Page 32 of 37

Posted: Fri Jun 08, 2007 12:24 am
by Lord Necros
Elias öfkeyle tekrar ayağa kalkıp “SEN NELER DEDİğİNİN FARKINDA MISIN?!” diye bağırdığı anda uzaktan yankılanan bir gümbürtü kulaklarını doldurdu. Bir anda hepsinin dikkati, tünelin geldikleri yönüne çevrildi. Sanki ağır bir şey, kayaya tüm güçle vurulmuş gibiydi.

O anda hepsinde de aynı düşünce oluştu. Orada bir şeyler oluyordu…kötü bir şeyler.

Posted: Sat Jun 09, 2007 5:47 am
by Edmond
Edmond neler olduğunu analamamıştı.Yine bir anlık öfkesinin kurbanı olmuştu.Ancak bu kez durum ciddiydi.İlk kez birilerini öldürüyordu.Hem de gerekesiz yere.Ancak bütün bunları bir çığlık bölmüştü.Amora yaralanmıştı.Edmond ne olduğunu anlamadan bulunduğu yere çöktü.Ardından hemen ayağa kalktı ve Amora'nın yanına gitti.*HEPİNİZE LANET OLSUN, GÃ?RECEKSİNİZ SİZ* diye bağırdı.Bu kez hata yapmamalıydı.Bir günde iki kere masumlara saldırmıştı.Ancak bu seferki fazlaydı.Cezasını çekmeliydi.Ancak ne yapabilirdi ki?Etrafı ağlarla çevrilmişti.O anda yıkılmıştı.Ağlıyordu, Amora'nın yanına çökmüş
gözyaşlarını yere damlatıyordu.Yapacak bir şey olmadığını anladı ve asasını indirdi

Posted: Sat Jun 09, 2007 6:26 am
by WizardOfQuarks
Eğer hiçbir şey yapmadan burada kalmaya devam ederlerse kesin içlerinden birinin öleceğine emindi Xyra. Gürültü yapmaması için çırağı uyarmasını kimse dikkate almamıştı anlaşılan. Bununla sonra ilgilenecekti. Ama şimdi bu kadar gürültüden sonra artık burada durmamaları gerekiyordu.

Tam da gitmeleri gerektiğini söylemek için ağzını açarken muazzam bir gümbürtü sesi duydu ve hemen sesin geldiği yöne baktı. Mağaranın olduğu yönden geliyordu ve lanet paladin hâlâ oradaydı.

Eh, burada da pek güvende sayılmazlardı. En azından burada durup sinir krizi geçireceğine gidip işe yarar birine yardım edebilirdi.

Diğerlerine dönerek "Ben oraya gidiyorum. Paladinin yardıma ihtiyacı olabilir. Siz de ister kavga edersiniz ister benimle gelirsiniz. Ben burada daha fazla kalamayacağım artık. Siz de gelecekseniz ışığa ihtiyacınız olacak." dedi ve yapacağı büyüye odaklanmaya çalıştı. Dikkatini kendi içerisine vererek konsantre olmaya çalıştı ve büyü sözlerini söyledi. Oluşan ışık kürelerini grubun üzerinden ilerletecekti. (Dancing Lights)

Posted: Sat Jun 09, 2007 7:28 am
by Argay
Argay ne olduğunu ne olduğunu bile anlamadı yıldıırmların nereden geldiğini bilmiyordu.kendisine isabet etmemişti ama bir çok çığlık duyudu.ki bunların çoğu daha önceden tanıdığı seslere aitti.ne olduğunu düşünmeği bıraktı.çünkü daha önemli bir işi vardı kılıçsız kalmıştı.oluşn karmaşadan yararlanıp yere düşüen kılıcnı almak için hamle yaptı.bu sırada elinde olan kalkanını siper aldı.kılıcını alabilirse diğerlerinin durumuna bakıp en mantıklı olan hamleyi yapacaktı.

Posted: Sat Jun 09, 2007 7:38 am
by calida
Gelen siddetli sesleri duydugunda ayagini sinirle yere vurdu ve “Lanet olsun, ters bir seyler oldugunu biliyordum!” diye bagirdi. Xyra’nin yaptigi buyuyle etraf aydinlandi ve kendini bir anda aptal gibi hissetti; cunku ters giden durum gibi, kendiside Xyra’nin ters istikametinde ona sirti donuk bir sekilde duruyordu. Kipkirmizi oldugunu hissetti ama etraftakilerin hicbir sey fark etmediklerini biliyordu. Xyra’ya dogru donup “Beni bekle! Bensiz savasmak da nerden cikti?” diye sordu ve kiliclarini cekip onu takip etti. Iste her sey yeniden basliyordu. Yavas yavas tekrar sinirlendigini fark etti, kiliclarinin kabzalarini
parmaklarina kan gitmeksizin sıktığının farkinda bile degildi. Dar tunelde Xyra’nin arkasindan ilerlerken, “Umarim paladin iyidir ve inanci ona guc verir.” diye aklindan gecirdi...

Posted: Sat Jun 09, 2007 8:38 am
by Lupus Nigra
Ales, gürültü ile yerinden sıçradı rapieri bir anda elinde bitmişti.

Gürültü paladinin bulunduğu yerden geliyordu.
Lanet olsun, ters bir seyler oldugunu biliyordum
Genç büyücünün yüzüne baktı ve "arkamızdan gelsen senin için daha iyi olur " dedi fısıldarcasına.

O da drowun peşinden mağrada ilerlemeye başladı. Mağra çıkışına doğru geldiklerinde yavaşşlayıp duvar kenarına sinerek devam etti.

Posted: Sat Jun 09, 2007 9:59 am
by aransayes
Güvenliğe adım attıklarına inanırken tam anlamıyla cehenneme girmişlerdi ve şu an o cehennemde canlarından olmak üzereydiler. Saelnir diğerlerine göre daha iyi bir durumdaydı. Ayağına saplanan bir okla durumu kurtarmıştı şimdilik. Bir süre oku çıkarmakla uğraştıktan sonra savaşın kaosu içinde bundan vazgeçmek zorunda kaldı çünkü elleri o sırada üzerine gelen bir cücenin kafasını patlatmakla meşguldü. Bunlardan sonra durum daha da kötüleşmeye başlamıştı. Ama aklına yapacak bir şey gelmiyordu tanrısına dua etmekten başka. Madalyonunu sıkıca kavrayıp Corellon’un gücünün onu rahatlatmasına izin verdi ve etrafındakilere kafasından geçenleri söyledi. Bir yandan da edeceği duayı düşünüyordu.

"Teslim olmak bir seçenek değildir. Bu bir savaş ve bu savaşta kanda akar şehitlerde verilir. Dostlarınızın ve düşmanınızın aklında onurla hatırlanın"
(yapılan dua prayer)

Posted: Sun Jun 10, 2007 12:37 am
by Illyra
kolunu tutan kız ağzına gelen bir kaç uygunsuz küfürü geveledi.
ardından bağırdı

"ben teslim oluyorum ! evet teslim oluyorum yeter ki beni bu cehhenemden, arbededen kutarın ! istediğiniz her şey yaparım ! yeterki beni kurtarın !"

sonra arkdaşlarına hitaben seslendi

"eğer aklınız varsa sizde teslim olun. tüm umut dediğiniz şeyler kayboldu. ve eğer yaşamak istiyorsanız, teslim olun. savaşarak öleceksiniz hiç bir şey kazanamayacaksınız. aklınız varsa teslim olun"

gözlerini bir anlığına kapattı ve sonra açtı. yüzünde yaşamı istemek dışında hiç bir ifade yoktu...

Posted: Sun Jun 10, 2007 6:05 am
by Mark
Illyra wrote:kolunu tutan kız ağzına gelen bir kaç uygunsuz küfürü geveledi.
ardından bağırdı

"ben teslim oluyorum ! evet teslim oluyorum yeter ki beni bu cehhenemden, arbededen kutarın ! istediğiniz her şey yaparım ! yeterki beni kurtarın !"

sonra arkdaşlarına hitaben seslendi

"eğer aklınız varsa sizde teslim olun. tüm umut dediğiniz şeyler kayboldu. ve eğer yaşamak istiyorsanız, teslim olun. savaşarak öleceksiniz hiç bir şey kazanamayacaksınız. aklınız varsa teslim olun"

gözlerini bir anlığına kapattı ve sonra açtı. yüzünde yaşamı istemek dışında hiç bir ifade yoktu...
"Lineas"

Susy, de ellerini kaldırdı, lineas ın arkasından,

"Teslim oluyoruz"

Posted: Mon Jun 11, 2007 5:10 pm
by C_Deschain
Etrafında olan biteni dikkatlice izliyordu.Ve yavaş yavaş yalnız kalmaya başladığını fark etmişti.Herkes bu karanlık tünelden çıkma niyetindeydi.Ayrıca paladine de yardım etmek istiyorlardı galiba başı dertteydi.Kendi kendine bir küfür savurdu.
Sessizce mırıldanarak "Umarım ne halt yediğimizi biliyosunuzdur ve gene umarım ki bu paladin yardım etmeye gittiğimize değerdir tabi başı dertteyse..."dedi ve tünelde ilerleyen drowun arkasından yürümeye başladı...

Posted: Tue Jun 12, 2007 4:10 pm
by esen
Olayların bu boyuta gelmesinin nedeni neydi... şu andan itibaren bu sorununda önemi kalmıyordu. Önemli olan yaşamaya devam etmek istemesi yada yaşamak için ümidini korumak değilmiydi. Amora kendini hiç bu kadar çağresiz ve işe yaramaz hissetmemişti. Gözlerinin önünde tanımadığı yüzlerce kişi kanlar içinde savaşıyordu. Yaşlı büyücü onu korumak için çaba sarfederken Amora ise sadece izlemekle kallıyordu. Kötü şeylerin olacağını hissetmiş yada görmüş olmasının ne yardımı dokunacaktı, yapabildiği sadece insanlara yük olmak ve öylece olayların geçmesini beklemek. Yaşı büyücü Amoranın anlamadığı bir tür büyü yaparken içindeki korku dahada şiddetlenmişti, daha fazla kan görmek istemiyordu. Keskin bir acıyla çığlık attığında ne olduğunu anlamadan yere yıkılmıştı. Bir şeyler ters gidiyordu, göysünde bir ok vardı ve inanılmaz büyük bir acı veriyordu. Ağlamanın sırası değildi ama göz yaşlarını engelleyemiyordu. Özellikle yaşlı büyücünün .*HEPİNİZE LANET OLSUN, GÃ?RECEKSİNİZ SİZ* diye bağırması daha da fazla ağlamasına neden oluyordu. Amora ölmek istemiyordu, bu bencilce bir düşünce olabilirdi ama başkalarınında ölmesini istemediğini fark etmişti. Bu andan itibaren yapabileceği tek şeyi yapmak için gözlerini kapadı. Çok fazla canı yanıyordu, dayanabileceğinden çok fazla.

- Yalvarıyorum, beni duyan tüm tanrılara. Yardım edin! Ölmek istemiyorum! Ölmelerini istemiyorum! Yaşamak için bir şansa daha ihtiyacımız var. Beni duyan tüm tanrılar varlığınızı hissediyor ve inanıyorum, Bize yardım edin!...

Acı öylesine büyük bir ızdırap veriyorduki Amora daha fazla dayanamayacağını anlamıştı. Bayılmadan hissettiği son şey yaşlı büyücünün ağladığıydı.

Posted: Wed Jun 13, 2007 2:40 pm
by Rhalazarn
Melez çığlık attı.
Kara cüppeli hızla şimşeğin geldiği yöne döndü ve aptal bir adamın aptalca diz çöküşünü ve aptalca kalkışını, daha sonra sulugözlü bir kadının yanına gidip aptalca cüceleri tehdit etmesini izledi. Sonra bütün gücüyle o aptala doğru bağırdı: “Aptal herif!” Yüzü bu herife karşı duyduğu öfkeyle buruştu, ancak sonra yeniden düzeldi, düzeltilemeyecek şeylere kızıp pişman olmak bilge birinin işi değildi.
Ve yeniden meleze döndü. Durumu gerçekten kötü görünüyordu ve Xardas’ın yapabileceği pek bir şey yoktu... Sonuçta o tanrıların kutsanmış bir rahibi değildi ve burada öyle kutsanmış bir rahip falan da tanımıyordu. Bu durumda meleze yardım edebilecek kapasitede kimse bulunmamış oluyordu. Böylece melez artık ölü sayılırdı ve kara cüppeliyi kimse korumadığında cüceler ona da saldırabilirdi. Ve bu durumda Xardas da ölürdü…
Ölmek? Xardas aniden daha hızlı düşünmeye başladı. Bunun sebebi elbette cennete gitmekten korkuyor olması değildi-yani oraya gideceğinden şüphesi yoktu ama henüz bu dünyada yapması gereken şeyler vardı… Ölümsüz olmak gibi.
Aniden aklına önceden ufak bir muhabbet ettiği rahip geldi ve hızla kalabalığın içinde onu taramaya başladı gözleri. Yaptığı ani bir hareket sebebiyle iki yarası da sızladı-hatta sızlamaktan öteydi ama Xardas kendine sızlıyor diyordu ki yine paniğe kapılmasın. Sonunda gözleri kutsal bir ışığın parıldamasıyla karşılaştı ve kısıldılar. Ancak rahip başka bir duaya başlamıştı bile, yine de Xardas onun konsantrasyonunu bozmaktan korkmayarak seslendi;
“Sanırım birileri yardımına muhtaç rahip!”
Gerisi büyücünün işi değildi, rahip anlaması gerekeni anlamış olmalıydı. Daoya dönerek o da yapması gerekeni yapmaya koyulacaktı ki, dikkatini çeken farklı bir şey gördü. Ã?nceden hainleri sevmediğini söyleyen dişi, şimdi onlara karşı teslim oluyordu. Onun ne kadar onursuz olduğunu düşündü ve ne kadar tutarsız hareketler yaptığını. Ama bununla ilgilenmemesi gerektiğine karar verdi ve bu sefer yapması gerekeni gerçekten yapmaya koyuldu.
Yaraları derindi kara cüppelinin, acı veriyorlardı ve eğer düşündüğü şeyi yaparsa ölme ihtimali vardı. Ama pes etmek gibi bir korkaklık sergilemeyecekti. Barbar atalarını ve onların tanrılarını utandırmayacaktı. Ölene kadar savaşacaktı-muhtemelen ölecekti de… Ama önceden de düşünmüş olduğu gibi, kısa ve düz bir yoldan herkes güce ulaşabilir-ömür boyu geçmeyecek lekelerle beraber. Önemli olan dolambaçlı yoldan ulaşabilmek… Ã?ünkü güce ulaşmak için ne kadar çaba sarfedersen, o kadar daha büyüğüne kavuşursun. Başka bir deyişle, elektronları zorlamadan ışık saçmasını bekleyemezsin.
Eh-o da elektronları zorlayacaktı. Daoyla arasındaki tek kişi olan melez hazır diz çökmüşken o da daoya şimşek yollayabilirdi ve bu sefer hedefine ulaşan bir şimşek olurdu. Drow melezine de gelmeyeceğine göre sadece dao acı çekecekti bu sefer. (Ya da en azından biz çekmeyiz diye düşündü Xardas.) Hedefini dikkatli ayarlamalıydı, eğer olur da dao savunursa vs. daoya doğru ilerlerken cüceleri de yaralayabilecek bir şimşek atmalıydı. Bu, onu ilk hedef yapabilirdi ama yapabileceği başka mantıklı bir hareket yoktu-ve onurlu. Etrafını aniden saran ağa aldırmıyordu kara cüppeli, daoya yoğunlaştı ve zarif parmaklarını Shruiak’ın başının üzerinden geçecek şekilde ona doğru uzatarak sözleri söylemeye başladı…(Lightning Bolt)

Posted: Thu Jun 14, 2007 3:20 am
by EldariL
Birden bire gelip geçen tuhaf akım Alegria'nın hem canını oldukça yakmış hem de dikkatini dağıtmıştı. Bu bir anlık dikkat dağınıklığı canına mal olabilecekken, tekrar yüzleşmek için döndüğü cücelerin geri çekildiğini farketti şaşkınlıkla. Ve savaşçı güdüleri bu tuhaf hareketlenme karşısında onu uyarmaya başlamıştı ki, grubun üzerine yağmaya başlayan oklardan biri bacağına isabet etti.

Hoş olmayan bir küfür savurup acı veren nesneyi bacağından söküp attı. Ne durumda olduğunu anlamak için Saelnir'e doğru bir bakış atmak üzereydi ki, her yanı saran ağ, daha da hoş bir küfür savurmasına sebep oldu.

Kılıcına daha sıkı sarıldı, kalkanı hala önündeydi ve gelecek olan her hangi bir tehlikeye karşı kendini savunmak için mümkün olduğunca sınırlarını zorladı. Kapana kısılmışlık hissinden nefret ediyordu.

"Lanet büyücüler," diye homurdandı.

Posted: Sun Jun 17, 2007 8:59 pm
by Lord Necros
Oklar hedeflerini bulduktan sonra mağarada bir anlık bir sessizlik olmuştu. Mağaradaki herkes, o kritik anda kime ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Cüceler, dao, Cristobal, hatta kuşatılan grubun üyeleri bile durumu anlamaya çalışıyor, ama Cristobal’ın ağları görüş alanlarını kısıtlıyordu. Orada neler olduğunu ancak seslerden anlayabiliyorlardı.

Sonra yaralıların iniltileri duyulmaya başladı ve hemen ardından bir haykırış, sessizliği bozdu.
Edmond wrote:“HEPİNİZE LANET OLSUN, GÃ?RECEKSİNİZ SİZ!”
Edmond asasını indirirken gözyaşları içinde ağlarla boğuşarak Amora’nın yanına çökmüştü. Ağlara takılan Amora’yı kollarının arasına almış, onun da akan gözyaşlarını izliyordu. Kan, Amora’nın yarasından sızarken Edmond, Amora’nın fısıldadığını duydu.
Amora wrote:“Yalvarıyorum, beni duyan tüm tanrılara. Yardım edin! Ölmek istemiyorum! Ölmelerini istemiyorum! Yaşamak için bir şansa daha ihtiyacımız var. Beni duyan tüm tanrılar varlığınızı hissediyor ve inanıyorum, Bize yardım edin!”
Ardından Amora’nın bedeni gevşedi ve başı sert bir şekilde yana düşerek Edmond’un göğsüne çarptı.

Amora’nın fısıltılarının hemen ardından bir sessizlik daha oldu, ama bu sefer sessizliği Saelnir bozdu.
Saelnir wrote:“Teslim olmak bir seçenek değildir. Bu bir savaş ve bu savaşta kanda akar şehitler de verilir. Dostlarınızın ve düşmanınızın aklında onurla hatırlanın”
Saelnir’in çağrısıyla birlikte herkesin yüreğine bir cesaret geldi ve bunun verdiği hırsla Alegria, Cody ve Shruiak, yeni bir saldırıya karşı savunma pozisyonuna geçtiler. Argay, ağların arasından kılıcına uzanmaya çalıştı ve çok zorlansa da parmaklarını kılıcının kabzasına kadar ulaştırmayı başardı. Ardından o da tıpkı diğerleri gibi savunma pozisyonuna geçti. Dördü, ağların kendilerine çok zayıf olsa da bir siper oluşturacağını fark etmişlerdi.

Xardas bile Saelnir’in duasının etkisinde kalmış, ve doğrudan daoyu hedefleyerek bir büyüye başlamıştı.

Cristobal, Xardas’ın büyü sözlerini duyunca kaşlarını çattı. Gerizekalı büyücü sadece daoya saldırmakla kalmıyor, resmen ağları yakarak kendilerini de ölüme yolluyordu. Ne onların ölmesi, ne de daonun zarar görmesi Cristobal’ın işine gelmezdi. Yaşaması için yaptığı antlaşma, ikisini de kapsıyordu.

Cristobal aceleyle karşı büyüyü örmeye başladı. Kara cüppeli büyücünün yaptığı büyünün, az önce kendi grubunu neredeyse yok eden salağın büyüsünün aynısı olduğunu biliyordu. Bunlar düşündüğünde de salaklardı…ya da kendisi pek mi zekiydi ne?

Yine de zeka ve hız aynı şey değillerdi ve Cristobal’ın acele etmesi gerekiyordu.

Xardas’ın parmak uçlarında elektrik çatalları oluşmaya başladığı anda iki büyücü de büyülerini bitirdiler. Xardas ve Cristobal’ın büyüsel güçleri görünmeyen bir mücadeleye tutuştu.

Xardas’ın parmaklarındaki çatallar kayboldu.

Ama herkes Saelnir’in sözlerden etkilenmemişti. Xardas’ın büyüsünün bozulduğu anda cırtlak bir ses mağarada yankılandı.
Lineas wrote:“Ben teslim oluyorum! Evet teslim oluyorum yeter ki beni bu cehennemden, arbededen kurtarın! İstediğiniz her şey yaparım! Yeter ki beni kurtarın! Eğer aklınız varsa sizde teslim olun. Tüm umut dediğiniz şeyler kayboldu ve eğer yaşamak istiyorsanız, teslim olun. Savaşarak öleceksiniz hiç bir şey kazanamayacaksınız. Aklınız varsa teslim olun”
Bu sözler, sırt sırta dayanmış olan grubun suratında bir tokat gibi patladı. Lineas teslim olmaktan söz etmekle kalmıyor, onlara da aynısını yapmalarını salık veriyordu.

Az sonra Susy’nin de ellerini havaya kaldırıp da teslim olması, ikinci bir şok olmuştu.

Daonun kahkahası mağarada yankılandı. “Ahmaklar! Kızın tavsiyesini en baştan dinlemeliydiniz! Size teslim olmanız için son bir şans veriyorum. şimdi teslim olanlar yaşayacak, aksi takdirde hepiniz öleceksiniz!”

Piyadeler yerlerini korurken geride cüceler daonun sözlerini doğrularcasına arbaletlerini tekrar doldurmaya başladılar. Aynı anda çıkarttıkları tıkırtılar mağarada gözdağı veren bir yankı yaptı.

Posted: Sun Jun 17, 2007 9:00 pm
by Lord Necros
Lord Necros:
Ã?ekicin darbesiyle duvar hafifçe titredi ve birkaç küçük kaya parçası düştü, ama başka bir şey olmadı. Bu sırada ise yaratık çoktan yaylarını gerip serbest bırakmıştı bile. Oklar, tam Swain'in zırhına saplanıp kaldı.
פкнаи:
Swain yapacağını biliyordu. Onu tünelin daralan kısımlarına doğru götürerek ok atamayacak vaziyeye sokacaktı. Tüm acısına rağmen duvara yakın durarak geri çekilmesini sürdürdü
פкнаи:
Bu sırada gözleri yaratığı kayalar altında bırakabilecek zayıf noktalar aramayı sürdürdü
Lord Necros:
Swain, geri geri tünele girerkek gözleri fellik fellik zayıf bir nokta arıyordu ama bırakın zayıf bir nokta bulmayı, sözleri sürekli yaratığa kaydığından duvarları bile zor inceleyebiliyordu. Yaratık aniden iki okunu daha bıraktı. İlk ok Swain'in omzuna saplanırken ikincisi de bacağına sağ baldırına girdi. (Swain--> 10 damage)
פкнаи:
Swain tüm acısına rağmen kendisini yaratığın menzilinden dışarı atmaya çalışıyordu fakat vücuduna saplanan oklar öylesine acı veriyorduki neredeyse bayılacaktı. Son bi gayretle kendisini tünelde kıvrılan köşeye attı
Lord Necros:
Swain kendini zorluklar geriye doğru çekip ilk dönemeçten yana atarken dört ok daha savruldu. İkisi başının hemen yanından geçti, birisi kayaya saplandı, birisi de zırhından sekti. Az sonra Swain, kendisine siper almıştı bile.
פкнаи:
Siper aldığı sırada çekine ve kalkanına sıkı sıkı sarılmıştı warolan tüm gücüyle
פкнаи:
kalkanını bi kenara atıp bir zamanlar koruduğu şehirin kadim büyücüleri tarafından kendine armağan edilen güç iksirini çıkardı çantasından ve dikiverdi kafasına. artık 2 eliyle kavradığı çekiciyle son birkez ve tüm enerjisiyle salladı tünelin duwarına
Lord Necros:
Swain çekici duvara indirdi ama yine sadece birkaç küçük taş parçası düştü. Başka bir şey olmamıştı. Tam bu anda, tam karşısında aynı yaratık belirdi. Burun burunaydılar.
Lord Necros:
Yaratık hemen Swain'e dört ok daha salladı, ama kalkanını tam önüne çeken Swain, oklardan sıyrılmayı başardı.
פкнаи:
Swain kaçarak bi yere varamazdı. Düşmanı çok iyi ok kullanıyordu ve tek çıkar yolu onu yakın dövüşte malum etmekti. Swain'in göğsündeki acı kalbindeki inancı söndürmeye yetmemişti. Koşmaya başladı Düşmanına! Bağırmaktan çekinmemişti acısını ancak böle hafifletebilirdi. (Charge / Shield bash)
Lord Necros:
Swain bir savaş narası atarken kalkanını önünde tutarak rakibine doğru saldırdı. Yaratık, Swain saldırırken bir ok daha fırlatmaya çalıştı ama başaramadı ve Swain'in kalkanı tüm gücüyle yaratığa çarptı Yaratık birkaç adım geriye sendeledi, ama ayakta kaldı ve hırladı. Aceleyle iki ok fırlattı ama düzgün hedef alamadığı oklar, Swain'in kalkanında kaldılar.
פкнаи:
Swain yere sağlam bastığını anladığı bu yaratığı devirmekten vazgeçip onu sersemlemesinden faydalanıp onu silahsız bırakmaya çalışacaktı.

"Bu yaylar artık sana hizmet etmeyecek İblis!" Swain yaratığın yaylarını tuttuğu tarafa doğru zaten koşarken arkada tuttuğu çekicini yukardan indiriverdi. (Power Attack / Sunder)
Lord Necros:
Swain saldırırken yaratık bir ok salladı ama ok, Swain'in yüzünün yanından geçti. Swain'in hamlesi ile sonuçsuz kalmıştı. Yaratık tam zamanında oklarını geri çekip savaş çekicine yanlardan vurarak onları ittirmişti.
פкнаи:
Swain çekicini itmek için kollayını açan yaratığın açığını iyi gördü dengesiz yakaladığı düşmanını yere devirmek için kalkanını devreye soktu
Lord Necros:
Swain'in hamlesi bu kez başarılıydı ve bir anlığına açık veren yaratık, göğsüne yediği kalkan darbesiyle sertçe yere düştü.
פкнаи:
Onu kurtarmak için kendi hayatını veren cücenin can verişi gözünün önüne gelen Swain tüm öfkesiyle indirdi çekicini gözaçtırmadan düşmanına! (Smite Evil)
פкнаи:
"Adalet!"
Lord Necros:
Swain'in çekici yaratığın göğsüne indiğinde yaratık bir an acıyla bağırdı, ama ardından Swain'e öfkeyle baktı ve ani bir ışık çakmasıyla kayboldu.
פкнаи:
Swain kalkanına saplanan okları kırarak koruma pozisyonuna geçti gözleri ve kulaklarıda düşmanını aramaya koyulmuştu bile.. Tünel girişine doğru çekilmeye başladı. Eskisi kadar rahat ok atamayacağından emindi bu iblisin en azından. Yinede tedbiri elden bırakmadı
Lord Necros:
Saniyeler geçerken Swain'in gözleri çevresini tarıyor, iblisin nerede olduğunu bulmaya çalışıyordu. Buna rağmen hiçbir yerde bir hareket yoktu. Swain iyice huzursuzlanmaya başlamışken bir ok başının hemen yanından geçti ve diğeri de sağ omzuna saplandı. (Swain--> 3 damage)
פкнаи:
Swain tünel girişine çekilmeyi sürdürdü niyeti onu tekrardan kendini göstermeye zorlamaktı.
Lord Necros:
Bu sırada Swain'in yanından iki ok daha geçti, ama isabet etmediler.
פкнаи:
Swain hedeften çıkmak için tünelin içine doğru çekilmeyi sürdürdü. Bedenine saplanan okların verdiği acıya dayanmaya çalışarak
Lord Necros:
Swain bekledi, bekledi, bekledi.. Başka hiçbir ok gelmemişti. Saniyeler geçerken dışarıda gergin bir sessizlik mevcuttu ve Swain'in kendisi de öylece bekliyordu. Yarattığı ışık çevresini aydınlatırken, o parlak halenin içinden kör olurcasına dışarıdaki karanlığı izliyor, ama hiçbir şey göremiyordu.
Lord Necros:
Ta ki başka bir şey duyana kadar.
Lord Necros:
Tam arkasından gelen haince bir hırıltılı kahkaha ile arkasını döndüğünde Swain, alnına dayanmış bir okun ucuyla karşı karşıya geldi. Yeşilimsi gri yaratık pis pis sırıtırken sarı, çarpık dişleri göz önüne seriliyor, gözlerinde sadistçe bir ışıltıyla Swain'i üzüyordu. Kendi gırlaktan gelen, kaba diliyle bir şeyler söyledi ama Swain anlayamadı. Okun ucunu biraz bastırınca Swain'in alnından bir damla kan süzüldü. Bedeninde hâlâ saplı duran oklar ve yaralarından sızan kan yüzünden Swain iyice bitap düşmüştü. Ölümün kesinleştiği bir noktadaydı ki...Tünelin kıvrımındaki drow cadı mıydı neydi?!