Fallout: Utopia [RPG]
-
haldor_goraxe
- Kullanıcı

- Posts: 275
- Joined: Wed Oct 26, 2005 10:00 am
- Location: Ýstanbul, sen??
- Contact:
Bethie, viskisini içmeye başladı. Bu tattan keyif alıordu. Yavaş yavaş boğazından midesine giden bu acılık onun kendisine gelmesini sağlıyordu...
"şimdi bir düşünelim... Eskiden olsay böyle bir durumda korkmam gereksizdi çünkü Salvatore'un beni koruyacağını bilirdim. Fakat oğlunu aldattığım için canımı bağışladığı için bile şanslıyım... Wright'lar desek olabilir - ama çok riskli... Evet, sanırım New Reno'ya dönemem artık." "Kahrolası viski neden bu kadar çabuk biter.". "Barmen bana bir bardak daha, aslında sen şişeyi getir... Bir de kalacak yerinvar mı???"
Ve Bethie Broken Hills'te kalmaya karar verdi. "Fazla büyük bir şehir sayılmaz ama burayı birbirine katana kadar New Reno'da ortalık sakinleşir." diye içinden geçirdi...
"şimdi bir düşünelim... Eskiden olsay böyle bir durumda korkmam gereksizdi çünkü Salvatore'un beni koruyacağını bilirdim. Fakat oğlunu aldattığım için canımı bağışladığı için bile şanslıyım... Wright'lar desek olabilir - ama çok riskli... Evet, sanırım New Reno'ya dönemem artık." "Kahrolası viski neden bu kadar çabuk biter.". "Barmen bana bir bardak daha, aslında sen şişeyi getir... Bir de kalacak yerinvar mı???"
Ve Bethie Broken Hills'te kalmaya karar verdi. "Fazla büyük bir şehir sayılmaz ama burayı birbirine katana kadar New Reno'da ortalık sakinleşir." diye içinden geçirdi...
Rakı ve Balık....İşte Bütün Mesele Bu... By ViceRoy Haldor Goraxe Herkesin şuursuzluğu kendine... By ViceRoy Haldor Goraxe Don't dream of women; cause they'll only bring you down... by Dio
Ghoul barmen ağır aksak ayaklarını sürüyerek Bethie' nin oturduğu masaya geldi. Barmenin alt dudağı aşşağı doğru sarkıktı, gözleri ise mosmordu, gözlerinin altı ise inanılmaz derecede çöküktü. Alt dudağının sarkıklığından dolayı suratında sürekli sırıtıyormuşçasına bir kuru kafayı andıran bir ifade vardı. Elindeki şişeyi masaya bıraktı.
Barmen : "Buuu sonnr viskiiiy şişemizz".
Bethie şimdi kapı girişimde birini farketmişti, adamın üzerinde siyah bir takım elbise vardı, aynı New Reno nun gangster çetelerinin üyeleri gibi giyinmişti adamın New Reno dan geldiği çok açıktı. Acaba , acaba onu bulması için peşinden adam mı göndermişlerdi ?
Barmen : "Buuu sonnr viskiiiy şişemizz".
Bethie şimdi kapı girişimde birini farketmişti, adamın üzerinde siyah bir takım elbise vardı, aynı New Reno nun gangster çetelerinin üyeleri gibi giyinmişti adamın New Reno dan geldiği çok açıktı. Acaba , acaba onu bulması için peşinden adam mı göndermişlerdi ?
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
İlapia çocuk sokağa dalar dalmaz peşinden koştu. Aslında bu yaptığı, avcılıkla geçirdiği günler sonucu edinmiş olduğu bir refleksti. Kaçan çocuk bu refleksi harekete geçirmişti.
Mantığı duygularına üstün geldiği zaman, İlapia çocuğun tavrının oldukça şüpheli olduğunu düşündü. Bu çocuk her gördüğü kişinin ardından koşup kaçıyor olamazdı.
Bu düşünce adımlarını daha hızlı atmasını sağladı.
Mantığı duygularına üstün geldiği zaman, İlapia çocuğun tavrının oldukça şüpheli olduğunu düşündü. Bu çocuk her gördüğü kişinin ardından koşup kaçıyor olamazdı.
Bu düşünce adımlarını daha hızlı atmasını sağladı.
Theodore Montague Broken Hills deki küçük muaynanesinde yine kitaplarına dalmıştı bu aralar okuduğu kitapları iyice çeşitlenmişti sex hikayeleri anlatan kitaplardan tıbbi kitaplara, teknolojiden, komediye. Bir süre önce kitap yazmayıda düşünmüştü, fakat daha sonra buna hazır olmadığını bunun için anlatıcak pek şey yaşamadığını düşünerek bu düşüncesinden sıyrılmıştı.
Dün sabah getirilen ghoul çocuğunun hareketleri hala aklındaydı, sanki çocuğun üzerinde garip şeyler denenmişti, durumun şerif Marcus'a bildirilmesi iyi olacak diye düşünmüştü bu sabah belkide şerifi görmeye giderim bugün diye aklından geçirdi bir an.
Theodore tam düşüncelerinden sıyrılıp kitaplarına yeniden gömüldüğü bir an ufak prefabrik muaynanenin kapısı hararetli bir şekilde çalınmaya başladı.
- "Doktor Theodore kapıyı açın bir hasta var."
----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Not :Doktor bag x 2, Scalpel x1, medical kit x2, Stimpak x4, Radaway x1, Antidote x1.
Dün sabah getirilen ghoul çocuğunun hareketleri hala aklındaydı, sanki çocuğun üzerinde garip şeyler denenmişti, durumun şerif Marcus'a bildirilmesi iyi olacak diye düşünmüştü bu sabah belkide şerifi görmeye giderim bugün diye aklından geçirdi bir an.
Theodore tam düşüncelerinden sıyrılıp kitaplarına yeniden gömüldüğü bir an ufak prefabrik muaynanenin kapısı hararetli bir şekilde çalınmaya başladı.
- "Doktor Theodore kapıyı açın bir hasta var."
----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Not :Doktor bag x 2, Scalpel x1, medical kit x2, Stimpak x4, Radaway x1, Antidote x1.
Last edited by Yener on Sun Nov 26, 2006 8:21 am, edited 2 times in total.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
-
haldor_goraxe
- Kullanıcı

- Posts: 275
- Joined: Wed Oct 26, 2005 10:00 am
- Location: Ýstanbul, sen??
- Contact:
Bardağına viskiyi koydu ve yudumlamaya başladı. Barmeni yakından gördükten sonra başka bir mekanda kalması gerektiğini anladı. Nede olsa sarkık bir göz ve buruşuk suratla müşteri bulamazdı kendisine...
Peki o adam nerden çıkmıştı şimdi. Tam her şey yerine otururken olacak şey miydi bu? Eğer gerçekten onu arayan biriyse, böyle ufak bir şehirde saklanması zordu. O yüzden işini yapıp bu adamı baştan çıkarmalıydı. Bu sayede derdini anlardı... Boşu boşuna insanları katletmeyi sevmiyordu...
Peki o adam nerden çıkmıştı şimdi. Tam her şey yerine otururken olacak şey miydi bu? Eğer gerçekten onu arayan biriyse, böyle ufak bir şehirde saklanması zordu. O yüzden işini yapıp bu adamı baştan çıkarmalıydı. Bu sayede derdini anlardı... Boşu boşuna insanları katletmeyi sevmiyordu...
Rakı ve Balık....İşte Bütün Mesele Bu... By ViceRoy Haldor Goraxe Herkesin şuursuzluğu kendine... By ViceRoy Haldor Goraxe Don't dream of women; cause they'll only bring you down... by Dio
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Belediyeye giderek yargıçların karşısına çıktık. Böylece yasalar önünde Joe'nun çırağı oldum. Oldum ama bu hiç de kolay olmadı. Belediyeye gidinceye dek neler çektiğimi bir ben bilirim. Pumblechook denile ndangalak beni yankesicilik yaparken yakalamışçasına itip kakıyordu. Adliyedeki herlesin hakkımdaki izlenimi suçüstü yakalanmış küçük bir hırsız olduğumdu. Hatta amcabeyin beni itip kakmaları sırasında bazılarının "Ne çalmış, ne çalmış? Küçük de bir çocuk ama yüzünden ne mal olduğu anlaşılıyor." gibi bir şeyler konuştuklarını duyuyordum. İyi yürekli, tatlı görünüşlü bir adam da bana 'Hücremde Okuyacağım" adında bir kitapçık uzatmasın mı? Kitabın kapağındaki tahta basması resimde, sosis salkımını andıran zincirlerle bağlanmış, canavar görünüşlü bir delikanlı görünüyordu.
Pat!
Theodore, elindeki kitabı işte bu şekilde kapattı, ama hemen sonra hızlı hareketine pişman olarak yavaşça önündeki çalışma masasının üzerine bıraktı. Kitabın yaşı yüzü aşkındı ve çok daha iyi muamele görmeyi fazlasıyla hakediyordu. Karanlık odadaki tek ışık kaynağı olan, masadaki çalışma lambasının ışığında kitaplarına dalmak ona büyük bir haz veriyordu. Gece ya da gündüz, bu loş ortamı seviyordu. Hatta bu yüzden çalışma odasındaki bütün pancurlar indirilmiş, perdeler sımsıkı kapatılmıştı. Okuması sırasında bu tür bir ortama ihtiyaç duyuyordu zira sadece kitapları okurken bu dünyadan ve onun sayısız derdinden uzaklaşabiliyordu.
Theodore yavaşça oymalı ahşap sandalyesinden kalktı ve kitabı aldığı gibi karanlığın içine karıştı. Kitaplıkta kitap için aldığı boşluğu bumak için ışığa ihtiyacı yoktu; kitaplarının her birinin yerini avucunun içi gibi bilirdi. Zaten elini uzattığı anda kitapların arasındaki boşluğa temas etmiş, iki yandaki kitabı iki parmağıyla ayırarak elindeki kitabı yavaşça yerine ittirmişti. Bir annenin çocuğunu okşayışı gibi işaret parmağını nazikçe kitabın sırtında dolandırdı Theodore ve sert ciltteki kabartma yazıları hissetti:
Büyük Umutlar
Charles Dickens
Kitabı nasıl edindiğini hatırlamaya çalıştı Theodore bir an. Hah, hatırlamıştı işte! Broken Hills'e gelmeden önce yolda konakladığı küçücük bir köydeydi. Köye sadece konaklamak amacıyla gelmişti ama köyün ortamını sevince birkaç ay orada yaşamıştı. Köyün yaşlılarından olan zayıf, titrek bir kadını anımsıyordu. Bedeni ne kadar harap idiyse, zihni o kadar berraktı. Eskilere dair çok şey biliyordu kadın. Theodore bunun yolunu biliyordu: Kadının eskilerden kalma çok sayıda kitabı vardı belli ki. Kitapları görmemişti, ama kadın sadece yetmiş üç yaşındaydı. O zamanlar görmüş olamazdı.
Kadın daha sonra Theodore'un elinden geleni yapmasına rağmen kalp yetmezliğinden öldü. şimdi adını bile anımsayamadığı o köyde kalmasının sayılı birkaç nedenlerinden biri olan kadının göçüp gitmesiyle birlikte tüm malları torununa miras kalmıştı. Daha on yedi yaşında olmasına rağmen torunu alkol, tütün ve uyuşturucu kullanımında hat safhaya varmıştı. Theodore genç adamda bariz siroz belirtilerini görebiliyordu. Gerizekalı velet, kendisine viski alabilmek için babaannesinin eşyalarını yok pahasına satıyordu. İşte Theodore bu sırada kadının bütün kitaplarını sadece yüz dolara almıştı. Yirmi dört tane kadim kitabın hepsini sadece yüz dolara! Theodore onları bütün bir şehre bile değişmezdi.
Aldığı kitapların içinde çeşit çeşit şeyler vardı elbette. Büyük bir kısmı bu tip edebi eserlerdi, ama bazıları ise daha farklıydı. Özellikle aralarındaki en eski kitabı incelediği zaman tuhaf şeyler keşfetmişti Theodore. Eski Ahit ve Yeni Ahit olarak ikiye ayrılan kitabın zamanla, unutulan dinlerden birine-hristiyanlığa-ait olduğunu keşfetmişti. Bu dönemde bırakın böyle bir kitaba sahip olmak, bu dinlere inanan birileri bile kalmış mıydı ki?
İncil'de dikkatini en çok kıyamet alametleri çekmişti Theodore'un. Düşünceleri ister istemez nükleer savaşa kaymıştı. Acaba vaadedile kıyamet o muydu? Bu yüzden mi insanlık bu denli kırılmıştı? şahsen Tanrı'ya pek inanmıyordu Theodore. Evet, bir zamanlar insanoğlunu koruyan ve gözeten bir güç var olabilirdi; ama belli ki artık insanları kendi kaderlerine terk etmişti.
Kendisini anıların pençesinden kurtarmayı başaran Theodore, parmağını diğer kitaplara sürttü. Psikoloji ile ilgili kitaplar, teknik bilgiler içeren ansiklopediler, tıbbi yazıtlar, edebi eserler... Hatta çeşitli seks hikâyeleri içeren birkaç çarpıcı kitaba bile sahipti. Eski kitapların pek de önemsenmediği düşünülürse dışarıdaki kasabalıları belki de en çok cezbedebilecek kitaplar onlardı. Theodore gülümsedi. şartlar ne olursa olsun içgüdü daima ayakta kalıyordu. Belki kendisini de buna teslim ederek o kitaplardan birini okumaya başlayabilirdi bu gece, ama önceki kitabı da zihnini kitaba odaklayamadığından okumamıştı.
Ã?nceki sabah muayanehanesine bir ghoul çocuğu getirilmiş, ve bazı sorunları olduğu söylenmişti. Ã?ocuğun sorununu anlamak için küçük bir inceleme yaptığında Theodore çocuktaki belirtilerin normal olmadığını hemen anlamıştı. Ã?ocuktaki semptomlar ve çocuğun hareketleri tuhaftı. Sanki çocuk...değiştirilmiş gibiydi. Üzerinde çalışılmış ve değiştirilmiş gibi.
Ã?ocuktaki semptomları zihninden atamıyordu bir türlü. Ã?ocuğu daha fazla incelemek istemesine rağmen fırsatı olmamıştı ve şimdi çocuk zihnini kemirip duruyordu. Hayır, şimdi ne edebi eserler ne de seks hikâyeleri onu rahatlatamazdı. Ã?ocuğu en kısa sürede detaylı bir incelemeye alması gerektiğini zihninin önemli bir köşesine not aldı Thedore.
Tak! Tak! Tak!
"Ah, neden şimdi? Kafam bu kadar doluyken neden gelmek zorundasınız ki?" Theodore homurdanarak çalışma odasından fırladı ve prefabrik muayanehanesinin kapısına yöneldi.
Tak! Tak! Tak!
"Patlama be adam, geldik işte!" Theodore anahtarı çevirip kilidi açtı ve bir hışımla kapıyı açtı. "Ne?!" diye tısladı sinirle.
Pat!
Theodore, elindeki kitabı işte bu şekilde kapattı, ama hemen sonra hızlı hareketine pişman olarak yavaşça önündeki çalışma masasının üzerine bıraktı. Kitabın yaşı yüzü aşkındı ve çok daha iyi muamele görmeyi fazlasıyla hakediyordu. Karanlık odadaki tek ışık kaynağı olan, masadaki çalışma lambasının ışığında kitaplarına dalmak ona büyük bir haz veriyordu. Gece ya da gündüz, bu loş ortamı seviyordu. Hatta bu yüzden çalışma odasındaki bütün pancurlar indirilmiş, perdeler sımsıkı kapatılmıştı. Okuması sırasında bu tür bir ortama ihtiyaç duyuyordu zira sadece kitapları okurken bu dünyadan ve onun sayısız derdinden uzaklaşabiliyordu.
Theodore yavaşça oymalı ahşap sandalyesinden kalktı ve kitabı aldığı gibi karanlığın içine karıştı. Kitaplıkta kitap için aldığı boşluğu bumak için ışığa ihtiyacı yoktu; kitaplarının her birinin yerini avucunun içi gibi bilirdi. Zaten elini uzattığı anda kitapların arasındaki boşluğa temas etmiş, iki yandaki kitabı iki parmağıyla ayırarak elindeki kitabı yavaşça yerine ittirmişti. Bir annenin çocuğunu okşayışı gibi işaret parmağını nazikçe kitabın sırtında dolandırdı Theodore ve sert ciltteki kabartma yazıları hissetti:
Büyük Umutlar
Charles Dickens
Kitabı nasıl edindiğini hatırlamaya çalıştı Theodore bir an. Hah, hatırlamıştı işte! Broken Hills'e gelmeden önce yolda konakladığı küçücük bir köydeydi. Köye sadece konaklamak amacıyla gelmişti ama köyün ortamını sevince birkaç ay orada yaşamıştı. Köyün yaşlılarından olan zayıf, titrek bir kadını anımsıyordu. Bedeni ne kadar harap idiyse, zihni o kadar berraktı. Eskilere dair çok şey biliyordu kadın. Theodore bunun yolunu biliyordu: Kadının eskilerden kalma çok sayıda kitabı vardı belli ki. Kitapları görmemişti, ama kadın sadece yetmiş üç yaşındaydı. O zamanlar görmüş olamazdı.
Kadın daha sonra Theodore'un elinden geleni yapmasına rağmen kalp yetmezliğinden öldü. şimdi adını bile anımsayamadığı o köyde kalmasının sayılı birkaç nedenlerinden biri olan kadının göçüp gitmesiyle birlikte tüm malları torununa miras kalmıştı. Daha on yedi yaşında olmasına rağmen torunu alkol, tütün ve uyuşturucu kullanımında hat safhaya varmıştı. Theodore genç adamda bariz siroz belirtilerini görebiliyordu. Gerizekalı velet, kendisine viski alabilmek için babaannesinin eşyalarını yok pahasına satıyordu. İşte Theodore bu sırada kadının bütün kitaplarını sadece yüz dolara almıştı. Yirmi dört tane kadim kitabın hepsini sadece yüz dolara! Theodore onları bütün bir şehre bile değişmezdi.
Aldığı kitapların içinde çeşit çeşit şeyler vardı elbette. Büyük bir kısmı bu tip edebi eserlerdi, ama bazıları ise daha farklıydı. Özellikle aralarındaki en eski kitabı incelediği zaman tuhaf şeyler keşfetmişti Theodore. Eski Ahit ve Yeni Ahit olarak ikiye ayrılan kitabın zamanla, unutulan dinlerden birine-hristiyanlığa-ait olduğunu keşfetmişti. Bu dönemde bırakın böyle bir kitaba sahip olmak, bu dinlere inanan birileri bile kalmış mıydı ki?
İncil'de dikkatini en çok kıyamet alametleri çekmişti Theodore'un. Düşünceleri ister istemez nükleer savaşa kaymıştı. Acaba vaadedile kıyamet o muydu? Bu yüzden mi insanlık bu denli kırılmıştı? şahsen Tanrı'ya pek inanmıyordu Theodore. Evet, bir zamanlar insanoğlunu koruyan ve gözeten bir güç var olabilirdi; ama belli ki artık insanları kendi kaderlerine terk etmişti.
Kendisini anıların pençesinden kurtarmayı başaran Theodore, parmağını diğer kitaplara sürttü. Psikoloji ile ilgili kitaplar, teknik bilgiler içeren ansiklopediler, tıbbi yazıtlar, edebi eserler... Hatta çeşitli seks hikâyeleri içeren birkaç çarpıcı kitaba bile sahipti. Eski kitapların pek de önemsenmediği düşünülürse dışarıdaki kasabalıları belki de en çok cezbedebilecek kitaplar onlardı. Theodore gülümsedi. şartlar ne olursa olsun içgüdü daima ayakta kalıyordu. Belki kendisini de buna teslim ederek o kitaplardan birini okumaya başlayabilirdi bu gece, ama önceki kitabı da zihnini kitaba odaklayamadığından okumamıştı.
Ã?nceki sabah muayanehanesine bir ghoul çocuğu getirilmiş, ve bazı sorunları olduğu söylenmişti. Ã?ocuğun sorununu anlamak için küçük bir inceleme yaptığında Theodore çocuktaki belirtilerin normal olmadığını hemen anlamıştı. Ã?ocuktaki semptomlar ve çocuğun hareketleri tuhaftı. Sanki çocuk...değiştirilmiş gibiydi. Üzerinde çalışılmış ve değiştirilmiş gibi.
Ã?ocuktaki semptomları zihninden atamıyordu bir türlü. Ã?ocuğu daha fazla incelemek istemesine rağmen fırsatı olmamıştı ve şimdi çocuk zihnini kemirip duruyordu. Hayır, şimdi ne edebi eserler ne de seks hikâyeleri onu rahatlatamazdı. Ã?ocuğu en kısa sürede detaylı bir incelemeye alması gerektiğini zihninin önemli bir köşesine not aldı Thedore.
Tak! Tak! Tak!
Tak! Tak! Tak!- "Doktor Theodore kapıyı açın bir hasta var."
"Ah, neden şimdi? Kafam bu kadar doluyken neden gelmek zorundasınız ki?" Theodore homurdanarak çalışma odasından fırladı ve prefabrik muayanehanesinin kapısına yöneldi.
Tak! Tak! Tak!
"Patlama be adam, geldik işte!" Theodore anahtarı çevirip kilidi açtı ve bir hışımla kapıyı açtı. "Ne?!" diye tısladı sinirle.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
İlapia, çocuğun çıkmaz sokağın sokağındaki mazgalların demirlerinin kesilmiş olduğu delikten içeriye sürüklenerek daldı.
İlapia köşeyi döndüğü an karşısına çıkıp onu yavaşlatan yanyana duran iki yanan varilin yanından bir kedi kadar kıvrak bir şekilde geçti.
şimdi tam mazgalın önünde duruyordu, kendini biraz zorlarsa mazgallardan içeri girebilirdi.
İlapia köşeyi döndüğü an karşısına çıkıp onu yavaşlatan yanyana duran iki yanan varilin yanından bir kedi kadar kıvrak bir şekilde geçti.
şimdi tam mazgalın önünde duruyordu, kendini biraz zorlarsa mazgallardan içeri girebilirdi.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
Theodore muaynanesinin kapısını açtığı an Masi nin kolunun altına girdiği kanlar içinde bir adam ile karşı karşıya kaldı. Masi yerli kabilelerden gelen siyahi bir insandı, Broken Hills deki yaşamında bile bu kabile yaşamını yansıtan kıyafetlerle dolaşıyordu. Daha önceden Masi de bir yılanın saldırısına uğramış ve zehirlenmişti ozaman da Theodore onun zehiri ile ilgilenmişti.
Yaralı olan adam aynı zamanda ağzından garip köpükler çıkartıyordu, muhtemelen zehirlenmişti.
Masi : "Doktor adama dev akrepler saldırmış, adamı zehirlemişler."
Masi adamı içeri sokmak için Theodore' den müsade istiyordu.
Yaralı olan adam aynı zamanda ağzından garip köpükler çıkartıyordu, muhtemelen zehirlenmişti.
Masi : "Doktor adama dev akrepler saldırmış, adamı zehirlemişler."
Masi adamı içeri sokmak için Theodore' den müsade istiyordu.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
*Joseph
"Tamaam tamam.. hepsiyle ilgilenicem. Ama bak küçümseme beni dostum. Bigün yaptığım bi icat kurtarabilir. Neyse bişeyler yedikten sonra giderim."
dedi neşeli bir edayla.
Denny ortalıkta gözükmediğinde diski tekrar eline aldı incelemek istiyordu ama daha uygun bir zamanı bekleyebilirdi. Kendi çalışma masasının rahlarından birine koydu. Pek derli toplu biri değildi. Dehaların hep dağınık olduğu söylenirdi. Eh kendisine dahi demese bile normalden biraz faklı olduğunu kendi de kabul ediyordu. Disk dağınıklığın arasında sıradan birşeymiş gibi durdu.
Madenlere gitme fikri pek de hoşuna gitmemişti. Orayı sevmiyordu. Kapalı ortamlara dayanamadığı söylenemezdi ama sevmiyordu işte... Eli makum yapacaktı. Özellikle şu aralar ellerine gelen her işi yapmak zorundalardı. Gerçekten nakit sıkıntısı.... Dennye bu yüzden herşeyi satmaya zorlaması konusunda hak veriyordu. Ama onu hiçbir zaman haklı göremezdi. Bakış açıları epeyce farklıydı.
şimdi birşeyler yese iyi olacaktı...
"Tamaam tamam.. hepsiyle ilgilenicem. Ama bak küçümseme beni dostum. Bigün yaptığım bi icat kurtarabilir. Neyse bişeyler yedikten sonra giderim."
dedi neşeli bir edayla.
Denny ortalıkta gözükmediğinde diski tekrar eline aldı incelemek istiyordu ama daha uygun bir zamanı bekleyebilirdi. Kendi çalışma masasının rahlarından birine koydu. Pek derli toplu biri değildi. Dehaların hep dağınık olduğu söylenirdi. Eh kendisine dahi demese bile normalden biraz faklı olduğunu kendi de kabul ediyordu. Disk dağınıklığın arasında sıradan birşeymiş gibi durdu.
Madenlere gitme fikri pek de hoşuna gitmemişti. Orayı sevmiyordu. Kapalı ortamlara dayanamadığı söylenemezdi ama sevmiyordu işte... Eli makum yapacaktı. Özellikle şu aralar ellerine gelen her işi yapmak zorundalardı. Gerçekten nakit sıkıntısı.... Dennye bu yüzden herşeyi satmaya zorlaması konusunda hak veriyordu. Ama onu hiçbir zaman haklı göremezdi. Bakış açıları epeyce farklıydı.
şimdi birşeyler yese iyi olacaktı...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Antony derin bir uykuya dalmıştı bu uyku o kadar derindiki üzerinde uyumadığı gecenin yorgunluğu vardı. Ayrıca yolunun üzerinde bulunan küçük beş prefabrik yapının bulunduğu yerleşim birimindeki adam ona bira ikram etmişti fakat kendi katı tutumu, içki ve uyuşturucu kullanmak konusunda ki verdiği yemin adamı geri çevirmesine neden olmuştu. Buna rağmen aynı oda da kalan kendi gibi beş münzeviden birinin horultuları uykusuna iyice mani olmuştu.
şimdi ise yanında ki adamın omuzunda uyundı Antony. Belkide gecenin son saatlerinde uykusunu bu adamın omuzunda geçirmişti fakat bunun farkına daha şimdi varıyordu. Omuzunda uyandığı adam hala uyuyordu aynı odada ki diğer üç münzevi gibi fakat bir tanesi oralarda değildi.
Antony ayağa kalkarak duvarları yıkkık salonun sonunda ki lavoboya doğru seğitti, gece boyunca yanan, yol üzerindeki bidonlar sabaha karşı sönmüş olmalıydı.
Lavoboya gittiği zaman karşılaştığı manzara hiç hoş değildi, şu anda bir iftira uğruna şehirli olma ünvanının eilnden alınmasına sebep olan şeyi münzevilerden kayıp olanı kullanmak üzereydi. Adam iynenin ucunu önünde bulunan kısık ateşte ısıtmakla uğraşıyordu, yere oturmuş ve ayaklarını ileri doğru uzatmıştı, üzerinde bulunan artık paçavraya dönmüş gömleğini ise damarlarını belirginleştirmesi için sol koluna sarmıştı.
Antony şimdi bu acınası manzara ile karşı karşıya kalmıştı.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Not : x1 Knife, 250 dolar.
şimdi ise yanında ki adamın omuzunda uyundı Antony. Belkide gecenin son saatlerinde uykusunu bu adamın omuzunda geçirmişti fakat bunun farkına daha şimdi varıyordu. Omuzunda uyandığı adam hala uyuyordu aynı odada ki diğer üç münzevi gibi fakat bir tanesi oralarda değildi.
Antony ayağa kalkarak duvarları yıkkık salonun sonunda ki lavoboya doğru seğitti, gece boyunca yanan, yol üzerindeki bidonlar sabaha karşı sönmüş olmalıydı.
Lavoboya gittiği zaman karşılaştığı manzara hiç hoş değildi, şu anda bir iftira uğruna şehirli olma ünvanının eilnden alınmasına sebep olan şeyi münzevilerden kayıp olanı kullanmak üzereydi. Adam iynenin ucunu önünde bulunan kısık ateşte ısıtmakla uğraşıyordu, yere oturmuş ve ayaklarını ileri doğru uzatmıştı, üzerinde bulunan artık paçavraya dönmüş gömleğini ise damarlarını belirginleştirmesi için sol koluna sarmıştı.
Antony şimdi bu acınası manzara ile karşı karşıya kalmıştı.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Not : x1 Knife, 250 dolar.
Last edited by Yener on Tue Nov 21, 2006 5:55 am, edited 1 time in total.
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
-
Horcoel_Baator
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 673
- Joined: Fri Oct 22, 2004 10:00 am
- Location: BoÅ? boÅ? gezindigi Ankara sokaklarından..
- Contact:
''Jet..Sanırım sadece benim hayatımı mahveden bir zehir değilsin öylemi..''
''Hıh..''
Burun çekme sesi..
Antony sessizce adama doğru bakındı..Elinde tuttugu zehir parçasına duydugu tüm o derin arzu..Ne kadar çaresizce bakıyordu jet e doğru..İçinden neden diyordu bu sırada..Neden jet mahvolmuşlugun ortasında hayatında yine belirdi..Bu iğrenç maddenin daha da tiksindirici olan görüntüsünden hayatı boyunca kaçamayacakmıydı..
Belki Vault City te eğitimini tamamlayabilmiş olabilseydi..Zekası ve bilgisi ile tüm insanlara bu tarz maddelerden uzak tutacak şeyler icat edebilirdi..Bunu yapabilecek kapasitesi ve yeteneği oldugunu biliyordu..
Zaten de sorun bu değilmiydi..Yeteneği..Gereginden fazla yetenekliydi..Bir şekilde birinin gözüne batmıştı..Bu da onun kapı dışı edilmesine neden olacak olaylar zincirini doğrumuştu..
Adama doğru kendinden emin ve yavaş adımlarla ilerledi..Zamanında labaratuvarda yüzüne sıçrattıgı asit eskiden yakışıklı olan yüzünü şimdi pek de güzel olmayan bir hale getirmiş olsa da yine de eski yakışıklıgının ufak izlerini taşıyor, ve onu bir hilkat garibesi olmaktan uzak tutuyordu..
''Devam et..Kendini öldür..'' dedi sakince adamın arkasından..''Açıkçası kendini jet e bulaştıranlara pek acıyamıyorum bu yüzden benden anlayış bekleme..''İlerledi ve adamın gerisinden özellikle kendisine ulaşamayacagı bir uzaklıktan adamı seyretmeye koyuldu..Zira adam kafası iyi oldugunda kendisine saldırabilirdi..
Dahası jet ihtiyaçlarını karşılamak için bile kendisine saldırabilecegini düşündü bir an Antony..Para kesesinin bir an dikkat çekebileceği gerçeği aklına geldi..''
''Zeki olmak güzel birşey..''
''Evet hiç olmazsa önceden yapılacak müdehaleleri tahmin edebiliyorum değilmi..''
Eline bıçagını attı ve avucunun içinde saklamaya başladı..''Umarım bu saçmalıga girişmez..'' diyordu bir yandan içindende..
''Buradan bir an önce kurtulmak zorundayım..Bu cehennemden ayrılıp Broken Hills e ulaşabilirsem belki Brotherhood of Steel hakkında daha fazla bilgi toplayabilirim..Duyduklarıma göre benim yeteneklerimdeki adamları çok rahat organizasyona kabul ediyorlarmış..''
''Hiç olmazsa arkam sağlam olur..Sıcak bir yuvam..ve..Bir işe yararım..Üstelik aptal politikacılara hizmet etmek yerine gerçek vatanseverlere..Kendilerini sivil halkı korumaya ve dünyayı daha güzel hale getirmeye çabalayan bir sürü insan arasında bulunurum..''
''Peki sorun şu zeki çocuk..Okudugun tüm o kitaplar oraya kadar sag salim ulaşmanı sağlayabilecekmi..Belki bir tabanca edinebilseydin..''
''Lanet olsun önündeki jetçiyi kafalarsan belki birşeyler yapabilirsin..''
Antony duraksadı ve bıçak tutan elini arkasına götürerek sakladı..Ama yinede gardını düşürmeyecekti..
''Dostum burada tabanca bulunabilecek bir yer biliyormusun..Hani anlarsınya..''Sırıttı..
''Nedense içimden bir ses büyük riske girdigimi söylüyor..Ama birşeyi itiraf edecegim..Broken Hills e kadar düz bir bıçakla yolculuk etmeyi göze alacagıma şurada jetçilerin komplosuna düşmeyi yeğlerim..''
''Hıh..''
Burun çekme sesi..
Antony sessizce adama doğru bakındı..Elinde tuttugu zehir parçasına duydugu tüm o derin arzu..Ne kadar çaresizce bakıyordu jet e doğru..İçinden neden diyordu bu sırada..Neden jet mahvolmuşlugun ortasında hayatında yine belirdi..Bu iğrenç maddenin daha da tiksindirici olan görüntüsünden hayatı boyunca kaçamayacakmıydı..
Belki Vault City te eğitimini tamamlayabilmiş olabilseydi..Zekası ve bilgisi ile tüm insanlara bu tarz maddelerden uzak tutacak şeyler icat edebilirdi..Bunu yapabilecek kapasitesi ve yeteneği oldugunu biliyordu..
Zaten de sorun bu değilmiydi..Yeteneği..Gereginden fazla yetenekliydi..Bir şekilde birinin gözüne batmıştı..Bu da onun kapı dışı edilmesine neden olacak olaylar zincirini doğrumuştu..
Adama doğru kendinden emin ve yavaş adımlarla ilerledi..Zamanında labaratuvarda yüzüne sıçrattıgı asit eskiden yakışıklı olan yüzünü şimdi pek de güzel olmayan bir hale getirmiş olsa da yine de eski yakışıklıgının ufak izlerini taşıyor, ve onu bir hilkat garibesi olmaktan uzak tutuyordu..
''Devam et..Kendini öldür..'' dedi sakince adamın arkasından..''Açıkçası kendini jet e bulaştıranlara pek acıyamıyorum bu yüzden benden anlayış bekleme..''İlerledi ve adamın gerisinden özellikle kendisine ulaşamayacagı bir uzaklıktan adamı seyretmeye koyuldu..Zira adam kafası iyi oldugunda kendisine saldırabilirdi..
Dahası jet ihtiyaçlarını karşılamak için bile kendisine saldırabilecegini düşündü bir an Antony..Para kesesinin bir an dikkat çekebileceği gerçeği aklına geldi..''
''Zeki olmak güzel birşey..''
''Evet hiç olmazsa önceden yapılacak müdehaleleri tahmin edebiliyorum değilmi..''
Eline bıçagını attı ve avucunun içinde saklamaya başladı..''Umarım bu saçmalıga girişmez..'' diyordu bir yandan içindende..
''Buradan bir an önce kurtulmak zorundayım..Bu cehennemden ayrılıp Broken Hills e ulaşabilirsem belki Brotherhood of Steel hakkında daha fazla bilgi toplayabilirim..Duyduklarıma göre benim yeteneklerimdeki adamları çok rahat organizasyona kabul ediyorlarmış..''
''Hiç olmazsa arkam sağlam olur..Sıcak bir yuvam..ve..Bir işe yararım..Üstelik aptal politikacılara hizmet etmek yerine gerçek vatanseverlere..Kendilerini sivil halkı korumaya ve dünyayı daha güzel hale getirmeye çabalayan bir sürü insan arasında bulunurum..''
''Peki sorun şu zeki çocuk..Okudugun tüm o kitaplar oraya kadar sag salim ulaşmanı sağlayabilecekmi..Belki bir tabanca edinebilseydin..''
''Lanet olsun önündeki jetçiyi kafalarsan belki birşeyler yapabilirsin..''
Antony duraksadı ve bıçak tutan elini arkasına götürerek sakladı..Ama yinede gardını düşürmeyecekti..
''Dostum burada tabanca bulunabilecek bir yer biliyormusun..Hani anlarsınya..''Sırıttı..
''Nedense içimden bir ses büyük riske girdigimi söylüyor..Ama birşeyi itiraf edecegim..Broken Hills e kadar düz bir bıçakla yolculuk etmeyi göze alacagıma şurada jetçilerin komplosuna düşmeyi yeğlerim..''
''No matter what I do, no matter how hard I try,
the ones I love will always be the ones who pay..''
the ones I love will always be the ones who pay..''
Shady Sands - Broken Hills güzergahındaki Uranyum sevkiyatı sekteye uğramıştı. Bu NRC yönetimini oldukça sıkıntıya sokmuştu bu sevkiyatın gerçekleşmesi oldukça önemliydi. NRC de pek çok şey uranyuma bağımlıydı.
NRC polis gücünden bir polis bu olayı araştırması için Broken Hills 'e gönderilecekti. NRC yönetimi genelde yıllardan beri mutantlara karşı katı yasalar uyguluyorlardı, bu sebeplede direk ilişkide bulunmuyorlardı. Yönetiminin çoğunluğu Mutantların elinde olduğu Broken Hills ile direk bir ilişkide bulunulmuyordu fakat zorunlu bir ticaret ilişkisi vardı arada. Bir kaç yıla kadar bu ticaret ilişkisi yasaktı ama yeni yönetim uranyumun gereklilikleri bahaneleri ile gizliden gizliye uranyumun girişini sağlamaya çalışıyordu.
Oleg dört günlük bir yolculuğun ardından Broken Hills 'in kuzey girişine ulaşmıştı. Kendisine verilen emirler oldukça açıktı ilk görüşmesi gereken kişi bir mutanttı, şerif Marcus.
NRC 'de polis teşkilatında mutantlara dikkat etmesini ve onlara kesinlikle güvenmemesi söylenmişti ayrıca bu gizli bir görevdi ne olursa olsun NRC polis teşkilatından olduğunu kimseye söylememeliydi bu bilgiyi sadece Marcus 'a verebilirdi.
Amacı anlaşmada bir sorun olup olmadığını ve uranyumların akıbetini öğrenmekti.
Oleg broken Hills girşindeki paslı tabeladaki yazıya bakıyordu şimdi ; "Broken Hills 'e hoş geldiniz".
NRC polis gücünden bir polis bu olayı araştırması için Broken Hills 'e gönderilecekti. NRC yönetimi genelde yıllardan beri mutantlara karşı katı yasalar uyguluyorlardı, bu sebeplede direk ilişkide bulunmuyorlardı. Yönetiminin çoğunluğu Mutantların elinde olduğu Broken Hills ile direk bir ilişkide bulunulmuyordu fakat zorunlu bir ticaret ilişkisi vardı arada. Bir kaç yıla kadar bu ticaret ilişkisi yasaktı ama yeni yönetim uranyumun gereklilikleri bahaneleri ile gizliden gizliye uranyumun girişini sağlamaya çalışıyordu.
Oleg dört günlük bir yolculuğun ardından Broken Hills 'in kuzey girişine ulaşmıştı. Kendisine verilen emirler oldukça açıktı ilk görüşmesi gereken kişi bir mutanttı, şerif Marcus.
NRC 'de polis teşkilatında mutantlara dikkat etmesini ve onlara kesinlikle güvenmemesi söylenmişti ayrıca bu gizli bir görevdi ne olursa olsun NRC polis teşkilatından olduğunu kimseye söylememeliydi bu bilgiyi sadece Marcus 'a verebilirdi.
Amacı anlaşmada bir sorun olup olmadığını ve uranyumların akıbetini öğrenmekti.
Oleg broken Hills girşindeki paslı tabeladaki yazıya bakıyordu şimdi ; "Broken Hills 'e hoş geldiniz".
[b:bc27a75495]Ignorance is not bliss, merely uninformed misery.[/b:bc27a75495]
-
Lord Necros
- Başbüyücü
- Posts: 1916
- Joined: Fri Apr 29, 2005 10:00 am
- Location: Necropolis
- Contact:
Theodore yüzünü ekşiterek önündeki adama baktı. Adam sadece kanlar içinde değildi, aynı zamanda zehrin etkisini de hissetmeye başlamıştı. Alnı boncuk boncuk terlemişti ve daha ellememesine rağmen Theodore onun ateşinin olduğunu biliyordu. Theodore, Masi'in onu mümkün olan en kısa zamanda getirdiğini biliyordu.
"Onu hemen muayanehaneye götür Masi. Ben eşyaları hazırlayacağım."
Theodore kapıyı açıp içeri fırladı ve hemen tuvalete koştu. Gömleğinin kollarının düğmelerini açıp aceleyle kolları kıvırdı ve lavabonun yanındaki sıvıdan ellerine biraz döküp ellerini iyice o sıvıya bulaştırdı. Ardından musluğu açtı ve ellerini sabunlayarak yıkadı. Aynı işlemi üç kere tekrarlayıp ellerini dezenfekte ettikten sonra tuvaletten fırladı ve sırtına doktor önlüğünü geçirdiği gibi muayanehaneye gidip yaralıyı incelemeye başladı.
İlk işi eline geçen ilk keskin şeyle yaralının kıyafetlerini yırtarak aceleyle çıkartmak oldu ve sonra da zehirden şişmiş yarayı inceledi. Sonra hemen arkasını dönüp bir şırınga aldı ve paketini açıp hazırladı.
"Masi, düzgün durmasını sağla. Titremeye başlayabilir."
Theodore buzdolabından aradığı ilacı buldu: Bir antisteminik. minik şişenin kapağını kıdı ve ilacı şırıngaya çektikten sonra bir pamuğa biraz alkol döküp yaralının kolunda damarın üzerini temizledi ve aceleyle damara girip şırıngayı boşalttı.
"Bir dozu şimdilik onu yatıştırır." diye mırıldandıktan sonra Theodore elini temizlediği dezenfekte ilacından pamuğa döktü ve pamukla yarayı iyice temizledikten sonra eline kaptığı bir bijüyü kullanarak yarayı alt taraftan hafifçe kesti. Ardından da eliyle üstten bastırmaya başladı.
"Hadi bebeğim. Bütün zehri dışarı çıkart." diye mırıldandı dişlerini sıkarak. Göz ucuyla Masi'ye baktı Theodore. "Bunun nasıl olduğunu biliyor musun?" dedi dikkatini yaradan zehri çıkartmaya vererek.
"Onu hemen muayanehaneye götür Masi. Ben eşyaları hazırlayacağım."
Theodore kapıyı açıp içeri fırladı ve hemen tuvalete koştu. Gömleğinin kollarının düğmelerini açıp aceleyle kolları kıvırdı ve lavabonun yanındaki sıvıdan ellerine biraz döküp ellerini iyice o sıvıya bulaştırdı. Ardından musluğu açtı ve ellerini sabunlayarak yıkadı. Aynı işlemi üç kere tekrarlayıp ellerini dezenfekte ettikten sonra tuvaletten fırladı ve sırtına doktor önlüğünü geçirdiği gibi muayanehaneye gidip yaralıyı incelemeye başladı.
İlk işi eline geçen ilk keskin şeyle yaralının kıyafetlerini yırtarak aceleyle çıkartmak oldu ve sonra da zehirden şişmiş yarayı inceledi. Sonra hemen arkasını dönüp bir şırınga aldı ve paketini açıp hazırladı.
"Masi, düzgün durmasını sağla. Titremeye başlayabilir."
Theodore buzdolabından aradığı ilacı buldu: Bir antisteminik. minik şişenin kapağını kıdı ve ilacı şırıngaya çektikten sonra bir pamuğa biraz alkol döküp yaralının kolunda damarın üzerini temizledi ve aceleyle damara girip şırıngayı boşalttı.
"Bir dozu şimdilik onu yatıştırır." diye mırıldandıktan sonra Theodore elini temizlediği dezenfekte ilacından pamuğa döktü ve pamukla yarayı iyice temizledikten sonra eline kaptığı bir bijüyü kullanarak yarayı alt taraftan hafifçe kesti. Ardından da eliyle üstten bastırmaya başladı.
"Hadi bebeğim. Bütün zehri dışarı çıkart." diye mırıldandı dişlerini sıkarak. Göz ucuyla Masi'ye baktı Theodore. "Bunun nasıl olduğunu biliyor musun?" dedi dikkatini yaradan zehri çıkartmaya vererek.
All power demands sacrifice...and pain. The universe rewards those willing to spill their life's blood for the promise of power.
Power demands sacrifice.
Power demands sacrifice.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest

