Posted: Sat Apr 24, 2004 1:17 am
Yeniden uyandım ve etrafımı inceledim, hala vampirdim, hala kan istiyordum. İşte sonsuza kadar yaşamanın en büyük zevki buydu. Dişlerim olduğu sürece her lanete göğüs gerebilirdim. Vücudumda yeni bir güç keşfettim. Kaslarım kanımın içindeki yaşam enerjisini artık daha fazla topluyor gibiydi. Artmış kudretimle sarhoş bir şekilde yan odaya girdim. Deniz hala vampirlerin laneti "uyku" dediğimiz transtaydı. Odadaki sandalyeye oturdum ve 1-2 dakika bekledim. Sonunda tabutun kapağı açıldı ve Deniz gözleri sonuna kadar açık dişleri uzamış bakışları aç bir şekilde kalktı. Onu ilk defa bu vahşi doğasıyla görmüştüm, açıkçası etkilenmiştim. Yırtıcılık ona ayrı bir güzellik katıyordu.
*Sanırım tabut bizi olmamız gerekene biraz daha yaklaştırıyordu. Avcı...*
şaşkınlıkla bir anda yüzü yine eski insansı saf haline döndü. Utanmış gibi gözlerini benimkilerden kaçırdı:
"Uyanmışsın..."
"Her zamanki gibi erken uyandım... Açsın sanırım, avlanman gerek..."
"İsmail Bey'in şarabından biraz alırım." dedi sakince...
"Biliyorsun, o şarap da aynı yerden geliyor, neden eskimiş içiyorsunki?" diye direttim.
*Ã?fkeyle bana baktı*
"Ã?ünkü senin gibi hayvan değilim!" diye tısladı
"Gerçekten mi? Ha kadehten içmişsin ha damardan ne farkeder. Ã?yle ya da böyle sen de benim gibi hayvansın... Hadi gidelim Patron, basılacak bir üs ve katledilecek askerlerimiz var." diyerek arkamı dönüp odadan çıktım.
"Üstünü değiştir leş gibi kokuyorsun Vlad!" diye seslendi...
"Senin de dediğin gibi ben bir hayvanım bugor, insansı hakaretlerin beni ilgilendirmiyor."
Kapıyı hızla açtı ve öfkeyle bana baktı. Vampir duyguları kontrol eden güçlerini üzerimde kullanmaya çalışıyordu:
"Üstünü değiştirmeni emrediyorum Vlad" diye bağırdı tehditkar bir şekilde, fakat zihnim benden başka kimse tarafından kontrol edilemeyecek kadar güçlüydü. Hafifçe gülümsedim:
"Anlaşmamıza göre sadece seni korumam gerekiyor, üstümü değiştirmem ya da güzel kokmam değil" diye alaya aldım. Anlaşmayı bozmakla ilgili ağzından çıkacak kelimeyi bekliyordum. Bana ölesiye ihtiyacı vardı, bunu biliyordum.
Sakin bir ses tonuyla konuştu:
"Vladimir... Rahatsız oluyorum. Üstüne temiz bir şeyler giyebilir misin lütfen? Hem insanların arasında dolaşırken yırtık pırtık ve kan içinde olmayan giysilerle daha az dikkat çekeriz..."
"Peki..." dedim kısaca ve odaya girip temiz giysileri giydim. Verilen pardesünün UZI koymak için büyük bir iç cebi yoktu, bu yüzden koca UZIyi pantalonuma zar zor sığdırdım. Sonra odadan çıktım ve Deniz'in hafifçe gülümsediğini farkettim.
Gözlerimi yeniden kurt gözlerine çevirirken güneş gözlüğümü taktım ve yandaki düğmeye bastım:
"Sanırım hazırız Patron." diye özellikle irdeledim.
"Deniz" diye düzeltti.
Birkaç saniye sonra gölgeden aynı Kara cüppeli kadın çıktı. Gözlerimizi ona çevirdikten sonra sessizce ve yavaşça ilerlemeye başladı. Arkasından takip ettik. Sonunda yeniden kendimizi ana balkonda bulduk. Bize eliyle koltukları gösterdi sonra yeniden gölgede kayboldu.
Oturup birer kadeh şarap içerken, karargaha girmek için birkaç ufak plandan konuşuyorduk. İsmail, Kamil ve Erdinç de yarım saat kadar sonra bize katıldılar. Her zaman gereksiz bulduğum birkaç "merhaba", "iyi akşamlar" vesaireden sonra Kamil:
"Görünüşe bakılırsa bundan sonra hepberaberiz Deniz Hanım..."
"Neden ne oldu Kamil Bey?"
"Artık ben ve Erdinç de ünlü olduk, kafamıza Justicar çıkarmış Prens Davut."
*Kısa bir sessizlik*
"Ah çok üzgünüm bizim resimlerimizi ağaçların arasındaki gizli kameralar çekmişti. Sanırım sizi de aynı şekilde saptadılar"
*İçimden müthiş bir zevk narası attım. Sonunda onlar bize bağımlı olmuştu biz de onlara. İhanet etmeleri artık mümkün değildi*
"Keşke bunu daha önce söyleseydin Vladimir" dedi Erdinç kinayeli bir şekilde...
"Ne farkeder o zaman da 100.000$ için bizi kurtarmaz mıydın Erdinç? Artık bu işin içinde olduğumuza göre birbirimize güvenmeyi öğrenmeliyiz."
"Ben sana güveniyorum Vlad... Bana bir can borcun var." dedi Erdinç
"Hayır artık yok. Lağımda sana yardım etmeseydim şu anda iblislerle beraberdin. şimdi bırakalım bunları da, şu lanet olasıca üsse girelim."
Erdinç dizüstü bilgisayarını çıkarıp saklamayı başaramadığı siniriyle masaya koydu. Bir program açıp bazı planları göterdi. Ã?s beklediğimden daha iyiydi:
*En yüksek tepeye kurulmuş 150 metre kenarları olan bir kare şeklindeydi. Her köşesinde bir koruma kulesi vardı ve 3 helikopter ve 2 pilot sürekli beklemedeydi. En az 50 asker üste aktif durumdaydı. Araştırma merkezi yüksek voltajlı tellerle korunuyordu ve üssün tam ortasındaydı. Girişin yakınındaki hangarda 1 tank 3 panzer vardı ve birçok uçaksavar jip de üs içinde devriye gezmekteydi. Kanalizasyon sisteminin bilgisi ise elimizde değildi...*
*Sanırım tabut bizi olmamız gerekene biraz daha yaklaştırıyordu. Avcı...*
şaşkınlıkla bir anda yüzü yine eski insansı saf haline döndü. Utanmış gibi gözlerini benimkilerden kaçırdı:
"Uyanmışsın..."
"Her zamanki gibi erken uyandım... Açsın sanırım, avlanman gerek..."
"İsmail Bey'in şarabından biraz alırım." dedi sakince...
"Biliyorsun, o şarap da aynı yerden geliyor, neden eskimiş içiyorsunki?" diye direttim.
*Ã?fkeyle bana baktı*
"Ã?ünkü senin gibi hayvan değilim!" diye tısladı
"Gerçekten mi? Ha kadehten içmişsin ha damardan ne farkeder. Ã?yle ya da böyle sen de benim gibi hayvansın... Hadi gidelim Patron, basılacak bir üs ve katledilecek askerlerimiz var." diyerek arkamı dönüp odadan çıktım.
"Üstünü değiştir leş gibi kokuyorsun Vlad!" diye seslendi...
"Senin de dediğin gibi ben bir hayvanım bugor, insansı hakaretlerin beni ilgilendirmiyor."
Kapıyı hızla açtı ve öfkeyle bana baktı. Vampir duyguları kontrol eden güçlerini üzerimde kullanmaya çalışıyordu:
"Üstünü değiştirmeni emrediyorum Vlad" diye bağırdı tehditkar bir şekilde, fakat zihnim benden başka kimse tarafından kontrol edilemeyecek kadar güçlüydü. Hafifçe gülümsedim:
"Anlaşmamıza göre sadece seni korumam gerekiyor, üstümü değiştirmem ya da güzel kokmam değil" diye alaya aldım. Anlaşmayı bozmakla ilgili ağzından çıkacak kelimeyi bekliyordum. Bana ölesiye ihtiyacı vardı, bunu biliyordum.
Sakin bir ses tonuyla konuştu:
"Vladimir... Rahatsız oluyorum. Üstüne temiz bir şeyler giyebilir misin lütfen? Hem insanların arasında dolaşırken yırtık pırtık ve kan içinde olmayan giysilerle daha az dikkat çekeriz..."
"Peki..." dedim kısaca ve odaya girip temiz giysileri giydim. Verilen pardesünün UZI koymak için büyük bir iç cebi yoktu, bu yüzden koca UZIyi pantalonuma zar zor sığdırdım. Sonra odadan çıktım ve Deniz'in hafifçe gülümsediğini farkettim.
Gözlerimi yeniden kurt gözlerine çevirirken güneş gözlüğümü taktım ve yandaki düğmeye bastım:
"Sanırım hazırız Patron." diye özellikle irdeledim.
"Deniz" diye düzeltti.
Birkaç saniye sonra gölgeden aynı Kara cüppeli kadın çıktı. Gözlerimizi ona çevirdikten sonra sessizce ve yavaşça ilerlemeye başladı. Arkasından takip ettik. Sonunda yeniden kendimizi ana balkonda bulduk. Bize eliyle koltukları gösterdi sonra yeniden gölgede kayboldu.
Oturup birer kadeh şarap içerken, karargaha girmek için birkaç ufak plandan konuşuyorduk. İsmail, Kamil ve Erdinç de yarım saat kadar sonra bize katıldılar. Her zaman gereksiz bulduğum birkaç "merhaba", "iyi akşamlar" vesaireden sonra Kamil:
"Görünüşe bakılırsa bundan sonra hepberaberiz Deniz Hanım..."
"Neden ne oldu Kamil Bey?"
"Artık ben ve Erdinç de ünlü olduk, kafamıza Justicar çıkarmış Prens Davut."
*Kısa bir sessizlik*
"Ah çok üzgünüm bizim resimlerimizi ağaçların arasındaki gizli kameralar çekmişti. Sanırım sizi de aynı şekilde saptadılar"
*İçimden müthiş bir zevk narası attım. Sonunda onlar bize bağımlı olmuştu biz de onlara. İhanet etmeleri artık mümkün değildi*
"Keşke bunu daha önce söyleseydin Vladimir" dedi Erdinç kinayeli bir şekilde...
"Ne farkeder o zaman da 100.000$ için bizi kurtarmaz mıydın Erdinç? Artık bu işin içinde olduğumuza göre birbirimize güvenmeyi öğrenmeliyiz."
"Ben sana güveniyorum Vlad... Bana bir can borcun var." dedi Erdinç
"Hayır artık yok. Lağımda sana yardım etmeseydim şu anda iblislerle beraberdin. şimdi bırakalım bunları da, şu lanet olasıca üsse girelim."
Erdinç dizüstü bilgisayarını çıkarıp saklamayı başaramadığı siniriyle masaya koydu. Bir program açıp bazı planları göterdi. Ã?s beklediğimden daha iyiydi:
*En yüksek tepeye kurulmuş 150 metre kenarları olan bir kare şeklindeydi. Her köşesinde bir koruma kulesi vardı ve 3 helikopter ve 2 pilot sürekli beklemedeydi. En az 50 asker üste aktif durumdaydı. Araştırma merkezi yüksek voltajlı tellerle korunuyordu ve üssün tam ortasındaydı. Girişin yakınındaki hangarda 1 tank 3 panzer vardı ve birçok uçaksavar jip de üs içinde devriye gezmekteydi. Kanalizasyon sisteminin bilgisi ise elimizde değildi...*