Toprağın şarkısı Yeniden

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Gecenin Sonu

Neden şafağı seyredenler daha azdır günbatımını izleyenler
Nite insanlar uyanmak için hep beklerler
Her yerin apaydınlık olduğu anı
Karanlıkta yatmak sonra uyanınca aydınlık olması etrafın güzeldir
Ama daha da güzel değil midir?
Adım adım tanık olmak o aydınlanışa
Yaşam bir şekilde koymuş kuralını
Bir mucize gerçekleşirken gökyüzünde
Biz uyuyoruz kurala uymak adına
Ya bozsaydık kuralı
Ya her sabah uyansaydık
Doğan güneşten önce
Nasıl bir yaşam olurdu?
Daha güzel olmaz mıydı?
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Gerçekten aşık mıyım?
Yoksa kafamda mı yaratıyorum bu aşkı
Sokaklarda tek başıma dolaşırken
Üstelik de bunu en çok hissettiğim günlerde
Eksik olan birinin yerine mi koyuyorum onu
Bir yanım istiyorsun bunu diyor
Bir yanımsa dikkatli ol diyor
Güvenme duygularına
Emin değilim
O kadar emin değilim ki
İyi ki bir karar anı yaşamıyorum diyorum bir yandan
Buradaki yaşam bir sürgünse eğer
Tam zamanıymış sürgünün...
Bazen sürgünlerde gerekir insanların yaşamında.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Ã?nceki bölümde bir iki düzeltme yaptım. Bilmiyorum siz nasıl bulursunuz ama bu bölüm benim en hoşuma giden bölümlerden birisi oldu.

İstanbulun Hikayesi 7 - Dersaadet

Mutluluğun şehri
Bu ismi vermişlerdi bana yeniden doğuşumun ardından
Sokaklarımdan yükselen saraylar kadar
Ufak evler, hanlar, kahveler, hamamlar ve tavernalar
Hepsi parçası idi bana bu ismi veren mutluluğun
Ã?yle bir şehir yaratmak istemişlerdi ki
Onca ülkeden insanlar gelsinler bu şehre
Hepsi de diyebilsin ben Konstantiniyeliğim diye

Belki de hiç kimseye ait değildim
Ya da yalnızca sultanındım.
Sultan şehrin üstünde kanat geren şevkatli bazen
Bazen şehirdeki herkese
Hatta bazen bani şehrin kendisini bile korkutabilen
Bir güçtü
Kimin sultan olduğu da bazen önemli olmuyordu
Önemli olan şehrin o en uç burnunda yaşayan
Ve benim insanlarımın mutluluğunun garantisi olan
Birinin olması idi

Ve bir bakıma da herkese ait şehirdim.
Hiçbir şehre ait olmak bana ait olmak kadar kolay değildi
Nereli olursa olsun bir kişi
Hangi dili konuşsa
Hangi kıyafeti giyse
Hangi yemeği yerse yesin
O muhteşem denen sultan döneminde
Devasa sınırlara genişleyen Osmanlının dışından da gelse
Buraya gelip burada yaşayınca Konstantiniyeliydi artık
şehrin bir parçasıydı ve o da katıyordu bu büyüye bir şeyler.

Belki de bu büyü yetiştirdi onca büyük mimarı, ressamı ve ozanları
Elbette komutanları ve büyük devlet adamlarını
Bir zamanlar tek şehir olmak
Verdiği onca gurura rağmen boğarken beni
şimdi başka şehirler de tutarken Dünyayı ayakta
Herkese ait olabilmenin tadı vardı damağımda
Sokaklarımda türlü türlü kıyafetler
Birbirinden farklı onca farklı dans
Birbirinden farklı onca yapı, onca insan
Hepsi bir aradaydı
Ve korksalarda birbirlerinden
Geçmişten gelen kahrolası bir duygu yüzünden
Mutlulardı
Bu kadar insanla bir arada olmaktan mutlulardı
Ve mutlulardı Konstantiniyeli olmaktan
İşin ilginç yanı belki
Kendileri bile bilmiyorlardı niye mutlu olduklarını
Zaten belki bilebilseler bambaşka olurdu her şey

Başka ülkelerde ve bir zamanlar benim de korku ile izlediğimiz savaşlar
şimdi benim insanlarım için uzaktaydı
Ordusuna ve donanmasına gururla bakıyordu şehir
Savaşın hiç gelmeyeceğinden o kadar emindi ki
Hiç düşünmedi
Bir gün zayıflarsa saadetin şehrini koruyan duvar
şehre güven veren sultan bile durduramazsa duvarın adım adım yıkılışını
Ne yapacaktı şehir?
Bilmiyordu o günlerde insanlarım
İnanmıyorlardı ve de bilmelerinin gerektiğine
Sultan en yetenekli kişilere gerekli görevleri verecekti nasıl olsa
Dünya ne kadar değişirse değişsin
Değişmeyecekti bu şehrin saadetin merkezi olduğu gerçeği
İnandı insanlarım buna

şehrimin sokaklarında öfke ile yürüyen insanlar
Birbirlerine saldıran kalabalıklar
Hiç suçu olmadığı halde çekilen acılar
Hep vardı bu yıllarda
Ama işte
O biribirinden farklı onca insanın yarattığı saadet öylesine güçlüydü ki
Hepsi bittikten sonra yeniden yaşadılar insanlar
Konstantiniyyenin verdiği saadeti sonuna kadar yaşayarak

şehirde yılları geçtikçe
Osmanlı da artık Konstantiniyyenin yani benim oldu
Daha önceki yıllarından bambaşka bir Osmanlı çıktı ortaya
Ã?yle ki Konstantiniyye onlar için vazgeçilmez
Onların gücünün en güçlü sembolü
Ve belki de o olmadan hep eksik kalacakları bir hazine haline geldi
Daha önce de söylemiştim bu sözü
Belki de daha iyi olurdu onlar içinde
Başka bir şehirde en baştan kurmak ülkelerini
Özgün değilim elbet
Onların baş şehri olarak hem bambaşka bir ülke yarattık
Onlar ben ve benim liderliğimde diğer şehir, kasaba ve köyleri
Onca ülkenin
Hem de yepyeni
Ve Dünyanın nicedir görmediği bir şehir yaratıldı
Ama öylesine güçlüydü ki şehrin yaşama çağrısı
Sultanlar, vezirler ve diğer herkes
İnandılar
Hiç bitmeyeceğine bu saadetin
Ã?ylesine inandılar ki
Belki de çok fazla düşünmediler
Bir gün etraftaki o duvarların
Evet kendi ördükleri duvarların
Yıkılma ihtimalini

İlk yenilgileri aldığında
Ordular ve donanma
Devam etti insanlarım inanmaya
Duyulsa da imparatorluğun sarsıntıları benim sokaklarımdan da
Daha nice saldıraya dayanırdı Osmanlı
Her yüz yıl bir Macaristan yitirse
Kaç yüzyıl sürerdi kimbilir
Sona erişi saadetin

Bazı insanlarım anladılar
Bir şeyler yapmak
Belli ki yeni başlamış bir çağda
Ayakta kalmak için
Ã?nce başlayan çağı anlamak
Sonra da çağı yönlendirmek için güçlü olmak
Ve bunun için de çalışmak gerektiğini
Ancak benim insanlarımın çoğu
Zamanın donmasını
şehrin aynı kalmasını o kadar istiyordu ki
Tüm bu insanlar kabul ettirseler de fikirlerini
O çok kısa anlar için insanlarıma
Sonra yine izlediler şehrin yine vazgeçişini
Değişmekten
Farklı olmaktan
Değişmek sona erdirir miydi şehrin saadetini kesin bilinmez elbet
Ama bence mümkündü
şehrin yeni bir çağda daha farklı bir şehre dönüşmesi yavaşça
Yine de devam etmesi merkezi olmaya Dünyada saadetin merkezi olmaya
Dersaadet de parçası olsaydı yeni çağı yaratan öncü şehirlerin
Ã?ağın yaratıldığı ilk anlarda
Sesini daha fazla katabilseydi yaratılan yeni Dünyaya
Nasıl bir yer olurdu bugün Dünya?

Kısa bir süre önce idi
Batıda bir kralın değil sadece
Krallık denen şeye saldırması başka bir şehrin insanlarının
Onca zamandır yaratılan Dünyanın
Bütün gücü ile ilan etmesi varlığını
O ilk büyük hezimeti yaşadığında Osmanlı
Ordu ve donanma yenilmişti daha önce
Ama gerektiğinde bıraksalar da
Osmanlının bir bölgesini düşmana
Hala güçlülerdi hiçbir düşmanın
Konstantiniyye’ye kadar ilerlemeyi hayal edemeyeceği kadar
O savaşta farklı oldu her şey
Gururla başlayan bir savaşta
Yakıldı yıllardır güvenle seyredilen donanma
Ordular hiç olmadığı kadar hızla çekilmek zorunda kaldılar
Ölkenin nice yerinden
Ã?yle ki kimileri daha ilerde dedi ki
Eğer olmasaydı batıda başlayan o büyük isyan
Osmanlı yıkılabilirdi belki hemen o an

Bütün gücü ile başlayan yeni çağ belki kurtarmıştı
Ama hazır değildi insanlarım bu yeni çağa
Daha da beteri
Ordu ve donanma başaramadığında
Düşman ordularının ilerleyişini
Ve ihtimali belirdiğinde
Düşmanın bir gün Konstantiniyyeye girişinin
Ne yapacaklardı?

Saadetin şehrinin kaderi ne olacaktı yeni çağda
Hiçbir fikri yoktu insanlarımın
İçlerinden devam etmesini diliyorlardı devam etmesini
şehirde donan zamanın
Ama bilmiyorlardı
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Hiç bitmeyen bir gün
Tekrar tekrar doğuyor
Daha günbatımı yaşanmadan
Yeni bir güneş doğuyor sanki
Ne kadar fazla sayısı Güneşlerin
Ve tüm bu anların tadını çıkarmak güzel
Yalnız işte an oluyor yakmıyor mu Güneş
İnsanın derisini
O tatlı rüzgarın esintisine kaptırmışken kendini
Bir bakıyorsun yanıyor kolların, yüzün
İşte o zaman korkuyorsun
Ve korkmak çok tehlikeli
Ã?ünkü eğer bir defa korkarsan Güneşten
Nereden bulacaksın ışığı?
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Hiç Bir Zaman Var Olmayacak Sevgilime Yeniden

Biliyor musun?
Ã?yle bir an oldu ki
Birini bulduğumu sandım
Gerçekten sevdiğim birini
Kızma bana
Hayalimde yaşadıklarımız aklımda hala
Bu nedenle korkuyor belki en fazla
Bir hayal olmasından korkuyorum
Bir aşkın ötesinde de sevdiğim bir kızı
Yanlış bir rüyanın peşinde sürüklemekten
Aşıkın ötesinde sevgi olabilir mi?
Olabilir.
Aşk çılgınca bir arada olma isteğidir bir bakıma
Ama ya bir arada olmak mutlu etmeyekse
Ã?ncelikle onu

İşte bu nedenle korkuyorum
Ã?ünkü tanımıyorum kendimi
Ve en çok sen biliyorsun
Ne kadar zor olduğunu senin var olmanı
O nedenle bilmiyorum ne kadar doğru olduğunu adım atmanın
Ve biliyor musun o adımı atsam da sen yine yanı başımda olacaksın
Mutlu olmamı en çok sen istersin biliyorum
Kızma diye yazsam da biliyorum
Kızmasın
Yaşadığımız onca duyguya rağmen umutsuzdu çünkü
İkimizin hissettikleri
Ama ne dersin
Olabilir mi
Olabilir mi ne dersin?
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Herkesin şehri

Belki de bu nedenle herkesin şehri oluyor burası
Baktığında sabah vakti
Güneşin yavaşça doğduğu Harleme
Nasıl bir şehir hayal edersen öyle oluyor birden
Sana şekil vermiyor
Ya da açıktan açığa yapmıyor bunu
Avrupa ve Asyanın bin yıllık şehirleri gibi
O şekil alıyor birden sanki
Belki bir yanılsama bu
Ama öylesine güçlü ki
Nasıl görmek istersen öyle görünüyor sanki şehir
Yüzyıllardır kimi paraya tapan
Kimi değiştirmek isteyen Dünyayı
Kimi sarhoş
Kimi deli
Kimi açgözlü
Kimi öylesine yaşayan
Nice insanın bu kadar kendisinin sayması bu şehri
Üstelik de bazen
Evet sadece kendisinin sayması
Belki de bu yüzden
Kim bilir?
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Uyuyan İnsanlar

Ne güzeldir uyuyan insanlar
Bir köşeye kıvrılmış
Yüzlerini kapatmış belki biraz korkarak
Başları yastığa yaslı
Ya da kollarına
Bir insanı uyurken izlerken
Tüm örtülerin ötesindeki insanı görürüm
O anlarda
O ise benim kendisini izlediğimi bilmez
Ya da bilir belki ama önemsemez
Arkada belki bir müzik vardır.
Ya da sessizlik
Ya da yalnız rüzgarın sesi
Hiç bitmesin istersin
Ve sanki bir an
Gerçekten bitmeyecek gibidir o an
Ã?ylesine güzeldir
Ã?ylesine eşsizdir.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Eylülün Sonu...

Işığın giderek azaldığı
Uzayan gecelere
Tuhaf bir hüzünle baktığım
Gecenin arttırmasını
Mücadele etme isteğini içimdeki
Hissederek şaşırarak
Gece-gündüzün eşit olduğu
Bir gün için bile olsa
Bu güzel ay
Saatin yelkovanı bir çizgiyi geçtiği anda
Bitecek

Biliyorum biz yaratıyoruz zamanı
Biz yaratıyoruz ayları
Bugün ile yarın arasındaki fark çok az belki
Tıpkı yazın son günü ile sonbaharın ilk günü arasında
Neredeyse hiç fark olmaması gibi

Ama bir kere yaratınca
Kendi ruhlarını kazanıyorlar aylar
Kendilerince yaşıyorlar
Ã?yküler yazıyor
şarkı söylüyorlar kimi zaman
Geceler boyunca

Belki bunlar da bizim hayalimiz
Ama hayalle gerçek arasındaki fark nedir ki

Ben şarkısını dinledim eylül ayının nicedir
Ve en karanlık günlerini yaşarken
Kendi New York güncemin
Bu şarkı güç verdi bana

Biliyorum kendince bir güzelliği var her ayın
Ve hepsi hak ediyor sevilmeyi
Biraz bizim hayalimizin yarattığı çocuklar onlar
Biraz da doğanın karşı konulmaz gerçekliğin
Ama 2009un eylülü ile
Bambaşka anları paylaştım ben
Ve şimdi geride kalmak üzereyken eylül ayı
Düşünüyorum
Sanırım yıllar geçecek
Başka eylüller de gelecek
Ama ben bu eylülü
Son dakikalarını yaşadığım ayı
Hep daha farklı hatırlayacağım

Belki her ay hak ediyor hatırlanmayı
Her yılın her ayı
Ama bazıları birkaç adım öne çıkıyor işte
Kim savunabilir ki zaten Dünyanın adil olduğunu
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

eylül ayının bittiği iyice dank etti kafama, ekim geliyor derslerin yoğunlaşmaya başladığı ay diye tanımladığım ay yani... :D
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Binlerce filozof zamanın ötesinden
Sesleniyorlar bize
Binlerce kelime aynı anda asılı kalıyor havada
Dikkatle dinleyin duyacaksınız onları
Ve işin güzeli tam da sizin kararınız
Hangisini dinleyeceğine kendisi karar veriyor
Okyanus büyüyor
Geçtikçe zaman
Geliştikçe insanlık
Ne acı bilmeyenler için
Nereye gideceğini
Ve bilenler için gitmek istedikleri ülkeyi
Ne mutlu....
Daha büyük bir okyanusta yol alıyor olmak
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

muhteşem bir uyum olmuş şiirde, okurken hiç duraksama gereği duymadım. bir kalıp gibiydi sanki, nasıl yazıyorsun nasıl böyle bir yetenektir bu anlamak bile istemiyorum çünkü bazı şeyler gizemleriyle güzel oluyor... :clap:
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Zamana Dokunuyorum

Yapacak cok isi oldugunda
Zamanin hizlandigi soylenir bazen
Onca ise yetmedigi yetemedigi gunlerde
Oyle hizli akar ki kimilerine gore
Fark edemezsin denir
Kac saatin gectigini bir anda

Ben hissetmiyorum boyle
Yapmaliyim dedigim onca is
Yasamaliyim dedigim onca an varken
Ve evet yetmiyor yetemiyorken zaman
Saatler hizlanmiyor benim icin
Aksine yavasliyorlar

Oylesine yavas ki bazen
Parmaklarimi actigimda hissediyorum sanki
Bir nehrin soguk akintisi gibi akisini
Dakikalar ve saniyeler
Onlarin akisini gorebilecegim kadar yavas
Ve de ahenkli akiyorlar
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

İstanbul’un Hikâyesi 8 - Konstaniye’nin Gözyaşları

Geciktirmek için uğraşmıştı Konstantiniyeliler yeni çağı
Ancak gelmişti işte çağ şehrin kapısına
Herkesin olan şehrin birbirinden farklı nice insanı
Yüzleşmek zorundaydı bu durumla
Hiç düşünmek zorunda kalmamışlardı nice zamandır
Yaşam yaşamdı işte
Bir gün bir idam emri ile sona erse bile
Hak edildiği gibi yaşandığı tek şehirdi onlar için Konstantiniye
şimdi yıllardır üzerinde oldukları bu zemin sallanıyordu
Ã?yle ki insanlar korksalar da gerçekten
Gerçek önlerindeydi artık
Bugün sallanan bu zemin bir gün parçalanabilirdi
Yıllardır onları koruyan
şehri Dünya’nın tüm kargaşasından uzak tutan ordular
Artık önleyemiyordu şehre gözünü dikenleri
Neyse ki sayısı fazlaydı şehri
Avuçlarını uzatarak eline almak isteyenlerin
Diğer ödüllerin, birbirlerine verdikleri tavizlerin
Hiçbiri değerli değildi
Konstantiniye’yi alanın edineceği şanın yanında
Ancak ne kadar böyle sürebilirdi ki
Bir gün biri çıkıp da hepsine sözünü dinletene kadar
Daha ne kadar yaşayabilirdi ki
Mutluluğun şehri denilen
Hala da öyle olan bu şehir eskisi gibi
şehrin sokaklarındaki herkes bu soruyu soruyordu kendine
Ve bir gün değişecekse şehrin kaderi
Ne yapacaktı bu kader değişirken her biri
şimdi buna karar verme zamanıydı herkes için

Belki de yıllardan beri
Bir gün geleceğini bildiğim
O andı tüm bunların olduğu yıllar
Ve ben biliyordum
Tam da bu anda bir sınav verecekti
Mutluluğun şehrinin Halkı
Benim halkım
Birbirlerinden farklı yaşamı süren insanlarım anlayacaklar mıydı?
Farklı görünseler de nasıl benzer olduklarını
Korkmadan birlikte yaşamının ne kadar aynı yaptığını onları
Ve tarih bir defa daha sınarken şehrin insanlarını
Birlikte çalışacaklar mıydı yaşatmak için ellerindekini
Birlikte yüzleşebilecekler miydi en sonunda vereceği kararla tarihin

Tarih sonraki yıllarda özlemle andığım bir dönemi kaparken
Ben ağlamam
Özülürüm elbet gidene
Ama bin yıldan fazla yaşamış bir şehirim ben
Birileri gidecektir elbet
Belki bir gün ben de gideceğim
Ancak gidenler son ana kadar verebilmişlerse yaşam sınavını
Özülmeye gerek yoktur giden için
Ağlamaya gerek yoktur

Ancak sonuna geldiği hissedilirken Saadet şehrinin
Ã?yle olmadı
Ã?ylesine şeyler çıkardı ki tarih önüme
Ã?ylesine izledi ki için izlerken
Olmadı, tutamadım kendimi
Tutamadım gözlerimden akan yaşları
Ağladım

Her insan içinde bir yerlerde bir karar vardı
şehri yaşatmak
Geleceği beraberce karşılamak için
İçlerindeki bu yan kimi zaman çıktı gün yüzüne
Ve o yıllar en güzel yılları oldu Konstantiniyye’nin
Ama başka anlarda başka yanlar içlerindeki
Baskın geldi içlerindeki cesarete
Korkuyorlardı herşeyden önce
Her biri elini uzattığında
Karşı tarafın ne yapacağını soruyordu kendine
Belki tek başlarına olsa aşabilirlerdi korkuyu
Ancak paylaşınca büyüdü bu korku
Ã?oğunun savaşmaya cesaret edemeyeceği kadar
Sonra aralarında yıllarca hiç konuşulmamıştı kimi düşmanlıklar
Ve şimdi şehri tehtid eden o canavar korku
İştahla beslendi bu düşmanlıklarla
Büyüdü nice zamandır olduğu gibi
Hala yanyana olan insanların arasındaki mesafeler
Tek bir güç gibi hareket edemedi benim halkım
Kurtulmak için uğraşacaklarına hep beraber
Kendilerini kurtaracak birisini aradılar
Ve böylece başladı
Konstantiye çevresindeki diyarın hala süren dramı

Osmanlı
Yıllarca tüm halkımın güvendiği o büyük güç
Hala bir umut bakıyorlardı ona
Belki bir şeyler yapar
Yepyeni bir Mutluluk şehri yaratır diye
Yeni Ã?ağ boyunca yaşayacak
Yıllarca güvenilen o büyük güç
Ã?abaladı
Anlamaya çalıştı yeni çağı
Yıllardır süren gelenekleri değiştirdi şehirdeki
Yepyeni müzikler duyuldu şehrin sokaklarından
Eskilerin sesine karışarak
Eskilerinden bambaşka binalar yükseldi
Yepyeni yaşam tarzları eskilere karıştı
Bir meydanda yüksek sesle okundu bir gün
İnsanlara verilen yepyeni haklar
Gazeteleri şehrin ilk defa dağıtıldı sokaklarda
Vapurlar, tramvaylar
şehrin sularına ve sokaklarına
Yerleştiler sanki hep oradalarmış gibi
Sultanlar kaldıkları yüzlerce yıllık sarayı bile değiştirdi
Yepyeni bir saray yepyeni bir şans getirirdi belki ülkeye ve şehre

Yeni Ã?ağ akarken Konstantiniyye’ye
Bir an geldi inandı insanlar
Yeni bir hayat bulmuştu şehir
Yeni çağda
Eskisi gibi mutluluğun şehri olacaktı bir yandan
Ama bambaşka yeni renkler olacaktı şehirde
O renkler ki güç verecekti şehirlilere
Eski çağdaki gibi tıpkı yine
Bambaşka ama yine aynı olacaktı Konstantiniyye

Ne güzel yıllardı onlar
Ã?yle ki bir an ben de inandım eskisi gibi olacağına her şeyin
Ama olmadı...
Bir yanı ile değişse ve çabalasa bile şehir
Yetmedi
Zaman çok azdı anlaması için
şehrin ve Osmanlının
Ã?ağın getirdiği yeni düzeni
Ve tarih Osmanlı’yı yeniden sınadığında
Yine başaramadı Osmanlı
Düşmanların orduları geldiğinde
şehrin birkaç adım uzağına
Zaten kopmaya başlamış bir şeyler
Tamamen koptu şehirde
Yaşadı şehir
İnsanlarım da bir arada yaşadılar bir süre
Eskisi gibi
Hatta dışarıda bakanlar
O büyük darbeyi bile atlattı dediler
Ama atlatılmamıştı o darbe
Ben biliyordum
Bir gün gelecek
Onca zamandır açılan binbir yara
Benim Konstantiniyyenin üzerindeki
Bir kere daha sızlayacaktı
Biliyordum
Tarih yine yürüttü hükmünü
Ve ne yazık ki ben yanılmadım
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Nehri Gecmek

Ne zamandir akisini izledigin o nehir
Geliyor bir yerlerden
Ve sen merak ettin ne zamandir
Nerede bu nehrin kaynagi
Nasil bir yer orasi
Orada da insanlar yasiyor mu
Bizim gibi mi o insanlar

Acaba bir gun binsem bir kayiga
Surekli ileri akan bir nehirde
Mumkun mudur geriye donmek

Yarin bunu deneyecegim.
Geriye donmek
Ve geriden bakmak icin yasadigim sehre
Bilmiyorum nasil gorunuyor oradan
Ayagimi bastigim yer su anda
Gorecegim.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Okumak da Güzel Ama

Okumak da güzeldir
Bir insanın sesini duymak her şeyden önce
Yılların öncesinden
Hele çok lafını işitmişseniz
Onun nasıl düşündüğünü anlatmışsa nicedir birileri
şimdi kendi sesinden dinliyor gibi olursunuz onu
Başka bir açıdan bakarsınız ve de Dünyaya
O açıyı kavramaya çalışmak
Ya da o açıdan Dünyanın nasıl göründüğünü incelemek
Bazen yazanın bile aklına gelmeyen bir şeyler keşfetmek
Sadece yazarın yazdıklarından yola çıkarak üstelik
Ya da sadece dinlemek
Safyalara hapsolmuş sesi

Ama yazmak bambaşkadır
Bir kağıt parçasına yazarken bile
Belki de bir saniye sonra kaybolup gidecek
Bambaşka bir tad hisseder insan damağında
Sadece kendisi okuyacak olsa da
Sadece bir an sonra yazdıklarını
Yine de başka birinin seslenişi gibi gelecektir ona
Kendi yazdığı
O nedenle yazarken sanki sonsuzluğa haykırır gibi hisseder insan
O sesi bir gün birinin duyma ihtimali bile
Yeter onu heyecanlandırmaya
O biri sadece kendisi bile olsa..
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests