Page 18 of 29
Posted: Thu Aug 31, 2006 1:03 am
by dekotta
Demek bir zamanlar kaosun lordu olan *O* nun hükmündeydi burası. Bu dünyadan kaçışın bu dünyayı yok etmeye çalışanların elinde olması çok da sürpiz olmamıştı.
Rahip hem bekçilere doğru yürüyor hem de bu yeni bilgiler ışığında gelecekteki hamlelerini planlıyordu. Artık açığa çıkmıştı ve bu kendisine sunulan seçenek sayısını oldukça azaltıyordu.
Dekotta avantajlarını ve dezavantajlarını düşünüyordu. İçeride muhtemelen ilahi bir güç kalmamıştı, bu Dekotta için büyük bir avantajdı. Yalan dahi söylese kimse bunu kesin olarak bilemeyecekti. Bunların üzerine bir de artık hiçbir rahibin başaramadığı birşeyi yapabiliyordu Dekotta: Sınırlı dahi olsa ilahi güçleri vardı, büyü yapabiliyordu. Bunu bilmek onu gururlandırdı ve kalbinin fırsatlarla daha da hızlı çarpmasını sağladı. Zamanı olsa böyle bulunmaz bir fırsatı binlerce farklı şekilde değerlendirir, insanları kullanır ve istediklerini yaptırırdı fakat şu anda tek ve önemli bir amacı vardı: "Canını yok olmak üzere olan bu lanet dünyadan kurtarmak."
Dekotta bunu düşünürken bilinçaltı rahat durmuyor ve ona kesinlikle unutmaması gereken bazı şeyleri hatırlatıyordu: " Yanlız değilsin karanlık kişi ve bu yanlız olmamanın sana verebileceği zararları da gözardı edemezsin. "
Tek olmanın, eşsiz olmanın verdiği haz bu son uyarı ile çoktan uçup gitmiş, yerini tedbir ve şüphenin soğuk sessizliğine bırakmıştı. Gecenin karanlığı rahibin dev cüssesini şefkatle kucaklar, soğuk meltem ağır zırhının çaputlarını huzursuzca sağa sola çarparken rahip bekçilere, şehrin girişini aydınlatan meşalelere biraz daha yaklaştı ve kafasındaki kapkara miğferi çıkarıp bekçilerin ve çevredeki göremesede var olma ihtimali olan diğer kişilerin yılların, acımasız savaşların yıprattığı sert yüzünü görmesini sağladı.
"*O*'nun kadim gücü adına, ben Zalim Ã?Ã?LRÖZGARI..." dedi karanlık rahip miğferini koltuğunun altına almış saygılı bir şekilde *O*nun yüceliğini överken ve isminin tam olarak duyulması için ufak bir boşluk bıraktı. şimdilik kapıdakiler için bir önemi olmasa da birkaç saniye sonra hatırlamak isteyecekleri bir isim olacağını umuyordu Dekotta bu ismin.
Karanlık rahip ömrünün çoğunuda kaçak hayatı yaşamıştı. Hep ismini, kimliğini, amaçlarını gizleyerek, içten içe korku ve nefretle yaşamıştı. Gerçek kimliğini, düşünce yapısını, kim olduğunu öğrendiklerinde ne kaçacak bir yeri, ne de sığınabileceği bir yurdu vardı karanlık rahibin ta ki Lord Yeminer gibi ulu bir kötülük membaını bulana kadar. şimdi ise o gitmiş, rahip yeniden eskisi gibi güçsüz ve ümitsiz kalmış, bir zamanlar gururla söylediği ismini tekrar unutmak... tekrar başka isimlerin altına saklanmak zorunda kalmıştı.
Neyseki rahip geçmişinden dolayı bu konuda deneyimliydi ve kısacık bir sürede eskiden kullandığı sahte kimliklerden de yararlanarak bir sahte karakter yaratmıştı.
Kaos ordusu 10 Kasaba açıklarında bozguna uğramıştı ve burası da oraya çok uzak görünmüyordu. Rahip kara zırhı, dev silahı ve görüntüsü ile onlardan pek de farkı olmadığını düşündü, ayrıca gecenin bu saatinde zorlukla ayık kalan şehir nöbetçilerinin yenik ordunun bir neferini çok da sorgulamayacakları bilinen bir gerçekti. Son gün kendisi gibi buraya sığınan ordu mensupları hiç de az olmasa gerekti.
"10 kasabadan geliyorum " dedi aynı ses tonuyla devam ederken konuşmasına sesini üzgün ve bitkin bir tona indirerek malumu ilam eder gibi durumu kısaca özetledi.
"Dinlenmeye, kendimi tekrar toparlayıp *O*nun adına yeniden savaşabilecek hale gelmeye ihtiyacım var." diye bitirdi konuşmasını ve nöbetçilerin cevabını bekledi.
Posted: Thu Aug 31, 2006 8:15 pm
by Firble
Peter karanliktan dolayi biraz huyursuzlanmaya baslamisti. Asagidan da pek ses gelmiyordu. Gerci Max muhtemelen yonleri ve yamani anlamaya calisiyordu.
Yapraklar ona batip saglikli dusunmesini engelliyorlardi. Gerci son zamanlarda olan tum garipliklere ragmen cok ciddi bir sorunla karsilasacagini dusunmuyordu. Yine de bir yirmi otuz saniye daha tirmanip eger yukariya eger en ust bolume erisemiyorsa asagi inecekti.
Eger zaman konusunda pek bir bilgi edinememislerse sonu belirsiz bir sure boyunca orada beklemektense ormana girmek daha dogru olacakti muhtemelen. Ama korlemesine yurumek yerine birkac adimda bir durup gozlerinin karanliga alismasini beklemek daha dogru olacakti.
Peterin aklinda bitmemis onkasaba destani da vardi. Onu da nasil yazacagini kafasinda planliyor. Begenmeyip yeniden planliyordu. Bu dusuncelerden kurtulmasi icin zaman bulup son bolumu yazmaliydi ama hic firsat olmamisti ki.
Posted: Thu Aug 31, 2006 9:05 pm
by mikael
Setsuna şövalyenin uyarısı üzerine dudaklarındaki büyüyü unutarak durdu ve grubun yaklaşmasını bekledi. "Oren," diye düşündü, "Demek bu şehir tapınak şövalyelerinin himayesinde.". şövalyelerin sokaklarda devriye gezmesini iyiye alamet olarak gördü, ancak buna pek sevinemedi. Zira geçmişin tatsız hatıraları zihninde canlanmaya başlamıştı. O zırhların benzerini kaç kez kendi üstünde görmüştü? Babası ona büyük gelen bir zırhı ısrarla her giydirişinde gözleri ışıl ışıl bir halde kendisini izlerken, o kaç kere yapmacık bir tebessümle aynada görüntüsüne bakıp beğenmiş ve heyecanlanmış gibi yapmıştı?
Devriye iyice yaklaştığında, "İyi akşamlar, soylu şövalyeler." diyerek eğilip reverans yaptı. "Neden bu kadar telaşlandığınızı merak ettim, umarım sizi görevinizden alıkoyacak birşey yapmamışımdır.". Aklı boş sokaklara kaydı. Yoksa bu şehirde geceleri dolaşmak yasak mıydı?
Posted: Thu Aug 31, 2006 9:25 pm
by Squan
Estebin durumu yanlış değerlendirdiğini fark etmişti. Ama yapacağı fazla bir şey yoktu bu dakikada. Bunu düşünürken askerler onu yaralamıştı.
estebin iyice kendini toparladı. Elrach ın narasını duydu. Bu sırada estebin de ileri doğru bir hamlede bulundu. Baltayı sağ aşağıdan yukarı doğru çaprazlama sallayacaktı.
Posted: Fri Sep 01, 2006 7:01 am
by Lord Necros
İçerisi basit ama sevimli bir handı. Pek de taşkın kimseler için yapılmamış, tam aksine sessizlik, huzur ve güvenli bir ortam arayanlar için yapılmışa benziyordu. Taverna kısmı minikti ve sadece birkaç masa vardı. Bar bölümü de pek fazla değildi ve Gredix’in gördüğüne göre sert, insanı çeşitli çılgınlıklara götürebilen içkilerden ziyade, daha çok insanı mayıştıran ve sakinleştiren türden içkiler vardı. şöminedeki ateş, çıtırdayarak yanarken tavanda da sekiz mumlu bir avize yanıyordu.
İçerisi bomboştu. İlk tahmin ettiği gibi herkes yatmış olmalıydı. Ya da belki kimse yoktu handa. Hancı da ortalarda gözükmüyordu ilk başta, ama o seslendikten sonra uyku mahmuru bir şekilde, üzerinde bir sabahlıkla barın arkasındaki bir kapıdan çıktı. Ovuşturduğu gözlerini kısarak Gredix’i süzdü. “Buyurun beyim. Özür dilerim, bu saatte birini beklemiyordum.”
Posted: Fri Sep 01, 2006 7:03 am
by Lord Necros
Xanthroat hızla pike yapıp tırpanını gnollun karnına geçirdi. Karnı yarılan gnollun bağırsakları dışarı dökülürken iğrenç bir koku yayıldı ve viyaklayan gnoll anında yere yapıştı. Ã?evrede kaçışan daha pek çok gnoll vardı ve Xanthroat hepsini görebili...
Aniden bir arbalet oku omzuna gömülünde Xanthroat ister istemez titredi ve tırpanını eğdi. Okun geldiği yönü araştırdığında tarlanın sahibini gördü.
“Böcekler ha?! Onlar benim korumalarım gerizekalı ucube! Tarlamı mahvettin! Bunu ödeyeceksin piç herif!”
Gnoller hâlâ kaçışırken, adamın arkasında biri genç biri küçük iki çocuk da muhtemelen anneleri olan tombul bir kadına korku içinde sarılmışlardı.
Murdoc da tarlaya girerken bunları fark etmişti. şeklin pike yaptığını görmüş, sonra da bir viyaklama duymuştu. Ardından da yaşlı adamın sesini. Ortalık gnoll cesetleriyle doluydu. Sağ kalanları ise kaçışıyordu.
Posted: Fri Sep 01, 2006 7:04 am
by Lord Necros
Elrach’ın vahşi savaş narası bir anda dikkatleri o yöne çekti. İki şövalye de şaşkın bakışlarla Elrach’a dönerken, Estabin’in dövüştüğü şövalye kalkanını Estabin’in tarafında tutarak kılıcıyla Elrach’ın hamlesini karşılamaya çalıştı.
Elrach’ın kocaman kılıcı göğsünü hunharca delerken ancak gurultulu bir çığlık atabildi.
Aynı anda Estabin’in arkadan gelen baltası da şövalyeyi belinden göğsüne kadar biçti. Balta, ancak Elrach’ın, şövalyenin göğsünde saplı duran kılıcına çarpınca durabildi. Mathan’la bunca sohbet eden şövalye, ağzından lıkır lıkır akan kanla bağırmaya çalıştı ama tek yapabildiği dizlerinin üzerine düşmek oldu. İki eski dost silahlarını bedenden kurtardığında cansız beden yere küt diye düştü.
Aynı anda Estabin arkasından bir dürtme hissetti. Son şövalye Estabin’i tekrar yaralamaya çalışmıştı, ama zincir zırhı aşamamıştı.
Posted: Fri Sep 01, 2006 7:06 am
by Lord Necros
Celdar’in sol palasını sol alttan sağ yukarı doğru savurması sonucunda şövalye son anda kılıcı durdurmayı başarmıştı ve kılıcı, palaya sürterek döndürüp Celdar’a saplamaya çalışmıştı. Celdar’ın palasını son anda bükmesiyle bu çabası engellenen şövalye, karşısındaki savaşının sağ elindeki palası boynunu yardığı anda kısa bir gurultu çıkartarak yere düştü.
şövalyenin parçalanan boğazından fışkıran kanlar Celdar’ın üzerine sıçradı. Hızlı savaşçı bu gece epey kana bulanmıştı ve Sorpigol’deki otorite olan tapınak şövalyelerinden birkaçını da öldürmüştü. şehirde artık muhtemelen pek güvende olamayacaktı, ama başının çaresine bakabilirdi, değil mi?
Arkadan gelen öfke dolu haykırışlar onu kendisine getirdi ve üç şövalyenin de yanına varmak üzere olduğunu gördü. Celdar bunlarla dövüşmemeyi zaten kafasına koymuştu ve hemen koşarak ilerideki sokağa doğru ilerledi. şövalyelerin aksine Celdar hafif giyinmişti ve onlara göre çok daha hızlıydı. Bu sayede arayı gittikçe açarak sokağa daldı Celdar.
Sokak pek de uzun değildi ve koşarak sokağı aştığında, terk edilmiş evlerle dolu bir yola çıktığını fark etti. Evler yarı yıkıklardı. Bazılarının pencereleri kırılmış, bazılarının kapıları düşmüş, bazıları ise yarı yarıya çökmüştü. Görebildiği kadarıyla çevrede bu şekilde on civarı ev vardı.
Posted: Fri Sep 01, 2006 7:07 am
by Lord Necros
Goblinler yaklaşırken, kervan arabalarının öbür yanından gelen tek tük kılıç seslerini duyabiliyordu Edmond. Görünen o ki muhafızlardan geriye çok az kişi kalmıştı ve onlar da kaybetmek üzereydiler.
Gelen son bir çığlık sesiyle birlikte, ölü taklidi yapmakta olan Edmond, kampta kalan belki de son canlı kişi olduğunu anladı. Gözleri kapalı olduğundan goblinlerin yaklaştıklarını ancak ayak seslerinden anlayabiliyordu.
En sonunda goblinlerden bir tanesi tam yanına geldiğinde Edmond tek eliyle kılıcını savurmaya çalıştı. Kılıç tek elle kullanılmak için fazla büyüktü ve Edmond’un hamlesinden çok kendi ağırlığının kazandırdığı ivmeyle hareket etti ve Edmond’un hemen yanındaki goblini biçti. Goblinin kanı fışkırırken, bunu gören bir goblin hemen Edmond’un kafasını elindeki seheryıldızı ile ezmeye çalıştı ama Edmond hemen yuvarlanarak hamleden kurtuldu. İkinci bir goblinin hamlesinden de silahı tekme atarak durdurarak kurtuldu. Üçüncü goblin ise hamlesini ıskaladı. Dördüncü goblinin hamlesi, Edmond’un zırhına takıldı. Lâkin dördüncü goblinin palası Edmond’un göğsünde bir yarık açtı (Edmond--> 3 damage) ve Edmond hafif bir inilti koyuverdi. Beşinci ve altıncı goblin de Edmond’un zırhını aşamamıştı ama yedinci elindeki hançeri Edmond’un boynuna yakın bir yerine gömdü. (Edmond--> 3 damage) Sekizinci goblin tam elindeki seheryıldızını Edmond’un kafasına gömecekken tiz, metalik bir ses yankılandı.
“Durun!”
Ama çok geçti. Goblin çoktan seheryıldızını indirmişti bile. Seheryıldızı Edmond’un suratında patladı. (Edmond--> 2 damage) Edmond, derin ve dipsiz karanlığa düşmeden önce gördüğü son şey, hobgoblinin yanından geçen, kapkara cüppelere sarınmış, uzun boylu bir şekildi.
Posted: Fri Sep 01, 2006 7:08 am
by Lord Necros
Büyüyü tamamladığında hiçbir şey olmadı ve Erathorn kendi kendine küfretti. O, savaş için eğitilmişti. şimdi nasıl olur da paniğe kapılıp böyle bir hataya düşebilirdi? Büyü için gereken her şeye sahip değildi ki!
