Page 2 of 4
Posted: Mon Nov 26, 2007 8:02 am
by Mustiman
Mustiman yorgun düşmüş tüm kaslarına eklenen, sağ ayağındaki ağrıya artık dayanacak gücü yoktu. Başının yanından akan terleri silerken görmüştü orayı. Ã?mründeki en kısa ve en uzun yolculuğu yapmaktaydı şu anda.
Hanın kapısına geldiğinde ne yapacağını bilemez halde durdu. İçeride ışık yanıyordu. İçeriden yükselen konuşmalar, genç yaşını belli etmeyen somurtusunu hafifletmeye başlamıştı. Haftalardır duyduğu ilk insanca sesti bunlar. Beş yaş gençleşmişti yüzü.
İçeriye adım atarken, ömründe ikinci kez gülümsediğini hissetti.
Posted: Tue Nov 27, 2007 12:52 am
by Edmond
Genç ozan, ilk kez bu kadar konuşan olmasına sevinerek gülümsedi.Adamın cesaret edip içkiyi almasına ise çok daha fazla sevinmişti.Tam 4 kişi olmuşlardı ve içeri bir kişi daha girmişti.İlk kez geldiği yerde 3 arkadaşı olmuştu.Oysa ne kasabalar görmüştü ki, günlerce kalmasına rağmen bu kadar arkadaşı olmamıştı.
Sonra birayı indirişini seyretti adamın.Kendisi zorlasa en fazlak kıpırdatabilirdi.Kaldırırsa altında kalacağı kesindi.Sonra da içkisini alan adamı dinledi.Ne acı hayatlar varmış oysa.Tek kendisi değilmiş defalarca dışlanan.
Ardından hafifçe öksürdü ve milleti rahatsız etmeyecek şekilde, hafif melodiyle, yalnızca masasının duyabileceği şekilde mırıldanmaya başladı.
*
Ağlamayın beyler, bir hiç uğruna
Bize ne geçmişten, bakalım biz öne,
Katliamlardan, savaşlardan bize ne,
Gülümseyin beyler, yaşayın doya doya!
*
Ardından bunu millete mi, yoksa kendisine mi söylediğine düşündü, cevap bulamayıp gülümsedi ve gözyaşlarını sildi.
Posted: Tue Nov 27, 2007 3:02 am
by WeS_DeX
Yanında ki yeni tanıstıgı arkadasının mırıldanması onu oldukca duygulandırmıstı.Biraz sessiz kaldı.Sonra bardagına bir bira daha doldurdu ve tekrar sırıtmaya basladı "bence bugün bu hanın kutsallıgına ve gelecege icmeliyiz." dedi ve birasını kaldırdı."Serefinize dostlarım"dedi.
Posted: Tue Nov 27, 2007 6:45 am
by Bogus
Bir adım, bir adım daha ve sonra bir adım daha... Sonra bir fırtına, karların ve kızılca kıyametin ardından bir han!
Uzun, kavisli ve hiç bir dişi saklama çabasında olmayan keyif dolu bir sırıtış Bogus'un suratında amansız veba gibi yayıldı. Gezgin artık ne gençti ne de yaşlıydı ama ne olursa olsun bir gezgindi ve uzun bir yoldan gelmişti. Bu yüzden kalın kiraz ağacından bir bastonu vardı ve ihtiyacı olmasa bile gezginin ağırlığı bu bastona emanetti. Ã?ünkü bu ağırlık sadece yorgun kemiklerin tembelliğinden değil, gezdiği hanlardan topladığı, henüz aktarılmamış ve hiç anlatılmamış hikayelerden kaynaklanırdı. Gerçi hoş, bazen de bir handan aldığı yolluğu bastonun ucuna asar, bir bohça gibi sırtında taşırdı.
Onu uzak diyarlara götürecek olan, her gezginin yaşadığı diyara borcu olan o uzun yolcululuğa çıkmadan önce dinlenebileceği güzel bir han bulmuştu kendisine. Daha kapısından girmeden içine tütün dolduracağı piposu elinde hazır atı vermişti kendisini içeriye.
Bir kalabalık toplanmıştı tam karşıdaki masada, içkiler paylaşılmıştı bile!
"Yok mu bira dolu bir kupa? Gezgin bir aptala?"
Posted: Tue Nov 27, 2007 10:42 pm
by Firble
Bir ozan... Birçok kişi geçmişlerini anlatmışlardı ama onu en çok etkileyen aralarında bir ozanın da olmasıydı. Gülümsedi ve o da dizelere ekleme yaptı..
Sırtımızı dayayacağımız bir kaya gibidir geçmiş
Ağlatsa bile bazen temizler gözyaşları yaraları içimizdeki
En kötü günlerimizi bile unutmamalı anımsamalıyız
Ki bir değeri olsun bizim ve bizden önceki yaşamların
Sonra bir kahkaha attı. Sen şiir söyleyince ben de karşşılık vereyim dedim. İstersen devam edebiliriz dedi. Sonra sanırım elimizdeki içki herkese yetecektir diye ekledi.
Arkada oraya gelen adama da hepimize yetecek kadar içki var buyur gel diye seslendi. Sonra diğer adamlara döndü hepinizin farklı geçmişleri var. Sanırım bizi burada buluşturan nasıl demeliyim... Belki de kader... Peki siz sizlerin bir amacı var... Yaşamınızın genelinde veya şu anda... Ve benim anlamadığım başka bir nokta.. Burası neresi?
Sonra başını şöyle bir salladı. Neyse dostlarım sanırım soruların cevapları gelecek. Belki önce hepmizin kendine gelmeye ihtiyacı var dedi.
Posted: Wed Nov 28, 2007 12:55 am
by Edmond
Garip ozan, bir arkadaşı *şerefe* kadeh kaldırırken, ilk tanıştığı kişinin kendisine şiirle karşılık vermesine şaşırdı.Sonra yeni bir kişi daha gelince, hafifçe sırıtmaktan kendini alıkoyamadı.Sonra soruların bildiği kadarını cevaplayamaya başladı.
*Amaç, düşünüyorum da amacım ne kadar güzel benim, saadeti ararken her seferinde daha çok üzülüyorum.Ama bulacağım, mutluluğu elbet bulacağım.Buranın neresi olduğuna gelince, kaderin yuvası*
Son sözleri söylerken biraz rahatlamıştı sanki.
*
Acıtıyor sırtımı dayadığım kaya.
Ölüm yaklaşıyor her gözyaşında,
Kötü günleri her anımsadığımda,
Acılar bekliyor aklıma, özlüyorum.
*
Sonra gülümseyerek beklemeye başladı.
Posted: Wed Nov 28, 2007 1:24 am
by WeS_DeX
"Siirleriniz cok güsel dostlarım insanın ruhuna adanmıs bir ictenlikle söylüorsunuz sanki"dedi gezgin kabilesinde ki adam.
"Ha bu arada ben adımı sizlere takdim etmeyi unuttum sanırım"dedi ve bir kahkaha patlattı "Benim adım Donaef...Donaef Loaroam.Normalde meslegim yoqtur fakat avcılıkta baya iyiyimdir.Gezgin bir kabilede yasamanın avantajıda bu heralde"dedi ve kapıdan yeni girmis olan yabancıya baktı."Bize katılmakla bize yük deil,hafiflik katarsın arkadasım"dedi,garsondan bir bardak daha rica etti ve "buyurmazmıydın kardesim"dedi bir yandanda köpüklü miss gibi kokan bir bira doldururken.
Posted: Wed Nov 28, 2007 2:58 am
by Edmond
Donaef'in söylediği *MİS* kavramı, belki Huor'unkiyle aynı değildi ama, zerre kadar şikayetçi değildi Huor.Zaten birkaç nedenden dolayı, koku alma duyusu pek gelişmemişti.
Sonra sırıtarak, *Masanın ilk sahiplerinden olmama rağmen, ben de adımı takdim etmedim.Çok özür dilerek söylüyorum, adım Huor Tinehtelë*
Posted: Wed Nov 28, 2007 5:18 am
by Mustiman
Bir kez daha baktı içeriye, yanından geçeni süzdükten sonra. Ardından bir adım attı içeriye. Tüm sesleri işitmeye başladı bir anda. İşte o anda, ondan önce hiçbir şey duymadığını anlayabildi. Kara saçlarının arkasında kalan kulaklarının, yeniden işitebilir halde olması ise onun için büyük bir süprizdi şu anda.
İçerde iki kez etrafına bakındı. Gözüne pek bir şey çarpmadı. Gözü pek iyi görmezdi zaten. Ancak birkaç şeyden emin olabiliyordu şu anda. Köşede küçük bir şömine ve bir grup, konuşkan olmak için uğraşan insan.
Yavaşça birbirleriyle konuşmakta olan küçük grubun yanına gitti. Ã?nündeki sandalyeye oturup, arkadan usulca onları dinlemeye başladı. Duymaktan zevk alıyordu şu anda. O kadar uzun süre bu şekilde kalmıştı. Bunu yalnızca şu anda hissedebiliyordu.
Biraz kamburunu çıkarttı yorgunluğundan dolayı. İpince ve üstüne yapışmış olan giysisi, bir anda onlarca kata bölünmüştü.
Gülümsedi. Burayı çok sevmişti. Geçen birkaç dakika içinde hemde. Ã?ünkü burası onu gülümsetiyordu.
Yavaşça kafasını yere doğrulttu. Ayağındaki ağrı dinmeye başlamıştı.
Posted: Wed Nov 28, 2007 6:09 am
by WeS_DeX
Donaef yeni gelen yorgun argın kisiyi görmüstü.Biraz onu süzdü, yanındaki masaya otarana kdar.Sonra yavasca ayaga kalktı ve bir bardak aldı, doldurdu.Yeni gelen kisiye dogru gitti.Yere bakan adamın yanına yaklastıgında "pardon,yeni geldiniz yorgunsunuzdur sanırım"diyerek yeni doldurdugu birayı adama uzattı."sanırım bu iyi gelir bizim masamızda hala bos yer var.İsterseniz katılabilirsiniz" dedi ve adamın birayı almasını bekledi.
Posted: Wed Nov 28, 2007 7:44 pm
by Firble
Peter gülümsedi. Belki de şiirlere bir süre için ara vermek iyi olacaktı. Çok farklı insanlar olarak bir aradaydılar... Bu çok ilginçti... En azından ilginç...
Bir avcısınız demek dedi düşünceli bir şekilde.... O zaman en azından aç kalmayacağız dedi. Ses tonu biraz da sanki kendi kendisi ile konuşuyormuş gibiydi.... Tabii avlanacak hayvanlar varsa.. Ama buraları oldukça canlı gözüküyor. O nedenle bu konuda sorun yaşamayız her halde...
Posted: Wed Nov 28, 2007 8:30 pm
by Edmond
Etrafı gülümseyerek, bazen de pis pis sırıtarak izliyordu ortalığı Huor.Avcı yeni gelen kişinin yanına gittiğinde ise, kahkaha atmamak için kendisini zor tutuyordu.Her gelen kişi masaya geliyordu.Ne işti....
*Zaten aç kalmayız, burada ben varım* dedi cebindeki altın keselerini kastederek.Millet bir şey anlamamış olmalıydı bu sözlerden, ama olsun, ileride anlarlardı.
Sonra biraz en son gelen kişiyi süzdü.Çok değişik bir adamdı.Ama farketmezdi, kimseyi ayıracak durumda değildi ki Huor!
*Merhaba kardeş* diye bağırdı aşk sarhoşu yeni gelen kişiye.
Posted: Wed Nov 28, 2007 10:18 pm
by Bogus
Bogus başkasına söylenmiş olabilceği halde hiç çekinmeden selama karşılık verdi.
"Sana da Merhaba kardeş! Galiba herkes birbirini tanıyor, ben ise sadece bir avcıyı ve bir ozanı tanıyorum! Huor ve Donaef."
Gezgin yavaş adımlarla masaya yöneldi ve kendisine bir sandalye çekti. Bastonu itinayla masaya dayadı ve sabırsızlıkla cebinden çıkardığı bir keseden piposuna tütün doldurmaya başladı. Bir yandan da etrafını süzüp ne olup bittiğini anlamaya çalışıyor, konuşmalara kulak kabartıyordu. En sonunda uygun bir anı kollayıp lafa giriverdi.
"Gittiğim hanlarda bana herkes 'Bogus' der.
Hikaye anlatır, hikaye dinlerim.
Bazen de gördüklerimi ve yaşadıklarımı hikaye ederim.
Huor'un aksine benim hiç param olmadı,
sanırım ona ihtiyacım da yok.
Boğazımı ıslatacak ve karnımı doyuracak bir şeyler bulduğum sürece benim için hiç bir problem yok."
Nihayet tıkabasa tütünle dolmuş pipo gezginin dudaklarına gitti ve masaya sürtülüp yakılan bir kibritle tutuşturuldu. Bogus hiç acele etmeden dumanı içine çekip damağında gezdirdi, sonra da hepsini gerisin geri etrafa üfledi.
"Uzun ve karlı bir yoldan geliyorum,
Ve bildiğim kadarıyla bu han hiç bir yolun üzerinde değil.
Ama burayı bulduğuma pek şaşırmadım,
Ã?ünkü daha önce gezdiğim yerlerde ve kaldığın hanlarda
Söz edilirdi böyle hiç bir yere ait olmayan bir yerin varlığından.
Pipo boğazımı kuruttu daha anlatırdım ama
Keşke bol köpüklü altın rengi bir bira olsaydı dudağımda..."
Yolun yorgunluğunu hanın sıcak atmosferinde unutmuş gezgin gözlerini kısıp bir sağa bir sola baktı.
Posted: Thu Nov 29, 2007 1:49 am
by Mustiman
Mustiman yavaşça başını kaldırarak önce karşısındaki adama, ardından da bardağa baktı. Ã?ıkıp çıkmayacağını bilmediği sesini kullandı.
"İçki içecek durumda değilim. Ancak bir masa dolusu insana hayır diyemem." diye mırıldandı.
"Merhaba kardeş!" Gelen bağırışa hemen yüzünü döndü Mustiman bir anda. Tam ağzını açacakken gelen cevap, ağzını çiviledi adeta.
"Sana da merhaba kardeş! Galiba herkes birbirini tanıyor, ben ise sadece bir avcıyı ve bir ozanı tanıyorum. Huor ve Donaef."
Mustiman o anda, adının Donaef olduğunu anladığı karşısındaki adama döndü ve yavaşça mırıldandı yavaşça.
"Ã?yleyse, daha fazla burda durmayalım. Kalkmama yardım eder misin Donaef?"
Posted: Thu Nov 29, 2007 3:05 am
by Firble
Peter insanları izlemeye devam etti. Bir yandan da şarabını yudumladı.. On kasabayı gerçekten özlüyordu... Ancak burası... Burada ilginç şeyler olabilirdi... Kafasının içinde sesler yankılanıyordu... Yeni bir dönemin başladığı açıktı. Ve belki de bu dönemin asıl kendini bulacağı dönem olacağını düşünüyordu. Hem kendisi için hem de...
Bir ara ayağa kalkmaya çalıştı sonra sendeleyip yine yerine oturdu. Galiba biraz dinlenmesi gerekiyordu. Sarhoş olmuş olabilirdi de..