Kupala'nın Gecesi (RPG)
etrafın kalabalıklaşması hoşuna gitmeye başlamıştı. kendini tanıtığı kişi cevabını veremeden yan taraftan merdivenleri çıkan birinin kendisini süzdüğünü hissetti. zaten bir ürperti vardı etrafta ve herkesi hissediyordu.
gelen kendisini tanıttı. çok kısık bir ses kullanmıştı. üstüne üstlük kendini klanıyla beraber tanıtmıştı bu hoşuna gitti.
az önce selamladığı adamında yanından ayrılmadan kendisini selsmlıyana döndü:
-bir klan kardeşi görmek benim için de sevinç kaynağı ,dedi.
-ben Zlatan Namurull, Nergal ın çocuğu...
-bu soğuk ve uzak odada benim içime güven verdiniz...
gelen kendisini tanıttı. çok kısık bir ses kullanmıştı. üstüne üstlük kendini klanıyla beraber tanıtmıştı bu hoşuna gitti.
az önce selamladığı adamında yanından ayrılmadan kendisini selsmlıyana döndü:
-bir klan kardeşi görmek benim için de sevinç kaynağı ,dedi.
-ben Zlatan Namurull, Nergal ın çocuğu...
-bu soğuk ve uzak odada benim içime güven verdiniz...
-
ElessarTelemnar
- Kullanıcı

- Posts: 407
- Joined: Sun Oct 29, 2006 10:00 am
- Location: Ankara/Bruxelles
Araba kapiya oldukca yakin bir yerde durmustu.Usulca arabadan indi ve esyalarini aldiktan sonra toplanti salonuna dogru agir adimlarla harekete gecti. Uzerinde fume renginde kadife takimi bulunmaktaydi onun altinda beyaz gomlegine gri yelegi ve siyah kravati eslik ediyordu.Boyu 1.80-85 civarinda idi ve agir yurumesine ramen cevik biri oldugu belli oluyordu kafasinda sapkasinin altindan duz ve kumral saclari omzunu biraz asiyordu elinde cok buyuk olmamakla birlikte bir canta tasiyordu.
Arkasindan sesizce gelen biri vardi sessiz olmasina ragmen ayak ritimleri kendisininkinden farkliydi.Adam yaklasarak onune kadar geldi ve
Arkasindan sesizce gelen biri vardi sessiz olmasina ragmen ayak ritimleri kendisininkinden farkliydi.Adam yaklasarak onune kadar geldi ve
diyerek selam verdi.Adamin ismini arabadan duymustu.Adamin selamina cevap veremeden baska bir yerde kisik bir ses yankilandi-Merhabalar, ben Zlatan Namurull, Nergal in evladı, yüce Tremere evinin hizmetkarı...
Zlatan yonunu Stefan'a cevirmisBir Tremere demek ne kadar hoş... benimde adım Stefan Lautnerova tanıştığımıza memnun oldum..
bu sozleri dinlerken yoluna devam etti. Cunku kaybedecek zamani yoktu ve ismini tanimadigi birine vermekten hosnut kalmazdi...-bir klan kardeşi görmek benim için de sevinç kaynağı ,dedi.
-ben Zlatan Namurull, Nergal ın çocuğu...
-bu soğuk ve uzak odada benim içime güven verdiniz...
Tremere adını duymak Stefan'ın dikkatini o kadar çekmiştiki, takım elbiseli kişiyi sonradan farketti.. adam ikiliyi bir süre süzdükten sonra şatonun içine doğru yoluna devam etti..trulias wrote: -bir klan kardeşi görmek benim için de sevinç kaynağı ,dedi.
-ben Zlatan Namurull, Nergal ın çocuğu...
-bu soğuk ve uzak odada benim içime güven verdiniz...
Gözlerini tekrar Zlatan'a çeviren Stefan, yüzünde ufak bir gülümseme ile başına hafifçe öne eğerek tekrar selam verdi.. ve yıkık kalenin kapısından içeri doğru ilerlemeye başladı..
Sahi nasıldır yüzü dostunun.. senin yüzündür o pürüzlü ve kusurlu bir aynada...
-
ElessarTelemnar
- Kullanıcı

- Posts: 407
- Joined: Sun Oct 29, 2006 10:00 am
- Location: Ankara/Bruxelles
Jeremiah Sanders, daha gelir gelmez ilginc tiplerle karsilasmisti.Hosuna gitsede gitmesede onlarda bu toplantiya katilacaklardi.Yuruyus ritmini degistirmemisti.Ayni agir adimlarla yoluna devam ediyodu.
"Yikik bir kale.....disarisi boyleyse icerisi nasildir acaba...." diye sokraniyordu iceri girerken cok gecmeden kendisini takip eden ayak sesinin farkina vardi kafasini hafifce dondurerek sapkasinin altindan yaklasana dogru bakti.
Arkasindan gelen Stefan'di. Onursuz bir dunyanin lanetlileri arasinda kendisi ile dusman olup olmadigini bilmeden birileriyle tanisip kimligini aciga cikarmaktan adeta zevk duyan Zlathan sayesinde adini ogrenmisti Stefan'in.Boyle bir somagizi nasil olurda konusmaya kayda deger bulmustu anlam vermemisti belkide ayni clandan geliyor olmalariydi sebebi.Kim bilir....
"Yikik bir kale.....disarisi boyleyse icerisi nasildir acaba...." diye sokraniyordu iceri girerken cok gecmeden kendisini takip eden ayak sesinin farkina vardi kafasini hafifce dondurerek sapkasinin altindan yaklasana dogru bakti.
Arkasindan gelen Stefan'di. Onursuz bir dunyanin lanetlileri arasinda kendisi ile dusman olup olmadigini bilmeden birileriyle tanisip kimligini aciga cikarmaktan adeta zevk duyan Zlathan sayesinde adini ogrenmisti Stefan'in.Boyle bir somagizi nasil olurda konusmaya kayda deger bulmustu anlam vermemisti belkide ayni clandan geliyor olmalariydi sebebi.Kim bilir....
- buzdaglarininleydisi
- Kullanıcı

- Posts: 204
- Joined: Thu Sep 21, 2006 10:00 am
- Location: Eskişehir
Ã?ingene artık huzursuzlandığını gizleyemiyordu dağılmaya başlamış olan ilgisini toplamak için ne eylence ne müzik vardı sadece huzursuz bir hava ve güven vericiliği tartışılan vampirler ve hiçbiri nerdeyse ondan daha soylu değildi dünya üzerinde.... ve şu yeni gelen Stefan Lautnerova diye kendini tanıtan zaat onu ürkütüyordu aşağılayıcı bakışlarından çok, belirsizlik üzerine kurulu saklı kişiliğini sezmeye çalışıyordu ...nerde kalmıştı toplantıya katılacaklar yoksa hepsi bumuydu öyle olsa elbet herkezi bir araya çağırıp toplayan toplantıyı yönetecek olan kişi veya kişilerde olmalıydı ve anladığı kadarıyla yoktu halen bununla ilgi ortalıkta bir bilgi sahibide anladığı kadarıyla...sıkıntı içinde incelmelerine devam etti.. saçındaki gülü alıp kokladı ve saçını düzeltip tekrar taktı bunun onun sıkıldığını beli etmek için bir hareket olduğunu eğerki aralarındaysa onları toplayan kişi şuan belki çıkardı ortaya...
Kalbinin esiri bir bilge
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
Lanetliler müthiş sessizliği birer birer dağıtarak birer birer şatoyu çevrelerken gökten o tarafa doğru yüzlerce gece yaratığı uçmaya başlamıştı. Derin sessizlikten sonra gelen çığlıklar adeta toplantının başladığının habercisi olmuştu. Ceoris üzerindeki dehşet bir anda hat safhaya ulaştı!
Gece yaratıkları kendi aralarında dağınık bir şekilde çığlıklar atarken doğruca şatonun bulunduğu tarafa yönelmişti ve biraz sonra şatonun altında bulunan lanetliler gece yaratıklarının şatonun tepesinde dolandıklarını gördüler.
Gece yaratıkları tedirginlik uyandırıcıydı. İlk olarak Anislav, bu yaratıkların kendilerini gözetliyor olduklarını düşünmeye başlamıştı. Trulias ve Sylvia'da tedirgin bakışlarla göğü seyretmişlerdi bir süre.
Sonra sanki gece yaratıkları geniş bir çukurun içinden zorla çekilirmiş gibi oldular. Ã?ığlıklar daha da güçlendi bu sırada. Ve daha sonra gece yaratıklarının hepsi topluca şatonun içine girdiler.
Ve gök bir anda temizlenmişti...

Gece yaratıkları kendi aralarında dağınık bir şekilde çığlıklar atarken doğruca şatonun bulunduğu tarafa yönelmişti ve biraz sonra şatonun altında bulunan lanetliler gece yaratıklarının şatonun tepesinde dolandıklarını gördüler.
Gece yaratıkları tedirginlik uyandırıcıydı. İlk olarak Anislav, bu yaratıkların kendilerini gözetliyor olduklarını düşünmeye başlamıştı. Trulias ve Sylvia'da tedirgin bakışlarla göğü seyretmişlerdi bir süre.
Sonra sanki gece yaratıkları geniş bir çukurun içinden zorla çekilirmiş gibi oldular. Ã?ığlıklar daha da güçlendi bu sırada. Ve daha sonra gece yaratıklarının hepsi topluca şatonun içine girdiler.
Ve gök bir anda temizlenmişti...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
"neden sanki bu yaratıklara kendi zavallıklarını unutup benim gibi bir üstün e yukardan bakma şansı verdim" diye geçirdi içinden " kasları sinirle adeta olduğundan daha kabarık bir hale gelmişti. "yapılacak en mantıklı şey bunların hepsinin kanını içmek" diye düşündü.
aslında çokta önemli değildi zaten burda çokta istiyerek bulunmuyordu. "istediğim an istediğimin kanını alırım" diye düşündü. bunu düşünürken şeytani sırıtışı etrafına buzdan bir duvar örüyordu. hissediyodu, etrafındakilerden daha tehditkardı, daha tehlikeliydi...
"anlaşılan burda benim kadar kendine güven duyan biri yok" di ye tekrar alaylı bir düşünce geçirdi içinden kalenin ana salonunu uçurum yan kısmındaki yıkık ve karanlık bir köşeye çekilip soluklaştı. etrafındakilerin onu görebilmesi için çok kuvvetli algıları ve çok da iyi şansları olması gerekirdi. tam köşeye doğru adım atarken gece yaratıklarını gördü.
ürperti bütün vücudunu kapladı, zamanı geliyordu. "etraftaki deneyimsizler en sonunda birşeyler görecekler" diye düşündü tekrar, ama gece yaratıkları bir hortum gibi bir araya gelirken hala etraftaki gücü hissediyor ve güce karşı bir ürperti duyuyordu...
aslında çokta önemli değildi zaten burda çokta istiyerek bulunmuyordu. "istediğim an istediğimin kanını alırım" diye düşündü. bunu düşünürken şeytani sırıtışı etrafına buzdan bir duvar örüyordu. hissediyodu, etrafındakilerden daha tehditkardı, daha tehlikeliydi...
"anlaşılan burda benim kadar kendine güven duyan biri yok" di ye tekrar alaylı bir düşünce geçirdi içinden kalenin ana salonunu uçurum yan kısmındaki yıkık ve karanlık bir köşeye çekilip soluklaştı. etrafındakilerin onu görebilmesi için çok kuvvetli algıları ve çok da iyi şansları olması gerekirdi. tam köşeye doğru adım atarken gece yaratıklarını gördü.
ürperti bütün vücudunu kapladı, zamanı geliyordu. "etraftaki deneyimsizler en sonunda birşeyler görecekler" diye düşündü tekrar, ama gece yaratıkları bir hortum gibi bir araya gelirken hala etraftaki gücü hissediyor ve güce karşı bir ürperti duyuyordu...
Engizitör Başrahip yere çömeldi, eliyle yerde birşeyler çizmeye başladı. Bu esnada yardımcıları birkaç adım daha geri çekilmişlerdi ve onu izliyorlardı.
Engizitör lideri eline aldığı haç ile yerde birtakım şekiller ve semboller çizmeye başladı. Ã?nce geniş bir yuvarlak, daha sonra geniş bir pentagram ve onu çevreleyen merdivenler. Latince dualar sonrasında...
Haç sembollerin ortasına yerleştirildi ve latince dualar havaya çizilen rünlerle devam etti.
Ve sözler söylendikçe haç yerde kıvranırcasına oynamaya başladı. Duanın son sözü ise 'Gabriel' ile bitti...
Ve söz söylendikten sonra haç bir anda titreyerek çevrildi ve baş kısmı doğruca ilerideki bir noktaya sabitlendi!
Engizitör liderinin etrafındaki rahipler bundan gerçekten etkilenmişlerdi. Dudakları geriye çekilmiş, gözleri pür dikkat liderlerinin omzunun üstünden, sembol çizimlerinin ve haçın olduğu tarafa kesilmişti.
Sonra engizitör lideri cüppesinin eteklerini topladı, öne doğru diz çöktü;
"Ceoris'e doğru gitmiş" dedi yerdeki haçın ucunu göstererek.
"O tarafa doğru devam edelim..." dedi ardından keskince. Sözünün devamı gelecek diye beklendiği sırada ayağa kalkmış, haçı boynuna asmıştı.
Ceoris ismi engizitör liderinde müthiş bir gerginlik yaratmıştı. Dişleri birbirine sıkı sıkıya kenetlenmiş, kaşları kabararak gözlerinin üzerini örtmüştü.
'Tremere evi...' dedi içinden.
'Cezanız öyle büyük ki gözümüzde...'
Ve engizitörler ormanın içinden yollarına devam ettiler...
Engizitör lideri eline aldığı haç ile yerde birtakım şekiller ve semboller çizmeye başladı. Ã?nce geniş bir yuvarlak, daha sonra geniş bir pentagram ve onu çevreleyen merdivenler. Latince dualar sonrasında...
Haç sembollerin ortasına yerleştirildi ve latince dualar havaya çizilen rünlerle devam etti.
Ve sözler söylendikçe haç yerde kıvranırcasına oynamaya başladı. Duanın son sözü ise 'Gabriel' ile bitti...
Ve söz söylendikten sonra haç bir anda titreyerek çevrildi ve baş kısmı doğruca ilerideki bir noktaya sabitlendi!
Engizitör liderinin etrafındaki rahipler bundan gerçekten etkilenmişlerdi. Dudakları geriye çekilmiş, gözleri pür dikkat liderlerinin omzunun üstünden, sembol çizimlerinin ve haçın olduğu tarafa kesilmişti.
Sonra engizitör lideri cüppesinin eteklerini topladı, öne doğru diz çöktü;
"Ceoris'e doğru gitmiş" dedi yerdeki haçın ucunu göstererek.
"O tarafa doğru devam edelim..." dedi ardından keskince. Sözünün devamı gelecek diye beklendiği sırada ayağa kalkmış, haçı boynuna asmıştı.
Ceoris ismi engizitör liderinde müthiş bir gerginlik yaratmıştı. Dişleri birbirine sıkı sıkıya kenetlenmiş, kaşları kabararak gözlerinin üzerini örtmüştü.
'Tremere evi...' dedi içinden.
'Cezanız öyle büyük ki gözümüzde...'
Ve engizitörler ormanın içinden yollarına devam ettiler...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
- buzdaglarininleydisi
- Kullanıcı

- Posts: 204
- Joined: Thu Sep 21, 2006 10:00 am
- Location: Eskişehir
Gititikçe dahada ürkünç bir hal alıyordu burası kahredip durdu vampirliğine derken gözünü alamıyordu gece yaratıklarından havada gerginliğin kokusu vardı tek o değildi belliki gergin olan...ama nedense tüylerimni diken diken eden baska bişidi çözemediği onu korkutan şu ruhlarla ilgili şey nası nerde olacaktı ...bide şu kötü his onu yormaya ve acıktırmaya başlamıştı şimdiden ..ürkünç tablo hoşlaşmak yerine sürekli daha enteresan hal alıyordu harabenin içindeydi yaratıklar bir hortum şeklinde sanki çekildiler..Bulunduğu yerden birazdaha yukarıya çıkarmak ve kayaların arasından izlemek istedi sanki onu saklayabilecek veya güçlü kılacaklarmış gibi.
Kalbinin esiri bir bilge
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
Yıkıntı halindeki şatonun girişinden geçerek içeri girenler önce geniş bir holde buldular kendilerini. Tavandan sarkmış ve düşmeye yüz tutmuş tozlu bir avize göze çarpmaktaydı. Avizenin üzerinde erimiş mumlar, aşağı doğru sarkıtlar oluşturmuştu.
Hemen ileride iki taraftan merdivenler yükseliyor ve yukarıdaki asma kata ve koridora bağlanıyordu. Koridor sağlı ve sollu kapılara uzanmaktaydı. Tavan 10 metre kadar yukarıdaydı, avize ise 3,5 metre kadar yukarıdaydı. Kalın paslanmış zincirler o geniş avizeyi tutmaktaydı.
şatonun girişi tamamen örümcek ağlarıyla çevreliydi, her taraf toz toprak içersindeydi. Dışarıyı görcamlar kırılmış, 10 metrelik geniş ve pahalı perdeler birer paçavra haline gelmişti. Hemen karşıda yıkık dökük bir masa göze çarpmaktaydı, giriş sağa ve sola iki odanın girişi gözükebiliyordu. Bir odanın girişindeki duvar yarı yarıya çatlamış, kapının olması gereken yer çökmüştü.
Diğer odanın bulunduğu taraftaki kapı patlamış ve odanın içinde köşeye bir yere uçmuştu. Kapının çevresi kararmıştı, geniş çatlaklar yukarıdan aşağıya doğru inmekteydi.
şatonun eski ihtişamından zerre eser kalmamıştı.
İçeri giren lanetlilere adeta kendilerini yansıtıyordu...
Hemen ileride iki taraftan merdivenler yükseliyor ve yukarıdaki asma kata ve koridora bağlanıyordu. Koridor sağlı ve sollu kapılara uzanmaktaydı. Tavan 10 metre kadar yukarıdaydı, avize ise 3,5 metre kadar yukarıdaydı. Kalın paslanmış zincirler o geniş avizeyi tutmaktaydı.
şatonun girişi tamamen örümcek ağlarıyla çevreliydi, her taraf toz toprak içersindeydi. Dışarıyı görcamlar kırılmış, 10 metrelik geniş ve pahalı perdeler birer paçavra haline gelmişti. Hemen karşıda yıkık dökük bir masa göze çarpmaktaydı, giriş sağa ve sola iki odanın girişi gözükebiliyordu. Bir odanın girişindeki duvar yarı yarıya çatlamış, kapının olması gereken yer çökmüştü.
Diğer odanın bulunduğu taraftaki kapı patlamış ve odanın içinde köşeye bir yere uçmuştu. Kapının çevresi kararmıştı, geniş çatlaklar yukarıdan aşağıya doğru inmekteydi.
şatonun eski ihtişamından zerre eser kalmamıştı.
İçeri giren lanetlilere adeta kendilerini yansıtıyordu...
Last edited by Eldarin_ on Wed Nov 08, 2006 7:03 pm, edited 1 time in total.
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
-
Dragonfire
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 2005
- Joined: Sun Sep 21, 2003 10:00 am
- Location: Abyss
Etkisiz rüzgarın hissiyle cüppesine dahada sıkı sarılan adam hafifçe doğruldu. şatonun etrafında bir tur atmaya karar verdi. Kendimi burada yabancılara açık edemem, özelliklede davetsiz misafir olarak diye aklından geçirdi bol yenli cüppesinin önünü düzeltirken. şatonun batısına doğgru geniş bir yay çizmek amacı ile hareket etmeye başladı.
"What is locked can be opened; What is hidden can be found; What is yours will be mine."
Ormanın içindeki belli belirsiz patikadan ilerleyen arabanın, bu bozuk patikada, atları sakatlama pahasına bu kadar hızlı gittiğine göre epeyce acelesi olmalıydı. sürücünün iki yanında asılı olan gaz lambalarından yayılan titrek ışık, arabanın her sarsılışında ormanın içindeki gölgeleri daha da rahatsız edecek derecede uzansa da çabucak yerini eski sahiplerine bırakıyordu.
"SEBASTIAN, GELMEDİK Mİ DAHA?!"
Arabanın vagonundan gelen bu tiz ses, içinde kızgınlıktan sabırsızlığa uzanan birçok nahoş hissiyatın tezahürüydü. Sanki sorusunun cevabını araba, bizzat kendisi veriyormuşçasına bir yamacı tırmanmaya başladı. Sert topraktan patika, yerini nispeten taşlık, meyilli yola bırakırken, arabanın çevresindeki ağaçlar yavaş yavaş seyrelmeye başladı ve nihayet yokoldu.
"NEREDEYSE VARDIK, EFENDİ LEO. TEPEDE ZHATKAR şATOSU'NU GÃ?REBİLİRSİNİZ."
oturduğu koltuktan kalkmadan pencereye doğru kaykılan Leo, önce camdaki yansımasına göz gezdirdi. İlk önce, donuk yeşil gözlerini, yansımasındaki ikizlerine kilitledi. Yavaş yavaş bakışlarını yukarıya, alnına kaydırdı. Alnının üstünü ve kel kafasının ön tarafını tamamen kaplayan, kırmızı mürekkeple yapılmış dövmeyi kısa bir süre inceledi. Daha sonra, birden bakışlarını kendinden alarak, Zhatkar şatosu'na yönlendirdi.
şato, kendisine bakılmasından hoşlanmamış olmalıydı. Birden, şatonun üzerinde yaratıklar uçuşmaya başlamıştı. Bu sırada, yine şato tarafından yükselen çığlıları duyan Leo, yüksek sesle bir küfür savurdu. Daha sonra, sanki ağlamak istermişçesini suratını buruşturdu. Geç kaldığının farkındaydı; ama neticede gelmişti.
Araba, dönemeçli yolu izleyerek yamacı tırmandıktan sonra harap vaziyetteki şatoya iyice yaklaştı. Araba nihayet durduğunda Sebastian, sürücü koltuğundan seri bir hareketle atladı ve vagonun kapısını açtı. Efendisi yine, hemen her zaman üzerinde olan toprak renkli tulumunu giymişti. Oturduğu koltukta, yere değmeyen ayaklarını sabırsızca ileri geri sallıyordu.
"Efendi Leo, müsaade ederseniz..."
Kollarını Leo'ya doğru uzatan Sebastian, karşılık buldu ve Leo, Sebastian'ın kendisini kucaklamasına müsaade etti. Sebastian tarafından arabadan indirilen Leo, yere basar basmaz tulumunu ve onu tutan, belindeki siyah kumaştan kuşağı düzeltti. Başını yukarı kaldırarak, hizmetkarıyla yüzleşti:
"Buralarda ol, Sebastian... ve arabayı hazır tut."
Kadim şatoya doğru ilerleyen Leo, hizmetkarının onay reveransını bile görmemişti.
"SEBASTIAN, GELMEDİK Mİ DAHA?!"
Arabanın vagonundan gelen bu tiz ses, içinde kızgınlıktan sabırsızlığa uzanan birçok nahoş hissiyatın tezahürüydü. Sanki sorusunun cevabını araba, bizzat kendisi veriyormuşçasına bir yamacı tırmanmaya başladı. Sert topraktan patika, yerini nispeten taşlık, meyilli yola bırakırken, arabanın çevresindeki ağaçlar yavaş yavaş seyrelmeye başladı ve nihayet yokoldu.
"NEREDEYSE VARDIK, EFENDİ LEO. TEPEDE ZHATKAR şATOSU'NU GÃ?REBİLİRSİNİZ."
oturduğu koltuktan kalkmadan pencereye doğru kaykılan Leo, önce camdaki yansımasına göz gezdirdi. İlk önce, donuk yeşil gözlerini, yansımasındaki ikizlerine kilitledi. Yavaş yavaş bakışlarını yukarıya, alnına kaydırdı. Alnının üstünü ve kel kafasının ön tarafını tamamen kaplayan, kırmızı mürekkeple yapılmış dövmeyi kısa bir süre inceledi. Daha sonra, birden bakışlarını kendinden alarak, Zhatkar şatosu'na yönlendirdi.
şato, kendisine bakılmasından hoşlanmamış olmalıydı. Birden, şatonun üzerinde yaratıklar uçuşmaya başlamıştı. Bu sırada, yine şato tarafından yükselen çığlıları duyan Leo, yüksek sesle bir küfür savurdu. Daha sonra, sanki ağlamak istermişçesini suratını buruşturdu. Geç kaldığının farkındaydı; ama neticede gelmişti.
Araba, dönemeçli yolu izleyerek yamacı tırmandıktan sonra harap vaziyetteki şatoya iyice yaklaştı. Araba nihayet durduğunda Sebastian, sürücü koltuğundan seri bir hareketle atladı ve vagonun kapısını açtı. Efendisi yine, hemen her zaman üzerinde olan toprak renkli tulumunu giymişti. Oturduğu koltukta, yere değmeyen ayaklarını sabırsızca ileri geri sallıyordu.
"Efendi Leo, müsaade ederseniz..."
Kollarını Leo'ya doğru uzatan Sebastian, karşılık buldu ve Leo, Sebastian'ın kendisini kucaklamasına müsaade etti. Sebastian tarafından arabadan indirilen Leo, yere basar basmaz tulumunu ve onu tutan, belindeki siyah kumaştan kuşağı düzeltti. Başını yukarı kaldırarak, hizmetkarıyla yüzleşti:
"Buralarda ol, Sebastian... ve arabayı hazır tut."
Kadim şatoya doğru ilerleyen Leo, hizmetkarının onay reveransını bile görmemişti.
War, war never changes...
Gabriel şatonun girişe göre sağ kısmından dolanmaya başladığında şatonun yüksekteki duvarlarının aşağıdaki duvarlara ziyade çok daha kararmış olduğunu farketti. şatodan dışarı doğu uzanan birkaç balkon yıkılmış ve o bölgelerde dev oyuklar oluşmuştu.
şatonun tüm çevresindeki hal bu şekildeydi.
Fakat Gabriel şatonun gerisine doğru geçtiğinde daha ilginç iki şey daha farketti.
şatonun arka kısmında dev bir yarık oluşmuştu, belliki burada müthiş bir patlama başgöstermişti.
İkinci şey ise şatonun girişinde iki metre kadar yüksekte duran pencereler arka tarafa gelindiğinde yere daha dayakınlaşmış, yosunlar ve bitkiler tarafından kaplanmıştı.
şatonun gerisine geçildiğinde ise eğim gösteriyordu ki, şatonun eskiden yüzeyde kalması gereken iki üç metrelik kısmı zeminin altına girmişti.
Oysa ki zeminin kendisi eğimsizdi...
şatonun tüm çevresindeki hal bu şekildeydi.
Fakat Gabriel şatonun gerisine doğru geçtiğinde daha ilginç iki şey daha farketti.
şatonun arka kısmında dev bir yarık oluşmuştu, belliki burada müthiş bir patlama başgöstermişti.
İkinci şey ise şatonun girişinde iki metre kadar yüksekte duran pencereler arka tarafa gelindiğinde yere daha dayakınlaşmış, yosunlar ve bitkiler tarafından kaplanmıştı.
şatonun gerisine geçildiğinde ise eğim gösteriyordu ki, şatonun eskiden yüzeyde kalması gereken iki üç metrelik kısmı zeminin altına girmişti.
Oysa ki zeminin kendisi eğimsizdi...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
Ã?rpermesinin ve kaslarındaki tüm gerginliğin ardından etraftaki güçü daha yoğun hissetmeye başlamıştı. " zamanı geldi" diye düşündü. az önceki karanlık silueti kaybolmaya başladı ve yerini gergin ve tehditkar bir ruh adeta etrafını kapladı.
-Zamanı geldi! diye gürledi ses şatoda ve dışarsında yankı buldu.
-Ölümsüzler, masanın etrafına toplanın! diye tekrar gürledi...
-Zamanı geldi! diye gürledi ses şatoda ve dışarsında yankı buldu.
-Ölümsüzler, masanın etrafına toplanın! diye tekrar gürledi...
Vladimir şatonun gerisinde beklemekteyken bir at arabasının sol ilerisinden onbeş yirmi metrelik bir mesafeden geçmiş olduğunu görmüştü. At arabası zorlu patikada yukarı çıkmaya çalışıyordu.
Yavaş yavaş herkesin toplanmakta olduğunu farketmişti artık Vladimir...
Tepelik bir noktadan şatonun çevresini izleyen Sylvia biraz sonra aynı at arabasının şatonun yakınlarında bir yerde durduğunu gördü. Ve içinden iki kişi çıktı. Biri üzeride geniş giysileri olan yaverdi, diğeri ise bir çocuk...
Bir çocuk mu!
Anislav kendi bulunduğu tarafa doğru yaklaşan cüppeli miniği izliyordu şimdi...
Yavaş yavaş herkesin toplanmakta olduğunu farketmişti artık Vladimir...
Tepelik bir noktadan şatonun çevresini izleyen Sylvia biraz sonra aynı at arabasının şatonun yakınlarında bir yerde durduğunu gördü. Ve içinden iki kişi çıktı. Biri üzeride geniş giysileri olan yaverdi, diğeri ise bir çocuk...
Bir çocuk mu!
Anislav kendi bulunduğu tarafa doğru yaklaşan cüppeli miniği izliyordu şimdi...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü