YER ALTINDA BİR MABED(TANRI:APOCALYPSE)(KAOS, KATLİAM,
Kaos peygamberi,lejyondaki yeni ismi buydu Brenne nin.İçindeki istek ise sadece güce duyulan bir istekti.Karşısındakileri diz çöktürmek değildi isteği bu çok kolay bir intikam olurdu.İsteği herkesin birbirine gerçek yüzünü göstereceği bir dünya yaratmaktı,maskesiz tüm ilkel duygularını serbest bıraktığı bir dünya.Böylece oluşacaktı kaos kendi özünden.Kişiler kendi ruhlarındaki iyiyle kötünün bitmek bilmeyen savaşını hissettiklerinde. Kaosun özüne bu kadar yakın olmak bu düşünceleri geçirdi aklından Brenne nin.Sonra yukarıdaki güruha gitti aklı.Yiyecek,giysi sorunları hakkında düşünürken yokluktan oluşan giysiler ve yiyecekler doldurdu mağarayı ve ardından yatacak yer konusunda düşündüğünde oluştu bütün yataklar.Bu gücün kendi özünden olmadığını anlıyordu ama yönetmenin kendisine bahşedilmesine sevinmişti.
Bu sırada O*nun muhteşem varlığını hissetti.Gözüne göründüğünde ise heyecan değil onun gücüne olan isterik duygularıydı Brenne yi asıl kamçılayan.Daha ilk gördüğünde bu kadının rahibe olmadığını anlamıştı. şimdi ise O* olduğundan emindi.
Brenne nin tek isteği varsa o da güce olan tutkusuydu ve O* bunu biliyordu. "Zamanı geldiğinde çok daha fazlasını bahşedecektir" diye düşündü. Kadının ısırışını tattı, bu ısırış Brenne ye O* nun doğasından bir şeyler daha katmıştı.Ama henüz bunun ne olduğunu anlayamadı Brenne tek hissettiği sonsuz bir zevk dalgası içinde attığı bitmeyen kulaçlar olmuştu.Aklından geçen soruları ise şekillendirmekten çok uzaktı Brenne,bu kadın yanındayken tek yapabildiği O* nun sonsuz güzelliğine bakmaktı.
Bu sırada O*nun muhteşem varlığını hissetti.Gözüne göründüğünde ise heyecan değil onun gücüne olan isterik duygularıydı Brenne yi asıl kamçılayan.Daha ilk gördüğünde bu kadının rahibe olmadığını anlamıştı. şimdi ise O* olduğundan emindi.
Brenne nin tek isteği varsa o da güce olan tutkusuydu ve O* bunu biliyordu. "Zamanı geldiğinde çok daha fazlasını bahşedecektir" diye düşündü. Kadının ısırışını tattı, bu ısırış Brenne ye O* nun doğasından bir şeyler daha katmıştı.Ama henüz bunun ne olduğunu anlayamadı Brenne tek hissettiği sonsuz bir zevk dalgası içinde attığı bitmeyen kulaçlar olmuştu.Aklından geçen soruları ise şekillendirmekten çok uzaktı Brenne,bu kadın yanındayken tek yapabildiği O* nun sonsuz güzelliğine bakmaktı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Glasya'nın gözleri bu kez kırmızı ve alev alev parlıyordu. Sürekli değişen ve birbirinden habersiz Kaotik kişiliği'nin en hırslı öfkeli ve gaddar kısmı gözleri kırmızı olduğunda ortaya çıkıyordu. Peygamberin karşısında saygısından mı, korkudan mı, yoksa heyecandan mı sessiz kaldığını merak etti, sonra hepsi olduğuna karar verdi.
"O halde ben sözlere dökemediğin soruyu cevaplayayım ölümsüz. Burası Kaos'un sürekli değişen boyutudur. Tek bir istek, tek bir düşünce ve kaos'un bilgeliği ile bu boyutu şekillendirebilir ve yönetebilirsin. Güçlendikçe bu düzlemdeki gücün de katlanarak artacaktır..."
Adamın bu kez kulağına yaklaşıp sıcak nefesiyle fısıldadı:
"Bu düzlemdeki kaosu kullan ve hükmet. Seni izliyor olacağım. Her zamanki gibi..."
Ve kadının Brenne üzerindeki kavrayışı ve ilgisi dağıldı. Brenne ona yeniden baktığında gözlerinin mavi ve yeşil arasında değiştiğini gördü.
Glasya kısılı gözleri arasından ellerini açarak dev mağaranın içerisinde merdivenlerle sürekli yükselen 20 metrelik piramit şeklinde bir tapınak yükseltti. Mağaranın boyutları da yeni gelen hacmi kapsayabilmek için garip bir şekilde artmıştı. Mutlulukla muhteşem rünlerle süslü tapınağa heyecanlı gözlerle bakıyordu kadın.
"Ah insanların manevi desteğe ihtiyacı olucak! Sanırım onların barınaklarını bu piramidin etrafına kurmak istersiniz. Potansiyelinizi iyi harcayın, benim şimdi başka bir işim var. Görüşürüz yakışıklı."
Kadın el sallayarak mağaranın duvarlarından birine yaklaşarak önünde oluşan koridordan ilerlemeye başladı. Tam koridor kapanırken son sözlerini söyledi:
"Aaaaahh sakın suyu ve yemekleri siz kullanmayyyyıııınnnnn."
Mağaranın duvarı yeniden kapanmıştı...
"O halde ben sözlere dökemediğin soruyu cevaplayayım ölümsüz. Burası Kaos'un sürekli değişen boyutudur. Tek bir istek, tek bir düşünce ve kaos'un bilgeliği ile bu boyutu şekillendirebilir ve yönetebilirsin. Güçlendikçe bu düzlemdeki gücün de katlanarak artacaktır..."
Adamın bu kez kulağına yaklaşıp sıcak nefesiyle fısıldadı:
"Bu düzlemdeki kaosu kullan ve hükmet. Seni izliyor olacağım. Her zamanki gibi..."
Ve kadının Brenne üzerindeki kavrayışı ve ilgisi dağıldı. Brenne ona yeniden baktığında gözlerinin mavi ve yeşil arasında değiştiğini gördü.
Glasya kısılı gözleri arasından ellerini açarak dev mağaranın içerisinde merdivenlerle sürekli yükselen 20 metrelik piramit şeklinde bir tapınak yükseltti. Mağaranın boyutları da yeni gelen hacmi kapsayabilmek için garip bir şekilde artmıştı. Mutlulukla muhteşem rünlerle süslü tapınağa heyecanlı gözlerle bakıyordu kadın.
"Ah insanların manevi desteğe ihtiyacı olucak! Sanırım onların barınaklarını bu piramidin etrafına kurmak istersiniz. Potansiyelinizi iyi harcayın, benim şimdi başka bir işim var. Görüşürüz yakışıklı."
Kadın el sallayarak mağaranın duvarlarından birine yaklaşarak önünde oluşan koridordan ilerlemeye başladı. Tam koridor kapanırken son sözlerini söyledi:
"Aaaaahh sakın suyu ve yemekleri siz kullanmayyyyıııınnnnn."
Mağaranın duvarı yeniden kapanmıştı...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Brenne Glasyanın kendisine olan ilgisinden sonsuz derecede memnun olmuştu.O* nun ilgisini üzerinde tutmak,bunu diğerleri ile paylaşmamış olmak Brenne için vazgeçilmez bir hazdı.Sonra O* nun sözleri ile büyülendi yeniden.Başka bir boyutta da olsa vaadettiği güç inanılmaz derecede büyüktü.Brenne nin iştahı kabarmıştı ve o anda önünde yükselen kocaman piramit onu sonsuz bir hayret içerisinde bıraktı.
Sonrasında kayboldu Glasya,şimdi sadece keşfetmesi gereken güçleri vardı.O* nun isteklerini yerine getirmek istiyordu.
Gözlerini kapattı,kaosu hissetmek için onlara ihtiyacı yoktu.Etrafta dolanan pozitif ve negatif enerjilerin birbiri ile olan sonsuz savaşı ve bitmek bilmeyen çekim güçleri garip bir ironi oluşturuyordu.Bu enerjiler Kaosun peygamberinde vücut buldu birer birer ve düşünceleri ile şekillenmeye başladılar bu boyutta.
İlk önce kocaman bir barınak düşündü neredeyse bir saray kadar ihtişamlı mermer sütunlar üzerinde yükselen devasa bir yapı,gözlerini kapattı.Sonrasında tekrar açtı,büyük bir iştahla ama karşısında sadece küçük bir baraka duruyordu.Ahşap bir yapıydı çok kötü sayılmazdı.Ama Brenne ye güçlerinin boyutunu bildirmeye yetmişti.Brenne yaratma gücünü kullanarak bir kaç yapı daha oluşturdu.Brenne nin işi bittiğinde etrafta 5 adet küçük baraka vardı.Her bir barakanın içi yataklar ile doluydu.Küçük bir kulübe ise etrafında bir antrenman sahası ve içinde bir çok silahla varoldu.Gölün kenarındaki balıkçı kulübesi ve kayık herşeyi daha gerçekçi kılıyordu.
Brenne nin işi bittiğinde doğruca piramide yöneldi,girişini buldu ve yavaşça içeriye doğru adım attı.
Sonrasında kayboldu Glasya,şimdi sadece keşfetmesi gereken güçleri vardı.O* nun isteklerini yerine getirmek istiyordu.
Gözlerini kapattı,kaosu hissetmek için onlara ihtiyacı yoktu.Etrafta dolanan pozitif ve negatif enerjilerin birbiri ile olan sonsuz savaşı ve bitmek bilmeyen çekim güçleri garip bir ironi oluşturuyordu.Bu enerjiler Kaosun peygamberinde vücut buldu birer birer ve düşünceleri ile şekillenmeye başladılar bu boyutta.
İlk önce kocaman bir barınak düşündü neredeyse bir saray kadar ihtişamlı mermer sütunlar üzerinde yükselen devasa bir yapı,gözlerini kapattı.Sonrasında tekrar açtı,büyük bir iştahla ama karşısında sadece küçük bir baraka duruyordu.Ahşap bir yapıydı çok kötü sayılmazdı.Ama Brenne ye güçlerinin boyutunu bildirmeye yetmişti.Brenne yaratma gücünü kullanarak bir kaç yapı daha oluşturdu.Brenne nin işi bittiğinde etrafta 5 adet küçük baraka vardı.Her bir barakanın içi yataklar ile doluydu.Küçük bir kulübe ise etrafında bir antrenman sahası ve içinde bir çok silahla varoldu.Gölün kenarındaki balıkçı kulübesi ve kayık herşeyi daha gerçekçi kılıyordu.
Brenne nin işi bittiğinde doğruca piramide yöneldi,girişini buldu ve yavaşça içeriye doğru adım attı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Piramidin girişi ihtişamlıydı. İlginç yazılar ve kakmalarla süslenmiş koridorlarında Kaos'un sonsuz geçmişi ve sonsuz geleceğiyle ilgili sırlar gizliydi. Okuma yazma bilmeyenler için resimlerle Kaos'un diyarda aldığı şekiller ve vücut bulduğu Tanrılar resmediliyor ve efsaneleştiriliyordu inananların zihinlerini doldurmak için. Cehennem dili olan Abyssal yazıtlar koridorları süslüyordu. Girişteki koridorun ismi altınla işlenmişti "KAOS" yazıyordu...
Kurallar, dogmalar ve insanları yönlendirici öğretiler Brenne'nin zihnini doldurdu. Kara dinin ayrıntılarının yazıldığı bir kitap gibiydi adeta bu piramit. İçeri girdiğinde Ortada yükselen bir heykel vardı. Ã?fkeyle delirmiş bir iblis yüzüydü bu heykel.

Etrafında insanların tapınabilmesi için yeterince alan ve konuşma yapılabilmesi için tavandan inen bir balkon vardı. Tapınağın içi duvar üstlerindeki ufak bir çıkıntıdaki gazyağı oluğundan çıkan alevlerle hafifçe aydınlanıyor. Hava akımlarıyla alevlerdansederek duvarlardaki resimlerde ufak gölge oyunları oynuyordu sanki...
Ana tapınma odasından ayrılan ve birbirini kesen 4 koridordan diğer üçünde Kaos Tapınağının diğer öğretileri yer alıyordu...
Kötülük...
Yıkım...
Savaş...
Kurallar, dogmalar ve insanları yönlendirici öğretiler Brenne'nin zihnini doldurdu. Kara dinin ayrıntılarının yazıldığı bir kitap gibiydi adeta bu piramit. İçeri girdiğinde Ortada yükselen bir heykel vardı. Ã?fkeyle delirmiş bir iblis yüzüydü bu heykel.
Etrafında insanların tapınabilmesi için yeterince alan ve konuşma yapılabilmesi için tavandan inen bir balkon vardı. Tapınağın içi duvar üstlerindeki ufak bir çıkıntıdaki gazyağı oluğundan çıkan alevlerle hafifçe aydınlanıyor. Hava akımlarıyla alevlerdansederek duvarlardaki resimlerde ufak gölge oyunları oynuyordu sanki...
Ana tapınma odasından ayrılan ve birbirini kesen 4 koridordan diğer üçünde Kaos Tapınağının diğer öğretileri yer alıyordu...
Kötülük...
Yıkım...
Savaş...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Brenne gözleri etrafındaki her bir ayrıntıyı incelerken tapınaktan içeri girdi.Hemen her şey efendiye ait olan onun elinden çıkmış her şey gibi mükemmeldi.Girişten sonra Brenne nin önünde yükselen devasa iblis heykeli içeri girenleri ister istemez dizleri üzerine düşürecek dehşete sahipti.Duvarlarda gölge oyunlarına neden olan mum ışıkları bu oyunlarda iblislerin O* nun boyutundaki hiç bitmeyen savaşını aktarıyordu.şimdiye kadar diyarda Kaosun vücut bulduğu tanrıları gördü bunlar arasında bir tanesi diğerlerinden çok daha zavallı resmedilmişti.Bu freskte resmedilen Oren in ta kendisiydi.Kaosa bir süre bağlı kalsa da sonradan kendi varoluş nedenine ihanet eden bu tanrı diğer tüm Kaos tanrılarının karşısında ama zavallı bir şekilde resmedilmişti.Sanki bitmek bilmeyen bir işkence içerisindeymiş gibiydi.O* nun devasa figürü ise insanı baştan aşağı bir titreme nöbetine alacak kadar iyi resmedilmişti.En kudretli tanrılar buradaydı.Ioshaani,Lau Laine ve hatta düşmüş tanrı Azalin bile.
Brenne mabedi karış karış dolaştı.Geçtiğinde kişinin yıkım isteğiyle dolduğu koridor,savaşın yüceltildiği hol ve kötülük öğretilerinin duvarlara kazındı geçiş Brenne yi gerçekten çok etkiledi.
Piramidi dolaştıktan sonra yavaşça dışarıya çıktı,boyut kapısından çıkmadan önce geriye dönüp buraya bir kez daha baktı ve dışarıya adım attı.
*************************************************************
Dışarıya attığı bu adımla birlikte vücudundaki çok büyük bir enerjinin çekilmesini hissetti.Biraz önceki güce nazaran şu anda kendisini çıplak gibi hissediyordu.Yavaş adımlarla merdivenleri tırmandı.şaklaban ve insan savaşçının halkın arasında olduğunu gördü.şaklabanın bir kaç numaradan sonra gözüne kestirdiği kadınlara yaptığı el şakaları herkesi güldürse de şaklabanın asıl amacının ne olduğu belliydi.Sonra gözleri insan savaşçıya takıldı Brenne nin.Gülmemek için gerçekten kendisini zorlaması gerekliydi ve sadece kahkahasına engel olabildi.Yüz kasları ise çoktan kocaman bir gülümsemeyi suratına yerleştirmişti.
Bir süre farkedilmeden olanları izledi ve sonrasında insan savaşçının çektiği eziyeti anladı.
-Dostlarım!şimdi aşağıdaki durumu inceledim.O* na yaptığımız yakarışlar meyvasını verdi.Hepimize büyük merhametini gösterdi.Aşağıda hepiniz için yiyecek,kalacak yer ve elbiseler mevcut.şimdi yavaş yavaş ve sırayla beni takip edin dostlarım.
Küçük adımlarla merdivenlerden inmeye başlayan Kaosun Peygamberi,güruhun hareketlendiğini ve kendisini takip ettiğini gördü.
Hemen hemen herkes alt kata inmişti.
Brenne boyut kapısına yaklaştı,
-şimdi teker teker bu kapıdan içeriye gireceğiz.Güvenliğiniz nedeni ile kapının diğer tarafı buradan görülemez.
Arkadan bir köylünün sesi duyuldu.
-Bize yiyecek ve kalacak yer vaadetmiştiniz!
Bu adam Brenne nin katliam ve cinayet duygularını bir anda tırmandırdı ama şimdi zamanı değildi ve Brenne bir an kasılan yüz kaslarının denetimini sağladı.
-Evet dostlarım tümü bu kapının arkasında!şimdi teker teker girin.Korkmayın çünkü O* kendisine güvenmeyenleri en acı şekilde cezalandırır.
Kaosun peygamberinin sözleri tamamlandığında halk birer ikişer ürkek adımlarla boyut kapısından geçmeye başladı.
Brenne mabedi karış karış dolaştı.Geçtiğinde kişinin yıkım isteğiyle dolduğu koridor,savaşın yüceltildiği hol ve kötülük öğretilerinin duvarlara kazındı geçiş Brenne yi gerçekten çok etkiledi.
Piramidi dolaştıktan sonra yavaşça dışarıya çıktı,boyut kapısından çıkmadan önce geriye dönüp buraya bir kez daha baktı ve dışarıya adım attı.
*************************************************************
Dışarıya attığı bu adımla birlikte vücudundaki çok büyük bir enerjinin çekilmesini hissetti.Biraz önceki güce nazaran şu anda kendisini çıplak gibi hissediyordu.Yavaş adımlarla merdivenleri tırmandı.şaklaban ve insan savaşçının halkın arasında olduğunu gördü.şaklabanın bir kaç numaradan sonra gözüne kestirdiği kadınlara yaptığı el şakaları herkesi güldürse de şaklabanın asıl amacının ne olduğu belliydi.Sonra gözleri insan savaşçıya takıldı Brenne nin.Gülmemek için gerçekten kendisini zorlaması gerekliydi ve sadece kahkahasına engel olabildi.Yüz kasları ise çoktan kocaman bir gülümsemeyi suratına yerleştirmişti.
Bir süre farkedilmeden olanları izledi ve sonrasında insan savaşçının çektiği eziyeti anladı.
-Dostlarım!şimdi aşağıdaki durumu inceledim.O* na yaptığımız yakarışlar meyvasını verdi.Hepimize büyük merhametini gösterdi.Aşağıda hepiniz için yiyecek,kalacak yer ve elbiseler mevcut.şimdi yavaş yavaş ve sırayla beni takip edin dostlarım.
Küçük adımlarla merdivenlerden inmeye başlayan Kaosun Peygamberi,güruhun hareketlendiğini ve kendisini takip ettiğini gördü.
Hemen hemen herkes alt kata inmişti.
Brenne boyut kapısına yaklaştı,
-şimdi teker teker bu kapıdan içeriye gireceğiz.Güvenliğiniz nedeni ile kapının diğer tarafı buradan görülemez.
Arkadan bir köylünün sesi duyuldu.
-Bize yiyecek ve kalacak yer vaadetmiştiniz!
Bu adam Brenne nin katliam ve cinayet duygularını bir anda tırmandırdı ama şimdi zamanı değildi ve Brenne bir an kasılan yüz kaslarının denetimini sağladı.
-Evet dostlarım tümü bu kapının arkasında!şimdi teker teker girin.Korkmayın çünkü O* kendisine güvenmeyenleri en acı şekilde cezalandırır.
Kaosun peygamberinin sözleri tamamlandığında halk birer ikişer ürkek adımlarla boyut kapısından geçmeye başladı.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
İnsanların korku ve heyecanının kokusu etraflarına yayılırken, vücutlarını ince ve soğuk bir ter tabakası kaplamıştı. Kapıdan geçenler gördükleri görüntü karşısında dehşete kapıldılar ve vücutlarının ürpertiyle titremesine engel olamadılar. Küçük çocuklar annelerinin arkasına saklanıp bacağına dolanmış yan gözlerle etrafı inceliyorlardı. Kadınlar savunmasızlık duygusunun belki de en yüksek anındaydılar fakat karşılarındaki piramit şeklinde tapınağın muhteşemliği ve korkunçluğu karşısında ismini bilmedikleri Tanrı'ya bir dua fısıldadılar.
Mağara barınakları olan güneşin kavurucu sıcağından, rüzgarın ürpertisinde, yağmurun soğuğundan uzak korunaklı bir yerdi. Metrelerce yükselen tavanı ve geniş alanı yabani hayvanlardan ve tehlikelerden uzaktaki insanları güvende hissettirse de bilinmeyenin ve yabancılığın onları kasıp kavuran terör dalgası bazılarını dizlerinin üstüne çöktürmüş, bazılarını büyülemiş, bazılarını ise korkutmuştu.
İnsanlar tapınağa doğru yaklaşırken barınakların içerisindeki yiyeceklerin sıcak ve gevrek görüntüsüne çekildiler adeta...
Mağara barınakları olan güneşin kavurucu sıcağından, rüzgarın ürpertisinde, yağmurun soğuğundan uzak korunaklı bir yerdi. Metrelerce yükselen tavanı ve geniş alanı yabani hayvanlardan ve tehlikelerden uzaktaki insanları güvende hissettirse de bilinmeyenin ve yabancılığın onları kasıp kavuran terör dalgası bazılarını dizlerinin üstüne çöktürmüş, bazılarını büyülemiş, bazılarını ise korkutmuştu.
İnsanlar tapınağa doğru yaklaşırken barınakların içerisindeki yiyeceklerin sıcak ve gevrek görüntüsüne çekildiler adeta...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
-
dreamshadow
- Kullanıcı

- Posts: 138
- Joined: Sat Jan 15, 2005 10:00 am
- Location: karşıyaka
- Contact:
Thor peygamberin sesini duyar duymaz çocuğu bırakıp ayaklandı. Sonunda yaşadığı zulümden kurtulmuştu. Bekledi, peygamberin konuşması bittikten sonra insanlar sırayla boyut kapısına doğru ilerlemeye başladıklarını görünce oda sıranın sonuna gidip yavaş yavaş ilerlemeye devam etti. Thor peygamberin yanına geldiğinde. "Adım Thor efendim. Emredin" dedi. Ve geriye doğru bir adım attı. Başını önüne eğerek sadakatini sundu. Ve merak dolu gözlerle peygamberin ağzından çıkacak katliam emrini beklemeye başladı.
...........................S.D.W...........................
Gözleri karanlıkta görüyor olmasına rağmen koridordan gelen korkunç fısıltılar cücenin ödünü patlatıyordu. Devlerin zincirlerini ve kırbaçlarını bu korkunç yere yaklaşırken hissettiklerine bin kez tercih ederdi. Karşısında duran çift kanatlı dev kapılar kalbine daha büyük bir gölge düşürmüştü. Belki de vazgeçip geri dönmeliydi... Hem devlerden hem de o garip korkunç yaratık ve kadından saklanabilirdi. Kılık değiştirirdi. Ama ya ailesi? Onun hayatında tek önemsediği şey zaten ailesi değil miydi?
"Belki bu efendiler eskilerini gerçekten yener ve bizi de korurlar... Denemeliyim... Bunu başarmalıyım!"
Cüce yürümeye devam etti fakat yalancı ve şişirilmiş bir cesaretle yürüyordu. Her adımı onu dev çift kanatlı kapılara yaklaştırıyor fakat cesareti biraz daha sönüyordu. Kapıyı açacak bir mekanizma aradı fakat göremedi. Hayatında böyle garip bir işçilik daha önce hiç görmemişti. Adeta.... bu dünyaya ait değilmiş gibiydi...
Kapıya eliyle önce nazikçe vurdu fakat hiç ses çıkmamıştı. Daha sert bir şekilde kapıya vurdu fakat yine bir etki olmamıştı. Cüce, tepeden kendisine bakan ejdarha fresklerinin gözyuvalarını fark etmemişti.
Ayakları onu geri götürmeye çalışırken, titreyerek çıkan sesi gittikçe azalan bir fısıldamaya dönüşmüştü:
"Ölü gözler gelecek görmezler.."
Kapıların kapıları bir anda yeri sarsarak hafifçe açılırken silik bir silüet karşısında belirdi. Cüce canlı olmayan yaratığın varlığıyla daha da ürkmüştü. Yaratığın gırtlaktan gelen sesleri daha sonra daha anlamlı kelimelere dönüştü. Ses adeta bozulmuş bir yankı gibi çıkıyordu: "Neeeee......... İstiyorrrrrrsuunnnn........."
Cücenin korkuyla dili dolanırken birkaç saniye önce bildiği parolayı unutmuştu bile. Karşısındaki yaratık bir gölgeye dönüşüp koridordaki karanlıklarda hızla süüzlmeye başlarken dev kapı kapanamaya başlamıştı. Cüce yaratığın gitmesiyle ve kapanan kapının görüntüsü karşısında ne yapacağını bilemedi ve tapınağa girdi...
Bu sırada Kaos'un peygamberi tapınağın duvarlarında yürüyerek ilerleyen bir karartıyı farketti. Bu bir fare de olabilirdi belki ama neden sonra karanlık, giysisine yaklaşıp bulaştı ve üzerinde hareket edip yüzüne yaklaşırken kulağında fısıltılar duydu. Bu Kaos tarafından hükmedilmiş ve yutulmuş şimdi ise başarısızlığından dolayı *O* na sonsuza kadar hizmet eden yaratıklardan biriydi. Peygamberin hangi dilleri bildiğinden emin olmayan yaratık ortak dili kullanmıştı:
"Effeennddi...... Yaabaanncııı...... Cüüüücceeeeee..... Kaaaaraannnllııkkk taaan...... Laaavllaaarrrdaaannn..."
Yaratık bir gölge gibi Brennenin giysisinde duruyordu...
"Belki bu efendiler eskilerini gerçekten yener ve bizi de korurlar... Denemeliyim... Bunu başarmalıyım!"
Cüce yürümeye devam etti fakat yalancı ve şişirilmiş bir cesaretle yürüyordu. Her adımı onu dev çift kanatlı kapılara yaklaştırıyor fakat cesareti biraz daha sönüyordu. Kapıyı açacak bir mekanizma aradı fakat göremedi. Hayatında böyle garip bir işçilik daha önce hiç görmemişti. Adeta.... bu dünyaya ait değilmiş gibiydi...
Kapıya eliyle önce nazikçe vurdu fakat hiç ses çıkmamıştı. Daha sert bir şekilde kapıya vurdu fakat yine bir etki olmamıştı. Cüce, tepeden kendisine bakan ejdarha fresklerinin gözyuvalarını fark etmemişti.
Ayakları onu geri götürmeye çalışırken, titreyerek çıkan sesi gittikçe azalan bir fısıldamaya dönüşmüştü:
"Ölü gözler gelecek görmezler.."
Kapıların kapıları bir anda yeri sarsarak hafifçe açılırken silik bir silüet karşısında belirdi. Cüce canlı olmayan yaratığın varlığıyla daha da ürkmüştü. Yaratığın gırtlaktan gelen sesleri daha sonra daha anlamlı kelimelere dönüştü. Ses adeta bozulmuş bir yankı gibi çıkıyordu: "Neeeee......... İstiyorrrrrrsuunnnn........."
Cücenin korkuyla dili dolanırken birkaç saniye önce bildiği parolayı unutmuştu bile. Karşısındaki yaratık bir gölgeye dönüşüp koridordaki karanlıklarda hızla süüzlmeye başlarken dev kapı kapanamaya başlamıştı. Cüce yaratığın gitmesiyle ve kapanan kapının görüntüsü karşısında ne yapacağını bilemedi ve tapınağa girdi...
Bu sırada Kaos'un peygamberi tapınağın duvarlarında yürüyerek ilerleyen bir karartıyı farketti. Bu bir fare de olabilirdi belki ama neden sonra karanlık, giysisine yaklaşıp bulaştı ve üzerinde hareket edip yüzüne yaklaşırken kulağında fısıltılar duydu. Bu Kaos tarafından hükmedilmiş ve yutulmuş şimdi ise başarısızlığından dolayı *O* na sonsuza kadar hizmet eden yaratıklardan biriydi. Peygamberin hangi dilleri bildiğinden emin olmayan yaratık ortak dili kullanmıştı:
"Effeennddi...... Yaabaanncııı...... Cüüüücceeeeee..... Kaaaaraannnllııkkk taaan...... Laaavllaaarrrdaaannn..."
Yaratık bir gölge gibi Brennenin giysisinde duruyordu...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Tek tek tüm zavallılar boyut kapısından girdiler.Artık onlar için ölüm sadece bir kurtuluştu ama ölüm kadar kolay gelmeyecekti.Kaosun Peygamberi kafasında neler yapabileceğini tartıyordu bu sırada insan savaşçının geldiğini gördü.Adını söylemişti savaşçı,Thor,ama Kaosun Peygamberi için bunun hiç bir anlamı ve önemi yoktu.Bu sadece Kaosa hizmet eden bir savaşçı diye düşündü ve yapması gerektiği gibi seçilmişin önünde diz çökmüştü.Sonunda istediğimi alıyorum diye düşündü Brenne.Kişiler artık önünde diz çöküyordu,güç yavaş yavaş damarlarında dolaşıyordu.
-Ayağa kalk asker Thor!Sen ve soytarı bu kapıdan gireceksiniz.İçinde kaosu hissedenlerin hükmünde olan bir yer,efendiye olan yakınlığı hissedeceksiniz.İçeride deneyerek bir çok şey öğreneceksiniz ama denememeniz gereken tek şey yiyecek ve içecekler.Bırakın onları içerideki zavallılara.Unutmayın siz oraya eğlenmeye gitmiyorsunuz.
Onları organize edin,orayı evleri gibi benimsesinler ve bozulmalarını zevkle izleyin.Onlara kaosu işlemek için geleceğim ama o zamana kadar zevklerinize hakim olun.şimdi içeri girin ve keşfedin!
Kaosun peygamberi sözlerini henüz bitirmiştiki duvarlardaki meşalelerin titrek alevlerinin dışında yaratılmış bir gölge yavaşça koridor boyunca süzüldü.Brenne bu gölgenin sahibi olabilecek maddesel bir varlık aradıysa da görebildiği hiç bir şey yoktu.Gölge yavaşça Brenne ye yaklaştı ve giysisine ulaştı.Yaratıktan yayılan ölümcül soğuk şu anda Brenne için bir tehdit oluşturmaktan çok uzaktı.Ölümlü olduğu günlerde bu tür negatif düzlem yaratıkları ile bir çok kez iletişim kursa ve onları kullansa da bu yaratıklardan çekinirdi.O zamanlar yapacağı en ufak bir hata,bir dil sürçmesi ya da herhangi bir zayıflık belirtisi onlar üzerindeki hakimiyetini kaybetmesine neden olurdu ve bunun en iyimser sonucu ise hızlı bir ölümdü. Ama şimdi bunlar gücünün en üst seviyelerine doğru ilerleyen Kaosun Peygamberi için çok uzak korkulardı.
Brenne koridor boyunca ilerledi ve emretti.
-Yolu göster vücutsuz olan!
-Ayağa kalk asker Thor!Sen ve soytarı bu kapıdan gireceksiniz.İçinde kaosu hissedenlerin hükmünde olan bir yer,efendiye olan yakınlığı hissedeceksiniz.İçeride deneyerek bir çok şey öğreneceksiniz ama denememeniz gereken tek şey yiyecek ve içecekler.Bırakın onları içerideki zavallılara.Unutmayın siz oraya eğlenmeye gitmiyorsunuz.
Onları organize edin,orayı evleri gibi benimsesinler ve bozulmalarını zevkle izleyin.Onlara kaosu işlemek için geleceğim ama o zamana kadar zevklerinize hakim olun.şimdi içeri girin ve keşfedin!
Kaosun peygamberi sözlerini henüz bitirmiştiki duvarlardaki meşalelerin titrek alevlerinin dışında yaratılmış bir gölge yavaşça koridor boyunca süzüldü.Brenne bu gölgenin sahibi olabilecek maddesel bir varlık aradıysa da görebildiği hiç bir şey yoktu.Gölge yavaşça Brenne ye yaklaştı ve giysisine ulaştı.Yaratıktan yayılan ölümcül soğuk şu anda Brenne için bir tehdit oluşturmaktan çok uzaktı.Ölümlü olduğu günlerde bu tür negatif düzlem yaratıkları ile bir çok kez iletişim kursa ve onları kullansa da bu yaratıklardan çekinirdi.O zamanlar yapacağı en ufak bir hata,bir dil sürçmesi ya da herhangi bir zayıflık belirtisi onlar üzerindeki hakimiyetini kaybetmesine neden olurdu ve bunun en iyimser sonucu ise hızlı bir ölümdü. Ama şimdi bunlar gücünün en üst seviyelerine doğru ilerleyen Kaosun Peygamberi için çok uzak korkulardı.
Brenne koridor boyunca ilerledi ve emretti.
-Yolu göster vücutsuz olan!
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Gölge cevap vermeden, hızla ve çevik hareketlerle yerde ilerlemeye başladı. Arada bir duvardaki gölgelere karışıyor, gözden kayboluyor sonra en beklenmedik yerden yeniden beliriyordu. Brenne yaratığı takip ederken bir sorunla karşılaşmadı çünkü zaten karşısında dümdüz bir koridor uzanıyordu. Arada bir aktif olmayan ölümcül ve gizli tuzakların sesi duyuluyordu. Üzerine bazı taşların çıkarıığı tıklama sesi, ya da duvarlardaki karanlık fresklerden bazılarının garip bir şekilde parlayan gözleri ya da olağanüstü soğuk hava akımları tuzakların varlığının tek kanıtıydı.
Brenne yaratığın ilerlediği koridorun ortasında korku içerisinde ilerlemeye çalışan bir cüceyi farketti. Kısa kaba parmakları duvarlardan birine dokunuyordu sanki aşağı düşmekten korkan bir dağcı gibi...
Brenne yaratığın ilerlediği koridorun ortasında korku içerisinde ilerlemeye çalışan bir cüceyi farketti. Kısa kaba parmakları duvarlardan birine dokunuyordu sanki aşağı düşmekten korkan bir dağcı gibi...
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Ölüm kokan koridor boyunca ilerledi Kaos Peygamberi.Vücutsuz olan onu karanlıklara doğru götürürken etraftan yayılan fısıltılar ve ölemeyenlerin soğukluğu hissediliyordu.Sonra gölgeler arasında kısa tıknaz bir silüet gördü Kaosun Peygamberi.Hemen her yaratılandan nefret eden Kaosun Peygamberi için cüceler sadece pis lağımcılardı.Bu iğrenç yaratığın burada ne işi var acaba diye düşündü.Kapüşonunu kafasına çekti ve yüzünü gölgeler arasında gizledi.Sesi fısıltı şeklinde çıkıyordu.
-Sen cüce,efendinin koridorlarında ne arıyorsun konuş!
-Sen cüce,efendinin koridorlarında ne arıyorsun konuş!
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Koridordan çıkagelen adamın karanlık görüntüsü cücenin kalbinin kaldırabileceğinden daha fazlaydı artık. Aklında kalmayan cümleyi tekrarllamaya çalıştı başarısızca:
"Ölüüü... göz.... ölüm..."
Sonra cüce bir anda dizlerinin üstüne çökerek merhamet dilenmeye başladı gözlerinden yaşlar akarken:
"Güçlü efendiler beni buraya gönderdiler. Mağarada büyük efendilerden ailemi ve ırkımı kurtarmaya çalışıyorlar, bu yüzden buradan yardım çağırmamı istediler. Yemin ederim doğruyu söylüyorum güçlü efendi, merhamet... merhamet..." adam yüzüstü yere kapanmış karşısındaki adamın onu kendi hayalgücünde tasavvur edemediği bir şekilde öldürmesinden korkarak gözlerini kapatıp yüzünü yere bastırıyordu.
"Ölüüü... göz.... ölüm..."
Sonra cüce bir anda dizlerinin üstüne çökerek merhamet dilenmeye başladı gözlerinden yaşlar akarken:
"Güçlü efendiler beni buraya gönderdiler. Mağarada büyük efendilerden ailemi ve ırkımı kurtarmaya çalışıyorlar, bu yüzden buradan yardım çağırmamı istediler. Yemin ederim doğruyu söylüyorum güçlü efendi, merhamet... merhamet..." adam yüzüstü yere kapanmış karşısındaki adamın onu kendi hayalgücünde tasavvur edemediği bir şekilde öldürmesinden korkarak gözlerini kapatıp yüzünü yere bastırıyordu.
That which doesn't kill you, makes you stronger
Only God should have this power
Only God should have this power
Merhamet,acaba nasıl bir duyguydu?Kaosun peygamberi için bu duygu çok küçük yaşlarda ağabeyinin güvercinlerini öldürüp iç organlarını inceledikten sonra güvercinlere karşı hissettiği bir şey olabilir miydi?Ya da kurbanlarına karşı onca işkenceden sonra hediye olarak ölümü verirken hissettiği duygu muydu?Her neyse Kaosun Peygamberi için şimdilerde pek birşey ifade etmiyordu.Ama cücenin söyledikleri ilginçti.Onu buraya gönderen birilerinden bahsediyordu.Tapınak şu an sadece Kaos inananları tarafından biliniyordu.Ã?yleyse bu cüceyi gönderen Kaos inananlarından başkası olamazdı.
-Cüce!Sen artık buradasın ve buraya aitsin.Halkın kurtulacak ve sen de burada kalacaksın.şimdi beni takip et ve benden uzak durma.Aksi takdirde yaşamını garanti edemem.
Kaosun Peygamberi ve cüce karanlık koridor boyunca ilerlerken huzursuz ruhlar cücenin ılık kanı ve yaşam gücü için efendilerine yalvarıyorlardı ama Kaosun Peygamberi bunu kesinlikle yasakladı.Koridorun sonuna geldiler.Merdivenleri hızla tırmandılar ve Kaosun Peygamberinin elinin bir hareketi ile kapılar açıldı.Ölüm gardiyanları yoldan çekilseler de cüceye ölümcül bakışlarını çevirmişlerdi.Cücenin içindeki dehşet her geçen saniye artıyordu.Kaos peygamberi kan havuzunun başında durdu ve cüceye baktı.Yaklaşmasını söyledi.Cüce bir kan havuzuna bir adama bakıyordu.
Havuz cücenin yaşam gücünü hissetti ve fokurdamaya başladı.Cücenin arkası dönükken havuzun içerisinden çıkan eller cüceye doğru uzanıyordu.Brenne cüceye baktı,eller cüceyi kavradı ve onu havuza doğru çekmeye başladı.
-Eğer şanslıysan efendi seni geri gönderir cüce!
Cüce deli gibi çırpınmaya başladı ama Brenne bu sırada gerçek formuna döndü ve bu görüntü cücenin içindeki korkuyu en üst düzeye çıkardı ve elleri ayakları boşaldı.Sonrasında kaderine razı bir şekilde havuza düştü.Bir süre dalgalanan havuz ölümün sonrasındaki sessizlik gibi duruldu.
Brenne biliyordu ki efendi en iyi kararı verecekti ve bu karar için bir süre daha havuza baktı Kaosun Peygamberi.
-Cüce!Sen artık buradasın ve buraya aitsin.Halkın kurtulacak ve sen de burada kalacaksın.şimdi beni takip et ve benden uzak durma.Aksi takdirde yaşamını garanti edemem.
Kaosun Peygamberi ve cüce karanlık koridor boyunca ilerlerken huzursuz ruhlar cücenin ılık kanı ve yaşam gücü için efendilerine yalvarıyorlardı ama Kaosun Peygamberi bunu kesinlikle yasakladı.Koridorun sonuna geldiler.Merdivenleri hızla tırmandılar ve Kaosun Peygamberinin elinin bir hareketi ile kapılar açıldı.Ölüm gardiyanları yoldan çekilseler de cüceye ölümcül bakışlarını çevirmişlerdi.Cücenin içindeki dehşet her geçen saniye artıyordu.Kaos peygamberi kan havuzunun başında durdu ve cüceye baktı.Yaklaşmasını söyledi.Cüce bir kan havuzuna bir adama bakıyordu.
Havuz cücenin yaşam gücünü hissetti ve fokurdamaya başladı.Cücenin arkası dönükken havuzun içerisinden çıkan eller cüceye doğru uzanıyordu.Brenne cüceye baktı,eller cüceyi kavradı ve onu havuza doğru çekmeye başladı.
-Eğer şanslıysan efendi seni geri gönderir cüce!
Cüce deli gibi çırpınmaya başladı ama Brenne bu sırada gerçek formuna döndü ve bu görüntü cücenin içindeki korkuyu en üst düzeye çıkardı ve elleri ayakları boşaldı.Sonrasında kaderine razı bir şekilde havuza düştü.Bir süre dalgalanan havuz ölümün sonrasındaki sessizlik gibi duruldu.
Brenne biliyordu ki efendi en iyi kararı verecekti ve bu karar için bir süre daha havuza baktı Kaosun Peygamberi.
"We were young and unexperienced.We were proud and ready to die for justice.But now it is time to break the chains.Long live Chaos Legion"
Soytarı emri aldıktan sonra güle güle merdivenlerden indi. Koşuyordu ve ondan önde gidenleri ite kaka ilerliyordu....merdivenlerden indikten sonra karşısındaki manzara onu inanılmaz büyülemişti ve bu hayret duygusunu her zaman olduğu gibi kahkahaları ile belli etmişti...
Karşısında yükselen muazzam bi yapı vardı....gözleri parıldadı soytarının ve tekrar güldü...o sırada aklına peygamberin sözleri geldi "içeride deneyerek pek çok şey öğrneceksiniz..."
çenesini kaşıyarak etrafına bakındı soytarı ve en sonunda sırıtıı.....
not: dersim olduğu için kısa kestim ve yazamadım özür dilerim...
Karşısında yükselen muazzam bi yapı vardı....gözleri parıldadı soytarının ve tekrar güldü...o sırada aklına peygamberin sözleri geldi "içeride deneyerek pek çok şey öğrneceksiniz..."
çenesini kaşıyarak etrafına bakındı soytarı ve en sonunda sırıtıı.....
not: dersim olduğu için kısa kestim ve yazamadım özür dilerim...
--------------------------------------------------
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Mutluluğun ve üzüntünün ötesinde...
Lyrad dışarıyı dinledi... onu kovalayanları atlatmıştı. soluklandıktan sonra etrafına baktı. yeraltında bu kadar büyük mabedin olduğunu hayal edemezdi. etrafta hiç ışık yoktu. kimse onu içeriye girerken görmemişti. yada o öyle düşünüyordu... bir ses duymak için bekledi. burası içini ürpertiyordu ama eğer bu tapınakta birisi hırsız arıyorduysa bu işi seve seve kabul edecekti. hırsızlık onun hayatıydı. içindeki korkuyu yendi ve bekledi...
hırsızlık bir sanattır. hırsız is sanatçı. nasıl ki bir ressam her resmini güzel yapınca başarılı oluyorsa, hırsız da her işini iyi yaparsa başarılı olur... tek fark ise hırsızın yaptıkl
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests