Sonsuz Güneşin Koruyucuları: Kadim Işığı A

FRPWorld Diyarı ile ilgili aktif RP başlıklarının bulunduğu bölümdür.
Locked
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Koboldlar yaklaşıyordu, ama Salvador öylece duruyordu. Askerler şaşkınlıkla birbirlerine bakıyorlardı. Komutanları neden hiçbir şey yapmıyordu? Bir sorun mu vardı?

"Bazı yaralarda şok geçirildiğini duymuştum. Sanırım öyle bir durum. Kendine gelene kadar komutanı koruyun." dedi askerlerden birisi.

Salvador"un bakışları altında askerler şaşırtıcı bir disiplin ve hız içinde işe koyuldular. Ne buldularsa iki tarafa yığdılar. El arabaları, kum torbaları, aletler, çarklar...

İşleri bittiğinde arkalarını bir yük arabası koruyordu. Kazma, kürek gibi şeyleri önlerine doğru uzanan kazma, kürek gibi şeyler koymuşlardı içine ve üzerlerine ağır çarklar koyarak bunları sabitlemişlerdi. Böylece koboldlar hem bu aletler yüzünden yavaşlayacaklar, hem de arabaya tırmanmaya çalışacaklardı. Bu da askerlere zaman kazandıracaktı.

Ã?n tarafta ise kum torbaları ve çarklardan oluşan alçak bir set vardı. Arkaları kadar iyi değildi, ama en azından zaman kazandırırdı.

Askerler, Salvador"u zorla yere yatırıp sırtını duvara verdirtmişlerdi. Bir tanesi "Burada dinlenin Efendim. Biz hallederiz." diye mırıldandı ona. Meşaleleri de yanına sapladılar. Sonra askerler beşer beşer iki yana ayrıldılar. Havlamalar artık çok yakından geliyordu. Birkaç saniye geçmemişti ki ilk oklar tepelerinden süzüldü. Arkadaki beşli arabanın arkasında saklanmıştı, öndekiler ise alçak set ile siper almak için resmen yere yatmışlardı.

"Karanlık, havasız ve sürüngen dolu. Ölmek için harika bir yer."

Arabanın arkasındaki askerlerden birisi-her nedense neşeli bir sesle-haykırdı. Salvador yeni yeni fark edebilmişti: Meşaleler onun çevresindeydiler ve onu aydınlatıyorlardı. Yani koboldlar için açık bir hedefti!

Bir ok vızıldayarak Salvador"un göğsüne çarptı ve zırhtan sekip yere düştü.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Cervantes de Ilyamain de yerlerine oturmuştu ama Dioraveni hâlâ ayaktaydı. Az önce birbirlerini öldürmek üzere olan iki insan, şimdi hiçbir şey olmamış gibi yerlerine geçmişlerdi.

Zehiran gürültülü bir şekilde esnedi. Sonra keyifli ama yorgun gözlerle üçünü de süzdü. Ã?ayından koca bir yudum alıp boğazını ıslattıktan sonra Cervantes"e döndü.

"Lord Cervantes, sanırım bu iki bayana On Kasaba"nın başına gelenleri anlatmanız iyi olacak. Bu konuda oldukça meraklılar. Ve sonra...sizin sorularınızı yanıtlamaya hazır olacağım."
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

"Hayır, hayır. Sen iç Slach. Hem üstelik..." Maximillian susup elini yeniden arkasına attı ve bir matara daha çıkarttı. "Bir tane daha var." Maximillian sırıtırken tıpayı çıkartıp matarayı arkasında ona sarılıp oturan Denial"a uzattı. Denial kana kana suyu içti. Sonra Maximillian"a geri uzattı ve o da içti.

Slach şimdi ikisini daha dikkatli izleyebilmişti. İkisi de is ve kuruma bulanmış bir şekildeydi. Denial"ın olmasa da Maximillian"ın üzerinde yer yer kurumuş kan vardı; ama Maximillian"ın rahat hareketlerine bakılırsa bu kan ona ait değildi.

Maximillian"ın yüzünü incelediğinde ise bir insan için oldukça genç olduğunu fark etti. Muhtemelen henüz rüştüne bile ulaşmamıştı. Yine de omuzlarına fazla yük binmiş, yaşlı bir adamın yüz hatlarına ve bakışlarına sahipti. Acılı bir hayat yaşayanlardan birisiydi belli ki. Hem Slach"ı hem de Denial"ı rahatlatıp güvende tutmaya uğraşıyordu, ama Slach onun gözlerinde belli etmemeye çalıştığı yorgunluğu görebilmişti.

Slach çevresini incelemeye başladığında ise ormanın kuzeyinin pek de hoş olmadığını kabul etmek zorunda kaldı. Ağaç kökleri görülüyordu ama genellikle çürümüşlerdi. Sadece artıklardan ibaretlerdi. Toprak o kadar çoraktı ki grimsiydi. Sanki küllerle kaplanmış gibi. Bu arazi üzerinde tek bir ot bile yoktu. Aynı şekilde canlı da yoktu. Üçlünün ve atlarının sesleri dışında çıt çıkmıyordu. Ortalıkta nahoş bir koku vardı. Koku gelirken onu rahatsız etmemişti ama şu durumda midesini bulandırıyordu.

Slach çevresinde bazı minik hareketler de görmüştü. Ama ne zaman oraya daha dikkatli baksa hiçbir şey kıpırdamamış gibiydi. Birileri mi vardı yoksa göz yanılması mıydı? Gecenin bu karanlığında Slach gibi bir elf bile bu konuda kesin bir şey söyleyemezdi.

Bir horlama Slach"ı irkiltti. Denial, Maximilliana sarılmış bir şekilde uyuyakalmıştı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Nakh, yerdeki orkun hayalarına tekmeyi basarken ork acı dolu bir böğürtüyle ellerini hayalarına götürdü ve olduğu yerde kıvranmaya başladı. Nakh onun bir süreliğine tehdit olmadığını anlayabilmişti.

Nakh artık arkasını dönmüş, burnunu kırdığı orkun yaklaşmasını bekliyordu. Ork ise elinde kısa kılıcı ise öfkeyle ona yaklaşıyordu. Hamleleri aynı anda geldi. Ork kılıcını Nakh"ın kalbine saplamaya çalıştı. Nakh ise orkun çenesine yumruğunu salladı.

Nakh kılıcın yaklaşmasını heyecan ve korku içerisinde izledi.

Kılıç Nakh"ın tam kalbine geldi.

Kılıcın ucu teniyle temas ettiği anda Nakh"ın gözleri gelmeyi bekleyen sonla kapanmıştı. Ama kılıç, dayanıklı derisinde ufacık bir çizik açıp geri sekerken, heyecanla beslenmiş Nakh"ın yumruğu orkun suratına öyle bir çarptı ki orkun kafası aniden arkaya doğru savruldu. Ã?enesinin kırılmasını boynunun kırılması izleyen ork, daha yere düşmeden ölmüştü.

Nakh bu tehlikeyi atlatmıştı, ama arkasında gerilen yayların gıcırtısını duyduğunda artık çok geçti.

Oklar salındı. Nakh ikisinin de vızıltısını duyabiliyordu.

Bir ok Nakh"ın sol kulağının yanından geçti.

Bir ok da Nakh"ın sağ omzuna arkadan saplandı. (Nakh --> -9 HP)

Nakh okun şiddetiyle öne sallandı ve bacağına hala saplı olan ok yüzünden titreyen bacağı onu daha fazla taşıyamadı. Sertçe yere düştü. Nakh arkasına baktığında orklar çoktan yeni okları yaylarına yerleştirmişlerdi bile.

Asla ateş edemediler. Nakh ormandan çıkan hızlı, beyaz bir şeyin orklardan birinin üzerine atladığını gördü. Ork daha yayını ona doğrultamadan bu beyaz şey, onu yere devirdi ve boğazını parçaladı. Nakh bu sırada ne olduğunu gördü. Bu bir kurt iskeletiydi. Bu sırada diğer ork okunu iskelete atmıştı ama ok iskeletten sekmişti.

Nakh dehşet içinde başka cesetlerin de ormandan çıktığını gördü...tıpkı arkasındaki yanan şehirden pek çok orkun seslerini duyduğu gibi.

Takviye gelmişti ve Nakh iki tarafın arasında sıkışmıştı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

"Hey, nereye gidiyorsun sen?!"

Orklarla boğuşan insanlardan birisi öfke ve şaşkınlık içinde Azazel"e seslenmişti. Onun bağırışı üzerine diğer insan askerler de dönüp baktılar

"Piç kurusuna boşu boşuna kandık. Belli ki orklar için çalışıyormuş!"

İnsan askerler dövüşerek geri çekilmeye çalıştılar ama artık çok geçti. Ã?evreleri çoktan sarılmıştı. Birkaç ork yerde ölü yatıyor olsa da, direnebilmeleri mümkün değildi. Gerçekten de o sırada askerlerden birisinin beline bir savaş çekiciyle vuruldu. Beli kırılan asker canhıraş bir haykırışla yere düştü. Aynı ork tekrar savaş çekicini kaldırdı ve zafer dolu bir böğürtüyle düşmüş askerin suratına indirdi. Kırılan kemiklerin sesleri ortalığı doldururken, kafası ezilip parçalanan askerin beyin parçaları ve kanı etrafa saçıldı.

Azazel bu sırada kurt formunda koşmaktaydı. Yalnız goblinin bir evin üst katlarından atış yaptığını unutmuştu. Goblinin yanına ulaşması imkansızdı. Azazel şimdi o evin önünde dolanıp duruyordu. Bu sırada goblin bir ok daha attı ama ıskaladı.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Kan Gümüşyüz"ün olduğu yeri kaplarken, Yılmax ve Hastlisch büyülerini başarıyla bitirdiler ve göremedikleri hedeflerine yolladılar. İkisinin de büyüleri, vücutlarını titreştiren bir akımla hedeflerini bulurken, dev böceklerin kanat çırpmaları ve rüzgar duvarının uğultusu dışındaki tüm sesler kesilmiş, tüm soluklar tutulmuştu.

Sessizlik bir anda kesildi. Zırıltı gibi bir kahkaha duyuldu ve goblin lisanında bir konuşma duyuldu.

"Geber, yer altı böceği!"

Sisin içinden bir ok fırladı. Vızıldayarak Yılmax"a doğru ilerledi. Ok, ve peşi sıra gelen garip kahkaha, Yılmax"a ölüm vaad ediyordu.

Ok rüzgar duvarına temas etti ve akımla beraber görüş alanının dışına çıktı.

Ve sonra bir ses daha duyuldu: Bir goblin savaş çığlığı ve çeliğin çeliğe çarpış sesleri. Diğer iki goblinden de itiraz haykırışları yükseldi.Görünüşe göre Hastlisch"in büyüsü işe yaramıştı.

Bu sırada bilinçsizce yerde yatan Gümüşyüz, kan kaybına devam ediyordu. (Gümüşyüz --> -1 HP)
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
Lord Necros
Başbüyücü
Posts: 1916
Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
Location: Necropolis
Contact:

Post by Lord Necros »

Bir metrelik bir mesafeyi atlamak ne kadar da kolaydı. Hem orada yere kurulmuş hiçbir tuzak, onun atlamasıyla beraber çalışmazdı. Horcoel bunun bilinciyle koştu, koştu ve koştu. Sonra tam sıçradığı anda bir şeyin bilincine vardı: Tuzak havada olmak zorunda değildi ki!

Horcoel yere inmeden hemen önce sert bir şeye çarptı. Ne olduğunu göremiyordu. Belli ki görünmez kılınmıştı. Ayrıca tuzakları fark edip, caddenin kenarından yürüyenlere hazırlanmış bir sürpriz olduğu da aşikârdı.

Horcoel bir şeylerin takırdamasını duydu. Daha arkasını dönemeden sokağı, tüm sesleri bastıran vızıltılar doldurmuştu. Gerçi şu anda saklanabileceği bir ev vardı ya. Orada da kapıdan bakan bir şekli fark etti Horcoel. Ama o sakalı tanımamak imkansızdı. Bu Harbormm"du.

Harbormm ise bu sırada kapının köşesinden dışarıya bakıyordu. Daha dışarı baktığı anda onu görmüştü. Hızla koşan bir şekil üzerine doğru atlıyordu. şekil tam önüne düşmüştü. Harbormm irkilerek geri çekildi. İlk başta gelenin ne olduğunu çıkartamadı Harbormm, ama sonra onun Horcoel olduğunu anladı. Bu anda o da vızıltıları duydu ve caddenin iki yanından binlerce minik böceğin caddeye aktığını gördü.

V"ladhek ise bu sırada geride bekliyordu. Bulunduğu yerden Horcoel"i görememişti. Sadece önce minik bir takırtı, sonra da kapının önünden bir gümbürdeme duyduğuydu. Harbormm"un bir anlık şaşkınlıkla geri çekilmesine bakılırsa orada bir şey vardı...vızıldayan bir şey.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.

Power demands sacrifice.
WereWolf
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 83
Joined: Thu Sep 15, 2005 10:00 am
Contact:

Post by WereWolf »

Azazel içindeki öfkeden delirmemek için kendini zor tutuyordu.Bu insanları kaderlerine terk edemezdi ama kendini de ölüme bırakamazdı.''Dragonfire pençelerimi ve dişlerimi düşmanlarımın kanıyla kutsa ..''.Goblin okçunun kendisini hedef alamayacağı bir yer aradı.Yardım etmesi için ırkdaşlarına ihtiyacı olacaktı.Gürültülü ve vahşice bir uluma kopardı.Bu daha çok bir yakarışa benziyordu.( Wolf Empathy ).''
Yardımınıza ihtiyacım var ve çabuk olun fazla zamanımız kalmadı.''
isim:Azazel
Irk:Wood Elf/Lycanthrope (Natural Werewolf )
Meslek:level.4 Fighter/level 1.Werewolf Lord
Göz Rengi:Yeşil
Boy,Saç Rengi:1,72,Kızıl
Alignment:True Neutral
Eldarin_
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2636
Joined: Wed Dec 20, 2006 10:00 am
Location: Yolcu
Contact:

Post by Eldarin_ »

Necros_Spellweaver wrote:Zehiran gürültülü bir şekilde esnedi. Sonra keyifli ama yorgun gözlerle üçünü de süzdü. Ã?ayından koca bir yudum alıp boğazını ıslattıktan sonra Cervantes"e döndü.

"Lord Cervantes, sanırım bu iki bayana On Kasaba"nın başına gelenleri anlatmanız iyi olacak. Bu konuda oldukça meraklılar. Ve sonra...sizin sorularınızı yanıtlamaya hazır olacağım."
Cervantes yüzünü çevirmiş diğerlerinin başka sorularını bekliyordu ki Zehiran söze girerek 10 kasabaya olanları anlatmasını istemişti. Zehiran'ın hareketleri Cervantes'in pek hoşuna gitmemekle beraber bunu belli etmemeye çalıştı.
Paladinin yüzünde yine her zamanki sert ifadesi vardı ve 10 kasabanın sözü geçtiğinde yüzüne yeni kırışıklıklar eklendi. Bu konu üzerinde fazla konuşmak istemiyordu yine de duruma bir açıklık getirmeliydi.

"Ozanlar 10 kasaba ve halkları uğruna nice ağıtlar yakmış ve yakacak olsa da benim o kadim topraklarda olanları uzun uzadıya anlatmaya yüreğim elvermiyor.
Mutlaka ki biliyorsunuzdur bayanlar, 10 kasaba dev bir ork ordusunun saldırısına uğradı ve kuvvetle muhtemel yerle bir edildi. Saldırının geleceği haberini alır almaz halkımızla beraber 10 kasabadan ayrıldık ve kuzeydeki bu topraklara zorluklarla gelebildik. şimdilerde bu dağlık sırtlara kurulmuş kalede konuşlanmaktayız ve halkımızı da buraya yerleştirdik.
Yani 10 kasaba toprakları işgal altında... Mızrak ciğerimize saplandı..."

Cervantes başını önüne eğmişti. Bu konu üzerine fazla durmak istemiyordu.
Paladin elini kısa saçları üzerinde öylesine gezdirdi, sonra tekrar başını kaldırdı. Sıkıntılı hali ortadaydı...

"Bu konuda söyleyebileceklerim bu kadar kardeşlerim. Bilmek istediğiniz başka birşey var mı?"
Sert üslubunu, basit görünen ama pek bi anlamlı sözcüklerle yumuşatmaya çalışırdı hep Cervantes. Yüzündeki ciddi ifade de nadiren silinirdi. Yine de o sert yüzün ardında daima insanları önemseyen biri vardı.

Dirseğini dizinin üzerine koymuş, elini yanağına dayamış paladin söylenecekleri beklemeye devam etti...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Yener
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1742
Joined: Wed Jan 12, 2005 10:00 am
Location: İstanbul
Contact:

Post by Yener »

Nakh olabildiğince hızlı bir şekilde ayağa kalkmaya çalıştı.Bacağı gerçektende çok acıyordu.Nakh artık bacağındaki bu oku çıkarmasının gerektiğini çok iyi anlamıştı.Ayağa kalkarkalkmaz sol eliyle bacağındaki oku çıkarmak için hamle yaptı ve oku bacağından söküp çıkardı.


Nakh'ın gözleri şimdi kısa bir süreliğine saklanıp kendini iyileştirebilmesi için ona zaman sağlayacak ve onu saklayabilecek bir yer aradı.


Birden Nakh'ın gözüne orkların ve arkadan gelen yaratıkların yoğunluğundan uzak bir çalı ilişti.Belkide burası Nakh'ın yaralarının bir kısmını iyileştirmesi için gerekli olan zamanı sağlayabilirdi.


Çalılık,Nakh şehre doğru baktığında sağ kolunun tarafında kalıyordu,etrafı tamamem kapalı gözüküyordu ve en önemlisi ork ve arkadan gelen ne olduğu belirsiz yaratıkların yoğunluğundan uzak görünüyordu ve oldukça gür bir çalılıktı.


Nakh hemen elinden geldiğince hızlı bir şekilde çalılara doğru ilerledi.

Nakh çalılara gridiği zaman içindeki enerji ile önce bacağını iyileştirecek,karnındaki oku çıkartıp enejinin bir bölümüyle karnındaki yarayı iyileştirecek,omuzundaki okuda çıkartacam ama bunu iyileştirmeye muhtemelen enejisi kalmayacağından daha sonra ilgilenecekti bu yara ile.


NOT : Kullanılacak olan güç,*Wholeness of body*
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Slach
Gölge Ustası
Posts: 759
Joined: Sat Nov 13, 2004 10:00 am
Location: Eskişehir
Contact:

Post by Slach »

Slach atı üzerinde durmadan etrafına dikkatle bakınmaya başladı. Bir şey onu rahatsız ediyordu. İçinden belki toprağın bu durumu yada belki zehirlenmenin etkisiyle gördüğü birkaç karartı. Kendi kendine " çok iyimsersin. Savaş on kasaba etrafında sürüyor ve muhtemelen düşman arayıcılarını on kasabalıların saklandığı yeri bulmaları için görevlendirmiştir. " dedi. Huzursuz olduğu için omuzlarını titretti ve önde giden atını yavaşlatıp yoladaşlarıyla aynı hizaya geldi.

Slach hayatı boyunca hiç bu kadar ciddi görünmemişti. Kendi bile bu durumdan oldukça rahatsız olmuştu. Yol arkdaşlarını iyice süzdü. Biri oldukça yorgun diğeri zaten ağzından salyalar akar bir vaziyette uyuyakalmıştı.

Maximillan ona bir şey sormadan eski bir bez parçasını çıkartıp ağzına bağladı. . Kokudan rahatsız olmuşcasına ellerini bezin hızlıca salladı. Bunu izleyen biri varsa ağzını okumasın diye yapmıştı. Yanındakilerle sadece onların duyabileceği bir seste konuşmaya başladı. Tek tek ve anlaşılır bir şekilde

" Maximillian. şişşt sakın bir şey söyleme." Cümlesinin sonunu küçük bir öksürükle süslemişti. " Bir kaç gölge görüyorum. Ama iyice baktığımda yok oluyorlar. Belki zehirden olabilir ama bana kalırsa yine emliyeti elden bırakmamak gerek.bu yakınlarda bildiğin düz bir arazi varsa oraya gidelim. orada görünmeleri daha kolay olur. Evetse sadece öksür."

Slach bir yandan da gölgelerin göründüğü yönü dikkatle süzüyordu.Fazla dikkat çekmeden .(Kullanılan yetenek: Araştırma)
Oyunların kralını bozan hep benim, gırgırı şamatayı seven hep benim, bilin bakalım ben kimim?
Gorath
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2057
Joined: Mon Mar 22, 2004 10:00 am
Location: Meleran
Contact:

Post by Gorath »

İlyamain, Cervantes'i dinliyordu. Bu kısa anlatım her şeyi açıklıyordu sanki. Ama İlyamain'in içini kasıp kavuran duygular ve sorular bundan ibaret değildi.

"Tapınak şövalyeleri..." dedi. "Hepsi bu kalede mi? Eskiden buradayken tanıdığım bir kaç şövalye vardı. Logan'ın liderliğinde..." Bu ismi söylerken artık yüreğine bir acı saplanmadığını hissetti. "...Logan liderliğinde kasabayı korumaya gittiklerini bildiğim bir kaç şövalye vardı. Harbormm isimli bir cüce vardı, Horcoel isimli bir şövalye ve bir kaç kişi daha..." Eli kurtarıcının başına gitti. "Hepsi sizinle birlikte kaleyi savunmak için buradalar değil mi?" diye sordu. Ama alacağı cevabın neler olabileceğini düşünürken yüreğini bir titreme sardı. "Ve... ve on kasaba halkı ne durumda? Bu kaleyi savunmamız sırasında halkı güvende tutmamız gerekmekte. Anlatın Lord Cervantes. Bilmek istiyorum. Bu savaşta durumumuz nedir? Kazanma ve orduyu geriye püskürtme ümidimiz var mı?"

İlyamain şimdi içindeki sorular bir yığın halinde boşalırken ve hepsinin cevabının hoşuna gitmeyeceğini bilmesine rağmen cevapları delice arzu ediyordu. Bir şeyler için savaşmadan önce her zaman bilgi edinmek gerektiğini Elçilik yaptığı yıllarda öğrenmişti ve bilgi edinmenin en iyi yolu akla gelen her soruyu tereddütsüzce sormaktan geçerdi...
Squan
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 557
Joined: Wed Jun 09, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Squan »

Salvador birden kendine gelmişti. Kendisine ne olduğunu anlamamıştı. Askerleri etrafında sperlere yatmış duruyordu.

Bir okun göğüs zırhından sekmesiyle olayın farkına varması bir olmuştu.

Hemen doğrularak ışığın altından çıktı. Askerlerin yanına gelerek durum değerlendirmesi yapması gerekiyordu. Kendi kendine biraz sorumsuzluk yaptığı için kızmıştı.

Biraz sesini yükselterek "Herkes saflarını korusun. Düşmanın sayısını bilmiyoruz. İlk saldırı geldikten sonra emirlerimi bekleyin. Oklardan sakının"

şimdilik karanlıkta göremediği yaratıkların ilk saldırırsını beklemek kalıyordu. Bu mağarayı bir an önce kullanılır hale getirmeleri gerekliydi. Kasaba halkı için bu çok önemliydi.
Ama bu bu mağarada koboltlar varken olamazdı...
Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.
Darkgnome
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 3918
Joined: Sat Jan 31, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Darkgnome »

Sislerin arasından sadece tek bir okun gelmesi ve iki goblinin savaş çığlıkları sonrası gelen selerden anlaşıldığı kadarıyla birinden birinin büyüsü başarılı olmuştu.

Hastlisch sizlerin arasına hızlıca bir bakış attı ama artık oldukça koyulaşmış sisin içinden metal zırhlı adamın değil hareketleri varlığı bile fark edilmiyordu. Schön'ünde bir şey fark etmediği belliydi ki, ona bir bilgi vermiyordu.

*Peki ya gobilinin tek saldırıdığı biz değilsek!*

Goblinler belkide onları daha önceden fark etmişlerdi. Belkide Schön'ün onlarla birlikte olduğunu düşünmüşlerdi. Ya goblinlerin tek hedefi onlar olmadıysa!

*Ya Schön vurulmuşsa ve şu anda acı çekiyorsa. Ya öldüyse!*

Bir büyücünün ruhu ile bağlandığı yandaşının kaybı sonucunda bunu içine kadar hissettiğini, delirdiği ve hatta öldüğünü duymuştu ama daha önce hiç görmemişti.

*Acaba ben deliriyormuyum. Ya şu anda deliriyorsam. Ya Schön şu anda kanlar içinde, bir okla yerde yatıyorsa!*

Uzun sakallarından fark edilmese de gnom'un dudakları istemsizce titreme
başladı. Gözleri şu anda sisin arkasını ne tarıyor nede sisin içini merak ediyordu. Dudakları arasından kısık kısık çıkan nefesi aslında anlamlı bir ismi söylüyordu.

"Schön! Schön!"

Bakışları ormanın içine daldı ve arkadaşını aramaya başladı. Neredeydi? Bu kadar sık ağaçlar içinde saklanma konusunda o kadar iyi olan bir baykuşu görebilirmiydi.

Aklını yine görüntüler doldurdu. Schön'ün, goblinlerin akşam yemeği olmadan önceki çırpınışları. İki kanadıda kesilmiş bir kuş ne kadar hareket edebilirdiki? Hele bu kuş ayaklarından bağlanmış ve yaralı ise!

"Schön! Schön!"

Karanlığın içinden aniden çıkan dev, çürümekte olan bir pençe Hastlisch'in üstüne kapandı ve onu çıktığı dipsiz karanlığın dibine çekti. şimdi etrafı aydınlatan lav denizi ortasında, ki bu kadar sıcak bir ortamda yanmadan nasıl durabildiğinide anlayamıyordu, bir kazığa bağlanmış Hastlisch'in etrafında baykuş kanatlı ve pençeli iblisler dolaşıyorlardı. Tepede cennetle cehennem arasındaki bir pencereden ise beyaz giysileri içinde Schön Hastlisch'e yaşlı gözlerle bakıyordu.

Artık kısık değildi sesi ve bağırabiliyordu ciğerleri patlayacakmışçasına. Hiç bir yerde yoktu dostu, hiç bir yerde...

"SCHÃ?Ã?Ã?Ã?Ã?N!"

Ormanın içini sadece bakışlarıyla taramıyordu artık. Artık bacaklarıda ciğerlerine ve gözlerine katılmış bir sağa bir sola koşuyorlardı.

"SCHÃ?Ã?Ã?Ã?Ã?Ã?Ã?N!"
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Sylvos
Seçilmiş Savaşçı
Posts: 1073
Joined: Sun Nov 21, 2004 10:00 am
Location: Darkon
Contact:

Post by Sylvos »

Harbormm sendelercesine bir adım geriye çekildi.
"Pöh! Her zaman buu yaomak zorunda mısın? dedibu ani harekete tepki olarak.
Savaş baltasını tutan eli bir an gevşer gibi oldu. Eli aşağıya doğru sarktı.
Finrod.. Sanırım kötü bir durumda. Belliki,
Ölmüş...
dedi hüzün dolu sesle. Başı mahcup bir şekilde öne doğru eğilmişti. Bir süre etrafı dinledi.
Vızıltılar...
Kafasını yerden yavaşça kaldırdı, dışarıya doğru bakan gözleri iyice açılmış gibiydi.
Dikkat bir an onun üzerinden kalkmış gibiydi. Silah tutmayan eli ile ileriyi gösteren bir hareketle "Hey, bunlarda nereden çıktı böyle!" dedi caddenin iki yanından binlerce minik böceğin caddeye aktığını göstererek.
-I grow tired of shouting battle cries when fighting this mage. Boo will finish his eyeballs once and for all, so he does not rise again! Evil, meet my sword! SWORD, MEET EVİL!!
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest