Posted: Fri Mar 30, 2007 3:41 pm
"Tek ruh" benim bulduğum bir şey değil Possessed. O kadar fazla kaynakta, inançta ve felsefede geçiyor ki... Ancak her birinde biraz farklı yorumlanıyor. Esasında 3 büyük dini de bu gözle süzgeçten geçirirsen aynı şeye ulaşırsın. 3 büyük din de "komşuna kötülük yapma" der. İntikam alma der, insan öldürme der, çalma, başkasının hakkını yeme der. İhtiyacından fazlasına göz dikme der, açları ve güçsüzleri yok etme onları doyur ve koru der. Herkes bir bütünün parçası olursa kendine düşen paydan daha fazlasını almamalısın... Başkasına zarar verirsen kendine zarar verirsin çünkü... Gandi de bunu şu şekilde söylemiş...
"Basit yaşa ki basitçe başkaları da var olsun."
Ayrıca Posessessed güzel bir konuya değinmiş ruh ile alakalı. I, robot alıntın güzel bir örnek olmuş. Orada robot analitik bir hesap yaparak adamı kurtarmanın daha doğru olduğuna karar veriyor. Bir insan ise çok büyük ihtimalle duygusal bir hesap yaparak kızı kurtarmak ister, ama her ikisini de kurtaramazdı.
şimdi bu örnekte robotla insanın farkı ne? Robot programlandığı şekilde davrnıyor. İnsan ise duygularına ve ruhuna göre karar veriyor. Acaba?
Bu olayın 19. yy'da arap yarımadasında olduğunu düşünelim. Kız kurtulur muydu? Sanmıyorum.
Ya kız kralın kızıysa... O zaman kurtulurdu her halde.
Ya da bugün Amerika da oldu ve adam başbakan. Büyük ihtimalle başkanı kurtarırlardı. O kadar farklı senaryolar üretebiliriz ki... Adamın kurtulduğu senaryolar istisna olmaktan çıkar bana göre...
Daha önce Sosyal Psikoloji'den bahsetmiştim. İnsanların insanları nasıl etkilediği yani...
Bir çocuk düşünün. Evde sürekli maç seyrediliyor. Baba takımı her gol attığında çılgınlar gibi seviniyor. Yenildiğinde ise esip köpürüyor. Ã?ocuk bunu gördüğünde beyninde futbol oyunun ne kadar da önemli bir şey olduğu şekilleniyor.
Düşünsenize, bir hırsızlık haberi var... Zap, birisi birisini öldürmüş, zap... Bir belgesel var, zap... Küresel ısınma, zap. 3. lig kümede kalma maçı! Kalsın futbol!
Evde bunları gören çocuklar okulda ailelerini taklit ediyorlar. Yaranmak ve takdir edilmek dürtüsüyle kadroları ezberliyorlar, takımlarına giderek daha çok bağlanıyorlar.
İşin ilginç yanı bir çocuk buna benzer durumda, çok ufak farklar oluştuğunda farklı bir gelişim gösterebilir. Ã?rneğin çocuğun futbola olan ilgisi takdir edilmezse, hatta futbol yüzünden mesela baba çocuğu da ikinci hatta üçüncü plana atarsa bu sefer psikolojik olarak bu travmayı bertaraf etmek için çocuk futbolu aklında önemsizleştirebilir de. Ã?ünkü kendi içinde kendisinin futboldan daha önemli bir şey olduğuna inanmalıdır.
Biz gelişim sürecimizde bu tip şeylerin farkında olmuyoruz. Tam olarak yukarıda anlattığım senaryoda olmasa bile aslında biz de programlanan varlıklarız. Daha önce yazımda sosyal psikoloji yüzünden özgür iradeyi neredeyse çöpe attım dememin nedeni bu.
İnsanın ruhu yoktur veya hiç bir şeyi duygularına göre karar vermez gibi kesin bir cümle asla söylemem. Ama, bir şeyi duygularımla ve ruhumla karar vererek yaptım derken bunun gerçekten öyle olup olmadığını çok iyi irdelememizin gerektiğini düşünüyorum.
Size gerçek ve bir o kadar da korkunç olan iki tane olayı anlatayım.
Bir tanesi bir tanıdığımızın başından geçiyor. Bir kaç aile bir mavi tura katılıyorlar. Aralarında iki yaş fark olan biri 4 diğeri 6 olan iki çocuk da gemide arkadaş olup oyun oynuyorlar. Arada bir yaramazlık yapıp da birbirlerini ağlatsalar da çok büyük bir sorun çıkmıyor.
Derken küçüğün annesi çocuğunun ne zamandır ortalıklarda olmadığını fark ediyor. Ama sürekli büyük olanı gördüğü için de aklından bizim ki de oralarda bir yerdedir herhalde diye düşünüyorlar. En sonunda şüphelenip çocuğu aramaya başlıyorlar. Yok. 6 yaşındakine gidip soruyorlar nerede arkadaşın diye... Ne cevap veriyor biliyor musunuz?
- Sinirlendirdi beni, ben de kaldırıp denize attım.
Ã?ocuğun yüzünde birazcık bile pişmanlık, üzüntü, şok veya kötülük kıvılcımı yokmuş. Yemek bayattı çöpe attım der gibiymiş...
Ve maalesef çocuk ölmüş.
Tüyler ürpertici. O çocuk ölümün ne olduğunu henüz tam olarak öğrenmemiş. Çok büyük ihtimalle arkadaşının denizde tek başına rahat edemeyeceğini ve öleceğini biliyor. Ancak daha önce hiç ölünün arkasından ağıtlar yakan, yürekleri parçalanan, üzüntüden bitap düşen insanlar görmemiş. Bu yüzden de ölümün ne kadar kötü bir şey olduğunu bilmiyor. Ölülerin aramızdan ayrıldığını bilmiyor. Onun o güne kadar öğrendiği, beynine kodlanan bilgileri kullanmış ve arkadaşım beni sinir ediyor, o zaman onu denize atayım sonucuna ulaşmış.
Bir diğer olay da benim başımdan geçti… Yine küçükken annem beni ve bir arkadaşımı arkadaşım benim boğazımı sıkarken bulmuş. Ben mosmorum. Hiç bir sinir olma veya kavga yok. Bir filmde gördüğü için yapıyormuş…
İşte bu yüzden diyorum ki, ruhumuzun izlerini davranışlarımızda, zevklerimizde ve düşüncelerimizde ararken dikkatli olmalıyız. Biz robotlar gibi belki bir tuşa basıldığında programlanmıyoruz ama inanın eğer konu programlanmak ise bizim de çok aşağı kalır bir yanımız yok.
"Basit yaşa ki basitçe başkaları da var olsun."
Ayrıca Posessessed güzel bir konuya değinmiş ruh ile alakalı. I, robot alıntın güzel bir örnek olmuş. Orada robot analitik bir hesap yaparak adamı kurtarmanın daha doğru olduğuna karar veriyor. Bir insan ise çok büyük ihtimalle duygusal bir hesap yaparak kızı kurtarmak ister, ama her ikisini de kurtaramazdı.
şimdi bu örnekte robotla insanın farkı ne? Robot programlandığı şekilde davrnıyor. İnsan ise duygularına ve ruhuna göre karar veriyor. Acaba?
Bu olayın 19. yy'da arap yarımadasında olduğunu düşünelim. Kız kurtulur muydu? Sanmıyorum.
Ya kız kralın kızıysa... O zaman kurtulurdu her halde.
Ya da bugün Amerika da oldu ve adam başbakan. Büyük ihtimalle başkanı kurtarırlardı. O kadar farklı senaryolar üretebiliriz ki... Adamın kurtulduğu senaryolar istisna olmaktan çıkar bana göre...
Daha önce Sosyal Psikoloji'den bahsetmiştim. İnsanların insanları nasıl etkilediği yani...
Bir çocuk düşünün. Evde sürekli maç seyrediliyor. Baba takımı her gol attığında çılgınlar gibi seviniyor. Yenildiğinde ise esip köpürüyor. Ã?ocuk bunu gördüğünde beyninde futbol oyunun ne kadar da önemli bir şey olduğu şekilleniyor.
Düşünsenize, bir hırsızlık haberi var... Zap, birisi birisini öldürmüş, zap... Bir belgesel var, zap... Küresel ısınma, zap. 3. lig kümede kalma maçı! Kalsın futbol!
Evde bunları gören çocuklar okulda ailelerini taklit ediyorlar. Yaranmak ve takdir edilmek dürtüsüyle kadroları ezberliyorlar, takımlarına giderek daha çok bağlanıyorlar.
İşin ilginç yanı bir çocuk buna benzer durumda, çok ufak farklar oluştuğunda farklı bir gelişim gösterebilir. Ã?rneğin çocuğun futbola olan ilgisi takdir edilmezse, hatta futbol yüzünden mesela baba çocuğu da ikinci hatta üçüncü plana atarsa bu sefer psikolojik olarak bu travmayı bertaraf etmek için çocuk futbolu aklında önemsizleştirebilir de. Ã?ünkü kendi içinde kendisinin futboldan daha önemli bir şey olduğuna inanmalıdır.
Biz gelişim sürecimizde bu tip şeylerin farkında olmuyoruz. Tam olarak yukarıda anlattığım senaryoda olmasa bile aslında biz de programlanan varlıklarız. Daha önce yazımda sosyal psikoloji yüzünden özgür iradeyi neredeyse çöpe attım dememin nedeni bu.
İnsanın ruhu yoktur veya hiç bir şeyi duygularına göre karar vermez gibi kesin bir cümle asla söylemem. Ama, bir şeyi duygularımla ve ruhumla karar vererek yaptım derken bunun gerçekten öyle olup olmadığını çok iyi irdelememizin gerektiğini düşünüyorum.
Size gerçek ve bir o kadar da korkunç olan iki tane olayı anlatayım.
Bir tanesi bir tanıdığımızın başından geçiyor. Bir kaç aile bir mavi tura katılıyorlar. Aralarında iki yaş fark olan biri 4 diğeri 6 olan iki çocuk da gemide arkadaş olup oyun oynuyorlar. Arada bir yaramazlık yapıp da birbirlerini ağlatsalar da çok büyük bir sorun çıkmıyor.
Derken küçüğün annesi çocuğunun ne zamandır ortalıklarda olmadığını fark ediyor. Ama sürekli büyük olanı gördüğü için de aklından bizim ki de oralarda bir yerdedir herhalde diye düşünüyorlar. En sonunda şüphelenip çocuğu aramaya başlıyorlar. Yok. 6 yaşındakine gidip soruyorlar nerede arkadaşın diye... Ne cevap veriyor biliyor musunuz?
- Sinirlendirdi beni, ben de kaldırıp denize attım.
Ã?ocuğun yüzünde birazcık bile pişmanlık, üzüntü, şok veya kötülük kıvılcımı yokmuş. Yemek bayattı çöpe attım der gibiymiş...
Ve maalesef çocuk ölmüş.
Tüyler ürpertici. O çocuk ölümün ne olduğunu henüz tam olarak öğrenmemiş. Çok büyük ihtimalle arkadaşının denizde tek başına rahat edemeyeceğini ve öleceğini biliyor. Ancak daha önce hiç ölünün arkasından ağıtlar yakan, yürekleri parçalanan, üzüntüden bitap düşen insanlar görmemiş. Bu yüzden de ölümün ne kadar kötü bir şey olduğunu bilmiyor. Ölülerin aramızdan ayrıldığını bilmiyor. Onun o güne kadar öğrendiği, beynine kodlanan bilgileri kullanmış ve arkadaşım beni sinir ediyor, o zaman onu denize atayım sonucuna ulaşmış.
Bir diğer olay da benim başımdan geçti… Yine küçükken annem beni ve bir arkadaşımı arkadaşım benim boğazımı sıkarken bulmuş. Ben mosmorum. Hiç bir sinir olma veya kavga yok. Bir filmde gördüğü için yapıyormuş…
İşte bu yüzden diyorum ki, ruhumuzun izlerini davranışlarımızda, zevklerimizde ve düşüncelerimizde ararken dikkatli olmalıyız. Biz robotlar gibi belki bir tuşa basıldığında programlanmıyoruz ama inanın eğer konu programlanmak ise bizim de çok aşağı kalır bir yanımız yok.