AZALİN 'İN TAHTI(RP Ekranı)
Ağırlaşan ceset kokusu Brenne için bir tehdit oluşturmuyordu.Ancak kapının tepesindeki sembol,bu sembolün bir anlamı olmalıydı.Zihnini karıştırdı en derinlere sakladığı bilgileri oradan çıkarttı ama hiçbirisi bu şekil hakkında bir fikir bile vermiyordu.Kırık kapı menteşeleri üzerinde eğreti bir şekilde duruyordu ve bu kapıyı her ne kırdıysa muhtemelen içerideki kurbanların tümünün ölümünden de o ya da onlar sorumluydu.Bu sırada büyücünün acı dolu çığlığı yukarıdan gelen çığlıkları bastırdı.Brenne soytarının eğlendiğini biliyordu ve şu an için bununla ilgilenmeyi pek planlamıyordu.Onlarca cesedin arkasında bir sandık bir başka giriş ya da başka bir yere çıkış olabilecek bir kapının yanında duruyordu.
Zemindeki tozlar ve örümcek ağları çok uzun zamandır burada hareket eden bir şey olmadığını gösteriyordu.Bir süre daha etrafı dinledikten sonra gözlerini çapulcu ve soytarıya çevirdi.Soytarının kendini kontrol edip edemeyeceğini merak ediyordu.Acaba gerçekten rütbesini hakediyormuydu yoksa kendini kontrol edemeyen birisimiydi?
Zemindeki tozlar ve örümcek ağları çok uzun zamandır burada hareket eden bir şey olmadığını gösteriyordu.Bir süre daha etrafı dinledikten sonra gözlerini çapulcu ve soytarıya çevirdi.Soytarının kendini kontrol edip edemeyeceğini merak ediyordu.Acaba gerçekten rütbesini hakediyormuydu yoksa kendini kontrol edemeyen birisimiydi?
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Andero, sürekli değişen gözlerine bakarak dinledi Efla'nın sözlerini. Aynı anda, hafifçe başını sallıyordu onaylarcasına.
- İçerideki durumu bilmiyorum ama dışarıda karşılamaları, içeride pusuya düşürmek dururken mantıksızca olurdu. Her ne olursa olsun, en azından şu sıralar, karşımıza pek bir şeyler çıkmasını beklemiyorum. Sonuçta, sürpriz bir giriş oldu.
Andero'nun gözleri, yerdeki çukura kaydı. Ã?ukurun içini dolduran sisler, çok yavaşta olsa, yoğunlaşmaya başlıyordu ama hala iki asker yoktu. Andero'nun canı sıkıldı. Zaten az olan sayılarının daha da azalması onlar için hiç de iyi olmazdı.
Andero, etraftaki cesetlere göz gezdirdi. İnsanlar, elfler ve ne oldukları anlaşılmayan daha nice şey... Azalin'in inananları, işlerini iyi yapmışlardı. Parçalanmış bedenlerin sahip ruhları hala etraflarında mıydı bilinmez, ama bu bedenler, zaman içinde çürüyerek, daha uzun süre burada kalacaktı.
Bakışlarını tekrar yerdeki çukura yöneltti ve;
-Burası ne kadar açık kalır? diye sordu Efla'ya.
- İçerideki durumu bilmiyorum ama dışarıda karşılamaları, içeride pusuya düşürmek dururken mantıksızca olurdu. Her ne olursa olsun, en azından şu sıralar, karşımıza pek bir şeyler çıkmasını beklemiyorum. Sonuçta, sürpriz bir giriş oldu.
Andero'nun gözleri, yerdeki çukura kaydı. Ã?ukurun içini dolduran sisler, çok yavaşta olsa, yoğunlaşmaya başlıyordu ama hala iki asker yoktu. Andero'nun canı sıkıldı. Zaten az olan sayılarının daha da azalması onlar için hiç de iyi olmazdı.
Andero, etraftaki cesetlere göz gezdirdi. İnsanlar, elfler ve ne oldukları anlaşılmayan daha nice şey... Azalin'in inananları, işlerini iyi yapmışlardı. Parçalanmış bedenlerin sahip ruhları hala etraflarında mıydı bilinmez, ama bu bedenler, zaman içinde çürüyerek, daha uzun süre burada kalacaktı.
Bakışlarını tekrar yerdeki çukura yöneltti ve;
-Burası ne kadar açık kalır? diye sordu Efla'ya.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
Umarım süpriz olmuştur diye geçirdi içinden. Bir yandan tüneli diğer yandan etrafı süzüyordu. Bir an önce gelmelerini umuyordu. Boşuna vakit harcıyorlardı. Bir süre daha gelmezlerse bu konuda birşey yapmaları gerekebilirdi.
-10 dakika dan fazla açık kalacağını tahmin ediyorum. Ama emin olamayız. Kısa bir süre içinde gelmezlerse. Bunun için iyi bir nedenleri olmalı. Değerli vaktimizi harcıyorlar...
Diğerlerini geride bırakıp gitmek Efla'nın içinden gelmiyor değildi. Fakat bu mantıksız olurdu. Olabildiğince kuvvetli gitmelilerdi. Bu yüzden elinde kalan son adamları korumalıydı. Bu sabırsız bekleyişi sürdürdü.
-10 dakika dan fazla açık kalacağını tahmin ediyorum. Ama emin olamayız. Kısa bir süre içinde gelmezlerse. Bunun için iyi bir nedenleri olmalı. Değerli vaktimizi harcıyorlar...
Diğerlerini geride bırakıp gitmek Efla'nın içinden gelmiyor değildi. Fakat bu mantıksız olurdu. Olabildiğince kuvvetli gitmelilerdi. Bu yüzden elinde kalan son adamları korumalıydı. Bu sabırsız bekleyişi sürdürdü.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Malhevian sarhoş gibi etrafı seyrediyordu.. yaşadığı duyguyu iyi biliyordu.. çünkü daha önce pek çok kez yaşamıştı bunu.. öfkesi onun zayıflığı yada gücüydü bilemiyordu fakat bazen hata yapmasına neden olabiliyordu.. ve kalenin dışından hatırladığı parça parça imgeler.. "hata yaptın" diyordu ona..
Adrenalin damarlarından yavaş yavaş çekilirken, vücudunu bir titreme sarmıştı, zaten peygamberin verdiği emri uygulayan pek çok asker vardı.. bu sebeple olduğu yerden fazla hareket etmemiş, sadece tehditkar bakışlar yollamakla yetinmişti büyücüye.. ve midesi.. başıda dönüyordu, insan kanının zayıflıklarıydı bunlar.. birazdan geçecekti belki.. ama şu an için dayanılmaz bir hal almışlardı..
Yarı şeytan yavaş yavaş.. büyücüden uzaklaşmaya başladı.. en yakınındaki duvara doğru yönelmişti.. diğerlerinin onu görmesini istemiyordu.. titreyen ellerindeki kılıcı yere bıraktı.. sonra diz çöküp, böğürerek kusmaya başladı..
RP DIşI : Buradan Hakan'a teşekkürlerimi sunmak istiyorum, acil bir durum sonucu İstanbul'a gitmem gerekti, bu sırada Malhevian'ı yönlendirdiği için teşekkür ederim, gerçekten okurken büyük keyif aldım, ellerine sağlık
Adrenalin damarlarından yavaş yavaş çekilirken, vücudunu bir titreme sarmıştı, zaten peygamberin verdiği emri uygulayan pek çok asker vardı.. bu sebeple olduğu yerden fazla hareket etmemiş, sadece tehditkar bakışlar yollamakla yetinmişti büyücüye.. ve midesi.. başıda dönüyordu, insan kanının zayıflıklarıydı bunlar.. birazdan geçecekti belki.. ama şu an için dayanılmaz bir hal almışlardı..
Yarı şeytan yavaş yavaş.. büyücüden uzaklaşmaya başladı.. en yakınındaki duvara doğru yönelmişti.. diğerlerinin onu görmesini istemiyordu.. titreyen ellerindeki kılıcı yere bıraktı.. sonra diz çöküp, böğürerek kusmaya başladı..
RP DIşI : Buradan Hakan'a teşekkürlerimi sunmak istiyorum, acil bir durum sonucu İstanbul'a gitmem gerekti, bu sırada Malhevian'ı yönlendirdiği için teşekkür ederim, gerçekten okurken büyük keyif aldım, ellerine sağlık
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Yeminer'in karanlığı onu sarıyordu yavaşça... Acı, benliğini hapsediyordu o karanlıklara...
Starfall, yüzüğüne büyüsünü yapıp kendini yüzükten yayılan ışığa verdiğinde kendini daha iyi hissetmeye başlamıştı. Etrafındaki karanlık dağılıyor, ışık bedenini sarıyor, ona geçmişindeki acı hatıraları tekrar derinlere gömmesi için zaman tanıyordu. O lichin yetimhanesine gelişi ne feci bir anıydı öyle. Bir daha böyle bir şey yaşamak istemezdi.
Yüzükten yayılan ışığın şiddeti ve güzelliği onu cezbetmişti ve ışık biraz azalmaya başlayana kadar etrafına bakmamıştı. Sonunda etrafa göz gezdirmek aklına geldiğinde, etraftaki insanların nerdeyse hiçbirinin orada olmadığı ve kaosun gözü dedikleri şu cüppelinin bir delikten içeri girdiğini gördü. Onun dışında, bu çorak topraklarda, transa geçmiş gibi duran bir savaşçı ile yapayalnızdı. Herkes neredeydi? "şu delikten girmiş olmalılar." diye düşündü. Demekki onlarda oradan girmeliydi.
Starfall ilerledi ve deliğin ağzına kadar geldi. Savaşçı(dreamshadow), hala orada duruyordu. Acaba o da mı Yeminer'in karanlığıyla boğuşuyordu? Starfall, hala ışık saçan yüzüğünü adamın gözlerinin dibine kadar soktu. Yüksek ışık kuvveti, ister istemez, adamın gözlerinin yaşarmasını ve adamın kendine gelmesini sağladı. Mükemmel güzellikteki elf, askerin elini tuttu ve tünele doğru çekiştirmeye başladı.
-Hadi! Bak herkes gitmiş. Burada yalnız mı kalmak istiyorsun? dedi ve adamı çekiştire çekiştire tünele soktu.
Starfall adamı bir süre daha çekiştirdikten sonra tekrar yüzüğünü adamın gözüne tuttu ve adamın kendine geldiğinden emin oldu. Adam nedense kendine biraz kızgın görünüyordu. Nedenini anlayamadı. Ne yapmıştı ki? Sadece kendinde görünmeyen birinin gözüne ışık tutmuştu.
Starfall arkasını döndü ve kalın sis yığını içinde ilerlemeye başladı. Yüzüğünden çıkan ışık sisleri yarıyordu. Başını çevirip arkasına baktı. Asker, onu takip ediyordu.
Starfall, sis omuzlarında ağırlaşmaya başlarken, tünelin yükselmeye başladığını ve sonunda da bir çıkış olduğunu gördü. Durdu ve arkasını dönüp adamın elini tuttu yeniden ve tekrar çekiştirmeye başladı.
-Hadi işte geldik bak. şuradan dışarı çıkıyoruz acele et.
Zavallı askerin yardıma ihtiyacı vardı nasıl olsa...
-----------------------------------
RP dışı: Raistlin'in isteği üzerine yazılmıştır.
Saygılarımla...
Starfall, yüzüğüne büyüsünü yapıp kendini yüzükten yayılan ışığa verdiğinde kendini daha iyi hissetmeye başlamıştı. Etrafındaki karanlık dağılıyor, ışık bedenini sarıyor, ona geçmişindeki acı hatıraları tekrar derinlere gömmesi için zaman tanıyordu. O lichin yetimhanesine gelişi ne feci bir anıydı öyle. Bir daha böyle bir şey yaşamak istemezdi.
Yüzükten yayılan ışığın şiddeti ve güzelliği onu cezbetmişti ve ışık biraz azalmaya başlayana kadar etrafına bakmamıştı. Sonunda etrafa göz gezdirmek aklına geldiğinde, etraftaki insanların nerdeyse hiçbirinin orada olmadığı ve kaosun gözü dedikleri şu cüppelinin bir delikten içeri girdiğini gördü. Onun dışında, bu çorak topraklarda, transa geçmiş gibi duran bir savaşçı ile yapayalnızdı. Herkes neredeydi? "şu delikten girmiş olmalılar." diye düşündü. Demekki onlarda oradan girmeliydi.
Starfall ilerledi ve deliğin ağzına kadar geldi. Savaşçı(dreamshadow), hala orada duruyordu. Acaba o da mı Yeminer'in karanlığıyla boğuşuyordu? Starfall, hala ışık saçan yüzüğünü adamın gözlerinin dibine kadar soktu. Yüksek ışık kuvveti, ister istemez, adamın gözlerinin yaşarmasını ve adamın kendine gelmesini sağladı. Mükemmel güzellikteki elf, askerin elini tuttu ve tünele doğru çekiştirmeye başladı.
-Hadi! Bak herkes gitmiş. Burada yalnız mı kalmak istiyorsun? dedi ve adamı çekiştire çekiştire tünele soktu.
Starfall adamı bir süre daha çekiştirdikten sonra tekrar yüzüğünü adamın gözüne tuttu ve adamın kendine geldiğinden emin oldu. Adam nedense kendine biraz kızgın görünüyordu. Nedenini anlayamadı. Ne yapmıştı ki? Sadece kendinde görünmeyen birinin gözüne ışık tutmuştu.
Starfall arkasını döndü ve kalın sis yığını içinde ilerlemeye başladı. Yüzüğünden çıkan ışık sisleri yarıyordu. Başını çevirip arkasına baktı. Asker, onu takip ediyordu.
Starfall, sis omuzlarında ağırlaşmaya başlarken, tünelin yükselmeye başladığını ve sonunda da bir çıkış olduğunu gördü. Durdu ve arkasını dönüp adamın elini tuttu yeniden ve tekrar çekiştirmeye başladı.
-Hadi işte geldik bak. şuradan dışarı çıkıyoruz acele et.
Zavallı askerin yardıma ihtiyacı vardı nasıl olsa...
-----------------------------------
RP dışı: Raistlin'in isteği üzerine yazılmıştır.
Saygılarımla...
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
dreamshadow
- Kullanıcı

- Posts: 138
- Joined: Sat Jan 15, 2005 10:00 am
- Location: karÅ?ıyaka
- Contact:
Geçirdiği nöbet sonucu epey kafası karışan Thor sislerin arasında kaybolmuştu sanki. Ama sis hiç bitmiyordu ve hareket edemeyecek kadar sinirliydi. Bu nöbeti böylesi gereksiz bir yerde geçirdiği için kendinden bile nefret ediyordu. Engelleyemediği bu nöbet ona düşünme fırsatı tanımıştı adeta. Bir süre hareketsiz kalmasını sağlayıp öylece duvarda beliren yüzler ve acı çeken bedenlerin arasında kaybolduğunu hissettirdi ona. Ve birden ince bir ses hissetti kulaklarında. O kadar kısıktı ki duyulmuyordu nerdeyse. Ve ses gittikçe gürleşmeye başladı. Hemen ardından nokta halinde yaklaşan bir ışık belirdi gözlerindeki karanlıkta. Sis hala dağılmamıştı. Ve yaklaşan ışıkla güçlenen ses git gide artıyordu. Artık karanlıktan eser kalmamıştı gözlerinde. Thor tam kendini bırakacakken elinde büyük bir sıcaklık hissetti ve kulaklarının duyduğu çınlamalar birden anlamlı cümlelere dönüştü. Bu o yarı melekti ışığın ardından karanlıkta gördüğü ilk şey o olmuştu. Ve sürekli Thor"u çekiştirip duruyordu. Thor takip etmeye devam etti. Yarı melek elini bıraktığı an bir iki saniye düşündü "Kendine gel salak herif, sen ne yaptığını sanıyorsun. Toparlan artık ve içerideki yerini al. Savaşıp kan dök. Kendi intikamının hamisi ol ve bu intikamı sadece sorumlusundan değil nefret ettiğin herkesten çıkar." Birden gözlerindeki siyahlık karanlığın etkisiyle büyüdü içindeki ateş ona yol gösterecek ümidiyle Yarı meleğin ardından koşar adımlarla onu takip etmeye devam etti.
...........................S.D.W...........................
Andero askerlerin gelmeme ihtimallerini düşündükçe sinirlendiğini hissediyordu. Bu kendileri için hiç de hoş olmazdı. Neredeydiler?
Aklından bunlar ve bu tarz düşünceler geçerken, sisin içindeki yarılmayı gördü ve yarı melekle insan asker tünelden çıktı. Andero, yarı meleğin kanatlarını nasıl saklayabildiğini merak etti. Kendisi, geniş pelerininin altında toplu tutarak saklıyordu kanatlarını ama Starfall'un buna ihtiyacı yoktu. Bunu nasıl beceriyor olabilirdi?
-Pekala... Artık herkes burada olduğuna göre, dedi ve etrafa bakındı, buradan bir çıkış yolu bulmalıyız.
Andero, bulundukları hücreden çıkabilecek bir yer görmüyordu. Hücrenin demirlerine yaklaşıp dışarı baktığında, zindandaki çoğu hücrenin demirlerinin kırık olduğunu gördü. Ne şans ki, kendi hücrelerinin kapısı hala yerindeydi. Parmaklıklar toz ve pas içindeydi. Acaba ne kadar dayanıklıydılar?
Andero, sağ pençesi ve sol pençesiyle, yavaşça, hücrede kapı görevi gören demir parmaklıklardan yan yana olan iki tanesini kavradı. Ã?nce demirleri hafifçe zorlayıp açılıp açılmayacaklarına bakacaktı. Eğer demirlerin ilk tepkisi, onda bunu yapabileceğine dair bir şansı olduğu kanaatini yaratırsa, demir parmaklıkları geçebilecekleri kadar açmayı planlıyordu, yada eğer çok zayıflarsa, kırmayı.
Aklından bunlar ve bu tarz düşünceler geçerken, sisin içindeki yarılmayı gördü ve yarı melekle insan asker tünelden çıktı. Andero, yarı meleğin kanatlarını nasıl saklayabildiğini merak etti. Kendisi, geniş pelerininin altında toplu tutarak saklıyordu kanatlarını ama Starfall'un buna ihtiyacı yoktu. Bunu nasıl beceriyor olabilirdi?
-Pekala... Artık herkes burada olduğuna göre, dedi ve etrafa bakındı, buradan bir çıkış yolu bulmalıyız.
Andero, bulundukları hücreden çıkabilecek bir yer görmüyordu. Hücrenin demirlerine yaklaşıp dışarı baktığında, zindandaki çoğu hücrenin demirlerinin kırık olduğunu gördü. Ne şans ki, kendi hücrelerinin kapısı hala yerindeydi. Parmaklıklar toz ve pas içindeydi. Acaba ne kadar dayanıklıydılar?
Andero, sağ pençesi ve sol pençesiyle, yavaşça, hücrede kapı görevi gören demir parmaklıklardan yan yana olan iki tanesini kavradı. Ã?nce demirleri hafifçe zorlayıp açılıp açılmayacaklarına bakacaktı. Eğer demirlerin ilk tepkisi, onda bunu yapabileceğine dair bir şansı olduğu kanaatini yaratırsa, demir parmaklıkları geçebilecekleri kadar açmayı planlıyordu, yada eğer çok zayıflarsa, kırmayı.
Sadness is my reward because I hate, because I am alone, because I exist. It is the thing which reveals my rage, my envy. I neither live nor die. I will always pursue her. I am sad, I am angry and, I am waiting my time, because I am it, revenge itself.
-
Black_Rider
- Kullanıcı

- Posts: 230
- Joined: Tue Aug 17, 2004 10:00 am
- Location: Ýst
- Contact:
Acayip kiyafetlerin icinde olan kisi ustune atildi denikronun tam boynundan yaraladi.Denikron buna karsilik vermemisti zaten onu sonradan farketmisti karsilik verirse olecegi muhtemeldi sayica ustundeler.Ve onun gibi bir buyu kullanicisi vardi.Kendi cuppesi ile ayni rengi giyen.Muhtemelen cok guclu bir kisiydi.Tuhaf kiyafetin icindeki kisi onu yaralamasti.Denikron bir ciglik atti.Buraya geldiginden beri aci cekmisti.Karsisindakiler egleniyor gibi gorunuyordu.Denikronun beynine kan sicriyordu kendini zor tutuyordu saldirmamak icin.Bir kadin savasci ona seslendi -Seni geberticem aşağğlık pislik.Dua etki benle teke tek savasmak zorunda kalma kadin denikron bunu icinden soylemisti.Denikron ayaga kalkip asasini siper etti govdesine.Tuhaf kisiye korkunc bir bakis atti ve uzerine yuruyen gruba seslendi:Sizinle savasmak istemiyorum zaten kalenin istedigide bu sizi ayri dusurmek istiyor, birbirinizi oldurmek istiyor.Beni oldurebilirsiniz bu dogru eger ben olursem kale amacina ulasir.Teker teker hepiniz olursunuz.Benim niyetim birlik olmamiz.Denikron kaos ekibi onunde dizinin ustune coktu.-Eger izin verirsiniz emrinizdeyim butun gucumle...
Herkes aya benzer.Karanlık bir tarafı vardır ve bunu hiç kimseye göstermez... Enter the Ghost Lake The waters whisper of something brooding no way out of here) Son of Dark --------------- Isim:Denikron Githalas Irk:Human Sinif:Wi
Efla yine o gülümsemesini takındı. O zekice ve emin bakışlarnı... Hayır ona birşey yapamayacaktı. O kadar kolay değildi. Ne zihniyle oynamak, ne bedeniyle... İşte şimdi yaptığının bedelini ödemesinin zamanı gelmişti. hafifçe sırıttı büyüsüne başlarken.
Etrafta ne olup bittiğinden pek haberi yoktu aslında. Tek konsantre olduğu şey büyüsüydü. Zihninde yapacakları söyleyecekleri beliriyordu ansızın. Büyü yapmak hoşuna gidiyordu. Bedeni de onu buna itiyordu adeta...
Burada enerji toplamak pek de zor olmuyordu. Eski de olsa kaosun bir yuvasıydı burası da. Hala güçlüydü kaos hissediyordu... Koloayca bedeninde akışını izledi enerjilerin. Başından ayakuçlarına kadar, heryerde hissediyordu. Daha sonra ellerinde toplanmdı derhal. Avuç içleri, parmakları... Enerjiyle doluydu adeta. Ve işte karşısında duruyordu yaratık. Ellerini tamamen bu dünyada olmayan bedenine doğru uzattı yaratığın. ve bütün enerjiyi boşalttı. bedeninde topladığı bütün enerjiyio silik görüntünün içine kustu.
Etrafta ne olup bittiğinden pek haberi yoktu aslında. Tek konsantre olduğu şey büyüsüydü. Zihninde yapacakları söyleyecekleri beliriyordu ansızın. Büyü yapmak hoşuna gidiyordu. Bedeni de onu buna itiyordu adeta...
Burada enerji toplamak pek de zor olmuyordu. Eski de olsa kaosun bir yuvasıydı burası da. Hala güçlüydü kaos hissediyordu... Koloayca bedeninde akışını izledi enerjilerin. Başından ayakuçlarına kadar, heryerde hissediyordu. Daha sonra ellerinde toplanmdı derhal. Avuç içleri, parmakları... Enerjiyle doluydu adeta. Ve işte karşısında duruyordu yaratık. Ellerini tamamen bu dünyada olmayan bedenine doğru uzattı yaratığın. ve bütün enerjiyi boşalttı. bedeninde topladığı bütün enerjiyio silik görüntünün içine kustu.
Code: Select all
DC: Raw damage efect 10 DC (11d8 damage fort halves) + Areal element Single subject 0dc + Range element youch 0dc + Duration element instantinous 0DC
DC=10
Caster check= d20+11(lvl) +6(char)+2(focus)
Fort. kurtarma zarı için dc= 10 + char mod +1/2 caster levels Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
"İşte böyle, bir dahaki sefere o eli orada görmeyeyim canım..."
Bu sözler üzerine yarımkan'ın elleri sıkıldı, öyleki tırnakları avuç içlerine batıyordu.. bu haldeyken ağzından belli belirsiz sözler döküldü.. nefreti ise yüzünden rahatlıkla okunabilirdi..
"Sen tanrımıza dua et cılız yaratık.. o olmasa beynini çoktan yerinden sökmüştüm.."
sonra peygamberin sandığı açışını izledi.. kara cübbeli gereksizde bir işe yaramamıştı işte.. Malhevian pençeleriyle onun göğsünde parlayan taşı önce yerinden sökmek.. sonrada kanını Apocalypse için akıtmak istiyordu.. neden böyle bir gereksizi yanlarında taşıyorlardı sanki.. ayrıca hile kullanarak sandık açmanın bir mantığı yoktu ki.. Malhevian kilidi kırabileceğinden emindi.. ama peygamberin istediği olacaktı elbette.. anlamsız sözlerle açmıştı sandığı.. ve içinden çıkan da neydi !!
"Lanet olsun !!"
bu ses beyninde yankılanmıştı Malhevian'ın, dışındanda söylemediğini umuyordu.. ama bu sandığı bir kağıt parçası içinmi açmışlardı !! en iyi ihtimalle bir harita olmasını umdu yarı şeytan.. yoksa neye yarardı ki.. sonra peygamberin ona yönelen bakışlarını gördü, sonra gruba dönüp konuşmaya başladı..
"Emrahab ında dediği gibi soldan devam ediyoruz.bu kale beklenilenden de çok büyük gizemlerle dolu olmalı.Kaos mirasını bizden beklenildiği gibi elde etmemiz gerek.Hızlı hareket edelim.
sadece ve sadece amaca yönelelim."
Bakışlarından ne demek istediğini anlamıştı peygamberin Malhevian.. bakışları önce soytarıya ardındanda Drow Rahibeye döndü, bide şu koku olmasa.. o kadar kötüydü ki Malhevian'ın gözlerini yaşartıyordu, sonra güçlü sesi inledi karanlık koridorlarda..
"Görev başına !! az önce ilerlediğimiz düzende ilerleyeceğiz !! toparlanın !!"
Bu sözler üzerine yarımkan'ın elleri sıkıldı, öyleki tırnakları avuç içlerine batıyordu.. bu haldeyken ağzından belli belirsiz sözler döküldü.. nefreti ise yüzünden rahatlıkla okunabilirdi..
"Sen tanrımıza dua et cılız yaratık.. o olmasa beynini çoktan yerinden sökmüştüm.."
sonra peygamberin sandığı açışını izledi.. kara cübbeli gereksizde bir işe yaramamıştı işte.. Malhevian pençeleriyle onun göğsünde parlayan taşı önce yerinden sökmek.. sonrada kanını Apocalypse için akıtmak istiyordu.. neden böyle bir gereksizi yanlarında taşıyorlardı sanki.. ayrıca hile kullanarak sandık açmanın bir mantığı yoktu ki.. Malhevian kilidi kırabileceğinden emindi.. ama peygamberin istediği olacaktı elbette.. anlamsız sözlerle açmıştı sandığı.. ve içinden çıkan da neydi !!
"Lanet olsun !!"
bu ses beyninde yankılanmıştı Malhevian'ın, dışındanda söylemediğini umuyordu.. ama bu sandığı bir kağıt parçası içinmi açmışlardı !! en iyi ihtimalle bir harita olmasını umdu yarı şeytan.. yoksa neye yarardı ki.. sonra peygamberin ona yönelen bakışlarını gördü, sonra gruba dönüp konuşmaya başladı..
"Emrahab ında dediği gibi soldan devam ediyoruz.bu kale beklenilenden de çok büyük gizemlerle dolu olmalı.Kaos mirasını bizden beklenildiği gibi elde etmemiz gerek.Hızlı hareket edelim.
sadece ve sadece amaca yönelelim."
Bakışlarından ne demek istediğini anlamıştı peygamberin Malhevian.. bakışları önce soytarıya ardındanda Drow Rahibeye döndü, bide şu koku olmasa.. o kadar kötüydü ki Malhevian'ın gözlerini yaşartıyordu, sonra güçlü sesi inledi karanlık koridorlarda..
"Görev başına !! az önce ilerlediğimiz düzende ilerleyeceğiz !! toparlanın !!"
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
Peygamber olaya el koymuştu.Yavaşça sandığın yanına ilerledi ve sandığın üzerindeki kemikleri bir kenara itti.Morrigan peygamberin ağzından dökülen sözcüklerin birer büyülü kelime olduğunu hemen anladı.Sandığı açmak için peygamber olaya el koymuştu,sanırım bu büyücü hiç işe yaramayacak diye düşündü drow.Bir sandığı bile açamıyor diye geçirdi içinden.
Sonra peygamberin Lanet Olsun dediğini duydu.Drow resmen konturpiyede kalmıştı biran önce Denikron'u bir sandığı açamadığından dolayı kötülerken şimdi kaos peygamberide açamamıştı,bu onun için biraz hayal kırıklığına yol açmıştı.Ama peygamber ısrarlıydı büyülü sözler ağzından gene dökülmüştü ve bu sefer kararlıydı sözcükler,bir sandığa yenilmeyecekti.Sonunda o ses drowun kulağında yankılandı [/i]klik .
İşte olmuştu peygamber sandığı açmıştı.
Yavaş yavaş açıldı sandık,bir toz bulutu yükseldi.Peygamber elini sandığın içine soktu.Drow meraktan kuduruyordu ama en küçük bir tepki vermedi.Ã?ünkü kendini meraklı bir asker olarak gösterip üzerine tepki çekmek istemiyordu.Merakını yendi ve ödülünü biraz sonra aldı.Peygamber elini sandıktan çıkardı,elindeki şey bir parşömen parçasıydı.Ne olduğuna dair bahse bile girebilirdi drow.Böyle bir kalede,böyle kilitli bir sandıktaki parşömen;kesinlikle bir büyüydü...
Morrigan'ı pekte ilgilendirmeyen bir ilgi alanıydı büyü.O silahlarına güveniyordu;yayına ve short-sword larına.Kullandığı büyüler sadece drowlara has büyülerdi.Tek onları kullanıyordu ve fazlasını kesinlikle istemiyordu Morrigan.Ve bu parşömen parçası onu ilgilendirmiyordu,tekrar başını koridora çevirdi ve gelen giden varmı diye kontrol etti.Göze batmak istemiyordu.
Sonra peygamberin sesini duydu;
"Emrahab ında dediği gibi soldan devam ediyoruz.bu kale beklenilenden de çok büyük gizemlerle dolu olmalı.Kaos mirasını bizden beklenildiği gibi elde etmemiz gerek.Hızlı hareket edelim.Sadece ve sadece amaca yönelelim." demesiyle beraber hemen Xeyna'ya kafasıyla işaret etti.Soytarı ve büyücünün arkasındaki yerine sessiz adımlarla süzüldü ve beklemeye başladı.
Onu rahatsız eden koku dahada yayılmaya başladı,gruptaki herkesi rahatsız ediyordur kesinlikle diye düşündü drow ve yüzünü buruşturdu...
Sonra peygamberin Lanet Olsun dediğini duydu.Drow resmen konturpiyede kalmıştı biran önce Denikron'u bir sandığı açamadığından dolayı kötülerken şimdi kaos peygamberide açamamıştı,bu onun için biraz hayal kırıklığına yol açmıştı.Ama peygamber ısrarlıydı büyülü sözler ağzından gene dökülmüştü ve bu sefer kararlıydı sözcükler,bir sandığa yenilmeyecekti.Sonunda o ses drowun kulağında yankılandı [/i]klik .
İşte olmuştu peygamber sandığı açmıştı.
Yavaş yavaş açıldı sandık,bir toz bulutu yükseldi.Peygamber elini sandığın içine soktu.Drow meraktan kuduruyordu ama en küçük bir tepki vermedi.Ã?ünkü kendini meraklı bir asker olarak gösterip üzerine tepki çekmek istemiyordu.Merakını yendi ve ödülünü biraz sonra aldı.Peygamber elini sandıktan çıkardı,elindeki şey bir parşömen parçasıydı.Ne olduğuna dair bahse bile girebilirdi drow.Böyle bir kalede,böyle kilitli bir sandıktaki parşömen;kesinlikle bir büyüydü...
Morrigan'ı pekte ilgilendirmeyen bir ilgi alanıydı büyü.O silahlarına güveniyordu;yayına ve short-sword larına.Kullandığı büyüler sadece drowlara has büyülerdi.Tek onları kullanıyordu ve fazlasını kesinlikle istemiyordu Morrigan.Ve bu parşömen parçası onu ilgilendirmiyordu,tekrar başını koridora çevirdi ve gelen giden varmı diye kontrol etti.Göze batmak istemiyordu.
Sonra peygamberin sesini duydu;
"Emrahab ında dediği gibi soldan devam ediyoruz.bu kale beklenilenden de çok büyük gizemlerle dolu olmalı.Kaos mirasını bizden beklenildiği gibi elde etmemiz gerek.Hızlı hareket edelim.Sadece ve sadece amaca yönelelim." demesiyle beraber hemen Xeyna'ya kafasıyla işaret etti.Soytarı ve büyücünün arkasındaki yerine sessiz adımlarla süzüldü ve beklemeye başladı.
Onu rahatsız eden koku dahada yayılmaya başladı,gruptaki herkesi rahatsız ediyordur kesinlikle diye düşündü drow ve yüzünü buruşturdu...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
