Panın Flüdü Yeniden ( RP Ekranı )
Farketmiş olduğuna epey şükretti. Suyla çıkmayan garip bir boyayla şehirden şehre dolaşmak... Hiç güzel gelmiyordu kulağa. Solaronun da kendi çapında bir tanınmışlığı vardı. En azından daha önce gittiği yerlerden yüzünü ya da şarkılarını hatırlayanlar çıkardı eğer böyle gezerse de hatırlayacak kişilerin olduğuna emindi ama pek de iyi bir şekilde hatırlayacaklarını sanmıyordu.
Ã?antasını arabada bırakarak Arabadan indi. Hızlı adımlarla göle doğru ilerledi.
Ah şu elfler... Yapılacak şaka mıydı bu. Aslında dışarıdan bakınca komik göründüğünü iltiraf etmeliydi. Ama işte kendisine yapılınca etkileri her zaman komik gelmiyordu. Ã?oğu şakanın ortak özelliğiydi belki de. Neyse ki farketmişti.
Novelden daha sonra göle varabildi.Yüzünü tamamen sokabilmek için biraz göle girmesi gerekiyordu. izleyen elflere bir bakış attı. Islandığını görmekten memnun olacaklarına da emindi Solaron. Fakat yapılacak pek birşey yoktu.Ayakkabılarını çıkartıp paçalarıın sıvadı. Ayakkabılarını çalığ da kaçma gibi bir şaka yapacak bir elfin bunu yapabilecek kadar yakın olmadığına emin olduktan sonra suyun içinde ilerledi.Yüzünü suya daldırdı boyalı yerlerin suya temas ettiğinden emin oldu.
Yüzünü yukarı kaldırarak. Bir oh çekti aslında bu serinleme iyi gelmşti. Yakın zamanda yıkanması gerektiğini de farketmişti. şimdi sırası değildi ama. onu bekleyen bir araba vardı.
Birdenbire bakanlar Solaron'un telaşlandığını gördüler suları sıçratarak ondan beklenmeyecek bir hızda koşmaya başladı. Ayakkabılarını geçmiş gidiyordu ki bir anda geri döndü ayakkabılarını da alarak daha giymeden arabaya koşturmaya başladı. Ayakkabı olmadan koşmak pek kolay değildi ama aldırmıyor gibiydi. Daha arabaya varmadan
"Hadi çabuk çabuk gidelim...." diye haykırdu sonrada kendini arabaya ayarak yerine sindi.
"Yine o lanet tavşan" dedi nefes nefese ama ortada tavşan falan yok gibiydi.
Ã?antasını arabada bırakarak Arabadan indi. Hızlı adımlarla göle doğru ilerledi.
Ah şu elfler... Yapılacak şaka mıydı bu. Aslında dışarıdan bakınca komik göründüğünü iltiraf etmeliydi. Ama işte kendisine yapılınca etkileri her zaman komik gelmiyordu. Ã?oğu şakanın ortak özelliğiydi belki de. Neyse ki farketmişti.
Novelden daha sonra göle varabildi.Yüzünü tamamen sokabilmek için biraz göle girmesi gerekiyordu. izleyen elflere bir bakış attı. Islandığını görmekten memnun olacaklarına da emindi Solaron. Fakat yapılacak pek birşey yoktu.Ayakkabılarını çıkartıp paçalarıın sıvadı. Ayakkabılarını çalığ da kaçma gibi bir şaka yapacak bir elfin bunu yapabilecek kadar yakın olmadığına emin olduktan sonra suyun içinde ilerledi.Yüzünü suya daldırdı boyalı yerlerin suya temas ettiğinden emin oldu.
Yüzünü yukarı kaldırarak. Bir oh çekti aslında bu serinleme iyi gelmşti. Yakın zamanda yıkanması gerektiğini de farketmişti. şimdi sırası değildi ama. onu bekleyen bir araba vardı.
Birdenbire bakanlar Solaron'un telaşlandığını gördüler suları sıçratarak ondan beklenmeyecek bir hızda koşmaya başladı. Ayakkabılarını geçmiş gidiyordu ki bir anda geri döndü ayakkabılarını da alarak daha giymeden arabaya koşturmaya başladı. Ayakkabı olmadan koşmak pek kolay değildi ama aldırmıyor gibiydi. Daha arabaya varmadan
"Hadi çabuk çabuk gidelim...." diye haykırdu sonrada kendini arabaya ayarak yerine sindi.
"Yine o lanet tavşan" dedi nefes nefese ama ortada tavşan falan yok gibiydi.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
"Nedenini bir türlü anlayamadım doğrusu ama birtek ben görebiliyorum. Lanet bir tavşan... Tabi böyle söyleyince komik geldiğine eminim ama eğer görebilseydin hiç komik olduğunu düşünmezdin. Bahsettiğim tavşan epey büyük. Bir insanı iki lokmada yutabilecek türden.
Ama yüzebildiğini bişmiyordum gerçekten"
Nfes alıp verişi biraz olsun düzelmişti. Fakat hala tedirgin gözüküyordu. Sürekli geldiği tarafı koloçan edip duruyordu.
"Bunu şimdilik daha fazla konuşmasak benim için daha iyi olacak gibi " dedi
"Hadi lütfen beklemeyelim" dedi herimese.
Ama yüzebildiğini bişmiyordum gerçekten"
Nfes alıp verişi biraz olsun düzelmişti. Fakat hala tedirgin gözüküyordu. Sürekli geldiği tarafı koloçan edip duruyordu.
"Bunu şimdilik daha fazla konuşmasak benim için daha iyi olacak gibi " dedi
"Hadi lütfen beklemeyelim" dedi herimese.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Solaron çok korkmuş görünüyordu. Novel tavşanı görmemişti ama Solaron'un bu derece korkması Novel'i de korkutmuştu bir parça. Arkadan saldırı durumuna karşı ani bir refleksle arkasına bakındı. Görünürde bir tehlike yoktu. Ama ya Solaron'un dediği gibi sadece Solaron'a görünüyorsa? Başkaları böyle şeylere inanmayabilirdi ama büyü ilminde ilerlemeye çalışan Novel için son derece olması muhtemel bir olaydı görünmeyen dev bir tavşan... Hele ki etrafındakilerin boyutlarını ufak miktarda da olsa değiştirme büyülerini yapabilen Novel'e dev tavşan fikri hiç de saçma gelmemişti. Büyü yoluyla irileştirilmiş bir şeyi eski haline getirmeyi deneyebilirdi Novel. Bunun kolay bir işlem olmadığını büyücü sahibinden öğrenmişti ama deneyebilirdi en azından. Ama önce tavşanı görmesi gerekiyordu. Büyüyle görünmez yapılmış şeyleri görmek için de büyüler vardı ama Novel'in bunların nasıl yapıldığı konusunda hiç bilgsi yoktu.
Solaron bu konuyu konuşmak istemiyordu. Novel de bir parça ürkmüş olduğundan bunu konuşmayı başka bir zamana bırakmaya karar verdi. Yine de Solaron'a dönerek "Belki sadece büyüktür, zararsızdır yani. Tavşanlar et yemez ki zaten, ot yer." dedi gülümsemeye çalışarak.
Solaron bu konuyu konuşmak istemiyordu. Novel de bir parça ürkmüş olduğundan bunu konuşmayı başka bir zamana bırakmaya karar verdi. Yine de Solaron'a dönerek "Belki sadece büyüktür, zararsızdır yani. Tavşanlar et yemez ki zaten, ot yer." dedi gülümsemeye çalışarak.
Edmond rüyasında uçuyordu.Uçarken *Yehuuu* diye bağırıyordu.Aslında bunu Edmond ciddiye almıştı ki Edmond uyandığında üzüldü.Sonra arabanın önüne baktı.Solaron ile Novel inanılmaz derecede korkuyorlardı.Ardından Edmond Novel'in kendine yaptığı şakayı hatırlardı.İntikam zamanıydı.Sinsice Novel'in arkasına yaklaştı.Ardından hızlıca Novel'in arkasına *WOWW* diyerek yapıştı
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Herimes güneşin yüksekliğini fark edinceye kadar olayları gülümseyerek izliyordu. Birden ne kadar geciktiklerini fark edince telaşlandı. Kervan kendilerini çok fazla beklemezdi büyük ihtimalle. Ã?nce Solaron a dönerek Burada hiçbir canlı kimseye zarar vermez merak etme dedi. Muhtemelen elfler sana şaka yapmışlardır diye ekledi.
Sonra Edmond la Novel e ve Batı ya baktı. Üçünün de arabada olduklarından emin olduktan sonra atlara eğilerek ırmakla yolun kesiştiği yere diye konuştu. Atlar hareket ettiler. Herimes dizginleri elinde tutuyor. Zaman zaman geriyor sallıyor ve serbest bırakıyordu. Aslında araba at arabası imalatçısı tarafından çok büyük bir dikkatle incelendiğinde dizlinlerin atın gövdesine hiç etki etmeyecek şekilde bağlandığı anlaşılabilirdi. Atlar tamamen kendi iradeleri ile hareket ediyorlardı.
Herimes yolcuların bunu anlamalarının yararlı olabileceğini düşünerek açıkladı. Midilliler dedi Benim ya da yol boyunca tanıdıktan sonra sizin söylediğiniz yere giderler. Dizginlerin atlara hiçbir etkisi yok. Aslında dizginler elflerin oyunlarından birisi. İnsanların arasındayken de atların hareket etmeleri için mutlaka onlara nazikçe gidecekleri yeri söylemelisiniz. Ama tabii şehirlerin nerede olduğunu bilmezler. Düz git ya da yolu takip et demek sanırım daha doğru olur.
-----------------------------------------------------------------------------
Elimni adama gülümseyerek baktı. Sanırım benim için de güzel bir yolculuk olacak savaşçı dedi. Sizce de tanrıların bu kadar büyük bir medeniyetin kurulu olduğu Anadolu yerine küçük vahşi şehir devletlerinden başka medeniyetin olmadığı Yunanistan'ın bir dağını yuvaları seçmeleri garip değil değil mi? Hepsi bir araya gelse topraklarımızın bir şehri yerine bile gezçemezler. İçini çekti ve devam etti. Kibele sanırım bu toprakları yuvası olarak benimseyen tek tanrı sanırım onu bu kadar sevmemin sayısız nedeninden birisi de bu.
Güçlü bir su sesi giderek şiddetini arttırdı. Biraz sonra Salbetri nin Burasıııı diye bağıran sesini duydular. Rahibe dizginlere asılarak atı durdurdu. İleride Porsuk un kıyısında kerpiç bir bina vardı. İki asker gruba doğru yaklaştılar. Salbetri onlar soru sormadan Gordeon a gidiyoruz diye bilgi verdi. Burada kuzey köylerinden gelen bir grubu alacağız.
Asker ne kadar bekleyeceksiniz diye sordu. Yarım saat dedi Salbetri. En fazla o kadar uzun bir yolumuz var. Gelmezlerse yolumuza devam ederiz. Asker tamam dedi.
-----------------------------------------------------------------
Araba tapınaktan çıkmış ormanın ortasında yol alıyordu. Orman sık ağaçlarla kaplı yol vermez gibi görünüyordu. Ama atlar kesinkin dönüşler yaparak tam da açıklığın bulunduğu bölgelerden geçerek arabayı rahatça tepeden aşağıya indiriyorlardı. Bir süre sonra Porsuk un sesi duyulmaya başlandı. Bir süre sonra da araba dar bir yola çıktı ve sonra aşağıya inmeye devam etti.
-----------------------------------------------------------------
Arabalar durmuş arabadakiler inerek su bidonlarını dolduruyorlardı. Rahibe suyu arabaya yüklerken Porsuk Nehri ne güzel bir nehir değil mi? diye sordu. Bazıları ona Porsuk Ã?ayı derler ama bence bir nehrin büyüklüğünü taşıyor diye ekledi.
O sırada araba sesi duydular. Salbetri ana yola açılan ufak yola baktı. Beş kişinin bindiği araba hızla yola çıktı. Sonra araba sürücüsünün dizginlere sıkıca asılması ile durdu. Merhaba dedi Salbetri sanırım ozanlar siz oluyorsunuz? diye sordu. Sürücü başını salladı. Salbetri gülerek yoksa siz Apollon a haddini bildirecek ozanlar mısınız diye sordu sözcüklerin arasında hafifçe gülmesine engel olamadan. Herimes hafifçe gülümsedi. Salbetri de Beni ilgilendirmez zaten dedi. Ã?yleyse de Apollon la siz yüzleşceksiniz ben değil dedi. Sonra suyunun hazır mı dedi. Evet dedi Herimes yola çıkabiliriz. İyi o zaman dedi Salbetri Sonra tüm kervana işaret verdi. Ozanların Kibele rahibesinin ve Dorleonlularınkiler dahil kernvanın tüm arabaları yeniden yola çıktılar. Porsuk un sığ bölümünde arabaların tekerleklerinin tamamını suya sokarak geçtikten sonra Dorleon tamamen geri kalmıştı. Kervan Anadolunun içlerine doğru ilerliyordu.
RP DIşI: Eğer isterseniz arabadan arabaya konuşabilirsiniz. Ayrıca DEX i 14 ün üzerinde olanlar ile bu konuda eğitim almış olan Elbetri arabadan arabaya atlayabilirler. Umarım iyi bir yolculuk olur. : )
Sonra Edmond la Novel e ve Batı ya baktı. Üçünün de arabada olduklarından emin olduktan sonra atlara eğilerek ırmakla yolun kesiştiği yere diye konuştu. Atlar hareket ettiler. Herimes dizginleri elinde tutuyor. Zaman zaman geriyor sallıyor ve serbest bırakıyordu. Aslında araba at arabası imalatçısı tarafından çok büyük bir dikkatle incelendiğinde dizlinlerin atın gövdesine hiç etki etmeyecek şekilde bağlandığı anlaşılabilirdi. Atlar tamamen kendi iradeleri ile hareket ediyorlardı.
Herimes yolcuların bunu anlamalarının yararlı olabileceğini düşünerek açıkladı. Midilliler dedi Benim ya da yol boyunca tanıdıktan sonra sizin söylediğiniz yere giderler. Dizginlerin atlara hiçbir etkisi yok. Aslında dizginler elflerin oyunlarından birisi. İnsanların arasındayken de atların hareket etmeleri için mutlaka onlara nazikçe gidecekleri yeri söylemelisiniz. Ama tabii şehirlerin nerede olduğunu bilmezler. Düz git ya da yolu takip et demek sanırım daha doğru olur.
-----------------------------------------------------------------------------
Elimni adama gülümseyerek baktı. Sanırım benim için de güzel bir yolculuk olacak savaşçı dedi. Sizce de tanrıların bu kadar büyük bir medeniyetin kurulu olduğu Anadolu yerine küçük vahşi şehir devletlerinden başka medeniyetin olmadığı Yunanistan'ın bir dağını yuvaları seçmeleri garip değil değil mi? Hepsi bir araya gelse topraklarımızın bir şehri yerine bile gezçemezler. İçini çekti ve devam etti. Kibele sanırım bu toprakları yuvası olarak benimseyen tek tanrı sanırım onu bu kadar sevmemin sayısız nedeninden birisi de bu.
Güçlü bir su sesi giderek şiddetini arttırdı. Biraz sonra Salbetri nin Burasıııı diye bağıran sesini duydular. Rahibe dizginlere asılarak atı durdurdu. İleride Porsuk un kıyısında kerpiç bir bina vardı. İki asker gruba doğru yaklaştılar. Salbetri onlar soru sormadan Gordeon a gidiyoruz diye bilgi verdi. Burada kuzey köylerinden gelen bir grubu alacağız.
Asker ne kadar bekleyeceksiniz diye sordu. Yarım saat dedi Salbetri. En fazla o kadar uzun bir yolumuz var. Gelmezlerse yolumuza devam ederiz. Asker tamam dedi.
-----------------------------------------------------------------
Araba tapınaktan çıkmış ormanın ortasında yol alıyordu. Orman sık ağaçlarla kaplı yol vermez gibi görünüyordu. Ama atlar kesinkin dönüşler yaparak tam da açıklığın bulunduğu bölgelerden geçerek arabayı rahatça tepeden aşağıya indiriyorlardı. Bir süre sonra Porsuk un sesi duyulmaya başlandı. Bir süre sonra da araba dar bir yola çıktı ve sonra aşağıya inmeye devam etti.
-----------------------------------------------------------------
Arabalar durmuş arabadakiler inerek su bidonlarını dolduruyorlardı. Rahibe suyu arabaya yüklerken Porsuk Nehri ne güzel bir nehir değil mi? diye sordu. Bazıları ona Porsuk Ã?ayı derler ama bence bir nehrin büyüklüğünü taşıyor diye ekledi.
O sırada araba sesi duydular. Salbetri ana yola açılan ufak yola baktı. Beş kişinin bindiği araba hızla yola çıktı. Sonra araba sürücüsünün dizginlere sıkıca asılması ile durdu. Merhaba dedi Salbetri sanırım ozanlar siz oluyorsunuz? diye sordu. Sürücü başını salladı. Salbetri gülerek yoksa siz Apollon a haddini bildirecek ozanlar mısınız diye sordu sözcüklerin arasında hafifçe gülmesine engel olamadan. Herimes hafifçe gülümsedi. Salbetri de Beni ilgilendirmez zaten dedi. Ã?yleyse de Apollon la siz yüzleşceksiniz ben değil dedi. Sonra suyunun hazır mı dedi. Evet dedi Herimes yola çıkabiliriz. İyi o zaman dedi Salbetri Sonra tüm kervana işaret verdi. Ozanların Kibele rahibesinin ve Dorleonlularınkiler dahil kernvanın tüm arabaları yeniden yola çıktılar. Porsuk un sığ bölümünde arabaların tekerleklerinin tamamını suya sokarak geçtikten sonra Dorleon tamamen geri kalmıştı. Kervan Anadolunun içlerine doğru ilerliyordu.
RP DIşI: Eğer isterseniz arabadan arabaya konuşabilirsiniz. Ayrıca DEX i 14 ün üzerinde olanlar ile bu konuda eğitim almış olan Elbetri arabadan arabaya atlayabilirler. Umarım iyi bir yolculuk olur. : )
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Novel alışkındı araba yolculuklarına. Daha önce Truva'dan Dorleon'a geldiği kervandan önce de sayısız kez yolculuk etmişti. Tabi önceki yolculuklarının hiçbiri kendi isteğiyle olmamıştı. Onlarca kere köle olarak l değiştirirken bir o kadar sefer de ülke ya da şehir değiştirmek zorunda kalmıştı. Bunların çoğunda da arabada seyahat etmesi gerekmişti. O yüzden alışkındı Novel arabada yolculuk etmenin sarsıntısına. Gerektiğinde mışıl mışıl uyuyabilirdi hiç rahatsız olmadan. Araba giderken atları arkadan seyretmek de Novel'in en sevdiği şeylerden biriydi. Novel'e en eğlenceli gelense, atların tuvalet ihtiyaçlarını koşarken gidermeleriydi. Novel bunu gerçekten çok komik buluyordu. Ama böyle anlarda atları seyrederken yüzünün hafifçe kızarmasına da engel olamıyordu.
Arabanın tekerinin bazen yoldaki bir taş parçasının üzerinden geçerken Novel'in oturduğu yerde sıçramasına yol açışı, Novel için yolculukların önemli bir eğlencesi olmuştu hep. Ama bu durum artık değişmeye başlıyordu. Ã?ünkü eski yolculuklarında hep yalnızdı ve Novel'in arkadaşlık edeceği kimse olmazdı etrafında. Elbette etrafta birileri olurdu ama kimse Novel'le ilgilenmezdi. şimdi ise bütün yolu Herimes'e sorular sorarak geçiriyordu. Sorduğu sorular genelde anadolu coğrafyası üzerineydi. Yolları ve yerleri tanımaya çalışıyordu Novel. Bu konuda hala ne kadar zayıf olduğunun farkındaydı.
Novel arada bir Edmond'la da konuşsa da Edmond'a karşı hala tetikteydi. Tapınaktan ayrılmadan hemen önce Edmond'un kedisine yaptığı "korkunç" şaka hala aklından çıkmamıştı Novel'in. "İşte" demişti Novel içinden, "geldi dev tavşan." Ama arkasına baktığında sadece Edmond'u görmüştü. Herkes çok gülmüştü ama Novel korkmuştu. Yine de bütün olan biteni düşündüğünde durumun ne kadar komik olduğunu düşünmeden edemiyordu.
Porsuk Ã?ayı denilen yere geldiklerinde kendilerine katılan arabalarla neredeyse ufak çaplı bir kervan sayılacak duruma gelmişlerdi. Verilen ufak molada boşalan tulumlar ve fıçılar Porsuk suyuyla doldurulmuş, sürekli oturmaktan tutulan bacaklar için ufak yürüyüşler yapılmış ve atların dinlendirilmesi gibi diğer bazı ihtiyaçlar da giderilmişti. Novel de boşalmış olan büyülü matarasını yeniden doldurmuştu. Yerden aldığı bir dal parçasını mataranın renkli bölümleri üzerinde gezdirerek mataranın hala güzel sesler çıkarıp çıkarmadığını da kontrol etmişti.
Tekrar yola çıkıldığında, kervanın çaydan geçişini ilgiyle izlemişti Novel. Herimes'in kontrol ettiği atlar çekinmeden suda ilerliyorlardı. Diğer arabaların sürücüleri atları idare etmek için çaba göstermek zorunda olsa da Herimes'in yalnızca atlara hafifçe eğilip "sudan geçiyoruz" demesi yeterli olmuştu.
Diğer arabalardan birinde, savaşçı olduğu belli olan bir kişi bir rahibe ile sürekli konuşuyordu. Muhtemelen savaşçı rahibeden dini bilgiler alıyor olmalıydı. Tanrılara karşı katı tutumuna rağman Novel, rahip ve rahibelere saygı duyardı. Toplumun göstermiş olduğu genel saygının bir yansımasıydı bu. Ayrıca genellikle kilise mensupları güngörmüş kişiler olurdu. Birilerine bir şeyler danışmak gerektiğinde en uygun kişilerin kilise mensupları olduğuna karar vermişti Novel uzun zaman önce. Hala bu kararı değişmemişti.
Arabadaki savaşçı, konuştuğu rahibeden izin isteyerek çevik bir hareketle kendi arabalarına sıçrayıvermişti. Novel oturduğu tahta sırada geriye dönerek savaşçıya seslendi:
"Merhaba. Ben Novelison. Ama daha kolay olsun diye hep Novel diyorlar."
Arabanın tekerinin bazen yoldaki bir taş parçasının üzerinden geçerken Novel'in oturduğu yerde sıçramasına yol açışı, Novel için yolculukların önemli bir eğlencesi olmuştu hep. Ama bu durum artık değişmeye başlıyordu. Ã?ünkü eski yolculuklarında hep yalnızdı ve Novel'in arkadaşlık edeceği kimse olmazdı etrafında. Elbette etrafta birileri olurdu ama kimse Novel'le ilgilenmezdi. şimdi ise bütün yolu Herimes'e sorular sorarak geçiriyordu. Sorduğu sorular genelde anadolu coğrafyası üzerineydi. Yolları ve yerleri tanımaya çalışıyordu Novel. Bu konuda hala ne kadar zayıf olduğunun farkındaydı.
Novel arada bir Edmond'la da konuşsa da Edmond'a karşı hala tetikteydi. Tapınaktan ayrılmadan hemen önce Edmond'un kedisine yaptığı "korkunç" şaka hala aklından çıkmamıştı Novel'in. "İşte" demişti Novel içinden, "geldi dev tavşan." Ama arkasına baktığında sadece Edmond'u görmüştü. Herkes çok gülmüştü ama Novel korkmuştu. Yine de bütün olan biteni düşündüğünde durumun ne kadar komik olduğunu düşünmeden edemiyordu.
Porsuk Ã?ayı denilen yere geldiklerinde kendilerine katılan arabalarla neredeyse ufak çaplı bir kervan sayılacak duruma gelmişlerdi. Verilen ufak molada boşalan tulumlar ve fıçılar Porsuk suyuyla doldurulmuş, sürekli oturmaktan tutulan bacaklar için ufak yürüyüşler yapılmış ve atların dinlendirilmesi gibi diğer bazı ihtiyaçlar da giderilmişti. Novel de boşalmış olan büyülü matarasını yeniden doldurmuştu. Yerden aldığı bir dal parçasını mataranın renkli bölümleri üzerinde gezdirerek mataranın hala güzel sesler çıkarıp çıkarmadığını da kontrol etmişti.
Tekrar yola çıkıldığında, kervanın çaydan geçişini ilgiyle izlemişti Novel. Herimes'in kontrol ettiği atlar çekinmeden suda ilerliyorlardı. Diğer arabaların sürücüleri atları idare etmek için çaba göstermek zorunda olsa da Herimes'in yalnızca atlara hafifçe eğilip "sudan geçiyoruz" demesi yeterli olmuştu.
Diğer arabalardan birinde, savaşçı olduğu belli olan bir kişi bir rahibe ile sürekli konuşuyordu. Muhtemelen savaşçı rahibeden dini bilgiler alıyor olmalıydı. Tanrılara karşı katı tutumuna rağman Novel, rahip ve rahibelere saygı duyardı. Toplumun göstermiş olduğu genel saygının bir yansımasıydı bu. Ayrıca genellikle kilise mensupları güngörmüş kişiler olurdu. Birilerine bir şeyler danışmak gerektiğinde en uygun kişilerin kilise mensupları olduğuna karar vermişti Novel uzun zaman önce. Hala bu kararı değişmemişti.
Arabadaki savaşçı, konuştuğu rahibeden izin isteyerek çevik bir hareketle kendi arabalarına sıçrayıvermişti. Novel oturduğu tahta sırada geriye dönerek savaşçıya seslendi:
"Merhaba. Ben Novelison. Ama daha kolay olsun diye hep Novel diyorlar."
Edmond yol boyunca Novel'in kendisinden uzak durduğunu farketmişti.Buna sadece gülüyordu.Ã?ünkü bu ona yetmişti.Aslında fazla bile olmuştu.Ã?ünkü o küçük canlı ki kendisinin çocuk olmadığını savunuyor bu yüzden Edmond ona çocuk diyemiyor ve Edmond boyundan dolayı ona adamda diyemiyor.Bu yüzden Edmond ona canlı diyor.
Edmond sonra yol boyunca etrafı izledi.Ã?ünkü Edmond'un tahmin ettiğinden de fazla güzeldi her taraf.Düşündü Edmond hiç Kilikya'da böyle güzel yerler yoktu.Aslında Kilikya Edmond için cennetti ama eğer orası cennetse burası nedir diye düşünmeden edemiyordu Edmond.Orada her daim soğuk vardı fakat burası sıcak denen bir kavramla çevriliydi.Edmond Kilikya'da deniz denen bir şeyi hiç duymamıştı.O her tarafı toprak sanıyordu oysa burada *DENİZ* adı verilmiş içine girilen ve içinden besin alınan bir yer vardı.Ve üstelik kocamandı.Edmond'un bildiği su dereydi.Göldü.Ancak buradaki denizde tuz vardı.Edmond Kilikya'yı özlemeyi bile unutmuştu.Zaten nesini özleyecekti ki orada hep yanlızdı.
Edmond etrafına bakındı.Herimes, Solaron, Novel, Oberon gibi arkadaşları vardı.Ancak Edmond Novel'in yaşlı olup olmadığını hala merak ediyordu.Sonra Oberon'daki garipliği sanki Novel veya Oberon gibi burdaki çoğu kişi insan değillerdi.Edmond bunu daha sonra öğrenecekti belki ama merak içini kemiriyordu.
Edmond'un arabanın sarsıntısı yüzünden uykusu gelmişti.Geriye doğru çıkarken araba sarsılınca kendisini yerde bulmuştu Edmond.Hiç alışamamıştı arabaya.Kilikya'da ne güzel atlar vardı, hiç araba sürülerek atlara işkence edilirmiydi.Bu arabalar büyük ihtimalle atlara işkence ediyordu ama Edmond hiç acıyacak halde değildi
Edmond sonra yol boyunca etrafı izledi.Ã?ünkü Edmond'un tahmin ettiğinden de fazla güzeldi her taraf.Düşündü Edmond hiç Kilikya'da böyle güzel yerler yoktu.Aslında Kilikya Edmond için cennetti ama eğer orası cennetse burası nedir diye düşünmeden edemiyordu Edmond.Orada her daim soğuk vardı fakat burası sıcak denen bir kavramla çevriliydi.Edmond Kilikya'da deniz denen bir şeyi hiç duymamıştı.O her tarafı toprak sanıyordu oysa burada *DENİZ* adı verilmiş içine girilen ve içinden besin alınan bir yer vardı.Ve üstelik kocamandı.Edmond'un bildiği su dereydi.Göldü.Ancak buradaki denizde tuz vardı.Edmond Kilikya'yı özlemeyi bile unutmuştu.Zaten nesini özleyecekti ki orada hep yanlızdı.
Edmond etrafına bakındı.Herimes, Solaron, Novel, Oberon gibi arkadaşları vardı.Ancak Edmond Novel'in yaşlı olup olmadığını hala merak ediyordu.Sonra Oberon'daki garipliği sanki Novel veya Oberon gibi burdaki çoğu kişi insan değillerdi.Edmond bunu daha sonra öğrenecekti belki ama merak içini kemiriyordu.
Edmond'un arabanın sarsıntısı yüzünden uykusu gelmişti.Geriye doğru çıkarken araba sarsılınca kendisini yerde bulmuştu Edmond.Hiç alışamamıştı arabaya.Kilikya'da ne güzel atlar vardı, hiç araba sürülerek atlara işkence edilirmiydi.Bu arabalar büyük ihtimalle atlara işkence ediyordu ama Edmond hiç acıyacak halde değildi
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Rahibe arabadan atlayan savaşçıya hafifçe gülümseyerek baktı. Sonra etrafını seyretmeye devam etti.
Kervan Anadolu nun ortasına doğru yol alıyordu. Hava çok sıcaktı. Doldurulan sular yol uzadıkça azaldı. Ormanların arasından gidiyorlardı ama ağaçlar giderek seyrekleşiyordu.
Yaklaşık altı saat kadar sonra yolun sivri bir kıvrımı dönülünce birden ağaçların çevrelediği ufak bir göl gözüktü. Arabacı haykırarak duruyoruuuz diye bağırdı.
Arabalar ard arada durdular. En son Herimes öndeki arabaya çarpmaya kısa bir süre ala durdu. Yemek molasıııı diye bağırdı kervanını başı.
Herimes gruba bakıp Sanırım herkes kendi yemeğini yapacak dedi. Suyumuzu da durdurabiliriz hem bu arada.
RP DIşI: Oldukça sınırlı bir vaktim vardı.... Cumartesi devam etmeye çalışacağım. : ) ) ) ) Ancak ilk tepkilerinizi yazmanız da RP yi daha güzel yapar.
Kervan Anadolu nun ortasına doğru yol alıyordu. Hava çok sıcaktı. Doldurulan sular yol uzadıkça azaldı. Ormanların arasından gidiyorlardı ama ağaçlar giderek seyrekleşiyordu.
Yaklaşık altı saat kadar sonra yolun sivri bir kıvrımı dönülünce birden ağaçların çevrelediği ufak bir göl gözüktü. Arabacı haykırarak duruyoruuuz diye bağırdı.
Arabalar ard arada durdular. En son Herimes öndeki arabaya çarpmaya kısa bir süre ala durdu. Yemek molasıııı diye bağırdı kervanını başı.
Herimes gruba bakıp Sanırım herkes kendi yemeğini yapacak dedi. Suyumuzu da durdurabiliriz hem bu arada.
RP DIşI: Oldukça sınırlı bir vaktim vardı.... Cumartesi devam etmeye çalışacağım. : ) ) ) ) Ancak ilk tepkilerinizi yazmanız da RP yi daha güzel yapar.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Elbetri arabacının sesini duyunca karnının gerçekten çok acıktığını fark etti.Ama yanında yiyecek pek birşeyi olmadığı aklına geldi ve bir anda moreli bozuldu.Acaba bir onunla yemeğini paylaşırmıydı.Niye paylaşmasınki diye düşündü.Daha sonra rahibenin anına yanaşarak sanırım herkezin bu molaya ihtiyacı var.dedi
Elbette dedi rahibe Üstelik bu göl kıyısı da sanırım hepimize iyi gelecek. Ateş için uğraşmamıza şimdilik gerek yok dedi ileride ateş yakmaya çalışan gruplara bakarak. Arabadaki bir kutudan kumaşa sarılmış iki elme ile bir de ekmek çıkardı. Ekmeğin içinde kırmızı renkli bir sıvı vardı. Değişik meyvelerden yapılmış diye açıkladı rahibe adama.. Oldukça besleyicidir.
Herimes de gruba ağza konulana kadar sert kalan, bir defa ağza konunca birden yumaşayan garip bir yieyecek dağıttı. Tapınaktan son bir anı dedi gülümseyerek, sonraki molada sıcak yemek yeriz dedi.
Grupların yemeklerini hazırlaması yarım saat kadar sürdü. Artık yemekler yenmeye başlanmışken on altı yaşlarında bir çocuk elinde ekmeği ile Herimesin arabasına doğru ilerledi. Siz dedi bir yandan yürümeye devam ederken Ozansınız sanırım. Ben de sizinle. Birden tökezledi. Arabaya doğru bir adım daha attı. Solaron un çantasına tutunmaya çalışıp dengesini korumaya çalıştı. Sonra yere kapaklandı. Bir süre yerde kıvrandı.
Herimes de gruba ağza konulana kadar sert kalan, bir defa ağza konunca birden yumaşayan garip bir yieyecek dağıttı. Tapınaktan son bir anı dedi gülümseyerek, sonraki molada sıcak yemek yeriz dedi.
Grupların yemeklerini hazırlaması yarım saat kadar sürdü. Artık yemekler yenmeye başlanmışken on altı yaşlarında bir çocuk elinde ekmeği ile Herimesin arabasına doğru ilerledi. Siz dedi bir yandan yürümeye devam ederken Ozansınız sanırım. Ben de sizinle. Birden tökezledi. Arabaya doğru bir adım daha attı. Solaron un çantasına tutunmaya çalışıp dengesini korumaya çalıştı. Sonra yere kapaklandı. Bir süre yerde kıvrandı.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Uzun süre sessizlik oldu. Sonra Kibele rahibesi Elimni çocuğun yanına koştu. Kafiledeki herkes biraz tedirgin olmuştu. Ancak hepsinden öte Salbetri kafilenin başı oldukça huzursuzdu.
Elimni bir iki dakika süren bir teddavi sonrasında. Sanırım benim arabamla gelse daha iyi olacak dedi. Salbetri sıkılgan bir ifade ile emin misiniz? diye sordu. Ancak Elimni yi kararlı görünce peki dedi. Sonra yola çıkıyoruz diye bağırdı. Elimni çocuğu arabaya taşıdı. Yemekleri bitmeyenler artıkları yerde bıraktılar. Sonra kafile yol almaya başladı.
Bir süre daha ormanın içinden yol alındı. Sonra açıklığa çıkıldı. Sol yanlarında artık daha güçlü akan Porsuk Ã?ayı görünüyordu. Yedi sekiz saat kadar yol aldıktan sonra karşılarına Porsuk un aktığı çok daha büyük bir nehirle karşılaştılar. Hava yeni kararıyordu. Büyük Sakarya nın arkasında üzerinde ufak tefek bitkiler olan bozkır uzanıyordu.
Salbetri nehri yarın geçeceğiz dedi. Sonra da fazla yolumuz yok zaten. Elimni nin yanındaki çocuğa giderek Bediske dedi. Yemeği hazırlayabilecek misin? Bediske kısık bir sesle evet dedi.
Bir saat kadar sonra kızarmış kuş etlerinin kokusu pilavınkine karışıyordu. Salbetri ozanların yanına gelip bu akşam yemekten sonra sizden gösteri bekliyoruz dedi. Hep bu kadar ozanı bir arada bulamayız değil mi? Hem de sizin gibi efsanevi bir grubu hiç bulamayız. Sonra Ares Savaşçısına doğru uzaklaştı. O uzaklaşınca Herimes gülümsedi. Sanırım bu beraberce yapacağımız ilk gösteri olacak. Sizce ne yapabiliriz? diye sordu. Bir de sanırım Gordion a gidince Midas a nasıl ulaşacağımızı çözmemiz lazım. Bunu yarın da konuşabiliriz. Ancak bu akşamdan da düşünmek fena olmaz. Eğer fikri olan varsa bu konuyu da tartışabiliriz. dedi.
Salbetri Elbetri nin yanına geldiğinde bayım dedi. Eğer kampın güvenliği için nöbet planı ve yerlerini ayarlarsanız onur duyarım. Bu tür yolculuklar tehlikeli oluyor. Eğer teklifi kabul ederseniz. Sizin yöntemlerinizi görmek bile sanırım benim için çok yararlı olacak.
Elimni bir iki dakika süren bir teddavi sonrasında. Sanırım benim arabamla gelse daha iyi olacak dedi. Salbetri sıkılgan bir ifade ile emin misiniz? diye sordu. Ancak Elimni yi kararlı görünce peki dedi. Sonra yola çıkıyoruz diye bağırdı. Elimni çocuğu arabaya taşıdı. Yemekleri bitmeyenler artıkları yerde bıraktılar. Sonra kafile yol almaya başladı.
Bir süre daha ormanın içinden yol alındı. Sonra açıklığa çıkıldı. Sol yanlarında artık daha güçlü akan Porsuk Ã?ayı görünüyordu. Yedi sekiz saat kadar yol aldıktan sonra karşılarına Porsuk un aktığı çok daha büyük bir nehirle karşılaştılar. Hava yeni kararıyordu. Büyük Sakarya nın arkasında üzerinde ufak tefek bitkiler olan bozkır uzanıyordu.
Salbetri nehri yarın geçeceğiz dedi. Sonra da fazla yolumuz yok zaten. Elimni nin yanındaki çocuğa giderek Bediske dedi. Yemeği hazırlayabilecek misin? Bediske kısık bir sesle evet dedi.
Bir saat kadar sonra kızarmış kuş etlerinin kokusu pilavınkine karışıyordu. Salbetri ozanların yanına gelip bu akşam yemekten sonra sizden gösteri bekliyoruz dedi. Hep bu kadar ozanı bir arada bulamayız değil mi? Hem de sizin gibi efsanevi bir grubu hiç bulamayız. Sonra Ares Savaşçısına doğru uzaklaştı. O uzaklaşınca Herimes gülümsedi. Sanırım bu beraberce yapacağımız ilk gösteri olacak. Sizce ne yapabiliriz? diye sordu. Bir de sanırım Gordion a gidince Midas a nasıl ulaşacağımızı çözmemiz lazım. Bunu yarın da konuşabiliriz. Ancak bu akşamdan da düşünmek fena olmaz. Eğer fikri olan varsa bu konuyu da tartışabiliriz. dedi.
Salbetri Elbetri nin yanına geldiğinde bayım dedi. Eğer kampın güvenliği için nöbet planı ve yerlerini ayarlarsanız onur duyarım. Bu tür yolculuklar tehlikeli oluyor. Eğer teklifi kabul ederseniz. Sizin yöntemlerinizi görmek bile sanırım benim için çok yararlı olacak.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Solaraon yolculuk boyunca pek konuşmuyordu. Daha ziyade manzarayı seyretmeyi tercih ediyordu. Sohbet edildiği takdirde kendi fikrini de arada belirtmekten çok çekinmiyordu. Bunu yapmaması soğuk bir davranış olabilirdi zira.
Keyifli olduğu zamanlarda ıslık çaldığı oluyordu. Yolculuktan kolay kolay sıkılmazdı. Fakat gitgide ısınarak kuraklaşan hava onu rahatsız etmeye başlamıştı. Tamam epey sıcak günler görmüştü. Fakat gezilerinde ege kıyılarının dışına çıktığı nadirdi. O yüzden kuru havaya alışkın değildi. Dudakları kurumaya başlamıştı bile sıksık diliyle ıslatıyordu.
...
Gencin çantasına tutunması onu biraz tedirgin etmişti. Sanki biraz... nasıl derler damdan düşer gibi gelmişti. Neyse dedi içinden guruptaki herhangi bir kişiyi çok daha iyi tanıdığını da idda edemezdi. Yolculukla grubun arası biraz daha ısınıyor gibiydi. Başlangıçtaki gibi bir tartışmanın geçmemesine çok sevinmişti. En güzeli de artık katil tavşan falan yoktu. Atlardan hızlı gidecek değildi ya...
Gösteri konusunda biraz düşünmüştü. Belki ufak bir tiyatro oyunu olabilirdi. Kendilerini oyuncular olarak tanıtırlarsa... Büyük bir gösteri yapacaklarını söylerlerse o zaman kral da bu eğlenceden mahrum kalmak istemezdi. Heresle birlikte konuşulduğunda daha güzel fikirlerin çıkacağına emindi.
Keyifli olduğu zamanlarda ıslık çaldığı oluyordu. Yolculuktan kolay kolay sıkılmazdı. Fakat gitgide ısınarak kuraklaşan hava onu rahatsız etmeye başlamıştı. Tamam epey sıcak günler görmüştü. Fakat gezilerinde ege kıyılarının dışına çıktığı nadirdi. O yüzden kuru havaya alışkın değildi. Dudakları kurumaya başlamıştı bile sıksık diliyle ıslatıyordu.
...
Gencin çantasına tutunması onu biraz tedirgin etmişti. Sanki biraz... nasıl derler damdan düşer gibi gelmişti. Neyse dedi içinden guruptaki herhangi bir kişiyi çok daha iyi tanıdığını da idda edemezdi. Yolculukla grubun arası biraz daha ısınıyor gibiydi. Başlangıçtaki gibi bir tartışmanın geçmemesine çok sevinmişti. En güzeli de artık katil tavşan falan yoktu. Atlardan hızlı gidecek değildi ya...
Gösteri konusunda biraz düşünmüştü. Belki ufak bir tiyatro oyunu olabilirdi. Kendilerini oyuncular olarak tanıtırlarsa... Büyük bir gösteri yapacaklarını söylerlerse o zaman kral da bu eğlenceden mahrum kalmak istemezdi. Heresle birlikte konuşulduğunda daha güzel fikirlerin çıkacağına emindi.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest

