Page 16 of 50
Posted: Sun Jan 01, 2006 1:33 am
by Eldarin_
Gorath wrote:
İlyamain yavaşça oturduğu yerden aşağıya kaydı ve dizlerinin üzerine çöktü. "Sözleriniz benim cezamdır Lordum." dedi. "Eğer Tanrımın isteği bu ise bu elbette ki olacaktır. Tanrımın adaletine inanıyorum ve Tanrım ölmem gerektiğini düşünüyorsa onun huzurunda ölmeye hazırım..."
Başını yere eğdi, ellerini kavuşturdu ve bekledi... Sadece bekledi...
Geliyorum Logan... Yanına geliyorum...
Cervantes'in kılıcı havada bir süre asılı kaldı. Etraftaki kimseden tepki görmemişti. İlyamin'in tepkisi ise onun gözlerini yaşartacak, cinstendi. Bu anı ağlayarak yaşamak Cervantes için bir mecburiyetti sanki.
Nitekim paladinin gözleri nemlendi. Boynunu önüne eğmiş ve önüne çömelmiş kör kadını buğulanmış gözlerle kısa bir süre izledi.
Sonra kılıcı tutan eli yavaşça yere indi. Zırhlı vücut hafifçe yere çömeldi. Tek eli, yere dik bir şekilde sabitlediği kılıcının önünde büzülmüştü. Cervantes diğer elini ise göğüs hizasının hemen üstüne kaldırdı.
"Sen ölmeyeceksin İlyamin, sen Efendi Oren'in öğretilerini benimsemiş ve Babamızın kutsamasına layık yegane kişilerdensin.
Yüce Efendimiz, varlığının diyara şeref verdiği kudretli Savaş Efendisi. Bizi kutsa ki senin maneviyatını kaybetmiş bu çok değerli kulun tekrar senin kendisine uzattığın eli bulsun ve içinde beslediği cılız inanç yeniden alevlensin. Senin için adaleti yerine getirsin, senin adına savaşsın, senin uğruna ölsün..."
Cervantes'in elleri büzüşmüş ve yüzü de ellerine oldukça yaklaşmıştı. Sözleri bitirdikten sonra başını hafifçe kaldıracak ve tek eliyle İlyamin in çenesini kaldıracak ve yüzünün dosdoğru kendisine dönmesini sağlayacaktı.
Onun kusurlu görünen gözlerinin ardından kusursuz efendiyi görmek istiyordu...
RP DIşI NOT: Kullanılan güç--->Bless
*Bu mesajıma karşılık yazacak birşeyleri olanlar için mesajımın ikinci kısmını yarına kadar bekleteceğim.
Posted: Mon Jan 02, 2006 12:41 am
by Illyra
Dioraveni selamladığı adamın ve ilyamin in arasında geçen konuşmayı dehşetle izledi.
Tam gözlerini yummuştu ki savaşçının son sözlerini duydu.
"Sen ölmeyeceksin İlyamin, sen Efendi Oren'in öğretilerini benimsemiş ve Babamızın kutsamasına layık yegane kişilerdensin.
Yüce Efendimiz, varlığının diyara şeref verdiği kudretli Savaş Efendisi. Bizi kutsa ki senin maneviyatını kaybetmiş bu çok değerli kulun tekrar senin kendisine uzattığın eli bulsun ve içinde beslediği cılız inanç yeniden alevlensin. Senin için adaleti yerine getirsin, senin adına savaşsın, senin uğruna ölsün..."
Dioraveni olduğu yerden tüm yorgunluğunu unutup fırladı. ilyamin in kolundan tutup nazikçe ama yinede sert ve kararlı bir şekilde ayağa kaldırdı.
sonra ilyamin in kolundan çıkmadan insan savaşçıya döndü. gözlerinde öfkeli bir ifade vardı
"kimsenin canını bu kadar kolay alamazsınız. özelliklede inancı hafifledi diye. tanrılar insanları yarattılar ve her insana tanrısnı seçme özürlüğü verdiler. ve siz hiç kimseyi sizin tanrınıza inancı yok diye öldürme hakkına sahip değilsiniz. aynı hiç kimsenin sizin tanrınıza inanıyorsunuz diye ölüdremeyeceği gibi. umarım ne demek istediğmi anlamışsınızıdr insan savaşçısı"
sonra ilyamin e baktı ve cebinden hala nemli olan mendilini çıkartarak kızın yüzünü onu sakinleştirmek istercesine silmeye başladı. bu sırada hala gözlerinden alevler çıkarak insan savaşçıya bakıyordu.
Posted: Mon Jan 02, 2006 7:44 am
by WereWolf
Azazel kılıcını düşürmüştü ama daha bir sürü silahı bulunuyordu.Gürledi,pençelerini hızlı bir şekilde çıkardı,Ã?enesini sonuna kadar açtı.Dişlerinin arasından virüsle dolu salyaları akıyordu.Kendine en yakın orkun üstüne atladı ve dişlerini son gücüyle orcun boğazına geçirdi...
Posted: Mon Jan 02, 2006 9:06 am
by Rhonin
V'ladhek inat eden kapıyı kırmayı başarınca bir oh çekti ve yavaşça ilerledi..Normalde evin yanması gerekiyordu ama ne yangın ne de başka birşey vardı aslında biraz tutuşmuş yerler vardı ya..Büyük ihtimal orc yoktu çevrede çünkü giripte kitlemeleri çok acayip kaçardı ve kendi kendine gülümsedi bu düşüncenin ardından V'ladhek..
"Görünüşe göre kimse yok ama belki işimize yarayacak şeyler bulabiliriz..Yinede tetikte ol ne olacağı belli olmaz eski dostum." dedi ve gıcırdayan döşemelere basarak evin içinde yavaşça ilerledi.
"Umarım bir tuzak veya başka birşey yoktur" dedi derin bir iç çekerek ve Harbormm'un arkasından geldiğini umarak yavaş,emin adımlarla evin içerisinde gördüğü ilk odaya sessizce girdi..
Posted: Mon Jan 02, 2006 6:30 pm
by Gorath
İlyamain ölümü bekliyordu. Bundan korkmuyor, Tanrısının yolunda bunun olmasını bekliyor ve eğer cezası bu ise buna hazırlanıyordu.
"Sen ölmeyeceksin İlyamin, sen Efendi Oren'in öğretilerini benimsemiş ve Babamızın kutsamasına layık yegane kişilerdensin.
Yüce Efendimiz, varlığının diyara şeref verdiği kudretli Savaş Efendisi. Bizi kutsa ki senin maneviyatını kaybetmiş bu çok değerli kulun tekrar senin kendisine uzattığın eli bulsun ve içinde beslediği cılız inanç yeniden alevlensin. Senin için adaleti yerine getirsin, senin adına savaşsın, senin uğruna ölsün..."
Derken o sözleri duydu ve bu dualara içinde, kalbinin derinliklerinde eşlik etti. Tanrısına dua etti. Yeniden onu hissetmek için dua etti.
Derken bir güç tarafından ayağa kaldırıldığını hissetti. Kolundan tutan narin eller onu kaldırdılar. Ama İlyamain dualarına o kadar gömülmüştü ki şimdi ne yanında geçen konuşmaları duyuyor ne de onun yanında, burnunu eline sürten köpeği hissediyordu. Cervantes'in sözleri ardından onu saran dualara ara vermedi. Görmeyen gözleri ruhunun derinliklerinde kapandı ve dualar ruhunu sardı.
İlyamain kulaklarını herkese ve her şeye kapatarak Tanrısına dua ediyordu...
Posted: Tue Jan 03, 2006 1:58 am
by Horcoel_Baator
Necros_Spellweaver wrote:Nimarien, tuzak dolu sokakta gölgelere sığınarak ilerliyordu. Sokağın ilerilerindeki bir evin önünde iki şekil seçmişti. İlk başta orklar olduğunu sandı çünkü bir kapıyı tekmeliyordu birisi. Ama bir tanesi bir orka göre fazla kısaydı.
Nimarien"in elf kulakları ona, ikilinin yanından bir ses taşıdı.
"Bunu bana bırakmalıydın! Birkaç adım gerileyiş ve iyi bir tekme ile onu paramparça edebilirdim."
Harbormm"un tanıdık homurdanması. Bunlar V"ladhek ve Harbormm"du. En azından onlar hala sağdılar. Bu sırada V"ladhek da kapıyı kırmayı başarmıştı.
Nimaerien ileri doğru bir adım attı ama son anda bu sokakta da benzer tuzakların olması gerektiğini düşündü. Onların yanına nasıl ulaşabilirdi ki?
''Onların yanına ulaşmalı..''diye fısıldadı yarımelf..''Bir şekilde..Ama nasıl?''
Ã?ömeldi ve solundaki yıkıntıların arasından olaibldigince yuvarlak,ağır ve büyük bir taş parçası aldı..Eliyle yokladıktan sonra bir tuzagı harakete geçirebilecek kadar yeterince ağır olabileceği kanaatine getiren paladin taşı bir bowling topuymuşcasına ileri düz bir hatta Vladhek ve Harbormm un bulundugu eve doğru savurmak için elini geriye savurdugunda duraksadı..Ya diye düşündü şovalye..Bir tuzak harakete geçerse ve ''Sesli'' bir tuzak ise bu..Orklar ve diğerleri burayı kontrole gelmezlermiydi..
Ama diye düşüncelerine devam etti..Geldiklerinde bulacakları şey sadece yangından sıçrayan bir yıkıntı parçasının tetiklediği tuzak parçası olacak..Ben ise gölgelerde onları izliyor olacagım..
Duraksadıgı taşı tutan elini hızla öne doğru savururken taşı sokakta bulundugu yerden eve dogru yuvarladı..Taşı atarken olabildigince düz bir hizada tutmaya çalışmıştı bir yandanda..Diger eli ise sanki her köşeden bir düşman çıkacakmışcasına kılıcının kabzasındaydı..
Haraketsizce taşın gidişini izlerken şovalyenin aklında tek bir cümle şekilleniyordu..
''Yoldaş Finrod..Emin ol ki fedakarlıgını boşa çıkartmayacagım..''
Posted: Tue Jan 03, 2006 6:41 pm
by Eldarin_
Cervantes karşısındaki İlyamin in görmeyen gözlerine dik bir şekilde bakmaktayken diğer yandan tanrısı ile birebir iletişime geçmeyi denemekteydi. Bu esnada İlyamin in gözleri önünden kayıp gitmişti ve arkasından haykıran bir bayanın tiz sesi yükselmekteydi. Cervantes seslere kulağını çoktan tıkamıştı ve Babasına yakarmak için en derin konsantre safhasına geçmişti.
"Tanrıların Efendisi Ulu Oren, kutsal varlıklar içersinde en kutsal olan. Hiç şüphemiz yoktur ki sen hep koruyansın, hep kollayansın. Adaleti kollayan kullarını cezalandırmak isteyen iblis Myrthalan senin hükmün ile bir zavallıya dönüşmüştür. Adalet Efendisinin yolunda ilerlediğini idda ederek tebaasını kandıran Thorgoriath emiri Ebu Kleit senin sonsuz hükmünden nasibini almıştır. Daha niceleri senin kesin adaletin ile cezalarını bulmuşlardır ve şerh olmuştur ki hem bu dünyada hem öbür dünyada cezalarını göreceklerdir. Kimse senin adalet anlayışını sorgulayamaz, tek ve kesin hükmüne karşı gelemez. Sen bize Adaletin kesin yolunu göster ki bizde o yoldan ayrılmayalım.
İlyamin kulunun kalbindeki inancı neden cılızlaştırdığını buyur ki bizde Oren Adaletinin şerhlerini bundan sonra bu yolda yaymaya devam edelim"
Cervantes şimdi gözlerini kapatmıştı. Kendi varlık kavramından uzaklaştırmıştı şu pozisyonda. Sadece babasından gelecek emirleri duyumsamaya yönlendirmişti kendisini. Emir kendisine herhangi bir yolla ulaşabilirdi. Bu yüzden tüm hisleri açıktı ve bekliyordu...
RP DIşI NOT: Seçilmişlik özelliği--->Foresight kullandım.
Posted: Tue Jan 03, 2006 11:22 pm
by Squan
Salvador bir anda şaşkınlığa uğramıştı. Ama bu tür anlarda şaşkınlık iyi birşey değildi.
Hemen kendini toplayarak oku çıkarttı ve kılıcını çekti.
"HERKES HİZAYA GEÃ?SİN!! ONLARI PÃ?SKÃ?RTECEğİZ!!" Sert ve kesin bir ses tonuyla konuşmuştu. Arkasındaki askerlere sonuna kadar güveniyordu.
Bu yaratıkları geri püskürtmek zor olmasa gerekti. Ama hiçbir zaman düşmenı hafife almazdı Salvador. Ã?ünkü bunu yapmak felakele sonuçlanabilirdi.
şimdi kobold lara karşı savunma yapacaklardı. Aslında ilk saldırıyı karşıladıktan sonra askerleri "V" durumuna getirip koboltları mağaraya sürüklemeyi düşünüyordu....
Posted: Wed Jan 04, 2006 12:21 am
by Yılmax
logan wrote:Gümüşyüz kendisine saplanan 2 ok la dizlerini üstüne çökmüştü,Derin bir nefes aldı o anda sanki her şey durmuştu onun için,bir karar vermeli idi... ölüm yada yaşam... gelenlere baktı,arkasında ki endişeli gözlere baktı,
Bura da ölürse ne Lord Oren Memnun olacaktı ne de iyilik dağıtmaya dewam ede bilecekti.Gözünün önünde ilk uçtuğu,ilk kılıcı aldığı zamanlar geldi. Bu da ilk ölüme yaklaştığı andı ...
""Lord Oren senin adına yargıladım ama senin adına cezalandıramadım affet beni... Affına sığınıyor ve geri çekiliyorum,""
Sonra Bir anda sanki her şey çözüldü ve üstüne gelen yaratıkları gördü... ayağa kalktı büyük bir acı ile kaslarının kasılması büyük bir ona büyük bir acı veriyordu...
Karnındaki acı hiçbir şeydi... ama Dediğini, yapamamıştı Lorduna mahcup olmuştu,
ama hala onun inancı kalbinde hala sıcaktı,onun Gümüşyüz"e verdiği hediye yi ondan alınca ya kadar ve aldıktan sonrada sıcak kalacaktı. Hayatını
Gelenlere bakarak... büyük bir haykırışla... Esasında acısını bastırmaya çalışıyordu...
""Yaptıklarınız cezasız kalmıyacak elvet bir gün cezanızı çekeceksiniz,""
Arkasını döndü ve sık ormana girmek için sık ormanın da ilerledi,giderken üzüntü ve acı ile bir ağaca omuzunu çarptı etrafında bir tur döndü arkadaşlarını gördü.
""Gelin siz haklı idiniz gidelim buradan,""
Okların zırha çarpışı, okların ete girişi, Gümüşyüzün inleyiş sesi... Ormana dalar dalmaz sesleri duydu Yilmax hemen ardına döndüğünde Gümüşyüzün dizüstü yere çöktüğünü, karnında ve kalçasında birer ok olduğunu gördü. Oren şövalyesi hareket edemeyecek gibiydi.
" Ah şövalyeler. Gururlarından biraz daha fazla akıllarını kullansalar gerçekten faydalı olacaklar" "O adam orada yaralı ve düşündüklerine bak Yilmax. Sen böyle değildin neler oluyor sana?" Aklımdaki ses yine bana hakim olmaya çalışıyor. Lanet olsun ama biraz da haklı o şövalye hayatta kalmamıza ya da ölmemize sebep olabilir. Hem onu bırakırsak diğerlerine ne deriz.
Gnoma dönerek
" Gnom dostum ben bizi şu kahrolası oklardan korumayı hallediyim sen de şövalyeyi kurtaracak birşeyler yapmaya çalış. Baksana bize doğru yaklaşmaya çalışıyor. Yersiz Gurur kadar aptalca birşey yoktur herhalde. Kılıçları yerine beyinleriyle düşünmeye çalışsalar daha faydalı olacaklardır herhalde..." dedikten sonra elini keselerine attı ve bir kuştüyü çıkardı. Kadim sözlerin dudaklarından dökülmeye başlamasıysa sadece birkaç saniye almıştı. ( Magic : Windwall Target : Ã?nümüzdeki ağaçların önünde okları engelliyecek bir kalakan oluşturmak )
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Kainatta mutlak iyilik ya da mutlak kötülük diye birşey yoktur.
Yalnızca güç vardır.
Güce sahip olan herşeye hükmeder.
Ta ki karşısına daha güçlü birisi dikilene dek...
Yilmax Z'yl Arnen
Red Robe Mage
Posted: Wed Jan 04, 2006 2:37 am
by Darkgnome
Karasız kalmış gnomun yanında şimdi karaelf kahraman, büyücü cüppesi içinde arkadaşının hayatı için endişeleniyordu. Ancak kulaklarına ne kadarda güzel gelmişti korunma sözü. Ayrıca burada müşterileri vardı ve bu müşterilerin içeriye giden arkadaşları. Onlara nasıl açıklayacaktı ki, bu kişinin ölümünü. Zaten zarar etmişti şu ana kadar, ama onu seven kişiler ondan bir şeyler almaya daha istekli olacaklardı.
" Gnom dostum ben bizi şu kahrolası oklardan korumayı hallediyim sen de şövalyeyi kurtaracak birşeyler yapmaya çalış.
Nasıl bir koruma bilmiyordu ama arkadaşının hayatı için endişelenen birisi herhalde sadece kendini koruyacak bir büyü yapmazdı.
Yaratıklar ile Gümüşyüz isimli şövalyenin arasını hesapladı ve gümüş yüzün onlara doğru sürünürmüşçesine geldiğini gördü. Bu şekilde çok uzun sürecekti. Hız alınacak yol ve...
Haslisch ellerini birbirine sürterken dudakları belli belirsiz oynamaya başladı ve ardından yüksek sesle unutulmuş yada unutturulmuş o eski dilin sözlerini aklının köşesinden çıkarttı.
"Rvıphfxvıpyıxr!"
Sözleri bittiğinde ellerinin arasında oluşturduğu mavi bir buz küresine kırmızı bir nefesle üfledi ve üflenen nefesle buz tanesi kaybolurken, şövalyenin bulunduğu yerin üstünde koyu bir sis tabakası inmeye başladı. Biraz sonra şövalye tamamen gözden kaybolacaktı.
............................................
Yaptığım büyü: Fog cloud
Posted: Fri Jan 06, 2006 2:36 am
by Sylvos
Ev, etraftaki kızgın alevlerin etkisi ile kararmış tahtaları olsa dahi kişiye güvenilebilirliğine dair bir his veriyordu. İlginç ki orklar bu evi yakmamışlardı. Fakat diğer evlerden de anlaşıldığına göre orklar burdan pek uzun bir süre önce geçmemişlerdi. Yangınlar henüz yeni sayılırdı yaklaşık yarım ya da bir saat önce yapılmış bir eylemdi bu cücenin tahminlerine göre.
Evin kapısı kilitliydi belliki içeride tehdit içeren bir unsur bulunması pek rastlanılabilecek birşey değildi. Yine de evin içinde tuzak ve benzeri unsurlar bulunabilirdi-orkların buraya pek ellememesi açısından.. Vladhek birkaç tekme denemesi ile kapıyı kırdı..
"Görünüşe göre kimse yok ama belki işimize yarayacak şeyler bulabiliriz..Yinede tetikte ol ne olacağı belli olmaz eski dostum."
Harbormm onaylar biçimde kafasını salladı. Son kez omuzunun üzerinden yanan evlerin tahtalarının kül olup yere düşüşlerini, tuzak dolu sokağın görüntüsünü gözden geçirerek ihtiyatla Vladhek' in arkasından içeri girdi.
Bir süre tehlikeden kurtulmuş sayırlardı, en azından öyle umuyordu. Evi baştan aşağı süzerek dikkatle gözden geçirdi.
Fakat aklı hala Finrod da kalmıştı...
Posted: Fri Jan 06, 2006 6:14 am
by Lord Necros
Salvador oku çıkartırken yaradan beynine doğru bir şimşek gibi çakan, dağlayan bir acı hissetti, ama acı geldiği hızla gitti. şimdi çıkmış olan okun yarasından oluk oluk kan fışkırmıştı. Ama sonunda bunlar da azaldı. Salvador aklını yaradan aldığında bulundukları yerin "V" şeklini almak için fazla dar olduğunu fark etti. Bu sırada çoktan yedi yada sekiz kobold tünelden fırlamış, Onlara doğru saldırıya geçmişlerdi.
Adamlardan ikisi anında Salvador"un önüne geçip onu korumaya başladılar. Askerlerden birisi bir koboldun kafasını kesti. Bir diğeri ise kılıcını önündeki koboldun gövdesine sapladı. Kılıç koboldu delip geçerken, asker ayağıyla cesedi ittirdi ve kılıcını kurtarıp bir başka koboldun hamlesini karşılardı.
Bu sırada hala iki asker tarafından kollarından sıkı sıkıya tutulan Salvador"un tam kulağının yanından bir ok, vızıldayarak geçti. Ama bu ok arkasından atılmıştı. Dönüp baktığında askerlerinden yay taşıyan tek adamın oku yolladığını gördü. Tekrar önüne döndüğünde okun bir koboldun gözüne saplandığını fark etti.
Başka bir kobold, askerlerden birisinin bacağına kısa kılıcını savurdu ama askerin bunu son anda fark edip ayağını çekmesi sayesinde sadece bir çizik atabildi. Asker, kılıcını aşağıdan yukarıya bir yay çizerek savurdu. Koboldun kafası ikiye ayrıldı. Diğer asker ise karşısındaki koboldun darbesiyle kolunda bir kesik aldı. "Lanet olsun sana!" diye böğürdükten sonra koboldun kafasına kılıcının kabzasıyla vurdu. Sonra da onu tuttuğu gibi çukurdan aşağı fırlattı. Koboldun çığlıkları birkaç saniye yankılandıktan sonra tok bir ses duyuldu.
Kalan koboldlar ise dehşet içinde kaçışmaya başladılar. Bir ok daha vızıldadı ve kaçan koboldlardan birisi yere ölü olarak düştü. Kalan tek kobold da kaçışırken üç ok daha karanlıktan vızıldayarak geldi ama kimseye zarar vermeden duvara çarptılar. Sonra oklar da kesildi.
Ã?ndeki iki asker Salvador"a döndüler. Birisi kolundaki kesiği tutuyordu. Ã?bürü ise topallıyordu.
"Siz iyi misiniz Efendim?"
"Püff, bu çok yakındı. Ama burası da tam tuzaklık bir yer."
Bu sırada arkadan, okçu asker konuşmaya atladı.
"Tuzak daha yeni başlıyor."
Artık hepsi de duyabiliyordu. Daha fazla havlamalar. Hem de iki yönden birden. Sarılmışlardı.
"Tuzağa düştük." diye mırıldandı askerlerden biri.
Posted: Fri Jan 06, 2006 6:16 am
by Lord Necros
Cervantes dualarını bitirdi. Ilyamain kendi iç dünyasına, Cervantes de kendi iç dünyasına dönmüştü. Dioraveni sıkıca Ilyamain"i tutmuş, yüzünü siliyordu ama Ilyamain bunun farkında değildi.
Hiçbir şey olmamıştı. Hiçbir şey. Sanki duaları duyulmamış gibiydi. Ta ki...
Ilyamain aniden onu hissetti. Duaları için değil de, Cervantes"in duaları için. Tanrısı bir kez daha onunlaydı. Ilyamain içindeki boşluğun kaybolduğunu hissetti. Bir annenin, kızının saçlarını okşaması gibi tanrısı onu okşadı. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi tanrısı onunlaydı.
Bütün bu his göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Ã?yle ki Ilyamain bunu hayal mi ettiğini düşünmeye başladı. Aynı boşluk bir kez daha içerisindeydi. Ama bu sefer boşluğu anlamlandırabiliyordu. Bu kesin bir terk ediş değildi. Sadece... Ne olduğunu açıklayamıyordu, ama terk ediş olmadığını artık biliyordu.
Cervantes, Ilyamain"e nazaran daha az beklemişti. Yinede cevap normalden çok daha uzun sürede geldi...ya da gelmedi.
Cervantes hiçbir cevap alamadı, bunun yerine tanrısının duygularına, hislerine ortak oldu. Tıpkı hisarda olduğu gibi, kendisi için değil, başkaları için duyulan bir endişeyi hatta korkuyu hissetti. Büyük bir tehlikeyi fark etti ve bu tehlikeye karşı diyarı savunmak için büyük bir meşguliyet hissiyle boğuldu.
Hisler kaybolduğunda Cervantes artık anlamıştı. Diyarda tanrısının kendisiyle paylaşmadığı çok önemli olaylar meydana geliyordu. Düşük rahipler ve paladinlerin dualarına cevap verilemeyecek kadar önemli olaylar. Kendi dualarına cevap aldığı için Cervantes yüksek rahiplerin de bu durumdan-en azından şimdilik-etkilenmeyeceğini varsaydı. Ama bu durumun ne kadar süreceği konusunda bir fikri yoktu. Ve aynı anda bir fikre sahip oldu: Gereksiz yere yapacağı her dua, tanrısının engin zihninin bir parçasını da olsa kendisine döndürmesine sebep olacaktı ve eğer Oren diğer işlere kendini bu kadar adadıysa durum gerçekten ciddi olmalıydı. Kendisinin veya yüksek rahiplerin gereksizce dua etmeleri belki de önemli yanlışlıklara yol açabilirdi.
Dioraveni ise olan bitenin hiçbirini anlayamamıştı. Az önce bir kurban ve bir katil rollerini üstlenmiş iki kişi de bir anda resmen transa geçmişlerdi. Dioraveni bir kıkırdama duydu ve dönüp baktığında bu kıkırdamanın sahibinin Zehiran olduğunu gördü.
"Telaşlanma elf kızı, yanlış giden hiçbir şey yok."
Posted: Fri Jan 06, 2006 6:18 am
by Lord Necros
"Tabi Ef...eee...Slach. Nasıl istersen."
Üçlü sessizliğe bürünüp ormandan dışarı çıkarken Maximillian hala çevreyi gözetliyordu. Çok yorgun olmasına rağmen kampa varana kadar dikkati elden bırakamazdı.
En sonunda ormandan çıktıkları zaman uzaktaki dağın görüntüsü üçünün de gözlerinin önüne serildi.
"Oraya gitmek bu halinle birkaç saat alacak Slach. Umarım bunu kaldırabilirsin." diye mırıldandı Maximillian sonra eyere döndü. Slach, eyerin ceplerinin karıştırıldığını duydu.
"Oren aşkına! Sanki özel olarak hazırlanmış gibi." Maximillian elinde bir matarayla döndü. "şuna bakın. Su dolu bir matara buldum."
Maximillian mataranın tıpasını açtı. Tam ağzına götürecekken Slach"ın halini hatırlamış olsa gerek ki birden durdu ve gülümseyerek matarayı Slach"a uzattı.
"Al Slach, sen iç. Kendini daha iyi hissedersin. Asıl senin buna ihtiyacın var."
Posted: Fri Jan 06, 2006 6:20 am
by Lord Necros
Nakh kendisini bodoslama bir şekilde en yakın orkun üzerine atarken böyle bir hamleyi beklemeyen ork onun altında kalırken ciyakladı. Ama bu hamle Nakh"a da pahalıya mal olmuştu. Ã?ıkarma gereği görmediği oklar daha derine saplandılar ve kırıldılar. Nakh ise bu acıyla titredi. (Nakh --> -5 HP)
Nakh"ın altındaki ork hareket etmekte çok zorlanıyordu. Silahlarını elinden düşürmüştü. Diğer orklar ise şaşkınlıkla gerilediler. Nakh bu sırada arkasında bıraktığı orkun sesini duydu.
"Ben yapmak seni solucanlara yemek!"
Nakh acıdan sıyrılmaya çalışıp arkasına baktığında orkun ayağa kalkıp kendisine doğru geldiğini gördü. Orkun dudağı patlamış ve burnu kırılmıştı. Bir gözü de kısık görünüyordu.