ZAMAN KILICI

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

Santia için için merak ederken neler olacağını, karar vermekte zorlandığı şeyler hakkında düşünmekten vazgeçirmeye çalışıyordu kendisini. Karşılaşsa"karşılaşabilse"Ama olamazdı. Kader ona en zoru yaptırmaya hevesliydi mütemadiyen. Fazla bir şans vermezdi tanrıçası ona. Her şeyin önünde giden bir şansta bile en şansızdı o. şimdi yapabilecekleri şeyleri düşünürken, yavaş yavaş askerlerin bina yamacına yaklaşmış olduğunu fark etti. O binaya geciş sınırı vardı ve büyük kapının hemen iki yanında ki büyük pencerelerden içeriye baktı.

Ortak salon, güzel yanan bir şöminenin önünde beş asker oturuyordu. Eğitim henüz bitmişti ve bu nedenle de dinlenmek için çoğu asker odasına çekilmişti. Zaten grup halinde kalıyorlardı odalarda ve 20şer kişilik gruplar hep eğlenceli ortamlar yaratabiliyorlardı kendi aralarında. Ama şöminenin önünde oturanlar? şans onun yanında nasıl olabilirdi? Edgar?

Aynı yakışıklılık. Aynı donukluk ama yaralarından iz kalmamış. O günü hatırladıkça, nasıl o hale gelebilmişti acaba? Gözlerini çekti ondan ve bedenini duvara yapıştırdı. Nefes alışı darlaşmıştı. İçindeki karmaşanın nasıl geçeceğini hayal edemiyordu. Çok garip duygular uyandırıyordu çok. Ama bir ses, o sessizliği yine sessizlikle bozan bir ses. Yanında ki kapı açıldı ve ne yapacağını şaşıran Santia gözlerini sımsıkı yumdu sanki o görmezse, kendisini de göremeyeceklermiş gibi.

Ama bir dokunuşla irkildi. Gözlerini hızla açtı ve o yakışıklığın karşısında bayılmamak için yere daha da sağlam bastı. Edgar garip bakıyordu ama gülümsedi. Sesi o kadar güzeldi ki.
"Leydim?"
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

"Lordum?"

Ağzından çıkmayı başaran tek kelimeydi ve nasıl bir güçle bunu yapabildiğini kendide bilmiyordu. Edgar bu tutukluğu hissetmişti ama hoşuna giden bu tavrı izlemekten keyif alıyor gibiydi. Konuşmasına başladığında sesindeki hoşnutluk fark edilenin ötesinde bir netlik gösteriyordu.

"Sizi buraya getiren şey nedir?"

Santia hala tutuktu. Ne diyebilirdi ki? Gizli bir işlem olmalıydı yapmaya çalıştığı ama Edgar tam karşısındaydı. Bir yalan bir yalan diye düşündü hızla. Bulamadı"ne yapmalıydı"? Gerçekler su yüzüne çıkmak için bu kadar mı çok çabalardı?

"şey ben aslında"saraya girdim çünkü"Aslında her şey sizinle ilgili""

Edgar gözlerini güzel bir anlamla odakladı, Santia"nın gözlerine. Hafif bir utanç kapladı Santia"nın yüzünü. Onu merak ettiğini söylemesi ne kadar mantıklı olurdu ki?

"Sizi gözlerimin önünde yaralıyken bir şey söyleyememiştiniz ve ben o günden sonra sizi hiç göremedim ve""

"Evet leydim biliyorum. Sizi ben de çok aradım ama bulamadım. Merak etmek ve edilmek normal. Gördünüz ben iyiyim. şimdi ben de gördüğüme göre sizi, benimle bir şarap içersiniz herhalde."

Nasıl "hayır" diyebilirdi ki? O gözler zorlayıcı unsurken. Edgar!ın uzattığı elinin üzerine koydu elini ve zarif gülümsemeye karşılık verdi. İçinden geçiriyordu". "Ne yapıyorum ben?" Aklından Faras geçiyor, bu yaptığının ne kadar doğru olduğunu bilmiyordu. Ama Edgar"ın ortak salonda şöminenin önüne oturmasını söylediğinde bu düşüncelerin hemen gittiği kesindi. Yanlarında bir asker daha vardı. Diğerleri gitmişlerdi. Asker, oturuyor olsa da uzun boyunu saklayamıyordu. Simsiyah saçları, kısaydı ve yüzü fazlasıyla çekici mimiklerle dans ediyordu. Gözleri bir kömür kadar siyah ve etkileyiciydi. Ama orta yaşlardaydı ve yaşına rağmen vücudunun sağlıklı duruşu kuşku götürmezdi. Edgar belki arkadaşının yabancı görmesiyle irkilişini görmemiş gibiydi ama sesi netti.

"Hedan! Bu Leydi Santia."

Hedan, gözlerini Santia da gezdirdikten sonra elini uzattı ve tanışmayı tamamladı. Sonra gülümsedi ve izin istedi. Yürüyüşü bir hükümdar zarafetindeydi ama askerin çevik vücudunun kendinden emin adımları da vardı. Santia yüzünü döndüğünde, elinde şarabı kendisine uzatan Edgar"ın gözlerine bakıyordu. Edgar elinden şarabın alınışıyla, Santia"nın yanına oturdu.
"Alında şarap içmek bugün bizlere yasak ama bazen yasakları çiğnemek güzel oluyor."

"Neden yasak? Sarhoş olup, etrafı dağıtırsınız düşüncesi mi?"
Edgar güzel ve içten bir kahkahayla bu soruyu onayladı. Sonra dirseklerini bacaklarına dayadı ve öne doğru eğildi, ateşin yüzüne yansıyışından hoşnut gibiydi.

"Biliyor musunuz? Sizi ilk gördüğümde bu sahneyi görmüştüm."

"Nasıl yani?"

"Bu şöminenin önünde şarap içişi"görmüştüm."

"İlginç. Böyle yetenekleriniz mi var yoksa?"

Edgar gülümsedi, acı bir gülümsemeydi bu. Bir çok anıyı bir anda yüzünden geçirmişti tebessüm. Gözleri dolmuştu ama kendini sabitleyen beden buna izin vermemişti. Daha ilerisi yoktu bir askerin hayatında"ağlamak yoktu"

"Hayır"hiç sanmıyorum."

"Ben özrdilerim"size kötü bir şey hatırlatmış olmalıyım."

"Yo! Asla"yanımda olmanız bugünün güzel sürprizi."

Santia yeniden kızardığını hissetti ama başını eğmekten başka bir şey gelmedi elinde. Gece boyu böyle sürecekti"konuşmalar, paylaşılan anılar, acılar ve bir tarafta doruğa ulaşan beğeni. Tek kadehte şaraplar"bir çok anlamı barındıran cümlelerle geçecekti gece"
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

İnsanın en hoş olduğu anlardır ya iki kadeh şaraptan ve uzun bir sohbetten sonraki saatler, işte o anlardan birinde olmak Santia için güzeliydi. Karşısında ki askerin sabahlamakta eşlikçisi olduğu kadın olarak ve dikkati çektiğini bilere, konuşmalarını seçmeden, rahatlıkla dudaklarını oynatarak geçmişti gece. Sabahın ilk ışıklarına çok az bir zaman kalmıştı. Ama Santia gözlerinde ki uykunun bir türlü üst seviyeye ulaşamadığına fazlasıyla şaşkındı. Edgar da öyleydi. Ne gözleri kırpılıyor, ne bedeni halsiz bir halde arkasına yaslanıyordu. Cümleleri hep düzgündü, her zaman ki gibi.

"Artık uyumanız gerekmez mi lordum?"
"O zamanı çoktan geçirdim leydim." Bu cümleyi fazlasıyla hoş bir sesle söylemişti. Üstelik tebessümü içtendi.
"Ama ben gitmeliyim lordum. Affedin ama yağmak zorunda olduğum işler beni daha fazla bekler mi bilemiyorum."
"Tabii"Ama işlerinizi arda sırada bırakıp, güzelliğinizi gözlerimin önüne sunarsanız beni en derin haliyle mutlu edersiniz."
"Her zaman lordum. Kendinize iyi bakın."
"Siz de leydim""

Santia"nın ayakları geri geri gidiyordu ama bakıştıkları o saniye için de gitmesi belki en doğrusu olacaktı. Yanlış kişi diye geçirip durdu düşünceleri aklından. "yanlış kişi!" Bunu yapmaması gerektiğini o kadar iyi biliyordu ki. Ama ruhu azap çektirdikçe ne yapacağını daha çok şaşırıyor, eli ayağına dolanıyordu. Aşk yanlış kişiye duyulan bir duygu olageldiğinde, başı neler için de derde giriyordu biliyordu. Üstelik Faras geçtikçe aklından, bu anı yaşamış olmaktan sıkıntı duyuyordu. Ama pişmanım diyemiyordu.elinin öpülmesinden sonra koşar adım çıktı saraydan dışarıya. Faras"ın merak içinde ki hali gözlerinin önüne geliyordu. Ne diyebilirdi ki? Nasıl açıklama yapardı"?
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

Santia loncada oturanların dikkatini çekecek kadar süratlice girdi içeriye. Kapıyı öyle bir şiddetle açmıştı ki kapanması için birinin gidip, duvardan çekmesi gerekiyordu. Faras"a yapacağı açıklama aklındayken, sarayda dönen entrikaları da merak ediyor, bunu da anlatmayı planlıyordu. Faras"ın en iyi arkadaşlarından biri olan Ran durdurdu hızla Santia"yı. Kollarından tutup duvara yapıştırdı ve ağzını kapadı bir refleksle sanki bağıracakmış gibi. Santia Ran"ın ellerini kollarını sallayıp, çekmesini sağladı. Gözlerindeki siniri iyi aksettirmeye uğraşıp, mimiklerini en kızgın haline getirdi.
"Ne? şimdi sırası değil! Faras"ı bulmam lazım."
"Of! Evet senin Santia olduğun nedense hiç şaşkınlık yaratmadan onaylanıyor."
"Bu ne demek şimdi?"
"Kısacası Faras seni bana anlattı ve bu inatçı şeyi tanımak zor değil."
"şey mi?"
"Ya tamam affedersin. Bak Faras burada değil."
"Nerede? Lanet olası nereye kayboldu?"
Ran kendini kaybetmiş kızın karşısında ne yapacağına karar vermeye çalışırken tavana odakladı gözlerini. Sonra parlak bakışlarını yeniden indirdi. Sarı saçları kısacıktı. Gözleri okyanus yeşili"
"İzin verirsen söyleyeceğim!"
"Tamam özrdilerim. Devam et!"
"Bu büyük hırsızlık için, görevler dağıtıldı ve iş başladı. Bütün gece seni bekleyemediler yani. Üstelik her yerde arandın. Ama merak etme zaten bizim ekibin zamanı bu gece."
"Ne? Faras ile ayrı ekiplerde miyim?"
"Evet öylesin!"
"O nerede şimdi? Yani onlar?"
"Bir suikastçı, üç bizden hırsız ve bir büyücüyle gittiler. Batı diyarının Sır nehrinin doğusunda ki bölgeye."
"Ora da ne var ki?"
"Buluşma!"
"Ne yani kılıcı teslim mi alacaklar?"
"Hayır bayan! Kılıcı biz çalacağız. Onlar "Ã?an anahtarını" alacaklar."
"O ne işe yarıyor diye sormayacağım, sindirebileceğim bir an anlatırsın.Bizim ekip nerede?"
"Gel hadi onun için geldim ben de. Bu arada ben Ran!"
"Benim ismimi zaten biliyorsun. Hadi gidelim."

İki ekip ortağı odaya doğru ilerlediler. İçeri de üç kişi vardı. Bir büyücü ve iki suikastçı. Santia içeri girdiği anda gözlerini öyle bir açtı ki, Ran onu dürtmek zorunda kaldı. Mimikleri, düşüncelerini o kadar çok belli ediyordu ki. Santia suikastçıların hala bu işte olmasını bile artık sorgulamıyordu ama ikisiyle omuz omuza soyguna gidecekti. Gerçi onlarca temizlenmek zorundaydı nöbetçiler ama her an ihanet edebilirlerdi. Zaten gözlerinde ki karartı da bunu itiraf ediyordu. Ran, Santia"nın karşısına oturdu ve konuşmasına başladı.
"Arkadaşlar son ekip ortağı da geldi. şimdi plan yapacağız."
Ran soygun yapacakları malikanenin haritasını açtı ve herkesin görebilmesini sağlamak için ayağa kalktı. Parmağıyla doğu da bir bölgeyi işaret etti.
"Burası "Taç vadileri." Uzunca bir yolculuk beklemeyecek, büyücü arkadaşımız Tars teleport işlemini halledecek."
Ran gözlerini Tars dediği büyücüye kaldırdı ve onay aldıktan sonra, haritaya tekrar çevirdi gözlerini.
"Taç vadileri malikanenin önünü tamamen kaplar. Yakınlarda kasaba falan yoktur ama bir kasaba kadar adam malikanede var! Gerçi hepsiyle uğraşmayacağız ama izlediğimiz yol boyunca tüm nöbetçilerin öldürülmesi Nira ve Haly"e ait. Sonra Santia! Sen ve ben kılıcı çalmak için odanın önüne kadar başarıyla çıkmış olursak, çıkması çok daha kolay olacaktı. Evet bu malikane de bir çok büyücü var ve sahibi Silitya Tarçınşah adında bir hatun. Kadın iyi zengin ve gücü kudreti yarışa yer bırakmaz."
"E bu kadın orada ne yapıyor?" soru Haly denen suikastçiden gelmişti. Yakışıklı olmasa da hoş denilebilecek yüz hatlarına sahipti. Esmer teni ve kulağında bir dizi küpesi vardı.
"Vampir dünyasını yönetiyor."
"Ne kadın vampir mi?"
Ran başını salladı ve korkunun gözlerine yansıdığı sükastçiye tebessüm etti. Sonra da haritayı kapadı.
"Evet arkadaşlar geceye kadar gün sizin. Ben derim dinlenin. Güneş batışı ardı ilk an burada olun."
Ran ve herkes dışarı çıkarken, Santia, Ran"ın peşinden gitti. Koluna yapıştı ve kendine döndürdü. Ran "yine ne var?" dermiş gibi kollarını bıraktı ve başını kaldırıp, gözlerini Santia"ya odakladı.
"Suikastçilere nasıl güvenirsin?"
"Güvenmiyorum."
"İyi de yolun temizliğinin tamamını onlara bıraktın."
"O iş başka, yapacaklarından eminim."
"Bir de"Vampir diyarı güney de. Doğu da kraliçelerinin ne işi var."
"Kraliçe denemez. Vampir diyarına girişi atalarınca yasaklanmış ama o hala vampir diyarının asıl lordunun başını döndürüyor. Bilmeme anlatabildim mi?"
"Ne yani, bir aşk için mekik mi dokuyor?"
"Aynen öyle. Hadi şimdi git dinlen. Ben de uyacağım. Diğer sorularını geceye bırak."
Santia"nın ağzından çıkmaya ramak kala duran cümleler unutageldi. Gözlerine kızgınlığı perde yaptı ve hışımla arkasını dönüp, odası henüz olmayan bu loncadan dışarı çıktı. En iyi yer hanıydı!

Ran arkasından bakakaldığı kıza "of"ladı.
"Faras hep böle zor kızlara aşık zorunda mısın sen?"
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

Handan içeri hızla girdi ve bu ,işe neden bulaştığını sayıkladığı yol boyunca yorulduğunu henüz fark etti. Bir masaya oturdu ve Lenn"e bakakaldı.
"Ne oldu Santia?"
"Of Lenn amca. Ã?yle işte. Bir işe bulaştım ki sorma gitsin."
"Sakin ol canım. Bu arada ziyaretçin var. Ama onu daha önce hiç görmemiştim."
"Kim?"
"şu an odanda, adının Lock olduğunu söyledi."
Santia hızla masanın üzerinden atladı ve içten bir kahkahayla Lenn"e sarıldıktan sonra koşuşturmaya başladı. Hemen merdivenleri çıktı ve odasının kapısını açtı. İçeride yatağın üzerinde tek kolunu başının altına yastık yapmış, üzerinde siyah, uzun bir montun olduğu, saçları kulak hizasında olan biri vardı. Yatakta ki yakışıklı adamın vücudu denizlere çok aşina olduğu belli olan bir bronzluğa ve çalışmayı hep deniz içinde yaptığını anlatan biçimli kaslara sahipti. Yataktan kalktı ve Santia o ayağa kalkar kalkmaz üzerine atladı. Bir çocuğun babasına sarılması gibiydi onun sarılışı.
"şşşt tamam Santia, sen artık büyümüş bir kızsın ve taşıma olasılığım gittikçe azalıyor canım."
Santia yere ayaklarını bastı ve karşısındakinin yatağa oturmasıyla, o da oturdu. Biraz önce onu hiç duymamış gibi konuştu.
"İnanamıyorum. Senin Stroka adasında olduğunu sanıyordum."
"Oradaydım. Ama iş bir hainlik konusuyla bulanınca, paramı riske atmadan geri döndüm."
"Ay iyi ki geldin."
"Seni yine aynı görüyorum ufaklık. Hala aynı neşe ama sadece bedende, gözler hüzünlü niye?"
"Ya boşver abi. Sonra anlatırım ama gel yemek yiyelim."
"Ben yedim."
"Olsun sen tokken de yemek yiyebiliyorsun."
"Bakar mısın bıraktığımız iz bu mu yani?"
"Eh biraz hadi."
Santia Lock"ı çekiştirmeye başladı ve merdivenlerden aşağıya indirler. Lock uzun boyluydu ve başını eğmesi gereken yerler vardı. Uzun zaman önce anne ve babalarından haberdar değilken birbirlerinden haberdarlardı. Ama Lock nadiren ortalarda bulunurdu. Ã?ünkü onun yeri denizdi ve deniz onun tek sevgilisiydi. Korsan olmanın en güzel yanı da buydu ona göre. Denizle her an bir arda olabilmek"
Bir yere oturdular ve Lenn den bir şeyler getirmesini istediler. Yemekleri geldi ve özlediklerini belli eden bakışlarla birbirlerini süzdüler.
"Biliyor musun abi? Sana tam ihtiyacım varken geldin."
"Biliyorum, hissederek geldim zaten."
"Ya of! Dalga geçme ben ciddiyim."
Lock elindeki şeyleri bıraktı ve dikkatle Santia ya baktı. Santia"nın gözlerindeki ciddiyeti gördüğünde onun da endişesi çıkmıştı dışarıya. Anlatmasını bekliyordu, ama bunu dalgın kardeşine hatırlatmalıydı.
"Hadi canım anlat da çözelim şu işi."
"Ã?özebileceğimize emin değilim ama""
Santia uzun sürecek bir süreç boyunca anlatmaya devam etti. Her şeyi ve tüm yaşadıklarını. İçine bulaştığı işi ve tanıştığı herkesi. Herkesi!
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

Uzun zaman ve kararan hava ile beraber, Santia utançla başını eğerek bitirdi cümlesini. Konuşmanın devamı boyunca Lock tek kelime söylememiş ve sürekli boşalan şaraplara aldırmadan dinlemişti. Gözünü bile kırpmamıştı adeta. Cümle bittiğindeyse yine kımıldamadı. Elindeki kadehle oynuyordu. Santia fazla süren suskunluk sonrası kafasını kaldırdı ve gözlerini abisine dikti. Tepki yoktu. Ama bekledi. Bir süre sonra Lock, Santia"nın bakışlarına karşılık verdi. Sesi kısık ve garipti. Kesinlikle garip"

"Santia; İş kötü. Üstelik içine düştüğün şu iki lanet arası aşkta cabası. Hayatın altüst olmuş ufaklık."
"Sağol ya bunları duymaya ihtiyacım vardı."

Bu hafif öfkeli tepkiye karşılık vermedi Lock. Gözlerini hala fark edilmesi imkansız olan uzun aralıklarla kırpıyordu sadece.

"İş konusunda bir şey yapamam. Kabul etmişsin yapmak zorundasın ama belki"bu işe ben de karışabilirim."
"Yo hayır. Sen değil. Gelince seni burada bulmak istiyorum."
"Gelebileceğinden bu kadar eminsin yani."
Bu kinaye Santia"nın yeniden başını eğmesini sağladı. Lock"ın sesi fazlasıyla otoriter çıkıyordu.

"Üstelik sen orda ölebilecekken burada armut toplayacak bir abin olmasını istiyorsun öyle mi?"
"Ama""
"Dinle Santia, zaten bu iş için mutlaka bir taşıyıcı ayarlamıştırlar. O olmazsa beni kabul ederler."

Santia başını hızla kaldırdı ve anlamsız baktı Lock"a. Bu tutulan gemi kaptanını öldürmek demekti ve abisi uzun zamandır kimseyi öldürmemişti, en azından o öyle biliyordu. Ama bu işin gizlilik koşulunu fazlasıyla iyi uygulardı Lock. Santia ayağa kalktı.

"Eğer böyle bir şey yapacaksan. Her şeyi sana bıraktım. Kimin bizim kaptanımız olduğunu da sen öğrenirsin. Bu işe gelmeni istemiyorum çünkü."
"Neden ufaklık, aynı işte olmanın hiçbir kötülüğünü göremiyorum ben."
Santia masanın üzerindeki kadehlere elinin tersiyle vurdu ve hepsinin paramparça olup yere düşmesini sağladı. Lock irkilmemişti bile ama handaki herkes yerlerinden sıçramıştı. Lock sadece gözlerini Santia"nın ellerine götürmüştü. Ã?ünkü bardakların camları ellerini kan içinde bırakacak kadar zamana sahip olmuşlardı.

"Lanet olsun anlasana. Bu iş berbat bir iş. Normal, sıradan bir hırsızlık değil. Büyücüler, lanet olası suikastçıler, birbirini arkadan bıçaklamak için bekleyen farklı klan mensubu vampirler. Daha ne istersin? Ölüm kokuyor bu iş abi anlasana. Ve ben hayatta en çok değer verdiğim şeyin benim yüzünden ölüme gitmesini istemiyorum."

Santia, Lock"ın tepkisini beklemedi. Hızla, hıçkıra hıçkıra ağlamasına ramak kala, koşar adım çıktı handan. Hanın kapısının kapanış sesiyle arkasından bir çok kişinin küfür ettiğine yemin edebilirdi. Birkaç sokak hiç yorulmadan ve ağlayarak koştu. Elindeki yaraların acısını hissetmiyordu. Kanlar hala fazlasıyla vardı. Üstelik kanamaya da devam ediyorlardı. Faras"ı görememişti ve belki bir daha hiç göremeyecekti. Abisi, en değerlisi onun yüzünden ölüme giriyordu. Hayat onu fena halde zor bir satranca sokmuştu. Ama yapacak bir şeyler olmalıydı"hep olurdu.
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

Elinde hala bir kalesi ya da atı olmalıydı... İş bu kadar çaresiz olmazdı, Hiç çözümsüz bırakmamıştı karşısına çıkanları. Hiç" yağmurun hızlanışını umursamadı ve sokakta alımlarını hızlandırdı. Karanlığın en koyu haliydi taşlara yansıyanlar. Bu alanda kimsenin olmadığından o kadar emin olamıyordu nedense. Birileri mutlaka vardı, onu izleyen gözler hep olmuştu"ama bu defa".

Hızını daha fazla arttırdı ve daha da fazla sorgulamadı aklındakileri ama karşısına çıkan üç serseriyi mecburen düşünmek zorunda kalmıştı. Üçü de içmişti ve amaçlarının ne derece harika olduğunu kestirebiliyordu Santia. Üçlü içinde en uzun boylu olan konuştu. Aksanı uzak diyarlara aitti. Keskin ve sert. Cümleleri sarhoşluktan çok uzaktı. Oldukça düzgün çıkıyorlardı ama bu Santia"yı onun sarhoş olmadığına inandırmadı.

"İyi geceler tatlı bayan""
Santia cevap vermedi ve belki de aralarından geçip gitmenin en mantıklısı olacağını düşünüp, adımlarını hızlandırdı ama aralarından geçmek zorundaydı çünkü üçü de etrafındaydı. Ama denemesi ayrım kaldı. Adamlardan sapsarı biri bileğini yakaladı ve döndürüp, yeniden uzun boylu adama çevirdi. Santia"nın aklından geçen tek bir kelime vardı. "Nerden her an başıma bir şey gelmek zorunda?" Uzun uzun şans Tanrıçasına dua etmeye başlamışken uzun boylu adam yaklaştı ve hafifçe Santia"nın yanağında gezdirdi parmaklarını. Santia boşta olan eliyle adamın koluna vurdu. Adam hiçbir tepki vermeden elini çekti.
"Cevap vermemen konusunda bir tepki vermedim ama hala bana vurma yetkisine sahip değilsin aşkım."
"Bana bu şekilde davranmayı kesmeni tavsiye ederim. Bırakın gideyim. Gecenin en kötü zamanında üç sarhoş adamın zaten kanlı ellerimde daha da fazla kan oluşturmalarını istemem."
Üç adam güzel ve kötülcül bir kahkahayla ortak tepkilerini verdiler. Adamların suratlarındaki sırıtışı net göremese de, Santia akıllarındaki şeyi tahmin etmekte zorlanmıyordu. Hep olurdu, hep başına gelirdi böyle şeyler. Ama aklının bir yanından da hakikaten güçlü göründüklerini de geçirmiyor değildi. Adam yeniden konuştu.
"Harika"hakikaten tırstığımı söyleyemeyeceğim aşkım ama bu gece beni çok eğlendireceğinden eminim."
"Ben olsam o kadar emin olmazdım."
Bu ses karanlığın en derininden gelmişti. Ne kadar tanıdıktı. Ve düşünmeye fırsat olmadan karşısındaki uzun boylu adam boğazını delen bir hançerle yere düştü. Kanlar akmaya bile fırsat bulamamıştı. Hançer tam isabetti. Santia gözlerini karanlığın içine doğrulttu ama onu görmek için beklemedi ve panikte olan iki adama kaydı gözü. Bileğini tutan adamın hayalarına bir tekme savurdu ve adamın iki büklüm olup inlemesini gözledi. Bileğinde sakladığı küçük hançeri hızlı ve çevik bir hareketle çıkarttı ve adamın doğrulmasına izin vermeden sıçrayıp arkasına geçti. Hançer adamın boğazına derin bir kesik açtığında her şey çok çabuk olup bitmişti. Adam yere düşme fırsatı bile bulamamıştı adeta. Diğerine, kurtarıcısının bulaşmadığını gördüğünde, izlendiğini ve sınava tabii tutulduğunu fark etti"aklında bir isim vardı"evet evet başka kim olabilirdi?

Üçüncü adamı karşısına aldı. Üstelik adam korkup kaçmamıştı bile "inatçı adamlar" diye geçirdi aklından Santia. Adamın "Kaltak" diye bağırışını da göz önünde bulundurup geçti saldırıya. İlk hançer savuruşu engellendi ve karnına iyi bir tekme yedi. İnleyerek geriye çekildi ve karanlığın içindeki kısık kahkahayı duydu. Aklından geçen düşündüğü kişiden başka birinin olmasının imkansız olacağıydı. Adama yeniden saldırdı ve fazla zaman geçmeden hançeri adamın kolunu baştan başa yardı. Adam gecenin içinde herkesi uyandırabilecek kadar yüksek sesle inlemişti. Santia adama baktı ve kısık ve caydırıcı bir sesle konuştu.
"Vaktin varken git serseri, diğerleri gibi yerde yatmak istemezsin herhalde."
Adam sadece baktı ve sonra arkasını dönüp hızla koşmaya başladı. Gecenin karanlığında yok olduğunda Santia olduğunu tahmin ettiği yöne döndü ve hançerini bileğine yerleştirip, ellerini kalçasına koydu.

"Abi karnıma yediğim her tekmede gülseydin seni öldürmemeye söz veremezdim."

Yeniden kahkaha geldi ve Lock, Santia"nın görebileceği kadar yakına geldi. Ellerini kavuşturmuştu ve yüzünde muzur bir gülümseme vardı.
" Eğer ağbiye trip yapılıp gidilirse neler geliyor başa anladın mı şimdi?"
"Hak ettin abi."
"Ã?yle olsun bebeğim ama gelmeseydim gece boyunca baya yorulacaktın bence. Hayır üç aç herifi düşünürsek."
Santia şaka amaçlı yumruğunu en hafif haliyle Lock"ın karnına indirdi. Lock"ın çıkardığı yapmacık inleme sonrası gülümseyişi Santia"nın en sevdiği mimiklerini oluşturuyordu.
"Abi hançerin olmasa da kurtulabilirdim."
"Aha! Hiç kuşkusuz""
"Dalga geçme ciddiyim."
"şaka maka kardeşim hançerde bayağı ilerlemişsin. Yoksa hırsız adı altında suikastçilik mi yapıyorsun;?"
"Tanrıçam korusun"asla.."

Lock güzel kahkhasıyla aynı anda tek kolunu Santia"nın omzuna attı. Santia o sıcaklık ve sevgiyi hissedip Lock"ın yan tarafına yasladı başını ve iyice sarılmasına izin verdi. Yağmurun üşüttüğünü o an daha keskin hissetti Santia. Lock"nasıl özlemişti onun sıcaklığını ve güvendiği yegane gerçekliği".

"şimdi bitanem"loncana götür bakamlı beni""
Santia hiç itiraz etmedi. Dudaklarını kıpırdatacak hali yoktu zaten. O sıcaklık ve sevgiyle kendinden geçmişti ve abisinin sarılan kolunun bileğini tutup, gözlerini kapadı, "sağa dön." Dedi ve onun yolu kontrol etmesine bıraktı her şeyi. Ne güzeldi yeniden absinin sarılışını hissetmek"
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

TEHLİKEDEN KÃ?PRÃ? ÖZERİ

İş ne kadar uzardı bilemezdi ama vampir hatuna gitmek uzun bir yol gerektirecekti. Abisini loncayla tanıştırmış ve olanları anlatmıştı. Zaten bir gemiye ve kaptana ihtiyaç duyan lonca bunu atlarcasına kabul etmişti. şimdi herkes hazırlanmış, maceranın başlamasına ramak kala birbirlerinin üzerinde gezdiriyordu gözlerini. Abisi gemiyi hazırlamak için gitmiş ve lonca Ran"ın emir vermesini bekliyordu.

Fazla beklemediler"emir hızla geldi ve herkes ayağa kalktı. Ran"ın hızlı adımları ardı siyah kıyafetlerin içinde gemiye ilerlediler. Abisi gemiyi çoktan hazırlamıştı. Güverte de duruyordu, herkes yerine geçtikten sonra Santia abisinin yanına gitti.

"Abi eğer bu işte bi şey olursa sana"ödersin."
"Neyle cesedimle mi?"

Santia fazla şaka anlamı taşımasa da amacı farklı olan sert yumruğunu abisinin indirdi. Lock yerinde kıvrandı ama gülümsüyordu, ona göz kırptı ve alnından öptü.

"Kafanı takma bitanem..hiç bir şey olmayacak.."

Santia, ona sarıldı ve arkadaşlarının yanına gitti. Abisi dümendeydi"yol uzundu, deniz onları konuk ettiği sürece".her şey yolunda gidecekti"eğer gökyüzü bir oyun oynamazsa"
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

Uzun geniş bir vadiydi onları götürdükleri. Lock gemide kalmıştı ve onlar vampir güzeline yakalanmadan işi halletmeye, anahtarı çalmaya çabalayacaklardı! Hepsi farklı yerlere, malikanenin etrafını sardılar ve gecenin en karanlık anını beklemeye başladılar. Ran bu işte iyiydi. Organize etmeye iyi biliyordu ve emirleri tekrarlatılmadan gerçekleşiyordu. Malikanenin etrafında dolaşan yarasaların çokluğunu görmezlikten gelebilmek imkansızdı! Ã?ığlık atarak etrafılarında dolaşıyorlardı ama henüz onları fark etmemişlerdi. Henüz sesleri onlara çarpmamıştı. Zaten imkansızdı, durdukları yerleri böcek bile bulamazdı! Ran"ın işaretini beklediler. Uzun bir gecenin, tehlikelerle onları beklediğinden emindi Santia . Derin bir nefes aldı ve Ran"ın verdiği emirle, malikanenin alt girişi olan kanalizasyon kapağı gibi kapıyı açtı. Yanında bayan bir suikastçi vardı. Suikastçi? Hem arkasını kollamak zorundaydı hem işini yapmak! Lanet olası bir halde ilerlemeye başladı.

Girdiği yer malikanenin b,ir kaç kat aşağısıydı ev toprak kokuyordu her yanı. Ama bulunduğu ve hafızasına kazıdığı yerlerin çok önemli işlevlerinin olduğuna emindi. Ayinler muhtemelen burada gerçekleştiriliyordu. Etrafta kandan halılar vardı adeta. Mide bulandırıcı ama beklendik bir görüntü. Kadına bakmıyordu ve zaten onun da kendisiyle ilgilenmediğinden emindi. Yan yana ilerliyorlardı. Karanlık rahatsız ediciydi ama gözleri alışmıştı. Sorun, sorun olmaktan kalkmıştı kısacası. İlerledikleri yerin son kısmında bekleyen iki nöbetçiyi fark edebilecek kadar da iyi görmeye başlamışlardı. Suikastçiyle bakıştılar ilk kez ve onay halinde başlarını sallayıp, sağ ve sol olmak üzere duvara yakın kaldılar. Santia sağ taraftaydı. Adımlarını beraber atıyorlardı ve çok sessizlerdi. Çok sessiz"

İkisi de hançerlerini ellerine aldırlar ve nöbetçilerin hiçbir tepki vermeye zamanlarını bırakmadan, temiz kesiklerle onları yere bıraktılar. Hala sessizlerdi. Hiçbir tepki vermiyorlardı. Tek bir kelime etmiyorlardı. Dışarıyı kontrol ettiler ve çok da geniş olmayan bir alandan merdivenlerin çıktığını gördüler. Hafif yanan meşaleler bile o karanlıktan sonra gözleirni rahatsız etmişti ama alıştılar ve etrafı kontrol ederek ve Santia için zor olsa da birbirlerine güvenmek zorunda kalarak ilerlediler. Yavaş yavaş merdivenleri çıktılar ve buluşma yerini bulmak için bakındılar. Bir üst kat"bir kat daha ve giriş katı"dev kapının önünde uzanan uzun ve mükemmel döşenmiş koridor hayal edilebileceğinden daha muhteşemdi. Parlak mavi mermerler, gecenin maviliğini yansıtıyor, parlaklıkları ise yıldızları temsil ediyordu. Duvarlardaki portreler kadının vampirlik geçmişinden kesitler sunuyordu adeta. Güzel kontesler, yakışıklı kontlar ve daha bir çok şey. Kanla bezeli heykeller, vahşetin tüm kelimelerine ağır anlamlar yüklüyordu.

Etrafta olanlar için gözlerini gezdirdiklerinde, dört r giriş kapısında ve ikişer ikişer diğer kapılarda olmak üzere 20 den fazla nöbetçi vardı. Birbirlerine bakındılar ve ikisinin de mimikleri endişeyi yaşatıyordu. 20 den fazla nöbetçi onların ellerinde ölemezdi. Bunu başaramazlardı. Beklemek"burada olduklarını bilemezlerdi. Aşağı yeniden inmek belki iyi bir fikir olabilirdi"

Beklemedikleri bir şey, çıktıkları alt kapı büyük bir sesle kapandı. Merdivenler çekildi ve mermerlerde kaymak üzere bırakılmış çocuklar gibi dona kaldılar. Bir anda tüm meşaleler yandı. Tüm koridor parlaklığını daha da canlı kıldı ve alevlenen meşaleler gözlerini acıttı. Bir kahkaha"kısa ve kötülcül bir kahkaha yankılandı kulaklarında, baş ağrıtıcı ve huzursuz, keskin bir kahkaha! Derin ve acımasız. Tüm nöbetçiler aynı anda yere diz çöktüler, tek dizleri üzerine!

Santia ve suikastçi hala kıpırdayamıyorlardı. Bir anda ışıldayan malikane nasıl bir uyarı verirdi diğer arkadaşlarına"? Diğer koridorlardan birine açılan kapıdan içeri uzun boylu, bembeyaz teni üzerinden akan simsiyah saçlarının parlaklığını mermerlerden daha muhteşem kulan mücevherleriyle bir kadın girdi. Muhteşemdi"herkesin hemfikir olabileceği tek bir düşünce. "muhteşem"

Kadının üzerinde kan kırmızısı ipek bir kıyafet vardı. Bir bacağını derin bir yırtmaçla açıkta bırakan bir elbise. Korsesi oldukça dikkatli ve cesurca dikilmiş gibiydi. Ve omuzlarından aşağı dökülen saçlarıyla aynı renkteki pelerini onu asil kılıyordu. Sesi soğuktu ama nefes kesici.

"Vay vay vay! Konuklarım var ha? İki güzel bayan! Daha güİki güzel bayan! Daha gül karşılamak isterdim sizi."

Santia sinirini bozan bir tavra karşılık verecekken, suikastçinin engellemesiyle vazgeçti. Kimse cevap vermedi. Sadece kadının topuk sesleri mermerde yankılanıyordu ve malikanenin tümünde başka bir ses yoktu. Tek bir ses!
Kadın yeni bir kahkaha daha attı ve nöbetçilerden ikisine emir verdi. Bu kez sesi nazik değildi ve korkutucuydu.

"Onları üst zindana götürün"ama nazik davranın."

Son cümlesinde bir nida, tam tersinin yapılması gerektiğini anlatır gibiydi. İki nöbetçi bayanları kollarından tuttu ve ilerlediler. Santia da suikastçi de karşı koymadı yapabilecekleri en fazla dört ya da beş nöbetçiden kaçmaktı. Enin de sonunda zindan olmak zorunda bırakılacaklardı. Sadece şans tanrıçasına dua edebilirlerdi, arkadaşları kaçmayı başarsınlar diye".
"""""""""..

Lock malikanenin bir anda ışıldayan halini görünce ellerini sıkıca geminin demirlerine koydu. Endişe şimdi hiç istemediği bir durum oluştururdu. Dua etse""Tanrım yalvarırım; ışığın kardeşimin saçlarını ışıldatsın""
Başını eydi ve ellerine damlayan bir kaç damlanın yağmur olduğunu varsaydı!
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

SOğUK DEMİRLER:".

Nöbetçilerin, sürükleyen hareketleri, can acıtıcıydı. Derin bir nefret akıyordu her birinin parmağından. Santia öfkeden burnundan soluyordu ama bu ifade şekli onları fazla etkilemiyordu. Zindanlar boştu ya da ölü ve kanı tamamen emilmiş insanlarla doluydu! Bembeyaz tenler ve boğazlarından aşağı inen kurumuş kanlar. Onları ise o kadar da zarif olmayan bir hareketle hücrelerden birine attılar. İkisi de dizlerini yerde sürüyerek duvarların en dibine çekildiler. Karşılıklı duvardaydılar. Aralarında ki karanlık sadece birbirlerinin gözlerindeki parlaklığı gösteriyordu. İkisi de dizleriniş karınlarına dayadı ve soğuk taşın bedenlerini baştan sona sarmasını beklediler. Nöbetçi askerler kahkahalar atarak çıktılar. Demir kapının kapanma sesi geldi. İşte şimdi kader de birlikte kalmak zorunda bırakıldığı yandaşını tanımak zorunda hissetti kendini Santia. Sesi fısıltı halinde ama cesur, kendinden emin çıkıyordu.

"Adın ne?"
"Merony."
"Ben Santia"."
İkisi de yeniden sessizliği kabul etti ama bir süre sonra Merony tekrar konuştu.
"Ne garip değil mi? Birbirimizle tanışma zahmetine bile girmedik ama zor duruma düşünce belki de yalnız olmadığımız için şükreder konuma geldik."
"Evet garip."

Sessizlik onların başlarını ağrıtmaya devam ettikçe, inadına konuşuyorlardı. İş erkeklere küfretmeye kadar gelmişti ve kahkahalar bile atmışlardı ama bu kahkahaların içinde, arkadaşlarının kurtulmuş olmasından emin olmaya başlama mutluluğu da vardı. Onların konuşması ve gülüşleri dışında hiçbir ses yoktu. Sanki boş bir kuyuya atılmışlardı"sesleri sadece yankılarını buluyordu.

********

Gemiye tek tek çıkan hırsız ve suikastçıların arasında kardeşini aramaktan bıkmamıştı Lock. Ta ki omzuna bir el konana kadar. Elin sıcaklığındaki anlam anlayış ve destekti"Lock"ın bulmamak için yalvardığı teselli. Omzunu silkti ve Ran"ın elini itti. Amaç onu kırmak ya da öfkesini ona aksettirmek değildi. Zaten Ran da bunun farkındaydı. Lock göz yaşlarını kimseye göstermemek için arkası dönük konuştu.
"Öldü mü?"
"Hayır"yani bilmiyoruz""

Lock bu kez göz yaşlarının görünmesini umursamadı ve yüzünü ona döndü. Ran"ın gözlerinin içine baktı. Büyük bir öfke, derin ve katıksız. Ran şaşırdığını belli etmeden onun bakışlarına karşılık verdi. İki adam aynı boydaydı"ve ikisi de yakışıklıydı. Gece onlar için hoş bir sunum yapıyordu ama öfke bu görüntüyü farklı anlamlara taşıyordu. Lock iki parmağını birleştirip, Ran"ın omzuna vurdu. Ran irkildi ama sakindi. Başını eydi ve bu agresifliği hüzne verir gibiydi.

"Onun öldüğünden bile emin değilsiniz ve orada mı bıraktınız?"
"Bu kuraldır. O da bunun için dua etmiştir içeride. Eğer diğerlerini tehlikeye düşürecekse geriye dönmeyiz."
"Lanet olsun, yerin dibine girsin kurallarınız. Kız kardeşim orada ne olduğu bile belli değil ve fahişe bir vampirin ellerinde rahat olacağını falan mı düşünüyorsunuz?"
"Tabiki hayır!..."
"O zaman neden onu orada bıraktınız?"
Lock sesinin yükselen tonun, gemideki herkesi susturduğunu fark etmedi. Herkes onları seyrediyordu ve Ran öfkenin hüzne bağlı anının çizmeyi aştığını düşünmeye başlamıştı. Gözlerini hızla Lock" a kaldırdı. Uyaran bir anlam vardı. Sesi kısık ama öfkeli tonundaydı.
"Lock! Sakin ol!"

Gemi hala sessizdi. Ran nasıl bir ifade şeklini kullandığının farkındaydı. Lock buna karşın alaycı bir kahkaha attı"hüzünle. Sonra o da sesini kıstı ve kafasını ona daha da yaklaştırarak dişlerinin arasından konuştu.
"Senin bırak kardeşi, dostluktan anladığını hiç sanmıyorum Ran!"
Ran gözlerindeki öfkenin kıvılcımını görmese de hissediyordu. Lock gözlerini ondan kaçırmadı ve arkasını dönüp, demire tutundu. Gemiden atlayacakken durdu.

"Gemi yürütmek kolay, karadan kalkmayı başardığın an! şimdi ben sizin yapmanız gerekeni yapmaya gidiyorum. Eğer yapabileceksen, ben bu boş arazide koşarken öldür beni, cesedimi toprağa göm lanet herif!"

Sonra kendini vadinin ne soğuk, ne sıcak ortamında, toprağa attı. Yukarıdan yanındaki arkadaşının elindeki arbeleti kaldırıp doğrultmasına başta karşı çıkmadı ama mekanizmanın çalıştığını duyduğu an onu durdurdu, hala gözleri koşan adamdaydı. Gemideki adamlar Ran"a bakarken"yanındaki adamın konuşmasını dinledi.
"Ran bırak herifi öldüreyim."
"Hayır! Bu bizi zora sokar. Kaldı ki onlun yaptığını muhtemel Faras da yapardı ve ben onu durdurmazdım."

Sonra arkasını döndü ve üzerinde kemerlerini ve pelerinini geçirdi. Silahlarını taktı ve güverteye yaslanmış duran uzun boylu bir kadına işaret etti.
"Ajah benimle gel!"
Herkes donakalmıştı. Birinin sorması gerekti ve geçte kalmadı. Ran gemi merdivenlerinden inerken soru geldi.

"Nereye Ran?"
"O adamı hayatta yalnız bırakmam. Ve"o kız ölürse"hepimiz ölürüz!"
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

İLERLERKEN

Yüzyıllardır bu derece sıcak ayak izleri oluşmamıştı toprakta. Lock, nasıl koştuğunu bilmeden ve hatta koştuğundan emin olmadan ilerliyordu açık vadide. "Nasıl bırakırlar?" diye isyan ederken, göz yaşları koşuşunun hızıyla tuzla buz oluyordu. Toprak uzun zamandan sonra kan yerine, göz yaşının tuzlu tadını hissediyordu. Santia karanlığı severdi ama dostsuz bir karanlık mide bulandırıcı olabilirdi. Malikanenin arka kısmındaki tünel geçişine ilerledi. Bilmiyordu, yolun tek bir kısmını bilmiyordu. Bunlar sadece tesadüfler olmuştu.

Yavaş olması gereken adımları oldukça hızlı ilerliyordu. Ses de aynı orantıda farklıydı. Ve karşılayan vampir sayısı da. Dört uzun boylu, bembeyaz tenleri ürkütücü vampir vardı karşısında. Hepsinin ellerinde güzel kılıçlar ve gözlerindeki kana susamışlığın anlamı vardı. Lock kılıcını çıkardı savurmaya başladı. Karşılıklar sertte gelebiliyordu, beklenmedikte. Ama ilkinin boğazını kemeyi başarmış, ikinciyi yere sermişti. Üçüncü ve dördüncü ise alınlarından giren birer okla öldüler"

Lock hızla arkasını döndü ve sinirli halinin en sert durumuyla baktı okların geldiği yöne. Ran ve Ajah oradaydı. Ran"ın hafif ukala gülümsemesi, Lock"ın da gülümsemesine neden olmuştu. Lock"ın şaşkın bakışına karşılık Ran sesinin en muhteşem tonuyla konuştu.
"Ne yalnız başına gebermeni mi bekleyecektim?"
"Hayır beni yalnız gebertmeni bekliyordum."
"Sen bize lazımsın Lock! Ve iyi bir adamsın!"
Lock muzurca gülümsedi ve kendisini takip etmelerini işaret ederek konuştu.
"Bu kadar emin olma! Unutma ben bir korsanım."
"Ne var ben de hırsızım ama benden korkun dediğimi duydun mu hiç?"
"Demiyorsun sen bakıyorsun!"
Ran ve Lock"ın gülümsemesiyle, simsiyah saçları olan Ajah ilk kez konuştu.
"Beyler susun ve ilerleyin."

Ran ve Lock birbirlerine bakıp, kadını tebrik eden nidalarla, ıslık çalıp, yola devam ettiler. Ã?ıktıkları son merdiven, ilk koridorun mermer parlaklığını yansıtıyordu. Soğuk ve ürkütücü mermer parlaklığı.
"Beni izleyin! Haritayı ezberledim sayılır. Zindanın yerini biliyorum!"
Üçü birlikte aynı yolda ilerlerken, Lock"ın hislerini hiç de hoş bir halle işleve geçirmeyen rüzgar, her ikisinin de kulaklarını uğuldattı.
Bunun ne olduğunu anlamak için etraflarına bakınırken seslerin sessizliğinde, yaprak hışırtılarının boşluğunda, tek bir rüzgar sesinin anlamını aradılar.
Zindan yolu kesinlikle karanlık ve boğucuydu ama basit! Zindanlar"o kadar çoktular ki"hepsini aramak saatler sürecekti"
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

UYARI!

Hızla ilerlerken onlar tek bir ses bile çıkmıyordu. Ne onlardan, ne etraflarındaki soğuk taş mimarîden. Uzun uzadıya gittikçe giden zindanlar baş döndürücüydü. Parmaklar kanlarla kaplı, dokunulmamasını içten haliyle söylüyordu. Hiç nöbetçi yoktu. Lock"ın içini huzursuz edende buydu. Aynı şey Ran içinde aynısı geçerliydi ve belki de Ajah hislerince de.

"..

Santia, volta atıyordu. Sıkıntısı içini kemiriyordu. Kurtarılacaklarını ummadan, abisinin bir delilik yapmaması için yalvarıyordu. İlk kez Tanrıçasına yalvarıyordu. Merony ise Santia"nın adımlarını seyrediyordu.
"Sanırım bizi akşam yemeğine saklıyorlar."
"Muhtemelen."
"Nasıl başardık yakalanmayı!"
Merony yumruğunu duvara vurdu ve dudaklarından küfürün hakkını veren bir ses çıktı. Santia, çarpık bir gülümsemeyle durup ona baktı.
"Benim küfür hakkımı da sen kullan!"
Merony o kızgınlığın arasında ona gülümsedi ve başını eydi. Santia yeniden onu süzüp yürümeye devam etti. Öleceğini bilerek, duvarlardan umut dilenmek, aynı anda yapılmaması gerekenleri düşünüp, umutları söndürmek inanılmaz bir yüktü. Kısa zaman sonra boynunda hissedeceği dişleri düşünmek yakıyordu ruhunu"sıcak ve garip kokan kanın teninden akışı"
"Kanın kokusu geldiğinde yerlerinde duramıyor bu kan emiciler!"
"Onlar vampir Siltia"işleri bu!"
"""

İlerledikleri koridorun bir anda gelen fısıltıyla karanlıklaştı. Kulaklarını uğuldatan melodi, tüyleri diken diken yapacak türdendi. Grinin kırmızıyı bu derece kamufle edebilme yeteneğini hiç gözlememişti Lock. Ã?nlerinde beliren üç vampirin kendilerini o koyu rengin içinde gösterebileceğini de tahmin etmezdi.

Bakışlarını kanlı anlamıyla resmeden vampirler bedenlerini duvara yaslayan iki vampir, saldırıya hazırlanan tek vampir halinde duruyorlardı. Lock, Ran ve Ajah oldukları yerde kaldılar. Bu fark edilişi beklemiyorlardı. Birbirlerine baktıkları andan itibarense yapacak bir şey olup olmadığını anlamışlardı. Yoktu! Lock ellerini iki yanda işaretledi ve Ajah ile Ran"ın geriye koşarak sönmelerini söylemeye çalıştı. Anlaşıldı ama bu kabul edilemezdi. Lock"ın sert bakışlardı da bunu kabul ettiremedi. Vampir yaklaştı ve Lock"ın kılıcını kaldırmasına zaman tanımadan onun yere diz çökmesini sağladı. Elini boğazına götürdü ve sadece tehdit anlamıyla hafifçe sıktı. Diğer vampirlere işaret verdi. Ran ve Ajah ile ilgilenmelerini anlattı. Bir süre sonra Lock"ın bağırışı tüm zindanı inletti.
"Hadi Ran! Gidin artık!"

Bu bağıran sesle ciddiyeti tüm şekliyle anlayan Ran, Ajah"a işaret verdi ve geriye doru kıvrak bedenler tüm hızıyla koşmaya başladı. Vampirler çığlık atıp teleport olduklarında sadece bir tanesi kalmıştı. Lock boğazında hissettiği soğuk elden rahatsızlığını küfürleriyle anlatıyordu. Vampir sesinin soğuk tınısıyla tıslarcasına konuştu.
"Taze kanı ayağımıza getirme jestinde buluduğun için teşekkür etmeliyim sanırım."
"Pis herif.."
"Ama henüz aç olduğumu pek sanmıyorum."
Bir kelimeyi dudaklarından çıkaramadan göz kapaklarının ağırlığına dayanamadı ve uyanmamayı dileyerek, vampirin büyüsüyle bedenin havalandığını hissedip, bayıldı!
"

Ran ve Ajah malikaneden çıkmayı başarıp, duvara yaslandılar ve nefes nefese kaldılar. Vampirler peşlerinden gelmemişti ama belli olmazdı. Lock"ı arkada bıktıklarına inanamıyordu ama onun sesindeki emir veren anlam inanılmaz ve karşı koyulmazdı.
Sesindeki hüznü yansıtmamaya çalışarak konuştu.
"Lock arkada kalmayacak Ajah! Ama bu ez iyi döneceğiz oraya."
"Nasıl yani? Ran! gözlerindeki öfkeyi sevmedim."
"şimdi gemiye gidiyoruz ve ii bir planla içeri giriyoruz..tek şansımız vampirleri öldürecek dikkati her an sağlamakta!"
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

şANS!

"Çok sıkıldım bu lanet yerde."
"İnan bana ben de Santia!"

Belki de bu iki cümle en iyi şekliyle anlatıyordu bulundukları durumu. Karanlık ve iç karartan bir taş mimarinin içine hapis olmuş iki kadın, sıkıntının bu derece anlaşılmaz ve dayanılmaz olduğunu henüz anlıyordu. Vampirlerin soğukluğunu yaydığı her bir taş parçası, tadı alınan her bir kanın damla damla kokusunu taşıyordu. Lanetli olmanın nefreti her yerdeydi. Her bir duvarda, her bir parmaklıkta bu lanetten esintiler vardı. Santia karanlığın ışığıyla güzelleşen gözlerini karşı duvarda tutuyordu. Merony, Santia"nın dikkatini çeken şeye karşı duruşunu seyrediyordu. Korkuyorlardı ve bunu dile getiremiyorlardı. Santia"nın aklında Lock vardı ama onun sesini duyamamak aklını karmakarışık kılıyordu. Ne yazik ki bir şeyden emin oluyordu. Abisini iyi tanıyordu ve kendi için buraya döneceğinden emindi. Bu da onu en korkutan kısımdı. Asıl acı çektiren düşünce"

""..

"Ran bu çok saçma."
"Saçma olan kısmı ne Ajah? O olsa ne yapardı sanıyorsun?"
"Saçma sapan bir korsan için bir sürü adamımızı kaybedebiliriz Ran!"
Ran hızla yürürken çıkan cümlelerden sonra aynı hızla durdu. Ajah"a döndü ve gözlerindeki öfkeyi bakışlarıyla en derin şekilde ona da anlattı. Ajah geri çekildi ve bakışlara karşılık vermedi.
"Ajah! Saçma sapan bir korsan sence onun kişiliğini taşır mıydı
?"
Ajah cümlesinin ardındaki pişmanlığı yola devam ederek belli etmemeye çalıştı. Ran arkasından baktı ve sonra yürümeye devam etti. Gemi onları ilgiyle karşıladı. İki kişi ayrılmışlardı en son ama hala iki kişilerdi. Kurtarmaları gerekenler kurtarılmamıştı. Herkes bunun anlamını anlamaya çabalar halde bakıyordu güverteden onlara. Ama kimse soru sormaya cesaret edemiyordu. Ran"ın gözlerindeki öfke, kızgınlık kelimesinin her bir kelimesini alevli kılıyordu. Ajah ise Ran"ı kızdırdığı belli bakışlarıyla gemiye ilk girendi. Çok a kişi onun Ran"a karşı hissettiklerini bilirdi. Bu bilenlerin bir çoğu da tahmin ettikleri içindi. Onun bakışlarının ve tavrının her an ,için Ran" farklı olduğunu savunurlardı tahmin edenlerde.

"..

Lock başını çarptığı yerin ağrımasını durdurmak için dua ediyordu. Dayanılmaz bir ağrıydı. Zindan da tek başına kalmak ayrı bir eziyetti. Lock zindanlara alışıktı ama bu soğuk ve ıssız yerde değil. Her bir duvar parçasının üstüne üstüne gelişini dayanılmaz kılan şeyler vardı burada. Bir esinti ve bir kuraklık aynı anda eritiyordu tenini. Vazgeçti anlamaya çalışmaktan. Gözlerinin önüne Santia"nın muhteşem yüzünü getirdi. O masumluğu ve kendine duyulan sevgi dolu gözlerini, bakışlarını getirdi. Başının ağrısının geçtiğini hissetti. Gözlerini kapadı, muz mavisi gözlerinin kirpiklerin arasında kayboluşunu kimsenin göremediğini bilerek. Hafif bir gülümsemeyle arkasına yaslandı.
"Ah! Ufaklık başımı derde sokuyorsun. Ama hep sevgimin en kudretli haline sahip oluyorsun!"
Onun fısıltı halindeki sesi de olsa zindanda yankılandı ve belki de, üst zindana kadar çıktı ağzından çıkan cümlelerin her bir notası.

".

Ran adamlarına verdiği emrin gerçekleşip, herkesin hazır hale gelmesini bekliyordu. Uzaklara dalmıştı gözleri. Belki de hissettiği bir şeyi bekliyordu. Sis yoktu bu akşamda ve gündüz hiç olmayacak gibiydi bu lanetli topraklarda. Beklediğinin ne olduğunu bilmeden ilerideydi gözü ve bir heykel traşın elinden çıkabilmiş en iyi gemi heykeli göründü. Saçları omuzlarında esrarengiz bir kadın yüzü".bu kadar muhteşem verilebilirdi bir heykele bakışlarındaki anlam! Gemi tanıdıktı"çok tandık. Ran yüzündeki belli belirsiz gülümsemeyle arkasını dönmeden tayfasına bağırdı.

"Bayanlar ve baylar"geç kalmış olmamız birilerini korkutmuş anlaşılan. Faras"ın gemisi"ni karşılayalım!"
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

SONU BİLİNMEYENLER!

Faras ve Ran uzun zamanın özlemini birbirlerinde eritir gibi, dostluğun en sıcak haliyle sarıldılar! Faras"ın gözleri ışıl ışıldı, Ran bu mutluluğu nasıl altüst ettiğini görmekten hiç hoşlanmayacaktı.
"Faras anlaşılan işi yapmışsınız?"
"Evet ama geciktiniz. Buluşma noktasında bir gündür yoksunuz."
Ran, bunun nedenini nasıl anlatacağını bilemeden eğdi başını. Faras bunu fark etmişti ve arkadaşının bu hali genelde hiç hayra alamet değildi. Ran"ın omzuna teselli amaçlı tek elini koydu. Ran sanki ayakta kalmasını o el sağlıyormuş hissiyle duruyordu.

"Faras üç kişi içeride kaldı."
"Ne?"
"Yakalandılar."
"Lanet olsun kimler?"
"Merony, Lock ve"Santia!"

Faras dona kaldı. Eli hala dostunun omzunda gözleri dalgın dona kaldı. Fakat o hüzünlü hali çok uzun sürmedi. Kendini toparladı ve en gür sesiyle bağırdı.
"Millet silahlarınızı donanın. Ran sen de bana malikanenin haritasını getir."

****

Zindan kapısı açıldı ve Merony, uyuklar halinden kurtuldu. Santia zaten duvara yaslanmış duruyordu. Uyku onu ziyaret etmemek konusunda oldukça inatçıydı. Kapıyı açan diğerlerinden giyimiyle bile ayrılan bir vampirdi. Kanında bu lanet dolaşmadığı düşünülseydi eğer, oldukça da yakışıklı denebilirdi. Kapıdan ieçri girmedi sadece Santia"yı işaret etti.
"Benimle gel!"
Santia, Merony"e baktı hızla. Korku onun gözünde de en belirgin haliyle şekillenmişti. Zindan mezarlık gibi geliyordu onlara, artık bu mezarlıktan çıkabilmenin tek yolu olan "ölüm""e yaklaştıklarını hissediyorlardı belki de. Kanları donuyordu. Kapıda ki vampirin gözlerine baktıklarında bile, hissetmeseler de, kanlarının ne kadar arzulandığına şahit oluyorlardı.

Santia adımlarını hızlı kıldı ve vampirin önünden geçti. Kapı arkasından kapanırken, vampirin bakışlarını boynunda hissediyordu. İster istemez eli boynuna gitti ve ağrıdığını hissedermiş gibi ovdu. Vampirin garip bir gülümsemeyi yüzüne getirdiğine emindi. Üstelik fısıltıyla konuşan vampir nefesini tüm bedenini ürpertircesine kullanmayı da başarmıştı. Üstelik nefes almayan birinin ölüm nefesiydi bu!
"Korkma tatlım. Henüz aç değilim inan bana!"
"Lanet olası kapa çeneni"."
"Aaaa yapma bu kadar kokutuyor olamam seni, değil mi?"
"Hayır korkutmuyorsun"iğrendiriyorsun."
Santia ne geleceğini düşünmeden söylediği cümleleri aklından tekrar geçiremeden, vampir elini boğazını sıkar halde getirmiş, duvara yaslamıştı. Santia, vampirin elini tutabiliyordu sadece. Vampirin yüzü oldukça yakındı.
"Ben aç değilim dedikçe, acıkmaya zorlama tatlım. Yerinde olsam kurduğum cümleler dikkat ederdim. Ã?elik gibi sinirlerim yoktur. Üstelik sinirlendiğimde ne yaptığımın farkında olmam."
Sonrasında soğuk bedenini daha da hissettirirken Santia"ya, burnunu boynuna değdirdi ve çok hafifçe de olsa ürpermesine sebep olacak şekilde dudaklarını. Santia nefes alış verişinin hızlandığını fark etmemişti bile. Vampir gözlerini hızla onun gözlerinin hizasına getirdi. Kırmızının alev hali vardı göz bebeklerinde. Vampir onu bıraktığında, Santia boynunu ovdu ve yürümeye devam etti. Nereye gittiğini bilmiyordu ama bu işin sonunun ölüm olmasını dileyeceğine dair içinde bir his vardı.

****
Faras harita da tek tek gösterdi kimin nerde olacağını. Yerler ve kişiler belli olduğunda, Ran tek kelime bile etmemişti. Faras"ı hiç bu kadar kararlı görmemişti belki de, bu yüzdendi sesini çıkartmamasının sebebi. Ama strateji de akıllıcaydı. Düzeltilmesi gereken bir yeri yoktu. Yine de bunun onayını almak içi Lock"ın yanlarında olmuş olmasını çok diledi.

****

Lock dirseklerini, dizlerine dayamış, öne doğru eğilmiş haliyle oturuyordu. Düşünüyordu, sürekli düşünüyordu. Düşünmeyi severdi de ama bu yalnızlıkta, ölüm yalnızlığında düşünmek"
Sessizliğe, sessizlikle eşlik ederek düşünmeye devam ederken, önünde beliren beyaz ten irkilmesine neden oldu. Kafasını kaldırdı ve gözleri, güzel ama vahşi bir görünüşü çizdi zihnine. Vampirlerin lanetli bakışlarını üzerinde hissetmek, ölümü dilemesine sebep oluyordu. Kadın malikanenin sahibi olan olmalıydı. Anlatılanlarca aynı kelimeler belirdi aklında çünkü. O kadar gerçekti ki güzelliği ama ölüm tüm teninde yerini edinmişti. Ne kadar muhteşem olabilirdi?

"Ah! Bu kadar yakışıklı olduğunu söylememişlerdi."
"Ne fark eder ki?"
"Benim için fark eder hayatım."

Kadın yaklaştı ve elini Lock"ın omzunda gezdirdi. Yüzünü yüzünün yakınına getirdi ve tenini hissetti. Kulağına yaklaştı ve fısıltı halinde konuştu.

"Mesela beni keyiflendirebilirsin."

Lock hızla ayağa kalktı. Kadın olduğu yerden kımıldamadı. Lock"ın yüzü oldukça öfkeliydi ama kin bir türlü karşısındakini etkileyemiyordu. Kinle beslenen bir ruhu nasıl etkileyebilirdi ki?

"Asla!"
"Sana bunu sormadım hayatım! Zaten bunu yapacaksın. Ölümünü geciktirecek ve inan bana yerinde olmak isteyecek çok kişi var."
"O zaman yerimi alsınlar lanet olası."
"Aaa yapma ben ister miyim sanıyorsun!"

Kadın yeniden Lock"a yaklaştı ve dudaklarına şehvetli bir öpücük kondurdu. Lock geri çekilmeyi denedi ama yapamadı. Kadın bakışlarını onun gözlerinin hizasında tuttu.
"Seni istersem"benimsindir hayatım!"
Lock gözlerinin kapandığını hissetti. Kendini kendinde tutamıyordu ve göz kapakları taşıyamayacağı kadar ağırlaştığında, en son şahit olduğu şey kadının elbisesinin üzerinden kayıp, muhteşemliği sergileyişiydi.

****

Gemi hemen hemen boşalmıştı. Faras son emirleri de vermişti. Artık yapacakları şey için kimse suçlu olmayacaktı. Ran"ın aklından geçense, kimsenin geriye dönememe düşüncesiydi. Yok etmeye çalıştığı düşünce, terk edemediği düşünce!
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Ghost_OF_A_Rose
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 338
Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
Contact:

Post by Ghost_OF_A_Rose »

Ã?LÃ?MÃ?N KOKUSU MALİKANEDE

Lock gözlerini açtı, soğuğun rahatsız etmesi nedeniyle. Ne yaptığını bilmiyordu, başı dönüyordu. Gözleri açılmayı reddedercesine acıyordu. Hala hücresindeydi. Ama üşüyordu. Yerde yattığını hatırlamıyordu. Üstelik uyumak için uzandığını bile hatırlamıyordu ve"soyunduğunu.! Pantolonu yanına atılmıştı ve gömleği daha uzağına. Kalktı bedenini üşüme nedenini sona erdirmek için iç çamaşırını ve pantolonunu çok hızlı giyindi. Gömleğini alması için ayağa kalkması gerekiyordu ama hali yoktu. Gördüğü en son şeyi hatırlamaya zorladı kendini"güzel, beyaz bir ten. Anlamaya başladığında küfürleri, sesinin en kızgın haliyle zindanda yankılanıyordu. Ayağa kalkmak için zorladı kendini ve zar zor da olsa, başı dönerek kalkıp, gömleğini aldı.

Kanla beslenmek zorunda olmayan bir kadın olsaydı ve normal bir konumda, ortamda bulunulsaydı, her erkeğin isteyeceği bir kadın olurdu ama burada değil ve o kan içmeye devam ederken değil! Yaptığı şeyden iğrenmeye başladığında, bu konuyu düşünmemeyi tercih etti. Ã?ünkü fark etmemişti, onu öptüğünü bile hatırlamıyordu. Bu onun suçu değildi. Suçta değildi o zaman. Lanet okudu ve düşünmemeye karar verdi. Aynı şeyi biraz önce de yapmıştı ama hala düşünüyordu.
"Kes şunu Lock!"
Ne komik kendi kendine konuşan bir adam oluvermişti. Sinirleri gerilmişti ve bundan sonrasında neler olacağını düşünmek istemiyordu. Ã?fkesi kontrol edilemediğinde hoşa gitmeyen durumlar söz konusu olurdu. Ne yapabilirdi ki"en fazla?

****
Santia, nefes alırken bile ona bakmaya devam ettiğini bildiği vampirin getirdiği yerin kapısından içeri girdi. Buz mavisi gümüşlerin muhteşemliği dile gelmezdi. Malikanenin leydisi muz mavisi koltuğunda, minderlerin içine yayılmıştı. Bacağının birini açıkta bırakan yırtmacıyla, ölü beyazı teninin kusursuzluğunu ortaya seren kan kırmızısı bir elbise giyinmişti. Askılı ve korseli"Santia"nın bile ilgisini çekebilecek kadar kusursuz bir elbise. Oda da hakim renk muz mavisiydi ve bu soğukluğu derin kılıyordu. Kadın kadehindekinin kan olduğunu belli eden bir zevkle içiyordu elindekini. Santia içeri girdiğinde kapı kapandı ama istendiği gibi onun irkilmesini sağlayamadı. Kadının dikkati Santia"ya çekilmişti. Elindekini bıraktı ve sadistçe bir kahkahayla baktı ona.

"Oh! Aman Tanrım ne kadar da benziyorsunuz."
Santia bu cümlenin ne anlama geldiğinden emin olmasa d kesinlikle içine doğanın olduğuna emindi. Abisinin bunu yapmaması için o kadar dua etmişti ki. Onu kurtarmaya gelmemesi için. Meydan okurcasına baktı kadına.
"Onun kusursuz yüzü sende de var tatlım."
"Ona ne yaptın?"
"Aaaa lütfen kızma hayatım".o iyi".sadece küçük bir eğlence sağladı bana."
"Lanet olası kadın."
"Ah! Kibar ol tatlım. Abin fazlasıyla ateşli bunu biliyor muydun?"
"Adi yaratık!"
"Sınırımı zorluyorsun. Kapa çeneni."
Kadın cümlesini derin bir kızgınlıkla söyledi ve kadehini yere attı. İçindeki kan buz mavisi mermer üzerinde yayıldı. Bu öfke gösterisinin ardından kapı açıldı ve içeriye bir vampirin getirdiği Merony girdi. Korku gözlerinde yoktu. Bir suikastçı için ölümle yüzyüze yürümek alışagelmedik bir şey değildi. Kadın sesini yeniden değiştirdi ve ona doğru yürümeye başladı.
"Bakın burada kimler varmış. Dik başlısın hayatım."
"Olmamam için bir sebep var mı lanet kadın?"
"Aaa tanrım ikinizde ne kadar kaba kızlarsınız. Sonsuza dek sizi canlı tutmak ,isterdim"sırf bu eğlenceniz için hanımlar ama bu imkansız gibi görünüyor. Acaba hanginizden başlasak."

Kadın ikisinde de gözlerini gezdirdi. Sadistçe bir zevke gittiği kesindi. Santia ya doğru adım attı. Merony öfkesinin cümlelere dökülüşünü engelleyemedi.

"Sahte bir yaşamı nasıl devam ettirdiğinizi merak ediyorum açıkçası. Ama sen sanırım nefes almadan sürdürdüğün bu yaşamda da yerini bulmuşsun gibi görünüyor. şehvetini kanla söndürdüğün, tadını aldığını sanıp, alamadan lordların yatağında zamanını geçirdiğin ölü bir hayat içinde , bomboş bir kadınsın sen. Kan emen
bir yaratık""

Kadının eli Santia"nın boynuna yaklaşmışken durdu. Santia, Merony"e baktı. Gözlerinde şaşkınlık ve korku iç içeydi. Ona bunu neden yaptığını sormak ister gibi bakıyordu. Merony acı bir tebessümle baktı Santia"ya. Kadın hızlı bir hareketle kavradı, Merony"nin boynunu. Merony irkilmemişti bile. Korku yoktu, tek bir damla korku için gitmeyecekti. Bunu biliyor gibiydi. Dönüp onu öldüreceğini bilerek yapmış gibiydi bunu. Vampir kadının öfkesi ellerinden dişlerine akın etti. Merony boynundaki damara geçen dişlerin acısını bile duymuyor gibiydi. Vampir kanını içtikçe, her bir damlada kanı çekiliyor, bedeni zayıflıyor, teninin rengi soluyordu ama kandın eli kolunu tutuyordu, yere devrilmeyecekti. İstemiyordu da zaten. Dik kalmaya yemin etmiş gibiydi. Santia ya baktı ve göz kapaklarının baskı yapmasını umursamadı. Santia"ya zayıf çıkan sesiyle son bir şey söyledi.

"Hırsızlar bizim kadar korkusuz değiller ölüme karşı"bunu bilirim."
Santia, ancak bir dostun yapabileceği bir şeyi yapmış olduğu için içten bakıyordu Merony"e. Belki de haklıydı. O titrerdi"dişler boynunda yerini bulduğu andan itibaren titremeye başlar, ölüm korkusu ruhunu sarardı. Ama o öyle yapmamıştı. Belki de Santia"nın tanıdığı bütün kadınlardan daha cesurdu.

Merony gözlerini kapadı ve kadın öfkenin daha da kesin yönettiği tavrıyla attı yere kolundaki cesedi. Santia"ya döndüğünde dudaklarından aşağıya akan kan mide bulandırıcıydı. Kadın sadist bakışlarının altında dudaklarını elinin tersiyle sildi.
"Bu yeterince iyiydi. Seni bekletebiliriz."
Santia bakışlarını sinirlerini geren kadına odaklamıştı. Kadın umursamadı ve başta oturduğu koltuğuna uzandı.

****
Ran, Faras"ın endişeli ama korkuya yer bırakmayan yüzünü izliyordu. Alt giriş bölümlerinden birini açmaya çalışan tavrıyla. Terliyordu ama hiçbir şeyi umursamıyor gibiydi. İlk kez kendini düşünmeyen, bencil olmayan bir adam olarak görüyordu onu. İlk kez"sorgusuz bir tehlikeye girişine şahit oluyordu. Faras, "klik" sesini duyduğunda, kapıyı hızla açtı ve yürümeye devam etti. Zorun ötesinde bir kilidi açmanın hazzına ulaşmadan devam etti yoluna. Ã?fkesi kudretini arttırıyordu ama içinde yanan endişe aşkla karışınca zayıflık oluşturuyordu. Ran Faras"ın yanından yürümek için hızını arttırdı.
"Faras sakin olur musun biraz! Yoksa tüm sessiz olma isteğimizin sonuçlanmasını engelleyeceksin."
"Ben sakinim."
"Belli."
Faras, Ran hak veren anlamıyla odakladı gözlerini. Sonra elini omzuna koydu ve sesindeki pişman tonlamayla kurdu cümlesini.
"Affedersin dostum."
"Önemsiz hadi ilerle."
Uzun bir zaman sonrasında malikane çıkışına yakın Ajah da katıldı iki dosta.
"Herkes iyi ve yerli yerinde."
"Güzel. Artık girelim mi Faras?"
"Evet."

Üç kişi içeriye girişi gerçekleştirmek için acele etmedi. Ağır adımlarla ve sessizlikle ilerliyorlardı. Zindan koridoruna girdiklerin de, diğerlerinin malikanenin içinde olduklarını umdular. Zindanın orta kısımlarına geldiklerin de, Lock"ı, başını ellerinin arasına almış otururken buldular. Ran, kapının parmaklıklarına elini koyduğunda, Lock hızla kaldırdı başını, kadının geldiğinden korkarak. Ama karşısındakini farklı bir kişi, güvendiği bir adam görünce gözlerindeki ışık oldukça parlaktı.
"Ran!"
"Beklenmedik misafirleri sever misin bilmem ama, senin için korktuğumu itiraf etmeliyim Lock."
"Tanrım! Lanet olası neden geldiniz?"
"Tamam ya misafir sevmediğini bilirim de bu kadar değil."
"Ran dalga geçmeyi kes".öleceksiniz."
"Bu kez Faras tam tıkır bir plan yaptı korsan hadi gel."
Bu sırada Faras kapının kilidini açtı ve kapıyı itti. Lock"a gülümsedi. Dışarıya davet eden bir hareketle kapıda durdu. Lock çıktığında herkesle sarılmıştı. Normal bir zamanda bir erkeğe kimse sarılmasını sağlayamazdı ama bu her durumda olduğu gibi normal zamanlardan biri değildi. Zindanın son kısmında merdivenlerden inen iki süikastçi ve bir hırsız onları görünce birbirlerine baktılar. Endişe kesindi. Faras sorduğundaysa öfke üstteydi.
"Üst zindanlarda değiller."
"Ölmüş olamazlardı değil mi?"
Ran, Faras"ın bu derece endişeli sorduğu soruya gülümseyerek cevap verdi.
"Hadi dostum adamlar kan içiyor, insan eti yemiyorlar. Ölselerdi cesetleri bulunurdu en azından. Yaşıyorlardır ama şimdi nereye götürüldüler?"
"O kadın almış olabilir belki de?"
"Leydimiz mi?"
"Evet."
Lock"ın ondan bahsederken değişen yüzünü fark eden Faras, elini onun omzuna koydu ve sesinin anlayışlı tonlamasıyla sordu sorusunu.
"İyi misin dostum?"
"Evet, sanırım."
"Ne oldu?"
"Boş ver hatırlamak istemiyorum."
"Ne kadınla yattın falan mı?"
Bu cümle sonrası kahkaha atan Ran, Lock"ın hızla kaldırdığı ve endişeye, öfkeye dönüşen gözlerini görünce, durdu. Herkes Lock"a bakıyordu. Ran etrafına baktı ve sonrasında yeniden Lock"a baktı.
"Hadi dostum saçmalama!"
"Nasıl olduğunu hatırlamıyorum, kendimde değildim, her ne yaptıysa bana bilincimi kaybettirdi."
"Yani gerçekten"onunla"."
Faras, Ran"a baktı. Lock başını eğmişti. Bulunduğu konumdan memnun olmadığı kesindi. Ran pişmanlık dolu sesiyle konuştu.
"Affedersin Lock."
"Önemli değil Ran, bilemezdin."

Konuşmayı yarıda kesen en baştan ve sondan aşağıya gelen vampirler olmuştu. Herkes durmuş öfkeyle onlara bakarken, bir hırsız çoktan içinden çekilen kanla sonsuzluğa kaybolmaya gitmişti. Hançerler çıkmıştı ve Ran yanındaki bir hançeri de Lock"a vermişti. Dövüş hızlı devam ediyordu. Vampirler tek tek yere düşüyordu. Ama dişleri bazılarının bileklerine bile geçmişti. Kullandıkları silahlar kılıçtan küçük, hançerden büyük demir aletlerdi. Oldukça kullanışlı oldukları kesindi.

Ran önündeki vampirin boğazını kesmişti. Onları öldürmenin yegane yoluydu bu. Boğazlarını kesmediğiniz vampirler yeniden kalkabilirdi. Ama arkasındakini görmemişti. Sadece omzuna dokunan elle irkildi ve hızla döndü. Ancak vampirin boğazı Ajah tarafından kesilmişti. Ran teşekkür edecekken, Ajah"ın ağzından çıkan kan, onu endişelendirmekte haklı oldu. Ajah irkildi ve arkasından sokulan silahın karnından çıkışını seyretti. Elini o soğuk demire, kanına bulanmış şekline koyduğunda, gözü Ran"ın gözleri içindeydi. Ajah nefes almaya çabalıyordu. Ama tıkanıyordu. Ran onu tuttu ve yere eğilip, başını kollarının arasına aldı. Bu sıra da vampirlerin hepsi bitmişti ve zindan temizdi. Herkes onlara dönmüş, Ajah"a endişeyle bakıyorlardı. Ajah inledi, ağlıyordu ama sessiz, göz yaşları acıya tepki olarak iniyordu gözlerinden.
"Ajah çok özür dilerim"."
"Dileme senin suçun yok. Dikkatsizdim."
"Beni kurtardın."
"Başka ne yapabilirdim?"
Ajah elini Ran"ın yanağına koydu ve gülümsedi. Ran hayretle ona bakıyordu. Faras elini alnına koymuş halde arkasını döndü. Özgündü. Fazlasıyla hem de. Ajah son enerjisiyle zar zor çıkan kelimelerle kurdu cümlesini.
"Ran" o" ka"dar" apt..alsın"". ki!"
"Ne demek bu?"
Ajah ağzını açtı ama kan dudaklarından aşağıya inmişti bir kere. Konuşamadı ve ölü bakışlarla, gözleri açık teslim etti tanrıçasına kendin. Ran Ajah"ın göz kapaklarını indirdi ve yavaşça kucağından bıraktı yere. Kalktı ve Lock ile Faras"a soran anlamıyla gözlerini odakladı. Cevap yoktu"uzun zaman buradan çıkmaya çabaladıkları, her an karşılarına çıkan sorularda olacağı gibi.
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest