Page 24 of 50

Posted: Mon Feb 06, 2006 1:25 am
by Yener
Nakh ettercap'ın kavrayışından kurtaramak için ısırılan bacağını tüm gücüyle karnına doğru çekti.Nakh ısırılan bacağını karnına doğru çekerken aynı zamanda boşta kalan diyer ayağı ile yerdeyken yaratığa bir tekme indirebilmeyi umuyordu.Nakh boşta kalan(ısırılmamış olan) bacağını karnına doğru dikey bir şekilde çekip yay gibi geriye gerdi,bu şekilde güç toplamayı amaçlamıştı.


Nakh tüm gücü ile boştaki ayağı yerde yatarpozisyondayken ettercap ın böceğimsi suratını hedef alan bir tekme indirdi.

Posted: Mon Feb 06, 2006 2:15 am
by Darkgnome
"Yapma ama Schön."

Alıngan Schön'ün kendisine bozulduğunu fark eden büyücüden bozma mucit, gönlünü alabilmek için, bütün ilgisinielindeki işi bırakmış sol omzundaki büyülü yandaşına vermişti. Bir elinde gayda görünümlü aleti, diğer elinde ise beyaz taşları ile konuşmaya devam etti.

"Bak. Onlarda şu anda beni dostları olarak görüyorlar ancak senin kadar yakın değiller... ama öyle sanıyor olabilirler.... Hem birde şunu düşün sen onlara göre çok daha zekisin ve onlar seni bir büyük kardeş, bir fikir kuşu... şahsı olarak göreceklerdir."

İleride hızla dağılan dumanlara baktı ve arkasındaki 3 yaratığı görebildi. şu anda dalların arkasından bakmadığından ne kadar korkunç ve ne kadar böceğe benzer olduklarını daha iyi anlayabiliyordu. Ama bu düşünceleri hemen aklından çıkarttı ve kanatlarını çırpışlarını gördü. Tekrar Schön'e dönerek aklına gelen yeni düşünceyide paylaştı.

"Onlar uçabiliyor ve sende. Düşünsene onları gök yüzünde kim kontrol edecek?"

Taşlarla dolu olan elini kendisine doğru tutarak

"Ben mi?"

Sonra başını iki yana sallayarak bir parmağını taşlardan serbest bırakıp Schön'ün göğsüne hafif dokunarak

"Hayır, sen. Ve ... ve düşünsene arkanda sözünden çıkmayan 2 büyük kocaman yaratık. Uzaktan baktıklarında şöyle diyecekler. "Bakın Aslan yürekli Schön ve yaverleri geliyor". Ancak sen yinede onlara bana olduğu kadar sert davranma tamammı?"

Sonra çatılmış kaşlarla dağılan dumanlara tekrar baktı.

Code: Select all

Bu seferki çok daha ciddi çok daha endişeli bir bakıştı. Dumanların bu kadar çabuk dağılmaması lazımdı. Bu büyüyü daha önce defalarca kere kullanmıştı. Hepsinde de bundan çok daha uzun süre dayanmıştı bu dumanlar ama şimdi çok hızlı bir şekilde yok olmuşlardı. Bu büyünün yok edilmesi için güçlü bir rüzgar gerekirdi yada büyüsünü yok edecek bir büyü yok edici büyü.Rüzgar duvarı olabilirmiydi bunun sebebi. Bunu daha sonra araştırabilirdi. Ancak temkinli olmak gerekirdi.
Dumanların arkasında şimdide bakışını şövalyeye vermişti. Orada hareketsizce yatıyordu ve çok kan kaybettiği kesindi. Ne olursa olsun o büyük ve dayanıklı birine benziyordu ve bu kadar kolay ölmüş olamazdı.

Görünmez kara elf'ide göremiyordu, ki bu gayet normaldi. Onun adını ne olarak çağırmıştı Eldarin. Adını daha söylememiş olsada Eldarin ona "Yılmax" diye bağırmıştı. Kısık bir seselebu adı çağırdı.

"Bay Yılmax!"

Sonra biraz daha yüksek bir sesle

"Bay Yılmax! şövalye yerde hareketsiz yatıyor."

Posted: Mon Feb 06, 2006 3:29 am
by Lord Necros
Nakh"ın ettercape attığı tekme ettercapin sol böbreğini bulmuştu. Keskin bir çatırtı duyuldu ve ettercapin en alt kaburgası da kırıldı. Ama buna rağmen ölü yapraklar ve otlar arasında debelenen Nakh, bacağını kurtaramamıştı. Can havliyle yaratık, dişlerini ve yeniden Nakh"ın bacağına geçirdi, ama bu sefer kıskaçlarını da kullanmıştı.

Dişler ve kıskaçlar bacağına gömülürken Nakh dişlerini sıktı ama otokontrolü sağlayarak haykırmadı. (Nakh --> -10 HP)

Zehir bir kez daha kanına karışırken Nakh"ın bedeni bu kez daha yoğun ve bol miktarda gelen zehri kaldıramadı. Zehir bedeninde dolaşmaya başlarken Nakh reflekslerinin zayıflamaya başladığını hissetti. (Nakh --> Dexterity reduced by 3)

Nakh"ın kulağına gelen hışırtılar daha da kötü haberi işaret ediyordu. Diğer ettercap sürüne sürüne Nakh"a doğru geliyordu.

Posted: Mon Feb 06, 2006 4:10 am
by Rhonin
Drow sonunda ellerini suratından çektiğinde kocaman kızıl gözleri ortaya çıktı ve bu gözler sırayla herkesin üzerinde gezdi.V'ladhek bundan biraz rahatsız olmuştu.Drow yüzünü açmış olsada hala elleri titriyordu ve bir şey söylemeden üzerindeki kirli delik deşik cüppesiyle oynuyordu.En sonunda arkasına yaslandı ve mırıldanarak bir şeyler söylemeye başladı.

"Eski adım a-artık kullanılmıyor haşmetli efendim. Artık hem kendi halkım arasında hem de sizler arasında Barra Qu'elaeruk olarak biliniyorum."

V'ladhek biraz düşündü daha sonra " Barra Qu'elaeruk. " dedi sessizce bu ismi duymamıştı ama ona özel geliyordu kendisinin bu drowla ve ismiyle alakası yoktu ama isim ona özel gelmişti."Acaba neden eski ismini kullanmıyor korktuğu bir şey mi var?" diye düşündü içinden.Bunları sessizce düşünürken gözleri kendi iğrenç cüppesine sümküren drowa kaydı iğrenerek " bunu bir daha benim yanımda yapma.Drow. " dedi hemen.

"B-ben buraya sadece birkaç hafta önce geldim. Kalabalık olduğu için buraya yaklaşamayacaklarını ve beni rahat bırakacaklarını düşündüm. Ama ırkım yüzünden kimseye kendimi gösteremedim yoksa beni öldürürler veya kasaba dışına atarlardı-ki o da ölümüm anlamına geliyordu."

V'ladhek hiçbirşey demeden bunun üzerinde biraz düşündü ve hikayenin devamının gelmesini bekledi.

"Bu yüzden onlar giderken burada kalmak zorunda kaldım efendim. Dışarı çıkarsam ya ırkdaşlarım ya da orklar tarafından öldürüleceğim."

Drow un sesi kuru çıkıyordu.Uzun zamandır yemek veya su içmediği belliydi.Drow birden yalvarırcasına Harbormm un yakasına yapıştı ve yalvardı.V'ladhek o anda kılıcına elini koydu ama çıkarmadı daha sonra drow un yalvardığını görünce bir şey demedi.

"Dostumun üzerinden ellerini çek" dedi duygusuz düz bir ses tonuyla ve bir matara çıkarıp ona doğru fırlattı " al iç bunu daha sonra konuşuruz. " V'ladhek iç çekti Horcoel'e döndü yüzü ruhsuz gibi duruyordu sessizdi."Hor- Dostum?İyimisin?" Horcoel'e birkaç saniye daha baktıktan sonra drowun hikayesini düşündü inandırıcı gibi gözüküyordu ama ne de olsa bu bir drow du dikkat etmek gerekirdi.

Drow a döndü tekrar " arkadaşımın üzerine atladığın gibi lütfen üzerime atlama drow.. " dedi sessizce ve daha da sözcükleri yutarak " özelliklede o rengini bilmediğimiz pis cüppeyle.." evet rengini bilmediğimiz.." Acaba cüppesinin rengi neydi "diye düşündü..O kadar kirliydi ki berbat kokuyor ve inanılmaz pis bir cüppe giyiyordu rengi anlaşılması imkansızdı..

Drow belki masum olabilirdi ama yine de tedbiri elden bırakmamak gerekirdi.Horcoele tekrar döndü ve donuk , sabit bir bakışla "Evet şimdi ne yapacağız?"

Posted: Mon Feb 06, 2006 8:19 am
by WereWolf
Azazel sonunda ormana ulaşmıştı.Ama halen daha o pis yaratıklardan kurtulamamıştı,arkasındakiler ona yeteşemiyecek kadar arkasında kalmış olsalarda ormandan gelen bir bölük orc daha vardı.Ama işin garibi orclar onu gördüğünde ona karşı koşmuyor , savaş naraları atmıyorlardı.Herhalde bir kurdu garipsemediler diye düşündü kurt.Fakat bu orclar hiçte hafif sayılmayacak yaralar almışlardı ve halen canları hiç acımıyormuşçasına yürüyorlardı.

'' Salak yaratıklar'' diye düşündü.Bunlara bakıp gizemlerini çözerek daha fazla zaman harcamayacaktı.Ama ters giden bişey olduğunun farkındaydı.

Kurt kendine yardım edecek birisini bulmalıydı.Tek başına bütün bir orduya karşı gelemezdi zaten yeterince yaralıydı.Ormandan gelen bölüğü daha fazla rahatsız etmeden son hız orman ile şehir sınırı boyunca koşturmaya başladı.Bir tur atıp bulabildiği insanları kurtarmalıydı şuan en azından...

Posted: Mon Feb 06, 2006 9:19 pm
by Lord Necros
Azazel kasaba kıyısı boyunca koşmaya başlamıştı, ama orklardan onu gördüklerine dair hiçbir tepki gelmemişti. Azazel biraz ilerleyince arkasından gelen orkların böğürtüsünü duydu ve çarpışma sesleri yankılandı. Kurtadam dönüp baktığında, iki ork güruhunun birbirine girdiğini gördü. Neden böyle bir şey olmuştu ki acaba?

Azazel tekrar önüne dönüp koşmaya başladı.Kasaba kıyısında hızlıca ilerliyordu, ama herhangi birisini göremiyordu.

Beş dakikaya kalmamıştı ki kurtadam başka bir çarpışmanın kalıntılarına varmıştı. Yerde ork cesetleri, iskelet kurtlar ve insanlar vardı. Ama görünüşe göre sağ kalan olmamıştı.

Posted: Mon Feb 06, 2006 9:32 pm
by Gorath
"Lordum, ben...biz On Kasaba"da kalanlardanız. Esefle bildiririm ki On Kasaba...yanıyor."
İlyamain kalbinden vurulmuş gibiydi. Bir an dengesini kaybedip düşecek gibi oldu. Rengi de solmuştu. Hasta gibi görünüyor olmalıydı. O çaresizler... Ölenler...

On kasabanın başına gelenlerden haberdardı ama birisi karşısında bunu bu şekilde söyleyince etkilenmişti. Sarsılmıştı.

Ama...

Kendisini hızla toparladı ve öne çıktı. "İ... isminiz neydi?" diye sordu Maximillian'a hitaben. "Siz.. siz on kasabadan nasıl kaçtınız? Orada savaşanlardan sizden başka kurtulan olmadı mı?" Adamın sesinde ki duyguları hissetmek için hazırlandı. Sesteki o kendini açığa vuran titreşimleri. Doğruları öğrenmek istiyordu. Savaş için kalanlar... ölümüne savaş için kalanlar neden kaçmışlardı? Ne için kaçmışlardı? Onca kişi ölümüne savaşırken onlar neden kaçmışlardı?

Posted: Mon Feb 06, 2006 11:07 pm
by Lord Necros
Dekotta"nın sayısız minik parçaya ayrışan bedeni birleşirken, koca rahip mide bulantısını durdurmaya çalıştı. İnanılmaz bir baş dönmesi vardı. Yer ve gök birbirine girmişti. Dekotta böyle bir şeyi ilk defa yaşıyordu.

Koca rahip en sonunda dayanamadı ve dizlerinin üzerine çöküp midesindekileri çıkartmaya başladı.

Kusmayı bitirdiğinde rahibin baş dönmesi de oldukça hafiflemişti. Yavaşça ayağa kalkan Dekotta, tepesinden büyük bir çatırtı duydu. Yukarı baktığında yanan tahta parçalarının üzerine düştüğünü gördü ve aceleyle kendisini ileri fırlattı. Bir saniye farkla tahtalardan kurtulmayı başarmıştı.

Tekrar ayağa kalktığında Yeminer rahibi en sonunda çevresini inceleme fırsatı bulmuştu. Dar bir çıkmaz sokaktaydı. İki yanındaki evler de yanıyordu. Sokağın ucundan gördüğü kadarıyla, çevredeki bütün evler yanıyordu.

Zırh sesleri duyan Dekotta sessizliğe gömüldüğünde sokağın girişinden geçen bir hobgoblin ve birkaç goblin gördü. Ama bölük onu fark etmeden geçip gitmişti. Aralarında genizden gelen dille olan konuşmaları duyabiliyordu, ama hiçbir şey anlayamıyordu. Bölük hala çok yakındaydı.

Posted: Mon Feb 06, 2006 11:16 pm
by Sylvos
Drow a döndü tekrar " arkadaşımın üzerine atladığın gibi lütfen üzerime atlama drow.. " dedi sessizce ve daha da sözcükleri yutarak " özelliklede o rengini bilmediğimiz pis cüppeyle.." evet rengini bilmediğimiz.."
"Dur bakalım," dedi Tapınak şövalyesi aniden bölermişcesine. Kara elf susuzluktan ve açlıktan neredeyse ölecek gibiydi. Eğer ondan birşey anlatmasını isteyecek olurlarsa, öncelikle onun bu zayıflığından gidermeleri lazımdı.
Bir matarayı drowa uzatarak almasını bekledi. Bu matarada su yarısından daha azdı, cüce bu suyu Thorgoriath' a yolculuğu sırasında bir nehir kıyısından doldurmuştu.

"Cüppe her zaman doğru olanın simgesi olmayabilir V'ladhek, bu tür bir olayı Horcoel yaşamıştır. Cüppenin rengi bize pek yaramayabilir."

Sonra kara elfe dönerek konuşmasına devam etti:
"Bize hikayenin bir kısmını anlattın fakat.." bir saniyeden fazla olmayan bir süre durakladı, "Eksik olan birşey farkettim. Yeryüzüne gelişinin, burada oluş sebebinin nedenini söylemedin. Kara elfler yeryüzü ile pek ilgilenmezler, kendi karanlık yeraltı şehirleri var iken. Bir cüce olarak bunun önemini biliyorum. Belliki buraya gelmeden önce bazı olaylar yaşamışsın, burayı seçmen açısından açıkca belli oluyor.

Bize tam olarak hikayeni anlatır mısın? Yalan söylemeye sakın kalkışma, tanrım yalanını ortaya çıkaracaktır ve bu seni gözümüzde-sana normal birisinin davranacağı türden davranmamızı sağlayabilir. Merhametimizi ve iyi niyetimizi kötüye kullanmamanı tavsiye ederim."
dedi, aynı sakin ses tonu ile devam ederek...

Posted: Mon Feb 06, 2006 11:34 pm
by dekotta
Dekotta ilk kez cisimleniyordu ve bu kadar iğrenç birşey olmasını beklemediği cisimlenme işi onu hazırlıksız yakalamıştı. Ufak bir mide bulantısı ve kusmanın ardından tam kendisine gelmişti ki düşen tahta parçalarını gördü ve son anda onlardan sıyrılmayı başardı.

Hafif bir şekilde yere çömelmiş bekleyen Dekotta ilk olarak çevresini inceledi: Ã?evresinde yanan evlerle dolu bir çıkmaz sokak ve biraz önce sokağın başından geçen goblinimsilerden başkası yokmuş gibiydi.

"Ne kadar da güzel " dedi kendi kendine Dekotta ve dikkatli gözlerle çevresini incelemeye başladı. Kendi berbat dillerinde konuşan goblinimsileri anlayamıyordu. Kendisine yabancı bir yerdeydi ve onu nelerin beklediğini bilmiyordu.

"İpleri baştan sıkı tutmalıyım " diye düşündü Dekotta, böyle bir yerde olacaklara hazırlıksız yakalanmak isteyeceği son işti. "Tamrım, sen yüce olansın. Sen sonsuz bilgeliğini bana kılavuz kıl, bana her dili anlama gücü bahşet" (Tongues ) diye yalvardı Dekotta kendi kendine. şimdiye kadar Lordu Dekotta'yı asla yanlız bırakmamıştı ve şimdi de ona yardım edeceğine emindi.

Biraz önce kendisine yabancı gelen konuşmalar Lordunun inayeti ile artık eskisi kadar anlamsız olmayacaktı. şimdi Dekotta sessiz kalmalı ve en az dikkat çekeceği bir yere geçmeliydi. Ama yine de öncelikle bu goblinimsilerin uzaklaşmalarını beklemek en iyisi diye düşündü Dekotta ve her an harekete hazır konumda biraz daha yere çömeldi.

şimdi sıra bilgi almadaydı, Dekotta'nın en çok sevdiği iş!

Posted: Mon Feb 06, 2006 11:57 pm
by Yılmax
Necros_Spellweaver wrote:
Yılmax rüzgar duvarını aşarken rüzgarın artık aşırı derece zayıfladığını fark etti...tıpkı sis bulutu gibi. Sis bulutu inanılmaz bir hızla çözülüyordu. Saniyeler içinde üç böcek de, goblinler de görünür olmuşlardı. Goblinlerden birisi göğsündeki yara ile yerde yatıyordu. Diğeri ise kafasına saplanmış bir okla ondan birkaç metre sağdaydı. Üçüncü goblinde ise yara olmamasına rağmen bilinçsizce yerde yatıyordu. Yılmax bu böceklerden ikisinin Hastlisch"in kontrolünde olduğunu biliyordu, ama hala bir tanesi serbestti.

Böceklerden bir tanesi aniden dönüp Yılmax"ın olduğu tarafa baktı. Yılmax o anda hatırladı: Görünmezdi, ama duyulmaz değildi.

Drow şu anda tam Gümüşyüz"ün cesedinin yanındaydı. Görülen o ki yarı melek ölmüştü.


Yilmax, rüzgar duvarının içerisinden geçerken büyüsünün etkisini iyice kaybetmeye başlamıştı. Bundan daha uzun süre sürmesi gerekmezmiydi? Bir gariplik vardı sanki. Büyüleri etkisini kaybediyormuydu yoksa? Karanlıkaltındayken daha güçlüydü, çoğu drow ondan korkardı. Z'yl Arnen evinin büyü ustası matronunun bir erkek olmasına rağmen gözdesi, kız kardeşlerinin ardından işler çevirdiği büyü ustası. Eskisi gibi güçlü değilmiydi artık? Eskiden Lolth adına birçok katliam gerçekleştirmiş olan başbüyücü şimdi güçsüzmüydü? Bu kadar zayıfmıydı? Olamazdı, zayıf asla olmamıştı. Karanlıkaltından kaçma nedenleri arasında bile korkaklık ve zayıflık yoktu. Bir adım daha, cüppesinin uçuşan etekleri, rüzgarın yaladığı yüzü ve saçları. Bir adım daha, sis dağılmaya başlamıştı artık şövalye görünüyordu, boylu boyunca yerde kanlar içerisinde uzanmıştı "Lanet olsun geç kalmışız" diye aklından geçirirken bir başka tehlike geldi aklına goblinler ve binekleri, hızla o yöne döndü ve goblinlerin 2'sinin ölmüş gibi göründüğünü birinin ise bilinçsizce yerde yattığını gördü. Dev böcekler ise havada amaçsızca uçuşuyordu. O anda birisi ona doğru dönünce büyüsünü hatırlayamadığını ve böceğin onun için tehlike oluşturabileceği aklına geldi. Ama kendisini görememesi gerekirdi böceğin. Nasıl bu yöne dönmüştü? Belki de kendisine dönmemişti arkasında biri olabilirdi. Hızla arkasına döndü ve baktı kimse olmadığını görünce önüne döndü ve böceklere bakarak "Belki de biraz daha sessiz olmalıyım." diye düşündü.
Darkgnome wrote: Görünmez kara elf'ide göremiyordu, ki bu gayet normaldi. Onun adını ne olarak çağırmıştı Eldarin. Adını daha söylememiş olsada Eldarin ona "Yılmax" diye bağırmıştı. Kısık bir seselebu adı çağırdı.

"Bay Yılmax!"

Sonra biraz daha yüksek bir sesle

"Bay Yılmax! şövalye yerde hareketsiz yatıyor."


Yilmax düşünceler içerisindeyken adının seslenişiyle kendine geldi ve büyülerinin kısa sürmesinden de çekinerek tekrar ormana doğru yönelerek gnom büyücüsünün yanına doğru ilerlemeye başladı...

--------------------------------------------------------------------------------------------
Son bentler de yıkılıyor,
Sonu geliyor, lanet kalkıyor.
100 yıldır süren bilinçsizlik yerini aydınlanmaya, hatırlamaya bırakıyor.
Bir drow geri geliyor.
İyi ya da kötü
Bunu zaman gösterecek.
Ölümlü gözlerden gizlenenler bir bir açığa çıkıyor
Ama sadece bir drow'un aklında...
-------------------------------------------------------------------------------------------------

Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...

Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage

Posted: Tue Feb 07, 2006 12:46 am
by Eldarin_
Cervantes ikilinin başka bir yardıma ihtiyaçlarının olmadını duyunca hafif geri çekildi, İlyamin ve kuratıcı'nın yanına yaklaştı. Elleri göğsündeydi, kendisini bakan gözleri yakalayamamıştı. Topukları üzerinde döndüğü an Zehiran sorularına devam edebileceğini söyledi.
Cervantes burada alt dudağını öne çıkarmıştı, çenesini dikleştirmiş öne bakıyordu. Tam o esnada yavaş yavaş ayağa kalkmakta olan genç adam araya girdi ve 10 kasabanın alevlere boğulmuş olduğunu söyledi. Kendi gerçeğini de saklamadı.

Cervantes'in gözleri şimdi sağ tarafta boşlukta bir yere bakmaktaydı. Bu acı haberin geleceğini aşağı yukarı tahmin ediyordu. Ama durumun elem vericiliği ve vahimliği insanı ister istemez üzüyor, kırgınlaştırıyordu.

Bir komutan başarısızlığı asla kabul etmezdi. Yüce Oren'in gözünde feda edilenlerin bir önemi yoktu, ama zaferin elde edilemeyişi ve mağlubiyete hiçbir Oren kulunun tahammülü yoktu.
Crevantes'i ve halkını buraya çeken Lord Oren'in ta kendisiydi, ama yine de zamanında yapılamamış olanların verdiği kayıp büyüktü. Af kabul etmezdi.

Cervantes Zehiran'a baktı,
"Fazla zamanımız yok Madam Zehiran. Bana kendinizden yeterince bahsetmediniz. Açıkçası soruları ve açıklamaları ne tekrar tekrar sormaktan ne de dinlemekten hoşlanırım. Ama bizi tam anlamıyla aydınlatmanızı bekliyorum. Kimdir evin içindeki depremin sebebi, Bu ahalinin koruyucusu, bilgelik sahibi Zehiran Tuukar. Bu çevreyi ne kadar iyi bilir? Kimler buraları en iyi bilir?"

Cervantes kaşlarını kaldırmış Zehiran'ı bekliyordu. Yaralı ikiliye hiç bakmadı, onların nasıl buraya kadar gelebildiklerini de merak ediyordu ama bunu sormayı sonraya sakladı. İkisi aslında bilmiyor olsaklarda Cervantes in esirleriydiler şu andan itibaren. Kaleye döndüklerinde onları da etraflıca bi sorgulayacaktı.

Ardındaki İlyamin'i ise hiç düşünmedi, düşünmek istemedi. Son olanlardan sonra İlyamin'in yaralı kalbini elinde tutuyormuş gibi hissediyordu kendisini. Duygularını tahmin edebiliyormuş, üzüntüsünü kavrayabiliyormuş gibi hissediyordu kendisini. Bunun için dik bir şekilde beklemeye devam etti.

Ne olursa olsun kazanmalıydı. Daha önce savaş meydanlarında bulunmuştu, kendisine, önündeki engeli geçmesi için yeterli güç bahşedilmişti.

Her ne pahasına olursa olsun, zaferin kanatlarına koşmalıydı!!!

Posted: Tue Feb 07, 2006 6:59 am
by Black_Rider
Selemor nihayet caddenin sonuna varmisti.Farkedilmeden buraya kadar gelmeyi basarmisti.Burdaki yol dorde ayriliyordu.Buyucu bazi viziltilar duymaya basladi.Selemor bakislarini guneye inen caddeye cevirdiginde sokagi binlerce boceginin kapladigini gormustu.Lanetolasi boceklerde nerden cikti diyerek homurdandi buyucu."Kesinbe şu vizildamalari"dedi buyucu ancak kendisi duyabilecigi bir sesle.

Viziltilardan baska seslerde kulagina eristi buyucunun.Bu orc lisanina benziyordu.Ne zamandir beri bocekler orc dilinde konusabiliyor dedi buyucu kendi kendine.Basini buyuk hizla karsisindaki caddeye cevirdi.Sesler gitgide artmaya basladi.Selemor tedirginlesmeye baslamisti.Orclarla savasamam sayilari benden cok ustundur ve hemen yardim cagirabilirler.Bir yere saklanmak en iyi secimdi.Kuzeye inen yola bakti.Bu yolu hatirlamisti.Kuzeye inen yol kasabanin disarisina cikiyordu.En iyi secim bu yolda gizlenmekti.Orclarin kasabadan ayrilacagini hic sanmiyordu..

Posted: Tue Feb 07, 2006 11:48 pm
by Yener
Nakh kendisini hala tutan ettercap tan kurtulabilmek için bir kere daha hamle yaptı.Tüm vücudu ile ettercaptan sıyrılıp ellerindende destek alarak kendini ileri doğru çekti,Nakh bir yandanda ayağını kurtarabilmek için ayağınıda çekiyordu (*escape artist*) diyer yandan ayağını kurtarmaya çalışırken yaratığın böceğimsi başına bu sefer kaçmaya çalışırkende boşta kalan ayağı ile bir tekme indirmeyi denedi (kurtulmak için çırpınırken rasgele bir tekme).

Posted: Wed Feb 08, 2006 1:28 am
by Lord Necros
Barra Qu"elaeruk, kendisine uzatılan iki matarayı da çılgınlar gibi kaptı. İlk olarak V"ladhek"in matarasını kapan drow, matarayı aceleyle açtı ve tepesine dikti. Ã?yle bir iştah ve panikle içiyordu ki içtiği suyun yarısı dudaklarından dökülüyordu. Drow nefes bile almadan mataradaki suyu bitirince yüksek sesle bir geğirti koyuverdi ve matarayı yanına koyup bu sefer Harbormm"un matarasına dadandı. Bu sefer üçlü, drowun boynunda bulunan bir boyunluğun farkına vardılar.

Ã?elikten yapılma boyunluğun rengi drowun teniyle aynıydı. Eğer üzerindeki yakut olmasaydı fark edilmezdi bile. Daha dikkatli bakınca boyunluğun üzerinde hepsine anlamsız gelen ama oldukça güçlü oldukları her hallerinden belli olan rünler göze çarpıyordu. Sekizgen biçimindeki yakut ise tam ortadaydı ve drowun gırtlağına temas ediyordu. Boyunluğun gücü oldukça fazla olmalıydı çünkü büyüyle uğraşmayan bu üçlü bile ondan yayılan enerjinin verdiği titreşimi hissedebiliyordu.

Drow en sonunda Harbormm"un matarasını da bitirdi. Cüppesinin yeterince kirli olan koluyla ağzını sildi ama kolundan ağzına bir şeyler bulamış olmalıydı ki suratını buruşturarak şiddetle tükürdü. Sonra doğrudan V"ladhek"in gözlerine baktı. Birkaç saniye göz göze kaldıktan sonra Harbormm"a döndü. Ama tuhaf bir şekilde Horcoel"den gözlerini kaçırıyordu.

"Ben Ne"adra evinin üçüncü evi Nath"estra evinin ikinci oğluyum...şey yani, oğluydum." Drow sessizleşti. Bir dakika kadar aradan sonra devam etti. "Başarılıydım, ama yüzeye yapılan bir akın sırasında yönettiğim grup tuzağa düşürüldü. Ben canımı zor kurtardım. Ama Ã?rümcek Kraliçe... O hiç memnun olmamıştı. Beni yakaladılar. Kurban etmek istediler. Ama ben kaçtım." Drowun geçmişine dalmıştı. Gözlerinden nefret okunuyordu. Yumruklarını alabildiğine sıkmıştı. "Ama devriyeler peşimdeydi. Ben de durmadan koştum, koştum, koştum. Bayılmışım. Kendime geldiğimde dışarı açılan bir mağaranın önündeydim. Yüzeye çıktım ve kendimi buraya yakın bir yerde buldum. Hala devriyelerin peşimde olduklarını bildiğim için de buraya saklandım."

Cevap üçüne de tatmin edici gelmişti. Ama Horcoel yine de anormal bir şeylerin olduğu fikrini kafasından atamıyordu.