Page 31 of 50

Posted: Fri Feb 17, 2006 7:25 pm
by dekotta
Dekotta büyücünün arkasında ilerlerken bir anda ileride bir alev topu patlayıverdi. Dekotta anında dev kılıcını hazır poziyona getirdi va yanında dolaşan goblinin kafasına bir yumruk atıp onu yere yapıştırıverdi. Her ne kadar bağlandığı için saldıramayacak durumda olsa dahi bir aksilik olsun istemezdi.

Dekotta bu şekilde her an hazır beklerken duman ve alevler kayboldu ve karşılarındakiler de günyüzüne çıktı.

"şükürki beyni olan varlıklar " diye düşündü içinden Dekotta ve savunmasını biraz indirdi. O esnada ileriden bir ses kim olduklarını sordu. Yanındaki büyücü kendini tanıtmıştı ve hafif şakavari bir tavırla hadi sen de kendini tanıt demişti.

"Sanırım bu adama alışabilirim ha !" diye düşündü içinden Dekotta ve ileridekilere seslendi.

"Ben Elemsar, kılıcımın doğrultusuna yürüyen bir adamım. Selemor ile burada karşılaştık ve bu pisliklere karşı birlik olmanın mantıklı olduğuna karar kıldık. Eğer siz de bunlardan hoşlanmayanlardansanız bana dostsunuzdur" diye beyan etti Dekotta ve bu esnada karşıdaki gurubu süzdü. Gurup oldukça güzel bir guruba benziyordu tabi biri müstesna. Gözünün yanıldığını düşündü Dekotta ilk olarak.

"Heralde yanlarında evcil bi drowları yoktur ?? " diye düşündü ve açıksözlülükle konuşmasına ekledi bu düşüncesini.

"Yanınızdaki evcil kara elfiniz mi ? Benimki gibi " derken yere yapışmş olan goblinin ipini hafifçe çekerek onu gösterdi. "Ã?yleyse bile fazla dikkatli sayılmazsınız ha, bu iplere bağlı değil. " dedi ve konuşmasına ara verdi.

Posted: Fri Feb 17, 2006 10:44 pm
by Sylvos
"Eğer bir daha bu tür bir küstahlıkta bulunursan-"
Tapınak şövalyesi sözün tamamını getirmedi.
"Ben Elemsar, kılıcımın doğrultusuna yürüyen bir adamım. Selemor ile burada karşılaştık ve bu pisliklere karşı birlik olmanın mantıklı olduğuna karar kıldık. Eğer siz de bunlardan hoşlanmayanlardansanız bana dostsunuzdur"
"Yanınızdaki evcil kara elfiniz mi ? Benimki gibi " derken yere yapışmş olan goblinin ipini hafifçe çekerek onu gösterdi. "Ã?yleyse bile fazla dikkatli sayılmazsınız ha, bu iplere bağlı değil. " dedi ve konuşmasına ara verdi.
"Burası biraz fazla kalabalık oldu.. Meğer kasabada ne kadar da çok kişi varmış. Tek farkedilen şey evlerin biraz yanmış olması ve-" burada durdu ve tiksinti ile yerdeki kalan böceklere baktı. "İğrenç böcekler ile bir kaç tuzak!!" dedi ses tonunu anide yükselterek.

"Merak etmeyin, sizinki kadar vahşi ve cüretkar olamaz." dedi kara elfe omuzunun üstünden bakarak. Suratı sanki tebessüm edercesine bir an için çarpık bir görüntü aldı. Sonra yabancıya dönerek devam etti.

"Silahınıza gerek duymayacaksınız bayım, emin olabilirsiniz. Kasaba pekte tenha bir yer değilmiş ha?.." dedi. Bu açıkca bir soru değildi, zaten yanıta zaman ayırmadan konuşmasını sürdürmüştü Harbormm.
Cüce savaşçısı Elemsar' ın yanındaki yaratığa nefretle baktı. Sanki kendini zor tutuyor gibiydi. Hırıltılı bir ses çıkardı ama sonra dişlerini gıcırdatarak bu sesin çıkışını engelledi.

"Bir büyücü daha ha? Kasaba sağlamken arasaydık eminim bu kadarını bulamazdık.Neyse..
Adım Harbormm Doomhammer. Sanırım amaçlarımız aynı gibi gözüküyor..."
dedi otoriter bir ses tonu ile.

Posted: Sat Feb 18, 2006 3:22 am
by Yener
Nakh,bir kaç saniye yılmax'a baktıktan sonra konuşmaya başladı ;


"Arkadaşlarından haberim yoktu,umarım hepsi iyidir."


şimdi yarı ork gnomun ortadan kayboluşunu farkedince önce az önce gnomun durduğu yere sonrada Yılmax'a baktı,bu bir büyü olmalı diye aklından geçirdikten sonra bakışlarını Yılmaxdan ayırmadan ,


"Dostun bunu hep yaparmı?" dedi.


"Sanırım biraz dinlenmemiz iyi olacak"


Bilge keşişin kafasını kurcalıyan bir soru vardı fakat Yılmax adındaki bu garip adama bunu nasıl soracağını pek bilmiyordu,acaba bu adam hangi ırkın temsilcisiydi,gerçektende bunu merak ediyordu keşiş.


Belkide insan annemden kazandığım en güzel özellik meraktır diye düşünürken kelimeler Yarı ork un dudaklarından döküldü.


"Umarım merakımı mazur görürsün,hangi ırkı temsil ettiğini söyleyebilirmisin?"


Nakh ın sorusunda herhangi bir alaycı ifade,küçük düşürme veya aşşağılama bulunmamaktaydı aslında hiç bir duyguyu içermiyor gibiydi bu soru,zaten o kendini herzaman ırkların catışmasından ve aşşağılıyıp birbirlerini anlamadan tanımadan yaptıkları önyargıcılıktan kendini tamamen arındırmış biri olarak kabul ediyordu.

_______________________________________

Code: Select all

Nakh görünüş : boy : 1.78  göz rengi : ela  kilo : 105   saçsız
Açık kahverengiye yakın bir tenrengi,atletik kaslı vücut yapısı,biraz dışarıya çıkık bir çene yapısı, üzerinde gri keşiş kıyafeti,tek koldan takılan bir erzak çantası,ayaklar çıplak.

Posted: Sat Feb 18, 2006 10:15 pm
by Lord Necros
Barra öfkeden şişmiş ve yumruklarını sıkmış bir vaziyette bir Harbormm"a, bir Elemsar"a bakıyordu. Evcil ha?! Evcil drow ha?! Üstüne üstük, bir goblinle mukayese ediliyordu! Yok canım, bu kadarı da fazlaydı!

Drow öfkeden köpürürken Harbormm, V"ladhek, Horcoel, peşleri sıra drowu da sürükleyerek geldikleri rotada caddeden geri dönmeye başladılar. Üçü de tuzakları ve Finrod"un ölümünü unutmamıştı, özellikle de buna bizzat şahit olmuş olan Horcoel. Onlar yavaş adımlarla caddeyi geçerken, Dekotta ve Selemor sessizce onları beklediler. Yaklaşık beş on dakika sonra dörtlü, caddeden çıkmışlardı en sonunda. şimdi ilk başta ayak izlerinin birbirine girdiği o meydandalardı. Karşılarında Selemor ve elinde bağlı "evcil" goblini ile Dekotta duruyordu. Üçünün arkasında ise şehre girdikleri yol uzanıyordu, onları geride bıraktıkları Eldarin"e, Gümüşyüz"e, Hastlisch"e ve Yılmax"a götürecek olan yol.

Posted: Sat Feb 18, 2006 10:20 pm
by Lord Necros
Depo gerçekten de tuhaf bir yerdi. Bir simyacıya ait bir laboratuar gibi gözükse de yer yer çok alakasız malzemeler de göze çarpıyordu.

Depo duvarları boyunca uzanan masalarda binlerce cam kırığı vardı. Büyük olan parçalara baktığında Hastlisch bunların birer simya şişesi olduğunu anlayabiliyordu. Lakin bu şişeler kırılmış, içinde barındırdıkları simyasal sıvılar ortalığa saçılmış, bir kısmı da ateşle tepkimeye girerek yanmaya başlamıştı.

Hastlisch az önce gördüğü fıçılara baktığında ise burada farklı şeyler görüyordu. Beş fıçı vardı. Birisi ağzına kadar yerde gördüğü siyah maddeyle doluydu. Bir başka fıçının içindeki kum neredeyse taşacaktı. Bu kum muhtemelen deneyler sırasında oluşabilecek bir yangını söndürmek için burada tutuluyordu, ama bu büyüklükte bir yangını söndüremezdi. Üçüncü fıçıda çeşitli büyüklükte ve türde cıvatalar, vidalar, çiviler vb parçalar vardı. Dördüncü fıçıda sadece su vardı. Beşinci fıçı ise çok garip bir yapıdaydı. Simsiyahtı ve parlıyordu. Hastlisch dokunduğunda çok garip bir his vermişti. İçinde ise açık yeşil asit vardı. Muhtemelen asitle etkileşime girip erimeyen bir maddeden yapılmıştı bu fıçı.

Fıçıların ardında duran torbalarda ise kum, un, tuz gibi maddeler vardı. Birkaç tanesinde ise yine aynı siyah maddeden vardı. Hastlisch, taşıyabileceği büyüklükte olan bir torbayı-ortalama iki yada üç kiloluk-aldı ve seri bir şekilde depodan dışarı çıktı.

Diğerlerinin olduğu tarafa baktığında görebildiği kadarıyla, Yılmax, Nakh ve Azazel hala tartışıyorlardı.

Posted: Sat Feb 18, 2006 11:12 pm
by dekotta
Elemsar onlar olduğunuz yerde bekleyin diyince bunun en mantıklı yaklaşım olduğuna karar verdi ve beklemeye başladı. Bu esnada büyücü ile aradıkları fırsatı da yakalamışlardı ve Elemsar büyücüye:

"Yaralanmıştın dostum, izin verirsen bacağına bi bakacağım" dedi ve büyücünün bacağındaki oku dikkatlice çıkardı ve ardından da yarasını çantasındaki temiz bir bez ile sardı.(Heal)

"Umarım daha fazla sorun çıkmaz büyü kullanıcısı" dedi Selemor'a ve ekledi. " Hazır fırsat bulmuşken burada ilgilenmem gereken bir konu daha var. şu aptal goblin ile konuşup neler bildiğini öğrenmeliyim." dedi ve tam gobline dönecekken büyücüye bir bakış attı. "Konuşsa iyi olur ha!" ve göz kırpıp bağlanmış bir şekilde duran gobline döndü.

Goblin daha önceden Elemsar'ın çivili çelik eldivenlerinden bir yumruk yemişti ve Elemsar bunu unutmamış olduğunu varsayıyordu. Hele de hala vurduğu yumruğun acııs geçmemişken.

Elemsar çelikten elleri ile bağlı ve savunmasız goblinin pis boğazını yakaladı ve çok hafif bir tempo ile sıkmaya başladı. Bu esnada goblini yere yere yatırmış ve delici gözlerle goblinin gözlerine bakıyordu.

"şimdi pislik, bana burada neler oluyor, kaç kişisiniz, nerelerde mevzilendiniz... hepsini anlatacaksın ve seni yavaş yavaş öldürmemem için bana bir sebep yaratacaksın." dedi Elemsar, bağırmıyordu ama sesi sert ve söylediğini yapacağına şüphe bırakmaz nitelikteydi. "şimdi konuş pislik, ya da seni acı çeke çeke öldürmem için bana bir sebep, ufacık bir sebep ver" dedi Elemsar ve goblinin neler anlatacağını dinlemek için dikkat kesildi.

Posted: Sun Feb 19, 2006 12:23 am
by Lord Necros
Salvador ve maiyetindekiler, aksayan adımlarla kaleye dönüyorlardı. Mağaralar aslında kalenin hemen arkasında olmasına rağmen, yol oldukça dolambaçlıydı. Mağaralardan çıktıktan sonra dönülmesi gereken bir dönemeç vardı. Burada bir başka tepenin arkasında, gözlerden ırak kalıyordu mağaralar. Bu da mağaraların oldukça güvende olmasını sağlıyordu.

Dönemeçten dönerken ilk görülen şey, cücelerin kendi tanrılarından birisi adına inşa ettikleri tapınaktı. Altın kubbesi ve yanında iki minaresi bulunun bu yapı, kaledeki binaların en yüksekte bulunan noktasıydı. Tapınağın aşağısında ise kalenin içindeki yapılar uzanıyordu. Minik bir şehir gibiydi sanki.

Yüceşaman Grok, yanında neşeyle zıplayıp dururken Salvador da kaleyi izliyordu. Binalar her ne kadar sağlam gözükse da buna güvenemiyorlardı. Halk, binaların arasındaki avlulara ve sokaklara çadırlar kurmuştu.

"Biz çok sayıdayız. Ama saece biz değiliz. Az sayıda başkaları da var. Biz iyi savaşırız. Hem de..."

Grok, halkını övmeye devam ediyordu ama Salvador ilgisini kaybetmeye başlamıştı, zira binalar ile kale arasındaki avluda toplanmış bir kalabalık dikkatini çekmişti. Bu saatte herkesin uyuyor olması lazımdı.

Posted: Sun Feb 19, 2006 12:26 am
by Lord Necros
Beş dakika geçti, on dakika geçti, on beş dakika geçti. Zehiran hala ortada yoktu. Yaşlı kadınının "hemen" anlayışı oldukça farklı olmalıydı.

Zehiran"ın evinden türlü türlü gürültüler geliyordu. Bir şeyler toparlanıyormuş gibiydi. Sık sık Zehiran"ın rengerenk küfürleri kulaklara çalınıyordu. Muhtemelen istediğini yapamamıştı yaşlı kadın.

Cervantes toplanan kalabalığa göz attığında eşyaların gerçekten çok çeşitli olduğunu gördü. Kazma, kürek gibi eşyaların yanısıra bazıları koyunlarını, öküzlerini dahi yanlarına alıyordu. Ama yaklaşık yarım saat geçtikten sonra Zehiran hala gelmediğine göre, yaşlı kadın muhtemelen evi komple taşımayı düşünmekteydi.

Ilyamain göremese de, Zehiran"dan gelen sesleri duymaktaydı. Kadın acele etmeye çalışıyor, ama hiçbir şeyi toparlayamıyordu belli ki. Neden toparlanmak için bu anı beklediği ise apayrı bir soruydu.

Slach, Maximillian ve Denial da kıpırdamadan, sessizce yola koyulmayı bekliyorlardı. Cervantes"in onlar konusunda ne gibi planları olduğunu bilmiyorlardı.

En sonunda köyün erkeklerinden bir kısmı dayanamayarak içeri girdi. Birkaç dakika Zehiran"ın komut veren seslerini duydular. Az sonra ise erkekler, çeşitli eşyaları alarak birer birer meydanda toplanmaya başladılar.

Cervantes gözlerine inanamıyordu. Ã?ay takımı, Zehiran"ın oturmakta olduğu koltuk, tencere tencere pişirilmiş yemekler, içinde ne olduğu meçhul bir sürü çuval, garip kokulu bitkiler, çatal ve bıçak takımları, botlar, giysiler, hatta mutfak masası! Görünüşe göre Zehiran GERÃ?EKTEN DE evi taşıyordu.

Yaklaşık bir saat sonra-en sonunda-yola koyulduklarında köylüler Zehiran"a söyleniyor, Zehiran da bu söylenmelere karşılık olarak bastonuyla kendisine yakın olanların kafalarına birer tane geçiriyordu.

Cervantes, atının üzerinde ilerlerken sık sık kafilenin çevresinde daire çiziyordu. Zehiran"ın eşyaları sağolsun, kafile oldukça ağır ilerliyordu.

O sırada Cervantes havanın aydınlanmaya başladığını fark etti. şafak söküyordu. Kaleye ise çok yaklaşmışlardı. En azından nehri ve köprüyü geçmişlerdi. Köprü çok eski ve her an yıkılacak gibi görünmesine rağmen herkes geçene kadar varlığını korumuştu.

Image

On beş dakika kadar sonra en sonunda kaleye varmışlardı. Surların kapıları hala açıktı. Kapıdan geçen ilk kişi olan Cervantes, bu civarda kamp kurmuş olan halkın hala uyuyor olduğunu gördü.

On Kasaba mültecileri uyuyordu, ama düşmanın uyuduğunu hiç sanmıyordu Cervantes. Düşman ordunu büyük ihtimalle şafakla beraber yürüyüşe geçecekti.

Posted: Sun Feb 19, 2006 12:57 am
by Darkgnome
Hastlisch etraftaki ateşlerin izlerine baktı ama patlama ateş ile olduysa is izlerini aradı. Ancak bulmadı. Bu her ne ise iz bırakmadan patlamıştı yada isler göremeyeceği bir yerdeydiler. Bunun üstüne şişerin patlama yönlerine ve sıvılarının dağılış yönlerine baktı ve ortasındaki nokta tamda aracının çarptığı parçalanmış fıçılardan birini gösteriyordu. Bu fıçı etrafına ise bu siyah tozlardan yayılmıştı. odanın diğer ucunda ise başka bir siyah tozlu fıçı daha vardı. Tozlar aynı gibi duruyorlardı ve yerdeki keseler içindeki tozlara da benziyorlardı. ne olursa olsun Hastlisch hemen bu fıçı içindeki tozları da çuvalından çıkarttığı bir kaba sağ elini kullanıp iterek doldurdu. Bu binada durması artık güvenli değildi ve strese daha fazla dayanamayarak keseleri ve kabı çuvalına koyup çıktı.

Dışarıda ve bina yakınında başka bir bina baktı. Ancak bitişik konumda başka bina yoktu. O zaman bu tozlar hakkında daha fazla bilgi edinebileceği bir kaynakta bulamayacaktı.

*Çok yazık, çok!*

Bir büyücü için büyü kitabı bulmak yada yeni bir büyü bulmak ne ise bir mucit içinde yeni bir malzemeyi bulmak ve hele ki yeni bir buluşlar kaynağı bulmak o kadar önemliydi. Hele burası gibi büyünün çok normal karşılandığı bir dünyada mucitlerin kaynakları o kadar azdı ki değerini bir büyüye göre çok daha fazla artırıyordu.

En azından bir tabelası olabilir umuduyla kapının önüne baktığında aslında eskiden bir tabela olduğunu gördü.

*Eskiden kapı yanına asılmış tabela varsa, şimdi nerede?*

Başı binanın girişinin yakınındaki sokakta sağa sola bakarken Hastlisch bu soruyu soruyordu kendi kendine. İleride yerde oldukça kötü parçalanmış bir tahta parçası gördü. bunun yanına gittiğinde ise tahta parçasının aslında binanın tabelası olduğunu anladı. Üstünde iksir şişelerinin resmedildiği bir tabela. Bundan daha uzun süre şehrin bu kadar içinde durmak istemeyen gnom hemen ormana, yeni tanıştığı grubun yanına koşmaya başladı. Neden koştuğunu bilmiyordu ve koşmasının çok saçma olduğunu da ama içinden bir ses bir an önce bu şehirden uzaklaşıp ormanın içine saklanmasını bağırıp duruyordu.
.............................................................
RP dışı: Yukarıdakileri meta değil Necross!a msn'de sorarak yazdım.

Posted: Sun Feb 19, 2006 7:22 am
by Black_Rider
Selemor savascinin kendisini tanitmasini dinledi."Ben Elemsar, kılıcımın doğrultusuna yürüyen bir adamım demisti savasci.Selemor dusuncesini disa vurmadan "kilicin senin dogrultundan yurur"demisti.Elemsar kendini tanitmasini bitirdikten birkac saniye sonra yine konusmaya basladi."Heralde yanlarında evcil bi drowları yoktur ?"Yanınızdaki evcil kara elfiniz mi ? Benimki gibi "Ã?yleyse bile fazla dikkatli sayılmazsınız ha, bu iplere bağlı değil. " dedi ve konuşmasıni bitirdi.Buyucu bir an soka ugrayivermisti.Drowu goblinle bir tutmak cok buyuk bir kustahlikti.Drow irki kotulugu temsil eden bir irk diye bilinirdi ama bu butun drowlarin kotu oldugu anlamina gelmezdi.Selemor drowa dusuncelerini belli etmemisti.Sadece kafasini saga sola salladi.Buda elemsarin konustugu sozlerine katilmadigini gosteriyordu.(Elemsar gormedi buyucunun kafa sallamasini).

Karsi taraftaki cuce konusmaya basladi.Son sozlerinden buyuculeri pek sevmedigi anlasiliyordu.Bunun aksine Selemor cuceleri cok severdi.Onlarin komik kisilikler oldugunu dusunurdu.Buyucunun espriyi seven kisiligindeki onde gelen karekterleydi.

Karsi taraftaki grup onlarin orada beklemesini istemisti.Cuce lanetolasi tuzaklardan bahsetmisti.Bekle demelerinin sebebi bu olabilirdi.Selemora mantikli bir fikir gibi geldi.Elemsar buyucuye"Yaralanmıştın dostum, izin verirsen bacağına bir bakacağım" dedi.Buyucu "bende bu lanet oktan hic kurtulamiyacagimi sanmistim"diye gulumsedi savasciya.Elemsar oku cikartirken buyucu yuzunu ekşitmişti.Ardindan Elemsar buyucunun yarasini sardi.Elemsar su aptal goblinle ilgilencem dedi."Konuşsa iyi olur ha!" dedikten sonra buyucuye goz kirpti.Selemor savasciya "ben onun lanet dilinden anlamam dedikten sonra sozune devam etti "eger konusmassa onun uzerinde birkac buyu denemesi yapacagimi soyle diyerek gulumsedi.

Posted: Sun Feb 19, 2006 7:14 pm
by Eldarin_
Cervantes yeni gelen ahaliyi mültecileri rahatsız etmeyecek bir yoldan ilerletti ve onları da mültecilerin içersinde bulabileceği uygun bir noktaya yerleştirdi.
Paladin sökmekte olan şafağa baktı, zaman sürekli aleyhlerine işliyor gibi geliyordu ona. Ã?nlerinde asla uyumayan gözün hizmetkarları varken zamanın lehlerine işlemesi pekte olası değildi zaten.
Cervantes atından inip ahalinin yerleşmesi esnasında Ilyamin ve Dioravenni'yi yanına almıştı.

"Sizler burada kalın hanımlar. Yakın zamanda buradan daha güvenli bir yere taşınacaksınız, tüm bu 10 kasaba halkı ile birlikte. şimdilik ahaliyi birarada tutarak onlara burada emniyette olduklarından bahsedin. Ben kaleye geçmeliyim. Yapmam gereken bazı işler var."

Sonra paladin Maximilian ve Slach'ın yanına gitti.

"Benimle gelin, sizlerle konuşmam gereken bazı meseleler var."

Zehiran'ı aradı gözleri. Onca eşyasını alıp ilerleyişlerini yavaşlatmıştı madam yine de ona kızamamıştı. Onun rehberliğinde buraya güvenlikli biçimde gelebilmişlerdi. Bu yüzden olabildiğinden az zaman kaybettiklerine inanıyordu paladin.
Madam ilerideydi işte. Eşyalarını toparlamakla meşguldü. Cervantes hemen onun yanına geldi.

"Benimle beraber kaleye gelin madam Zehiran. Önemli meseleleri beraber görüşmemiz gerek."

Cervantes başını hafif öne çıkarmıştı ve sağ elini göğsünün ortasına yerleştirmiş yumruk yapmıştı. Bir taraftan etraftaki hafif gürültüyü dinlerken, diğer taraftanda sağını solunu izliyordu.

'Bizi birbirimize bağışla Baba. Kötülüğün gözlerini, kulaklarını ve silah tutan ellerini bizden ırak tut.'

Posted: Tue Feb 21, 2006 1:54 am
by Yılmax
Wenom wrote:"Arkadaşlarından haberim yoktu,umarım hepsi iyidir."


"Muhtemelen iyilerdir Nakh. Hepsi güçlü kişilerdi. Yakında burada olurlar, kasabaya keşfe çıkmışlardı." Söylediklerinden kendisi bile emin değildi. Konseyin bir büyücüsünü kaybetmiş olması onun bile canını sıkardı. İçinden ii olmalarını diliyordu drow büyücüsü. En azından kendi yaşamını kurtarabilmesi için herkes sağ olmalıydı.
Wenom wrote: "Umarım merakımı mazur görürsün,hangi ırkı temsil ettiğini söyleyebilirmisin?"


Drowları bilmeyen bir ırkın bulunması açıkçası garibine gitmişti Yilmax'ın. Karşısındakinin onu aşağılayıcı ya da önyargılı bir ifade sezinlememişti. Hoş önyargılı bakmasını beklediği son ırk olurdu yarı-ork. İnsan ve orkların arasından da kovulan bir varlık. Her iki ırk tarafından da kabullenilmemiş biri. Kendisi gibi. Karanlıkaltına dönmeye kalksa avlanacak, yerüstünde de önyargılı bakılacak. Hoş geçmişine baktığında bazı anıları hiç hatırlamak bile istemiyordu.

" Ben bir Drow'um Nakh, duymaman beni şaşırttı. Gerçi pek yerüstüne çıkmazlar. Belki de görüp görebileceğin tek Drow ben olurum.Karşılaşmamanı da umuyorum. Pek hayırlı bir iş olmaz. Kendim bile karşılaşmaktan çekindiğimi hesaba katarsak..."

Etrafına bakınarak Hastlisch'i aradı ve On kasabayı görebileceği bir noktaya giderek arar gözlerle kasabaya doğru bakmaya başladı...

-------------------------------------------------------------------------------------------------

Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...

Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage

Posted: Tue Feb 21, 2006 7:03 am
by Rhonin
V'ladhek yoldan yavaşça ilerlerken etrafta olan hiçbir olayı ne dinledi ne de gördü dalgın bir halde ilerliyordu aklını karıştıran bir sürü soru vardı..Bu diyar kendi ellerine ve arkadaşlarının ellerine teslim edilmişti..Eğer görevlerini yapamazlarsa insanlık belki yokolacaktı..

Bunu göze alamazdı hiçbir zamanan bunu göze alamazdı.Böyle birşey aklına geldiğinde bile tüyleri diken diken oluyordu..Sadece insanlık için değil kendisi arkadaşları ve sevdiği kız içinde bu toprakları savunacaktı.."Natulcien" dedi derinden ve dalgın bir şekilde yürümeye devam etti..

Aklındaki bunca karmaşaya rağmen savaşması gerekiyordu..Ama sayıları çok azdı.Bu kadar kişiyle ne yapabileceklerdi.." Ne olursa olsun sayımız az bile olsa onların karşısına çıkacağız.Eğer bu biraz bile insanların kaderini değiştirecekse onların karşılarına çıkacağız.. " V'ladhek fısıltıyla bunları azından kaçırdı.

Birileri duydumu duymadımı pek umursamadan aklından düşünmeye devam etti."Zamanı gelince herkesin yaşamak için bir hakkı olmalı ne olursa olsun..Ama eğer günahları kendini bile aşıyorsa iyilere zarar veriyorsa..Bu hakkını çoktan bitirmiştir.." dedi içinden..

Bu topraklar ne olursa olsun kötülükten temizlenecekti..Bunun ne bir kaçışı ne de başka bir yolu vardı..Ölüm onları alacak olsa bile onların karşılarına çıkmalılardı..V'ladhek doğruldu ve kendine gelmeye çalıştı güneşin sıcaklığı terlemiş vücudunu hala ısıtmaktayken bunu umursamadan önündeki adamın orda durdu -kendisini selemvor diye tanıtmıştı- elini yavaşça uzattı..

" Tekrar merhaba dostlar..Adım V'ladhek söylemiştim ama yine de böyle tanışmayı tercih ederim." dedi yavaş bir ses tonu ile " bu karmaşada tanışmamayı dilerdim .." sanki etraftaki sıcağın bedenine uyguladığı sinir bozucu baskıyı düşünmeden gülümsedi..

"Bize katılmanıza sevindim ne kadar çok o kadar iyi" gülümsemesi yüzünde tekrar oluştu..Yavaşça diğer savaşçıya döndü " sanırım adın yanlış hatırlamıyorsam Elemsar.Memnun oldum efendi." V'ladhek konuşmasını birtirdikten sonra arkasına döndü ve " sanırım onların yanına dönme zamanı geldi ha yeterince beklettik " dedi aynı gülümseme yüzünde dururken..

Ve " beni takip edin dostlarım diğerleri..Bizi bekliyorlar onların yanına gitmeliyiz. " dedi hafif düşünceli havasına dönerek ve önden orda bıraktığı arkadaşlarının Yilmax , gnome ve diğerlerinin yanına doğru gitmeye başladı..

Posted: Tue Feb 21, 2006 5:56 pm
by dekotta
Elemsar goblinle işini bitirdikten sonra gelen adamı gördü. (Sorguda aldığım cevaplar ya da alamadıklarım daha sonra bildirilse de olur. şimdilik rp hızlı gitsin yeter)

Oldukça düşünceli görünüyordu ve sakin adımlarla yanlarına yaklaşıyordu. Ben V'ladhek diye tekrar kendini tanıttı adam.

Tanıştığımıza sevindim V'ladhek, ben de Elemsar. Dediğiniz gibi, bizi bekleyenleri bekletmeyelim dedi ve harekete geçtiler. Biraz sonra gurubun yanına varmışlardı.

Posted: Wed Feb 22, 2006 11:16 pm
by Lord Necros
Anlamsız yere koşması belki de büyük bir şans eseriydi. Ã?ünkü Hastlisch, depodan biraz uzaklaşmıştı ki birkaç adet ard arda gelen patlamayla depo çöktü.

Gnom, patlamanın etkisiyle kendini yere atmıştı. Uçuşan tahta parçaları yakınından geçip gitmesine rağmen kendisine zarar vermediler. Schön ise...

Hastlisch başını kaldırıp baktığında Schön"ün başının üzerinde dönüp durduğunu gördü. Ama Büyünün etkisi gereği daha fazla görünmez olmalıydı. Kendi ellerine baktığında kendisinin hala görünmez olduğunu fark etti. Ama baykuş tekrar görünür olmuştu.

Yılmax, Azazel ve Nakh da patlamalar olurken istemsizce eğilmişlerdi. Neler olduğunu anlayamasalar da Yılmax, gnomun oraya gitmiş olduğunu biliyordu. Ã?ünkü gnomun aracı oraya düşmüştü.

Drow o bölgeyi incelerken deponun birkaç metre önünde Schön"ün havada uçtuğunu gördü. Ama Hastlisch yanında yoktu. Gnom, kuşundan hiç ayrılmazdı ki!