Askerlerden sağ kalanları karşı saldırıya geçtiler ve kılıçlarını hidranın başlarını koparmak için savurmaya başladılar. Birisinin kılıcı yaratığın derisinden sekerken, birisi ıskaladı. Sonuncusu da vurmayı başardıysa da boyunlarından birisinde kesik açılan hidraya ciddi bir zarar verememişti.
Yine de bu kesik hidrayı öfkelendirmişti ve öfkeli bir çığlık atan hidra, kafalarını doğruca askerlere gömdü. Askerin bir tanesi, kafalardan birinin keskin dişleri arasında parçalanırken, hidra diğer kafasıyla kaptığı askeri sertçe başının üzerine yere vurup kafasını kırdı. Üçüncüsü ise tek ısırıkta başını kaybetti ve göğsünde derin bir yara açıldı.
Cesetleri bir kenara savuran hidra, öfkeli gözlerini Erathorn’a dikmişti.
Posted: Fri Sep 01, 2006 7:12 am
by Lord Necros
Muhafızlardan birisi hiçbir şey anlamamış gibi gözüktü. Diğerinin ise kaşları çatıldı. “On Kasaba mı? On Kasaba’da ne işin vardı senin ha? Yoksa sen bir...LANET OLSUN TAPINAK şÃƒ?VALYESİ! SAKIN KIPIRDAMA!”
Bir anda iki muhafız da Dekotta’nın üzerine doğru yürümeye başladılar. Mızraklarının uçları, Dekotta’nın kalbine yönelmişti. Görünüşe göre bunların On Kasaba’da olan bitenden haberleri yoktu.
Posted: Fri Sep 01, 2006 7:13 am
by Lord Necros
Daha yukarıya çıkması imkânsızdı Peter’ın. Yapraklar o kadar sıktı ki bu inceliklerine rağmen yolu tıkıyorlardı. Peter çaresizce aşağı inmek zorunda kalmıştı. Aşağı kazasız belasız inmeyi başarması yine şaşırtıcıydı. Tuhaftır, yine zorlansa da başına hiçbir şey gelmemişti.
Maximillian onu aşağıda bekliyordu. Yorgun görünüyordu ve omuzları çökmüştü. Peter ona yaklaşırken gözleriyle ayı işaret etti.
“Çok kalmamış. Birkaç saat sonra şafak sökecek.”
Posted: Fri Sep 01, 2006 7:14 am
by Lord Necros
“Hemen kimliğini açıkla ve bu saatte burada ne aradığını söyle!” dedi şövalye, diğer şövalyeler Setsuna’nın çevresini sararken. Sanki aranan, tehlikeli bir suçlu gibi bir anda Setsuna’nın çevresini çevirmişlerdi.
Posted: Fri Sep 01, 2006 7:56 am
by mikael
"Adım Setsuna Lightblade, acemi bir şövalyeyim, Maltyr kasabasından, sizin gibi şövalyelerin arasından geliyorum ve ilk kez bir şövalyenin selamıma karşılık vermediğini görüyorum." dedi Setsuna, gücenmişçesine alt dudağını hafifçe bükerek. "Burada ne aradığıma gelince, şehrinize yeni geldim ve sadece dinlenecek güzel bir han arıyordum." bunları söylerken rahatsız edici çemberi mümkün oldukça görmezden gelmeye çalışmış ve yoğun bakışlarını kendisine soruyu sormuş olan kişiye odaklamıştı.
Posted: Fri Sep 01, 2006 12:00 pm
by Rhonin
Gredix hanın sakinliğine iç rahatlığı ile baktı sonra gelen hancıyı süzdü.Gülümseyerek " özürdilerim sizi uyandırmak istemezdim ama bir odaya ihtiyacım var bütün gün inanılmaz yoruldum.Rahat ve temiz bir odanız var mı? " diye sordu hancıya ışıldayan gözlerle bakarak.
Gredix buranın diğer hanlar kadar coşkulu değilde biraz da olsa kafa dinlemek için güzel bir yer olduğunu farketti.Sorpigolde böyle bir yerin olması garipti ama her yerin bir güzelliği vardı değil mi..Gredix adamdan cevap almak için dikkatle baktı.