülük gibi peşimize yapıştı..Belkide onu oraya bağlayıp gitmeliydim..''
Vladhek e döndü tekrardan..''Zaten yaptıkları ve söyledikleri yalandı Vladhek..Buraya onu getirmemizi istedi ve biz bunu istemeyerek de olsak yaptık..İyi veya kötü..Sinsi bir drow ve bir kale dolusu masum insan..''Paladinin gözlerinde şimşekler çaktı sinirle..''Yapacak pek birşeyimiz yok..Başımıza bir iş açmadan önce drowu yakalamamız gerekiyor..''Kaleye döndü..''Hem biz drowu ararken ''Müthiş Lord Cervantes'' onkasaba mültecilerine gereken liderligi de yapar..Umarım kadınların ve çocukların ellerine birer çakı verip savaşa önden sürmeyi düşünmüyordur busefer..Nede olsa ölüm tanrısının seçilmişi değilmi..Ölümün huzuruyla yada herneyse..Katliama masumları salmak ne zamandır paladinligin onuruna yakışıyor..şimdi ise bunları bıraktıgımızda görüyoruzki dostum gene tüm iş gene bize düşüyor..Kaleyi drow entrikalarının eline düşmeden önce kurtarmamız gerekiyor..Büyük ihtimalle Cervantesin ne oldugundan ve olacagından haberi dahi olmaz ..Yürü gidiyoruz..''
Posted: Thu Mar 09, 2006 2:50 am
by Sylvos
Lord Darcalus, şampiyonu süzerken kavuniçi yanan gözleri gizem ve ehemmiyetle parladı.
"Bunun bu kadar önemli olacağını sanmıyorum şampiyon, ki zaten adımı biliyorsun.." dedi ve bakışlarını Troller' e çevirdi...
Posted: Thu Mar 09, 2006 3:41 am
by WereWolf
Azazel gruptan uzak bir köşeye geçmiş,Kabilesi , doğa ve Dragonfly üçlüsünün arasında hayallere dalmıştı.Gelecek savaş için gücünü toplaması gerekliydi bu savaş sonucu ne olursa olsun çok şeyi değiştirecekti.
şuan ise elinden tek gelen savaşın kendi lehine bitmesini ummaktı...
Posted: Thu Mar 09, 2006 4:17 am
by Eldarin_
Cervantes köylüye son yaptığından ötürü ters bir bakış fırlattı. Köylüyü çok iyi anlıyordu ama karşısında bu hareketi yapması hiç hoş olmamıştı. Yine de kolu büken muhafız için köylüyü bırakmasını istediğ, kendisine doğru yanaşan kobolda ise derin bakışlarla baktı.
Sonra sağ eli kılıcın kabzasının üzerinden kalktı ve kobolda doğru uzandı.
Paladin koboldu omzundan tuttu, sonra diğer eliyle diğer omzunu tuttu, kobold ile aynı seviyeye gelmek için diz çöktü, gözlerini üzerine kenetledi.
"İsmim Cervantes, Savaş Efendisi Ulu Oren'in hizmetkarlarından biriyim.
Kimsin sen? İsmin nedir? Ve niçin buradasın?"
Posted: Fri Mar 10, 2006 10:14 pm
by Horcoel_Baator
Sorumluluk..Sorumlulugun anlamını bilirmiyiz..Bazen bilmeyiz..Bazen bildigimizi sanarız ve bu ugurda çeşitli hatalar yaparız..Bildigimiz zamanlarda olur..Ancak nedense bu zamanlar bıçağın kemiğe dayandıgı zamanlarda oluyor..Kabul etmem gerekirse bendede öyle oldu..Sorumluluk..Bazılarına göre sadece basit bir kelimeden ibaret olan bu duygu benim için uzun bir zamandır hayatımın en önemli parçalarından birisi olmaya başladı..
''Ã?fke ve katliam..Yerde yatan o cansız bedenlerde biten hayaller..Sönmüş umutlar..Herşey buraya kadarmıydı baba..Yüzleşmem gereken son sınav bumuydu..Peki ya sen Illyra..Ne kadar uzaktasın benden..Peki bu insanlar..Onların kaderi ne olacak..İnsanlara bir yardımım dokunabilecekmi..Ah baba..Burada olsan derin bilgeliğinle beni aydınlatırdın..Oysa şimdi..şimdi sadece kendime güvenmek zorundayım..''
''Vladhek Barrayı görüyormusun??..''dedi arayışına devam eden paladin..Ardından karanlığa karşı besledigi karanlıgı ezme ve üstün çıkma hissi ile gözlerini kıstı..
''Benden..'' dedi gözleri bir an parıldayarak..''Kaçamazsın..Sesi meydan okuyan bir hırıltı gibiydi..''(Detect Evil)
Code: Select all
Paladin kötüyü sezme gücüne birkaç saniye odaklanarak Barra adlı drow un nerede oldugunu sezmeye çalışacaktı..Kara kalpli drowun herhangi bir soruna yol açmasına izin vermemeye kararlıydı..Onu yakalaması gerekiyordu..
''Karanlık taraf güçleniyor ve arzuladıgı mutlak katliama git gittikçe yaklaşıyor..Onlara karşı birşeyler yapmalıyım..Buradaki bu kadar insanlar..Cervantes hala insan hayatından öte savaşmaya meraklıysa insanları korumak oldukça zorlaşacak..Vladhek e yaptıgım espiri bir an beni bile ürkütmedi değil..Ben tapınak lideri iken ona insanları tahliye etmesi gerektigini söyledigimde beni vatanseverlik kıtlıgı ve savaş korkaklıgı ile suçlamıştı..şimdiki duruma baktıgımzda dediğimi yapıp insanları kaleye taşımış..Ancak kasabada ufak bir katliam yaşandıgı zamanmı dediğim şeyi yapmak zorundaydı..Oren in adaletini hiçbirzaman sorgulamamıştım ve ona hep sadık kalmıştım oysa bu kadar kafası karışık birisini seçilmişi yapması oldukça mantıksız..Cervantes adaleti yerine getirecek bir düşünce yapısına sahip değildi..Ã?nceleri bundan sadece şüphelenmiştim..Ancak gün geçtikçe düşmanlarına beslediği ezme ve savaşma hırsı yüzünden kasabalıları ölüme sürecek oldugunu duydugumda...İşte ozaman Oren inancını sorgulamam gerektigini anladım..Belkide şehid dostum Firble haklıydı ha..Başından beri yanlış yolu seçtim..Yanlış örnekler..Ölüm tanrısının adaletine güvendim..Oysa Oren in kılıcının iki tarafıda keskin..Kendi paladinlerini dahi..Ki seçilmişi de dahil..Asıl amaçlarından yani insanlara ışık tutmak,Onlara örnek olmak ve en zor zamanlarında onlarla beraber bulunmaktan alıkoyan bir tanrı..Sonuçta eski kaos tanrısı olan ve ölülerden beslenen bir tanrı yaşamın koruyucusu olmak istermi..Paladinler ise yaratılışları gereği birer yaşam koruyucularıdır..Oren in paladinleri ise yaşamı ölümle dengelemeleri söylenerek çarpıtılıyor..Oren paladinleri..Bir zamanlar onlardan birisiydim..Oren onlara ölüm ve yaşam üzerindeki teraziyi sunuyor..Ölümün kanlı gücünü..Ve onlara adaleti yerine getirdiğini fısıldıyor..''Yaşamın koruyucusu ol ama biri yaşarken biri ölmek zorunda''Bu fısıltıları bende defalarca kafamda duymuştum..şimdi farkediyorumki..Oren in işine yarayan yaşarken yaramayan ölüyor..İşte ölüm tanrısının adaleti..Belki beni sağ bırakmasının nedenide budur..şu anki savunmasında onun işine yarayacagım için..Tapınakta bir kıza temizliğe yardım ettiğim için aşağılandım..Cehenneme saf bir oren paladini olan eski bir dostumu kurtarmak için gittim ve onun en aşağlık işi yaparak bizim arkamızdan güç için bize ihanet edip yeminer le anlaştıgını ögrendim..Oradan geri döndüğümde hala şokun altındayım bu seferde emrim altındaki askerler bizi gözetleyen birisi oldugunu tespit ettigimde beni deli olmakla suçladılar..Oysa orc ordusu geldiğinde kimin deli oldugu görüldü..Kendi adamlarım bana güvenmediler..Beni aşagladılar ve bana itaatsizlik ettiler..
Cervantes ise hiçbir önerimi dinlemedi..Kasabayı demir yumrugu altına aldı..İnsanları kaybedecekleri bir savaşa sürdü..Bıçak kemiğe dayandıgında ise..şimdi yaptıgı herşey zamanında benim ona söylediklerim..
Ve ben hala onlara yardım edecegim diye uğraşıyorum..Peki neden?..Belkide bırakıp gitmeliyim ha..Büyüde işe yaramıyorsa zaten fazla şansları yok demektir..Bazen acımasız olmak istesemde nezaman yanımda birisi yaralansa birisi üzülse birisine zarar gelse içimde birşeyler kıpırdanıyor ve..Ben sadece oturup seyredemiyorum...Benim yaratılışımda bu duyguyu belkide duygusuzluk denilen bu duyguyu üzerimden çekip almışlar..Ve birisine yardım ettiğimde o huzur..Bana doğru olanı yaptıgımı hatırlatıyor..Yaşla dolu olan o gözlerin sorun çözüldükten sonra etrafına huzurla ışık saçması bana cennetin kutsal merdiveninde bir adım daha ilerletiyor..O kutsal huzura..Ama bunu cennete gitmek içinmi yaptıgımı sorguladıgımda cennete kabul görmeyecek bile olsam yapacagımı bildigimden sorgulamayı pek uzun tutmuyorum..
Ben bir paladinim..Ve çevreme yardım etmek benim için bir görev değil..Benim varlıgımın ta kendisi..''
Posted: Sat Mar 11, 2006 2:53 am
by Lord Necros
Troller tepinmesini kesti ve terslercesine elini sallayarak Lord Shadowbane"i def etmeye çalıştı. Daha da kızmışa benziyordu.
"Sen nereden bileceksin ki Darcalus? Yeminer"le yıllardır uğraşan benim! Onun en büyük düşmanı olan da benim! Onun yollarını en iyi ben bilirim! Ben! Ben! BEN!"
Troller derin bir nefes alıp, ciyaklamaya benzer bir çığlık koyuverdi. Sonra da dönüp Gümüşyüz"ün kusursuz suratına bir tekme geçirdi. Troller"ın darbesi Gümüşyüz"ü geriye fırlatamayacak kadar güçsüzdü, ama yine de bir çatırtı eşliğinde Gümüşyüz"ün burnunu kırabilmişti.
Ve sonra Troller ayağını tutup acıyla inleyerek olduğu yerde zıplamaya başladı.
Troller"ın huysuzlaşmasıyla birlikte çevredeki ölüler de kıpırdanmaya başladılar. Deli büyücü huysuzlandıkça görünüşe göre onun kontrolü altındaki ölüler de rastgele saldırmaya yatkın hale geliyorlardı.
Posted: Sat Mar 11, 2006 2:55 am
by Lord Necros
Koboldun ağzı yüzü dağılmıştı. Bir kolu tuhaf bir açıyla duruyordu. Bir gözü şişmişti ve göremiyordu. Birkaç dişi kırılmıştı ve ağzından kan geliyordu.
Cervantes"e cevap veremeyen kobold, ona sokulmaya çalıştı. Dehşet içindeki gözleriyle çevresindeki kalabalığa bakıyordu. Kalabalık ise hala koboldun üzerine yürümeye niyetliydi, ama Cervantes"ten ve askerlerden korkuyorlardı muhtemelen. Ama en sonunda birkaçı cesaretlenmiş olmalılardı ki öne birkaç adım attılar. Birisi koboldun tam yanına sokulduğunda bir ses çınladı.
"Aaaah, çekilin beceriksiz herifler! Bir kuru kalabalığı kontrol altına alamadınız! Ã?ekilin! Ã?ekilin! Ã?EKİLİN!"
Cervantes arkasını döndüğünde Zehiran"ın kalabalığı yararak girdiğini gördü. Sonra Zehiran"ın aniden öfkeyle açılan gözlerini görünce tekrar önüne baktı ve koboldun yanına varan adamın bir bıçak çektiğini ve kobolda saplamak üzere olduğunu gördü.
Ve sonra bir çatırtı duyuldu. Adam, bıçağı düşürerek geriye uçtu ve kalabalığın bir kısmına çarptı. Zehiran kararlı adımlarla adamın önüne geldi.
"Bir daha benim yanımda böyle bir saygısızlık yaparsan..." dedi bastonunu adamın suratının önünde sallayarak "Kıyafetlerini yakarım." Ardından yaşlı kadın döndü ve eğilip kobolda baktı. "Vah gariban. Ne hale getirmişler bunu böyle."
Kobold gözlerini kocaman kocaman minnettar şekilde açtı ve önce Zehiran"a, sonra Salvador"a, en sonunda da Cervantes"e bakarak yamulmuş ağzıyla konuşmaya çalıştı.
"Kittah. Ad Kittah."