Page 3 of 5

Posted: Mon Mar 29, 2004 4:49 am
by Ghost_OF_A_Rose
Uyandığımda güneşin öğleni bile geçmiş olabileceğini düşündüğüm bir soluklukla yüzüme vurduğunu fark ettim. Kunik gideli çok olmuştu, bunu hancıdan öğrenmem zor olmadı ama neden henüz gelmemişti? O çok hızlıydı, hep erken bitirirdi işini. Üstelik bu seferki çok kolay olacaktı onun için, belki de ben öyle sanıyordum ama hiç yapmadığımı sandıkları ama hep yaptığım bir şeyi yapmaya başlamıştım bile. Dua etmeye...

Belki de başka kimselerle daha ben uğraşmalıydım. Eski bir arkadaş daha ziyarete hazır olmalıydı bugün. Hızla çıktım handan dışarıya. Yürüyüşüm kimsenin dikkatini çekmesin dedikçe daha çok dikkat çektiğimi fark ediyordum ama bu işi hızla çözüme ulaştırmak zorundaydım. Chane benim en eski arkadaşlarımdandı. Hoş bir bayan ve çevik bir kadındı. Onun bilgeliği belki de sükikastçiler için de bir numara olmasnın yegane sebebi. suikastçilerle güven konusunda pek bağdaşamam evet ama bu arkadaşım çok farklıdır benim için. Yollarımızı henüz seçmemişken biz çocukluk oyunlarını oynardık onunla. O zamanda çok sessiz bir kız olduğu için fazla arkadaşı yoktu ama biz birbirimizi hep tamamlardık. Onun loncada olmaması için dua ederken hızla hep gittiği hana gittim..."Ã?LÃ? DUMAN HANI" İçeri girdim ve etrafa bakındım. Evet oradaydı. Her zamanki yerinde. Merdiven altında, ısıdan, insanlardan, seslerden ve ışıktan uzak yerinde. Ona yaklaştım ve gözlerime eski bir arkadaşı yeniden bulmuş olmanın mutluluğunu konuk ettim.

"Chane? Her zaman ki gibi karanlıktasın dostum!"
"Evet her zaman ki gibi."

O da gülümsedi ve ayğa kalkıp bana sarıldı. onu öyle içten kucakladım ki. Aynı sıcaklık ondan bana da akmıştı. gülümsemelerimizle oturduk sandalyelere.

"Sana beni bulduran ne Rose?"
"Hüzün, gurur ve hırs diyelim."
"Kısacası yine başını belaya sokmak için yanına yoldaş arıyorsun."
"Ã?yle de denebilir."Gülümsedim ve olanları anlatmaya koyuldum sözlerim bittiğinde gözlerindeki acıma duygusunu o kadar net görüyordum ki. Biraz benim i,çin endişe, korku, sorgu ve elem vardı bakışlarında. ama ona acı bir güğlümsemeyle karşılık verdim. Bu arada Kunik'in işi bitirmiş olmasını dileyen dualarıma bir yenisi eklenmişti.
"Tanrım lütfen bu eski dostu, seçtiği yol değiştirmemiş olsun..."

Posted: Wed Mar 31, 2004 7:14 am
by Aeron
Belfas endişelenmeye başlamıştı, Kunik hala dönmemişti. Tapınağa saldıranların şehir dışından gelen katiller olduğu ile ilgili söylentiler gelmişti. Lonca ustasının, tapınağa kendi mührünü taşıyan bir mektup gönderdiğini de duymuştu. Loncanın, tapınağı yasak bölge olarak belirlediği bilinirdi, hiç kimsenin tapınağa karşı bir hareket içinde olmasına izin verilmezdi, tapınağın düşmanı olmak loncanın işine gelmezdi. Yabancı katiller uygun gözüküyordu, ama Belfas"ın canını sıkan diğer söylentiydi. Lonca, kendisini temize çıkarmak için bu yabancı katil hikayesini uydurmuş olabilir miydi?

Ayrılırken Aeron ile konuştuklarını hatırladı. Yargıç"ı sincap konusunda zorlukla ikna ettikten sonra, şehirde kısa bir gezinti yapmışlar, biraz da sohbet etmeye çalışmışlardı. şehirler, entrikalarla beslenen, pastadan pay kopartmak için fırsat kollayan çakallarla doluydu. Aeron, şehirden ayrılmakla doğru karar vermişti, o buralara ait değildi ve çok yakında ortalık karışacak gibi gözüküyordu.

Posted: Wed Mar 31, 2004 7:15 am
by Aeron
Aeron, şehrin karmaşasından ayrıldığı için pişman değildi. Bir kaç metre önündeki şehir kapılarından çıktıktan sonra, ayakları kendisini nereye götürürse oraya gidecek ve bir şehirden diğerine arayışını sürdürecekti. Kapıdaki nöbetçinin kendisine doğru ilerlediğini ve bir şeyler söylediğini farketti, nöbetçinin dudaklarını takip etmeye başladı.
"Sana dur dedim yabancı, duymuyor musun? Valinin emriyle şehirdeki yabancılar sorgulanacak."

Aeron, sıkıntıyla içini çekti, peşinden gelmekte olan sincabı yerden alarak yakındaki ağacın bir dalına koydu ve nöbetçiyi takip etti. Sorgu odasında bekleyen subay"a işaret dili ile duymadığını belirtti, adamın anlamadığını farkederek kulaklarını işaret etti. Subay"ın gün boyunca bu sıkıcı işle uğraştığı, bezgin halinden hemen anlaşılıyordu. Kapıda bekleyen muhafıza bir şeyler söyledi, bir kaç dakika sonra işaret dili bilen biri yanlarındaydı. Aeron, muhtemelen herkese sordukları bir yığın soruyu cevaplamaya çalıştı, bu işin çabuk bitmesi için elinden geleni yapıyordu. Subay"ın ani bir hareketi ile şaşırdı, adam saçlarını çekmiş, kulaklarının olması gereken yerdeki yılan sembolüne bakarken, yüzündeki biraz korku biraz da iğrenme duygusunu okudu. Anlatmaya çalıştı, ama subay çoktan kararını vermiş, dinlemiyordu bile. İçeriye muhafızlar çağrıldı, Aeron"un elleri bağlandı ve şehir muhafızlarının karargahına götürüldü. Sonu gelmeyecekmiş gibi gelen sorular bütün gün boyunca sürdü, akşam vali yardımcısı gelerek ertesi gün tapınağa götürüleceğini ve sorgusunun orada devam edeceğini bildirdi. Gri avcı masalı hakkında rahipleri ikna etmesi gerekiyordu, tabi ki geceyi şehir hapishanesinde geçirdikten sonra.

Sabah tapınağa götürüldü, iki buçuk saat kadar bekledikten sonra bir odaya sokuldu. Kendisini bekleyen rahibi şehre ilk geldiği günün akşamında görmüştü, tapınağın merdivenlerinin yanında.
Yüksek rahip Brien "Gri avcı" diye başladı konuşmasına, küçümseyen bakışlarını saklamadı, "senin için zor olabilir ama konuşabiliyorsan tercih ederim. Sırlar herkes için değil."
Aeron, başıyla onayladı. Rahip, odadaki muhafızları dışarıya çıkardıktan sonra geri döndü.
"En son bir gri avcı buralara geldiğinde ben bir öğrenciydim. Birini daha görmekten memnun olduğumu söyleyemem."
"Be-nim tark-atımı bil-yorsun?"
"Bunu senin de tahmin etmen gerekirdi. Yüzyıllardır ağacınızı bu tapınak korudu, sizin sapık tarikatınız buradan kovulduğundan beri."
Aeron, bu sözler üzerine kendisine hakim olmak için bir kaç saniye bekledi.
"Biz, kend-miz ayr-ldık. Herk-sin iylik-i için. Sizle anlaş-tık"
"Evet, şu anlaşma. Buradan ayrılmanıza karşılık, ağacınızı korumak. Anneler, çocuklarını hala kulak kesen canavar hikayeleriyle korkutur bu şehirde, biliyor musun?"
"Ger-çek öyle de-il, bil-yos-un. O biz-den deil-di."
"Sabah seni duyduğumda, tapınak kayıtlarını okudum. O deliyi engelleyen de yine siz olmuşsunuz, ama bu, onun sizin sapık felsefeniz yüzünden ortaya çıktığını inkar etmeyeceksin herhalde."
"Anl-a-mıyo-sun."
"Bir şey anlamama gerek yok. Neyse, senin suikast ile ilgin olduğunu pek sanmıyorum ama sana da güvenmiyorum. Bu yüzden muhafızlara seni bırakmalarını söyleyeceğim ama şehirden ayrılmanı da istemiyorum. Bu olayla bir ilgin varsa, kendini ve tarikatını yok bil. Nerde kalıyorsun?"
"Bel-fas"
Rahip, bu isim karşısında durakladı, "Rose"u tanıyor musun?"
"Evet, han-da görd-düm. Mut-suz kız."
"Senden giderek daha fazla şüpheleniyorum, gri avcı. şimdi git, düşünmem gerek. Ve Rose"a bir zarar gelirse, ilk önce senden hesap sorarım."

Aeron, rahip ile görüşmesinin ardından, muhafızların eşliğinde Köşe başı hanına götürüldü. Belfas"ın şaşkın bakışları altında içeriye girdi. Kısa bir açıklamadan sonra, Belfas"ın kefaletini alan muhafızlar görevlerine geri döndü. Aeron, teşekkürlerini sundu ve başından geçenleri elinden geldiği kadar anlattı. Dinlenmek için odasına çıkmadan önce Belfas"a dönerek sordu:
"Sincabı dün bıraktım, buraya geldi mi?"

Posted: Wed Mar 31, 2004 7:16 am
by Aeron
Matyre"nin cesedinin bulunması, loncayı ayağa kaldırdı. Lonca ustası sinirinden köpürüyordu.
"Kimin yaptığını gören var mı?"
"Bilmiyoruz efendim, sadece kapıdaki muhafızlardan biri genç birinden bahsetti, size değerli bir hançer getiriyormuş."
"Ne hançeri, benim böyle bir şeyden haberim yok. O muhafızı derhal buraya getirin."
"Efendim, kapının önünde zaten."

Muhafızın sorgusu kısa oldu, lonca ustasının hiddeti gittikçe artıyordu.
"Aptallar, bir sürü aptal su aygırı. Sen, muhafız, yanına adam al ve şu senin genci aramaya başlayın. Herhalde görünce tanıyabilecek kadar beynin vardır."
Muhafız sırıttı, kaybettiği para kesesinin hesabını sorma fırsatını kaçırmaya niyeti yoktu.
"Efendim, şu tapınaktaki suikast meselesi. Belki bu işle Rose"un ilgisi vardır, belki loncayı suçluyordur. Matyre, katillerden sorumluydu, biliyorsunuz."
Lonca ustası düşündü, olaylar yerine oturuyordu, Rose bu kadar akılsız olabilir miydi?
"Kontrol etmeye değer. Rose"u bulup gerekirse zorla buraya getirin, ama canlı olarak. Kesinlikle zarar verilmeyecek, ailesiyle - dolayısıyla tapınakla - başka bir kriz istemiyorum. Ayrıca bundan sonra loncaya giriş ve çıkışlar kontrol edilecek. Gelenler, içeriden onay olmadan giremeyecek. Loncanın çevresi, hatta çatısı bile gözlenecek. Ve tapınağın etrafında da gece gündüz adamımız olsun, yeni bir sürpriz istemiyorum. Bu olaylar sonuçlanana kadar kimse benden izinsiz iş çevirmeyecek. Anlaşıldı mı!"

Posted: Wed Mar 31, 2004 5:45 pm
by Ghost_OF_A_Rose
Uzun konuşmalar, anlaşma ve tartışma derken Chane farklı ögzükmedi gözüme ama ne gerçekten görnüdüğü gibiydi ki? Gözlerimin bana verdiği acı görnütüler zihnimden tekrar geçerken bu işe kimseyi karıştırmadan loncaya gitmeyi düşünmüyo değilim. Özülüyorum ve bu üzüntü beni reddetselerde aileye olan aşkın üzüntüsü sanırım. İşte bu gerçekten güzel olacaktı. Loncada olmamasına rağmen göründüğünde herkesin ayağını denk aldığı bi hırsızım ama zayıf noktası aile olan bi hırsız...ne korkunç!

Yolumu çevirdim ve loncaya doğru ilerlemeye başladım. Orası eski evimdi, içeri girip soru sormama izin verilecek kadar hala benim olmalıydı...

Posted: Wed Mar 31, 2004 10:40 pm
by porco
Chane diye düşündü porco elindeki rapora bakarken içgeçirerek kendi kendine "Chane işte elime geçiremediğim yegane ustalardan biri ve ya benimle ya ölü" son sözlerini dışından söylemişti ve adamlarına bağırdı Chane bu kadının başına en az 8 adam konmasını istiyorum onu takip ettirin ama yakalanmasınlar ve unutmasınlar o 8 i bir olsa onunla eşit olamazlar !!

Posted: Thu Apr 01, 2004 5:38 pm
by Ghost_OF_A_Rose
Loncanın sokağındaydım. Eski evim...hiç değişmeden duran lonca ne kadar çok şey anımsatırsa anımsatsın, belki de iletişimleri kendim kurmalıydım. kunik'in de bu işi halletmiş olacağından şüphem yoktu ama sadece eskiye ait olan bir sevgili olayları halledemezdi değil mi? Üstelik o, çok zekidir. İşlerini kimseye göre ayarlamaz. Benim, ben olmam umrunda olmaya bilirdi. belki sadece bir gece...

İçimde öyle bir nefret oluştu bireden. Neden olduğunu anlatamayacağım kadar zor ve ağır. Loncanın kapısına geldim. Elimi yumruk halişnde kaldırıp, bir hırsıza nadiren yakışan bir zarifrlikle vurdum. Beni karşılayacak olanı çok merak ediyordum...

Posted: Fri Apr 02, 2004 7:15 pm
by fingolfin
Radian Lightsabre çirkin atını şehrin sokaklarında azametle yürütüyordu. Han'ın yerini bilmiyor olduğu gerçeği onun kendinden emin ifadesini elbette silmeye yetmemişti. Radian, 50lerine yaklaşmış; uzun boyu, biçimli vücudu, gri gözleri ve kırlaşmış favorileriyle yakışıklı bir adamdı. Ve eski asker, yeni eğitmen parlak zırhıyla atının üzerinde dimdik dururken bir kaç leydinin ilgisini çektiğine emindi. Atından usulca inip bir köşebaşında soluklanan gencin omuzunu tutup, dersin sesiyle 'Hey sen!' dedi.
Kunik korkuyordu... Onu tanıyanlar bu gamsız çocuğun kolay korkmadığını bilirlerdi, fakat Kunik soğukkanlılığını korusada korkusunu bastıramamıştı. Sert bir şekilde omzundan tutulup yüzü çevrilirken, bunu yapan adamın kasıklarına bir tekme attı fakat sert metal bu zayıf darbeyi geri çevirdi. Radian. Kunik'i ensesinden tutup yerden bir kaç adım yukarı kaldırarak 'Bu şehirde yeni tanıştıklarınıza tekme atmak gibi bir adetiniz mi var!' demişti ki; Kunik'in tüniğinden çıkardığı hançer zincir eldivenini rahatça yararak elini kesti... Adamın refleks olarak elini boşaltmasıyla Kunik ayakları yere değer değmez koşmaya çalıştı fakat adam yine refleks olarak Kunik'in diz kapağına tekmeyi basmıştı...
Radian Belfas'ın hançerini tanıdığında, zincir zırhının ne kadar kolay yırtıldığına şaşırmadı. 'Sen Kunik olmalısın. Belfas senden bahsetmişti' dedi çocuğu yerden kaldırarak. 'Ben Radian Lightsabre. Hadi genç adam beni Han'a götür'

Posted: Mon Apr 05, 2004 3:34 am
by Ghost_OF_A_Rose
Lonca kapısını Morany açtı. Onu yüksek yerlere taşıyamyan tek bir kusuru vardı. Tek gözünün olmayışı. O durum sayıulmadığında aslında oldukça yakışıklı bi adamdı ve bu loncada bulunduğum zamanlar boyunca en iyi anlaştıklarımdan biri. Beni gördüğünde dumura uğramış olması da bir şey ifade etmez, öyle değil mi? Bana etmedi. Ona garip bir gülümsemeyle ve kısık bir sesle "Merhaba" dedim. Yüzüme yine bir süre baktı ve yanıma, dışarı çıkıp, kapıyı arkasından kapattı. Sessizliği, duyulmamamızı umduğunu netçe belli ediyordu.
"Bunu yapma Rose? Burada ne işin var."
"Hiç bir zaman bilemezsin öyle değil mi Morany. şimdi önümden çekil lütfen patronla konuşmalıyım."
"Saçmalama Rose. Seni burada görürse, dinlemeden öldürür."
"Göreceğiz."
"Yapma ölmeni istemem."
"Saol bunu birinden duymak güzel ama şimdi çekil lütfen. "
"Olmaz!"
"Morany! Ölecek olan benim bedenim. çekilde gireyim."

Moraby son anda sertleşen sesime daha fazla karşı koymadı ve kapğıyı açıp içeriye davet etti. içerisi tüm doluydu. eski lonca arkadaşlarım...
Acı verdi biraz aslında. Eskileri hatırlatan yüzler...Kötü bakan gözler, korkulu bakan gözler, hemen çıkmamı öleceğimden korktukları için isteyen gözler... Kimseye fazla takılmadan hızla patronun odasına doğru yola koyuldum. Ulaşabilmeyi dilemekten başka şansım yoktu. Her an beni biri durdurabilirdi. Belki önce Matyre'i bulmama daha iyi olurdu. Birine sorsam. Eski ve eskideki gibi kalabilecek olan birine... Shena belki işe yarardı. Burada olduğum zamanlarda genelde ikimiz çalışırdık. Belki hala beni hatırlamaktan memnundur...kim bilir? Onu aradı gözlerim...Buldum ve hemen yanına gittim.
"Shena?"
Esmer ve çok çekici olan bir kızdı, hala aynıydı ama biriyle öpüşürken rahatsız edilmekten rahatsız olmazdı. asla! Sesimi duyduğundan dolayı bir refleksmiş gibi çevirdi gözlerini bana. İnanamaz bakıyuordu ama eskide olan hala eskide ki gibiydi!

Posted: Thu Apr 08, 2004 7:44 pm
by fingolfin
Radian çirkin atını ukala bir tavırla seyise bırakıp, hanın kapısından içeri girdi. Kunik iri adamın arkasından sessizce içeri girdiğinde, Radian kucaklaşmak için kendisine doğru gelen Belfas'a hanın kokuşmuş bir domuz ahırına benzediğiniş söyleyerek takılmaktaydı. Belfas Radian'ın arkasında duran Kunik'i görünce yüzündeki tebessün silindi. 'N'oldu?' dedi heyecanla... Kunik'in yanıtı kısa ve netti: 'Matyre öldü...' Belfas acı bir küfür etmek için ağzını açmıştı ki, sözü içeri giren adamla kesildi. Bu loncayı gözetlemesi için görevlendirdiği ahçı yamağıydı. 'Rose, loncaya girdi' dedi heyecanlı çocuk. 'Dokuz cehennem adına...' Belfas ağzından bunlar dökülürken bir yandan da tezgahın altından kılıcını almaktaydı. Radian o bildik gülümsemesiyle 'Eh demek eğlence var' diye mırıldandı... Ve üçlü loncaya doğru yola koyuldu...

Posted: Thu Apr 08, 2004 10:24 pm
by porco
"belfas hanını temizce işleten eski bir asker ama emekli olduktan sonra sokakta silahını kuşanmış bir şekilde dolaşmazdı şimdi ise yanında zırhlı bir asker ve bir sokak çocuğuyla beraber handan çıktı ve yüz ifadesi hiç mutlu değil bu kesinlikle şefe bildilirmeli" dedi hanı gözetletleyen askerlerden biri çevresi ve haber alma yöntemleri çok olduğu için porco hanı gçzetleme işini ona vermişti ve oda bu işi hakkıyla yapıyordu. patron bu bilgiden hoşlanmayacak dedi kendi kendi kendine ve içinden patronun korkusu yok ama pürüzlerden hoşmanmaz dedi ve belfasları takip için 3 kişi gönderdi

Posted: Sat Apr 10, 2004 2:57 am
by Ghost_OF_A_Rose
Hiç acımayan bir gündü sanki. Hiç acımayan bir zamandaymışım gibi hissediyordum kendimi. Loncaya gelmeyeli ne kadar olmuştu bilemem ama bazı şeylerini hala hatırlayabilecek kadar kısa bir zaman geçtiği kesindi. Shena beni odasına götürmüştü. Kimsenin görmesini istemiyordu ve loncanın en önemlilerinden biri olduğunu düşündüğümüzde lonca içindeki özel odasında ne kadar saklanabilirdim bilmem. Ona patronla görüşmeyi istediğimi söyledikçe, kızıyor; kızdıkça iyiden iyiye delireceğini gösterdiği için susmamı sağlıyordu.

"Rose, hala aynısın. şaka geliyor herhalde. Sen o kapıdan adımını attığın anda başın bedeninden ayrılır."
"Gördün mü Shena en fazla ölebilirim!"
"Bu ne demek ya? Kızım zaten senin kendinden başka kaybedebileceğin bir şey yok ki. Hırsızlar kendileri için yaşarlar bilmem hala hatırlıyor musun ama?"
"Bazı zamanlarda hayır. Shena nereye kadar bencil olabiliriz ki?"
"Ölene kadar."
"Of o senin kişisel özelliğin canım, bunun hırsızlarla bir alakası yok. Hep daha fazla kaybedeceğin bir şey vardır."
"Ã?yle olsun hanımefendi. Yine dikkafalılığa aynen devam."
"Of Shena bırak gidiyim işte."
"Bak Rose! Kapıyı kilitledim hayatta buradan dışarı çıkamazsın. Buradan çıkmak için cesedimi çiğnemen lazım."
"Bak bencillik oılmayan bir cümle. Neden bu kadar önemsiyorsun beni."
"Seni değil...Yani sadece..."

Gözlerimi kıstım ve içimde olan tüm öfkeyle ona baktım. Bakışlarıma uzun süre karşılık veremedi. O öfkeye ben de karşılık veremezdim o kesin. İçimden geçöenler hep eskiye, eski bana aitti. Ve en eskilere...Demiştim ya eskide kalan şimdi de eskide ki gibiydi. Gözlerimi çok daha fazla kıstım ve bir küfürden sonra sesimi fısıltı halinde de olsa öfkeyle bağırmaktan daha etikili bir ses tonuyla konuştum.

"Hala mı Shena?"
Shena başını eğdi ve gözlerime bakamamnın yanında, öfkemede yenik düşüp konuşmadı. İçindeki beni saklama duygusunun benimle alakalı olmadığını en başta anlamam gerektiğini hatırladığımda daha da fazla lanet okudum. Ben eski halimle fazlasıyla sert bir hırsızdım. Bir süikastçıyla yarışabilecek çok sessiz işim vardı. Öldürdüğüm okadar çok adam...şimdi patronun karşısına çıktığımda aynı şeyler olabilecek gibiydi, onun gözünde. Onu öldürmek için gelmiştim kısacası. (Yapabilseydim çok önce yapardım) ama ona bunu anlatmak ne kadar kolay olurdu?

"Lanet olsun Shena hala mı aşıksın? Sen miydin bana biraz önce kaybedecek ne var ki diyen. Kendimden başka bir şey olmadığını savunan?"
"Bak..Ben..."
"Tamam boşver. Umurumda bile değil kiminle ne yaptığın ama çekil önümden onu öldürmek için gelmedim merak etme."

Onu kapının önünden ittim ve kapının kilitli olduğu blöfünü yemediğimide gösterip, çıkıp gittim. Arkamdan ne yaptı bilemem ama lanet olası bir güvenceyi daha sona erdirdiğim kesindi. Neden hep bana olurdu ki? Patrona aşık bir kız, aklı sıra beni engellemeyi düşünmüş ve bunu da ban benim için yaptığına inandırmıştı. Hayır hayır kesinlikle ben de bir sorun vardı! Kesinlikle....Koridorda hızla patronun odasına doğru ilerlemeye başaldım.

Posted: Mon Apr 12, 2004 3:16 am
by Aeron
Chane, bir arka sokaklardan, bir kalabalığın arasından hızlı fakat dikkat çekmemeye çalışarak ilerlemeye çalışıyordu. Rose ile buluşalı henüz bir kaç saat olmuştu ama belanın kendisini bulması için bu süre yeterliydi. Peşinde onu izleyen kaç kişi daha olduğunu bilmiyordu, "ikisi eksildi" diye düşündü "acemiler". Rose"un bulaştığı bu iş de neydi böyle, kendi durumu da hiç iyi sayılmazdı, o da işin içine çekilmişti. Rose, takip edildiğinin farkında mıydı acaba? Peşine düşenlerin Rose"u da takip ettikleri kesindi. Köşe başı hanına yaklaşırken çevresini tekrar kontrol etti, şimdilik takipçilerinden kurtulmuş gözüküyordu, ama hanın da izlendiğinden adı gibi emindi. Kalabalığın içinden arka sokağa kaydı, çöp yığınları arasından sessizce ilerleyerek, hanın arka tarafındaki dar bir pencereye ulaştı. Kısa bir çabayla açtı, belki bir çocuğun ancak geçebileceği aralıktan içeriye süzüldü. Bunu en son yaptığında Belfas"ın onu şişe geçirip kızartmakla ilgili fantazilerini düşünerek sırıttı. Hafif adımlarla mutfağa doğru yürümeye başladı. Servis kapısından tezgahta duran Matilda"nın önlüğünün bir kısmı görünüyordu ve göremediği birisiyle konuşuyordu.
"Belf-fas?"
"Burda değil."
"K-kkunik?"
"Beraber çıktılar. Problem var. Rose lonca"ya girmiş."
"Ne?"

Aynı anda Chane kendi ağzından da kocaman bir "Ne" çıktığını farketti. Matilda, arkadan gelen bu sesle bir kaç santim sıçramıştı. Yatıştırmak için Matilda"ya doğru ilerlerken, tezgahın üzerinden atlayan adamın ayak sesini ve kınından sıyrılan kılıcın tınısını duydu. Adam, hızla üzerine yüklendi ve kılıcını boğazına dayadı. Chane, adamın kaburgalarının hemen altına dayadığı hançerini hissettirmekten kaçınmayarak "Dur" dedi "Ben Rose"un dostuyum". Adam, korkmuş görünmüyordu, aksine hiç konuşmadan kısa kılıcını biraz daha bastırdı, arkada Matilda "Dur, onu tanıyorum" diye bağırıyordu ama adam buna aldırmıyordu. Chane Rose"un anlattıklarını hatırlayarak, "Sen Rose"a sincabı veren adam mısın?" diye sordu, bir anlık duraklamadan sonra adamın kavrayışı azaldı ve biraz uzaklaştı. Matilda"nın tanıdığını görerek rahatladı. Chane"nin hızlı parmakları çalışmaya başladı:
"Ben Rose"un dostuyum, bugün bana geldi, biraz konuştuk. Ama loncaya dalmak da nereden çıktı."
"Ne kadar tehlikeli?"
"O, loncadan kovuldu. Her an başına bir şey gelebilir. Ve takip ediliyor"
"Sen bir şey yapabilir misin?"
"Ben de takip ediliyorum, ama Belfas bir şeyler yapabilir"
"Rose"un babasına haber versek iyi olacak, en azından benim açımdan."
"Yüksek rahibe mi? İşi daha da karıştıracak."
"Daha iyi bir önerin var mı?"
"Haklı olabilirsin. Ben de geliyorum, peşimdekiler tapınağa gittiğimizi görürlerse belki çekinirler."

Posted: Mon Apr 12, 2004 3:17 am
by Aeron
Rose, lonca ustasının karşısında durmaktaydı. İçeri girmeden önce elinden bütün silahlarını almışlardı, bulamadıkları hançerini kendisi vermişti. Nasılsa loncanın içinde bir şey olursa bir hançer fazla ya da eksik bir şey farketmezdi, ama güven vermesi gerekiyordu.
"Rose" dedi usta Leanpair "ben de seni arıyordum. Senin kendi ayaklarında buralara geleceğini tahmin etmezdim."
"Konuşacak şeylerimiz var."
"Oldukça fazla. Aslında beni çok şaşırttın, Rose. Buraya böyle gelmen... Acaba çok mu akıllısın, yoksa aptal mı?"
"Benim ne olduğumu bilirsin, Lean"
"Evet, beni düşündüren de bu zaten. şehirden ayrılman konusunda anlaşmıştık, sen ise bunu unutmuşa benziyorsun."
"Bu iş ortaya çıkıncaya kadar niyetim yok."
"Neredeyse suikast ile hiç bir ilgin olmadığına inanacağım. Tehlikeli bir oyun oynadığının farkındasındır herhalde"
"Oyunu ben mi oynuyorum? Baş rahibenin kim olduğunu bilmiyor musun?"
"Ondan bahsetmiyorum, diğer suikast. Çok iyi bilmiyor numarası yapıyorsun"
"Hangi diğer süikasttan bahsediyorsun sen?"
"Matyre"

Posted: Mon Apr 12, 2004 3:18 am
by Aeron
Mouflin, saatlerdir yanındaki üç adam ile birlikte sokaklarda geziniyordu. Sabahki olaydan beri aklında o küçük yaban domuzunu yakaladıktan sonra neler yapacağını planlıyordu. Hiç kimse onu böyle atlatıp sıvışamazdı, hele ki para kesesini yürütmek ancak ölümüne susamış birinin işi olabilirdi. Usta yakalanmasını istemişti ama önce kendi hesabını görecekti, daha sonra artan bir şey kalırsa, onu loncaya götürürdü.
İlerden Belfas"ın hızlı hızlı adımlarla geldiğini gördü, yanında zırhlı bir savaşçı vardı, ve diğer yanında. Gözlerine inanamadı, o p.ç kurusu da oradaydı. Bir an aklından Belfas geçti ama bu sabahtan beri büyüyen sinirini durduramadı. Ã?nlerinden geçmesini bekledi ve yanındaki adamlara verdiği işaretle, grubun arkasından koştu.
"Görmeyeli dostlar edinmişsin küçük hırsız" dedi, bir taraftan da Kunik"in yakasına yapışmıştı.