Page 4 of 10

Posted: Tue Jun 09, 2009 8:44 am
by Firble
Catboy hala ne yapacağım ne olacağım belli değil. Vallahi buradaki durum kafamı çok karıştırdı.

Neyse yazayım son notumu...

GÃ?NLÃ?ğÃ?N SONSÖZÃ?

Uzuun bir maceranın sonunda döndüm ülkeme, uçağı kaçırış havalimanında sabahlama ve sonra 12 kusur saatlik Fransız dolu bir uçakta yolculuk.

Bir şekilde adapte olduktan sonra buraya gelmenin en tuhaf yanı herkesin Türkçe konuşması... Eğer hayatımı İngilizceye adapte etmiş olsam, internet bağlantısı olmasa mesela, ya da Türk arkadaşlar ya da telefon o zaman daha kolay olurdu. Ama ben orada Türkçe konuşuyordum. Yalnız orada Türkçe bir çeşit gizli dildi benim için. : ) ) )

Taksiler, dükkanlar, domuz gribi miyim korkusu ( değilmişim gittim doktora ) buradaki ilk günlerimden kalanlar.

Bir de bakkala girdiğimde İngilizce konuşup sonra kendime gelmem. Arkadaşlarımla, hatta sokakta gördüğüm insanlarla konuşurken, hatta dolmuşa binerken ( ne de olsa orada neredeyse hiç toplu taşıma kullanmadım ) sorun yoktu, ama dükkanlarda tabii orada hep ingilizce konuştuğumdan demek o alışkanlık olmuş. Neyse bir defa başıma geldi.

Ölkemi özlemişim, ama işte bu ne yapacağım duygusu yok mu?

şimdi işler biraz daha toparlanmış gibi. En azından bir sene daha gidebilirim New Yorka. Gidersem yeni bir ev ve aynı okulda okusam bile yeni bir yaşam olacak.

şimdi ağustosa kadar buradayım sanırım biraz kendimi bırakmam lazım. : ) )

Posted: Sun Jun 14, 2009 9:34 pm
by catboy
Hoşgeldin Firble...! :)

Posted: Mon Jun 15, 2009 12:06 am
by Aegron Linwelin
Hoşgeldin....

Posted: Tue Jun 16, 2009 4:30 am
by Firble
Hoşbulduk arkadaşlar yeniden gidecekmiş gibi görünüyorum şimdilik. Anlayacağınız bakalım çabalamaya devam edeceğim akademisyen olmak için.

Posted: Sat Aug 15, 2009 4:17 am
by Firble
GERI DONUS

Boylece New York'a dondum. Bir defa daha kalacak bir evim yok. Sadece bir hostelde alti gunluk rezervasyonum var. En azindan bu defa hersey biraz daha tanidik. Bunda hostelin eski evimin civarinda olmasinin da etkisi var.

Buraya gelince ilk olarak beni etkileyen ne mi oldu?

Sanirim reklamlar.... Supermarketlerin, vakiflari, politik kurumlarin, universitelerin kisacasi akla gelebilecek her kurumun reklamlari her an gitmedigimiz yerlerin, almadigimiz urunlerin, okumadigimiz okullarin, cozmeye calismadigimiz toplumsal sorunlarin bedelini animsatiyor.

Her an yapmadigin ve yapamadign seylerin en cok aklina sokuldugu sehir burasi. Kendi hayatinin ve secimlerinin disinda bir hayat secenegi oldugunu insanin kafasina vura vura hatirlatan bir sehir.

Ilk gunun saskinliginin, sokaklarda sanki hic ayrilmamis gibi hatirladigim onca yerde dolasmanin ardindan sanirim bir seyler yapmak lazim. Ev bulmak mesela. Ya da telefonumun kaybettigim sarj aletini almak.

Dun guzel gecti. Cin mahallesi, okulumun civari. Bir kere daha etrafimda birbirine benzemeyen ve senin kim ve ne oldugunu cok da onemsemeyen onca insani hissetmek.

Evet New Yorka dondum bir defa daha...

Posted: Sat Aug 15, 2009 4:20 am
by Aegron Linwelin
Anlatınca kulağa hoş geliyor orda olası geliyor insanın ama birde olayın içinde olmak var...

Posted: Sat Aug 15, 2009 9:31 am
by catboy
Tekrardan hoş geldin Firble! Uzun zamandır siteye girmiyordun, artık New York'tan yine bildirmeye devam edeceksin anlaşılan? :)

Posted: Tue Aug 18, 2009 6:38 am
by catboy
Firble nereye kayboldun? :D

Posted: Thu Aug 20, 2009 11:47 am
by Firble
Böyle kaybolup yeniden görünmelerime alışmadınız anlaşılan. Hala düzenli olarak internete giremiyorum. Ama bilgisayarımla internete girebiliyorum en azından... Neyse bir ev buldum. Bu konu ile ilgili yazacağım. Ama önce başka birkaç konuya yer ayırmak lazım. İşte ilki

Brooklyn Köprüsü

İnsan bir yıl boyunca bir köprüyü görür. İçinden bir ses köprünün üzerine çık karşıya geç der de, bir defa içindeki sesi dinleyip geçmez mi? Ben geçmemiştim. Geçen sene boyunca defalarca köprüyü üzerinden geçen insanları gördüm. Ama üzerine çıkıp karşıya geçmedim.

Dolayısı ile geçen dönem içimde kalan dönünce yapmalıyım diye düşündüğüm şeylerden birisi köprüyü geçmekti. Bu da sanıyorum New Yorktaki ikinci günüme nasip oldu.

İlk gittiğim yerlerden birisi Ã?in Mahallesi idi. Burası geçen sene ne olacak benim halim diye düşünmek istediğim zamanlarda gittiğim parkında oturduğum hatta çimlere uzandığım. Oturuş duruş bakışlarında hep tuhaf bir anlam fark ettiğim özellikle yaşlı Ã?inlileri seyrettiğim, dondurma yiyip Ã?ine özgü baloncuklu çay içtiğim yerdi.

Ã?in Mahallesinde anılarımı tazeledikten sonra aşağıya şehrin sahil şeridine ineyim dedim. Ve yolda karşıma köprünün girişi çıktı. İçimden sonra yürürüm gibi bir ses duysam da bedenim sesi dinlemedi ve yürüdü.

Köprüden geçen yaya yolu tam ortada ve yukarıda, trafik üç dört metre kadar alttan akıyor. Dar bir yol ama hem köprünün kuzeyindeki Doğu Nehri denen su yolu, hem de güneydeki New York körfezi muhteşem görünüyor.

Ara ara durarak da olsa karşıya geçtim. Karşı taraf Brooklyn. Daha önce sadece bir defa nehrin aşağısından yani metro ile bir arkadaşımın evini ziyaret için geçmiştim. Yani sırf Brooklyn i görmek için ilk geçişimdi.

Doğu Nehrinin kıyısına Manhattandan sıkılan sanatçıların adım adım kaçtıkları noktalardan birisine yani Dumboya geldim. Dumbo Manhattan köprüsünün altı demek. Ben ama sanat galerilerine falan hiç girmeyip sahil kenarında oturdum dondurma yedim. Karşıyı seyrettim. New Yorkta ne halt yiyeceğim? Nasıl ev bulacağım? Olmazsa sokakta mı kalacağım? Kalırsam hangi sokak olur? gibi soruları düşündüm.

Sonra da eve döndüm. Manhattan daki ikinci tam günüm böyle geçti işte.

Posted: Thu Aug 20, 2009 11:39 pm
by catboy
kalıcı olarak bir ev bulabildin mi sonunda yani? :)

Posted: Fri Aug 21, 2009 12:20 am
by Firble
Evi buldum o ayrı bir öykü...

Posted: Fri Aug 21, 2009 8:38 am
by Firble
Bir Tuhaf İlçe Queens

New York'ta iyice oturulmayacak kadar kötü olmayan en kötü bölge neresi denirse sanırım Queens cevabı verilecektir. Aslında Queens i geride bırakan iki bölge var. Biri Staten Island adında İstanbulun adalarını andıran, hiç gitmesem de genel görünüşünün bir kasabaya benzediğini tahmin ettiğim yer.

Evet fena değil belki ama ABDnin yüzde 90ı kasaba olmuşken bu kasabaların birçoğunda Büyük şehirde bulunan iş ve eğitim olanakları varken sen kalkmış gelmişsin New Yorka gidiyorsun şehrin kasabasına yerleşiyorsun.

Tabii bu benim için geçerli değil. Ama ne yalan söyleyeyim Staten Island beni hiç çekmedi.

Ã?bürü Bronks. Aslında ilanlara baktığımda elim zaman zaman Bronks a gitti. Ama güvensiz. Geceleri dolaşmak cesaret ister gibi laflar henüz bir yıldır New Yorklu biri için biraz fazla geldi. En azından bir önce gidip göreyim bu sene. Eğer bana para da verecek bir program bulursam New Yorkta o zaman Bronks u da oturulacak yer seçeneklerine dahil ederim.

Gelelim Quenns e... Manhattan dan Quennse uğrayınca bambaşka bir Dünyaya gelmiş gibi oluyor insan. En azından geldiğim bölgeye. Astoria adındaki bölgede biraz yan sokaklara sapınca insan sanayi bölgesinde gibi hissediyor kendini. Yine de iki katlı şirin evler dört beş katlı ama hiç de şirin olmayan apartmanların arasında var. Buralar eskiden New Yorkun köylerinin olduğu yermiş belki küçük evler oradan kalmıştır.

Metro istasyonu en azından benim gittiğim yerlerde yeryüzüne çıkıyor. Böylece ismi ile ( Underground yani yer altı treni ismi ile ) çelişiyor.

Aslında çelişen sadece metro değil. Manhattanda kaldığım sürece Avenue nun bulvar olduğunu düşünüyordum. Street yani caddeler genelde daha küçüktü. İçlerinden birkaç avenue lar kadar büyüğü olsa da onlar da Avenuelar kadar uzun değildi. Bir de bizdeki sokağı karşılayan daha kısa yollar vardı ki onlara road deniyordu.

Burada ise birbirinden hiç farksız yollara avenue street ve road deniyor. Karşılaştığınız yolun ne olduğunu anlamanın imkanı yok. Sanırım Manhattandakine benzeyen bir dikdörtgen cadde-bulvar sistemi yapmak istemişler. Ancak Queensi kaplayan ufak köyler ve onların sokakları buna izin vermemiş. Sonuç Manhattandaki gibi dümdüz bir ucundan bakınca birkaç kilometre ötesi görünen cadde ve bulvarlar yerine sağa sola kıvrılan yine de şehri eşit parçalara bölmeye çalışan tuhaf bulvar ve sokaklar.

Asteriks den bir deyim ödünç almak gerekirse.... Bu Amerikalılar kafayı yemiş.

Asteriksde de Romalılar derdi Oburiks. Keşke New Yorku görme şansı olsaydı. : ) ) ) ))

Posted: Mon Aug 24, 2009 11:01 am
by Firble
Coney Adasına Yolculuk

Aslında Coney Island demeliydim. Ama bir kelimeyi Türkçeye çevirme fırsatını yakalayınca kullanayım dedim. Eh İspanyollarda New Yorka Nueva York diyor.

Coney Island bir ada değil. Sanırım yarım ada değil. Aslında yarımadanın bir bölümü. Yarımadanın doğu ucunun farklı bir adı var. O bölüm Rusların daha çok oturduğu bir bölümmüş ki o nedenle Yeni Odesa olarak da anılıyor.

Coney Island New Yorkun Brooklyn bölümünde metro ile ekspes trene binmeyince gitmek bir saati geçebiliyor. Burası ve Küçük Odesa New Yorkun en ünlü plajı. Aslında sadece plaj da değil, plajın arkasında birçok eğlence parkı da var. Ã?oğu ünlü en azından New Yorkluların bildikleri ve epey de reklamını yaptıkları parklar bir bölümü tarihi. Ancak şehrin diğer yerlerinde olmayan bir amatörlük havası burada yine de korunuyor. Sadece parklarda değil, plajda hatta lokantalarda hatta insanlarda....

1950lili yılların kola reklamlarını bir yerden gördüyseniz, buradaki lokanta tabelaları onlara benziyor mesela.

Sahil boyunca binbir yerde tuvalet var, ama hiçbir yerde soyunma odası yok. Dolayısı ile her tuvaletin önünde burada kıyafet değiştirmek yasak da dense kıyafetlerini insanlar değiştiriyor.

Bir tane ama sadece bir tane iskele var. Buradan arka tarafa eğlence parklarına lokantalara ve denize veyahut işte okyanusa giren insan yığınlarına bakmak güzel oluyor.

Beni tanıyanlar tahmin eder. Sahil şeridini boydan boya yürüdüm. Denize girilmeyen zamanı geçirmek için en iyi yer Coney Island tarafı, vaktim olsa, bir de evden dolayı para tasarrufu yapmasam, oyun parklarında epey vakit geçirecektim. Okyanusa girmek içinse en iyi yer Rus bölümü, hatta Rus yemeği seviyorsanız orada yemek de yiyin ben yedim hem yemekler çok güzel. Hem de ortam, garsonların tavırları gerçekten insanı bir Rus lokantasında hissettiriyor.

Denize giremedim. İlk gittiğimde yanımda pasaportum vardı. İkinci de havlunun üstüne eşyaları atıp kaybolmalarını bile göze aldım ama yağmur yağdı. Hem havai fişekleri de izleyecektim cidden çok kötü oldu. Ama en azından normal şartlarda az sayılmayacak ama Coney Island standartlarında az sayıda insanla sahilin tadını çıkardım, iskelede şarkı söyledim mesela, anlamadığım dillerde söylenen şarkıları ve sahilin sesini dinledim. Lokantalar ve eğlence yerleri de kapalı olduklarından fazla ışık da yoktu, geçen sene Manhattandan ayrılmamış biri için bu büyük hazine.

Kısaca bu sene daha sık gitmeyi planlıyorum. Eğer yolun uzunluğu beni caydırmazsa, diğer izlenimlerimi de yazarım gittikçe...

Posted: Tue Aug 25, 2009 9:55 am
by Firble
Cehennemin Kapıları ya da New York Metrosu

Biraz fazla mı abarttım diye düşündüm başlığa bakınca... Ama hayır abartmadım. Hani insan bazen sorar ya insanlar bu koşullarda nasıl yaşıyor, yürüyor çalışıyor diye. New York metrosu da en azından bugüne kadar ilk defa benimbu koşullarda nasıl seyahat ediyor diye sorup sonra bizzat seyahat ettiğim yer oldu.

Geçen sene bunu nasıl fark etmedim. Belki daha geç geldiğim, daha az metroya binip daha kısa süre istasyonlarda kaldığım ve kafamda başka bazı sorunlar olduğu içindir.

Ancak bu defa New York metrosunda yaz vakti seyahat etmenin tadını gerçek anlamda çıkardım.

Ã?ncelikle bu metro eğer Türkiyenin ABDye göre şöyle bir bakışta fark edilecek üstün bir yanı var mı denince verilebilecek mükemmel bir örnek. En azından İstanbul ve Ankara metrosu düşünüldüğünde. Tabii onlara göre çok çok daha eski bilmiyorum bu bir bahane olabilir mi?

Ama metronun üzerinde gittiği rayların arası birçok istasyonda çöplük gibi, hadi duvarlardaki grafitileri hınzır gençler yapıyor diyelim rutubet izlerinin olduğu duvarlar ve sütunlardan dolayı da gençleri suçlamak mümkün olabilir mi?

Trenler sanki bir yerlerden hibe edilmiş gibi. O kadar eski görünümlü. Bazı hatlardan geçince o kadar çok sallanıyor ki tren hayatımda ilk defa kesin bir metro hattında kesin kaza olacak dedirtti bana.

Daha sayılacak birçok şey var. Ama yazın bunlara bir de sıcak ekleniyor. Metro istasyonlarının sıcağı korkunç ötesi.... Klasik sıcağa bir de nem ekleniyor. Böylece kıyafetlerimle hamama girmiş gibi oluyor. Ama nefes almak hamamdakinden çok daha zor oluyor. Metro hatlarından çıkarken su gibi terli oluyorum. Özellikle treni beklemek uzun sürmüşse ki çoğu zaman sürüyor.

Bu nedenle özellikle bu yaz metro istasyonuna girmek gözümde büyüdükçe büyümeye başladı. Ama mecburen giriyorum. Ã?ünkü Queense Manhattandan gitmek için bir buçuk saat yürümek lazım. Yürüyerek geçilen tek köprü Brooklyn köprüsü sonuçta....

Neyse böyle... Yine de görün New York Metrosunu... Eh New Yorklu bir arkadaş bu kente çöplük şehir demişti. Bu ismi hak ettiren yerlerden birisi de New York Metrosu sanırım.

Posted: Tue Aug 25, 2009 10:03 am
by catboy
İstanbul'un metrosu da felakettir, İzmir'in metrosu ise Cennet bahçesi etkisi yapacak cinstendir... :)