şikayetçiyim
Frederich olumlu şekilde başını sallarken şef Albert'a baktı ve "Olabilir efendim!" dedi. "Ama sadece bir şemsiyeye dayanarak, elimizde somut bir ipucu olmadan hareket edemeyiz. Bir kadın olduğu ve lacivert bir şemsiyesi olduğu doğru ama ona suçlu olduğunu söylersek ağzından hiç laf alamayacağımız gibi hiçbir şekilde de bunu ispatlayamayız."
Albert bunu mantıklı buldu. Zaten gönlünden de o hoş, tatlı bayanın bir suçlu olmadığı geçiyordu. Hem bir suçlu onunla neden akşam partisine gitsindi ki? Derken bunda ki hoş bir yan ona dokundu. Hoş ve hoş olduğu kadar da tehlikeli bir yan...
"Eğer o ise... eğer o ise bunu bu akşam öğrenebiliriz!" dedi Albert Frederich'e bakarak. "Bu akşamki partide onun söylediklerini dinleyebiliriz ve hiçbir şekilde... ama hiçbir şekilde ona bir şüpeli olduğunu hissettirmemeliyiz..."
Albert bunu mantıklı buldu. Zaten gönlünden de o hoş, tatlı bayanın bir suçlu olmadığı geçiyordu. Hem bir suçlu onunla neden akşam partisine gitsindi ki? Derken bunda ki hoş bir yan ona dokundu. Hoş ve hoş olduğu kadar da tehlikeli bir yan...
"Eğer o ise... eğer o ise bunu bu akşam öğrenebiliriz!" dedi Albert Frederich'e bakarak. "Bu akşamki partide onun söylediklerini dinleyebiliriz ve hiçbir şekilde... ama hiçbir şekilde ona bir şüpeli olduğunu hissettirmemeliyiz..."
-
punctualazrael
- Kullanıcı

- Posts: 24
- Joined: Thu Jan 19, 2006 10:00 am
- Location: Hymn Court
- Contact:
2 sene önce bilinmeyen bir yer...
Karanlık bir yerdi. Ayak seslerine bakılırsa bir kişi -muhtemelen iri yarı bir erkek-, taş bir zeminde yürüyordu. Sesin yankılanması boş bir yer olduğunu düşündürüyordu. Belki bir mağara ya da eski bir tahıl ambarı? Etraftan gelen başka bir ses yok gibiydi.
Kadın histeri içinde "Beni nereye getirdiniz?" diye bağırdığında sesi taşa çarpıp yeniden kendine döndü. Ayak sesi durmuştu. Kadının sesini sessizlik izledi. Bileklerinden bağlandığı sandalye ve gözlerini örten kumaş parçası onu tamamen çaresiz kılmıştı ama içine girdiği histeriyi yenmesi gerekiyordu. İçgüdüleri ile savaşmaya çalıştı. Nefesini kontrol etmeye başladı. Nefes al... Nefes ver... Nefes al... Nefes ver... şu anda en büyük düşmanı panikti.
Kendini sakinleştirmek için verdiği mücadelede galip çıktı. Bu adam kimdi, neden onu kaçırmıştı, bu işte yalnız mıydı? Yeniden heyecanlandı. Nefes al... Nefes ver....
"Kendine geldin mi güzelim?"
Ses... Tanıdık gibiydi ama bir o kadar da yabancı. Seste inanılması güç ama bir samimiyet vardı. Tanrım bu adam onu kaçırmıştı, ne samimiyetiydi bu?!
"Ah hadi yoksa benimle konuşmayacak mısın bebeğim?"
"Ben... Bileklerim acıyor" sesindeki öfkeyi gizlemeye gerek duymadı.
"Hmmm bakalım ne yapabiliriz."
Tekrar adım sesleri, yaklaşarak... Arkasına dek yürüdü, nefesi kadının ensesindeydi. İpleri gevşetti. Kadın kıpırdamadı hatta nefes bile almadan bekledi. Uygun bir fırsat bulursa kullanacaktı.
"şimdi daha iyi mi 'bebeğim'?"
"Evet... Eğer tamamen çıkarırsan minnettar olurum. Canım acıyor" Son cümleyi oldukça iç parçalayıcı bir sesle söylemişti.
Adamın nefesi ensesini yalıyordu, gittikçe hızlandığını farketti.
"Kokun başımı döndürüyor, biliyorsun değil mi? Bu güzel yasemin kokun..."
Kafasına bir darbe aldı ve herşey sessizliğe gömüldü...
Karanlık bir yerdi. Ayak seslerine bakılırsa bir kişi -muhtemelen iri yarı bir erkek-, taş bir zeminde yürüyordu. Sesin yankılanması boş bir yer olduğunu düşündürüyordu. Belki bir mağara ya da eski bir tahıl ambarı? Etraftan gelen başka bir ses yok gibiydi.
Kadın histeri içinde "Beni nereye getirdiniz?" diye bağırdığında sesi taşa çarpıp yeniden kendine döndü. Ayak sesi durmuştu. Kadının sesini sessizlik izledi. Bileklerinden bağlandığı sandalye ve gözlerini örten kumaş parçası onu tamamen çaresiz kılmıştı ama içine girdiği histeriyi yenmesi gerekiyordu. İçgüdüleri ile savaşmaya çalıştı. Nefesini kontrol etmeye başladı. Nefes al... Nefes ver... Nefes al... Nefes ver... şu anda en büyük düşmanı panikti.
Kendini sakinleştirmek için verdiği mücadelede galip çıktı. Bu adam kimdi, neden onu kaçırmıştı, bu işte yalnız mıydı? Yeniden heyecanlandı. Nefes al... Nefes ver....
"Kendine geldin mi güzelim?"
Ses... Tanıdık gibiydi ama bir o kadar da yabancı. Seste inanılması güç ama bir samimiyet vardı. Tanrım bu adam onu kaçırmıştı, ne samimiyetiydi bu?!
"Ah hadi yoksa benimle konuşmayacak mısın bebeğim?"
"Ben... Bileklerim acıyor" sesindeki öfkeyi gizlemeye gerek duymadı.
"Hmmm bakalım ne yapabiliriz."
Tekrar adım sesleri, yaklaşarak... Arkasına dek yürüdü, nefesi kadının ensesindeydi. İpleri gevşetti. Kadın kıpırdamadı hatta nefes bile almadan bekledi. Uygun bir fırsat bulursa kullanacaktı.
"şimdi daha iyi mi 'bebeğim'?"
"Evet... Eğer tamamen çıkarırsan minnettar olurum. Canım acıyor" Son cümleyi oldukça iç parçalayıcı bir sesle söylemişti.
Adamın nefesi ensesini yalıyordu, gittikçe hızlandığını farketti.
"Kokun başımı döndürüyor, biliyorsun değil mi? Bu güzel yasemin kokun..."
Kafasına bir darbe aldı ve herşey sessizliğe gömüldü...
Uçarken düşler uzaklarda
Hisseder misin soğuğunu
O puslu yarınların?
Hisseder misin soğuğunu
O puslu yarınların?
Kadın camda durmuş düşünüyordu. Geçmiş... Ardında bıraktığı koca bir yalan gibi seni doluyor ve sana sahip oluyor.
Kıkırdamadan edemedi. Sahip oluyor... Bu gece çok daha fazlasına sahip olacaktı...
*
Adam hastaydı, yorgundu. Bitirmesi gereken bir görevi vardı ve bu görev için bu akşamı da ayakta geçirmeliydi.
Elinde ki kutuyu odada ki kasaya bırakırken yumruk yaptığı eli ile ağzını kapatarak öksürdü ve ardından kasanın kapağını kapatarak o gece için önemli olan tek şeyi güvenceye aldı. Kasanın üzerinde ki daireyi üç kere sağa, bir kere sola ve iki kere sağa döndürerek kilidin bir klik sesi çıkararak yerine oturmasını sağladı.
Ardından arkasını dönerek odasına yöneldi. O gece ayakta durması gerekliydi ama geceye kadar, en azından akşam üzerine kadar yatabilirdi...
Kıkırdamadan edemedi. Sahip oluyor... Bu gece çok daha fazlasına sahip olacaktı...
*
Adam hastaydı, yorgundu. Bitirmesi gereken bir görevi vardı ve bu görev için bu akşamı da ayakta geçirmeliydi.
Elinde ki kutuyu odada ki kasaya bırakırken yumruk yaptığı eli ile ağzını kapatarak öksürdü ve ardından kasanın kapağını kapatarak o gece için önemli olan tek şeyi güvenceye aldı. Kasanın üzerinde ki daireyi üç kere sağa, bir kere sola ve iki kere sağa döndürerek kilidin bir klik sesi çıkararak yerine oturmasını sağladı.
Ardından arkasını dönerek odasına yöneldi. O gece ayakta durması gerekliydi ama geceye kadar, en azından akşam üzerine kadar yatabilirdi...
-
punctualazrael
- Kullanıcı

- Posts: 24
- Joined: Thu Jan 19, 2006 10:00 am
- Location: Hymn Court
- Contact:
Bugün Akşam...
Albert, Portakal Güzeli sokağında 13 numarada kapıda elinde bir şişe şarap ve beline gizlediği bir tabanca ile duruyordu. Eşikteydi, içerden müzik ve kahkaha sesleri geliyordu. Arkasında kalan sokağın bir ucunda aracın içinde Frederich karanlıkta bekliyordu. Ters bir durum olmasına karşılık ordaydı.
Albert, kapıyı çaldı. Biraz bekledi. Tam tekrar eli zile uzanıyordu ki kapıyı O açtı. Beyaz elbisesinin açıkta bıraktığı omuzlarına dökülen kızıl saçları ve cömertçe sergilediği göğüs dekoltesi ile ilk bakışta çarpıcıydı. Beline kadar vücudunu saran elbise kalçalarından aşağı genişleyerek ayak bileklerine dek uzanıyordu. Yüzünde kocaman ve sıcak bir gülümseme belirdi. "Hayır bu kadın bir melek olmalı..." diye düşündü Albert.
"Ah hoşgeldiniz şefim... Sizi bekliyordum." uzanarak elindeki şarabı aldı "Hadi gelin içeri"
Tanrım bu kadının peşinden cehenneme bile gidebilirdi. İçeri girdi. Kadının yasemin kokusu yine yüzüne çarpmıştı.
Albert, Portakal Güzeli sokağında 13 numarada kapıda elinde bir şişe şarap ve beline gizlediği bir tabanca ile duruyordu. Eşikteydi, içerden müzik ve kahkaha sesleri geliyordu. Arkasında kalan sokağın bir ucunda aracın içinde Frederich karanlıkta bekliyordu. Ters bir durum olmasına karşılık ordaydı.
Albert, kapıyı çaldı. Biraz bekledi. Tam tekrar eli zile uzanıyordu ki kapıyı O açtı. Beyaz elbisesinin açıkta bıraktığı omuzlarına dökülen kızıl saçları ve cömertçe sergilediği göğüs dekoltesi ile ilk bakışta çarpıcıydı. Beline kadar vücudunu saran elbise kalçalarından aşağı genişleyerek ayak bileklerine dek uzanıyordu. Yüzünde kocaman ve sıcak bir gülümseme belirdi. "Hayır bu kadın bir melek olmalı..." diye düşündü Albert.
"Ah hoşgeldiniz şefim... Sizi bekliyordum." uzanarak elindeki şarabı aldı "Hadi gelin içeri"
Tanrım bu kadının peşinden cehenneme bile gidebilirdi. İçeri girdi. Kadının yasemin kokusu yine yüzüne çarpmıştı.
Uçarken düşler uzaklarda
Hisseder misin soğuğunu
O puslu yarınların?
Hisseder misin soğuğunu
O puslu yarınların?
şef Albert içeriye girmeden önce yavaşça eğildi ve kadının elini tutarak tatlı bir reverans ile öptü. Bir yandan da aklından geçen düşünceler ile kuşatılmıştı. Bu eller... Bu eller gerçekten de cinayet mi işlemişlerdi? Oysa hiç inandırıcı gelmiyordu bu Albert'a. Bu narin eller bir cinayet işleyemezlerdi. Bu güzeller güzeli parmaklar kan ile lekelenemezlerdi...
Albert doğrulurken kadın kıkırdıyordu.
"Bu gün çok güzelsiniz Beth!" diyen Albert yana çekilen kadının yanından eve girdi ve kapı arkasından kapandı.
*
Frederich 1967 model, sarı renk bir Cadillac içerisinde oturmuş Albert ile Beth arasında geçen konuşmaları dinliyordu. Beth'in konuşmalarının ne kadar da gerçekçi, bir hanımefendiye ne kadar da yaraşır olduğunu düşünürken gülmeden duramıyordu.
"Bizim eski kurt işini iyi biliyor." diyerek kahkaha atmadan duramıyordu.
Sokağın dört bir yanına yerleşmiş olan sivil polislerde aynı durumdaydılar...
Albert doğrulurken kadın kıkırdıyordu.
"Bu gün çok güzelsiniz Beth!" diyen Albert yana çekilen kadının yanından eve girdi ve kapı arkasından kapandı.
*
Frederich 1967 model, sarı renk bir Cadillac içerisinde oturmuş Albert ile Beth arasında geçen konuşmaları dinliyordu. Beth'in konuşmalarının ne kadar da gerçekçi, bir hanımefendiye ne kadar da yaraşır olduğunu düşünürken gülmeden duramıyordu.
"Bizim eski kurt işini iyi biliyor." diyerek kahkaha atmadan duramıyordu.
Sokağın dört bir yanına yerleşmiş olan sivil polislerde aynı durumdaydılar...
-
punctualazrael
- Kullanıcı

- Posts: 24
- Joined: Thu Jan 19, 2006 10:00 am
- Location: Hymn Court
- Contact:
Beth, polisin kendine bakışlarından hoşnut görünüyordu. Onu kendini takip etmesi için işaret ederek üst kata giden merdivenlere doğru yürüdü. Elinde albert'in getirdiği şarap şişesi vardı. Merdivenleri birer birer çıkmaya başladı. Albert duraksamıştı. Elinde şarap şişesi ile çok güzel bir kadın onu üst kata çağırıyordu. Görev başındaydı. Değil miydi? Duraksadı. Kadın onun gelmediğini farkederek merdivenlerin orta yerinde durdu. Yarı dönerek elini uzattı ve cesaret verici bir gülümseme parladı yüzünde. Albert için yeterliydi, yukarı çıkacaktı. Bir kez olsun hayatı akışına bırakacaktı...
Uçarken düşler uzaklarda
Hisseder misin soğuğunu
O puslu yarınların?
Hisseder misin soğuğunu
O puslu yarınların?
Üst kata ulaştıklarında kadın bir kapının önünde durarak Albert'e döndü ve "şefim." dedi. "Sizi biraz bekleteceğim için üzgünüm. Salon şu tarafta bir kaç dakika beklerseniz hemen geleceğim. şu makyajımı tazelemem gerekli. Sonra birlikte partiye gidebiliriz."
şefe ruhu kabartan bir öpücük yolladı ve odaya girerek kapıyı arkasından kapattı.
Albert bir kaç dakikayı Beth'in gösterdiği salonda bekledikten sonra odaya doğru yöneldi ve kapının önünde durarak kapıyı çaldı. İçeriden ses gelmeyince ise kapının kolunu merak içerisinde yakalayan adam kapıyı açtı.
şefe ruhu kabartan bir öpücük yolladı ve odaya girerek kapıyı arkasından kapattı.
Albert bir kaç dakikayı Beth'in gösterdiği salonda bekledikten sonra odaya doğru yöneldi ve kapının önünde durarak kapıyı çaldı. İçeriden ses gelmeyince ise kapının kolunu merak içerisinde yakalayan adam kapıyı açtı.
-
punctualazrael
- Kullanıcı

- Posts: 24
- Joined: Thu Jan 19, 2006 10:00 am
- Location: Hymn Court
- Contact:
Kapıyı açtığında yüzüne çarpan beyaz ışık hayatında gördüğü en parlak şeydi. Ne olduğunu anlayamadan ve hiç ses çıkaramadan bayıldı. Yere çarptığını bile hatırlamıyordu. Uyandığında uzay mekiğine benzer tavan ve zemini metalle kaplı bir yerde olduğunu gördü. Elleri ve ayakları bileklerinden bağlanmış şekilde yatıyordu.
Kalbi öyle delicesine çarpıyordu ki kilometrelerce uzaktan bile duyulabildiğine emindir. Kafasını sağa sola çevirerek nerede olduğuna dair bir fikir edinmeye çalıştı. Yıllardır sürdürdüğü kariyeri boyunca hiç bu denli korkmamıştı. Tanrım neler oluyordu?!!
Kalbi öyle delicesine çarpıyordu ki kilometrelerce uzaktan bile duyulabildiğine emindir. Kafasını sağa sola çevirerek nerede olduğuna dair bir fikir edinmeye çalıştı. Yıllardır sürdürdüğü kariyeri boyunca hiç bu denli korkmamıştı. Tanrım neler oluyordu?!!
Uçarken düşler uzaklarda
Hisseder misin soğuğunu
O puslu yarınların?
Hisseder misin soğuğunu
O puslu yarınların?
"şefim..."
Albert sanki sallanıyordu.
"şefim... İyi misiniz?"
Polis şefi bu kadın sesini duyunca aniden gözlerini açtı ve etrafına bakındı.
Sıcak... Sıcak...
şef şaşkınlık içerisinde etrafına bakarken kadın ona gülümsedi ve "Yardımınıza ihtiyacım var." dedi. şef yerden kalkarken etrafında ki tüm görüntüler sanki bir anlığına bulanıklaştı, ardından "Burası... burası neresi?" diye sorabildiği anda nerede olduğunu fark etti.
Issız... sonsuz bir çölün ortasındaydılar. Göz alabildiğine uzalan sapsarı kumların tam ortasında...
şef korku içerisinde karşısında ki kızıl saçlı, güzeller güzeli kadına baktı ve "Orada yoktu!" dedi. "O bankaya gittim ama aradığım şey orada ki ilgili kasada değildi."
Kadının varlığında bir dalgalanma oldu. "Yokoluyorum şefim ve ölüm geliyor..." Neredeyse isterik bir kahkaha attı kadın. "Ne olur... ne olur bana yardım edin..."
Bir televizyon kanalının karıncalanması gibi kadının görünüşü karıncalandı, bir an gitti ve geriye geldi...
Albert sanki sallanıyordu.
"şefim... İyi misiniz?"
Polis şefi bu kadın sesini duyunca aniden gözlerini açtı ve etrafına bakındı.
Sıcak... Sıcak...
şef şaşkınlık içerisinde etrafına bakarken kadın ona gülümsedi ve "Yardımınıza ihtiyacım var." dedi. şef yerden kalkarken etrafında ki tüm görüntüler sanki bir anlığına bulanıklaştı, ardından "Burası... burası neresi?" diye sorabildiği anda nerede olduğunu fark etti.
Issız... sonsuz bir çölün ortasındaydılar. Göz alabildiğine uzalan sapsarı kumların tam ortasında...
şef korku içerisinde karşısında ki kızıl saçlı, güzeller güzeli kadına baktı ve "Orada yoktu!" dedi. "O bankaya gittim ama aradığım şey orada ki ilgili kasada değildi."
Kadının varlığında bir dalgalanma oldu. "Yokoluyorum şefim ve ölüm geliyor..." Neredeyse isterik bir kahkaha attı kadın. "Ne olur... ne olur bana yardım edin..."
Bir televizyon kanalının karıncalanması gibi kadının görünüşü karıncalandı, bir an gitti ve geriye geldi...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests