Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Nakh"ın rastgele attığı tekme yaratığın dikkatini dağıtmıştı. Bu fırsattan istifade eden Nakh, bacağını yaratığın pençesinden kurtarırken yaratık başının yanından geçip giden etkisiz tekmeye doğru ısırmak amacıyla bir hamle yaptı ama ıskaladı.

Nakh bacağını kurtarmıştı, ama hala ettercap sağ idi, bunun yanında diğer ettercap de çok yaklaşmıştı ve az sonra ona ulaşacaktı. Belki de en kötüsü damarlarında dolaşan zehirdi. Nakh zehrin hareket kabiliyetini kısıtladığını hissedebiliyordu. (Nakh --> Dexterity reduced by 5)
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Schön dönüp bir süre Hastlisch"e baktı. Konu üzerinde düşünüyor gibiydi. En sonunda Hastlisch ile mutabık kalmış olacaktı ki göğsünü kabarttı ve şakacı bir edayla gnomun kulağını kemirdi.

Yılmax ormana dönmeye çalışırken ne kadar sessiz olmayı denerse denesin, böcek bunu yine duymuştu. Böcek ileri doğru atıldı. Yılmax"tan çok daha hızlı olduğu kesindi.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Dekotta"nın zihni bir anda bütün lisanların incelikleriyle dolmuştu. Her dili biliyordu rahip, hepsini anlıyordu. Tıpkı goblinlerin konuştukları gibi.

"...ve biz de bulmak onları." diye hobgoblinin böğürtüsü bitti.

"Kim olmak katiller?" Bir goblinin tiz sesini duydu Dekotta. Elinde olmadan suratını buruşturdu. Ne kadar da iğrenç ve kaba bir dildi böyle.

"Bilmemek ben. Ben bilmek sadece cesetler olmak. Bize burayı aramamızı söylemek." Hobgoblin yine konuşmuştu.

Bundan sonra sadece goblinlerin zırıltıları vardı. Hepsi homurdanıp duruyordu. Gecenin bu saatinde herhalde uyumayı arzu ediyorlardı. Dekotta seslerin uzaklaştığını duydu. Ama eğer ortada cesetler varsa, o halde şehirde hala canlı birileri vardı. Tam bu sırada bir gümbürtü duydu Dekotta. Yakında bir yerde evlerden birisi çökmüştü anlaşılan.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Selemor geniş meydanda koşturarak kuzeye giden yola girdiğinde umutsuzlukla orada da saklanacak hiçbir yer olmadığını gördü. Kasabadan çıkana kadar bütün yol boyunca evler alev alev yanıyordu. Hatta yanlış görmüyorsa yolun sonundaki evlerden birisi çökmüştü.

Ã?öken evi izlerken Selemor hemen yanındaki evden de garip çatırtılar geldiğini duydu. Dönüp baktığı anda ise ev yıkılmaya başlamıştı bile. Selemor yolun ortasında durduğu için yıkıntının, ona sıçrayan küçük yanan kıymıklar dışında etkisi olmamıştı.

Yıkılan evin gürültüsü dindiğinde Selemor, böğürürcesine gelen konuşmanın yaklaştığını fark etti.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Yener
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1742
Joined: Wed Jan 12, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yener »

Nakh olabildiğince hızlı bir şekilde ayağa kalktı.Nkh ayağa kalkarken ellerindende destek almıştı.Nakh elinden geldiğince hızlı birşekilde saklanıp yaratıklara yeniden süpriz bir saldırı yapmayı yada izini kaybettirmeyi planlıyordu.


Nakh şimdi elinden geldiğince hızlı bir şekilde saklanabilecek bir yer arıyordu.Nakh gözünekestirdiği en güvenli gözüken yere saklanacaktı (*hide*).
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Rhonin
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 478
Joined: Mon Dec 27, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Rhonin »

Drow iki mataradaki suyuda acele ile içerken V'ladhek'in gözleri drowun boynundaki kolyeye kaydı onu gözlerini kırpmadan dikkatle izledi.Garip birşeydi ama garip olmasından çok üzerindeki rünlerden inanılmaz bir güç,enerji çıkıyordu kendisi büyü kullanıcısı olmamasına rağmen bu gücü hissedebiliyordu.Boyunluğu ten rengi ile aynıydı ama üzerindeki taş olmasaydı farkedemeyecekti."Madem bu kadar güçlüsün ama neden-.." dedi içinden ve sorusunun sonunu getirmeden durdu.

Barra Qu'elaeruk suyu bitirdikten sonra V'ladhek'in gözlerine baktı birkaç saniye daha sonra gözler Harbormm a kaydı ama Horcoel'e bakmadılar..Sanki gözlerini Horcoel den kaçırıyor gibiydi "ama neden" diye düşündü sessizce.

Biraz suskunluktan sonra Drow un sesi o anki sessizliği delip geçerek birşeyler anlatmaya başladı.

"Ben Ne"adra evinin üçüncü evi Nath"estra evinin ikinci oğluyum...şey yani, oğluydum." Drow sessizleşti. Biraz aradan sonra devam etti. "Başarılıydım, ama yüzeye yapılan bir akın sırasında yönettiğim grup tuzağa düşürüldü. Ben canımı zor kurtardım. Ama Ã?rümcek Kraliçe... O hiç memnun olmamıştı. Beni yakaladılar. Kurban etmek istediler. Ama ben kaçtım." Drow un o an gözlerinden nefret okunuyordu. Yumruklarını sertçe sıkmıştı. "Ama devriyeler peşimdeydi. Ben de durmadan koştum, koştum, koştum. Bayılmışım. Kendime geldiğimde dışarı açılan bir mağaranın önündeydim. Yüzeye çıktım ve kendimi buraya yakın bir yerde buldum. Hala devriyelerin peşimde olduklarını bildiğim için de buraya saklandım."

Anlatılanları sessizlikte tekrar düşündü V'ladhek yeterince tatmin edici bir hikayeydi ama böyle güçlü bir drow un yine de buraya gelmesi özellikle kendi çıkarına hiçbirşey hizmet etmezken biraz garipti.Eğer anlattıkları doğruysa ona hak verirdi ama neden doğru söylesindiki "drowlar yalancı olurlar,onlar herzaman arkadan vururlar.." dedi içinden küçük bir öfkeyle.

"Buralarda kendinden başka insan gördün mü Barra Qu'elaeruk?.." sesi yine donuk ve ölü gibi çıkmıştı."Sen bize doğruları söyle bizde sana yardım edelim şu an yalan söyledin demiyorum ama eğer söylersen şu an bizden bulduğun merhameti bulamazsın Qu'elaeruk." derin bir iç çekti boğucu havada ve devam etti " dediğim gibi.Buralarda kendinden başka birilerini gördün mü?Onları bulup bu şehirden çıkarmamız gerekiyor.. "

V'ladhek camdan dışarı baktı ve on kasabanın halini tekrar gördü.O lanet orclar acaba kaç can almıştı..V'ladhek aklından insanların bağırışlarını,ölmemek için bir şans daha isteyişlerini düşündü."Bu diyarda orclar hiçbir yeriniz olmayacak..İyiliğe hizmet edenler olduğu müddetçe burada olmanıza izin yoktur." fısıltı halinde sözcükler azından çıkmıştı.V'ladhek yumruğunu yavaşça sıktı.

"Lanet olası iğrenç yaratıklar" dedi içinden sinirlice burayı onlar bu hale getirmişti..Lanet olası pislik orclar..Sadece karmaşa ve ölüm getiriyorlardı.Masum insanları katlediyorlardı..Kasabaya bunu yapanlar ödemeliydi.O ölen kadınların,çocukların hesabını vermelilerdi..

V'ladhek bu düşüncelerden kendini arındırmaya çalıştı daha sonra Harbormm ve Horcoel'e dönerek " fazla zamanımız yok biraz acele etmeliyiz.. "

Drow a tekrar dönerek " ha unutmadan evde işimize yarayabilecek birşeyler var mı dışarıdaki lanet böcekleri durdurabilmek için gerekli olabilir. " evet şimdi aklına gelmişti dışarıdaki lanet böcekler acaba onlardan nasıl kurtulacaklardı.Orclar yetmezmiş gibi birde bu salak iğrenç böcekler çıkmıştı karşılarına..

Yanlız acele etmeleri gerekiyordu başkaları varsa onları bulup gnome nin ve diğerlerinin yanına gitmeleri gerekiyordu.Bu kasabada yeterince oyalanmışlardı.
 Beni mutlu et tatlı kız..<br> Bana sarıl bu gece.<br> Öp beni yağmurun altında.<br> Sev beni sonsuza dek..<br>
dekotta
Kutsanmış Kişi
Posts: 233
Joined: Sun Apr 10, 2005 10:00 am
Contact:

Post by dekotta »

"Demek etrafta yaşayanlar var ha?" diye düşündü Dekotta alayla ve adeta inanamıyormuş gibi ekledi "Peki bu lanet olası şehir neden öldü ?"

Görüldüğü kadarı ile şehri goblinimsiler işgal etmişti. Normal şartlarda bu pislikler sadece öldürülecek kadar değerli ve korkutucu olurlardı ama onlardan bir ordu ile uğraşmak istemezdi.

Birilerini arıyorlardı, yaşayan birilerini.. Tıpkı benim gibi birilerini. Bu durumda Dekotta burada pek güvende sayılmazdı. Bu şehirde kalmak için bir sebep bulamıyordu tabı dışarı çıkmanın içeride durmaktan daha güvenli olmayabileceği düşüncesinden başka. "şimdilik burayı biraz daha araştırsam daha iyi olacak"

Eğer biryerde kalacaksam işimi şansa bırakmamalıyım. Ã?evreyi iyi öğrenmeli ve benim için en uygun şartları bulmalıyım. Bu nasıl olabilirdi, gördüğü kadarı ile şehr yanıyordu, kolayca saklanabilir ve etrafta sessizce dolaşabilirdi ama yine de goblinleri izlemek tehlikeli olabilirdi.

"Yapacak çok fazla şey yok, bu lanet olasıların gürültüleri duyulmayacak kadar uzaklaşmasın. şu aradıkları kişileri bulabilirlerse ben de ne yapacağıma bakarım" diye düşündü ve sessizce sokağın sonuna doğru yürüdü. Bu esnada her an çevreyi dinliyor, gelen başkaları var mı ? diye kontrol ediyordu. Anlaşıldığı kadarı ile bu bölgede kaçak kişileri aramak bu goblinlere verilmiş bir görevdi, yakın çevrede başka goblin olma ihtimali düşüktü ama yine de tedbirli olmak en iyisi idi.

Sessizce sokağın sonuna ilerleyen Dekotta son bir kez daha çevreyi dinledi ve önündeki sokağı kolaçan etti. Bu esnada güvenlik açısından mümkün olduğunca yeni sokağa girmemişti ama özellikle binalardan uzak duruyordu. Az önceki çöken binadan sonra başka bir binanın altında kalmak hiç de hoşuna gitmezdi.

Bakalım bu sokakta neler var ?
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Nakh ayağa kalktığında bacağının acısıyla tekrar yere düşme tehlikesi geçirdi. Ayakta durmakta bile zorlanıyordu ve bu hızını oldukça kesecekti.

Yarı ork buna rağmen azalmış hızı ile inat ederek devam etti. Topallayarak ettercaplarin yanından geçerken yaratıklar öfkeyle haykırdılar. Nakh dönüp arkasına bakmadı. Sadece elinden geldiğince hızla ilerlemeye devam etti.

Nakh, en sonunda ettercaplarin görüş alanından çıktıktan bir süre sonra sırtını bir ağaca yasladı. Bacağı ağırlığını artık taşıyamıyordu. Bu sırada Nakh oldukça ileride yoğun bir çalı kümesi gördü. O kadar büyüktü ki çok rahatlıkla içine saklanabilirdi.

Ã?ne bir adım attığında olduğu yere yığıldı. Bacağına fazla yüklenmişti. Aynı bacağı tek gece içinde ikinci kez yaralanıyordu. Aynı zamanda omzundaki yara da hala mecvuttu.

Yarı ork sürüne sürüne çalılara ilerlemeye başladı. Çok gürültü çıkıyordu. Bir şeyler duyabilirdi. Ama böyle açıkta yatmaktan daha iyi olacağı kesindi.

Başına hiçbir şey gelmeden çalılara ulaşmaya başaran Nakh, daha da fazla hışırtı çıkartarak çalıların içine saklandı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Dekotta kafasını çıkarttığında bulunduğu sokağın da küçük bir sokak olduğunu gördü. Bir zamanlar işlek olduğu belliydi, ama cadde gibi bir yer değildi.

Dekotta sol tarafına baktığında sokağın devam edip ileride ikiye ayrıldığını gördü. Sağ tarafında ise sokak üç bina sonra büyük bir caddeyle birleşiyordu. Son goblin de bu sırada sokağı caddeye bağlayan köşede kaybolmuştu.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Black_Rider
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 230
Joined: Tue Aug 17, 2004 10:00 am
Location: İst
Contact:

Post by Black_Rider »

Buyucu yanindaki evin cokusu ile buyuk bir soka ugramisti.Iyikide yolun ortasindaydi yoksa enkazin altinda kalabilirdi.Selemor evin enkazina bakakalmisti.Gozlerinden yaslar akmaya basladi.Ak cuppeli o anda yuksek buyuculuk kulesinden gidecek baska bir yeri kalmadigini anlamisti.Kasabasinin sonu gelmisti.Burda yasadigi anilar yanan evler gibi atese tutusmustu.Buyucu yere coktu.Gozlerini evin enkazindan cevirdi.Sadece simdi ustunde diz coktugu topraga bakiyordu.Elleri ile topragi sımsıkı avucladi.Nefreti gozlerinden okunabilirdi.


Selemorun kulagina bazi kaba sozler eristi.Selemor artik kacmayacakti zaten kacabilecek baska bir yerde yoktu.Selemor asasina dayanarak ayaga kalkti.Ellini buyu keselerine goturdu."Gelin sizi igrenc canavarlar,hepinizi cehanneme yolliyacagim"dedi buyucu.
Herkes aya benzer.Karanlık bir tarafı vardır ve bunu hiç kimseye göstermez... Enter the Ghost Lake The waters whisper of something brooding no way out of here) Son of Dark --------------- Isim:Denikron Githalas Irk:Human Sinif:Wi
Yener
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1742
Joined: Wed Jan 12, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yener »

Nakh girdiği çalıların arasında hiç ses çıkarmamaya çalışıyordu.Ettercaplardan daha tamamiyle kurtulabilmiş değildi bu yüzden dikkatli olmazsa kendi sonunu hazrlayabilirdi.


Nakh hemen ettercap tarafından ısırılan bacağına baktı.Gerçektende bir gün içerisinde çok kötü yaralanmıştı.Nakh acilen bacağındaki zehirin iyice işlememesi için ısırıldığı yeri biraz sıkıp en azından zehirin birazını dışarı akıtabilmeyi umdu.Diyer yandan elerinde sarilı olan bandajlardan sağ taraftakini çıkartarak yaralı olan omuzunu sardı daha fazla kan kaybını belki önleyebilirim diye düşündü Nakh.Belki biraz kendimi tadavi edebilirim diye düşünüyordu (* Heal *).
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Slach
Gölge Ustası
Posts: 759
Joined: Sat Nov 13, 2004 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by Slach »

Slach gözlerindeki karanlığın yavaş yavaş kalktığını hissetti. Yüzünde yumuşak elleri hissetmesiyle irkildi ve gözlerini açtı. Yaşlı bir kadın kafasını tuttuyordu ve çocuğunu severmiş gibi okşuyordu. Bu durum pek Slach'ı pek memenun etmese de bir gariplik hissetti. Ve karşı koymadı.

Slach'ın gözleri yaşlı kadının yüzüne baktığında kadın yavaşça bakışlarını yandaki adama çevirerek ona birşeyler söyledi.

"Yapmanız gereken bir şey yok Lord Cervantes. Bu elfe bir iksir içirdim. Hem kanındaki zehir temizlenecek hem de yaraları iyileşecek. Sanırım artık sorularınızı cevaplayabilirim."

Kafasının aniden Lord Cervantese doğru çevirdi. Cervantes güçlü görüntüsüyle tam karşısında duruyordu. Yolda örümceklerle karşılaşmadan önce bir sürü şey düşünmüştü fakat şimdi onlardan pek fazla şey aklında kalmamıştı. Cervantesin fark etmemesini istiyordu.
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Nakh bandajı başarılı bir şekilde omzuna sarmıştı. Kanama durmamıştı, zaten hafif bir kanamaydı. Ama bandaj, tampon etkisi sayesinde kanamayı iyice hafifletmişti. Bacağını sıktığında ise Nakh sadece daha fazla kan çıktığını gördü. Ama zaten gerek kalmamıştı.Yarı ork zehrin artık etkisini yitirmeye başladığını hissediyordu. Durumu düzelmeyecekti, ama kötüleşmeyecekti de. Zehir hareket kabiliyetini azaltmıştı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Selemor kuzeye giden caddenin birkaç metre içerisinde durdu ve bekledi. Gözlerinden öfke okunuyordu. Gelenleri mahvedecekti.

Böğürtüler gitgide yaklaştılar. Ama tuhafı, bu böğürme seslerinin çoğu tiz sesler tarafından çıkartılıyordu.

Sesler yaklaştı, yaklaştı ve yaklaştı. En sonunda Selemor, caddeden önüne çıkan bir hobgoblin ile üçü okçu, on kadar goblini gördü. Ã?nde giden hobgoblin onu fark edince aniden durdu ve goblinler de ona çarptılar.

İlk olarak goblinlerden birisi yayını gerdi ve fırlattı. Aptal goblinin şansına, ok Selemor"un baldırına saplandı. (Selemor --> -5 HP) Büyücü acı içinde inlerken Hobgoblin böğürdü ve goblinler, hobgoblin eşliğinde saldırıya geçtiler. Bu sırada diğer okçular da Selemor"u oklamaya çalıştılar ama bu mesafeden dahi ıskaladılar.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Maximillian ne zaman susması gerektiğini bilirdi. şimdi de biliyordu. Cervantes"in hoşnutsuzluğunu fark etmişti ve susması gerektiğini anlamıştı. Ama o bayan... Kimbilir ne kadar etkilenmişti. Nasıl bir şoktaysa Cervantes"in yanında soruları sıralamıştı. Maximillian bir özür mırıldanarak Ilyamain"in yanına gitti.

"Adım Maximillian leydim." dedi usulca. "Maalesef ki bildiğim kadarıyla şehirden bizden başka kaçabilen olmadı. Biz de şehir tamamen düştüğünde geldik zaten. Biz...orada ölmek için kalmıştık. Ama ben onu bırakamazdım, onu ölüme teslim edemezdim."

Eğer kör olmasaydı, Ilyamain şimdi Maximillian"ın acı dolu bir bakışla Denial"a baktığını görebilirdi. Ama görmese bile, sesindeki acılı tonu kavrayabilmişti. Yaşanamamış, yitik gitmiş bir gençliğe duyulan özlem vardı bu seste. Ama tuhaftı ki ses de oldukça gençti

Cervantes"in gözlerini duyan Zehiran, kısacık boyundan beklenmeyecek bir haşmetle ayağa kalktı. Sanki yerden göğe kadar her yeri dolduruyor gibiydi. Sağlam, kendinden emin adımlarla, gözlerini Cervantes"in gözlerinden ayırmayarak Oren seçilmişine doğru ilerlemeye başladı.

"Demek istediğin cevapları alamadığın zaman öfkeleniyorsun ha Lord Hazretleri? Soruları tekrarlamak demek canını sıkıyor?" Zehiran"ın her sözü yoğun bir öfkeyle nabız gibi atıyordu. "Ã?fkelenmeye hakkı olan kim Cervantes? Senin tanrın, diğerleriyle birlikte bizi kaderimize terk ettiğinde öfkelendik, ama öfkemiz hiçbir içe yaramadı. Bu insanlar, buradaki insanlar..." Zehiran öfkeyle titreyen eliyle çevredeki evleri gösterdi "Benim sayemde hayattalar! Ã?ünkü ben yarı ejder Khalos ile Kahin Vendetta"nın kızı Zehiran TUUKER"im." Zehiran, az ön Cervantes"in adında yaptığı yanlışı yüzüne vurmaya çalışmışcasına soyadını vurguladı.

Cervantes olanlara anlam vermekte zorlanmıştı. Kadın gereksiz yere öfkelenmişti, ama öfkelendiğinde öyle bir heybete sahip olmuştu ki Oren seçilmişi dahi bir an için neler olduğunu anlayamamıştı. şimdi anlaşılıyordu ki kadının Oren ve diğer tanrılara geçmişten gelen bir garezi vardı. Buyurgan olmasına rağmen kötü bir şey söylemeyen Cervantes"e bir anda patlamasının nedeni de bu olmalıydı. Ama Oren seçilmişini huzursuz eden bu değildi. Kadının tüm anlattıklarını nasıl olduysa zihninde imgeler halinde görmüştü.

Bu kasaba bir zamanlar çok daha büyüktü. Ã?iftçilik yapar, hayvancılıkla uğraşırlardı. Ama kış ayı geldiğinde, Limerik Ormanı"ndan acımasızca ağaç keserlerdi. Belli ki bir zamanların druid efendisi Sör Dragonfly buna öfkelenmişti. Ã?ünkü kısa zaman sonra toprak çoraklaşmaya, hayvanlar ölmeye veya kaçmaya başlamışlardı. Yağmurlar kesilmiş, kasaba ile kale arasında akarak kaleye bir tür doğal hendek sağlayan nehir kurumaya yüz tutmuştu. Gök, güneş ışınlarını kesen bulutlarla kaplanmıştı. Kısacası Dragonfly, doğanın intikamını alıyordu.

Kasaba halkı yanlışlarının ne olduğunun farkına varamadıkları için bir yandan ormanı katletmeye devam ederken bir yandan da tanrılara bu durumu düzeltmeleri için yakarıyordu. Durum kısa zamanda daha da kötüleşmişti. Artık kasabaya gelen her yol bir şekilde kapanmıştı. Kasaba halkı diyarın kalanından tamamen tecrit edilmişti.

Kısa süre sonra açlık, susuzluk ve beraberinde gelen salgın hastalıklar boy göstermeye başladı. Kasaba halkı kırılmaya başladı.

İşte bu dönemde genç, güzel bir kadın ortaya çıktı. Annesinden gelen zihinsel güçlerini ve babasından gelen kanındaki büyüyü kullanarak insanları kurtarmaya çalıştı. Dış dünyaya-özellikle On Kasaba"ya-gidip gelerek halka ilaç, yiyecek ve içecek getirmeye başladı. Halk bir süre sonra kendisini toparlayabilmişti. Ama neler olduğunu ancak anlayan halk, öfke içinde kendilerine yüz çeviren tanrılara adanmış tüm mabet ve sunakları yıkmıştı.


Zehiran derin nefes alıp sakinleşirken, imgeler Cervantes"in zihninde soldu. Yaşlı kadın gözlerini kapatmıştı. Tekrar açtığında fısıltıyla konuşuyordu.

"İşte yine oldu. Sarsıntının sebebi de buydu. Ama deprem olmadı, sadece ev sallandı. Aşırı duygu patlamalarında, zihnimin güçlerinin kontrolünü kaybediyorum."

Zehiran bu sefer sakinleşmiş gözlerini Cervantes"e dikti.

"Haklısınız Lord Cervantes. Pek zamanınız yok. Bu çevreleri en iyi ben bilirim, ve bildiğim kadarını size anlatayım.

Ben doğduğumda bana anlatılan hikayelere göre bu kaleyi yapanlar cücelermiş. İlk yerleştiklerinde içeride değerli madenler çıkartırlarmış. Ama zamanla saldırı almaktan korkmuşlar-veya saldırı almışlar-ve bu kaleyi inşa etmişler. Bazıları kalenin, binlerce yıldır ayakta durduğunu söyler. Ben bilmiyorum. Tek bildiğim kalenin tozla kaplanması dışında tırnağımın ucu kadar zarar almadığıdır.

Bir gece korkunç görünümlü bir savaşçı gelmiş. Mağaralarına girdikten sonra ortadan kaybolmuş. Garip bir şekilde onun kayboluşunun ardından mağara kompleksinde yaşayan aşağı yaratıklar-kobodlar ve trogladyteler-cücelere karşı ayaklanmışlar. Cüceler her ne kadar bunlara göre çok yetenekli savaşçılar olsalar da, sayıları çok fazla olan bu ırklara daha fazla direnememişler ve kaleyi terk etmişler. Ama gitmeden önce kompleksin büyük bölümünü çökertmişler. Böylece yaratıkların çoğu orada kısılı kalırken, buradaki köy de barış içinde yaşayacakmış."

Zehiran hikayesini bitirdi ve gözlerini Cervantes"e dikti.

"Elf ile ilgilenmem lazım Lordum. Benimle gelin lütfen. Anlatmaya devam edeceğim."

Zehiran yavaş adımlarla Slach"ın yanına gitti ve tekrar diz çöktü. Elfin yüzünü bir kez daha şefkatle okşarken ona merhametle gülümsedi. Kendisine az çok gelmiş olan Slach, bu gülüşte bir gariplik olduğunu anlayabiliyordu. Ama kötü bir şey değildi bu, aksine iyi bir şeydi.

"Sanırım iyisin. Ayağa kalk lütfen. Yeterince kirlenmişsin zaten. Daha da kirlenmeyesin."

Zehiran ayağa kalkmadan başını kaldırdı ve Cervantes"e bakarak devam etti.

"Annem Vendetta çok büyük bir kahindi. Geleceğinizi uzun yıllardır biliyordum. Bugünün geleceğini söylemişti. Annem o kadar ustaydı ki, sizin isminizi bile söylemişti. Adınızı bu sayede biliyorum Lord Cervantes."

Zehiran bir süre sustu. Bir şeyi söyleyip söylememek arasında kalmıştı. En sonunda zor da olsa söyledi. Söyledikleri ise sadece Slach ve Cervantes tarafından duyulabilmişti; ama zaten ikisine de kaynar su etkisi yapmıştı.

"Bu diyarın sonu geldi Lord Cervantes. Burası yok olmaya mahkum." Bir anlık duraksamadan sonra yaşlı kadın devam etti. "Ama bundan bahsetmenin ne yeri ne de zamanı. şu kadarını söyleyeyim: Umut var. Ama kehanette bahsedilenlerin hepsi henüz gelmedi. Bekleyin, Lord Cervantes. Ummadığınız yerlerden yardımlar alacaksınız. Herkes geldiğinde, bu konuda elimdeki tüm bilgileri sizinle paylaşacağım. Ama şunu iyi bilin." Kadın ayağa kalktı. Cervantes"in kolunu kavradı ve yüzünü yüzüne yaklaştırdı. Sözünü bir fısıltıyla bitirdi. "Dost yüzüyle kendini maskeleyenden kaçının."
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest