Page 2 of 5
Posted: Thu May 29, 2008 1:57 am
by Lugtarias
Geçirilen Zaman ve Uzaklara Yolculuk
Sıkılıyorum eğlenceliyken de zaman şu sıralar.
Boşken de sıkılırdım zaten eskiden beri...
Biliyorum, huzurlu zamanın kapısını çalışmak aralar.
Ama çalışamıyorum çokça küçüklükten beri...
Bazen içli bir Lorien şiiri,
Bazen sıcak yanan bir Riva ateşi,
Bazense kanlı bir Baenre palası,
Alıp götürüyor uzaklara beni.
Rahatça gezinebilmek için diyarlarda,
Çalışıp rahatlatmalıyım içimi.
Ve şu an rahatlama hakkı yok bana.
Yorulmalıyım rahat bir gezintiye kavuşmak için...
şimdi döneceğim çalışma masama.
Ben yokken dayanırsa eğer orklar kapıya
Kara gövdelerini toprağa yığmak için,
Her birini oklarla deşip, kahramanca biçin!
Batıkan - 2008

Posted: Thu May 29, 2008 3:32 am
by Firble
Hep merak ederim....
Savaşçıların orklarla savaştığı bir diyar varsa eğer
Boş vakit bulduklarında oradaki insanlar da
Düşünürler mi
Bir masanın başında ders çalışılan dakikaları yaşamanın hayalini
Acaba o hayal ettiğimiz diyar
Unutabildiğimiz için mi güzel
İçinde yaşadığımız acıyı ve hayal kırıklığını
Kalkar kalkmaz masanın başından...
Peki ya bu yaşam
Tüm sıkıcı yanlarına rağmen
Hele inatla yaşarsak
Ã?yle başkalarının değil de
Kendi istediğimiz ve seçtiğimiz şekilde
O zaman güzelleştiremez miyiz onu? ? ? ?
Gerçi hiç bir zaman kolay olmadı...
Kendisinin karar vermesi insanların nasıl yaşayacağına
Hayali bir diyarda bile dayatılmıyor mu çoğu zaman
Aslında hiç olmaması gereken katı kuralları tanrıların
Ve orada bile ne kadar yaşayabiliyor
Bir an için onlar olduğunu hayal ettiğimiz savaşçılar büyücüler rahipler
Kendilerinin seçtiği kaderi...
Kimbilir cevap buradadır belki
Savaşmakta kendisi olabilmesi için insanın
Hem hayallerinde sürdürmesi bu savaşı...
Hem kalktığında başından masanın...
Ozan Firble....
şiirin güzel kardeş... Anlatmak istediğini anlatmışsın... Ben de mütevazi bir cevap vereyim dedim. : ) ) ))
Posted: Thu May 29, 2008 4:08 am
by Lugtarias
Su Yüzeyi
Değildi sözler kötü bir halde olduğumdan aslında.
Kötü sonuçlara sahip olupta hüzünlenişimden de değiller.
Ã?yle ki, durgunluğum ve içime sindiremeyişim zamanı,
Yapabileceklerimi görmek için uğraşmayıp,
Oturmam gerektiğini bilipte oturamadan masanın başına,
Zaman geçirmemden vurdumduymazca...
Ve yüzeye yaklaşıldıkça yüceleşilen bir suda
Kalemlerim ve kitaplarımla sevişirsem
Yüzeye çıkabileceğim bilincine sahip olup
Kitap ve kalemler yerine
Sabırsız düşleri seçmemden sevişmek için...
Yüzeye yakın bir yerlerde bekleyip,
Hiç denememekten belki de oraya ulaşmayı...
Ve şimdi, sıra kapmakta usta olan düşlerde dahi
Buralardaki gibi can sıkıcı şeylerin olabildiği
Soğuk bir su gibi çarpınca yüzüme,
Zaman daha değerleniyor!
Buralara daha sıkı tutunuluyor.
Çalışma masamın, kalemlerimin, kitaplarımın,
Bu sefer önceliğin kendilerinde olmasını
İçtence fısıldadıklarını duyar gibi oluyorum...
Ve kendi haykırışımı duymak istiyorum,
Yüksek çıkmasını istiyorum sesimin,
Elimden geleni yapıyorum!
Ve suyun yüzeyindeyim, en üstteyim!
İşte bunu diyebilmek istiyorum...
Posted: Thu May 29, 2008 4:10 am
by Edmond
ELLERİMDEN ne gelir ki?
Sen öylece çekip gidiyorsun
Ağlamak mı gelir ellerimden
Ya da haykırmak?
Dur, gitme ne olur demek?
Ne yapabilirdim?
Haykıramadım sen öyle çekip giderken
Fısıltılar çıktı dudaklarımdan
Seni seviyorum.....
Posted: Sun Jun 01, 2008 7:50 am
by Lugtarias
Karşı Koymak ve Tutulup Kalmak
Ter içinde sıyrılıp uyandığında bir kabustan,
Delicesine soluk aldığın olmuştur küçükken.
Bedenine karışmayı bekleyen bir bardak suyu
Soğuk içmek isteyip ılıklığını da hissetmişsindir...
Evine yakın sokakların birinde dayak da yemişsindir
Senden daha büyük bir çocuktan, bir kere de olsa...
Beklenmeyen ve eğlence getirmeyen şeylerin
Hep var olduğunu öğrenmişsindir sen de küçükken.
Hatta belki devamı da vardır!
Neyin neden olduğunu sorgulamadan,
Esen her rüzgarla yönünü kaybederek,
Hiçbir şey için meraklanmadan yaşamaktansa
Sorgulamışsındır olanları.
Büyüdükçe merak etmişsindir yaşananların anlamlarını
Ve yaşanmalarının altında yatan nedenleri...
Büyüdükçe karşı koymuşsundur belki,
Seni yeniden hırpalamak isteyince çocuk.
Ve inatla almışsındır belki kabusunda rahatça soluk.
Yıkıcı bir kasırga kadar hızla çarpsa da yüzüne yel,
Kaybetmemişsindir yolunu ve ilerlemişsindir azimle.
Herşey üstüne geldiği zaman bile,
Haykırmışsındır yüreklice ruhunu boğan geceye.
Ama eminim aşık da olmuşsundur sen...
Acımışsındır da kesinlikle.
Yüreğinden akarken gözyaşları oluk oluk
Yaradan akan kanı andırarak,
Alışmışsındır görmeye canını acıtanı.
Kabullenmişsindir üzüntüyü
Üzerine giydiğin bir giysi gibi
Ve buna karşı koyamamışsındır...
Herşeye karşı koyabilmiş,
Yükseltebilmişsindir sesini özgürce.
Vurduğun olmuştur zaman zaman asiliğin dibine.
Ama tutulup kalmışsındır ağlayarak sevdiğinde.
İzlemekle yetinmişsindir olanları.
Sadece fısıldayabilmişsindir ona sessizce,
Ne olur yapma diyen titrek bir sesle...
Ve sessizce ağlamaktan başka bir şey gelmemiştir ellerinden,
Kanayarak duvarları yumruklamanın dışında asice...
Batıkan - 2008
Posted: Mon Jun 02, 2008 1:54 am
by Firble
Sadece kendi sesimiz duyuluyor böyle günlerde
Etrafta onca insan varken çığlık atan
Diğer canlıları saymıyorum bile
Ya da Dünya'nın kendisini hatta evreni
Böyle günlerde olmuyor işte
Sağır oluyoruz...
Diğer sesler ulaşmıyor.
Yalnız kendi sesimiz
Hiç tükenmeyecekmiş gibi gelen tiz bir çığlık
Kimi zaman haklı kimi zaman haksız bir telaşı dışa vuran...
Yaşamamak lazım diyemiyorum bu anları
İnsan istiyor kimi zaman sadece kendisi ile bir başına kalmayı
Hatta bu insan yalnızlıktan ne zamandır çekmiş biri dahi olsa
Bu bir güdü belki insanın beynine yerleşmiş
Yeri geldiğinde durduramıyor, ya da anlamsız oluyor durdurması...
Posted: Fri Jun 06, 2008 8:52 am
by Lugtarias
Veda
Düşündüm...
Hissettim sessizce, farkettim.
Kollarımı doladığımda duyduğum mutluluğu,
Ve öperken yanağını hoşuma giden kokuyu.
Özüldüm...
Anımsadım burukça, özledim.
Rüzgar saçlarımızı dansa kaldırırken,
İzlemeyi denizi elini tutarak.
Ve omzunu sıvazlamayı üşüyerek.
Veda...
Ağlamadım, özgürken senin gözyaşların
Özmemek için seni, gülümsedim.
Dolarken zihnime koca bir yıl yavaşça,
Duraksamadım, hiçbirşeyi düşünmeden
Sadece sana sarıldım.
Özlüyorum...
Herzamankinden çok hem de.
Senin düşünle sızdığım zamanlardan bile çok.
Yanında olabilmek istiyorum.
Ders çalışmadığım için bana kızmanı,
Sonra dayanamayıp gülümsemeni istiyorum.
Tam şu anda koyverip kendimi,
Başımı usulca yaslayıp sana,
Hıçkırıklarımı serbest bırakmayı
Ve farkedilmeden ağlamayı istiyorum...
6 Haziran 2008
Posted: Wed Jun 11, 2008 8:53 am
by Lugtarias
Antik çağlarda yaşayan ve tek dostları hançerleri olan Rogue karakterlere adanmış bir şiir... Yorumlarınızı eksik etmezseniz sevinirim arkadaşlar.
Gece, gün kadar sessiz geldi...
Ay ışığı delerek tozlu havayı,
Vurdu saklanmış yüzlere.
Limana henüz demir atmış
Kamara camları isli gemi,
Atlarıyla kıyı boyunca
İki sevgiliyi gezdirmekte olan faytoncu,
İskeleye rahatsızca kurulmuş
Oltasını bekleyen balıkçı,
Farkında değildi
Dolunayın gümüş ve cılız aydınlığı altında,
Gölgelerde usulca gezinenlerin.
Ama kara köşelerdekiler herşeyi görürler,
Gecenin ya da sabahın köründe.
Onlar işlerini kılıçsız halleden,
Karanlık kadar sessiz adım atan,
Ve istediğine ışık kadar kolay ulaşan,
Zorunlu kılınmışlardır bazen.
Onlar hava bulutlu olduğunda,
Kasfetli limanın arka sokaklarında,
Kendi vakitlerinin gelişini kutlayan,
İsimsiz krallığın insanları,
Derebeyleri, isyankarları ve suçlularıdırlar...
Onlara saklılar derler.
Gizlenen dünyanın hakimleri.
Onları buralarda bulamazsınız.
Yerlerini az kişi bilir.
Ã?yle ki o yer bilene şaşkınlık verir.
Ã?ünkü onların yerleri,
Fantastik romanların ta derinlikleridir!
Posted: Fri Jun 13, 2008 5:32 am
by Lydronk
Aa, Lugtarias, çok hoşmuş bunlar. Bu bşlığı nasıl göz ardı edebildim bilmiyorum ama, ayıp etmişim. Bir kere gelişimin, gözlerimin önünde tamamen. İlk ve son şiirine bakıyorum da, farkı hissetmemek elde değil! Ama hayat kafiyeli dizelerden ibaret değil ki! Biraz kısa hikaye de okuyalım falan?
Cidden çok hoş, devam edesin de okuyalım
Posted: Sat Jun 14, 2008 12:25 am
by Lugtarias
Sağol Lydronk

Yakında öykülerde gelecek inşallah

Posted: Thu Jun 19, 2008 1:11 am
by Lugtarias
Küçük Bir Parça Gerçeklik
Tüm dengeyi kuşatan,
Cansızlık ve ölüm sunan
Ve şimdinin var olanı
Bu yapmacık düzenden sıyrılmak
Küçük bir parça gerçeklik bulmak istiyorum kendime...
Kimi zaman haykırmak geliyor
Koca bir okyanusta
Ufak bir kara parçasını andıran
Bu beton yığını dünyadan uzak
Gerçek kalabilmiş bir koruya kaçıp
Herşeyin yokolmakta olduğunu...
Kimi zamansa kaçıp maket insanlardan
Hiç eskiye dönmemek üzere çözünmekte olan
Bir çözünen madde topluluğunun,
Ã?özünmeden kalabilmiş sayılı parçalarını andıran
Hayal kuran gerçek insanlar bilmek istiyorum...
Bazense umutsuzluk doluyor içime...
İnsanoğlunun kendi yalanları içinde,
Gömüleceğini düşünüyorum
Toprağın katlarca dibine.
Batıkan 06.2008
Posted: Fri Jun 20, 2008 1:49 am
by MeseKalkan
Ne bu kurulu düzenden kaçabilirsin
Ne de zincirleri kırabilirsin
Parçalamak mı kolay sence hayatı
İnat etsende kıpırdayamazsın
Kıpırdamalar bir fırtınayada dönse
Dinince bir denizin salihinde
Bakacaksın
Bir şarkı tutmuş gidiyor onların dilinde
Ne bir insaniyet nede bir masumiyet
Gözlerinden okunan sadece çıkar ve niyet
Aklın sığmaz köşeleri bucakları
Elbet susup dinecek
Bu karanlık sessiz vakitlerde...
Ne ozan dinler bunlar nede bilmem ne
Lakin dinlenmek önemli değildir
Önemli olan tutsaklığın hakimiyetine bir son vermek
Bu alaca karanlığın ardında...
Kimi zaman gün üzülsen veya kırılsan
Kemiklerin yerlerinden fırlayıp kazılsa
Kalbini söküp çıkarsa
İnat et sen yinede bir gölge hala ayakta
Bu karanlık pis kokan dünyada...
Lugtarias dostum ben buraların yenisiyim ve arzu ederimki şiirimden memnun kalırsınız.Size katılmayı en içten bir tutkuyla diliyorum:).
Posted: Fri Jun 20, 2008 4:26 am
by Lugtarias
Tabiki memnun kalırız

emek vermen yeter..
Bize katılmak zor birşey değil ki. Hem buraya girip bize katılmayı dilediğini yazmışsan, zaten artık bizdensin demektir
Hoşgeldin diyim o zaman ben kendi adıma..
Posted: Sun Aug 03, 2008 6:14 am
by Lugtarias
AJUNUNDAN DIşARI
Toprağın varlığını duyumsadın mı hiç yorgun düştüğünde?
Hani bedenin dinlenmek ister ve uzanırsın bir yatağa
O an, o ilginç anda, ulu bir tince kuşatılmış değilken
Ve süngerlerin ya da kuş tüylerinin yumuşaklığı dışında
Hissedilebileceklerden yoksunken bulunduğun mesken,
Kendi küçük ajunundan dışarı bakabilip yansızca,
Duyabildin mi yankılanan ezgileri, çok eskiden çekip giden…
Bulursun orada sesler, yüreğine dokunuveren
Yüzyıllar hatta çağlar önceki varlığının
Ve büyük zaman ile dans ettikçe tükenen,
Sağlam duruşunun şarkısını ulu toprağın…
Terli ve bitkinken kıyısında olup koca bir bozkırın
şafağın çöküşünü izlemek ve nemli toprağı koklamak
Bir börünün ululayışıyla sabahı büyülenmek…
İşte tüm bunların yok oluşunu anlatan dev ağıttır
Duyacağın eğer bakarsan kendi küçük acunundan dışarı.
Ve yeniden küçük bir parça tadabilmek istersen toprağı…
Batıkan - 07.2008
Posted: Tue Aug 05, 2008 9:42 am
by Lugtarias
Süreç
Düşüncelerim gölgelerine alırken benliğimi,
Akıp gidişinin sesini duyarım sınırlarımın.
Ve doğmakta olan esintinin tanıdık kokusudur
Duyumsadığım, düşlerimde var olurken.
Süreç başlamaktayken ve olacakları sezmekteyken ben!
Bir fırtınaya evrileceğini fısıldadığında esinti,
Issızlarda beliriverir yüksek, puslu bir kayalık.
Ve hem ürküten hem de umut veren bir yarık.
Sonra belirmeye başlar yarıkta ışık ve karanlık.
Ne görmek istediğimi bilemezken ve olacakları kestiremezken ben!
Özüntü, hiçlik, umutsuzluk ve kırgınlık…
Savaş, yıkım, öfke ve kızgınlık…
Sevgi, umut, sabır ve mutluluk…
Barış, düzen, aşk ve huzur…
İyiler, kötülerle sevişirler ve doğacak olanı beklerim ben!
Melekler de şeytanlar da kaybolurlarken görünürden,
Pus yeniden belirir ama yarık daha yakındır eskiden.
Sonra dizeler, belki sayfalar dökülüverir pusun içinden.
Esinti gelip dansa kaldırır onları ve oluştururlar birlikte fırtınayı.
Yazılanlar yazılmaktayken ve fırtınanın bağrındayken ben...!
05.08.2008 / 02.18